SUNUCU: İyi akşamlar Sayın İzleyicilerimiz ve Dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Orta TV Adana, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Bildiğiniz gibi bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, inşaAllah. Atatürk, vatanın kurtuluşu için başlangıç tarihi olarak kabul ettiğimiz 19 Mayıs gününde Samsun’a ayak basmıştı ve bugün 92. yıl dönümünü kutluyoruz hep birlikte, ülkece, inşaAllah. Atatürk ile ilgili şu an elimde çeşitli bilgiler var Hocam, sizin eserlerinizden istifade ederek hazırlanmış. Türk-İslam Birliği’ni savunması, dindarlığı, Peygamberimiz (s.a.v)’e olan sevgi ve saygısı, Kuran-ı Kerim tefsiri yaptırması, hayatında 19’ların önemi gibi uygun gördüğünüz bir konuda anlatabilirim.
ADNAN OKTAR: Bizde film olarak vardı o, hazır, Atatürk’ün. Hatta üç, dört film olması lazım. Evet, o filmlerden ilk ikisini gösterebiliriz.
-VTR- Atatürk Samimi Bir Müslüman’dı, Samimi Bir Dindar Atatürk
ADNAN OKTAR: Atatürk ahir zamanda geleceği belirtilen mühim bir şahsiyettir. Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı olan, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olan bir kişidir. Mansur olarak geçer ismi hadislerde, Mansur; muzaffer anlamına gelir. Hz. Mehdi (a.s) öncüsüdür. Atatürk olmadan Hz. Mehdi (a.s) olmazdı, önce Atatürk sonra Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan, ortam hazırlayan bir insandır. Çok tarihi, metafizik bir şahsiyettir, olağanüstü bir şahıstır.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam Azerbaycan’dan sizi seven bir hanım kardeşimiz, Seyyide Mir Hamza Aliyeva’nın bir mesajı var. Şöyle diyor; “Bugün Astara Royal Merkez Kütüphanesi’ne Sayın Hocamız’ın altı tane kitabını resmi olarak hediye ettim, inşaAllah. Dört Azerbaycan dilinde, iki Rus dilinde, inşaAllah.” Kardeşimiz şimdilik imkanların buna el verdiğini, imkan olduğunda daha da fazla kitabı kütüphanelere eklemeye devam edeceğini ifade ediyor. Sizin belirttiğiniz gibi kitapların kütüphaneye eklenme aşamasını da takip etmiş ve de resimlerini göndermiş bize.
ADNAN OKTAR: Kütüphanenin resmi mi bu?
ALTUĞ BERKER: Evet, kütüphanenin resmi, kayda aldırdığına dair evrağı.
ADNAN OKTAR: Ne güzel işte, benim istediğim bu. Kayıt evrakı da gelmiş, süper.
ALTUĞ BERKER: Standı da fotoğraflamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, süper olmuş. Çok ideal, örnek bir çalışma, bayağı güzel. Çünkü yüreğimize rahatlık getirmesi için, benim güvenmediğimden değil ama ben o belgeyi gördüğümde, başkaları da gördüğünde içi açılır, hoşluk olur. Sevinç duyacağımız bir olay, maşaAllah, elhamdülillah. O kitap orada yüz sene durur, en az yüz sene. Gelene, geçene nur saçacak. Bilgisayar bozulur, sistemler çökebilir ama kitap çökmez, kitap durur. Özellikle kütüphanede çok titiz korunur kitaplar. Kitapçı olacağız, daima kitap.
ALTUĞ BERKER: Avustralya’daki The Australian Jewish News’te sizinle ilgili bir haber çıkmış. Derginin kapağı bu. İlgili yazı burada. Avustralya’da 1995’ten bu yana 2 haftada bir basılan, Museviler ile ilgili haberleri yayınlayan bir gazete bu. Haberde şöyle diyor; “İsrail’den gelen bir heyet Harun Yahya olarak da bilinen bir felsefeci ve din adamı olan ve Müslüman dünyasında geniş bir takipçisi olan Adnan Oktar ile görüştüler.” Haberde, karşılıklı olarak inançlar arasında anlayışı geliştirme yolları arandığını ve bir basın toplantısı düzenlendiğini anlatıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben şimdi düşünüyorum, mesela Filistin, zamanında, bizim çocukluğumuzda falan komünistti, komünistlerin kontrolündeydi. Türkiye’den komünistler oraya eğitime giderlerdi kamplara, ünlüydü. Askeri kıyafetlerle gezerler, bilmem ne falan, komünizmin kalesiydi. Orada İsrailli dindarlardan çok olumlu etkilendiler, onlarla bir rekabet ruhuna girdiler. “Biz de dindar olacağız, onlar dindarsa biz niye dindar olmayalım” gibisinden. Ondan sonra dindar oldular. O yönden de İsrail’in orada bulunmasının bir hikmeti de odur. Yoksa nargileci takımıydı birçoğu, tabii, herkes bilir.
ALTUĞ BERKER: Süleyman Kösmene kardeşimiz, Yeni Asya Gazetesi’nde, Hz. İsa (a.s)’ın ölmediğini ve ahir zamanda yeryüzüne yeniden geleceğini, Üstad’ın açıklamaları ve Kuran ayetleriyle ispat eden güzel bir yazı kaleme almış. Ayetlerde net ve kesin ifadelerle Hz. İsa (a.s)’ın öldürülmediğinin haber verildiğini, Allah Katı’na alındığını, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine göre Hz. İsa (a.s)’ın şahs-ı manevi olarak değil şahıs olarak geleceğini, herkesin Hz. İsa (a.s)’ı tanıyamayacağını, ancak onun mukarreb ve havassının onu imanın nuruyla tanıyacaklarını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Allah bize de nasip etse ne şahane olur, başlangıç safhasında, şahane üzeri şahane olur, bayağı güzel olur, maşaAllah değil mi? Süper olur, acayip hizmet ederiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Milliyet Gazetesi’nde çalışan Naci Özkan basın kuruluşlarına Doğan Medya Grubu ile ilgili bir mektup yollamış. Şahin Alpay da eskiden birlikte çalıştığı bu kişinin mektubunu köşesinde yayınlamış. Mektupta özetle şöyle diyor; “Doğan Grubu benim için iş hukukuna, insan haklarına aykırı çalışma koşulları demek. Yapılmayan, neredeyse dört senelik sigortam demek. Vergi rekortmeni bir ailenin, bir basın çalışanının maaşını bile sigortaya tam olarak göstermesini anlayamamak demek. Ödenmeyen fazla mesailer demek. Aydın Doğan, Milliyet’i bırakırken çalışanlardan helallik istedi, ben hakkımı helal edemiyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi tabii onu orada fikri yönünü almıyor, ekonomik yönünü alıyor. Genellikle işten atılanlar patronlarını kötü söylerler, iyi konuşmazlar hakkında. Ama daha önce baş tacı eder; daha önce tanıştığı dönemde, onun yanında çalıştığı dönemde el pençe divan falan, böyle topuk selamı duruyorlar, ayrıldıktan sonra veryansın ediyorlar. Olmaz, ta başında onu söyleyecek. Hiç daha bu olaylar olmadan bunları söylemesi lazım. Aydın Doğan’ın biz ne olduğunu biliriz, Türkiye’de herkes biliyor, bilmeyen yok.
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz şiddet gören hanımların korunması konusunu çok detaylı olarak anlatmış ve birçok yol tarif etmiştiniz çözüm için. Bugün bir çocuk annesi Hülya Tazegül Hanım, şiddet gördüğü kocası tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Daha önce balyozla kapıyı kırıp tüm aileyi öldürmeye teşebbüs eden, başka bir seferinde doğalgaz hattını ateşe vererek öldürmeye çalışan bu kişi, bugün Hülya Hanım’ı kurşunlayarak öldürmüş. Devletten birçok kere koruma talep eden bu hanımın korunma talepleri reddedilmiş.
ADNAN OKTAR: Kadınların öldürülmeleri peş peşe devam ediyor, yaralanmaları peş peşe devam ediyor. Türkiye’de yargı, hukuk sistemi o kadar çok sağlıklı çalışmıyor. Aslında bu çok acı bir gerçek ama çok açık görüyoruz, biliyoruz. Zannedildiği gibi değil. Bunun Avrupa standartlarının üzerine çıkarılması lazım. Bu çok hayati bir lükstür. Milletin ekmekten, yemekten daha öncelikli ihtiyacıdır. Mesela bakıyorum, bizim de karşılaştığımız olay, yargıda müdahil hakkı olmuyor. Bir insan ihbarcı olabilir, bir şeyi ihbar edersin ama müdahil değildir. Çünkü olaydan zarar görmesi lazım adamın. Mesela birine bir şey olmuş, bir olay var, ondan da şikayetçi oluyor. Olabilirsin, ihbarcılık kanunen haktır, adam yapabilir ama aynı zamanda müdahil oluyor. Ne alaka, senin ne alakan var, değil mi? Alenen üstleniyor, sanki konu ona dokunuyormuş gibi. Cayır cayır bu sistem işliyor şu an. Bizim de karşılaştığımız bir olay. Mesela adam, sokaktan herhangi bir adam ihbarda bulunuyor, tabii gidip ifade vereceksin. Adam aşka geliyor durduk yere, bir tane kerterizin teki yine ortaya çıkmış; “Adnan Hoca kandan bahsediyor, ayaklanmadan bahsediyor” diye. Gece-gündüz sevgiden, şefkatten, merhametten bahsetmiyor muyum? Gece-gündüz merhametten bahsediyoruz, kana karşı olduğumuzu söylüyoruz, değil mi? Uyuyan kişinin dahi uyandırılmaması gerektiğini, bunları anlatıyoruz. Yeni bir vaka daha, gidip ona da ifade vereceğiz şimdi, inşaAllah. Bir de böyle tipler müdahil de oluyor ayrıca. Ne alaka, zaten atmışsın bir tane şey ortaya. Hani derler ya, “bir akıllı kuyuya taş atar, kırk kişi çıkaramaz;” atmışsın, cevabını veriyoruz. Bir de müdahil oluyor adam, sokaktan adam. Kanuni hakkı yok, hiçbir şekilde kanuni hakkı yok, kanunda öyle bir şey yok, Yargıtay içtihatlarında da hiçbir şekilde bulunamaz. “Burası Türkiye, oluyor” kafası olmaz, işte bunun olmaması lazım. Tabii ki bizim yargıya saygımız büyük, mahkemelere saygımız büyük ama benim bu dediğim de Yargıtay içtihatlarında belirtilen bir husus. Yargıtay içtihatlarında açıklanan bir hususu belirtiyorum, kanunda açıklanan bir hususu belirtiyorum, bu çok acayip. Bununla iki saat uğraşmamız gerekiyor, iki saat. İçtihat çıkartıyoruz, bilmem ne çıkartıyoruz, belgeler hazırlıyoruz, uğraş da uğraş. Bunun çok kolay olması lazım. Mesela atmasyon bir ihbar olduğunda, hemen bunun cevabının verilmesi lazım; vatandaşın rahatsız edilmemesi gerekiyor, değil mi? Ta bilmem nereden, buradan kalkıyoruz Kastamonu’ya gidiyoruz, gidip orada ifade veriyoruz, bilmem ne falan.
Şimdi bu hanımların şehit edilmesi konusuna gelince, defalarca söylüyorum hanımlara, böyle psikopat adamlar olduğunda, mesela kocasıyım diyor veyahut sevgilim diyor, elin çakalı musallat oluyor. Nereden sevgilisi oluyorsa? Böyle atmasyon sevgili iddiası ile ortaya çıkıyor elin çakalı. Şimdi savcılığa şikayet ediyorlar, savcılığın zannedildiği kadar bir gücü olmaz. Savcılığa şikayetçi olursun senin evrakını işleme koyar, 10-15 gün devam eder, ondan sonra karakola yazı yazılır. Sen oradan gidersin karakola, en fazla telefonla polis çağırılma hakkı verilebilir veyahut günün belirli saatlerinde polis onun yanında olur. Gece yarısı 12’de geliyor çakal adam, ne yapacaksın? Bunda ne yapılır? Mahalleyi ayağa kaldıracaksın kardeşim, bütün mahalleye söylesin, herkese söylesin. Mesela benim haberim olacak, adam gidecek böyle bir kepazelik yapacak, yapamaz, yaptırmayız. Göğsümüzü siper ederiz, yaptırmayız. Olmaz öyle şey. Gayet de kolay, kalabalıktan çekinir böyle insanlar. Hemen polisi çağırırız, 155’i çağırırız, değil mi? Yeri yerinden oynatırız, gayet de kolay olur. İt gibi de kaçar, çakal. Sahipsiz zannettikleri için bunu yapıyorlar. Bir kadını öldürttürmek ne demek, sen de ortak olmuş oluyorsun o zaman, seyredersen. Söylesinler, bakın defalarca söylüyorum, komşuya söylesinler, caminin hocasına söylesinler, camideki halka söylesinler, esnafa söylesinler, “böyle bir durum var” desinler. Bir şey yok bunda, söylenir, hatta mümkünse resmini de versinler, bu adam deyip anlatsın, değil mi? Hiçbir şey yoksa artık bana söylesinler kardeşim, ne diyeyim. İllet oluyorum ben, gece gündüz bu nedir böyle, değil mi? Ben giderim bütün mahalleyi ayağa kaldırırım, herkese söylerim. Mahalle karakolunu tenbihlerim; emekli polisler oluyor, onlara da söyleriz, herkese söyleriz. Ne demek? Bu nedir böyle, önü yok, sonu yok bunun? Elin çakalı çıkarıyor; takır, takır, takır. Kadınlar zaten naif varlıklar, nazik varlıklar. Bak, evini balyozla kırıyor; ah, ben orada olacağım… Balyozla kapı kırıyor, işe bak. 155’in gelmesi on dakika sürmez; çağır polisi, al götür, rezil rüsva et adamı. İnternete de adamın resmini koyarsın, “bu, bunu yaptı” diyerekten, savcılıktan belgeyle. Dikkatli olun diye bütün milleti uyarırsın, vatandaşı da uyarırsın. Çok kızdırıcı; mazlumlar, yazık; çok şeker, tatlı varlıklar. Onlar da gidip kuzu gibi onlara teslim oluyorlar. Söylesene, ortalığı velveleye versene. Ağızlarını niyeyse tutuyorlar, kendilerine bir ket vuruyorlar. Bu utanılacak bir konu mu? Mesela bir yangın olsa, bağırır söylersin, “yangın var yardımcı olun” denmez mi? Bu da bir yangın işte, söyleyecekler, tabii. Devleti de ayağa kaldırmak lazım, devletin bütün imkanlarını ayağa kaldırırsın. Böyle şey olmaz. Duydukça, kan tepeme çıkıyor derler ya, illet oluyorum yani. Hemen hemen her gün bu haber var böyle, her gün; önü yok, sonu yok. Her psikopat böyle gelip genç kızları öldürecekse, kadınları öldürecekse, biz burada seyir mi edeceğiz böyle? Bir de hükümet kanun çıkarsın, zor bir şey değil, 24 saat polis beklesin, ne olacak? Parasını vereceğiz biz, parasıyla değil mi? Polis kadrosu yetmiyorsa, 100 bin kişilik daha polis kadrosu açtırırız, zor mu? Kadın polis verilebilir yanına, kadınsa. Evinde kalsın kadın polis, 24 saat beklesin, nöbetleşe beklesinler. Üç kadın polis bekleyebilir veyahut erkek polis de bekleyebilir, bilmiyorum, duruma göre, değil mi? Sekizer saat arayla bekler, bu kadar. “Ödenek yok,” parasını biz veririz. Devletin istediği para olsun, hükümetin istediği para olsun, veririz parasını. Biz böyle bir şey istemiyoruz. Bu nedir böyle, gece-gündüz, gece-gündüz, gece-gündüz. Gölge gibi takip etsin polis. Bir de böyle psikopatlık yapanları da polisin takip etmesi lazım. Adam nasıl geziyor elinde balyozla, bilmem neyle falan, değil mi? Nefes aldırmamak lazım. Adam psikopatlık yaptıktan sonra teknik takip oluşması lazım. Cinayete eğilimli bir adam elini kolunu sallayarak gezemez, cinayet girişiminde bulunan bir adam. Sürekli teknik takip gerekir. Telefonlarının dinlenmesi lazım, adım adım takip edilmesi lazım, polis takip edecek. Öyle elini kolunu sallayarak psikopatlık yapmak yok. Dürüst vatandaşa bütün yollar açık, psikopata yollar kapalı. Olmaz öyle şey. Bilmiyorum, yanlış mı söylüyorum?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru söylüyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kanunu işler hale getirmek özetle benim anlatmak istediğim, hukuku daha işler hale getirmek.
ALTUĞ BERKER: Sayın Başbakan’ın sözü vardı Hocam, “Gücümüz, birliğimiz” diye geçmiş gazeteye. “Bu ülkeyi kardeşlikle büyütmeye devam edeceğiz” demiş. Birlikten bahsetmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başbakan Türkiye’yi bölmek istiyor falan diyorlar, ayıp yapıyorlar. Şimdi bu insan bütün ömrünü Türkiye’yi bölmek için mi ayırdı, onun için mi yaşadı, onun için mi Başbakan oldu? Niçin böyle bir şey istesin, şu akıl mı? Çok acayip bir laf. Hiç kimse vatanın bölünmesini istemez. Bir kere, vatanın bölünmesi lüksü kaldıran bir şeydir, güzelliği kaldıran bir şeydir. Bütünlük zenginliktir, büyüme zenginliktir, küçülme zenginlik değildir ki. Niye istesin Başbakan böyle bir şey? Durup durup ortaya laf atıyorlar. Asıl siz istiyorsunuz, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü siz desteklemiyor musunuz? Türkiye’yi 22’ye bölmek istemiyor mu iddia edilen Ergenekon terör örgütü? 3 milyon vatandaşı 24 saat içerisinde yok etmeyi düşünmüyor musunuz? Bölücülük, işte bu. Camileri bombalamaya, ayaklanma yapmaya hazırlık yapmıyor musunuz? Yeri göğü silahlarda donatıp, her yeri cephanelik haline siz getirmiyor musunuz? Bunların yüzüne teneke çakılmış, bu adamlarda utanma diye bir şey yok, hayret yani. Benim gördüğüm, Başbakan samimi, yani mazlum. Cumhurbaşkanımız da öyle, sempatik bir insan, mazlum bir insan. Gayet saygılı, kibar, efendi bir insan. Kimseye zararı yok, zoru yok; mütevazı, kendi halinde bir insan. Başbakan da bak geceli-gündüzlü, yaşlandı ya, yani bütün ömrünü, Allah rızası için İslam’a, Kuran’a sarf ediyor, yani ruhen içinden ama vargücüyle de vatana, millete faydalı olmak için uğraşıyor. Çok zordur Başbakan olmak. Öyle keyifli bir iş değil ki. Yani çok zor, çileli bir iştir. Gece gündüz yok; uyumayacaksın, kalkacaksın buradan Diyarbakır’a gideceksin, oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya. Gecesi gündüzüne karışıyor. Acayip zordur. Sürekli konuşacaksın. Sorumluluk alıyorsun, sürekli okuman gerekiyor, o kağıtların altını imzalıyorsun. Lüks bir hayat değildir başbakanlık, acayip zordur. Yok, “çıkarları oluyor.” Ne çıkarı olacak? Ne alacak yani? Kaç tane çocuğu var belli, ortada. Mal varlığı, mülkü de ortada. Nereye çıkar yapacak yani? Ne yapabilir yani? Bütün milletin gözünün önünde, ne yapabilir? O, daha önceki dönemlerde vardı, o tip sistemler. Bütün milletin gözü önünde rezalet çıkarıyorlardı. Böyle bir şey olmaz. Bir de karakteri de böyle bir şeye müsait değil Başbakan’ın; tanıyoruz, biliyoruz. Efendi, terbiyeli insan; ekibi de öyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, sizin de bildiğiniz gibi geçtiğimiz haftalarda Beşar Esad kuvvetleri Suriye’de halka yönelik büyük şiddet kullandı. Örneğin, Dera şehrinde binlerce kişi gözaltına alındı ve kendilerinden de bir haber alınamadı. Ordu şehirden çekildikten sonra çok korkunç bir gerçek ortaya çıkmış. Arazi bölgelerinde çukurlar içine insanları gömmüş. Çok sayıda ceset ortaya çıkmış bu şekilde. Zaten gözaltına alınan kişilerden de hiç haber alınamıyormuş. “Bizde kayıt yok” diyormuş
hükümet yetkilileri. Buna dair görüntü vardı, eğer bakmak isterseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım.
-Video- Suriye’deki Olaylar
ADNAN OKTAR:Yani, doldurmuşlar her yeri demek ki. Beşar Esad’ı ben aklı başında bir insan biliyordum. Bu ne yapıyor böyle? Yani, Allahualem devlete hakim olamıyor, anladığım kadarıyla. Yani derin devlet ortalığı birbirine katıyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, Suriye’de de çok etkili. Ve orada da kan dökmeyi, zulmü onlara öğrettiler, psikopatlığı öğrettiler. Bunlar yakında Beşar Esad’ı da öldürür, Allahualem. Çakal takımı, bayağı tehlikeli tipler. Beşar Esad eğer akıllı bir hareket edecekse Türkiye ile birleşsin. Yani, parlamentoyu toplasın, karar alsın; “biz Türkiye ile birleştik” desin. Tam anlamıyla kurtulur. Kelimenin tam anlamıyla kurtulur. Konu biter yani. Mektup yazmak lazım aslında Beşar Esad’a. Bu panikten aklı gitmiş olabilir onun şu an. Yani heyecandan, panikten korkutmuşlardır. Meclis’i de tehdit ediyorlardır. Mecliste vardır delikanlı milletvekilleri; onlardan mesela böyle elli-yüz tanesiyle görüşülse, konuşulsa, diğerlerine de kabul ettirirler. Türkiye ile birleşme kararı alsalar, konu biter. Tabii, çok geç kaldılar. Biz onu taa zamanında söylemiştik. Çok sakat bir durum var, hiç bekletmemek lazım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER: Başka görüntü daha var Suriye’den, eğer görmek isterseniz.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
ALTUĞ BERKER: Burada yaralıları almaya ambulans geliyor birazdan. Uzaktan ambulans şoförünü ve yardımcısını vuruyorlar.
-Video- Suriye’deki Olaylar
ADNAN OKTAR: Yani bilmiyorum, Türkiye’ye de geliyordu Beşar Esad; benim gördüğüm, herhalde gücünü kaybetmiş, kontrolü kaybetmiş. Yapılacak iş bu, başka bir şey yok; Türkiye’nin teklif etmesi lazım. Son aşamaya kadar gelmişlerdi, yani bayağı istiyorlardı. Fakat bir yerde ortalık karıştı. Fakat bunlar Peygamberimiz (s.a.v)’in olacağını belirttiği olaylar. Yani bunlar olmadan, o olmuyor işte. Yani şimdi İttihad-ı İslam’ı Allah onlara mecbur etmiş oldu. Hiçbir kurtuluş olmaz başka türlü. Yani başka birisi gelse, daha da muazzam karışıklık olur Suriye’de. Yani sel gibi kan akar. İttihad-ı İslam’ın dışında, Mehdiyet’in dışında hiçbir kurtuluş yok. Hiçbir şekilde kurtulamazlar, Allah karmakarışık yapar. Bak, ambulans şoförünü bile vuruyorlar. Ambulans şoförü garibanın teki, ne alaka. Allah rızası için geliyor, onu da öldürüyorlar. Bu kepazelik, bu rezalet Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar devam eder. Başka türlü hiçbir çıkışları, kurtuluşları yok. Hadi gelsin de şahs-ı manevi kurtarsın bunları bakalım; şahs-ı maneviciler, değil mi? Gece-gündüz, “şahs-ı manevi şöyle yapacak, şahs-ı manevi böyle yapacak.” Bak, şahs-ı manevinin hiçbir şeye gücü yetmiyor. Sadece seyrediyor şahs-ı manevi. Acz içinde şahs-ı manevi, şahs-ı manevinin yapacağı bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s), talebeleri ve ondan oluşan şahs-ı manevi olursa olur. Sen üç parçayı birbirinden ayırmışsın. Hz. Mehdi (a.s)’ı ayırmışsın, talebelerini ayırmışsın, şahs-ı maneviyi bırakmışsın. Şahs-ı manevi, boşluk meydana getiriyor işte böyle. Hiçbir şey olmaz. Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri olmadan olmaz. Hz. Mehdi (a.s), talebeleri ve şahs-ı manevisi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Avrupa’da, ekonomik krizin etkileri hala devam ediyor. Bu etkiyi kırmak için birçok ekonomik tasarruf tedbiri de alınıyor. Bölgenin ekonomik lideri olan Almanya’nın Başbakanı Merkel, Yunanistan’ı tembelliği konusunda uyarmış. İlk krize girdiğinde, Avrupa Birliği’nden yardım talep eden Yunanistan’ın, bu tasarruf tedbirlerini uygulamadığını; halen Avrupa’ya yük olmaya devam ettiğini, ifade etmiş.
Kaç gündür Diyarbakır’da devlete karşı faaliyet gösteren, 12 teröristin öldürülmesiyle ilgili yazı ve haberler yayınlanıyordu Hocam. Bildiğiniz gibi bugün BDP’nin Eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da konuyla ilgili bir açıklamada bulunmuş. Başbakan’ın, “bu operasyonlar yapılıyor ve yapılmaya devam edecek” diye açıklamasını, “orada ölenlerin de Müslüman çocukları olduğunu, bir cenazeye ne olursa olsun terörist cenazesi denilemeyeceğini, böyle yapan bir kişinin dininin İslamiyet olamayacağını ve bu kişiyle din kardeşi olamayacaklarını” söylemiş. CHP’nin Diyarbakır’daki seçim bürosunun kepenklerini kapatmasını da insanı bir davranış olarak değerlendirmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, sen çocukları önce komünist yapıyorsun, Stalinist yapıyorsun, sonra “Müslüman bunlar” diyorsun. Yani Demirtaş mıdır, o muhatabım değil, onu kastetmiyorum da, genel olarak yani, PKK’nın genel siyaseti olarak söylüyorum. Çocukları alıyorlar, eğitiyorlar; Darwinist-materyalist, komünist yapıyorlar; onlar ölünce de, “bak, mümin, muttaki, ehl-i takva birisi öldü” diyorlar. Komünist yapıp dağa çıkaran siz değil misiniz? Onları anarşist, terörist yapan siz değil misiniz? Polisle, askerle çatışmaya onları teşvik eden siz değil misiniz? Eline silahı veren siz değil misiniz? Bombayı veren siz değil misiniz? “Git askeri, polisi öldür, şehit et” diyen siz değil misiniz? “Binaları havaya uçurun” diyen siz değil misiniz? Stalin’in, Lenin’in görüşlerini aynen aktaran siz değil misiniz? Gerçekler ortada, oturup gizlenecek bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum. www.AllahinSonsuzGucu.com Allah bir ayette inkarcılar için, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediklerinden bahsediyor. Bir mümin ise, bunun tam tersi olarak Yüce Allah’ın sonsuz gücünü, sürekli düşünür ve anar. Nimetlerin farkında olan insan için asıl önemli olan Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edebilmektir. Çünkü Yüce Allah şanı çok yüce olandır, her şeyin sahibidir, yaratıcısıdır. Allah’ın üstün sıfatlarıyla düşünerek, tanımaya çalışmak gerekir. Bu site kardeşlerimizin Allah’ın sonsuz gücünü tanıyıp, düşünmeye vesile olacak, inşaAllah. Sitenin adını tekrar ediyorum, AllahinSonsuzGucu.com.
Bu akşam, bildiğiniz gibi Hocam, Fransa’nın Rouen şehrinde Yahya Camii’nde bir konferansımız var. Kardeşlerimiz, çok yoğun bir ilgi olduğunu haber verdiler, inşaAllah, maşaAllah. Seri konferanslarımız Fransa’da devam ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Monşer İzzet, açıklama yapmadı daha. “Nedir sorun” diye sorduk, monşerimizden ses yok. Yani orada düğün yapılıyor, çalgılar çengiler falan, her şey oluyor salonda. Allah’tan, dinden bahsedip, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatacağız, “müsaade yok” diyor Monşer İzzet. Biz ne yaptık? Daha geniş bir salona geçtik. Daha kapsamlı yaptık konferansı. Bugünkü de çaka çaka dolmuş, sokaklara taşmış bugünkü.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Monşer İzzet, bilmiyorum ne yapacak bugünkü durumda. Pijamayla sokağa fırlayacak herhalde.
ALTUĞ BERKER: Yarın da var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Avrupa’nın en büyük camilerinden olan, Évry Camii’nde konferansımız var, inşaAllah. 18:30’da ilk konferansımız olacak, akşam namazı için ara verilecek, inşaAllah. 20:00’da da ikinci konferansımız olacak, inşaAllah. Bu konuda bilgi almak isteyen kardeşlerimiz, hyfrans@gmail.comadresine e-mail yollayabilirler, inşaAllah. Onunla ilgili bir afiş, yarınki konferansın afişini de göstermek istiyorum kardeşlerimize, inşaAllah. HyFrance.com adresinden bilgi alabilirler. Yarınki konferansımızın afişi de böyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel. “Fransa Fransa, yedi krala saray olan Fransa, biz seni Nemçelilerine Allah’a emanet edip verdik ve işte geri almaya geldik” diyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum çok değerli, muhterem Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yayınlarınızı, muhteşem faaliyetlerinizi, büyük bir memnuniyetle takip ediyorum. Allah razı olsun. Gücünüz, kuvvetiniz artsın, inşaAllah. Muhterem Hocam, ben bir öğretmenim. “Hocam, derdim çok büyük. Oğlum, Boğaziçi mezunu. Boğaziçi’ nde maalesef ateist gruplar arasına almışlar çocuğumu, sonradan haberim oldu, geç kaldık maalesef. Bize ikircikli davranıyor, iman noktasında.” Yani herhalde ikinci planda falan, ters davranıyor anlamında diyor. “Ama ben internetten de takip ediyorum, twitter’dan, facebook’dan. Ateist ve materyalist gruplara kadar ilişkisi var sanıyorum. Kahroluyorum Hocam” diyor. “Allah düşmanları mahvettiler evladımı” diyor. Bak, “Allah düşmanları mahvettiler evladımı. Küçükken elimden geldiği kadar imanını, inancını, ahlakını öğretmeye çalıştım. Lakin Boğaziçi’nde sahip çıkamadım yavruma, çaldırdım onu” diyor. Sizin 2007’de verdiğiniz bir konferansı takip etmiştim” diyor. “Oğlumla bağlantıya geçebilir misiniz?” diyor. “Geçen gün A9 TV’mizde talebelerinizin İngilizce programını takip ettim. Hem sevindim hem ağladım, benim yavrum niçin böyle olmadı diye. Sizin dünya çapındaki güzellikler çevrenizden...” Yani özetle; oğluyla bizim ilgilenmemizi istiyor hocamız. Detaylı bilgi vermiyorum çünkü olmaz, yani pek uygun olmayacağı için, yani tanıtıcı bir açıklama yapmıyorum. Ama babası dindar olduğu için oğlunun dinsiz ateistlerin safına geçmiş olmasından çok şiddetli rahatsız olmuş, acı çekiyor, onu belirtiyor. “Maalesef baba şefkati ağır basıyor” diyor. “Onun morale çok ihtiyacı var. En büyük moral de tabii ki iman” diyor. “Acaba oğlumu da o müşfik kanatlarınıza alabilir misiniz, inşaAllah” diyor. “Oğlumun adı soyadı” diyor, onu vermiş, twitter adresini vermiş. “Sizden bir ricam olacak. Lütfen mesajım TV’de duyulmasın.” Bu anlattığımdan bir şey çıkmaz. Zaten çok kapalı bir üslupla anlattım. “Eğer bir bağlantı kuracaksınız hiçbir şekilde ismim geçmesin. Hakkınızı helal edin. Selam ve hürmetlerimle.” Yani özel olarak değil, tabii genel olarak yapabiliriz, anlatabiliriz. Yani onun üye olduğu ateist gruplara yönelik kültürel faaliyet yapabiliriz.
ALTUĞ BERKER: Yeni bir internet sitenizi göstereyim kardeşlerimize: RisaleiNurKulliyati.com. Üstad’ın bütün eserleri, teker teker kitapları burada. Bütün sayfalarını okuyabilecek gibi kardeşlerimiz girip bakabilirler. www.RisaleiNurKulliyati.com inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yeni kanalınız hayırlı olsun. Efendim, geçen günler içerisinde Adnan Oktar Bey’i sabah sohbet yaparken gördüm. Çevresinde ecnebi bayanlar vardı.” Şu kıskanç hanımlardan artık, ne diyeyim yani. “Birisine, "sen bir kuzusun, güzel bir kuzusun, güzel bir bayansın" dedi. Çok ama çok şaşırdım” diyor. “Genel olarak kitap ve belgeselleri ile kendisini tanımış bir bayan olarak bu davranış, benim kendisiyle ilgili düşüncelerimi alt üst etti. Ne olur çok rica ediyorum, bu davranışın bir hikmeti varsa bana açıklayın, çok rica ediyorum. Oktar Bey’in bayanlar arasında sohbet yapmamasını kendisinden rica ediyorum.” Kıskançlık yok mu şu kıskançlık. Ben bir kere klasik Hoca falan değilim, söyleyeyim. O Cübbeli’ye müracaat edecek öyle tipler. Zaten Cübbeli tarzı tipler var; İslam alemini mahveden, Müslümanları mahveden; sanatı, bilimi, estetiği, sevgiyi yok eden; coşkuyu yok eden, heyecanı yok eden, samimiyeti yok eden bir sistem. Ve Müslümanları mahvettiler, görüyorsunuz. Suriye, Filistin, Irak, hepsi yerle bir oldu. Çünkü Müslümanların ana güçlerini ellerinden aldılar. Sevgiyi aldılar, şefkati aldılar, merhameti aldılar, muhabbeti aldılar, sanatı aldılar, bak sanatı. Sanatı haram kıldılar. Müziği ellerinden aldılar, resmi ellerinden aldılar, bilimi ellerinden aldılar ve Müslümanları köle haline getirip ezdirttiler. Bütün silahlarını ellerinden aldılar Müslümanların. Bir gömlek, bir pantolonla bıraktılar. “Hadi bakayım, şimdi ne yapıyorsanız yapın dediler, silahsız halde gelin dediler. Bana, “sen de bir Cübbeli’ye benzesen hayırlısıyla” diyorlar. Yok, arkadaşım, onu isteyenler işte Cübbeli’ nin yanına gidiyorlar, görüyorsunuz. Ben mert, açık, dürüst adamım. Seviyorum, mesela bak karşımdaki hanımları da acayip seviyorum, müthiş kanım kaynıyor. Süper şeker, bu da çok tatlı, bu da çok tatlı. Allah’ın güzel tecellileri. Çok iyi de korur kollarım. Ben onları dinsizlerin, imansızların eline teslim etmem. Başörtülü hanımları görüyor adamlar, homur homur homurdanıyorlar. “Niye homurdanıyorsunuz?” diyorsun. Çamura basmış ayı gibi homurdanıyorlar. “Çarşaf giymemişler de onun için” diyor. Başörtüsü de kurtarmıyor. Millet bunu bilmiyor. Başı açık hanımlara karşı akıl almaz bir nefretleri var içlerinde. Ben de onları canım gibi çok seviyorum ve hiçbir şekilde de ezdirtmeyeceğim ve bütün gücümle onları koruyup kollayacağım, bağrıma basacağım, sahip çıkacağım; dinsizlerin, imansızların, ateistlerin eline onları bırakmayacağım. Olay bu, bu kadar basit. Dünya tatlısı onlar. Başörtüsü varsa, baş tacı, gayet güzel. Başörtüsü yoksa, o da baş tacı, o da çok güzel. Hepsi birbirinden kıymetli, hepsi yüzde yüz Müslüman. Tertemiz insanlar. Mesela bak benim kuzum, bu da gayrimüslim, Hıristiyan, o da benim canım. Şefkat duyuyorum, seviyorum. İyi olması için, hayırlı olması için gayret ediyorum. Kitaplar verdim mesela, yine kitap vereceğim giderken. Muhammedi olması için dua ediyorum. Olursa olur, olmazsa Allah’ın takdiri. Ama yine şefkat duyarım, yine korur kollarım. Bu kafayı bırakın. Peygamberimiz (s.a.v), hanımlarla görüşüyordu. Bir kere Peygamberimiz (s.a.v)’in kendi sözü var. “Bana dünyada üç şey sevdirildi” diyor; “bir, gözümün nuru namaz; iki, saliha kadın,” kadın sevgisi, “üç, güzel koku” diyor. “Bu üç şeyi sevdim dünyada” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Allah ayette diyor ki; “Güzellikleri ne kadar hoşuna da gitse artık sana onları nikahlamak yasak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) her gördüğü hanımı sevdi mi, beğendi mi, aldım gitti seni” diyor. Helal olsun dedeme; binlerce kere, milyonlarca, sonsuz kere helal olsun. Aşk insanıydı, Allah aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Allah aşkının tecellisi olarak seviyordu onları. Hz. Süleyman (a.s) niye sarayına getirdi Sebe Melikesi Belkıs’ı? O zaman gelmeseydi, Cübbeli Ahmet kafasında değildi Hz. Süleyman (a.s). Bakın dağlar gibi fark vardır arada. Yani boyut farkı vardır bir kere. Onlar milleti Cübbeli Ahmet’e çevirmeye kalkıyorlar. Biz Hz. Süleyman (a.s)’a benzetmeye çalışıyoruz. Resulullah (s.a.v)’e benzetmeye çalışıyoruz. Sebe Melikesi Belkıs da kilometrelerce öteden geldi. Gayrimüslimdi, sonra Müslüman oldu. Sebe Melikesi Belkıs’ı Hz. Süleyman (a.s) sarayında ağırlıyor ve teke tek konuşuyor hanımla, teke tek. Yüzüne bakarak konuşuyor onunla, muhatap oluyor ve şaka yapıyor ona, diyor ki; “havuza gir, bak burada havuz var” diyor. Cam zemin. Yani ona benzer bir konuşma geçiyor. Kristalden ama aynı su görünümünde, yani sudan farklı değil, o kadar muazzam bir teknoloji uygulanmış. Kuran’ da, Allah ayette diyor; “bacaklarını açtı” diyor ve suya girmeye kalkıyor hanım. Hz. Süleyman (a.s) şaka yapıyor. Kadın giriyor, bakıyor ki su yok. Ama bacaklarını da açmış oluyor. Bunu Allah Kuran’da belirtiyor; ayet, Kuran ayeti. Hz. Musa (a.s)’ı Peygamber kızları karşılıyor, Peygamber kızları. Bakıyor, onlar ona bakıyor, o onlara bakıyor. Diyor ki Peygamber kızları; “güçlü ve güvenilir bir insan.” Gücünü de hissetmişler, güvenilirliğini de hissetmişler. Konuşmuş, muhabbet etmiş, bakmış, teşhis koymuş. Ne diyor? “Güçlü ve güvenilir bir insan” diyor. Sonradan evlenmek istedikleri anlaşılıyor üsluplarından. Dolayısıyla hanımlarla görüşülür, konuşulur. Onlar çok mübarek varlıklardır. Bedüizzaman da; “İstanbul’u hanımlarla fethedeceğiz, inşaAllah” diyor. “Fetholunacak İstanbul, hanımlarla fetholunacak” diyor; manen, “manevi fetih hanımlarla olacak” diyor. Bu güzel varlıklarla olacak inşaAllah, İstanbul’un manevi fethi, inşaAllah, manevi fetih. Bediüzzaman’ın uslubu. Türkiye’ de, hanımların yüzde sekseninin başı açıktır. Gidin bakın, sokağı gezin, hep başı açıktır. Benim milletimin hanımları tertemizdir. Hepsi mübarek ve mukaddestir. Yüzde yüz mümin ve muttakidir. Kimsenin homurdanmasına falan müsaade etmem. Laf söylemelerine müsaade etmem. Densizlik yaptırtmam. Size bırakıyoruz sadece homurdanıyorsunuz, çirkin sözler söylüyorsunuz, dışlıyorsunuz. Ben de onları canım gibi sevip bağrıma basıyorum. Konuşuyorum, koruyup kolluyorum, sahip çıkıyorum. Aradaki farkımız bu. Olay bu ve devam da edeceğim. İltifat ne kadar güzel, tabii ki kuzuya benziyor, ne kadar güzel. Onlar benim canım, bir tanelerim, niye demiyeyim yani? Ben sevgi insanıyım, aşk insanıyım, tutku insanıyım. Yani derin muhabbet duyuyorum. Gizleyecek miyim yani sevgimi? Ne yapayım? Benim için çok önemli kadın sevgisi, acayip seviyorum. Yani bütün dünyadaki kadınlara aşığım, hepsini seviyorum. Yani şahane varlıklar, düşünemiyorum yani, maşaAllah. Çiçekler bir yana, hayvan güzelliği bir yana ama kadın güzelliği muhteşem bir şey. Müşfikler, merhametliler, şefkatliler, temizler ve çok akıllı kadınlar. Acayip detay görüyorlar. Erkekler öyle olmuyor, yani yüzde doksan dokuzu öyledir yani, detay göremezler. Yani mesela bir şeyi verin, mesela kadına sorun, “detayları anlat” deyin, yüz tane detay söyler. Bir erkeğe sor; iki tane, üç tane detay söyleyebilir. Yani müthiş analiz gücü vardır kadınların, acayip akıllıdırlar, çok yaman varlıklardır ve müthiş derinlik gücü vardır. İmana çok yatkındır kadınlar; teslimiyete, şefkate, merhamete, muhabbete, sadakate, sabra; çok sabırlıdırlar, çok mübarek varlıklar. Dışlanmasına karşıyım. Ben geleneksel, klasik, yani Cübbeli kafasında bir adam değilim ki. Ben ultra modern düşünceyi esas alıyorum. Müslümanlık, ultra modern düşüncedir. Müslüman dünyanın en akıllı, en kaliteli, en seçkin insanıdır. En derin düşünen, sanatı ve bilimi en mükemmel uygulayan insandır. Öyle bir uyanıklık, şeytani uyanıklıklar yapmışlar ki, en can alıcı yerlerden vurmuşlar. Resim yasak, müzik yasak, bilim yasak, gülmek yasak, konuşmak yasak. Konserve edeceksin hanımları da, evin içine kapatacaksın, nefes aldırmayacaksın. Konuşmayacaksın, sükut edeceksin, yere bakacaksın, eşya da olmayacak, mobilya da olmayacak, “öl” de bari de konu kapansın yani. Olay buraya doğru gidiyor. “Öl” diyor yani adam. Öldürmüşler bak Müslümanları, mahvettiniz, Allah esirgesin. Yıktığınızı tamir etmeye çalışıyoruz. Tahribatı tamir etmeye çalışıyoruz ve çok büyük etki ettik. Mesela Fettullah Hoca cemaati bizden örnek almıştır; modernliği, modern yapıyı, modern yapılanmayı bizden örnek almışlardır. Türkiye Gazetesi bizden örnek aldı, yani Enver Ören grubu. Diğer bir çok cemaat bizden örnek aldı. Hatta Cübbeli dahi, geçenlerde evinin resmini gördüm. Bizim evi biliyor, Osmanlı falan, aynısını taklit etmiş ama çok ilkel bir taklit tabii. Aynısı aşağı yukarı, üç aşağı beş yukarı taklit etmiş kendince. Modern takılıyor, kendince bir şeyler yapıyor. Atatürkçü olmayı öğreten de benim Cübbeli’ye. Atatürkçülüğün ‘a’sını bilmezdi, ben öğrettim. Cingir cingir sesiyle şimdi konuşuyor. Ben konuşturdum onu. Atatürkçülüğü öğreten de benim yani. Birçok cemaate öğreten de benim. Bilmiyorlardı, birçoğu bilmiyordu. Yani Atatürk’ün dindarlığını, gerçek yönünü, Atatürk’ün sevilen yönlerini, güzel yönlerini onlara öğreten benim. Bilinmiyordu Atatürk, bambaşka biliyorlardı birçoğu. Onun için biz Allah’a çok şükür çığır açtık. Bak, Monşer İzzet teslim olmuş Darwinizme, değil mi? Biz yıktık Darwinizmi, materyalizmi. Allah vesile etti. Allah’ın gariban, aciz bir kuluyum. Ankara’dan geldik 79’da. Allah sürekli imkan sağladı. Ben neşeli ve samimi bir insanım, müzikten hoşlanırım, fasıldan hoşlanırım, alemciyim ben, gizli saklım yok, inşaAllah. Benim her şeyim açık. Açık açık söylüyorum, gizli dünyam yok yani. Ağır masadan hoşlanırım, yerim içerim, eğlenirim, yani severim, inşaAllah. Muhabbeti severim, şakayı severim. Ben burada şakacılığımın onda birini bile yapmıyorum. Yani millet yerlere yatar benim bulunduğum yerde. Acayip şamata şengüldür yani. Peygamberimiz (s.a.v)’e aşığım ben, Allah’a aşığım, sahabeleri çok severim, Bediüzzaman’ı canım gibi severim. Bütün alimleri, ulemayı severim ben, ayaklarının altını öperim hepsinin. Yani benim büyüklük hissim falan yok, Mehdilik iddiam da yok. Gariban bir insanım, öğrenciyim, talebeyim ben, öyle bir iddiam yok.
Dini o kadar korkunç gösteriyorlar ki, mesela Cübbeli bir başlıyor hurafe anlatmaya, mahvediyor adamları. Mesela bir tane anlattığının yapılması mümkün değil teknik olarak. Hangisini yapıyorsun, anlattıklarının sen? Sen Alp Dağları’nda keçi kovalıyorsun, millete de habire hurafe anlatıyor. O dediği hurafeleri insanlar yapmaya kalksa mahvolur millet. Yani aklını kaybeder insanlar, mahvolurlar yani. Yani bir insanın ömrü, takati yetmez. Şizofren olur Allah vermesin. Gülme yok, neşe yok, yemek yemek yok; kırk lokma, bir tane hırka, sağa dön yasak, sola dön yasak, ileriye gidemezsin, geriye gidemezsin, dışarı çıkma. Mesela gülmek de yasak, “gülemezsin” diyor. Samimi söylüyorum, abartmıyorum gerçekten öyle, “gülme yok” diyor. Resim de yokmuş. Sen ne bıraktın o zaman? Müslümanların bütün gücünü kırıyorsun sen. Ve küfür acayip ileri gitti; muazzam silahlara, imkanlara sahip oldu. Müslümanları kavruk, gariban bıraktılar. Gelen vuruyor, giden vuruyor Müslümanlara. Bir de birbirlerine… Suriye ordusu Müslüman, dozerlerle garibim, canım kardeşlerimi şehit etmişler, doldurmuşlar. Müslüman Müslümanı şehit edip dolduruyor, mezarın içine dolduruyor. Eşekler gibi cahil o Suriye’deki sığırlar, bu cinayet işleyen köpekler. Eşekler gibi cahiller. Libya’da da öyle, Fas’ta öyle; Tunus’ta, Cezayir’de. Testereyle kesiyorlardı gariplerimi, yani mahvettiler. Cübbeli de hızını alamıyor, diyor ki; “Allah İran’ı helak etsin” diyor, “batsın İran” diyor. Üsluba bak. Yani bak, hem içten hayatı tamamen bitiriyor, hem İran’ın mahvolmasını istiyor; hem Şiilerin, hem Caferilerin mahvolmasını istiyor, bir de pırasa gibi doğranmalarını istiyor. Hani pırasa nasıl üst üste konup da toptan doğranıyor ya, pırasa gibi doğranmasını istiyor. Bir de, Cübbeli’yi maytaplarla alkışlarla karşılıyorlar. Adam maytaplarla geçiyor, böyle düğün alayı geliyor gibi. Onun maytaplı filmi vardı, epeyden beri göstermedik. Göstersinler de millet olay görsün yani, maytapçı kardeşimiz.
Sen benim resmimi mi göstereceksin?
ALTUĞ BERKER:Göstereyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göster. Evet, Anıtkabir’e ben çelenk götürürken.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda öncülüğünüz Türkiye’de herkes tarafından bilinir. Sağ muhafazakar kesimde.
ADNAN OKTAR:Evet, benden sonra öğrendiler birçoğu. Anıtkabir’de deftere yazı yazarken.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Bu, çelenk koyarken ve saygı duruşu.
ADNAN OKTAR:Kütahya merkezli 6 şiddetinde deprem olmuş, buradan da hissedilmiş.
ALTUĞ BERKER:İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir, her yerde aynı anda hissedilmiş Hocam. 6.1 diye de bana haber geldi.
ADNAN OKTAR:Evet. Vardır bir hayır. Hz. Mehdi (a.s) hareketlendi demek ki. MaşaAllah, mübarek. Var bir hayır var. Mehdiyet’le iç içedir depremler. Depremde ölenler şehit olurlar, malları da sadaka hükmündedir. Geride kalanlara da ibret yönü vardır, hayır gözüyle bakarlar, inşaAllah. Cübbeli, depremde vefat eden, şehit olan kardeşlerimiz için, “hepsini çıplak çıkarttılar şeyin altından” diyor, “gayrimeşru ilişki içindeydiler, Allah belalarını verdi” diyor, haşa. Lafa bak, sanki başlarında. Müslüman kardeşine, şehit olan insana böyle söylenir mi? Gariban, fakir benim milletim, mazlum. Yazın insanlar incecik bir kıyafetle yatıyor, akşam yatarken paltoyla mı yatacaklar? Taşın altından çıkarılan bir insanın üstünde kıyafet kalır mı? “Çıplak çıktılar” diyor. Akla bak, kafaya bak yani. Benim de Cübbeli gibi olmamı istiyorlar. Ben, Peygamberimiz (s.a.v)’e benziyorum, sahabelere benziyorum; Hz. Süleyman (a.s)’a, Hz. Yusuf (a.s)’a, dedelerime benziyorum; Hz. İbrahim (a.s)’a. Onları örnek alıyorum ben.
ALTUĞ BERKER:Güzel kuş resimleri gösteriyorum.
-Kuş Resimleri-
ADNAN OKTAR:Şahane renkler. Çok güzel renkleri, maşaAllah. Mükemmel renkleri, şahane. Süsler muazzam, maşaAllah. Darwinistler bunların bir bir hesabını verecekler ahirette. Nasıl tesadüfen oldu diyecekler? Söyleyin denilecek onlara, inşaAllah. Haşa, Allah’ın yarattığını gördükleri halde tesadüf diyorlar.
“Hocam, program akışı çok samimi, çok güzel teşekkürler. Hüseyin Bağlam.”
“Selamun Aleykum Adnan Bey.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Azeri’yim, ismim Azer. Hocam, Şeyh Nazım Hocam’dan duydum ki bu yıl Hacc-ül Ekber olacak. İlgimi çekti, Hacc-ül Ekber konusunu geniş anlatır mısınız?” Niye Şeyhime sormuyorsun da bana soruyorsun? Biz de Şeyhimizden öğreniyoruz, inşaAllah.
Pakistan’dan hanım izleyici, Samiha Kahan; “Sayın Cenab Harun Yahya, Musevilerle yaptığınız toplantının ne kadar etkili olduğunu gördüm. Sizin için dua ediyorum.” “Siz ebced değerleriyle anlatıyorsunuz. Bu tip şeyleri onlara anlattığımızda, bunun haram olduğunu söylüyorlar. Olmadığını güzel bir şekilde açıklamak için nasıl bir yol önerirsiniz?” Onlara göre her şey haram, nefes almak bile haram. Sağa döndün haram, sola döndün haram. Niye haram olsun? Kuran’ın içerisindeki bir harika, matematiksel yapı, harika bir şifre sistemi bizim yakinimizi artırır, harikadır. Kuran’a olan sevgimizi artırır. Kuran’ın bir süsüdür. Biz ebcede göre hüküm mü veriyoruz? Ebced böyledir, işte şunu yiyemezsiniz, şu haramdır, ibadetler ebcede göre böyledir mi diyoruz? Yani bu saftirik havalara gerek yok. Ebcedden kasıt, oradaki harika sistemi göstermektir, şaşırtıcılığı göstermektir. Yani, oradan bir hüküm çıkmıyor, Kurani bir hüküm çıkmaz. Sadece oradaki mükemmellik görünür; harikalık, oradaki düzgünlük, yani matematik düzgünlük görülür. O gaybi işaretler görünür. Mesela, ahirete yönelik açıklamalar vardır, muhkemdir. Helallere, haramlara ait hükümler vardır, muhkemdir. Ama ebced bir hüküm belirten bir şey değil ki. Mesela ahir zamanda, olacak olaylara yönelik bir Kuran ayeti var, mesela bakıyoruz ebcedi tam Hz. Mehdi (a.s)’ın devrini veriyor. Olay tahakkuk ettiğinde harika olduğunu anlarız, tahakkuk etmediğinde zaten inanılması farz değil.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum, ‘Kuran’da Tebliğ ve Tartışma’ Yazdığınız bu kitap Hocam, tebliğin ve tartışmanın inceliklerini ortaya koyuyor. Tebliğin hangi mantıklarla ve hangi yöntemlerle yapılacağı ayrıntılı bir biçimde incelenmiş. Buna karşın, tartışmanın ardındaki şeytani karakter de tahlil edilmiş. Amaç, her şeyde olduğu gibi konuşma üslubundan beğendiği yolu izlemek ve çirkin gördüğü yoldan kaçınmak. Allah Kuran’da iman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin tebliğ, yani Kuran’da bildirilen gerçekleri insanlara anlatmak ve iman etmeye davet etmek olduğunu bildiriyor. Tüm kardeşlerimiz bu kitabı okumalı ve hayatına geçirmeli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Nevzat Akyol. Nevzat, niye kendi isminle yazmıyorsun sen bakayım? Gerçek ismini, IP numaranı da vereyim sana, onu kullan. Kendi ismini kullansan daha güzel olur. Hz. Mehdi (a.s) konusundan biraz rahatsız olmuş kerata. Hz. Mehdi (a.s)’yi kabul etmiyorsan hiç olmazsa İttihat-ı İslam’ı kabul et, Türk İslam Birliği’ni kabul et. Onu da kabul etmiyorsunuz. Ne istediğiniz belli değil. Fitne-fücur denildi mi, dedikodu denildi mi koşarak gidersiniz. Hurafe dedin mi içine dalarsınız. Eğer samimiysen, İttihad-ı İslam’ı iste. Bak, onu da isteyemiyorsunuz. Ne Cübbeli istiyor, ne siz isteyebiliyorsunuz. Çünkü İttihad-ı İslam geldi mi keyfiniz kaçacak. Zaten ağabeyiniz, şeyhiniz söylüyor; “rahatımız kaçar” diyor. Onun filmini yayınlasana. Nevzat Akyol diye uydurma isimle yazıyorsun. Yani uyanıklık yapıyor kendince.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının, Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Birkaç Seneye Kadar Zuhur Edeceğine İnanmayanlara Dikkat Çekiyor
-VTR- Cübbeli, Cemaatini, Hz. Mehdi (a.s) Geldiğinde Deccala Uyup; “Yok Bu O Değil” DiyenlerdenOlmaktan Sakındırıyor
ADNAN OKTAR:Bak, gördünüz mü ağabeyiniz ne diyor, şeyhiniz, hocanız? Bütün, açıkça söylüyor adam yani. “Biz, evet farkına varıyoruz, yani birkaç yıla kadar çıkacağından haberimiz var ama işinize gelmez” diyor. O kadar basit. “Benim de işime gelmez, sizin de işinize gelmez” diyor. “Onun için bu konuyu kapatalım en iyisi” diyor. “Artık 700 sene sonra mı diyeyim, 570 sene, bir şey diyeyim de sizi kurtarayım” diyor. Ama Mehdiyet’i böyle sözler durdurmaz, böyle konuşmalar durdurmaz.
Nevzat Akyol, anladın, değil mi? Yani, o müstear ismini de kullanıyorum, bu seferliğine kullanıyorum, bir dahaki sefer kendi isminle konuşacağım. Çünkü ne gerek var, kendi ismini gizlemenin ne anlamı var yani, değil mi? Adam yazıyor mesela, “Hocam, söyleme ismimi” diyor söylemiyorum. Söylerse, söylemem yani.
“Esselamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok sevdiğim, çok saygı duyduğum, dünyamıza güneş gibi doğan canım Adnan Hocam, benim sizden öğrendiğim, bildiğim Hz. Mehdi (a.s)’ın yanağındaki ben yıldız gibi parlayacak. Fakat sitenizden indirdiğim ‘Beklenen Mehdi’ kitabında, “Hz. Mehdi (a.s)’ın sağ yanağında siyah bir ben olacak” diye yazıyor. Bunu nasıl anlamam lazım? Ellerinizden öperim. Allah hepinizden razı olsun. Murat Erocak, Berlin.” Rivayetlerde, “Hz. Mehdi (a.s)’ın yanağında ben vardır” diyor bir hadiste. Yine başka bir hadiste, “yanağında ben vardır” diyor; bir başka hadiste de, “sol yanağında bir ben vardır” diyor; bir başkasında, “sağ yanağında vardır” diyor. Buradan anlıyoruz ki bir yanağında bir ben var. Çünkü hadislerde ittifak olmadığına göre. Ama yanak üstünde bir ben var. Yani orada ittifak var hadislerde. O zaman ittifak olan noktaya bakarız. Demek ki ne sağda ne solda, doğrusu; herhangi bir yanağında. Ya sol yanağında, ya sağ yanağında. O zaman biz hadisin hangisini alırız? En çok hadisler neyin üzerinde durmuş? Yanağında diye var, yanağında. Herhangi bir yanak belirtilmemiş. Doğru olan da budur. Yanak belirtilmemiş. “Bir yanağında yıldızı andıran bir ben vardır” diyor. Ne demek? Yani et rengi bir ben, yani dikkatli bakılınca görülebilen bir ben. Çünkü siyah ben görülür. Siyah ben, sırtındaki ben için; o karışıyor hadiste, birbirine karışmıştır. Yoksa işte sağ yanağında siyah bir ben var, öyle bir hadis yok. Yani diğer hadisleri aldığımızda gerçek ortaya çıkıyor. Mesela, böyle hadislerde 10 tane, 15 tane oluyor hadis. Hz. Mehdi (a.s)’ın yanağındaki benle ilgili hadisler 20’nin üzerinde bildiğim kadarıyla, çok fazla hadis var. Ama hepsinde ittifak, “yanağında” diye var. Yıldız gibi diye hadisler daha çok ama bir hadiste de “siyahtır” diyor. Sırtındaki ben için o, “siyahtır” diye geçen. Birbirine karışıyor, normaldir o hadislerde. Yani, o kadar milimetrik düzgünlükle nakledilmez hadisler, ortalamasından anlarız. Mesela, Cübbeli de öyle uyanıklık yapmıştı; “Güneş batıdan doğduktan 120 yıl sonraya kadar insanlar yaşayacak” diyordu, değil mi? Baktım hadislere, 120 yılla ilgili o kadar çok hadis var ki. Ortalamasına baktığımızda, Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra 120 yıl olduğu anlaşılıyor. Çok fazla hadis var, herbiri birbiriyle çelişik. Hiçbiri birbirine uymuyor. Kimi “puta döndükten sonra 120 yıl var” diyor, kimi “Hz. İsa (a.s) indikten sonra 120 yıl var” diyor. Çok çok fazla. İttifak noktası ne? Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra 120 yıl, ittifak olan bu. Biz ittifak olan hadisleri ele alırız. Mesela, bazen nakiller gelir, bir o söyler, bir o söyler, birbiriyle çelişiktir ama ortak bir nokta vardır hepsinin, yani bir noktada birleşirler. Doğru olan odur işte, o alınır, hadis tekniğinde budur. Yani çelişki varsa, mesela 30 hadis var da içlerinde çok fazla çelişen varsa, ortak nokta neyse ona esas gözle bakmamız lazım.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v), önce deccalin çıkacağını söylemektedir. Hz. Mehdi (a.s) deccal tahribatını yaptıktan sonra o tahribatı ortadan kaldıracaktır. Buna dair hadis Müsned’te, Müslim’de şöyle; “önce deccal çıkar, planladığı sinsi icraatını kademe kademe yapmaya başlar, artık ızdıraplı bir dönem başlar, son derece sıkıntılı günler yaşanır” diye buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR:Mübarek Hocam, ilminizi şerh etmeniz lazım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Genişleteceksiniz. Yeniden anlat, şerh et.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Önce deccal çıkar, planladığı sinsi icraatını kademe kademe yapmaya başlar.” Siz daha önce anlatmıştınız, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması için deccalin var olması ve tahribatını yapmış olması gerekir ki, Hz. Mehdi (a.s) vazifeye başladığında onu tamir etsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, güzel.
Artvin’den yazmış kardeşimiz; “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, "her gün biriyle uğraşıyoruz" dediniz. Hergelenin biri, "Adnan Hoca her gün kandan bahsediyor, savaştan bahsediyordiye mahkemeye veriyor" dediniz. Ama bu ülkede ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü yok mu? Yani herkes bu ülkede düşüncelerini özgürce ifade edebilir. Yani ilginç geldi bana. Delil olmadan ifade nasıl alıyorlar? Saygılar, iyi yayınlar.” O kadar kolay ki. Bir tane, iki tane değil ki. Hafta sekiz, gün dokuz ifade vermeye gidiyorum. Adam iki satır yazı yazıyor, gönderiyor. Direkt işleme koyuyorlar. Öyle bir konu yok. Ve adam müdahil oluyor ayrıca. İşin ilginç yanı müdahil de oluyor. Öyle bir konu yok. Müdahil olmadığını ispat etmek için acayip uğraşıyoruz. İçtihatlar topluyoruz, Yargıtay içtihatları topluyoruz, konuşuyoruz, dilekçe veriyoruz, bir daha dilekçe ver, bir daha dilekçe veriyoruz falan, zoraki olaylar normal hale gelebiliyor. Çok uğraşıyoruz. Yani anlatıldığı gibi değil. Mesela Fatih Altaylı da, adam senelerden beri bizimle uğraşır. Baktık, adamın müdahillik hakkı yok. Böyle bir olay yok. Adam sokaktan gelmiş, bize müdahil olmuş. Tamamen devleti ilgilendiren bir dava, devletin savcısını ilgilendiren bir dava, adam kendiliğinden gelmiş müdahil olmuş. Ve kazandığım mahkemeyi adam müdahil olup bozdurdu; Fatih Altaylı, kazandığım mahkemeyi. Bozdurdu adam, müdahil olarak. Müdahillik hakkı yok. Sokaktan bir adam. Sonradan söyledik mahkemeye, “bunların müdahillik hakkı yok” dedik; doğru dedi mahkeme. “Müdahilliğini kaldıralım” dedi. Davamı bozdu adam, kazandığım davayı bozdurdu, o ne olacak? Geçmiş olsun gibi oluyor yani. Oldu bir kere gibi yani. Bizim de saygımız var tabi mahkemelere. Ben millet gibi şamata şengül yapmıyorum, yaygara yapmıyorum. Oldu-bitti, geçmiş olsun, o kadar. Teşekkür ediyoruz biz de, ellerine sağlık diyoruz, Allah razı olsun diyoruz. Sokaktan adam geliyor, olay çıkıyor yani. Adam, “her gün milleti savaşa kışkırtıyor, kan dökmeye kışkırtıyor” diyor, “milleti birbirine kırdırmak için cihat ilan ediyor” diyor; iki satır yazmış, günlerden beri ifade veriyorum. Bir de müdahil olmuş adam. Hayır, takipsizlik aldım ama yine yapıyorlar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Herkes deprem haberini vermiş. “Cübbeli’yi sevmiyorsun” diyerek; acıyorum ben Cübbeli’ye, şefkat duyuyorum. Eskiden görüşürdüm, zaten gelir giderdi. Bizim eve de gelmişti. Daha gençti o, daha çok küçüktü. Yaşlı dede gibi falan geldi, iki büklüm falan, dede taklidi yapıyor. Yuvarlak gözlükler falan takmış. Böyle devlet tiyatrosu sanatçıları yapar ya, dede taklidi yapar; halbuki çok gençmiş o azaman, ben onu yaşlı zannettim. Yıllar sonra gördüm, yine dede taklidi yapıyor. Acayip seviyor dede taklidi yapmayı. Ben acıyorum ona. Öyle benim bir nefretim, kinim yok. Yani anormal gördüğüm yanları var, düşünce olarak yanlış gördüğüm, onları düzeltirse sorun yok.
ALTUĞ BERKER:İsrailli bazı aydınlar, içinde eski komutanlar, akademisyenler, ileri gelen bazı bağımsız kişiler; “Filistin’i tanıyalım demişler” kısacası. “Bağımsız Filistin’i tanıyalım.”
ADNAN OKTAR:“Üsküdar’da sabah oldu” derler. Daha ne bekliyorlar? Bağımsız Filistin’in çoktan tanınması gerekiyordu.
“Selamun Aleykum Hocam. Biraz önce burada da hissedilen bir deprem oldu. Haber kanallarına baktık, İstanbul’da olmuş. Bir dakika sürmüş.” Allah Allah, benim haberim yok. Siz hissettiniz mi?
ALTUĞ BERKER:Hayır Hocam. Balıkesir-Kütahya arasında 6.1 büyüklüğünde, 5.8-6.1 gibi rakam veriliyor. Ama hissedilmiş Marmara açıklarında herhalde. “İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir’de de hissedilmiş olabilir” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Vardır bir hikmeti. “Canım Hocam, Kütahya’da deprem oldu, dışarıdayız. Bize dua edin.” Ne sevimli. “Öğrendik ki Bursa ve Kütahya’da olmuş canım Hocam. Çok sallandık. Ben bir ara eve girdim, şimdi evden çıkıyorum. Herkes panik halinde, bize dua ediniz” diyor bir hanım kardeşimiz. Niye panik olacaksınız? Her şey Allah’ın istediği gibi olur. Kaderde ne varsa o olur, inşaAllah.
“İlk önce teşekkür etmeden geçemeyeceğim.” Allah’a hamd ediyoruz tabii biz, Allah’a teşekkür ediyoruz. “Müslümanların dünya çapındaki onurunu ve şerefini yaptığınız azimli çalışmalarla ortaya koydunuz. Bu çalışmalar sizin ileride yapacaklarınızın temelidir. İnşaAllah Allah yar ve yardımcınız olsun. Sizi seven üniversiteli kardeşiniz Yaşar Taşdemir. Hocam, Kahramanmaraş’a bekleriz, inşaAllah. Kahramanmaraş’tan Yaşar Taşdemir.” Avrupa’daki kardeşlerimiz de öyle. Bak, şimdi göğüslerini gere gere dinsizlerle tartışabiliyorlar. Eskiden sadece kendilerini gizliyorlardı, yani kendilerini dinsiz gibi tanıtıyorlardı hatta. Acayip çekiniyorlardı. Şimdi evelAllah. Onurla, göğüslerini gere gere Müslüman olduklarını söyleyip, rahat rahat İslam’ı tebliğ ediyorlar.
“Selam Hocam. Annemler Uşak’ta depremi çok hissetmişler. Dışarıya çıkmışlar. Eve girelim mi, ne yapalım diye sormamı rica ettiler.” Ne şekerler bunlar. İlk deprem, bu ana depremse ikinci deprem düşük olur. Yani teknik olarak öyledir. Altıysa, biraz sonra muhtemelen yine bir deprem daha olacaktır. Ama düşük olur. Mesela beş şiddetinde yahut dört, beş ve dört arası olur. Yine bir üç şiddetinde falan olur. Sonra o yatışır, sakinleşir. Yani öyledir deprem. Ama evlerde hasar olduysa girilmez o eve, yani duvarlarda çatlama olduysa, betonda falan. Çünkü ikinci bir depremde yıkılabilir öyle bir şey. O tehlikeli, onda girilmez. Ama binada bir hasar yoksa, bir şey yoksa tamamdır yani, bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER:İkinci deprem de olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, ikinci deprem de olmuş. Bak, dediğim doğru. Muhtemelen üçüncü bir deprem daha olacak. Biraz daha sonra olacak.
ALTUĞ BERKER:4.6 büyüklüğünde olmuş ikinci deprem de.
ADNAN OKTAR:İşte bak, tam tahmin ettiğim gibi, inşaAllah.
“Canım Hocam Selam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Harika görünüyorsunuz, maşaAllah. Hocam, astronot ve tayfası bu kafayla maytaplarla yaşasınlar, oyalansınlar. Ama sizin gibi muhteşem insanlara, İslam’a hizmet eden asil kişilere dil uzatmasınlar, hadlerini bilsinler. Yeryüzünde yaşayan ve tanıdığım en sevdiğim insan sizsiniz. Selam ve dua ile. Gülcan.” MaşaAllah, teşekkür ediyoruz. Allah sevginizi daha da artırsın, muhabbetinizi daha da artırsın.
Ruhat Yıldız. Bu hayta tayfadan da bizi izleyenler oluyor. Onlar çok geniş çaplı izliyorlar, çok hoşuma gidiyor.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösteriyorum, inşaAllah. Sizin vesilenizle dünyada yaratılışın delillerini bu şekilde gösteriyoruz. Karides, 206 milyon yıllık. Hiçbir değişiklik olmamış. Günümüzde yaşayan karidesle birebir aynı. Değişiklik olmadığına göre evrim de olmamış. Evrim, değişiklik olduğunu iddia ediyor; “değişti, gelişti” diyor. Bir de çınar yaprağı göstereceğim. O da 54 milyon yıllık. Birebir; bildiğiniz zaten, her gün gördüğünüz çınar ağacı yaprağı. 54 milyon yıldır en ufak bir değişiklik olmamış. Demek ki evrim olmamış. Yaratılışın delili bunlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Merhaba Sevgili Hocam. Birkaç aydan beri sohbetlerinizi büyük bir feyzle dinliyorum. Şıhımızla birlikte yaptığınız bu sohbetleri adeta bizzat orada, dizinizin dibinde iştirak ederek tedrisinize intisab ediyorum. Sizi bize yanlış tanıtan ve çeşitli şekillerde insanları manipüle edip size olumsuz yaklaşan kişilere karşıyım” diyor. “Birliği savunan fikirleriniz, söylemleriniz karşısında darmakeşan oldular. Darmakeşan tabirini kullanıyorum çünkü sizin kullandığınız bu tabiri seviyorum.” İltifatlar etmiş kardeşimiz. Allah razı olsun. “Karşıtlarını bile merhametle düşünen ve şefkat elini uzatan bir Seyyid” diyor. MaşaAllah, güzel. Allah sevginizi artırsın. Çok güzel üslup, maşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “En güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Kehf Suresi, 30 Ebcedi de 2062 tarihini veriyor. En anlı şanlı devirler. “Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar”diyor, inşaAllah Allah nasip eder bizlere de.
SUNUCU:00:30’dan itibaren ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Samsun AKS TV, Sivas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...