SUNUCU: Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Samsun Aks TV, Sipas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Misafirlerimiz Husen Hanım Moğolistan’dan ve Fatima Hanım Senegal’den.
ADNAN OKTAR: Allah ne kadar güzel insanlar yaratıyor hayret, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Hocaminternethaber sitesinde "İşte kıyametin son alametleri" başlığıyla verilen haberlerden bir tanesinde, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek başlığıyla verilmiş. hadis-i şerif söylenmiş.
ADNAN OKTAR:Hangi sitede bu?
ALTUĞ BERKER: İnternethaber.com. “İşte kıyametin son alametleri” fotogalerisinde, “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Kıyamet kopmadan önce, Allah-u Teala, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.” Tırmizi'den hadis koyulmuş.
ADNAN OKTAR: Bu internet sitesi nasıl bir site? Her zaman yayınlayan bir site ise normal bir haber.
ALTUĞ BERKER: Değil Hocam.
ADNAN OKTAR: O zaman bir harikuladelik olduğunu farketmişler demek ki.
Allah’ın hikmeti zenci güzelliği bambaşka oluyor, Allah ne kadar hoş yaratıyor böyle rengarenk. Allah’ın bir lütfu, elhamdülillah, maşaAllah. Tekdüze yaratabilirdi Allah insanları, hiçbiri birbirine benzemiyor, uzaktan yakından alakası yok. Benzer olabilir ama yine benzemiyorlar hayret, maşaAllah. Nihayetinde ufacık bir sperm, küçük bir hücre, görünmüyor mikroskopta, küçük bir yumurta o kadar. İkisini birleştiriyor Allah, vesile ediyor, koskoca karşımızda gören, duyan, konuşan, hatıraları olan, ufku geniş bir varlık haline geliyor, hayret. Bir de tam renkli görüyor, içine görmesini sağlayan da ruh konuyor, duymasını sağlayan ruh konuyor, tatmasını sağlayan ruh konuyor. Yoksa öbür türlü makine olmuş olur, insanın eti kemiği makinedir, ruh olmayınca hiç bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER: İtalyan basınında çıkan bir haberden bahsedeceğim. 16 Mayıs'ta Focus Media Oriente isimli İtalyan yayın organında Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolünü konu alan bir haber yayınlandı. Mario Alpino isimli bir gazetecinin haberinde Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolü şöyle ifade edildi: "Medeniyetler çatışması tezinin teorisyeni, Harvard Üniversitesi profesörlerinden Samuel Huntington 1993 senesinde şöyle yazıyordu: “Türkiye, Avrupa'ya katılım için üstlendiği ve kendisini hayal kırıklığına yol açan rolünden er ya da geç vazgeçecek ve İslam ülkelerinin başlıca muhatabı ve batının muhalifi olarak, manalı tarihi rolünü yeniden bulacaktır. Bu gün o an daha yakın görünüyor” diyor gazetede. “Nitekim Türkiye bir yandan Avrupa Birliği'ne katılım isteğini yeniden teyit ediyorsa da, diğer yandan da dikkatini daha fazla Ortadoğu'ya yöneltiyor. İmparatorluk emellerine geri dönüş söz konusu değil, ama kendisine bu yönde bir rol biçilmekte olduğundan şüphe yok. Bunu da büyük bir başarıyla yapıyor.” diyor İtalyan gazetesi. Bir Alman gazetesinde Sayın Davutoğlu'nun fotoğrafını yayınlamışlar. Alman Der Tagesspiegel Gazetesi'nde 14 Mayıs'ta Türkiye'nin batı için taşıdığı öneme dair bir makale yer aldı. Thomas Siebert'in haberinde Türkiye'nin yükselişi şöyle ele alındı: “Avrupa Birliği üye adayı, NATO üyesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı ve Müslüman demokratik bir ülke olarak Türkiye, bölgede ayrıcalıklı bir konuma sahip. Türkiye, dünyanın önemli bir bölgesinde kendisini bağımsız ve aktif bir aktör olarak kanıtlamıştır. Bu yüzden Ortadoğu'da kırılmalar ve köklü değişimler yaşandığı bir dönemde batı için taşıdığı önem giderek artacaktır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye'nin gücü manevi yönüdür. Türkiye'de Darwinizm yenilmiştir, bu Türkiye'ye müthiş bir güç kazandırmıştır. Deccaliyet kene gibi sırtına yapışmıştı milletimizin, bir kere o keneyi söktük. İkincisi, milletimizde müthiş bir iman şevki ve iman heyecanı var. Müthiş bir manevi güç var, liderlik ruhu var, odur Türkiye'nin zenginliği, gücü. Yoksa tankı topu falan değil, başka bir şeyi yok, Türkiye'nin ekonomik gücü falan yok. Birleştirici sevgi, muhabbet gücü var, Anadolu’daki o ahlak, o sevgi anlayışı. Mesela Afganistan'a gidiyor askerlerimiz, adamlarda acayip bir muhabbet oluyor, bilemiyor nedenini. Mesela başka ülke askerleri de var, Mısır askeri de oluyor, ona öyle sevgi göstermiyorlar. Türk askeri olduğunda acayip sevgi gösteriyorlar. O, onlardaki sıcaklıktan, bizim Mehmetçiğin bir mübarekliği vardır, bir güzelliği vardır, mübarektir Mehmetçik. O bir pozitif elektrik yayıyor, onu anlıyorlar ve seviyorlar. Gören gidip bağrına basıyor, nerede görseler. Mesela Bosna'da da öyle, Türk askeri gördüler mi yolda çevirip hemen bağırlarına basıyorlar, severler. Bizim milletimiz kalender, misafirperver, hoşsohbet, fedakar, şefkatli, güzel insanlar.
ALTUĞ BERKER: Bir haber de The Guardian Gazetesi'nde vardı Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, olayların Mehdiyet’in zıll ve gölgesinde olduğunu gösteren haberler bunlar, maşaAllah. Gazeteci Michael Shank, The Guardian'da bir makale yazmış Türkiye ile ilgili: "Türkiye'nin komşuları arasında Amerika ile diplomatik ortaklıkta olumlu bir rol oynama potansiyeli büyük. Eğer Türkiye bölgesel arabulucu olmak istiyorsa, Amerika bunu desteklemelidir. Çünkü çok az ülke, batı, Arap ve Müslüman dünyası arasında ilişki kurmak için bu kadar iyi konumlanmıştır. Türkiye bölgedeki rolü ve ilişkileri açısından özel bir konuma sahiptir. Türkiye bizimle birlikte ya da yalnız ilerlemeye devam ediyor ve tek başına uçmanın kendisi için daha iyi olabileceğinin farkına varıyor” diyor inşaAllah.
Sizin bir sözünüzü hatırlatıyorum, şöyle söylediniz: “Dinsizliği, ateizmi engelleyen her türlü setti, Sedd-i Zülkarneyn oluşturur ama Kuran'da kastedilen bir set var, Yecüc ve Mecüc'ü engelleyen set. Ne kullanılıyor? Demir kullanılıyor. Hz. Mehdi (a.s.) ne kullanacak? Bütün tankları, topları, demir kütlelerini eritecek. Zülkarneyn'in yaptığının daha kapsamlısı.” Dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Şimdi biraz talebemi konuşturalım, anlatmadığı yerlerden başlasın.
VTR: Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği Kıyamet alametlerinin gerçekleştiğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: İnsan kişiliği içerisinde bir insan birşey yapmak istemediğinde, ondan kaçınacak çok kurnazca yöntemler bulabiliyor. Mesela Cübbeli baktı, İttihad-ı İslam'ı öyle pek anlatılacak gibi bulmadı çıkarları açısından, menfaatlari açısından. Hz. Mehdi (a.s.)'ı hiç hiç uygun bulmadı, çünkü bunun oturmuş sistemi var, çevresi var, şunu var bunu var falan. Onunla o kadar çok çelişir ki Mehdiyet, çıkarlarıyla o kadar çok çatışır ki, Cübbeli'nin Mehdiyet’i kabul etmesi mümkün değil. Ama kökten de reddetmesi halinde o zaman da karizması gider. 700 yıl sonraya öteledi mi konuyu, o zaman hem takva olmuş oluyor, hem Mehdiyet’i savunan adam olmuş oluyor, hem de menfaatlerine dokunmamış oluyor. Çok kurnaz bir yöntem bu. Tabi bunun bir psikolojik tahlilini yapmak lazım. Dindeki bu kaçamak ve samimiyetsiz tavırların yakalanması ve tarif edilmesi öyle kolay bir şey değildir. Bunun ince analizinin yapılması lazım, detay anlatılması gerekiyor. Bunu bir kitap olarak hazırlayacağım, bilinçaltıyla ilgili bir kitap, inşaAllah. Bunu Cübbeli mükemmel uyguluyor. Hakikaten de orta dereceli düşünen bir insan bunu kavrayamıyor, göremiyor, farkedemiyorlar. Ben bir hayli deşifre ettim bunu, ama bu yeterli değil tabii. Bu derken bunun zihniyeti, yoksa bunun paralelinde bundan bin kere daha tehlikeli tipler var aynı kafada. Onlar kendilerini göstermiyorlar, onlar siperde. Bu gariban, bu ortada geziniyor böyle, ağzına geleni söylüyor bu, ama öbürleri çok sinsiler, sezdirmeden yapıyorlar. Asıl bizim sözümüz onlara, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Müslümanlar deccallere karşı ilmen mücadele edecekler, kendi aralarında sevgi dolu olacaklar. Deccallere karşı bilimsel mücadele verilir. Akılla, ilimle, sevgiyle, gerçekleri ortaya koyarak, delillendirerek, hüccetle. Hz. Mehdi (a.s.)'ın da bir ismidir Hüccet” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hüccetullah, Allah'ın hücceti, evet.
Müzzemmil Suresi, şeytandan Allah'a sığınıyorum. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. “Ey örtüsüne bürünen. Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk:” Bu Mehdiyet’e de işaret ediyor, Peygamberimiz (s.a.v.)'e birinci dereceden bakan bir ayet. Mehdiyet’in örtüsü açılıyor. “Az bir kısmı hariç olmak üzere geceleyin kalk:” Geceleyin faaliyet yap, diyor Allah. “(Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt.” Yani gecenin büyük bir bölümünü dini yaymaya ayır. “Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı)etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.”Gece daha etkili oluyor, bak diyor ki Allah; “...etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.” İnsanın teksif olma gücü gece daha fazla gündüze nazaran. “Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.” Her şeyden kendini çek ne demektir? Boş işlerden kendini çek, yoksa meşru şeylerden kendini çek anlamında değil. “...her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.” Yani bütün dikkatini Allah'a teksif et.
ALTUĞ BERKER:Ben güzel bebekler göstermek istiyorum, inşaAllah.
-VTR- Bebek resimleri-
ADNAN OKTAR: Acayip şekerler hepsi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İnsanın içi açılıyor, acayip şekerler hepsi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’ a sığınırım. “Onların demelerine karşı da sen sabret” demek ki iftira olur, hakaret olur, abuk sabuk konuşma olur, dangalaklık yapar adam, zırvalar, ne yapılacak? “...sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla kopup ayrıl.” Muhatap olmana gerek yok diyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylemiştiniz: “Dinin özüne bakmak lazım. Dinin özünde Cennet, Cehennem vardır, doğru olmak vardır. İnsanlara zulmetmemek, iyi ve güzel ahlaklı olmak vardır. Güzel ahlaklı olanlar Allah’ın rızasını kazanıp Cennete giriyorlar ve sonsuz yaşıyorlar. Peygamberler’ine iman edeceğiz, meleklere iman edeceğiz, kadere iman edeceğiz, hayır ve şerrin Allah’ tan geldiğine iman edeceğiz. Karmaşık değil.” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Din tabii ki öyle uzun uzun araştırılacak; yani kavranması güç gibi gösteriyorlar, halbuki çok sade. Biz dünyaya geldiğimizde zaten hayret verecek bir durum var. Renkli, üç boyutlu bir görüntüyle karşılaşıyoruz ve her şey düzgün. Gören biri var ve ses duyuyoruz, ses de çok kaliteli ve stereo. Tadabiliyoruz, koklayabiliyoruz ve dokunabiliyoruz. Düşünebiliyoruz, hatıralarımız var. Besbelli ki Allah var, hemen anlıyoruz. Her şey düzgün, her şey matematik düzgünlükte, her şeyin bir amacı var. Kalem yaratılmış, fincan yaratılmış. Allah olduğunu anlayınca, Allah’ın da sonsuz bir güç olduğunu hemen anlıyoruz, yani insanın sonlu olmasının bir anlamı yok, insanın sonsuz olduğunu anlıyoruz. İmtihan olduğumuzu alıyoruz. İmtihanın gerekliliğini anlıyoruz ve insanın hakikaten hayatta, dünyada önemli bir süs olduğunu anlıyoruz. Mesela Allah insanı beğeniyor. Allah melek yaratmış, ama asıl insanı beğeniyor Allah, çünkü insan iyiyi kötüyü tefrik edecek güçte yaratılıyor. Melek sadece iyiyi görüyor, iyi olmak durumunda, kötü olamaz melek, mecburen iyi olmak durumunda, ama insan kötü olabilecek güçteyken olmuyor. Allah’ın çok beğendiği bir varlık olmuş oluyor o yüzden, insanların varlığından Allah memnun. Onu beğeniyor, ondan hoşnut oluyor ve onları sonsuza kadar yaşatmaktan hoşnut oluyor. Cennet’te yaşatmaktan hoşnut oluyor. Mesela biz şimdi Allah nasip ederse Cennete bir gitsek, biz Cennet sandalyesinde, Cennet koltuğunda otursak çok hoşumuza gider. Cennet insanlarını görsek sevmeye doymayız, bizim burada aldığımız terbiyeden kaynaklanıyor. Orada göstereceğimiz iltifat, hürmet çok hoşumuza gider. Mesela Cennet dereleri, Cennet ırmakları içimizi eritir, acayip hoşumuza gider. Cennet müziğini çok beğeniriz. Cennet kokularını, Cennet yemeklerini çok beğeniriz. Bıkar mıyız? Hiç bıkmayız. Niye biliyor musun? Dünya ile kıyaslayacağız sürekli. Sürekli dünyaya kıyasladığımız için asla bıkmak yok, bıkamıyoruz, bıkmazsın. Ve sürekli Cehennemd’e küçük bir pencere vardır diyor Allah, Cenab-ı Allah, yani görebileceğimiz bir yer. Cehennem’i de gördüğü için Cennet’in kıymetini daha iyi biliyor. Allah’ın var olması bir kere çok büyük bir nimet. Yoklukken varlık olmamız çok büyük bir nimet, ne güzel, elhamdülillah. Varlığız ve var olan bir şeyin de zaten sonsuza kadar kaybolması mümkün değil, yani teknik olarak da imkansızdır. Bir sesin, bir görüntünün, bir varlığın kaybolması sonsuza kadar mümkün değildir. Mesela bir görüntü, bilim açısından da baktığınızda imkansızdır kaybolması, yani Allah’ın Katında sürekli kalır o. Sonsuz kısa zaman içerisinde, sonsuz uzun zamanı yaratmış Allah, o kadar şaşırtıcı ki bu, o kadar nefes kesici ki. Hayatı mesela çok detaylı yaratıyor. Arabalar gidiyor geliyor, adamlar çeklerini ödüyorlar, senetlerini ödüyorlar. Vergi daireleri var, mahkemeler var, sokakta çöpçüler sokakları süpürüyor, yani mizansen mükemmel. Hani bir sinema sahnesinde yapıyorlar ya böyle; arabalar gelip gidiyor, insanlar, yerde horozlar oraları eşeliyor falan yapılıyor, onun gibi dünya da, yani mükemmel bir mizansen var. O mizansene aldanıyor insanlar, mizansenin kusursuzluğundan kaynaklanıyor. Mesela ekmek arasında balık satıyor adamlar, orada da çadırda kavun satıyor, rüzgar yüzüne esiyor. O hakikaten dünyanın gerçekten mutlak varlık olduğunu düşünmeye başlıyor, halbuki beyninin içinde bir görüntü. Dışarda var, ama o hiçbir şekilde görüntüyü göremez, dışardaki gerçek varlığı olmadan o görüntüyü göremez. Allah öyle yaratmıştır. Dışarda gerçek varlığı vardır, ama gerçek varlığı da onun işine yarayacak gibi değil, çünkü saydam, çünkü simsiyah, çünkü renksiz, çünkü sessiz. Bak sessiz, renksiz ve karanlık, hiçbir şey yapamaz onunla. Dokunma duyusu da öyle. Atomların birbirini itmesinden kaynaklanıyor. Bir his bize veriliyor. Mesela koku hissi de öyle. Burunsuz ruhumuz kokluyor. Gözsüz ruhumuz görüyor. Kulaksız ruhumuz dinliyor, öyle bir sistem var. Allah bizi yarattığında, mesela belki insan sayısı çok az, diğer meleklerin sayısına göre çok çok az, mesela katrilyonlarca, katrilyarlarca melek var belki. İnsan sayısı az, ama Allah en çok insanı beğeniyor. O bizim için çok güzel bir şey, çok büyük bir onur. Şeytanı yenmemizi çok beğeniyor Allah, şeytana yenilmememizi çok beğeniyor, çünkü şeytan meydan okuyor Allah’a. Allah’a şeytan meydan okuyor, biz de Allah’a meydan okuyan iblisi yeniyoruz. Mesela bu çok güzel bir şey, çok hoş bir şey, Allah’a sevgimizi ifade eden bir şey. Allah da bunu bildiğinden O da bizi seviyor. Biliyor zaten, sonsuzdan beri biliyor, yani sonsuz evvelden beri biliyor, O da bizi daha çok seviyor, biz de O’nu seviyoruz, Allah da bizi seviyor o zaman. Tabii bizi sevdiğinden emin olamayız, ahirette anlayacağız. Çünkü bizi sevdiğinden emin olursak imtihan kalkar. Dünyada da birbirinizi ezmeyin diyor. Allah Allah, adamlar tank, top yapıyor, uçak yapıyor adam öldürmek için, yani bu inanılır gibi değil. Napalm bombası yapılıyor, “ya bunu üstüne bir atarsın, adamları cayır cayır yakar, kemiklerine kadar yakar,” diyor. Adam böyle elini vuruyor, aferin ya, çok büyük icat yaptın, diyor. Genel maksat bombası var, attın mı bütün binayı çökertiyor, “ya sen bir dehasın azizim, muazzam bir şey yaptın, tebrik ederim,” diyor. Atom bombası yapıyor bir şehri yok ediyor, “ya o da bir şey mi, ben hidrojen bombası yaptım, bölgeyi yok eder. Şehri değil, varoşlarıyla beraber yok eder, helal olsun” diyor. Kardeşim bu çok acayip bir şey değil mi, niye adam öldürülsün? Yani niye silah yapılsın, ne gerek var? Sevmek çok güzel, dost olmak çok güzel. Mesela tüfek yapıyorlar; “bir tetiğe basıyorsun, bir dakikada bilmem kaç yüz tane mermi atıyor, delik deşik eder evelAllah,” diyor. İftihar ediyor adam onunla. Kardeşim kimse öldürülmesin, niye öldürülsün adam, ne gerek var? Savaş da olmasın. Normal yaşayalım, barış içinde Allah’a kul olarak yaşayalım. Adam diyor ki, çok ütopik şeyler söylüyorsun. Senin dediğin asıl anormal olan. Hidrojen bombası yapalım, şehri yok edelim diyorsun sen, çok anormal olan bu. Bizim dediğimiz normal olan. Biz diyoruz ki, buna ne gerek var? Dost olalım, arkadaş olalım, diyoruz. Olur mu ya diyor. Kodun mu bombayı, darma keşan edeceksin dünyayı, diyor. Adam öldürme yöntemlerini öğretiyorlar. Bir kere hapishaneler dolu, mahkemeler dolu, her yer avukat bürolarıyla dolu. Ne gerek kardeşim? Kimse kimseyle davalaşmasın. Dost olalım, arkadaş olalım, uzatacak ne var? En ufak bir şeyi bile mahkemelik yapıyorlar. Durduk yere millet birbirine bulaşıyor, durduk yere. Mesela biz burada sohbet ediyoruz, konuşuyoruz, diyor ki adam; sel gibi kan akıtalım dedi, inanmıyorsanız bakın diyor, inceleyin, görür anlarsınız, diyor. Bana da, gel ifade vereceksin diyorlar, biz de gidiyoruz. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz. Ben nerede söylüyorum böyle bir şeyi? Söyler miyim ben öyle bir şey? Bütün ömrümü barışa, kardeşliğe, sevgiye adadım ben, Allah’ın rızası için hareket eden bir insanım. Dolayısıyla bu sistemi normal görmek acayiptir. Mesela dışarıya çıkıyorum, acaba birbirine bakıyor mu insanlar diye bakıyorum, bakmıyor insanlar birbirlerine. Mesela lokantaların önünden geçiyorum, açık lokantalar var, herkes yemeğe yumulmuş. Öyle şey olur mu kardeşim? Gelene geçene selam versene, sevgi göstersene. Çok nadir sevgi gösteren, ilgi alaka gösteren. Adam başı selamlaşman lazım, onun güzelliği oradadır, değil mi? Yolda duracaksın, musafaha edeceksin, selamlaşacaksın, tokalaşacaksın, hal hatır soracaksın, masaya davet edeceksin, onun güzelliği odur. O zaman dışarıya çıkmanın anlamı nedir? Niçin gidecek dışarı? Kimse kimseye bakmayacaksa, iltifat etmeyecekse, gönül almayacaksa, sevgi muhabbet yoksa dışarıya niye çıkalım o zaman, değil mi? Ne var o zaman, ne kalıyor geriye? Manzaraya da bakmıyor, çiçeklere de bakmıyor, hayvan da yok seveceğimiz, kuşlar da yok, ne oluyor böyle? Her yer kuşlarla dolu olması lazım, hayvanlar da olması lazım, bitkiler, ağaçlar olması lazım, üzüm ağaçları olması lazım sokaklarda, kiraz ağaçları olması lazım. Böyle her yer beton dolu olmayacak. Mesela akşam çıktık gidiyoruz, yolda birden gitmekten vazgeçeriz, bir kapıyı çalarız, Selamun Aleyküm Allah misafiriyiz, gider otururuz, sohbet ederiz, konuşuruz, akşam orada konuk oluruz. Ertesi gün onları bize davet ederiz, onlar bize gelirler, hayat böyle güzel olur. Beraber ibadet ederiz, Allah’ı anarız. Bu nedir böyle? Dünyanın her tarafı böyle, her tarafı ama, Mısır da böyle. Mesela bakıyoruz Mısır Müslüman bir ülke, acayip bakımsız, çok kirli diyorlar. Pakistan öyle, Hindistan öyle, sefalet, yerler toz toprak içerisinde. Heryer tertemiz, gıcır gıcır olsun kardeşim, gayet kaliteli olsun. Gençleri görüyorum, kafayı üç numaraya vurdurmuş keratalar, altlarında bir kirli blue-jean mazot bulaşığı gibi falan paramparça olmuş, böyle şey kapmış gibi, kurt kapmış gibi mi diyeyim artık, tarz yapıyorlar herhalde; hiçbir özelliği yok, insan biraz özenir, mesela temiz şık giyinir, bakımlı olur. Çünkü beğenilmenin bir anlamı yok bir kısmı için, adam beğense ne olur, beğenmese ne olur, diyor sevgi olmadığı için. Halbuki beğendirtmek bir sevgi ifadesidir, sevgiyi aramaktır, değil mi? Bir saygı ifadesidir insanın kaliteli güzel giyinmesi, çevresindeki insanları sevdiği için, onlara saygısından kaliteli ve güzel giyinir, temiz ve bakımlı olur. Tabii kendisine de saygısından aynı zamanda. Aşırı boşvermişlik meydana geldi dünyada, bu çok ürkütücü bir şey. Bağıra bağıra konuşmalar, birbirlerine sataşmalar, hakaretler havalarda uçuşuyor. Kim bağırıp iyi kavga ederse, onu daha çok takdir ediyorlar, “amma lafı oturtturdu, lafın altında kalmadı, amma ağır konuştu ciğerine oturttu lafı,” diyorlar. Ne gerek kardeşim? Güzel söz çok güzeldir. İnsan zayıf yaratılmıştır, öyle bir şeyi kaldıramaz insan. Kavga, gürültü, şamata, kargaşa, biz ona göre yaratılmadık. Bayağı hassas varlıktır, kuzu gibidir insan, zordan anlamaz.
ALTUĞ BERKER:Kuran’da müminlerin kardeş olduğu ve birlik olmalarının gerektiğine dair ayet okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” Hucurat Suresi, 10. Birlik olmakla ilgili çok ayet var, bir tane daha okuyayım; Saf Suresi 4. ayet “Şüphesiz Allah kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” buyuruyor Cenab-ı Allah.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum değerli Hocamız”, Aleyküm Selam. “Bu gece deprem olduğunda sizin TV’deki yüzünüze bakıp salavat-ı şerif ve kelime-i tevhit çektik, bir yandan da cenin pozisyonuna geçip size baktık”. Korkuyorlar, çok şekerler. Var ya hani böyle çocuklar anne karnında büzülüyor. Ne tatlılar, Allah’ım Yarabbim. “Nurlu yüzünüzle bizlere yine Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyordunuz o esnada. Gerçekten çok asildi yüzünüz. Depremler de bizim mercimek büyüklüğündeki et parçamızda mı oluşuyor?” Tabii. “Allah Celle-Celaluhu bize ikaz veriyor olmalı. İnanın duyduğumuz korku ve heyecan acayipti. Telefonlara sarıldık, internette mesajlaştık. Allah hepimizi büyük afetlerden korusun, imanlı ölüm nasip etsin.” Gülşen Hanım yazmış, maşaAllah. “Sevgili Hocam, sizi ailecek ve çok severek ilgiyle izliyoruz. Ancak kafama takılan bir çok soruyu size sormak istiyorum” diyor. Evet, bazı hadis kitaplarından örnekler vermiş, Riyazü's Salihin,Buhari’de, başka yerde. Adam çıkıyor diyor ki, mesela birisi diyor ki; İslam’da şu kitapta resim haramdır, diyor. Müslümanları mahvetmektir bu. Resim olmadığında mücadele yapamazsın. Kardeşim mesela Yaratılış Atlası baştan sona resim dolu, deli misiniz siz? Biz dinsizlere, ateistlere nasıl ispat ederiz, nasıl anlatırız? Adam kalkmış, resim haram, diyor. Sen aklını mı kaybettin, nasıl, ne konuşuyorsun sen? Niye haram olsun? Yok Buhari’de yazıyor, öyle bir şey yok, yanlış yorumluyorsunuz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında adamlar Hz. İsa (a.s.)’ın resmini yapmaya kalkıyorlar yahut Peygamberimiz (s.a.v.)’in resmini yapmaya kalkıyorlar, gidip o resimlere tapıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de yasakladığı budur. Savaş zamanı adam gidiyor defle, darbukayla eğleniyor, oynuyor, Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor; sıkışık durum zor durum var, bırakın bunu, gayretinizi önemli yerlere teksif edin, diyor. Bu müzik dinlemeyin anlamına gelmez, o durumda o andaki hassasiyetle ilgilidir o. Müzik niye dinlenmesin? Gayet güzel bir nimet, ne alakası var? Eğer öyle biz o kafaya gidersek, İslamiyet diye bir şey kalmaz yeryüzünde. O zaman, kendi elimizle İslamiyeti ortadan kaldırmış oluruz, Allah esirgesin. Yani iş çıkartmayın, kendi kendinize öyle mantıklar çıkartmayın. Bir de mesela Cübbeli konuşuyor, öyle tiksindirici şeyler buluyor ki, öyle iğrendirici sözler konular bulmuş ki, ben burada söylemeye dahi tiksinirim anlatamam. Nereden de gelir aklına öyle laflar? Durup durup onları anlatıyor, durup durup onları anlatıyor. Hayretler içinde kalıyorum. Yok hanımlar işte yüzündeki tüyleri alamazmış. Sakallı, bıyıklı gezdiriyorlar genç kızları ve aşağılatıyorlar, küçük düşürüyorlar. Diyor ki; “saçı dökülen, açılan bir hanım peruk takamaz”. Çocuk genç, 18 yaşındaki bir genç kızın arkadaşlarının arasında ne kadar mahcup olacağını düşünemiyor musunuz siz? Saçının yarısı var yarısı yok, niye öyle gezsin sokakta, takar peruk gayet normal olur saçı. Niye takmasın yani, nereden çıkarıyorsunuz? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in o anda bir konuda bir şey söylediğinde mutlaka bir hikmeti oluyor, bir amaçla söylüyor, bir amaca yönelik olmuş oluyor. Mesela kadın evlenecekse, evlenirken saçı, eğer saçında bir bölüm yoksa onu söylemek durumundadır. Perukla gidip adamı aldatamaz, yani benim saçlarım gür diyemez. Kastedilen budur, yani aldatmanın ortadan kalkması. Yoksa peruk niye takmasın? Takar. Yani bir genç kızı ne kadar psikolojik baskıya uğratmaktır bu, arkadaşlarının içerisinde ne kadar müşkül durumda kalır bir genç kız, düşünemiyor musunuz bunu? Ben gördüm, saçı sakalı birbirine karışmış genç kızlar var. Mesela deodorant kullandırmıyorlar, leş gibi ter kokuyor, yazık değil mi? Öyle geziyor. Mesela gidiyor arkadaşlarının yanına oturuyor, rahatsız oluyorlar. Tabii onlar da söyleyemiyorlar, ayıp olduğu için utanıyorlar, haberleri bile olmuyor. Birçoğunda var, haberleri bile yok. Olur mu? Müslüman son derece nezih olacak. Yani çiçek kokusunun ne mahsuru var? Dağ taş menekşe kokuyor, bayağı güzel kokuyor.
Dünkü salonun sahibi Tahsin Tek, monşer İzzet ile görüşmüş. Bizim meşhur monşer İzzet, Fransız İzzet, Fransa’ya gitti monşer oldu. Daha önce bize de mütalaa vermişti aslında, fakat Fransa peyniri yaramadı herhalde İzzet Efendi’ye. “İzzet Er ile görüşmüşler; İzzet Er, yarın bir basın toplantısı, ya da yazılı açıklama yapacakmış. Tahsin Tek’e imzalatmak istemiş, o da imzalamamış.” Niye imzalasın? Tabi imzalamaz. “Diyanetin Avrupa yapılanması, hiçbir cemaate ve cemiyete salon temin etmez diyecekmiş. Oysa bizim konferansımızın iptal edilen salonda, daha önce Milli görüş, Nur talebeleri ve Fethullah Gülen cemaati gibi bir çok cemaat organizasyon yapmış. Yani basın toplantısında söyleyecekleri gerçekleri yansıtmayacak. Yarın Fransa Zaman Gazetesi’nde çıkar muhtemelen diyorlar.” Şimdi monşer İzzet ne yaparsa, cevabını veririm. Monşer İzzet istediği kadar monşerlik yapsın. Fransız peynirleri onu değiştirdi anladığım kadarıyla. Şimdi beni konuşturmasın, yani orada neler yapılıyor neler, değil mi? Her türlü toplantı yapılıyor, düğün de yapılıyor, bilmem ne de yapılıyor ve her türlü cemaat de orada toplantı yapıyor. Tahsin Tek, delikanlılar delikanlısıdır, MHP’lidir, ülkücüdür, koç yiğittir, Türk-İslam Birliği taraftarıdır. “Hocam, çok müteessirim, çok rahatsızız” dedi, bize haber gönderdi, “görüşeceğim ben” dedi, zaten de görüşmüş. “Biz Türk-İslam Birliği’ni canı gönülden destekliyoruz, Hocamız’ı da canı gönülden destekliyoruz, Allah güç-kuvvet versin” dedi, ona benzer güzel konuşmalar yaptı. “Çok rahatsız oldum” dedi, salonun sahibi o. “Bu monşer İzzet’in yaptığından çok rahatsız oldum” dedi. Şimdi durumu kurtarmak için basın toplantısında açıklama yapacakmış. Hiçbir cemaat toplantı yapamazmış, bütün cemaatler toplantı yapıyor, niye yapmasın? Yapıyorlar, tek tek hepsini sayarım. Orada toplantı yapmayan cemaat kalmadı, ayrıca düğün de yapılıyor. Nasıl yapılmazmış yani? Sorunun ne biliyor musun, monşer İzzet senin sorunun ne? Bizim Darwinizm’e, materyalizme karşı olmamızdan sen rahatsızsın. Kimdi o?
ALTUĞ BERKER:Durkheim.
ADNAN OKTAR:Durkheim’ın ateist eserlerini, kitaplarını tercüme ediyor. Darwinist ve materyalist düşünceyi savunan kitapları tercüme ediyor ve gençlere onları okutturuyor; ateizmi anlatan kitapları. Biz anti-Darwinist, anti-komünist, anti-Marksist, anti-Stalinist, anti-Leninist çalışma yapıyoruz ve orada Darwinizm’in geçersizliğini anlatıp, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatıyoruz. Toplantı yaptırmadı da ne oldu? O küçük salondan çıktık, bitişikte daha büyük salonda, daha kapsamlı bir toplantı yaptık. Ne oldu? Bugün sokaklara taştı yaptığımız toplantı. Monşer İzzet de pijamasıyla evde bulgur çorbası içip bizi seyrediyordur; sarımsaklı bulgur çorbası. Bir de Fethullah Hoca’nın talebesiyim, bilmem ne diyor. Fethullah Hoca seni ne yapsın? Orada burada öyle kendini o şekilde gösteriyormuş. Fethullah Hoca, dünya tatlısı, dünya şekeridir. Monşer İzzet’in reaksiyonlarının nedeni şu; 1; Darwinizmin, materyalizmin yıkılması, 2; İttihad-ı İslam’ı savunmamız, 3; Mehdiyet’i savunmamız, 4; Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişini savunmamız. Oradan midesinde alerji belirdi mübareğin.
Fethullah Hocam’ı dinletelim biraz monşer İzzet’e de, Fethullah Hocamız’ın o güzel düşüncelerinden biraz feyz alsın.
VTR: 1- Fethullah Gülen Hocaefendi Hazreti Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
2- Fethullah Gülen Hocaefendi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak zuhur edeceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bak monşer İzzet, Hocamız’ın neler anlattığını görüyorsun. Orada burada Fethullah Hocamız’ın talebesiyim diye gezersen, samimiyet olmamış olur. Çünkü Fethullah Hocamız, Darwinizm’e, materyalizme karşıdır, 1; Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini savunur, 2; Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini savunur, 3; değil mi? Senin kulağına kim üfürdüyse yanlış üfürmüş. Bir de hiç boş yere basına açıklama yapma, çünkü, Milli Görüş’ün, Nur talebelerinin, Fethullah Gülen cemaatinin ve bir çok cemaatin orada toplantı yaptığını biliyoruz, belgeleriyle tek tek ispat ederiz. Tahsin kardeşimize de teşekkür ediyoruz, maşaAllah helal olsun, delikanlıca tavır koymuş. Tam bir Türk milliyetçisine yakışacak, Müslümana yakışacak tavır koymuş. Allah yolunu açık etsin, muhabbetini artırsın. Çok candan bizlere karşı tavrı, maşallah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi var. Ahir zamanda Müslümanları cehdten, gayretten alıkoyan, atalete iten bazı cahil alimler olacağına dair şöyle buyuruyor; İmam-ı Nevevi de kaynak. “İnsanlar üzerine çokça Kuran’ı okuyanların ‘bu zaman cehd zamanı değildir’ dedikleri bir zaman gelecektir. Kim bu zamana ulaşırsa bilin ki, en güzel cehd zamanıdır. Dediler ki; ‘Ya Resulullah bunu söyleyecek kimse var mıdır?’ Resulullah (s.a.v.); ‘Evet bu kimse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetlediği kimsedir’, buyurmuşlardır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, biraz da Risale-i Nur’dan okuyayım. Bak, monşer İzzet şimdi sana Risale-i Nur’dan okuyorum. Nur talebesiyim diyorsun, Fethullah Hoca’nın talebesiyim diyorsun ama Risale-i Nur’dan haberin yok ve bizim anti-Darwinist olmamızdan hoşafa döndün. Durkheim’ın kitaplarını tercüme ediyorsun. Darwinist, materyalist kitaplar tercüme ediyorsun, hem de millete okutuyorsun. Şimdi bak dinle. “Birincisi” diyor Bediüzzaman, “çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resul’ün” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen Hz. Mehdi (a.s.)’ın, “temsil ettiği” yani onun şahıs olarak başta bulunduğu, “kutsi cemaatinin” yani Mehdi (a.s.)’ın cemaatinin, topluluğunun, “şahs-ı manevisinin” Hz. Mehdi (a.s.), talebeleri ve onun şahs-ı manevisinin, “üç vazifesi var. Birincisi; fen ve felsefenin tasallutuyla” yani fen nedir? Biyoloji, devam et.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Antropoloji, moleküler biyoloji, astronomi.
ADNAN OKTAR:Jeoloji, bir çok, evet. “Ve felsefenin” biyoloji felsefesi; Darwinizm, materyalizm, “...tasallutuyla (musallat olmasıyla) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu (materyalist, Darwinist felsefe) beşer içinde (insanlık içerisinde, dünya içinde) intişar etmesiyle (gelişmesiyle) herşeyden evvel,” bak başka ‘hiçbir başka çalışma yapmıyor’ diyor. “...herşeyden evvel, felsefeyi ve maddiyyun fikrini,” yani biyoloji felsefesini, Darwinist felsefeyi, materyalist felsefeyi, Marksist felsefeyi, “...ve maddiyyun fikrini,” Darwinizm fikrini susturacak tarzda demiyor, tam susturacak tarzda, ağzını, burnunu hoşafa döndürecek tarzda, “...tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevi, birinci görevi bu. Biz ne yapıyoruz, Darwinist Fransa’da, Darwinizmin hakim olduğu Fransa’da? Allah’ın birliğini savunuyoruz ve inim inim inletiyoruz Fransa’yı, yerle bir ettik.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR: Monşer İzzet durduramaz bizi, inşaAllah. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek” imanlı olan insanları, Müslümanları küfre düşmekten, Darwinizm’e düşmekten muhafaza etmek. “Bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla çok zaman tedkikat ve meşguliyetin iktiza ettiğinden,” çok fazla araştırma gerektirdiğinden, “...Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” ‘Vakti olmaz’ diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. ‘Hali de müsait olamaz’ diyor. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım talebeleridir” diyor. ‘Darwinizm’i yıkmada bir kısım talebelerini Hz. Mehdi (a.s.) kullanacak’ diyor. “Ne kadar da az da olsalar,” ‘sayıları az’ diyor. Biz de Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesiyiz, biz de öncüsüyüz. İşte orada gördüğün talebeler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri. Bu Bediüzzaman’ın söylediği talebeler, şu an Fransa’nın ciğerini söküyor, ateizmi söküyorlar. Bediüzzaman’ın dediği oluyor şu an. Bak ne diyor? “Ne kadar da az da olsalar, manen bir odu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Osmanlı ordusu gibi.
ALTUĞ BERKER: 7500 haber oldu, demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah. Ne diyor? “Estergon, Estergon. Yedi krala saray olan Estergon. Biz seni nemçelilerine Allah emaneti edip verdik. Ve işte almaya geldik” diyor, arkasından Ceddin Deden başlayacak. Şu monşer İzzet’e bir Mehter müziği dinletin, o Mehter müziğini rica edelim.
VTR: Mehter Müziği (Ceddin Deden)
ADNAN OKTAR:Koç yiğit Tahsin Hocam telefonla görüşmek istiyormuş, gelsin tamam görüşelim. Telefon getirseniz görüşürüm.
“Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı ve Bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam sizin söylediğiniz herşey, her zamanki gibi bir bir gerçekleşiyor, maşaAllah. 2001-2011 aynı dediğiniz gibi çok hızlı bir giriş yaptık, adeta dünyada hem doğal afetler hem de karışıklıklarla birlikte yer yerinden oynadı. Hocam, siz 2011 yılının Haziran ayına dikkat çekmiştiniz ve bu hızlı olaylar, birkaç haftadır durgunluk göstermeye başladı. Bunu fırtına öncesi sessizlik şeklinde yorumlayabilir miyiz? İnşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz.” İşte gördünüz, bugün de deprem oldu. Çok önemli, Şeyh Nazım Hocamız söylemişti olacak diye.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir ay öncesinden söylemişti. Bak dedim, bu biraz teville anlaşılır. Mesela o dedi ki; “yerle bir olacak, çok büyük deprem olacak” dedi. Ben, müteşabih o anlatım dedim. Olur, yaklaşık manasıyla olur, dedim. Müteşabih oluyor anlatımları.
“Hocam kızıma büyü yapmışlar, getirip kapımıza yaptıkları suyu dökmüşler” diyor. Bir şey olmaz kardeşim. Gece gündüz bana büyü yapıyorlar, daha sıhhatli oluyorum, evelAllah. Zımba gibi oluyoruz, kudret akıyor üzerimizden kudret, elhamdülillah. Ne alaka değil mi? Var öyle kokoşlar, gece gündüz büyü yaptırıyorlar, dünyanın parasını veriyorlar. Daha kan can geliyor bize, daha neşe geliyor.
ALTUĞ BERKER: EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kudretimiz artıyor, elhamdülillah daha iyi oluyoruz. Bıraksınlar öyle şeyleri, öyle bir şeyin aslı astarı yok. Bütün güç Allah’ın elindedir. Ne büyüyle, bilmem ne etki edecek. En gelip hasosu yapsın bakalım ne oluyormuş? Müminler Allah’ın korumasındadır, “HasbinAllah Ve Nimel Vekil” deyip, Allah’a tevekkül etti mi, tamamdır, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen, ne şeker şeysin sen. Böyle siyah kuzular oluyor ya, onlara benziyor. Çok şeker.
ALTUĞ BERKER: Hocam rahmetli Alparslan Türkeş’in, İslam’ı öven sözlerinden okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah evet.
ALTUĞ BERKER: Merhum Alparslan Türkeş, bir konuşmasında şöyle söylemiş: “Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur; ruhsuz beden ceset olur.” Bir başka sözünde: “İnançsız insan, boş bir kabuk gibidir. İnançsız insan pusulasız, dümensiz gemi gibidir.” “Milletler dinsiz yaşayamaz, her milletin dini vardır; hiçbir toplum hayatından söküp çıkaramamıştır dini. Komünistler, din düşmanıdır ve derler ki: ‘Din milletleri uyuşturan bir afyondur.’ Fakat, onlar bile bunu söküp atamamışlardır. Dinin insanları kötü yoldan çeviren, mutluluğa götüren esasları olduğunu kabul ediyoruz. Bunu maksat olarak istismar eden bazı cahiller, İslamiyet’i kötülemektedirler. Demek ki dokuz ışığın temel kaynaklarından birisi budur. Türklük gururu ve şuuru, İslam imanı, ahlak ve faziletidir, yani Türk-İslam ülküsüdür.
ADNAN OKTAR: Evet, Alparslan Türkeş rahmetli, çok muhterem, çok kıymetli, çok değerli bir İslam büyüğüdür. Rahmetli, beş vakit namazında, hacıydı. Ehl-i Sünnet’e titiz, muhteşem bir insandı. Onun çizgisini, ülkücü gençliğin titizlikle muhafaza etmesi için dua ediyoruz, inşaAllah. Yani hiçbir şekilde taviz vermeden, onun çizgisinde devam etmelerini istiyoruz. Bir kere; daha önce de anlatmıştım, İstanbul’da özel kaldığı bir yer vardı, yani misafirlerle görüştüğü bir yer vardı, oraya gitmiştim. Bir konu vardı, aracı olmasını rica ermiştim. Çok sevgi dolu karşılamıştı, böyle ayakta karşıladı, hürmet etti. Uzun süre konuştuk, beraber çay içtik. Masonlukla ilgili bana da birisinin masonluğuyla ilgili bir bilgi verdi, bilmiyordum. Önemli bir kişi hakikaten, çok önemli bir kişi hakkında mason olduğunu söyledi. Onunla ilgili detaylı bilgi verdi. Sonra o konuda da bize yardımcı olmuştu, Allah razı olsun. Zaten onun ismi duyuldu mu, konu kapanmıştı hemen, mesele hollolmuştu. Tok sesli, çok efendi, çok nezaketli, hürmeti, adabı, edebi Osmanlı terbiyesini çok güzel bilen bir insandı. Allah, Cennette kardeş etsin. Çok şahane imanlı gençliğin yetişmesi için sebep oldu, ülkücü gençlerin yetişmesi için sebep oldu. Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağının etrafında, Cennet’te hep birlikte beraber olmayı nasip etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’a, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bazı hitapları var. Bildiğiniz, siz de aktardınız. Şöyle diyor hadiste: “Hz. Mehdi (a.s.), cennetin tavus kuşudur” diyor, bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bir başkasında: “Hz. Mehdi (a.s.), halka güzel simalı biri olarak gelecektir” diyor ve “ona El-Haris, yani arslan denir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: El-Hüccet, Hz. Mehdi (a.s.)’ın lakaplarındandır. Çok fazla lakabı vardır. İnşaAllah, o lakaplarını da bir gün teker teker inşaAllah anlatırız.
Evet, Cübbeli Efendinin, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili en az yayınlanan kasetlerinden yine devam edelim.
VTR: Cübbeli, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcıları Arap değildir” diyor.
VTR : Cübbeli; Hz. Mehdi (as)’ın Türk-İslam Birliğini Kuracağını Anlatıyor.... Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesile olacağı konular ile ilgili diğer söylemleri
ADNAN OKTAR: Tahsin Hocam’ı aç.
ALTUĞ BERKER: Arayayım Hocam.
ADNAN OKTAR: Fransa’da o değil mi şu an?
ALTUĞ BERKER: Tahsin Bey, efendim hayırlı geceler, ben Sayın Adnan Oktar’ın yanından arıyorum. Şu anda canlı yayındayız, televizyonda canlı yayındayız. Size veriyorum, telefonu kendisine.
ADNANOKTAR: Tahsin Bey, Selamün Aleyküm. Nasılsınız? Allah’a hamd olsun, elhamdülillah. Nedir bu olaylar böyle? Evet, hiçbir sorun yok, zaten daha güzelini yaptık. Yakında boş bir salon vardı, büyük bir salon vardı, daha kapsamlı yaptık. Monşer İzzet orada samimiyetsizlik yapıyor, çünkü orada bütün cemaatler toplantı yapabiliyorlar. Fethullah Hocam’ın camiasından yapanlar oldu, Nur talebelerinden oldu, Milli Görüş’ten olanlar oldu, Süleymanlı kardeşlerimizden toplantı yaptılar. Çok samimiyetsiz bir açıklama. Ama sizin candan tavrınız için çok teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Sizleri çok seviyoruz, çok hürmet ediyoruz, samimi teessürleriniz çok hoşumuza gitti. Hay maşaAllah, maşaAllah. Rahmetli Başbuğ’un askerleriyiz, diyorsun. MaşaAllah, elhamdülillah. Allah razı olsun, maşaAllah. EvelAllah evelAllah, maşaAllah. MaşaAllah, Allah razı olsun. Allah, yolunuzu açık etsin. Allah bu güzel yolda, Türk-İslam Birliği yolunda kolkola mücadele etmeyi nasip etsin. Barışa, kardeşliğe, güzelliğe doğru Allah hepimize güç versin, inşaAllah. Çok teşekkür ediyorum, Selam sunuyorum, yine görüşeceğiz, inşaAllah, Selamün Aleyküm. Güneş, balçıkla sıvanmaz. Türk Ülkücü camiası, evet. EvelAllah evelAllah, evet, maşaAllah, Allah razı olsun. Teşekkür ediyorum, Selamlar sunuyorum. Allah hepimize güç kuvvet versin, inşaAllah. Allah hepimizi muvaffak etsin, inşaAllah.
Evet, sevgimizi, kardeşliğimizi, bağımızı, hedeflerimizin güzelliğini çok uzun uzun anlattı kardeşimiz, maşaAllah; Tahsin Tek kardeşimiz. Ülkücü, MHP’li çok candan, çok halis bir kardeşimiz. Çok rahatsız olmuş bu monşer İzzet’in yaptığı hareketten. Salonun sahibi bir kardeşimiz. “İnşaAllah Hocam telafi edeceğiz, yeniden bir toplantı yaparız, Allah’ın izniyle” diyor, inşaAllah. Böylece monşer İzzet, pijamasıyla dizi seyretmeye devam edebilir.
Ne yapıyoruz yarın?
ALTUĞ BERKER: Yarın sabah 12:00’de inşaAllah, Bilim ve Yaratılış Programımız ve akşamüstü 17:00’de, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Tamam. Peki, hadi hayırlı akşamlar.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Konferans setleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...