ALTUĞ BERKER: Kanada’nın Peterborough Ontario çevresinde 164 yıldır yayınlanan günlük gazete ‘The Peterborough Exeminer’da bugün bir haber çıkmış sizle ilgili. Reuters’ın Fransa’daki konferanslar ve Yaratılış Atlası ile ilgili haberini vermiş. Burada görüyoruz. Gazetenin kapağı bu, ilk sayfası oydu. Sizinle ilgili haberde, “Fransa’da Yaratılış Turları” başlığıyla, sizden bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Özetle bütün insanların gözü önünde İslam tatlı tatlı hakim oluyor. Gördünüz, Hocam da dün geldi, mübarek. Gayet samimi, candan “evet” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ın devrindeyiz” diyor, “arıyoruz” diyor. Konu bitmiş.
Sahabeler, Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından sonra, bir kere Peygamberimiz (s.a.v) zamanında sürekli soruyorlar, her gün; Hz. Mehdi (a.s) konusunda, deccal konusunda her gün sohbet var. Ama vefatından sonra da hemen Hz. Mehdi (a.s)’ı aramaya başlıyorlar.
Yüzyıllardan beri aşkla Hz. Mehdi (a.s) aranmıştır. Hep “bizim zamanımızda gelecek,” “bizim zamanımızda gelecek,” hep o heyecanla beklemişlerdir. İlk defa şahs-ı maneviciler bir yandan, Cübbeli bir yandan, kubbeli bir yandan, şübbeli bir yandan, hepsi kol kola girdiler, koro halinde “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyorlar. “Hz. İsa (a.s) inmeyecek, Hz. İsa (a.s) inmeyecek” diyorlar, koro halinde. Bütün dünyada Müslümanların birçoğuna bunu söyletiyorlar. İlk defa İslam tarihinde oluyor böyle bir şey. Cübbeli, en bozuk kendisi olduğunu söylüyor. “Siz dünyaya dalmışsınız” diyor. “evleniyorsunuz, iş güç yapıyorsunuz, şunu yapıyorsunuz, bunu yapıyorsunuz, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini istemezsiniz” diyor. “Ben de size bir kolaylık yapayım” diyor. ”Bakın, ben bir rüya gördüm, o rüyadan şu harfle şunu çarp, şununla şu rakamı çıkar, şunu böl, şu rakamla şunu karıştır, 700 çıkıyor sonucunda. 700 sene sonra gelecek” diyor. Yani adeta alay ediyor, insanların gözünün içine baka baka. Nerede görülmüş böyle bir hesap? Ne Kuran’da var, ne hadiste var, ne alimlerin açıklamasında var. Senin gördüğün rüyanın ve yapacağın hesaba göre mi bu durum oluşuyor? Alay eder gibi konuşuyor ve inanan da var ona. Ağzı açık dinliyor adam böyle; hem bir yandan misvaklanıyor, geri sokuyor misvakı cebine, 10 dakika sonra yine çıkıyor yine sürüyor ağzına, yine cebine sokuyor, takva gösterisinde bulunuyor. Diğer Müslümanlardan ne kadar üstün olduğunu böylece göstermiş oluyor. “Ne güzel konuştu bak, 700 sene sonra gelecekmiş” diyor. “Haydi bakalım biz pirinç ticaretine devam edelim” diyor ondan sonra. “Bulgurları kamyondan indir oğlum” edebiyatına başlıyor ondan sonra. Söyle Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Sizin Fransa’daki konferanslarınız ve Yaratılış Atlası ile ilgili 7500 haber çıkınca herhalde Hürriyet ve Milliyet biraz sarsıldı Hocam. İki gündür evrimle ilgili haber çıkartmaya başladılar.
ADNAN OKTAR: Vay Doğan dedemde alerji başladı demek. Bahar alerjisi.
ALTUĞ BERKER: Evet. Koku duyusunu geliştirmeye ihtiyaç duyduğu için beynin evrim geçirdiği ve büyüdüğü iddia edilmiş. Başka iddialar da var. Siz hepsinin cevabını vermiştiniz Hocam, inşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, iddia olması için, adam diyor ki; “evin içindeki televizyonun camı şöyle oluştu” diyor. Ev havada duruyor. Dört kilometre havada duruyor, evin temeli yok, proteinlerden sen bitmişsin zaten. “Proteinleri uzaylılar yarattı” diyorsun. Konu orada bitmiş zaten, sen neyi anlatıyorsun ondan sonra? Yok kulağı nerden oluştu, yok tüyü nerden oluştu, bilmem nesi falan. Ta dipten bitmiş olay. Fosillerde zaten bitmiş vaziyetteler. Onun için çarpıtmalarına falan hiç yaklaşmaya gerek yok. “Aydın Dede” diyeceksin, “alerjiyi kes, al bir alerji ilacı.” Ne diyeceğiz? Proteini bize açıkla. Hürriyet’te sür manşetten açıklasınlar, proteinler şöyle meydana geldi. Anlatamazsın dedem. Senin pirin Dawkins ne diyor? Göğe bakıyor, bakıyor, bakıyor, “uzaylılar yapmıştır” diyor. Tabii ki olamaz protein tesadüfen” diyor. Çünkü proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var. Dolayısıyla her haber yanıktan kaynaklanıyor. Bir yerleri yandı bunların. Yeri göğü sallıyoruz, Fransa yıkılıyor şu an. EvelAllah. Osmanlı evlatları.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evlad-ı Fatihan, Türk gençleri sardı.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Cübbeli Ahmet’le ilgili bir haber vardı bugün bir gazetede. “CübbeliBook” diye.
ADNAN OKTAR: O ne demekmiş, o?
ALTUĞ BERKER: ”İsmail Ağa Cemaati, şeytanın oyununa gelmeyin uyarısıyla kapattıkları facebook sayfalarını, İsmailağa Gönül Dostları adıyla yeniden açtı.” Gerekçe; yoğun talep” diyor. Cübbeli Ahmet’in jetskideki ve teleskideki resimleri ile birlikte.
ADNAN OKTAR: Yalnız, şimdi biraz ayıp yapmışlar; orada bir imaj vermeye çalışmışlar, o gereksiz olmuş. Cübbeli’nin acayip yönü; bu havalarda uçuyordu, hakikaten bayağı çevresi güçlü, her sözüne inanıyorlar. Halbuki bir avuç Müslüman ona inanıyordu, çevresindeki insanlar. Artık kimse kaale almıyor o yönüyle. Şimdi anlatıyor, hurafe olduğunu bildikleri için insanlar dinlemiyorlar dahi. Eskiden hakikaten çok dikkat çekiyordu televizyona çıktığında. Ama şu an kimse ilgilenmiyor. İsterseniz bakın. Çünkü hurafeye insanların karnı tok, bizim milletimiz aydın millettir. Yani hurafeye karşı uyarılmış millettir, bayağı akıllıdırlar. Hurafe buradan girer, oradan çıkar, muhatap olmazlar. Bizim milletimiz Kuran’a, sünnete göre hareket eder.
ALTUĞ BERKER: Geçen akşam olan depremin 500 artçı depremi olmuş Hocam. Onunla ilgili bir haber vardı.
ADNAN OKTAR: 500 de olur, 1000 de olur.
ALTUĞ BERKER: Evet. Ahir zamanda depremlerin çoğalacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildirdiği bir alamet.
ADNAN OKTAR: Yine olacak önümüzdeki günlerde deprem. Yine olacak, yine olacak. Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar devam edecek. Bir tek İstanbul’da büyük bir deprem yok. Ama küçük depremler olur, küçük depremler olur ama yıkıcı bir deprem İstanbul’da olmayacak, onu söyleyeyim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bir başka haberde, “Güneş fırtınaları 2013’de üst noktada olacak” diyor. Güneşten alametler olması da kıyamet alametlerinden, ahir zamanda Mehdiyet’in alametlerinden, inşaAllah.
Suriye’de El-Cezire’nin bir muhabiri Dorothy Pervez, muhaliflere ağır işkence yapıldığını; göz altında kalmış, orada saatlerce duymuş. Suriye’de olayların halen devam ettiğini şu anda. Onunla ilgili görüntüler de var, gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Ya bu çocuk gariban, yapacağı bir şey yok. Orada derin devlet hakim, bu çocuğu da kullanıyorlar. Bu bayağı iyi niyetli, efendi birisi bu. Hafız Esad, babası, çok yamuktu bunun. O, süfyan o. Ama bu mazlum bu. Fakat devlet berbat, yani derin devlet berbat Suriye’de. Suriye’nin yapacağı hemen karar çıkarttırıp Türkiye ile birleşme kararı almaları, olay iyice karışmadan. Birleşmiş Milletler, NATO, bilmem ne falan devreye girmeden Türkiye ile birleşme kararı alsınlar, çok isabetli hareket etmiş olurlar. Öbür türlü yazık. Aslında yazılı uyarı da göndermek gerekebilir onlara.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bu konuda bir video vardı Hocam. Masumları öldürüyorlar Suriye’de, halkı.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
-VTR-Suriye’den görüntüler
ADNAN OKTAR: İşte Cübbeli jetskide tebessüm ederek, Alp Dağları’nı seyrederek gezerken İslam alemi bu halde. “Hz. Mehdi (a.s) da gelmeyecek, gönlünüz rahat olsun” diyor. “Deccal de çıkmadı” diyor. “Ne var bir şey yok” diyor. “Misvaklan” diyor dağın tepesinde, cebine yine sokuyor misvağı, yine ağzına sokuyor, yine çıkarıyor, öyle geziyor. Misvaklar artık yeşilleniyor küften, onu o şekilde devam ediyorlar ve Müslümanlar da böyle. “Yok bir şey” diyor.”İttihad-ı İslam’a da gerek yok, Türk-İslam Birliği’ne de gerek yok” diyor. Defalarca ısrar ede ede, bir kere lütfenlikle söyledi, “evet, İttihad-ı İslam lazım” diye. O da benle görüşebilmek için. Şart koşmuştum. Üç şartımdan biriydi; Bediüzzaman’dan özür dilemek, Şeyh Nazım Hocam’dan özür dilemek, bir de bu konu. İkisini yerine getirdi, birini yerine getirmedi. Ve Müslümanlar perişan vaziyette. O da işte, şuraya gideyim yüzeyim, şu dağın tepesine çıkayım, onunla ilgileniyor.
ALTUĞ BERKER: TurkİslamBirligineDavet.com, internet siteniz, onu tanıtıyorum Hocam, inşaAllah. Üzerinde sürekli durduğunuz Türk-İslam Birliği hakkında bilgiler ve bu yoldaki gelişmeler anlatılıyor bu sitede. Sizin bu konu hakkında sohbetlerinizden videolar tıklayıp izlenebilir, makale ve kitaplarınız okunabilir, inşaAllah. Gazetelere yıllarca tam sayfa ilanlar verilmişti, kardeşlerimiz bu ilanları bilgisayarlarına indirebilirler ve yayınlayabilirler de, inşaAllah. Çünkü Doğu Türkistan, Kerkük, Kırım Müslümanlarının tek kurtuluşu tüm Müslümanların bir an evvel birlik olmasıdır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Muhammed Adnan Hocam, çok yakışıklısınız maaşAllah. Beyazlar çok yakışıyor, her zamanki gibi hayran olduk” diyor Lale Yeşilyurt, maşaAllah. Tamam, şimdi devam edebiliriz. İnşaAllah. Evet, Cübbeli’nin olaylarını ortaya dökmeye yine devam edeceğiz. Yani hurafelerini, yanlış düşüncelerini, yanlış bakış açılarını, samimiyetsiz konuşmalarını.
ALTUĞ BERKER: Fatih Erbakan, Mahmut Hoca’yı evinde ziyaret etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
ALTUĞ BERKER: O ziyaretten herhalde fotoğraf da almışlar. Mahmut Hocamız, ayrılmadan önce Fatih Erbakan’a Necmettin Erbakan Hocamıza selamlarını kabrinde iletmesini söylemiş. “O manevi alemde selamımızı alır” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Fatih’ten çok güzel şeyler bekliyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah. Fitneden korusun Cenab-ı Allah. Evliyanın duasını alması önemli. Evliyanın duasını almazsa adımlarını Allah karıştırabilir. Evliyayla uğraşmaya gelmez. Evliya’dan destur almak güzeldir, bereket getirir, inşaAllah. Onun için hayırlı olmuş, güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. İman hakikati resimleri gösterebilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
-İman Hakikati Resimleri-
ALTUĞ BERKER: Evrimciler nedense tam bugünlerde Hocam, tekrardan haberler yapmaya, yazılar yazmaya başladılar. Reuters ve 7500 internet sitesinde siz çıkınca. Roni Margulies, Taraf Gazetesi yazarı; “Hepimiz Ara Türüz” başlığıyla yazmış. “Bizce hepimiz ara türüz, hepimiz yavaş yavaş değişerek, çevreye biraz daha iyi uyum sağlamasına yol açan, irili ufaklı değişiklikler geçirerek bize doğru evriliyor” diyor. “Bugünkü tüm canlılar evrimleşerek oluştu. Bunu kabul ettiği gün, bir Müslüman dini inançlarını unutmak zorunda kalmayacak” diyor. Lucy ve Tiktaalik roseae’yı mühim bir ara geçiş formu gibi tanıtmış. Halbuki bunları siz daha önce çok detaylı olarak anlatmıştınız, Lucy’nin tüm özellikleri ile bir maymun olduğunu. Ve Science & Vie dergisinde de “Adieu Lucy” olarak çıkmıştı, yani maymun olduğu bilim dergilerinde de çıktı. Tiktaalik Roseae’nın da tamamen gövde kısmının sonradan eklendiği anlaşıldı. Sadece bir timsah kafatası olduğu, 370 milyon yıldır hiç değişmemiş bir timsah fosili olduğunu siz anlattınız, sonra da bilim dünyası zaten bunu kabul etti.
ADNAN OKTAR: Rodi mi dedin? Kim bu adam?
ALTUĞ BERKER: Roni Margulies.
ADNAN OKTAR: Roni. Genelde çok az bilgileri oluyor; dergiden, gazeteden, oradan buradan derleme toplama. Bir de kaba mantıkla düşünüyorlar. Yani ne olacak işte? Çamurlu suda protein olur; düşünüyordur, bozuk sularda bakteri falan gelişiyor ya, protein de orada gelişivermiştir, ne olacak yani? Üç-beş bakteri bir araya gelip yapışıp balık olmuştur, balıktan da insan olmuştur. “Ne var ki falan” diyor. Çok sathi, yüzeysel düşünüyorlar, derin düşünmüyor. Halbuki bir protein bile tesadüfen meydana gelemez. Ama arkadaş bundan habersiz.
ALTUĞ BERKER: Gerçek fosilleri her gün gösteriyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Onlara gösterelim. Hiçbir ara geçiş formu olmadığı biliniyor ve bulunan fosiller, bakın elimde Mersin Balığı var. 150 milyon yıllık Mersin Balığı, günümüzde de tıpatıp aynı. Avlanıyor şu anda. Görüyorsunuz, en ufak bir değişiklik yok; değişim olmamış, demek ki evrim olmamış. Bir başka çok daha eski bir denizyıldızı fosili göstereceğim. Bu 490 milyon yıllık. Bakın, en ufak detayına kadar tamamen aynı, 490 milyon yıldır hiç değişmemiş. Evrimciler “değişti de evrimleşti” diyor. Değişmediğine göre evrim olmamış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, o kadar çok yakışıklı olduğuma dair yazı gelmiş ki, yüzlerce var. Ben en iyisi şurdan başlayayım. “Hocam, bu akşam değil, her akşam çok yakışıklısınız, her akşam daha da yakışıklı oluyorsunuz. Sizi çok kıskanıyorum Hocam” diyor Gamze. “Bir de, dün de telefonda konuşmanızı çok kıskandım Hocam. Sesiniz yayınlanırken çok farklı geliyor telefonda, hala kulaklarımda” diyor. “Sizi çok seviyorum” diyor. Müslümana kıskanmak yok, değil mi, inşaAllah. Sevgi kıskanılmaz, inşaAllah. Allah haram kılmış, ayet var. “Hâsidin izâ hased” diyor. İnsan kıskanmaz ama insan eşini haramdan korur, çocuğunu haramdan korur. Müslümana kıskanmak yok, değil mi? İnşaAllah. Sevgi kıskanılmaz, inşaAllah. Allah haram kılmış, ayet var; “ Hasidin iza hased” diyor, yani insan kıskanmaz. Ama insan eşini haramdan korur, çocuğunu haramdan korur. Bunun adı kıskanma değil, kollama-korumadır bu. Mesela hastalanmasına karşı onu korur, küfre düşmesine karşı korur, iffetine zarar gelmesin diye korur. Bu bir korumadır, kıskanma değildir bu. Ama haset etmek haramdır. Haset çünkü ayetle açıkça, alenen yasaklanmıştır.
ALTUĞ BERKER: Budizm ile ilgili bilgi vermek istiyorum; Tayland’ın başkenti Bangkok’ta geçtiğimiz gün gerçekleştirilen törende, on binlerce Budist keşiş Buda’nın yaş gününü kutladı. “Vesak Günü” adıyla her yıl düzenlenen törende, Buda’nın doğum günü dışında, aydınlanma ve ölümü de anılıyor. Tören sırasında, ülkenin güneyindeki ayrılıkçıların hedef haline getirdiği keşişlere de destek mesajı verildi. Güney Kore’de de Budistler fener alayı ile Buda’nın yaş gününü kutladı. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Hindistan’ın kuzey doğusunda ortaya çıkmış Budizm ve zaman içinde Sri Lanka, Moğolistan, Seyelan, Mançurya, Kore, Tibet, Çin, Tayland ve Nepal gibi ülkelerde etkili oldu. Bugün dünyanın üzerinde yaklaşık 300 milyon civarında Budist ve sempatizanı olduğu tahmin ediliyor. Budizm, Allah’ın varlığını reddeden batıl bir inanç. Ahiretin, hesap gününün, cennetin, cehennemin ve meleklerin varlığını inkar etmektedirler. Budizm inanç esasları ve felsefesi uygulamaları ile putperest bir dindir. Budizm’de insanlar Buda’ya karşı coşkulu bir sevgi, derin bir saygı ve korku duyarlar. Ve onu adeta bir ilah olarak kabul ederler. Hocam, sizin, insanlara mistik ve gizemli bir din gibi sunulmaya çalışılan Budizm’in aslında sapkın ve batıl bir felsefe olduğunu ve insan mantığı ve aklıyla çelişen ibadet ve öğretilere sahip olduğunu açıkladığınız önemli bir kitabınız var. Onu da tanıtmak istiyorum; “İslam ve Budizm” adında.
ADNAN OKTAR: Evet, çok kapsamlı, bol resimlerle, belgelerle, değil mi?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: Budizm, şudizm.
Çağlar Genç, bekliyoruz, gel görüşelim. Ama ne güzel üslupları, maşaAllah. “Selamun Aleykum güzeller güzeli, Allah’ın güzel tecellisi, karizmatik Hocam” diyor mesela, güzel bir hitap, maşaAllah. Müslümanlar birbirlerine coşkun sevgi duyacaklar, coşkun muhabbet duyacaklar, Allah’ın tecellisi olarak. Hep hayır gözüyle bakacaklar, güzellik gözüyle bakacaklar, iyi olmalarını isteyecekler, güzel olmalarını isteyecekler, Cennette kardeş olmayı isteyecekler, değil mi? Cennet bahçelerinde sohbet etmeyi isteyecekler, böyle güzel olur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Üstad Hazretleri; “ümitsizlik her faziletin engelidir” diyor Hocam, bildiğiniz gibi. Şöyle; “ittifak Hüda’dadır, ittifak doğruluktadır, hevada ve heveste değil. İnsanlar hür oldular ama yine Abdullah’tılar.” Allah’ın kuludurlar. “Her şey hür oldu. Başkasının kusuru, insanın kusuruna senet olmaz. Yeis,” yani ümitsizlik, “maniyi her kemaldir.” Yani her faziletin engelidir ümitsizlik. “Neme lazım, başkası düşünsün düşüncesi de istibdadın, zulmün yadigarıdır, hatırasıdır” demiş Üstad Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Şahane, üslubu şahane Üstadımız’ın. MaşaAllah. Yeis üstüne başka konuşmalar da vardı, bir de korkaklıkla ilgili konuşmaları var ya Bediüzzaman’ın, onları anlatırsan bir daha, iyi olur.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Havfla ilgili açıklamaları, inşaAllah. Üstad Hazretleri korkuyla ilgili, havfla ilgili şöyle söylüyor; “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır.” Yani “insanın önemli bir hissi korku hissidir” diyor. “Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar.” Bu korku hissinden istifade eden zalimler, insanları bu korkularıyla zapt altına alıyorlar, gemlendiriyorlar. “Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.” “Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalaletin propagandacıları,” daha önce söylemiştiniz, “gazeteciler olabilir, basın mensupları gibi bazı kişiler, ulema gibi bilinen avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından korku hissinden istifade ediyorlar. Onları korkutarak o vehimlerini tahrik ediyorlar ve böylece kontrol altına alıyorlar” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
Devam ediyor Üstad; “Meselâ, nasıl ki damda bir adamı tehlikeye atmak için, bir dessas adam, o evhamlının nazarında zararlı görünen bir şeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, tâ damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır.” Onu korkutarak, damdaki bir insanı korkuyla damın kenarına kadar getirir, böylece aşağı düşürerek boynu kırılır. “Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.” İşte böyle, “basından propagandacılardan bazı kişileri, ulema gibi gözüken bazı kişilerin bu korkularından tahrik ederek, onları çok basit şeylerle kontrolleri altına alıyorlar” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın, müceddid konusuyla ilgili konuşmasını yayınlayalım çünkü o çok hayati, çok önemli, vurucu bir konuşma. Sonra da İbrahim Hocamız’ın o mübarekle yaptığı o konuşmayı yayınlayın. Peş peşe ikisini de yayınlayalım.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, 15. Asrın Müceddidi Hakkında Açıklama Yapıyor (10 Mayıs 2011, Kıbrıs)
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar İle İlgili Sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: Şeyhimiz, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, dünyada eşi benzeri olmayan muhteşem bir varlıktır. Çok muhteşem bir insandır. “Kıbrıs taraflarında deprem olacak” dedi, Akdeniz bölgesinde; zaman verdi, oldu. “İstanbul ve bu çevrede deprem olacak” dedi; zaman verdi, oldu. Dua etsinler mübarek Şeyhimize, Allah ona sağlık sıhhat versin, mutluluk sevinç versin, kalbini açsın, Allah bizlere bağışlasın. Ben öyle sağlıklı sıhhatli görünce Hocamızı daha da seviniyorum, hoşuma gidiyor, maşaAllah. Dua önemlidir, Müslümanların birbirine dua etmesi. Çok bereket getirir, güzellik getirir. Hz. Mehdi (a.s)’a biatı görsün Hocamız, inşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı görmekle Allah onu şereflendirsin. Çünkü çok seviyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı çok seviyor. Görmeyi hep istemiş, ömrü boyunca çocukluğundan beri istemiş. Dua edelim, Allah nasip etsin, inşaAllah ve sağlık sıhhat talebi olsun Müslüman kardeşlerimizin. Allah, Hocamız’a sağlık sıhhat versin diye dua etsinler. Bak, diriliği ne güzel, maşaAllah. Allah kem nazarlardan, fitne ve fücurdan korusun Hocamızı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.Fransa’da bugün, Lille şehrinde, Avicenna Enstitüsü’nde çok güzel konferansları oldu arkadaşlarımızın yine. Geniş katılımlı bir konferans olmuş. Programın ilerleyen saatlerinde resimlerini gönderecekler, inşaAllah. Şu anda da yine Lille şehrinin en ünlü salonlarından biri olan Kinepolis salonunda konferansımız devam diyor. Bu konferansla, 12 konferanstan oluşan Fransa konferans turumuz sonuçlanmış olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Salonlar hep dolu dolu, fotoğrafları görünce insanın içi açılıyor, bayağı seviniyoruz. MaşaAllah. İlgi, alaka büyük; kaliteli, güzel bir anlatım oluyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam İnşaAllah.
Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz, Kocaeli’de konferans vermiş, İttihad-ı İslam’ı anlatmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir saat süren bir konuşma yapmış.
ADNAN OKTAR: Kazım Ağabeyimiz’in elini bir öpelim o zaman. Allah ömrünü uzun etsin, Allah yolunu açık etsin. Hocamızın bu samimiyetinden, halis muhlis Nur talebesi, maşaAllah. Bak, mübareği görüyor musunuz? En hayati konuya ağırlık veriyor. Vakit zaman geldi demek ki. Doğruymuş demek ki sözlerim, anlattıklarım doğruymuş. Bediüzzaman’ın anlattıkları doğru, hepsinin üstünde Peygamberimiz (s.a.v)’in söyledikleri doğru. Cebrail (a.s)’dan aldığı vahiy doğru, Allah doğru söyler, Allah vaadinden dönmez. Muhteşem, çok güzel. Nur talebelerinde demek ki bir heyecan, bir hamiyet-i İslamiye başlamış. Daha önce böyle bir şey yoktu. Şimdi başladı, Elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Geceli gündüzlü İttihad-ı İslam, İttihad-ı İslam dedik, dedik, dedik, Allah vesile etti, tetiklendi. İnşaAllah, muhteşem bir güzellikle İttihad-ı İslam oluşacak; demokratik, laik, sevecen, sevgi dolu, bilimi ve sanatı kucaklayan güzel bir Türk-İslam Birliği oluşacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Siz bu konuda yoğun anlatımlarda bulunduktan sonra, bayağı teşvike geldiler Allahualem, inşaAllah. Vesile oldunuz Hocam, inşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Evet, elhamdülillah. Her yerden haberler geliyor artık, elhamdülillah. Allah zalimleri de rezil rüsva ediyor. Hz. Mehdi (a.s) düşmanlarını rezil rüsva ediyor. Allah aşağılıyor, küçük düşürüyor. Hz. Hızır (a.s) kol geziyor İstanbul’da, kol. Ankara’da kol geziyor Hz. Hızır (a.s). Bir saniyede Ankara’da, bir saniyede burada. Kol geziyor Hz. Hızır (a.s), inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) düşmanlarına kök söktürüyor; böyle kayaları söktürüyor, yerleri söktürüyor. Hz. İsa Mesih (a.s) düşmanlarını perişan ediyor. Rezil rüsva edip, aşağılıyor. Baş edemezler.
ALTUĞ BERKER: Yarın itibariyle Hollanda konferanslarımız başlıyor, inşaAllah. İki tane Rotterdam’da, iki tanede Amsterdam’da konferansımız olacak, inşaAllah. Birinci konferans yarın, yani 22 Mayıs’ta Rotterdam şehrinde. Esselam Camii’nde, saat 13:00’da olacak, inşaAllah. Esselam Camii’nin resmini göstereyim Hocam, inşaAllah. MaşaAllah. Saat 13:00’da bu konferansa gelebilirler kardeşlerimiz. Konferans Türkçe olarak verilecek, Arapçaya çevrilecek, inşaAllah. ‘Kuran Mucizeleri’ ve ‘Evrim Teorisinin Çöküşü’ konularında olacak. Yemekli olacak, inşaAllah konferansımız. Çok güzel bir cami, yeni de yapılmış Esselam Camii’si. İkinci konferans da, aynı gün, akşam 18:00’da Rotterdam İslam Üniversitesi’nde. Bu konferansta ise, ‘Evrim Teorisinin Çöküşü’ konusunun yanı sıra, ‘İslam Barış Dinidir’ konusu anlatılacak. Konferans İngilizce olarak verilecek, inşaAllah. Bu üniversite de, Prof. Ahmet Akgündüz’ün dekanlık yaptığı üniversite, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahmet Akgündüz muhterem, mübarek bir insandır, maşaAllah. Medar-ı iftiharımız.
ALTUP BERKER: İnşaAllah. Konferanslarda farklı dillerde ücretsiz broşürler ve Hollandaca Kuran Mucizeleri DVD’leri dağıtılacak, inşaAllah. iki konferansta da kitap ve fosil sergisi olacak, inşaAllah. Kardeşlerimiz Rotterdam sokaklarını afişlerle doldurmuşlar. Onlardan da resim var, göstereyim. Çok sayıda broşür ve el ilanı da bastırmışlar. Her yere bunları astırmışlar.
ADNAN OKTAR: Koçyiğitler, maşaAllah. Gümbür gümbür Türk-İslam Birliği geliyor, elhamdülillah. Avrupa’yı inim inim inletiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Her yere asmışlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, helal olsun gençlere. Elhamdülillah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hazırlayıp, astıkları afiş de bu. Konferansın yerini, tarihini…
ADNAN OKTAR: Şahaneymiş afiş de. Bayağı güzel olmuş.
“Hocam, haddimi aşıyorsam sizden özür dilerim. Ama Arif Hocam, dünkü programda ahir zaman ve Hz. Mehdi (a.s) konusunda çok daha belirgin konuşabilirdi. Ama nedense o da çok belirgin ifadeler kullanmadı. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinin hepsini tasdik etti. Ama Hz. Mehdi (a.s) hayatta mı sorunuza, "ben bilemem, bilsem gider ayağına kapanırım" gibi bir cevap verdi. Bir de Hocam, sizin sözün özünü konuştuğunuzu zaten biliyoruz ama bir kez daha görmüş olduk. Çünkü Arif Hoca o kadar konuştuğu halde, Allah affetsin, ben hiçbir şey anlamadım.” Hocamız, o kadar anlatır, etrafında hitap ettiği insanlar var, televizyon programlarına çıkıyor, oraya buraya çıkıyor, adamlar direkt aforoz ederler, “Hz. Mehdi (a.s) çıktı” dese direkt yakasına yapışırlar, fitne çıkarırlar. TVNet’e çıkıyor, başka kanallara çıkıyor, yani biraz usturubuyla konuştu. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını söylüyor işte, “Hz. Mehdi (a.s) şahıstır” diyor. “Hz. İsa Mesih (a.s) da gelmiştir” diyor. “Şu an hayattalar” diyor özetle. “Ama ben bilmiyorum” diyor. Bu cevap normal. Bence anlayanın anlayacağı şekilde konuştu, daha ne desin, değil mi? Usturubuyla konuştu. O setretme makul, yani bence makul. Çünkü bunu diyor olması çok önemli. Bunu dedikten sonra kolay. Şahıs tayin etmesine gerek yok ki; şu olabilir, bu olabilir demesine gerek yok. Zaten olmaz öyle bir şey. Geldi der, tamam. Bilmiyorum diyecek, başka ne desin? Bilmiyorum diyecek. Bana sorsalar, ben biliyorum mu diyorum; ben de bilmiyorum ama tabiyim. O da bilmiyorum diyor, o da talebesiyim diyor. Makul. Arif Arslan Hocam’a söz yok, o aslan. Zamanında eleştirmişiz Hocamız’ı internette, hemen apar topar çıkarttırdım. Bir de bir hocadan daha bahsetti, neydi?
ALTUĞ BERKER: İsmail Mutlu.
ADNAN OKTAR: İsmail Mutlu. O Hocamız’ın da ellerinden öperim, ben onu da çok seviyorum. Ama o da şahs-ı manevici miydi, neydi? Benim bir alerjim oluyordu.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: İsmail Mutlu Ağabeyimiz hakkı teslim etsin, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” desin, “ama ben bilmiyorum” desin. Hocam gibi söylesin. Ne var, gidip ayağını öpeyim ben de. Demiyorsa, yine elini öperim, fark etmez. Ama samimi olmasını istiyorum ben, o kadar. Dürüst yaklaşmalarını. Çok samimiyetsiz oluyor öyle, Bediüzzaman alenen şahıs derken, “yok, senin gözün onu yanlış görüyor, şahs-ı manevi demek istedi” dersen; zekamızla, aklımızla alay etmiş olursun. Bütün Türk milletinin zekasıyla, aklıyla alay etmiş olursunuz. Alenen alay etme oluyor o. Bu olmaz işte. Biz onu öyle anlarız. Candan davranacak, “ben bilemem” diyecek. “Evet, buradaki ifadeye göre Hz. Mehdi (a.s) bir şahıs ve gelmiş olması gerekiyor” diyecek. Tarih belli, çünkü Bediüzzaman “1400 sene sonra” diyor. “Benden yüz sene sonra” diyor. Net, açık, belli. “Gelmiştir, İstanbul’da” diyor Bediüzzaman. Bak, Hocamız ne diyor? Seyyid Salih Özcan Hocam, “İstanbul’da göreceğiz” diyor. Ve geçen bizim çocuklar gittiğinde, “inşaAllah geldi” dedi, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dedi. Hatta “Adnan Hocamız’a söyleyin” demiş, üç kere tekrarlamış kardeşimize. “Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini ve İstanbul’da olduğunu biliyorum. Gidin söyleyin Hocanıza” demiş. “Hz. Mehdi (a.s) İstanbul’da şu an, geldi” demiş. Ama üç kere de tekrar etmiş. Tekrar tekrar, bana söylemeleri için. Allah razı olsun. Tamam, güzel. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Ben de “geldi” diyorum. Kim? Ben de bilmiyorum. Bilmiyorum diyebilir, biz buna saygı duyarız. Zaten demesi gerekir, bu böyledir, bunun üslubu budur. Ama ‘şahs-ı manevi’, bu çok samimiyetsiz bir ifade. Şahıs yok, talebeleri yok, şahs-ı manevi var. Nereden geliyor bu? Kardeşim radyo yayını varsa, radyo evi vardır, radyoda konuşan birisi vardır, değil mi? Radyo durduk yere yayın yapmaz, bir adam olmadan, bir insan olmadan, değil mi? Radyo evi olmadan olmaz. Şahs-ı manevi nasıl olsun? Talebeleri olmadan, Hz. Mehdi (a.s) olmadan şahs-ı manevi nasıl olur mu durduk yere? O konuda samimi, dürüst olacaklar. İsmail Mutlu Hocamız’la bir görüşelim. Ben sorayım, Bediüzzaman’ın bu ifadelerine ne diyor? Samimiyetsiz cevap verirse tabii ki eleştiririz. Ama samimi cevap verirse elinden öperim. Eleştirmekte haklıyız. Peygamberimiz (s.a.v) net olarak “adı şu” diyor; kaşını, gözünü, burnunu tarif ediyor. Neresi şahs-ı manevi onun? İşte “alnı geniştir, kaşı kavisli, sırtında ben var” diyor. Şahs-ı manevilikte böyle bir şey olur mu? Alay eder gibi ne konuşuyorsunuz siz? Bir de, yani tamam, taktik maktik yapıyorsun ama zekice taktik yapsalar tamam. Ama çok acayip, yani direkt alay eder gibi. Kendini bir de akıllı zannediyorsa böyle tipler şaşırırım. Ben İsmail Mutlu Hocam’ı tenzih ederim, onun için söylemiyorum da, bazı kıl tipler için söylüyorum. Bak, ne diyor mesela, Üstadımız? Mesela İsmail Mutlu Hocama ben soruyorum; Barla Lahikası, 250; “fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o Büyük Kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Bunun nesini tevil ediyorsunuz? Açık değil mi? “Fakat o ileride gelecek.” ‘İleri’ ne demek? “İleri yürü” dersen bir adama, ne demek ‘ileri’? Geçmiş anlamına mı gelir ‘ileri’? Yani ileri gideceksin, ileri tarih. “İleride gelecek” diyor. Geldi demiyor bak, “gelecek acip şahsın,” garip şahsın, “bir hizmetkarı,” kendini diyor, “bir hizmetkarıyım” diyor, kendi adına. “Şahs-ı maneviyim” demiyor. O da “ben de bir şahısım” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) da bir şahıs, ben de bir şahısım” diyor Bediüzzaman. Bak “acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın,” ‘kumandan’ diyor bak, ‘kumandan’. Ama nasıl? ‘Büyük Kumandan.’ “O Büyük Kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Şimdi benim karşıma geçip gevrek gevrek, badem bıyığını badem yağıyla parlatarak karşıma gelirse adam ve zırvalamaya başlarsa, ben de haklı olarak eleştiririm. Çünkü aptalca ve aptallığın da üstünde, geri zekalılığın da üstünde bir üslup kullanıyorlar. Sen Türk Milleti’ni çocuk mu zannediyorsun? Deli misin sen? “Var, evet; ileride gelecek, ben göremedim” de, bu kadar basit. “Bilmiyorum” dersin. Ama bu ifadeye göre net, nerenin şahs-ı manevisi? Ama dediğim gibi taktik olarak yapılıyor. Ama böyle bir taktiğe gerek yok. Sana ne? Sen geldi de, gerisine karışma. Senin yakana yapışan da yok, illa “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diye kimse senin yakana da yapışmaz. Hz. Mehdi (a.s) zaten Mehdilik iddia etmez. Bu nedir? İslam tarihinde böyle bir rezalet görülmemiştir. Biri oradan gevrek gevrek, “şahs-ı manevidir” diyor. Biri diyor ki; “ruh, hiç görünmez” diyor; her yerde böyle, hava gibi, yani görünmüyor. Biri diyor ki; “geldi, geçti” diyor. Biri de diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s) öldü, benim bedenime girdi” diyor. “Hz. İsa (a.s) ile beraber şu an bedenimde. Ben de dabbet’ül arzım” diyor. Ben ne diyeyim bu adamlara? Kabus gibi, inanamıyorum. Rüya görüyoruz. Koskoca adamlar, kıllı kılçıklı; utanmıyorlar da yalan söylemeye. Bediüzzaman; “ey ayaktaki ölüler,” diyor, “zombiler” diyor, “yürüyen ölüler” diyor. “Kenara çekilin, Hz. Mehdi (a.s) geliyor” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın yolunu kapamayın” diyor. Demek ki böyle kıl tiplerin çıkacağını biliyordu Bediüzzaman, söylemiş. Bak, “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Hz. Mehdi (a.s) ve şakirdleri gelir, Cenab-ı Hakk'ın izniyle bu daireyi genişletir ve bu tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz” diyor. Bunun neyini tevil ediyorsun? “Ben Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde vefat etmiş olacağım” diyor. Bir de o kadar kendilerinden emin anlatıyorlar ki, bir görseniz. Pozlar falan, böyle hafif uhrevi de bir ses veriyor kamburunu çıkararak. Kastamonu Lahikası’nda, bilmem ne diyerek. Kan tepesine çıkacak neredeyse. Öyle illet bir üslup ki. Sahtekarlığa ne gerek var? Alenen doğruca söyle, samimi söyle. Hayır sen söylersin de adam gider, senin yakana yapışır, “ben Mehdiyim” diye, o zaman “ben ondan yakamı kurtarmak için yapıyorum” diyebilirsin. Öyle bir konu da yok. Kimse senin yakana yapışmayacağına göre, zorun ne? Bediüzzaman, “1400 sene sonra gelecek” diyor. Niye yalan söylüyorsun? Söyle, “1400 sene sonra gelecek” de. Kimi diyor ki; 700 sene sonra, kimi 570 sene sonra, kimi 1000 sene sonra diyor. O, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebesi, neydi onun ismi? Osman Ünlü, o da.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir kardeşimiz, Hakan İyihuylu, A9’un broşürünü yaptırmış.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Hakan’a, aferin.
ALTUĞ BERKER: “Ben böyle bir broşür yaptırdım ve dağıtıyorum. İnşaAllah faydası olur, canım Muhammed Adnan Hocam” diyor.
ADNAN OKTAR: Aferin. “Hocam, biz nasıl yardımcı olabiliriz?” diyorlar. “Nasıl Hz. Mehdi (a.s) talebesi olabiliriz?” Ben size gösteriyorum işte, Hz. Mehdi (a.s) talebesi nasıl olur. Ben Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim, buyurun, bana bulun deyin, ben bulamam, bilmiyorum yerini. Ama hizmet ediyorum Hz. Mehdi (a.s)’a. Bak, televizyon kanalına çocukları teşvik ettim, Allah razı olsun, televizyon kanalı kurdular. Kitaplar basıyoruz, konuşmalar yapıyoruz, her şey tamam. Ben Müslümanları seviyorum. Ben büyüklük hissi içerisinde de değilim. Cübbeli bana karşı açıkça hasımane tavır aldığı halde ben yine de şefkat duyarım. Çünkü etrafımdaki insanların dağılmasını istiyor, faaliyetimizin durmasını istiyor, birçok kişiyle ve kuruluşla da işbirliği halinde. Bunu da biliyorum. Bazı kurum ve kuruluşlarla da iş birliği halinde. Yani kurum ve kuruluş derken, kurum ve kuruluşların içindeki bazı dinsizlerle işbirliği halinde, bunu da biliyorum. Ve tamamen dağılmamızı istiyor. Faaliyetlerin durmasını istiyor. Darwinizme, materyalizme karşı faaliyetlerimizin durmasını istiyor. Zaten “evrim ne ki?” diyor, böyle haşurt huşurt sakal kaşıyor. Şimdi modernleşmiş, geliştirmiş, eliyle kapatıyor kaşırken. Sen evrimin ne olduğunu bilmiyorsan, nasıl ortaya çıkıyorsun hocayım diye? Evrim teorisi, Darwinizm, deccaliyet dünyayı yerle bir etmiş. Yüzde doksan dokuzunu dinsiz yapmış dünyanın. Dünyadan bir habersin sen. Uçuyor, havada da uçuyor hakikaten o, teleski midir nedir? Elinde bastonla.
ALTUĞ BERKER: Yine bir Mehdiyet alameti olarak, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in; Metin Boşnak isimli bir kişi, Haber7.com internet sitesinde, şimdilerde Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemenin gündemde olduğunu, sürekli Mehdi sayısının arttığını yazmış. Hz. Mehdi (a.s) beklentisinin sıkıntı zamanlarının alameti olduğunu yazmış. Ve Hz. Mehdi (a.s) beklentisinin sıkıntıları Allah’a çözdürme çabasının –haşa- olduğunu, Peygamber (s.a.v)’in göstermediği mucizeleri bile gösterdiğini anlatan Mehdilik menkıbelerinin tezahür ettiğini yazmış. “Hz. Mehdi (a.s)’a İhtiyaç yok” diyor kısaca Hocam. Kendi ifadeleri var, onları okumuyorum.
ADNAN OKTAR: Adı ne demiştin?
ALTUĞ BERKER: Metin Boşnak.
ADNAN OKTAR: Metin dar bakmış olaya, okumamış. Çünkü bizim kitapları okusa, Mehdiyet’i biz bütün detaylarıyla ispat edip açıklıyoruz, belgelerle. Fırat’ın suyu kesilecek deyince, onu hurafe olarak değil, bir gerçek olarak gösteriyoruz. Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği, hurafe değil o, bir gerçek ve ispat ediyoruz. Kuyruklu yıldızların zuhur edeceğini söylüyor; ispat ediyorum, fotoğraflarla koyuyorum, belgelemişiz. Belgeli olunca bunun sözü nedir? Bunun sözü boş. “İran-Irak Savaşı olacak” diyor, belgeledik. Afganistan, hepsi belgeli. Dolayısıyla bizim sitemize bir girsin, okusun bizim yazıları, ondan sonra ortaya çıksın. Tabii ki zorluk zamanlarında Allah Peygamber göndermiştir. Tabii ki Mehdileri zorluk zamanında göndermiştir. Yani bu Allah’ın Adetullahı, bu bir gerçek. Ama bu kaç bin yıllık, on binlerce yıllık bir gerçek. Bunda şaşılacak ne var? Zaten böyledir. Dolayısıyla arkadaşımız az incelediği için yüzeysel değerlendirmiş.
ALTUĞ BERKER: Ayetlerde de Hocam, Nisa Suresi 75’de, zayıf bırakılmışlardan, veli istediklerinden, onların sıkıntı içinde olduklarından bahsediyor. Birçok ayette, ayetleri de okursa anlar zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslümanların nasıl sıkıntı içinde olduğunu Cübbeli anlatıyordu, onları seyredelim.
-VTR- Cübbeli Ahmet’in Flash TV Ramazan Konuşmalarından
-VTR- Cübbeli Ahmet’in İslam Alemi’ne Yapılan Zulümlere Gösterdiği Çözümü
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Teninin Buğday Renkte, Boyunun İse İsraili Olacağını Söylüyor
ADNAN OKTAR: Biz devam edelim Hilye-i Şerife’ye. Nasıl saçları Hz. Mehdi (a.s)’ın?
ALTUĞ BERKER: Saçları siyah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Rengi Arabidir” diyor.
ALTUĞ BERKER: Beyaz tenli, pembeye yakın, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaşları?
ALTUĞ BERKER: Kavisli. Gözleri yeşil.
ADNAN OKTAR: ‘Ayn’l hadra’ diye geçiyor. Alnının o kaş çatma çizgisinde tek çizgi var ve çukurluk var alnında.
ALTUĞ BERKER: Alnı açık, geniş.
ADNAN OKTAR: “Alnı açık ve parlaktır” diyor. Evet, Cübbeli’nin açıklamasına devam. Başka “geniş omuzlu” diyor. “Göğsü geniş, karnı da geniştir ve uylukları da geniştir” diyor. Kendisi söylüyor zaten.
SUNUCU:“Sakalları sık” diyor.
ADNAN OKTAR: Yanlardan ince, alttan cezm edilmiş. Nedir o Arapçası? Kevsec. Meczum, alt kısmı meczum; toparlanmış, düzeltilmiş, cezm edilmiş, meczum. Kevsec, ince sakala denir, çok ince. “Yanları kevsectir” diyor. Ve şubecik, “küçük bir topluluğu vardır” diyor. İsmi orada, Şuayb; küçük, şubecik anlamındadır. Şubeden gelir, şube kelimesinden türeyen bir kelime, isim, Şuayb. “Bin Salih,” yani “babası salih bir kişidir” diyor. Omuzunda kürek kemiğinin hizasında büyükçe bir ben var, siyah bir ben. Abdulkadir Geylani’de de vardı, kalp hizasında. Silsile olarak gelmiş. Hz. Mehdi (a.s)’ın da sırtında böyle bir ben var. “Sağ ayağında bir ben vardır” diyor ayrıca Peygamberimiz (s.a.v). Başka?
ALTUĞ BERKER: Yüzünde bir yıldız, ten renginde bir parlak ben olacağı, inşaAllah. Kaş arasının tek çizgi olacağı.
ADNAN OKTAR: Evet, onu söyledik. Başka?
SUNUCU:“Yüzünün nuru” demiştiniz Hocam.
ALTUĞ BERKER: İkinci bir benden bahsetmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:“Yüzünün nuru saçına ve sakalına dağılır” diyor. “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor görünüş olarak. Çok fazla hadis var Ben-i İsrail görünümde olduğuna dair. “Görünümü Ben-i İsrail’dir” diyor. Cübbeli de darılmış ondan, diyor ki; “yani Ben-i İsrail boyunda demek istiyor” diyor. Ben-i İsrail’de altmış santim, bir metrelik adam da var; cüce de var, iki metrelik adam da var. Ben-i İsrail boyu diye bir boy var mı? “Cismi” diyor, cismi. Cisim ne demek? Kendisi, vücudu. Cismi, Ben-i İsrail. “Ben-i İsrail’e benzer” diyor. Orada kendince değiştirecek onu. Ben-i İsrail görünümü, yani heybetli ve acar aynı zamanda. Başka?
SUNUCU: Yaprak şeklinde bir ben.
ADNAN OKTAR: “İkinci bir ben daha var” diyor. O yaprak şeklinde; yaprak gibi düşer, düşecek gibi ben. Sabit bir ben değil, ağaç yaprağı nasıldır, öyle düşecek bir ben.
ALTUĞ BERKER: Burnu düzgün ama çok hafif, belli belirsiz....
ADNAN OKTAR: Evet. “Ortası bombelidir burnunun” diyor. Hafif bombelidir. Kalkık, küçük burun için kullanılan Arapça orijinal bir kelime var, sırf o burun için kullanılan. Kalkık, küçük burun için kullanılan Arapçada tek bir kelime var, onu kullanmış Peygamberimiz (s.a.v). “Burnu küçüktür, kalkıktır” diyor. “Alnında hafif iç bükeylik vardır. Dışa doğru bombeli değildir alnı” diyor. “Hafif alnı iç bükeydir” diyor. Başka?
ALTUĞ BERKER: Dişleri inci gibi beyazdır.
ADNAN OKTAR: Dişleri parlar, “düzgün ve parlaktır dişleri” diyor. Bu deminki genç de hurafe falan gibi anlatıyor. “Yok böyle bir şey” diyor. Var böyle bir şey var, var. Biraz da Hz. İsa Mesih (a.s)’dan anlatalım, mübarekten. Onun şemailini anlat.
ALTUĞ BERKER: O, geniş omuzlu, atletik.
ADNAN OKTAR: O zariftir. Hz. Mehdi (a.s) heybetli, iridir; boydan boya iri. Saçları kızıl, kahve ve sarışın arasıdır Hz. İsa Mesih (a.s)’ın. Omuzlarına kadar dökülür. Saçları ortadan ayrık, ikiye bölünmüş, ortadan ayrık, omuzlarına dökülüyor. Gözleri gri İsa Mesih (a.s)’ın. Küçük yüzlüdür; zarif, küçük bir yüzü vardır. Yani böyle kibardır yüzü. Hz. Mehdi (a.s) yüzü büyük, kafası da büyük. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yüzü kibardır. Yani omuzları geniş, atletik yapılıdır. İnce bellidir. Zaten Mesih denilmesinin sebeplerinden birisi de odur. İnce belli anlamına geliyor Mesih. Hz. İsa Mesih (a.s) ince bellidir, atletik yapılıdır. Orta boyludur Hz. İsa Mesih (a.s). Yüzü çilli, burnu çilli, parmakları-elleri çilli, ayakları da çillidir. Yani tanıtıcı olarak onu söyleyeyim. Saçı, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i İbni Mace, hepsinde geçer; su değmediği halde sanki ıslak gibi, dolgun, saydam gibi saçları. Su değmiş de sanki ıslak kalmış gibi duruyor ama değil. Bir saç cinsi o. Çok nadir rastlanır bazı insanlarda. Böyle pırıl pırıl parlar. Dolgundur, güzel. Islak görünümlü saçları, “su değmediği halde parlar” diyor. Başka?
ALTUĞ BERKER: “Yüzü dupduru ve pırıl pırıldır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, aydınlık. “Ve bakışları çok keskin” diyor. Çok keskin, delici ve çok zeki bakıyor.
ALTUĞ BERKER: Alnı düzgün ve temizdir. Sık sakallıdır. Küçük ve güzel burunludur.
ADNAN OKTAR: Onun da burnu küçük, minik, çok kibar.
ALTUĞ BERKER: “Ateş gibi parlaktır gözleri” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müthiş zeki, müthiş akıllı.
ALTUĞ BERKER: “Yüzü kırmızıya çalan beyaz renklidir. Ayak ve elleri temiz ve parlaktır. Görünüşü kibar ve hoştur” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok arif ve çok temiz, halim görünümlü, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Kibar ve uzun parmaklı, mükemmel şekilli elleri vardır.
ADNAN OKTAR: Parmakları uzun ve kibar, zarif elleri. Şu an o da dünyada, Hz. Mehdi (a.s) da dünyada. İkisini de göreceğiz, inşaAllah. Bu köşe yazarlarının bilgileri eksik. Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ı namaz kılacağı anda, toplulukla namaz kılacağı anda ziyarete geliyor. Tam kamet getirildiği an. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı görür görmez tanıyor Hz. Mehdi (a.s). “Efendim, buyurun” diyor. “Hemen imamlığa geçin, buyurun” diyor. Kabul etmiyor. Hz. Mehdi (a.s)’a, “siz uygunsunuz, siz geçin” diyor. “Kiminiz kiminize Allah’ın bir ikramı olarak imamsınız” diyor. “Bütün Müslümanların imamı sensin, sen geç” diyor. Hz. Mehdi (a.s) ilerliyor fakat yine içi yatmıyor, geri dönüyor. O zaman Hz. İsa (a.s) sırtından iterek, “iki omuzundan” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “iter ve onu imamlığa getirir” diyor. Tekbir aldığında, “Allah-u Ekber” dediğinde imamlığı başlamış oluyor, inşaAllah. Bütün dünyanın imamıdır İmam Mehdi (a.s), inşaAllah. Hiç ummadıkları bir şahıs, insan. Hep öyle olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v)’e, “Ebu Kasım’ın yetimi mi Peygamber olacak” diyorlar, “bak, Mekke’nin, Medine’nin büyükleri var oralarda. Ne alakası var, nereden çıkarttınız?” diyorlar. Hz. Yusuf (a.s)’a da kardeşleri şaşırmıştır. Hz. İbrahim (a.s)’a de şaşırmışlardır. Hz. Musa (a.s)’a da şaşırmışlardır. Firavun; “bu iki lafı bir araya getiremiyor, konuşamıyor, konuşmaktan aciz” diyor. “Sen misin Peygamber?” diyor, haşa. “Konuşmaktan aciz birisi” diyor. Heyecandan Allahualem kasılıyor. Acayip tatlı bir şey o da. Konuşma gücünü kaybediyor. “Göğsüm daralıyor” diyor. Mübareğin tansiyonu çıkıyor, bildiğim kadarıyla. Hem çarpıntı var hem de kasılmadan dolayı, anladığım kadarıyla, Allahualem konuşamıyor. O konuşamadığı anlarda, kardeşini konuşturuyor. Yoksa hiç konuşamıyor değil. Hz. Musa (a.s), konuşuyor. Ayette görüyoruz, Kuran’da konuşuyor. Mükemmel konuşur ama kasıldığında konuşamıyor. Bir şekilde oluyor. Allah onu vesile ediyor. O zaman kardeşini konuşturuyor. “Ya Rabbi pazımı güçlendir kardeşim Harun’la” diyor. “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin” diyor. “Ben sizin yanınızdayım” diyor Allah. “Sizi izliyorum ve görüyorum, gidin” diyor. “Ona güzel söz söyleyin” diyor, firavuna. “Belki öğüt alır” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Belki söz dinler” diyor. Ama herif kaşar, odun, sığır. Anlatıyorlar, anlatıyorlar, dinlemiyor. Mucize gösteriyor; “tamam, biz, Musa’nın ve Harun’un Allah’ına iman ettik. Tamam, kaldır üzerimizden belayı. Allah’ınıza dua edin. Bela kalksın üzerimizden” diyorlar. Kalkıyor. “Tesadüftü” diyorlar. “Tesadüfen oldu. Kurbağa afeti, her zaman olur, zaman zaman olur, tesadüftü” diyorlar. “Yok, biz eski kafamıza devam edeceğiz” diyorlar. Bit afatı oluyor, “bu da tesadüftü” diyorlar. Bütün Nil Nehri kıpkırmızı kan akıyor, kan rengine giriyor. “Bu da tesadüftü, böyle şeyler de oluyordu zamanında” diyorlar. Zaman zaman hani böyle nehirlerde kırmızı renk oluyor ya, hani böyle, “bu da olur” diyorlar. En sonunda, Müslümanları kovalamaya başlıyorlar. Ondan sonra, Müslümanlar da kaçıyor. “Eyvah! Yakalandık” diyorlar. “Asla! Rabbim benimle beraberdir” diyor Hz. Musa (a.s). Cenabı Allah, “asanla denize vur” diyor. Denize asasıyla vuruyor, dua ediyor. Bir süre sonra deniz, “dağlar gibi çekildi” diyor Allah. Tamamen deniz çekiliyor. Tsunamide nasıl oluyor? Onun gibi, dev dalgalar şeklinde çekiliyor. Müslümanlar karşıya geçtiler. Adamın psikopatlığına bak, tam manyak yani. Çekinmiyor deniz geri kapanır diye. “Bunlar geçtiğine göre, biz de çok rahat geçeriz” diyorlar, uyanık zannediyor kendisini. Tam ortaya geldiğinde, deniz büyük bir gürültüyle, “dağlar gibi” diyor Allah. Kim bilir kaç metre? Belki de 10 metre, 15 metre yahut 20-25 metre de olabilir denizin yüksekliği. Bir anda bir geliyor, içinde kaldı hepsi birden. Mısır yazıtlarında, anlatıyor; “prensin sonu çok acı oldu, Yahudi alimi amacına ulaştı” diyor. “O, kadınları etkileme sanatında da çok mahir” diyor. O da ağırlarına gitmiş. “Kadınlar çok etkileniyor” diyor. “Kadınları etkileme sanatında da çok mahir” diyor. Kara yağızdır Hz. Musa (a.s). Omuzlar böyle. Uzun boylu, çok uzun boylu. Bayağı yapılı. Bir de atletik ama öyle tam tarif edilecek gibi, değil. Dehşetli kuvveti var, müthiş kuvvetli bir insan. Allah vermesin, mesela bir kişiye bir tane vuruyor, Allah vermesin, tabi hiç istemez öyle bir şey olmasını ama adam ex oluyor, perişan oluyor. Allah vermesin. Ona da çok müteessir oluyor, çok rahatsız oluyor ve hep onun etkisinde yaşamıştır yıllarca. Çok rahatsız olduğu bir şeydir. İnşaAllah. Yaklaşık 8–10 yıl falan, hep yakalanma teyakkuzu içinde olmuştur. Yani “yakalanırsam ne olur” gibisinden. Hz. Musa (a.s) dünya tatlısıdır. Tabii Hz. İsa Mesih (a.s) dünya tatlısıdır ama Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi çok büyük bir ikram, çok büyük bir olay. Tabii önümüzdeki yıllar muazzam. Çünkü Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı onore etmek için yapıyor aynı zamanda, ona bir güzellik olarak yapıyor. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın makamını göstermek için. Bakın, bütün dünyanın içinde Ulu’l Azm bir Peygamberi ona vezir yapıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın makamını anlayın buradan. Bak, Ulu’l Azm bir Peygamberi ve bütün dünyanın sevdiği bir Peygamberi, bütün Hıristiyanların, Bütün Müslümanların sevdiği ki Museviler de çok sevecekler ve bütün dünyanın iman ettiği bir Peygamberi, Hz. Mehdi (a.s)’a vezir yapıyor Allah ve Hz. Mehdi (a.s)’ı bütün dünyanın lideri yapıyor, 7 Milyarlık dünyanın. Dünya tarihinde yok böyle bir olay. En fazla, 2 Milyon, 3 Milyon kişiye liderlik yapmıştır geçmişte, Peygamberler olsun, veliler olsun. Böyledir. Ama Hz. Mehdi (a.s) devri başka. Çok büyük. Mesela Hz. Mehdi (a.s) hitap ettiğinde bütün dünya duyacak. Televizyonda bir konuşma yaptığında, bütün dünya dinleyecek. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyle, o da televizyonda konuşacak, onu da bütün dünya dinleyecek. Bütün dünyayı gezecek Hz. İsa Mesih (a.s), inşaAllah ve mucize gösterecek, mucizatlı bir Peygamberdir. Ölü diriltecek, inşaAllah. Mesela, üç günlük ölü. Dağılmış değil ama cesedi dağılmış değil. O aklın ihtiyarını kaldırır, öyle değil. Mesela morgda doktor, rapor vermiş, ölü adam hakikaten; var ya normal morgdaki, öyle. Herhangi bir tanesini insanlar söyleyebilir. Mesela, “şu” dersin, ricayla; “Kum Biiznillah, kalk, Allah’ın izniyle” der, kalkar. Şaşırmış böyle. Hayret edecek şekilde kalkar ama bu aklın ihtiyarını almaz. Mesela aklın ihtiyarını alacak dersin, almaz. Hiçbir mucize aklın ihtiyarını almaz. Ona göre yapılır mucizeler. İnsanlar zannediyor ki aklın ihtiyarını alacak şekilde olur, öyle bir şey olmaz. Çünkü imtihan dünyası olduğu için, öyle aklı durduracak şekilde olmuyor ama nefes keser. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı biz göreceğiz, bütün alametler üzerinde, aklın ihtiyarını kaldırıyor mu? Kaldırmaz. Peygamberimiz (s.a.v), “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, oldu işte. “Kuyruklu yıldız da çıkacak” dedi, oldu. “15 gün arayla, Ay ve Güneş tutulması olacak” dedi, oldu. “Kâbe’ye baskın olacak” dedi, oldu. Aklımızın ihtiyarı kalkıyor mu? Kalkmadığı gibi, adamlar daha da mayışıyorlar böyle, daha da gevşiyorlar. Adam ağzına dahi almak istemiyor. Konusunu dahi etmek istemiyor. Yani harika görünmek şöyle dursun, muhatap olmak istemiyor. Öyle bir konuyla bile ilgilenmek istemiyor. Peygamber (s.a.v)’in söylemiş olması onu ilgilendirmiyor. Peygamber (s.a.v) nasıl kavun yerdi; o, onu ilgilendiriyor. Yemek, içme işi oldu mu? Tamam. Mesela cimayla ilgili bir konu olursa, o tamam ama Peygamber (s.a.v)’in dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam’la ilgili sözleri adamları ilgilendirmiyor, bayağı bir adamı.
SUNUCU: 00.30’dan itibaren, ‘Adnan Oktar’la Gece sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Gazi Antep Olay TV, Sipas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv Sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın, 22.00’dan itibaren de, A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.Tv den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...