ADNAN OKTAR:Müzeyyen Hocam, bir ayet oku Arapça.
MÜZEYYEN HANIM:Okuyayım Hocam, inşaAllah; Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim: “Vekalellezine laya’lemune levlayükellimunellAllahe ye’tina ayeh” Onlar; bilgisizler dediler ki; ‘Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet getirmeli değil miydi?’ “Kezalike kalellezine minkablihim mislekavlihim” Onlardan öncekiler de onların söylediğinin bir benzerini söylemişlerdi, “Teşabehet kulübühüm” Kalpleri birbirine benzedi, “Kadbeyyenel ayati kavmi yukinun” Biz kesin bilgiyle inan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah. Buna ilim denir, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:Vesilenizle Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Evet, Hocamız’ın yetişmesinde vesile olduk, maşaAllah maşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. Bu aile bağının, kan bağına göre olmadığını Allah Kuran’da bildiriyor, ondan bahsetmiştik Hocam. Halbuki münafıklar da, siz anlatmıştınız; mesela bir makam-mevki sahibi olması, dedesinin, babasının, işte amcasının, ona bakacak bir yeri olması, yiyip-içip yatabileceği bir yer olması, münafık için son derece önemli oluyor.
ADNAN OKTAR:Münafık; uyuz porsuğa benzer, it gibi korkaktır, başına bir dert gelmesinden, bir imtihan gelmesinden çekinir. Onun için Müslümanlarda önce bir kusur aramaya kalkar, der ki; “ya bunlar bir yönden eksiktir, ben de çok takvayım, takva olduğuma göre ne işin var bunların yanında?” Ondan sonra gider, tehlikeden arınmış bir yerde kendince; kaya porsuğu nasıl bir mağaranın içinde genellikle yaşarsa, orada yaşar. Ama diyor ki Bediüzzaman; “sinekten kaçayım derken yılanın ağzına düşer” diyor, cehenneme düşer. Belanın içine düşer, hastalıkların-dertlerin içine düşer. Allah çökertir, helak eder Allah. Münafığın ruh halinde kendini beğenme vardır. Münafık; Bediüzzaman “çok zeki olurlar münafıklar, şeytani bir zeka olur” diyor, özel yaratıldığı için, şeytan özelliği gösterdikleri için. “Şeytani zeka olur, zekavetiyle hareket eder, onun için yaldızlı sözleri dinlenir” diyor. Mesela sünnetten bahsediyor, takvadan bahsediyor, Kuran’a hakimiyetten bahsediyor, işte Kuran’ı çok iyi bildiğinden bahsediyor, ama bir şey de bildiği yok. Yani şöyle bildiği yok; biliyor, fakat kalbinde yok, yani kalbinde bir inanç yok. Kalben inanmaz münafık, dilinde vardır, kalbinde yoktur. Fakat ayette diyor Cenab-ı Allah; “konuşurlarsa dinlersiniz.” Hakikaten mesela çok kapsamlı anlatır, çok kapsamlı konuşur. Kendince Müslümanların açığı olduğunu zannettiği yerlerden yaklaşmaya çalışır, yani takvasını göstermek için. Mesela Müslüman İttihad-ı İslam için çalışıyorsa o, misvakın boyuyla ilgilenir. Mesela Müslüman tebliğe gidiyorsa, o, işte ben evde yemekten sonra, akşam yemeğinden sonra bir saat zikir çekiyorum der. Yani ona karşılık, tehlikesiz, kendine bir zorluk getirmeyecek, onu zora sokmayacak yollar bulur münafık. Ama en ziyade, Müslümanların başına gelebilecek tehlikelerden korunduğu için, çok kendini korunmuş hisseder. Hatta ayette diyor; “onların içinde olsaydık, iyi ki değilmişim, yoksa benim de başım belaya girerdi. Uzak oldum, Allah beni korudu der” diyor Allah ayette. Böyle bir kafaya sahiptir münafıklar, ana yapıları budur. Bir de Müslümanları ihbar edip yakalatmak, ezdirmek, dağıtmak, onları moral yönünden yıkmak, küfürle iş birliği yapmak, müşriklerle iş birliği yapmak münafığın özelliğidir, kendince tabii öyle düşünür. Ama münafık, Müslüman’ın adeta benzini gibidir. Ne kadar çoksa münafığı, Müslüman o kadar heyecanlı, o kadar şevkli, o kadar atak, o kadar güçlüdür. Müslüman’ın aklının artmasına sebep olur münafık, yoksa atalet gelir Müslüman’a, adrenalin gibidir. Nasıl adrenalin insanı açar, canlandırır, değil mi? Vücudunu canlandırır. Adrenalin, mesela adamın tansiyonu düşüyor, ne veriyorlar? Adrenalin veriyorlar canlansın diye. Müslüman’ın da tansiyonu düştüğünde münafık yetişir, canlandırır Müslüman’ı, şevklendirir. Evet münafık, kendini azad ettiği için, böyle bir domuz gibi bir ine sığındığı için, Allah’ın kendini koruduğunu, Müslümanlara da bela verdiğini iddia eder. Çünkü Müslüman göğüs göğüse mücadele içinde olduğu için, dertlerle, belalarla karşılaşır, o da orada korunduğunu zanneder, ama onu cehennem kuşatır, münafığı. Münafığa bol zaman verilir. Onun için diyor Allah ayette; “onlara mallar ve çocuklar vermemizde, onlara iyilik ettiğimi zannetmeyin” diyor Cenab-ı Allah. “Onların canlarının azap içinde çıkması için bunu yapıyorum” diyor, yani iyice belalarını bulsunlar diye. Mesela suçunun Allah 50 olmasını istemiyor, 50 bin olmasını istiyor. Eğer bırakılırsa 50 olur suçu, ama süre uzatılırsa 50 bin oluyor. 50 bin olunca, iyice canı yakılabiliyor. Allah canını yakmak için, onun gerekçesini iyice geliştirmiş oluyor, münafıkta sistem budur. Allah tabii nasıl isterse öyle hareket eder, ama Allah adil olduğu için, onun makul olduğunu insanlara göstermek istiyor, inşaAllah.
Müzeyyen Hocam, bir ayet daha söyle Arapçasıyla.
MÜZEYYEN HANIM:Euzübillahimineşşeytanirracim-Bismillahirrahmanirrahim; “Va’tesimu bihablillahi cemian vela tefekkeru vezküru ni’metAllah” Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve dağılıp ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın.
ADNAN OKTAR:Hocam hafızdır. Tabii, hem Arapça’sını Kuran’ın ezber bilir başından sonuna kadar, hem de Türkçe olarak başından sonuna kadar ezberden bilir.
MÜZEYYEN HANIM:Vesilenizle Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker Hocam da eski Nurcular’dandır.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam öğrendik onu da, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bir ara verelim, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Hocam her zaman büyük müjdeler veriyorsunuz. Uzak Doğu’ya gittiğimizde de gördük, bütün dünya ayakta, maşaAllah sizin vesilenizle, Çünkü ahir zamanı ve Mehdiyet’i çok geniş kapsamlı, delillere dayanarak çok net anlattınız Hocam, inşaAllah. Yani anlatanlar olmuştu ama çok az sayıdaydı ve az delilli ve cılız kalmıştı. Siz dünya çapında bunu çok büyük bir müjde olarak, güçlü delillerle ve yüzlerce hadisle inşaAllah, hadislerin nasıl gerçekleştiğini delilleriyle anlattınız, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, cılız değil de zayıf deliller, evet. İnsanların bu konuyu ört-bas etmesi hayrettir. Sanki böyle orkestra gibi toptan idare ediliyorlar gibi. O kadar çok alim var ki gizleyen. Ne gerek kardeşim? Böyle bir durum var dersin, inanamıyorsan inanamıyorum dersin, ama bu doğru dersin, böyle bir şey var dersin, değil mi? Böyle bir hadis var, böyle bir konu var, inanamıyorsan inanamıyorum dersin, ne gizliyorsun?
OKTAR BABUNA:Hep sizin vesilenizle öğrendik Hocam, Kuran’dan, hadisten, maşaAllah. Ben mesela hakikaten Hocam samimi olarak, evrimin olmadığını bilmiyordum. Allah’a inanıyordum, yani yüzde yüz inanıyordum, fakat evrimin olmadığını bilmiyordum Hocam, ta ki sizinle tanışıp eserlerinizi okuyuncaya kadar, sizden öğrenene kadar. Mesela genetik okudum, moleküler biyoloji okudum, proteinlerin tesadüfen olamadığını hakikaten bilmiyordum.
ADNAN OKTAR:Bu Acun Ilıcalı’nın ağabeyi var, neydi onun ismi?
ALTUĞ BERKER:Ömer Cenker Ilıcalı.
ADNAN OKTAR:Ömer Cenker Ilıcalı, onu ben sürekli konferanslara gönderiyordum oraya buraya. 15 yıldır falan talebemdir. 20 yıl oldu değil mi?
ALTUĞ BERKER:Olmuştur evet.
ADNAN OKTAR:20 yıl oldu, evet. Yurt dışına onu da gönderiyordum. Ama son senelerde, düşün yani 15-16 yıldır anlatıyor sürekli; “Hocam hakikaten evrim yokmuş” diyor. Şu ana kadar ne anlatıyorduk biz? Allahualem tam kavramış. Sürekli anlattığı için yurt dışında, bir gün kafasında canlanmış, anlamış. Demek ki yani, çok tekrar gerekiyor. Ama o çok acayip bir şey, bakın yurt dışında anlattığı halde, anlattığı halde yine kavrayamamış, kendi anlattığı halde kavrayamamış. Sonunda “Hocam hakikaten evrim yokmuş hayret, evrim diye bir şey yok, yani net kanaatim geldi, anladım” dedi. O fosilleri anlatıyor, proteinlerin yapısı, proteinin molekül yapısına çok ince ince, detay detay bakınca olamayacağını anlamış. Bir de fosiller de öyle, 350 milyon fosil olduğunu da görünce... İlk anlattığında kendi de inanmıyormuş, öyle anlaşılıyor yani. Acun çok haytaydı kerata. Gittiğimizde hep onu futbol oynarken bulurduk, top oynarken. Kimlerle oynuyordu? Seyhun, Coşar, Esat, sokaktan topluyordum hepsini. Ondan sonra eve sohbete götürüyordum, alt katındaydı evi, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Yani sizi aslında tam anlatamıyoruz da Hocam, inşaAllah. Benim mesela, yaşamama vesile oldunuz, yani bu bir de annemin-babamın beni bıraktığı bir dönemde, inşaAllah. Her günüyle ilgilendiniz 7 sene süren hastalığımda.
ADNAN OKTAR:Baban ilgilenmiyor muydu?
OKTAR BABUNA:Babam fişimi çekmek için Amerika’ya gelmişti Hocam. Çok net, yani hiç gelmemişti, bir kere gelmişti, onda da komaya girersem masraflar çok büyüyor, onu durdurmak gerekiyor. Tabii bizim de haram olduğu için, böyle bir şeye girmeyeceğimizi bildiği için, Allahualem ona müdahale etmek üzere gelmişti.
ADNAN OKTAR:Yok canım, televizyona çıktı dedi; “kurtulacağını bilsem masraf yaparım, para veririm ama kurtulmaz bu, onun için para vermeyeceğim” dedi. Allah, ondan sonra iş başa düştü. Para vermeyeceğim deyince, artık bütün gücümüzle gayret ettik. Onun sözüne göre senin ölmüş olman gerekiyordu.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:“Beş kuruş vermem, ölür o zaten. Sokağa atmış olurum parayı, niye vereyim ki” dedi. Televizyonda; bütün Türkiye’ye yayın yaptı. Bunun şeyi yüzde doksan dokuz dediler, ilik bulun dediler. Öyle olmaz dedim, yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz virgül doksan dokuz, öyle bulacaksınız dedim. Sonunda hakikaten tam kalıp gibi bir ilik bulundu, ama tam uyuyor, milimi milimine. Tamam dedim, şimdi ilik nakli yapabilirsiniz, yaptılar. Zımba gibi Hocam, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah Hocam, vesilenizle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Baban da gece gündüz mahkeme mahkeme geziyor bizi hapsettirmek için. Baban ölüyordu, bize telefon geldi, dediler ki; kalbi durdu, gitmiyor hastaneye dediler. Ben zorla hastaneye götürttüm, ambulans çağırdım, zorla götürttüm. Biraz daha gecikseniz ölürdünüz demişler, hemen ameliyata aldılar. Herkes biliyor, hastane kayıtlarına bakın isterseniz.
OKTAR BABUNA:Acil pil takıldı.
ADNAN OKTAR:Acil pil takıldı. Bir de bizim çocuklar kan vermeye gittiler, bütün arkadaşlar, çocukların hepsini gönderdim. Tedavi olunca ilk işi bize çeteden dava açmak oldu. Ölümden kurtulduktan sonra ilk yapacağı iş bu oldu yani. Allah hidayet versin, ne diyeyim yani.
OKTAR BABUNA:Bütün televizyon programlarına sizin kitaplarınızdan hazırlanıyordu Hocam. Hatta yazdığı bir kitap vardı; sizin kitaplarınızın hepsinin son kısmında Hocam, ‘Maddenin Ardındaki Sır’ bölümü vardı, inşaAllah. O kitapta maddenin ardı diye bir bölüm yazmıştı, kelimesi kelimesine sizin kitaplarınızdan; hatta siz biliyordunuz, tebliğ olduğu için ses çıkarmamıştınız Hocam, inşaAllah. Tek kitabını sizin kitaplarınızdan kopyalayarak yazmıştı.
ADNAN OKTAR:Evet, hakikaten kelimesi kelimesine aynı, harfi harfine aynı, ama ben bir şey demedim, evet.
ALTUĞ BERKER:Hocam, ahir zaman alametleri her gün cereyan etmeye devam ediyor. İzlanda’da Grimsvötn yanardağında yine iki gün önce büyük bir patlama olmuştu. Ve yeni oluşan kül bulutunun ülkenin geneline yayılması tehlikesine karşı ana hava limanı ve pek çok uçuş iptal edilmişti. İngiltere Sivil Havacılık Dairesi, oluşan kül bulutunun İskoçya’ya ulaştığını, İngiltere’yi ve İrlanda’yı da etkisi altına alacağını açıklamış.
ADNAN OKTAR:Evet, işte ahir zamanda çıkacak duman zuhuru budur. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında çıkacağı belirtilen kıyamet alametlerinden biri de duman zuhurudur. Çernobil’le başlamıştır, bununla da devam etmiştir ve gittikçe de devam ediyor, yani dünya tarihinde ilk defa oluyor böyle bir şey. Böyle nükleer bir bulutun dünyayı sarması ve bu tarz bir bulutun ayrıca dünyayı sarması, yani gökyüzünde bir duman hakimiyeti. Bu dumanın toplamına bizde Duhan zuhuru diyoruz işte. Kuran’da belirtilen Duhan zuhuru budur, yani toplamıdır.
Bak Müzeyyen Hocam diyor ki; “kan veren”, Cevat Hocaya kan alınmıştı, “kan alınan kişilerden biri de benim” diyor, Cevat Hocaya ameliyat sırasında. “Kendisiyle de ameliyattan önce tanışmıştım” diyor, “o da beni ve kız arkadaşlarımı çete mensubu diye mahkemeye verdi”. Yıllardan beri uğraşıyorlar. Evet.
ALTUĞ BERKER:Bir başka ahir zaman alameti olarak Hocam; sizin anlattığınız bir konu, yağmurların şu an devamı halinde, baraj kapaklarının açılacağı açıklanmış; haberde de var. 148 milyar kilovatsaatiyle rekor seviyeye ulaşılmış şu an, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yağmurların bollaşması, evet Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir.
ALTUĞ BERKER:Lulin kuyruklu yıldızından evvel kuraklık olup, sonrada yağmurların bollaşacağını anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR:Adamlar muhatap dahi olmuyor. Bakın diyoruz ki, Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 sene önce bildiriyor, diyor ki: “Bir kuyruklu yıldız çıkacak iki uçlu, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek, bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce birkaç yıl kuraklık olacak, çıktıktan sonra da çok bol yağmur olacak” diyor. Milimi milimine aynısıyla oldu. Sırf Hz. Mehdi (a.s.)’ın alameti diye adamlar ağızlarına almak istemiyorlar. Çünkü onu kabul ederse Hz. Mehdi (a.s.)’ı da kabul edecek. Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmemek için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizesini de kabul etmiyor. Onu da dinlemek istemiyor. 15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu diyoruz, onun mucize olduğunu bildikleri halde, Mehdiyet’i kabul etme korkusundan dolayı onu da kabul etmiyorlar. O hadisi de görmezden geliyorlar. Nedir?
ALTUĞ BERKER: Sayın Kılıçdaroğlu, “Güneydoğu’da kardeş kavgasını bitireceğiz” demiş ancak, yerel yönetimlere de özerklik şartını kabul edeceklerini söylemiş.
ADNAN OKTAR:O ne demek öyle?
ALTUĞ BERKER:“Böylece yerel yönetimlerin güçlü olması, halka iyi hizmet verilmesini sağlayacağız. Benim sözüm var” ifadeleriyle iktidara geldiklerinde Güneydoğu’yu özerk bölge yapacakları sözünü vermiş yerel yönetimlere.
ADNAN OKTAR:Özerk; yani üniter yapısı var Türkiye’nin, biz kardeşiz. Laz olan Diyarbakır’da vali olur, Kürt olan gelir İstanbul’da vali olur, Kürt doktor gider Ardahan’da doktorluk yapar, Arnavut doktor gider Mardin’de, Siirt’te doktorluk yapar, sistem budur. Biz kardeşiz, biz birbirimizin içinde erimiş kardeşleriz. Özerk; yani adım adım nereye, nereye yani? Bir de, böyle bir fitne varken, böyle bir fitne varken, fitneden şiddetle kaçınmak gerekirken, fitnenin kapısını açacak şeyler iyilik olmaz, güzellik olmaz. Özerk, bütün Türkiye özerk zaten, herkes, hepimiz özerkiz, ne demek özerk yani? Hür olmamız, demokrat olmamız, demokrasinin hakim olması, laikliğin hakim olması yeterlidir. Nerenin özerkliği, yani ne anlama geliyor bu? Şimdi Karadeniz’e özerklik, İstanbul’a özerklik, Güneydoğu’ya özerklik, nereye gider bu, ne demek bu? Nereden çıktı bu? Birlik, beraberlik, kardeşlik vardır. Biz tek milletiz, topluca Türk Milleti’yiz, o kadar, başka bir millet yok. Etnik kökene girmeye kalkarsak, sonu gelmez. En az 140 çeşit etnik köken çıkar Türkiye’de, en az 140. Bu ne demek bu ya? Bıraksınlar bunu. Herkesin kanında, zencilik de vardır, Çerkezlik de vardır, Abazalık da vardır, Gürcülük de vardır, Musevi kanı da olur, Ermeni kanı da olabilir, Türk kanı, hepsi vardır. Türküm diyen herkes Türk’tür, iş çıkartmasınlar. Bir de böyle fitne devrinde, fitne zamanında, yani fitnenin alnını kaşıyacak bir üslup, çok acayip olur. Sırası mı kardeşim ve ne gerek var, ne anlamı var bunun yani? Ve neden ihtiyaç olsun? Mesela Gürcü bir kardeşim, Mardin’e vali gitti, basar bağrına kardeşlerini, ne güzel işte Valilik yapar. Bir acayip laflar bunlar, acayip bir ortam. CHP Türkiye’nin bölünmesini hiçbir şekilde istemez. Sayın Kılıçdaroğlu hiç mi hiç istemez. Ama bu üslup nereye gider bana bir açıklasınlar. Yani neden tehlikeli görmüyorlar bu üslubu, neden zararlı görmüyorlar bana bir açıklasınlar, bir anlayalım. Bölünmeye karşı net açık tavrı alenen belli etmeleri lazım. Önce bölünmeyle ilgili konuşmayı yapsınlar. Özerk diyeceklerine, desinler ya burada bir düzenleme olsun, özgürlük olsun, rahat olsunlar. Demokrasi, laiklik bütün Türkiye’ye yayılsın, bunlar söyleyin. Ama Güney Doğu’ya özerklik vereceğiz, belediyelere özerklik vereceğiz, bu ne demek bu? Ayrılmanın kapısını açmaz mı bu sonuna kadar? Fitneden kaçınmak lazım. Fitneye sebep olur bu, yanlış. Evet.
ALTUĞ BERKER: Hocam, “Ergenekon dağa çıktı” diye bir haberler var. PKK içindeki Ergenekoncular olarak bilinen adı Ankaralılar gurubu ile Ergenekon örgütü mensupları iki tane toplantı yapmışlar şu anda. Seçimi sabote etmeye yönelik, kararlar almak üzere Kandil’de buluşmuşlar.
ADNAN OKTAR:Yani açıkça söyleyeyim, sıkar. Hiçbir şey de yapamazlar, artistiği bırakacaklar, o tarz artistiği bırakacaklar. Münasebetsizliklerin âlemi yok, demokrasiye saygı gösterecekler, komünist kafayı bırakacaklar. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı devlete var gücümüzle destek olmamız gerekiyor, var gücümüzle. İstihbari olabilir, vicdani olabilir, sözlü olabilir, ama devletin hep yanında olmamız lazım. Çünkü hâkimlerin moralini bozmaya çalışıyorlar; işte şöyle yapacağız, böyle yapacağız, bilmem ne falan. Bu itlere, bu çakallara gereken cevabı milletimiz gereken şekilde davranarak, gereken cevabı verecek, inşaAllah. Hukukla, kanunla, evet.
ALTUĞ BERKER: Kastamonu’dan sonra yine başbakan Erdoğan’ın düzenleyeceği miting öncesi yol güzergâhında, Şırnak yolu üzerinde bombalı tuzak kurmuşlar. Ancak kurulan tuzak son anda ele geçirilerek, etkisiz hale getirilmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim niye son anda? İlk başta olsun, oralar avuç içi gibi olması lazım, ne demek yani? Yol boyunca karıncayı bile görür insan, niçin görülmesin? Nefes aldırmamak lazım. Bu çakalları oradan kişelemek lazım, tabii.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Yurt dışında da bu iddia edilen Ergenekon’un faaliyetleri olduğunu söylüyorsunuz. Gürcistan’da başlaması dikkat çekici, çünkü pasaportların kaldırılması ilk Gürcistan ile gündeme geldi. Karışıklıklar başlamış. Tiflis’te, başkentte on binlerce kişi başa gelen başkanı Saakaschwili’nin istifası ile gösteriler düzenliyorlarmış haftalardır. Olaylar çıkmış, ateş açılmış göstericilerin üzerine, bir karışıklık oluşmuş orada.
ADNAN OKTAR: İşte Gürcistan’ın yapacağı Türkiye’yle birleşmek. Hiçbir şey olmaz, Sivas gibi bize Gürcistan da, inşaAllah. Onların hepsi vatan toprağı, inşaAllah. Gürcüler, her yer Gürcü’dür, vatandaşlarımın çoğu Gürcü’dür. Başbakanım da bildiğim kadarıyla Gürcü kökenli, evet öyle duymuştum, evet. Hep Gürcü’dür yani, dolayısıyla o mantık yersiz, bekletmekte yersiz, onlar bizim canımız. Ermenistan, Gürcistan, onlarla çoktan birleşmemiz gerekiyordu, çoktan bağrımıza basmamız gerekiyordu. Çok vakit geçiriyorlar. Acayip rahat ederler. Açsınlar gelsinler, burada çocuklar çalışsınlar, bizim kardeşlerimiz de oraya gitsinler. Gürcistan ne alakası var orasıyla sınırlar falan feşmekân. Kaldırsınlar, pasaportu, konu biter, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Geçenlerde Suriye’yi söylemiştiniz, Hocam. Suriye’deki olayların tek çözümünün; televizyon programında, burada canlı yayında söylediniz, Türkiye’yle birleşmek olduğunu. Hemen ertesi günü bir gazeteci yazdı Hocam sizin söylediğinizi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Diyarbakır’da bir kitap fuarı düzenleniyor Hocam. Halka sunulması için Nesil Yayınları, Üstad Hazretleri’nin, bazı kitaplarını Kürtçe’ye çevirerek basmışlar. Bu kitapların arasında, Üstadın Güneydoğudaki soruna bakış açısı ve çözüm önerilerini içeren açıklamaları da bulunuyormuş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ailece kitaplarınızı okuyor ve A9 ekranlarından yayınlarınızı sürekli takip ediyoruz. Yakın çevremize ve akrabalarımıza yayınlarınızı ve kitaplarınızdan bahsedip, onların da feyz almasına vesile olmaya çalışıyoruz. A9 TV’yi izlemeleri için bazı yakınlara uydu hediye ettik, onlar da yayınlarınızı takip ediyorlar.” Çok güzel bak, karınca kararınca çok güzel bir hizmet. Benim hiçbirşeye gücüm yetmiyor, diyor. Yan gel yat o zaman, olur mu öyle şey? Gücün yeter. Bu kardeşlerimiz milyarder değiller işte. Bak bu kadarına gücü yetiyor, tamam, bu da olur. Damlaya damlaya göl olur derler, değil mi? Akar gider sel olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Bir ayette Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırız. “Eğer mücadele etmeyi bilseydik, seni izlerdik, derler.” Diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hâlbuki gayet güzel biliyorlar, değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.Hocam Berlusconi, kendi vali adayı kaybederse, Milano’nun bir İslam şehrine dönüşebileceğine dair uyarılarda bulunmuş. Berlusconi; “Milano solun oy verme hakkı tanımak istediği yabancılarla kuşatılmış bir İslam şehri haline gelemez.” demiş. “Aynı zamanda Milano’nun haber, yaratıcılık ve girişimcilik açısından Avrupa’nın önde gelen şehirlerinden biri olduğunu ifade etti” diyor haberde. İtalya’nın Müslüman nüfusu tahminlere göre; sonradan Müslüman olan 20 bin kişiyle birlikte, 1,2 milyonmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Biraz yorumla, açıkla.
OKTAR BABUNA: “Milano’yu İslam şehri haline dönüşebileceğini söylemiş. Fakat ondan sonra da solun oy verme hakkı tanımak istediği yabancılarla kuşatılmış, bir İslam şehri haline gelemez.” demiş ve “Avrupa’nın da önde giden şehirlerinden biri olduğunu” söylemiş. “Ama İslam şehrine dönüşebileceğine” dair bir ifade de bulunmuş.
ADNAN OKTAR: İyi, ne güzel işte. Ne güzel, dua etsin, öyle olsun.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Müslümanların sayısı artınca Hocam, özellikle Yaratılış Atlası’ndan sonra...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Berlusconi’ye ve hepsine göndermiştiniz Hocam Yaradılış Atlası’nı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İtalyan milletvekillerinin hemen hemen hepsinde var. Bakanların tamamında var. İtalyan emniyet müdürlerinde var. İtalyan istihbaratının başındaki kişilerde var. Sporcularda var, İtalyan sanatçılarda var, var da var, maşaAllah. “İtalya inşaAllah tekbirle, Allah’ı anarak feth olunacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şu an o safhadayız, inşaAllah. Vesile oluyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Libya’da, NATO güçlerinin bu güne kadar yaptıkları en büyük hava harekâtını düzenlemişler. Başta Libya lideri Kaddafi’nin sarayı Babul Aziziye olmak üzere, en az 15 hedefi bombalamışlar. En az 3 kişi hayatını kaybetmiş, 150 kişi yaralanmış. Resimleri de var. Ölenlerin çoğu, civarda yaşayan sivillermiş. Yaralılar bölgeye yakın bir hastaneye kaldırılmış. Yaralanan ve ölen sivillerin olduğu resimleri görüyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte eninde sonunda Kaddafi’yi de öyle bir morga kaldırırlar. Sözümüzü dinlemiyor, söz dinlemiyor. Enaniyet yapıyor, büyüklük yapıyor, bilmişlik yapıyor, burnunun dikine gidiyor. O sosyalist kafayı bırakmadı, o komünist kafayı bırakmadı. Zamanında bunları hep komünist yaptılar, Filistin’i, Libya’yı, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır. Bir komünist dalaması oldu, daha hala yakalarını kurtaramadılar. Hep, BAAS’cı kafa. İsrail bölgeye geldikten sonra, Allahualem biraz da rekabet ruhuyla, biraz da gıpta ederek, bayağı bir dindarlık yayıldı Filistin’de; Onlar dindar oluyor da, biz nasıl dindar olamayız, gibisinden. Sonra diğerleri, Mısır’a sıçradı, Mısır da çok dindar oldu. Yoksa bunlar nargile çekip, sosyalist takılan tiplerdi. İsrail’in o yönde çok olumlu etkisi oldu. Onlarda rekabet ruhunu meydana getirdi. Çünkü onlar ta göbeklerine kadar sakal bırakıyorlar, ibadet ediyorlar Allah’a yaklaşmak için, kendilerince gayret ediyorlar kendi dinlerine göre. Bunlar baktılar, sosyalist gömlekleri giymişler, komünist slogan atıyorlar, ağızlarında sakız, o sol kollar havada. Baktılar öyle olacak gibi değil, biz de dindar olalım dediler. Demek ki bir yanlış yoldayız, yanlış bir şey yapıyoruz ki Allah böyle başımıza felaketler örüyor, dediler ve onlar da dindar oldular ve daha da dindar olmaya gayret ediyorlar. İsrail bölgede olmasaydı, inanın böyle bir olay olmazdı, yani bayağı bir kısmı yan gelip yatardı. Tabi ki dindarlar olurdu ama bu derece olmazdı. Orada çok olumlu etkisi oldu İsrail’in, inşaAllah. Çünkü daha mükemmel olmak istediler, daha iyi olmak istediler, daha dindar olmak istediler. Onlar dindarsa, biz niye daha dindar olmuyoruz gibisinden gelişme çok hızlı oldu, yoksa bayağı azılı komünisttiler. Suriye, sıfır numara komünistti. Ateistlik, Darwinistlik acayip yaygındı, materyalist hâkimdi; BAAS rejimi, komünist rejimi. Irak komünistti, BAAS rejimi, Darwinist, materyalist, ateist rejim vardı. Fas, Tunus, Cezayir hep böyleydi, Libya’ya kadar. İsrail gelip bölgede böyle dini kıyafetler, sakallar, Allah’ı anmalar, ibadetler, çok fazla onları görünce, onların da kendilerini az sayıda yendiğini görünce anladılar ki, olay dindarlıkla alakalı. Dini olmayan eziliyor, dindar olan kazanıyor. O zaman biz de dindar olalım, dediler. Olayın kökeni bu, yoksa o bölge tamamen komünistti şu an, gitmişti yani, tabii.
OKTAR BABUNA: Filistin’de de terörist kampları vardı; hatta siz hep anlatırsınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Canım bütün Türkiye’de o komünistlerin gittiği tek bir okul vardı, tek bir üniversite vardı komünist üniversitesi, Leninist üniversite, terör üniversitesi vardı; Filistin’deydi, başka yoktu. Komünistler buradan kafileler halinde giderlerdi eğitim almak için. İsrail’de dindarlık çığ gibi yayılınca, oralarda da dindarlık çığ gibi yayıldı, İslamiyet çığ gibi yayıldı; rekabet ruhuyla. Bedüzzaman, böyle bir şeyin olacağını biliyordu. “Gıpta ve rekabet damarıyla” diyor, Tarihçe-i Hayat’ta geçer, inşaAllah. Onu orada aralara koymuş Bediüzzaman, yani ilerleme meyiliyle, gıptayla, rekabet ruhuyla Müslümanların uyanacağını söylüyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir çok yerde öyledir, bazı insanlar örnek almaktan zevk alırlar, etkilenirler yani. Mesela bir aydın, mesela Cat Stevens değil mi o?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. O da “İslam alemi uyanıyor” demiş.
ADNAN OKTAR: Bak mesela bu dindar olunca, bir çok sanatçı dindar oldu, örnek alıyorlar. Örnek almak çok önemli bir konudur. Cat Stevens birkaç kere misafirimiz olmuştu, bizim eve de gelmişti birkaç kere. Çok efendi, beni bayağı sever.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok mazlum, güzel hizmetleri oluyor ve olur da, daha da olur, inşaAllah. Ama mesela bir ünlü sanatçı Müslüman olduğunda bakıyoruz, mahallesi, çevresi, arkadaşları hiç daha okumadan, İslam’ı, Kuran’ı okumadan onlar da Müslüman oluyorlar. Gıpta ediyorlar, gıpta damarı çok önemlidir. Mesela aydın, kaliteli giyinen bir insan Müslüman olduğunda, cahil insanlardan çok fazla insan gıpta eder ve Müslüman olur, böyledir bu. Onun için Mehdiyet devrinde aniden İslam’ın yayılması olacaktır, gıpta damarıyladır, yani asıl nedenlerden biri gıpta damarıdır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Azerbaycan’da bir okuyucunuz, resim de yollamış, bir kütüphane kurmuş iş yerinde. MaşaAllah, dediğiniz gibi iş yerine gelen gidenlerin, okumaları için kitapları veriyormuş, okutuyormuş sizin kitaplarınızı, maşaAllah.
ADNANOKTAR: Bak mütevazı bir yer, mütevazı bir ev, fakir bir ev görüyorsunuz, ama bak nur saçılıyor. Beş tane kitap olsun, al bak yeter o, tamam, bu yeterli. Buraya iblis giremez, deccal giremez, bu şehre bile giremez o kitaplar olduğu müddetçe. Yani deccal haber aldığında, beyninden vurulmuşa döner, inşaAllah. Sen nasıl gittin Roma’da konferansa adamlar felç oldu, beti benzi kül gibi oldu adamların, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Neden?
OKTAR BABUNA: “Harun Yahya’yı temsil ediyorum” dedim.
ADNAN OKTAR: Hakikati getirdiğin için. Kaç kişisin? Bir kişisin. Adamların nevri döndü, ne moral kaldı, ne şevkleri kaldı, ne heyecanları kaldı, ne dava güçleri kaldı. Ondan sonra bir daha toparlayabildiler mi herifler kendilerini?
OKTAR BABUNA: Toparlayamadılar Hocam.
ADNAN OKTAR: Toparlayamaz, toparlayamaz, çünkü kodun mu oturtturduk yani.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne kadar, kaç dakika konuştun? On dakika. Beş dakika bile yeter. Sırf gözlerime baksınlar yine yeter. Tuz gibi erirler, inşaAllah. Hiçbir şey diyemez, felç olurlar.
OKTAR BABUNA: Adınız yetti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl oldu Oktar, sen ne dedin adamlara?
OKTARBABUNA: Ben kendimi tanıttım, “Harun Yahya’yı temsil ediyorum” dedim, bir buz kesti Hocam, bembeyaz oldu Douglas Futuyma karşımda.
ADNAN OKTAR: Douglas?
OKTAR BABUNA: Futuyma.
ADNAN OKTAR: Futuyma, normal miydi rengi önce?
OKTAR BABUNA: Normaldi, kanlı canlıydı, gayet iyiydi.
ADNAN OKTAR: Kanlı canlıydı, birden kireç beyazı.
OKTAR BABUNA: Kireç beyazı oldu, yani bayılacak gibi oldu.
ADNAN OKTAR: Çünkü orada atamayacak artık, değil mi? Atış durmuş.
OKTAR BABUNA: Atış durdu.
ADNAN OKTAR: Atış durunca ne oluyor? Karizma yerle bir.
OKTAR BABUNA: Sonra kürsüden kaçtı Hocam zaten.
ADNAN OKTAR: Kaçar tabii. Çünkü sen adamcağıza, anlat bakalım proteinler nasıl oluyor, diyeceksin. Zınk, cevap yok. 350 milyon fosil var, ne diyorsun? Cevap yok. Ara fosil var mı, bir tane, tek bir tane? Yok, adam nasıl getirsin? Bir tane. O zaman işte kulaklarına kadar bembeyaz oluyorlar. Çözüm bu, inşaAllah. İyi, ak pak olmuş işte.
OKTAR BABUNA: Hepsi öyle oldu Hocam. Orada 15 kişi daha oturuyordu, kimi eliyle yüzünü kapadı falan böyle, bir şey oldular.
ADNAN OKTAR: Yandık falan havasında.
OKTAR BABUNA: Toplantı orada bitti Hocam, ilk gündü, birinci bölümdeydi zaten.
ADNAN OKTAR: Ciğerlerine oturdu, ciğerlerine oturdu. Papa da sonradan imana geldi, maşaAllah. Geçenlerde, “Darwinizm yok” dedi.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, sizin vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Daha önce Darwinist, materyalistti. Bütün komünistleri, dinsizleri topladı, “anlatın Darwinizm’i” dedi. Sonra geçen günler, “Darwinizm’in olmadığına, kanaat getirdim” diyor, açıklıyor. Papa yeni söyledi, imana geldi, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Sizden güven buluyorlar Hocam, ezdiniz gördüler onu, inşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, böyle havanda karabiber ezer gibi ezdik hem de.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tozunu dumanına kattık.
OKTAR BABUNA: 30 senede bitirdiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onlar 300 senede yıkmaya çalıştı, biz 30 senede bitirdik, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Bir kişi başladınız ama bitti 30 senede, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Siz de varsınız canım.
OKTAR BABUNA: Ama ilk başladığınızda Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Doğru. İlk başladığımda tektim tabii. Sonra Yasin Hocamız, Yasin Gürlek. Cezaevine ziyaretime geliyor, zaten saat dörtte bitiyor ziyaret mübarek, saat tam dörtte kapıda oluyor mütebessüm bir şekilde. Bir olur, iki olur, üç olur, yavrum diyorum, canım, ciğerim, mübarek kardeşim erken gel diyorum, bak dörtte bitiyor diyorum, birde gel görüşürüz diyorum. “Tamam Hocam” falan diyor, 15 gün sonra yine geliyor, yine saat dörtte geliyor. Yapacak bir şey yok. Ne günler gördük yani, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de şeyi anlatmıştınız Hocam, oradan izinle çıkıyorsunuz, camiye gittiğinizde ‘bütün cami dolu’ demiştiniz Hocam, çıktığınız.
ADNAN OKTAR: Tımarhaneden beni bir ara bıraktılar. Tımarhaneden çıktık, beni koyuverdiler, “serbestsin” dediler, doğru camiye gittim. Aman Allah’ım, maşaAllah, elhamdülillah. Kardeşim biz bıraktığımızda bir avuç insan vardı.
ALTUĞ BERKER: İki katı neredeyse.
ADNAN OKTAR: Koskoca cami çaka çaka dolmuş.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah. Eve gittik, “polis, seni arıyor” dediler. “Hayırdır?” dedik, “geri tımarhaneye götürecekler seni” dediler. “Hadi gidelim” dedik, yeniden kayıt yaptırdık. İşte bugün günlerden şu, hangi aydayız, hangi yıldayız? “Hadi kaydını yaptık, gel içeri” dediler. Yeniden azılı delilerin, adam öldürmüş delilerin içine yeniden soktular. Yat da yat, yat da yat. Yedi kişi öldürdüler, benim bulunduğum dönemde. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir olay ya. Hayır hükümlü de değilim, bir şey değilim kardeşim. Sadece yargılanıyorum, bir şey yok. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim diye, 25 yıl istediler ya, 25 yıl. Gidiyoruz mahkemeye, “bizden tahliye istemeyin” dediler, gidiyoruz “tahliye istemeyin” dediler. Sevk zincirleriyle, kollar arkadan bağlı, öyle sanki dağa adam kaldırıp katliam yapmış gibi, caniye dahi yapmazlar yani. Tüm kollarım falan kalın sevk zinciriyle. Ayağımdan bağlamalar zincirle, bir de ayağımdan da bağladılar. Zincirlerin baklaları böyle 1,5 cm falan kalınlığında, demirden. Şangır şangır, böyle az buz değil, kalın sevk zinciriyle. Ayağımı prangayla bağladılar, ayaktan bağlanmayı ilk defa görüyorum. Şaşırdım, utandım ben. “Bu nedir, hayırdır?” dedim. “Ayaklarını da bağlamamız gerekiyor, usul böyle” dediler. “İyi, tamam, bağlayın” dedik. Bir metrelik zincir, şu kadar. “Bununla ben namaz kılamam, biraz uzatsanız” dedim, “Olmaz, usulümüzde yok” dediler. Araya adam koyduk, bayağı rica ettik, uğraştık falan bir süre, bir metre daha ilave ettiler, yani 50 cm kadar, 1,5 m falan oldu. Sonra rahat namaz kılacak hale geldim.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi aslında bunun meclis araştırması gerekiyor. Yani benim ne işim var adam öldürmüş delilerin içerisinde? Açık servisler var, normal servisler var, neden en azılı delilerin bulunduğu yere ve akut servise neden konuyorum? Yani akut servis tedavi edilmemiş akıl hastalarının bulunduğu bölüm. Yani üç demir kapıdan geçilerek giriliyor, öyle bir yer. Feryat figan, çığlıklar, üstünü başını yırtanlar, doktora saldıran akıl hastaları. Kendini asan deliler var, kendini öldürüyor, kafasını duvara vuran deliler var. Onların içine götürüp, koydular. Daha hala anlayabilmiş değilim niye gittiğimi, hem de 10 ay, bitmiyor 10 ay, Allah korudu, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocam; “sen buradan normal çıkamazdın, sağ çıkamazdın” dedi. “Üç veliyullah geceli gündüzlü sana dua etti” dedi Şeyh Nazım Adil El Kıbrıs-i Hazretleri, maşaAllah. Yani çok şaşırtıcı olaylarla karşılaştık. Tabii hakkımızı helal ediyoruz. Oturup ben intikam almanın peşinde değilim de, fakat işte iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en azgın olduğu dönemlerdi o dönemler. Biz de o dönemlerde öyle misafir olurduk. Giderdik, bir gün bakarız eve kokain koymuşlar, bir bakarsın emniyette yemeğime kokain koymuşlar, o zamanlar yol geçen hanı gibiydi ortalık. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütü, Türkiye’de mastika oynuyordu adeta, acayip şımarmıştı, kan tepelerine çıkmış kudurmuşlardı. Yani yapmadık kepazelik, yapmadık itlik, çakallık bırakmıyorlardı. Biz işte o zor ortamların içerisinde bu tip olaylarla karşılaştık. Öyle ortamlardan geçtik.
OKTAR BABUNA: Ona da araştırma açılmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bilmiyoruz, onu da kim yaptı bilmiyoruz. Yani öbür olayın sebebini de bilmiyoruz. Bak göster şu tımarhanedeki hali de, bir görelim. Evet, mesela en azılı delilerin olduğu bölüm, bak buraya kaç tane kapıdan geçerek geldim. Buraya da kaçak gelebildim, yani şu pencereye bile müsaade etmiyorlardı, yani oraya bile yanaşamıyorsun.
OKTAR BABUNA: Doktorlar korumasız giremiyorlardı Hocam içeri.
ADNAN OKTAR: Doktor giremiyor ya. Korkudan doktorlar giremiyorlar yani.
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra, inşaAllah 00:30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımızı A9 Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz, inşaAllah. Bizi yarın 22:00’den itibaren de A9 Tv, Tv Kayseri, Samsun AKS Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz. Yarım saat sonra A9 Tv ve Kaçkar Tv’den görüşmek üzere, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...