SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya, Mardin Kanal 47, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA:“Mısır Gazze’yi abluka alıyor” diye bir haber vardı Hocam, inşaAllah. Oradaki kapıyı açıyorlarmış, inşaAllah. “Mısır hükümeti 4 yıl aradan sonra Filistinlilere Refah Sınır Kapısını daimi olarak açacağını duyurdu.”
ADNAN OKTAR:İşin doğrusu tabii, İsrail’den gereksiz bir korku içindeydiler yani vahşiyane ve hayvani bir korku böyle, bir kısım ülkelerde. Onlarda gereksiz ve abartılı bir korku var. Halbuki terör her ülkede oluyor. Her yerde var, Türkiye’de de var, her yerde var. Yani onun için hayatın kalitesini bozacak şekilde, yani yeri göğü sarsacak tedbirlere gerek yok. Makul tedbir alınması lazım. Ama bunlar bir kurtuluş değil. Filistin, zamanında komünistlerin elindeydi, sonradan dindar oldu, o da İsrail’den etkilendiği için. İşin doğrusu bu. İslam’ın hakimiyeti, insanın rahat yaşaması o kadar karmaşık bir şey değil. Ama insanlar, Allah’ın hikmeti, şeytanın etkisiyle bunu zor gösteriyorlar. Zor değil. Alabildiğine kolay, nefes alıp vermek kadar. Mesela adam yemek ziyafeti vermek istiyor, ne oluyor, biraz uğraşıyor ama gayet rahat oluyor. Ama ilk bakışta zor gibi görünür. “Nasıl yapacağım, nasıl edeceksin?” dersin ama başladın mı olur. Türk-İslam Birliği de öyle karmaşık bir şey değil. Son derece kolaydır. Şamata yapıyorlar. Din, Allah’ın varlığı çok aşikar, belli. Dinin gerekliliği belli. Çünkü din olmadan insan mutlu olamıyor, rahat yaşayamıyor, toplum normal olmuyor. Yani ekonomi çöküyor, anarşi başlıyor, hayat karışıyor, insanlar mutsuz oluyor, insanların genel sağlığı ve tipi, eşkali bozuluyor. İnsanlar çirkinleşiyor. Yani tip olarak çirkinleşiyorlar. Sağlıksız nesil meydana geliyor. Toplumdaki bütün sistem bozuluyor. Yani bir anarşi meydana geliyor. İnsanlar hayatından beziyorlar. Öldürme eğilimleri artıyor insanlarda, ölme arzusu artıyor. Sıkıntı başlıyor insanlarda, sağlıksız oluyorlar. Müslümanlık dünyanın aslında şartı. Müslümanlık olmadan dünya zaten çalışmaz. Dünyanın elektriği gibi; bir televizyon düşün, fiş olmadığında çalışmıyor, elektrik verilmediğinde, değil mi? Dünyanın elektriği gibidir İslam, Müslümanlık, Kuran. Olmadığında dünya çalışmıyor. Ben çocukluğumdan beri duyarım, bütün dünya şikayet halindedir. Her gün ağlarlar, her gün. Amerika ağlar, Rusya ağlar, değil mi? Her gün ağlar. İslam alemi ağlar. Ağlamayan yok. Zenciler ağlıyor, Japonlar ağlıyor, Türk illeri ağlıyor, Filistin ağlıyor, İsrail ağlıyor. Yahudiler gösteriyim, hüngür hüngür ağlıyorlar. Kuran’a uyulmadığından oluyor. Kuran’a uyulmasının vakti geldi. Bütün mesele kafada büyütmemek, fazla büyüttün mü çok zor olur. Hani var ya, insan gözünde büyüttü mü bir türlü yapamaz. Gözümüzde büyütmezsek çok kolay. “Nasıl olacak, nasıl olacak?” Sana ne. “İstiyorum Türk-İslam Birliği’ni” de olur, olacak, karışma sen. İnşaAllah.
Bu arada, aklıma gelmişken, dikkatimi çekti, evde söylediler bana, Habertürk, Fatih Altaylı Anadolu’da seçim anketleri yapıyormuş. Sürekli AK Parti’yi güçsüz gösteriyormuş. Ayıp yapıyor, biraz da komik bu. Çok gereksiz bir çaba. Bir de Fatih Altaylı AK Parti’yi istemiyorsa insanlar tam aksini düşünür. Bari ağzına alma da AK Parti oy kaybetsin, değil mi? Sen AK Parti hakkında konuşursan AK Parti ezici şekilde iktidar olur. O kafadaki adamlar sussun, sussun da AK Parti’nin oyları geriye gitsin. Ezici şekilde iktidar yapacaksınız. Yani yüzde 50 iken 60-70 yapacaksınız. Hiç olmazsa bırakın da normal bir sayıyla gelsinler iktidara. Abartı olmasın yani. Onun için Fatih Altaylı’nın bu hareketleri çok zavallıca, garibanca, yakışmıyor, ayıp yapıyor. Orada halkı yanlış yönde manipüle ediyor. Olumsuz yönde yönlendiriyor. Fakat orada halka saygı ne oluyor peki? Çünkü orada insan biliyor onun doğru söylemediğini, değil mi? Herkes biliyor, AK Parti en az % yüzde 50’ye yakın oy alacağı belli, malum yani, inşaAllah. Kardeşim, AK Parti’nin meraklısı değilim. Hakikaten diğer partilerde çok çok kaliteli, deneyimli insanlar var; mesela CHP öyledir, MHP öyledir, Saadet öyledir. Çok seçkin kadroları vardır, bayağı güzel insanlar. Ama kardeşim, bu iddia edilen Ergenekon terör örgütü ve PKK çok vahim bir tehlike. Ben bunu anlayamıyorum. Adamlar alenen destekliyor, bir kısmı; delirmiş bunlar, başka açıklaması yok. Adamlar mafya, bütün milleti kesip doğruyor, deli misiniz siz? Manyak adamlar yani, domuz bağıyla adam öldüren adamlar, her yeri bombalayan adamlar, yani psikopat adamlar. Birbirlerini de öldürüyor bunlar, manyak; o onu öldürüyor, o onu öldürüyor. Eskiden haberler gelirdi; bir bakarsın, o onu öldürmüş, o onu öldürmüş. Türkiye kabus gibiydi. Her yer iddia edilen Ergenekon terör örgütü kokuyordu. İddia edilen terör örgütünün o abus, pis kokusu her yeri sarmıştı. Açık açık anlaşılıyordu kardeşim, ben örnek vermeyeyim. Açık anlaşılıyordu. Bırakın hükümet ezsin bunları, bu beladan kurtulalım. Hükümetin, yani AK Parti’nin bölünmeyi istediği şeklinde bir üslup var. Bölünmeyi iddia edilen Ergenekon terör örgütü istemiyor muydu? 22’ye bölmek istemiyor muydu Türkiye’yi? O çakalı onlar göndermiyor muydu kafasında kalpakla, bir bunağı? Değil mi? Göndermedi mi iddia edilen Ergenekon terör örgütü. İç içeler. Öbürü de aksıya aksıya gitti oralara, bilmem ne yaptı falan. İç içeler. Yani alenen belli.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Tahir’le Necmi midir, nedir, çıkaramadım, şimdi tam hatırlayamıyorum. Bunlar açıkça belliyken adamlar alenen iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyorlar. Bu örgüt de diyor ki; “biz PKK’yı alenen destekliyoruz” diyorlar. Bunlar da diyor ki; “biz bölmek istiyoruz” diyor. Arkasından da, “biz ulusalcıyız” diyor. ne demek bu? “Böleceğiz” diyorsun, açıkça konuşuyorsun, “psikopatım” diyorsun. “Aydınları öldüreceğim” diyorsun, “İslam’ı ortadan kaldıracağım” diyorsun, “camileri bombalayacağım” diyorsun. “İhtilal yapacağım, ortalığı birbirine katacağım” diyorsun. “Üç milyon kişiyi bir gecede şehit edeceğim” diyorsun. Manyaksın. Allah Allah! Kabus değil mi bunlar, açıkça görülüyor işte herifler. AK Parti bunların meydana getirdiği enkazı devraldı. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünün enkazını devraldı. Onların pisliğini temizlemeye çalışıyor şu an, benim gördüğüm. Türkiye’yi bölmeye kim kalkarsa Allah onu helak etsin. Allah mahvetsin, bağırta bağırta öldürsün Allah. Kim Türkiye’yi bölmeye kalkıyorsa. Allah hidayet versin, hidayetle düzelmiyorlarsa Allah helak etsin. İstemiyoruz kardeşim, ben Güneydoğudaki kardeşlerimizi ben seviyorum, Allah Allah. Kürtler benim için çok şahane bir renk, çok şahane insanlar, efendi insanlar; ben oraya niye pasaportla, bilmem ne ile gideyim. Ne zorum? Niye onlar buraya pasaportla gelsin? Niye her yerde kavga olsun? Biz psikopatlık istemiyoruz, bölünme de istemiyoruz, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz, bu kadar. Öyle kafama gelen şeyler bunlar önden, acil gördüğüm için söylüyorum.
Mehdiyet’e bakıyorum, ‘Kıyamet Alametleri’ne, aslında Mehdiyet, işin doğrusu bu eserlerde öyle cam gibi aydınlık anlatılmaz. Kafayla bulunur bunun içinden; kafayla, akılla bulunur. Yani çok örtülü anlatılmış. Bak, diyor ki Bediüzzaman; “derin tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazari meseleler elbette bedihi olmaz.” Bak, derin tetkik ve tecrübeye; hem tetkik, hem derin, herhangi bir şey değil, “derin tetkik,” sürekli araştırmaya, “ve tecrübeye muhtaç olan nazari meseleler elbette açık bedihi olmaz” diyor. “Bu sır ve hikmetten dolayıdır ki mucizeler nadir verilir” diyor. “Dâr-ı teklif de,” ilerde, “açıkça görülecek olaylar öyle bir anlatılır ki” diyor, “ne bütün bütün açık olsun, ne bütün bütün kapalı olsun. Ortalı bir şeyle anlatılır” diyor. “Ta ki ilimde rasih olanlar Allahualem ve bilsevap diyerek bu gizli hakikatleri çözerler” diyor. Açık değil demek ki. Adam diyor ki; cıncık gibi yazsın, öyle bir konu olmaz. İmtihan meydanı burası, olur mu? Burada insanlar sığır gibi yaşamaya gelmediler, buraya imtihan olmaya geliyor insanlar. İmtihan olunca da kafanın çalışması gerekiyor. Kafa çalışması gerektiğinde de araştırma gerekiyor. 1400 sene Hz. Mehdi (a.s) beklenir miydi yoksa? 1300 sene Hz. Mehdi (a.s) beklenmiş. Sahabeler vefatından sonra Peygamberimiz (s.a.v)’in, mübarek Peygamberimiz (s.a.v)’i gömdükten sonra hemen Hz. Mehdi (a.s)’ı aramaya başlamışlar. Bak, vefat eder etmez. Yaklaşık 1300 küsur seneden beri aranıyor, bekleniyor Hz. Mehdi (a.s).
Mesela, ben alimlerin hicri 1400 ile ilgili olarak anlatımlarına baktım, hakikaten çözememişler; Suyuti olsun, Berzenci olsun. Ama hepsi 1400 ile 1500 arasında takılıp, orada kalmışlar. “1400 ile 1500’ün daha ötesi yok” diyorlar, ortak ittifakla alimler. Ama çözememişler, daha önceki yıllarda da beklemişler, daha önceki. Mesela İmam-ı Rabbani de kendini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiş. Muhyiddin Arabi de kendini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiş, “hatem-i veli’yim” diyor zaten, “son, en büyük veliyim” diyor, inşaAllah. O da kendini Hz. Mehdi (a.s) zannetmiş. Öyle mükemmel anlatmış ki Peygamberimiz (s.a.v), hakikaten çözememişler. Açık ama hem çok açık, hem çok kapalı olmuş. Alenen belli. Dün mesela çocuklar getirdiler büyük alimlerin bu 1400 ile 1500 arasındaki anlatımlarını, kimi 300 sene önce beklemiş, kimi 200 sene önce, kimi 500 sene önce Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemiş. Kimi 1000 yılından sonra beklemişler, “1000’den sonra kesin gelecek” demişler. Ama hepsinin ittifak ettiği bir nokta var, “1400 ile 1500 arasında başka bir şey yok, en son nokta budur, en fazla 1500” diyorlar. Şimdi 1400’deyiz, 1400 ile 1500, başka bir süre yok, inşaAllah. Buradan kilitleniyor sistem, çok açık. Mesela bakın şimdi, Fırat’ın suyu kesildi, Allah Allah, insanların dikkati çekilmedi. Allah mucize meydana getirdi, fark edemiyor insanlar. İki kuyruklu yıldız, ben çocukluğumdan beri ilk defa görüyorum böyle bir olay, hiç duymadım. Bir kuyruklu yıldızın ters istikamete gideceği, iki ucunun da aydınlık olacağını bana anlatsalar ben inanmazdım, hadisi tenzih ederim. Ama bilim adamları dese, “bu nasıl olacak?” derim, insanın aklı şaşırır. Gazetecinin birisi, böyle bir şey var dese inanamazsın sen, değil mi? Doğruymuş, hakikaten doğru, ters istikamete gidiyor ve iki ucu da parlak. Allah Allah, aynı Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği çıktı. Adamlar muhatap olmuyor. “Hadisin aynısı çıktı” diyoruz, bağırıyoruz, “bakın aynısı, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği çıktı.” “Aynısı mı, çıktı mı? Hörk” diyor, o kadar. Nerenin hörkü, anlasana işte, mucize meydana gelmiş. Bilmediğinden, cahilliğinden dolayı hörk diyenleri tenzih ederim. ‘Hörk’, hakikaten mi, öyle mi? Bir de ‘hönk’ var, o çok kötü, o iyice anlayamama durumunda oluyor.
Kuran’ın doğruluğunu, ben eskiden acaba kabul edecekler mi diye düşünüyordum. Son yıllarda baktım, aklı başında bir adamın mümkün değil Kuran’ı reddetmesi. Eskiden acaba nasıl kabul ederler diye düşünüyordum, lise yıllarında öyle düşünüyordum. Masonlara falan okutturduk çünkü, oradan biliyorum; Museviler okudu, konuştuğumuzda adamlar kabul ediyorlar, “doğru” diyorlar. Bakın, Tony Blair falan okudu Kuran’ı, vicdanlı adam, “doğru” diyor Kuran’a. Prens Charles da okuyor, gece-gündüz okur Kuran’ı, “içinde anlatılanların hepsi doğru” diyor. Ne bu, Müslüman olmuşlar işte, gizli Müslüman, inşaAllah. Ama korku dağları bekliyor hesabı, birbirlerinden korkuyorlar.
Bizim milletimizin yapacağı şu, benim gördüğüm, tabii şahsi kanaatim; oyları bölmeyip orta sağı iktidar yapmak lazım. Öbürü çok acayip olur, o kadar tehlikeli bir dönemden geçiyoruz ki. Bölünmeye çok hassas olalım. Eğer hükümetin uygulamalarında bir anormallik görürsek, ki Allah esirgesin olmaz, demokratik tepkimizi en şiddetli şekilde ortaya koyarız. Olabilecek en yüksek şekilde ama demokratik olarak koyarız. Söyleyeyim, hangi parti olursa olsun öyle bir şey yaparsa gider; bizi tedirgin ederse, illaki gider. Allah helak etsin diyorum ayrıca. Ama AK Parti’den bu kadar abartılı bir vesvese olmaz, o zaman herkesten çekiniriz, olur mu öyle şey? O zaman adam MHP’den de şüphelenir, CHP’den de şüphelenir, Saadet’ten de şüphelenir, bu şüphe nereye gider, kimseye güvenemezsin. Adamlar açıkça ortaya koymuşlar, “biz bölünmeye karşıyız” diyorlar, biz güvenmekle mükellefiz. Bir anormallik görürsek tavrımızı koyarız, yoksa niye koyalım, değil mi? Anormallik görüyoruz biz, bakın diyoruz ki; Şeş TV’de anti-Darwinist bir propaganda yapın. Mesela burada bir anormallik var, tavır konması gerekiyor buna. Hükümete yazı yazın, mektup yazın. Şeş TV’de, millet halayla düzelmez; davulla, darbukayla, Kürtçe şarkılarla düzelmez. PKK eğilimliler için diyorum. Çözüm nedir? Anti-komünist, anti-Leninist, anti-Darwinist bilimsel çalışmadır. Bilim, bilim. Bilimden ne çıkar, laikliğe karşıt bir şey de değil bilim, çatışmıyor. Mesela burada tavır koysunlar, burada bir anormallik var, bu olsun. Ama haksız eleştiriler de anormal olur. İkincisi, CHP gençliği çok kaliteli bir gençlik, çok seçkin bir gençlik. MHP gençliği delikanlıdır; yiğit, kabadayı gençler. Tam Türk’türler, inşaAllah. Büyük Birlik Partisi koç yiğittir. Saadet Partisi, nur gibi gençler. Bakın, bu dört parti bölücülüğe karşı Türkiye çapında ortak mitingler düzenlesin; Türkiye çapında, dört parti. CHP’li gençlerle MHP’li gençler sarılsın. Ama bakın, konu vatan, siyaset değil. Burada, “ben sarılmam, benim muhalifim parti,” bu olmaz. Kardeşim, siyaset değil ki burada yapılan, burada konu vatan, vatanın bölünmemesi. Burada ittifak ediyoruz, bu ayrı bir konu. Siyasette tabii ki muhaliflik olur ama vatanın birliği ve bütünlüğü konusunda muhaliflik olur mu? Orada sarılacağız, konu vatan olduğunda gerisi teferruat, değil mi? İnşaAllah. O artık olmaz. CHP’li gençler ile Saadet Partili gençler kucaklaşsın. Büyük Birlik Partili gençler ile MHP’li gençler kucaklaşsın, MHP’liler ile CHP’liler. Hepsi birbiriyle kucaklaşsın. Mesela, yemekli toplantılar yapalım. CHP’li gençleri temsilen 5 kişi, MHP’yi temsilen 5 kişi, her partiden 5’er kişi önden, mesela 20 kişilik ama diğer partiler de olur tabii. Osman Paşa’nın partisi var. Geçen günler alınmışlar, “Hocam bizden kimse bahsetmiyor ne yapmamız gerekiyor?” diyorlar. Osman Paşamız’dan bahsetmemek acayip olur, delikanlı Osman Paşamız, maşaAllah. Bayağı zeki, çok yaman; kişiliği, karakteri güzel, iradesi güzel, vatanseverliği güzel, delikanlı özetle. Oradan da gelsinler, bir yemek toplantısı. Bütün masrafını ben karşılayacağım, her şeyini ben karşılayacağım. Konuşulacak konu şu; “vatanı böldürmeyiz” diyecekler. Teşekkür ederiz, bu kadar, konu bu. “Vatanı bölmeye kalkarlarsa hepimiz canımızı ortaya koyarız, hepimiz şehit olmaya hazırız” diyecekler. “Vatanı bölmeye kalkarlarsa, nerede PKK’lı varsa it yakalar gibi yakalar, orada onu kanuna teslim ederiz” diyecekler. Tamam? Bu konuda anlaşacağız. Çünkü bu köpekler nereye kaçacaklar, köpekler en fazla yerin altına girer, oradan da kuyruğundan tutar, çeker, çıkarırız. Nefes aldırmayız Türkiye’de, en az 20 milyon kişilik ordu çıkarırız, en az 20 milyon. Bize Amerika ile falan da kabadayılık yapmaya kalkmasınlar. Zaten bunlar bir şeyine güvendiklerinden ortaya çıkmıyorlar, bir şeyine güvenmiyor bunlar, Amerika’ya güveniyorlar. “Biz kepazelik çıkarırız, Amerika da gelir” diyorlar. Amerika’n değil, bilmem neyin gelse, feriştahın gelse, böyle yerlerden kumları kazıttırırız, münasebetsizlik yapmayacaklar. Biz haklı olduğumuzda dünyayı birbirine katarız. Haklıyız, vatanımızı böldürmek istemiyoruz biz. Vatan namustur, namusun gittiğinde ölmüşsün sen, bittin, değil mi? Senin artık anan, bacın, kardeşin, hepsi gitti demektir. Dinin, imanın gitti demektir, Allah esirgesin. Bunda tereddüt edecek bir şey yok. Ama oradan dağıldıktan sonra birbirlerini eleştirsinler, kıyasıya eleştirsinler, bir şey demiyorum. Ama vatanın birliği konusunda, vatanın bölünmesine yönelik matuf hareketlerde canımızı ortaya koyacağımızı açıkça belirtelim ki PKK’nın köpekleri durup durup bize korkaklarla mesaj göndermesinler. Çünkü bu çakallara hiç karşı mesaj gitmiyor. Hep bu köpekler havlıyor, cevap olmuyor. Bunlara, bir hoşt diyen ekip olması gerekiyor, biz de hoşt diyoruz, inşaAllah. Çakallar, çırpı bacaklarıyla oradan oturup artistik yapıyorlar. Yok, asarız, keseriz, şunu yaparız, bunu yaparız, bilmem ne. Her tarafınız bilmem ne olsa kaç yazar, çakallar, değil mi? Milletin şefkatine, merhametine bakıp, “bunlar şefkatli, merhametli insanlar, bir şey olmaz, artistik yapalım” diyorlar. Olur mu? Bizim ordumuz çok makuldür, sevecendir, saygı doludur. Fakat biz ordumuzla ittifak halindeyiz, bir şey olduğunda 20 milyon kişi askeriz. Ama tabii daima sivil, daima sivillerde olması lazım yönetimin. En zor şartlarda dahi sivillerde olması lazım, meşru hükümette. Ben mesela, AK Parti’ye karşı olabilirim ama vatanın birliği, bütünlüğü konusunda bizi bir göreve davet ettiğinde, AK Partili olurum. Ben, Darwinizm ile mücadele konusunda, Şeş TV’de yapılan, o konuda AK Partili değilim ben. Çünkü anti-Darwinist mücadele yapamıyorlar. Bilmiyorum ben, belki kanunlardan dolayı geçemiyorlar yahut bir muhalefet mi var, nasıl, anlayamadım, bir şekilde yapmıyorlar. Ben bu konuda AK Partili değilim. Ama iddia edilen Ergenekon terör örgütünün ezilmesi konusunda AK Partiliyim ben. Vatanın birliği, bütünlüğü konusunda AK Partiliyim. Demokrasinin gelmesi konusunda AK Partiliyim. Laikliğin uygulanması konusunda AK Partiliyim. Sanatın, bilimin uygulanması konusunda AK Partiliyim. Büyük Türkiye’de, Türk-İslam Birliği’nde AK Partiliyim. Benim isteklerim bunlar, bunları yaptığı yerde Ak Parti, ben AK Partili olurum, olmadığı yerde olmam, konu bu, inşaAllah. Ama ben rica ediyorum CHP’li gençlerden de, MHP’li kardeşlerimden de, Büyük Birlik Partisi’nden de, Saadet’ten de, yemekli bir toplantı yapalım, nerede istiyorlarsa yapalım. Birisi çıksın bir şey söylesin, ne istiyorlarsa yapacağım, söz. Hiç olmazsa 20-30 kişilik yemekli toplantıda vatanı böldürmeyeceğimize, Allah adına yemin edelim, kararlı olalım. Canımızı vereceğimizi gerekirse bu hususta; dış müdahale de olursa, yerle yeksan edinceye kadar mücadele edeceğimize yemin edelim. Kardeşim, istemiyoruz, Allah Allah. Ben vatanı böldürmek istemiyorum, deli mi bunlar, nerede görülmüş? Fransa’ya sen desen, sizi böleceğiz, adamlar cinnet geçirir. Kim ister vatanının bölünmesini? Bir de komünist işgal ayrıca, bir de benim en sevdiğim insanlarımı benim elimden alacak. Annelerimi, bacılarımı, kardeşlerimi elimden almaya kalkıyor ve “komünist yapacağım bölgeyi” diyor ve “sizi de komünist yapmaya kalkacağım” diyor. Delirdiniz mi siz? Tam belaya kaşınmanın diğer adı. Biz bunu istemiyoruz. Gerekirse partililerle konuşun siz, artık parti yönetimiyle mi konuşursunuz, konuşun, bir mektup gönderelim, istirham edelim. Bu havlayan köpeklere bir hoşt diyelim bir önden. Sonra da gerekirse her yeri titretiriz, değil mi? Kardeşim, nerede korkak adam varsa alıp götürüyorlar, Kandil mi, mendil mi nedir, oraya? Bir de nasıl toplanıyor adamlar orada, ben bunu anlamıyorum. Herif orada balık ızgara yapıyor, gitar çalıyor, darbuka çalıyor, eğleniyor herifler, bu nasıl oluyor ben anlamıyorum, ben bunu kavrayamadım. Amerika da seyrediyor, herkes seyrediyor. Bizim bilemediğimiz bir sistem mi uygulanıyor, nasıl, anlayamadım. Her neyse, oradan böyle bir havlama sesi duyduğumuzda, buradan çok güçlü bir şekilde hoşt dememiz gerekir. Bir de bize korkak adamları gönderip bizi korkutmaya kalkarlarsa, bu çok kızdırıcı bir şey. Nerede korkak, ödlek varsa üzerimize gönderiyorlar. Kim oluyor onlar da oturup bize gönderiyorsun sen, değil mi? Bulmuşsun çoluğu çocuğu, onlar da hakikaten tir tir titriyor. “Kesecekler, kesecekler.” Cübbeli’nin başka bir türü onlar da, asacaklar, kesecekler. Sıkıysa bir yapsınlar da görelim bakalım. Ne diyorsun Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam. Türkiye’de çok önemli bir atılıma öncü oluyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, makul bir şey söyledim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İlk defa siz dile getirdiniz ama Hocam, maşaAllah. Hakkı ve bu bakış açısını, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her vatandaşın düşünebileceği bir şey bu. Ordumuz, kahraman ordumuz. Bakın, iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları eğer ordumuzun içinde örgütlenmeye kalkarlarsa, tabii ki hukukla, kanunla kafalarını ezeriz. Ordunun içinden anormal insanlar çıkabilir, garip insanlar çıkabilir. Daha önce de söyledim, Ağrı Dağı gibidir bizim ordumuz, balistik çelikten, Ağrı Dağı’nı düşünün. Ağrı Dağı’nın üzerine on tane köpek gelse ne olur? Hiçbir şey olmaz, süpürürsün gider. Ordumuz balistik çelik gibidir, kimse ordumuza bir şey yapamaz. Ordumuzun moral gücü çok önemlidir. Bütün millet olarak ordumuzu çok iyi koruyup kolladığımızı, sevdiğimizi, onlara karşı candan güvendiğimizi, şefkatle baktığımızı, Peygamber ocağı olduğunu göstermemiz lazım. Ordumuz anti-Darwinist, anti-materyalisttir, Allah’a inanır. Bakın, görüyorsunuz, sıra sıra şehit cenazelerinde bütün paşalarımız, orgeneraller düzeyinde sünnete uygun abdest alıp, Sünnet-i Seniye’ye uygun namazlarını kılıyorlar, ezan sesi dinleyerek, değil mi? Onun için ordumuzun manen desteklenmesi, onların moral gücünün çok yüksek tutulması ve bütün milletimizin aşkla, muhabbetle ordumuzu desteklemesi hayati bir konudur. Herkes ordumuza destek olacak. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü köpek kafası ezer gibi ezeceğiz, hukuk ve kanunla tabii. Ben yargılananları tenzih ediyorum, onlar benim muhatabım değil. Ben dışarıdaki asıl çakalları kastediyorum, dışarıda var ya onların ekip. Şimdi ordumuzla ilgili o filmi gösterelim ve orduya bütün millet olarak destek verelim. Bizim ordumuz mukaddesatçıdır, Allah’ı sever, Peygamber (s.a.v)’i sever, ‘Peygamber Ocağı’ denir, inşaAllah. Buyrun.
-VTR- Şanlı Türk Ordumuz
ADNAN OKTAR: HEPAR, Hak ve Eşitlik Partisi, Osman Paşa’nın partisi. Bilinmiyor baksanıza, çok acayip bir şey. Bakın, sordum, bilmiyor Oktar. Osman Paşa samimi insan, bayağı keskin zekası, karakteri de güzel, güçlü bir karakteri var. Kişilik de öyle, ezilecek bir ruha sahip değil, izzeti nefsi güzel maşaAllah. Arif Önder Şanlı, o da HEPAR’lıymış. Samimi insanlar bunlar tabii, ben seviyorum samimi insanları, vatanı seven insanı ben de severim.
OKTAR BABUNA:Ayşe Arman, Ertuğrul Özkök ile bir röportaj yapmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Ayşe Arman, Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajda; öldüğünde ‘cehennete’ gideceğini, öldüğünde “mekanı cehennet olsun denirse,” Allah’ı tenzih ederim, “demek ki bu hayatı güzel yaşamışım” diyeceğini söylemiş. Mini etekle beş vakit namaz kılınacağını, başörtüsü ile içki içilebileceğini düşünen ve buna cüret eden kadınların ülkesini düşlediğini söylemiş. Said-i Nursi’nin cesur olduğunu, onun tutku ve inancını insanların takip ettiğini söylemiş. İnancının ne olduğu sorulduğunda “Müslüman’ım” demiş, “beş vakit namaz kılmayan, oruç tutmayan, hacca gitmemiş bir Müslüman ama Allah’ın kuluyum, iyi kuluyum” demiş. Allah’ın huzuruna çıktığında, her saniye Allah’ın adını ağzına alan ama amacı uğruna her şeyi en bel altı vuruşları bile mübah sayanlardan çok daha hak etmiş bir mevkide olacağını; özür dilemeyi, affetmeyi kesin inançlardan çok daha iyi yaşadığını, o nedenle de affedilmeyi de onlardan daha çok hak ettiğini söylemiş. Öldüğünde Hıristiyanlar gibi güzel bir tabuta konarak kilisede yapılacak bir törenle gömülmek istediğini, bunu kabul edecek bir imamın gelmesini istediğini, kilisede sıralarda oturan yakınları olmasını, bir yandan mahler çalmasını, kendisini en iyi anlayan insanlardan birinin başında konuşma yapmasını istediğini söylemiş. Sonra da Müslüman mezarlığına konulmak istediğini, mezarına sadece ‘o’ yazılmasını istediğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:‘O’ mu? İşte, tamam, doğru söylemiş. Bütün bu konuya tam cevap oluyor. Bizim hiçbir şey dememize gerek kalmamış. Tamam, geçelim, devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Ebubekir Sifil Ağabeyimiz ile ilgili bir haber vardı. Ondan önce, Akşam Gazetesi’nden Serdar Akinan ile ilgili bir haber vardı Hocam. Kandil'e giderek yaptığı röportaj sonrasında gösterilen tepki ve yayınların kendisini dehşete düşürdüğünü, haddini bildirmeye azimli bu kudret sahiplerinden sakınmak için hiçbir imkanı olmadığını, bu olan biteni anlamak ve aktarmak, daha doğrusu bu şartlarda böylesi art niyetli muhataplarla röportaj yapmanın safdillik olarak değerlendirildiğini söylemiş. Yazısının sonunda da, öyleyse bundan sonra Cin Ali’nin maceralarını yazacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Cin Ali’nin maceralarını yazacağına, Peygamberimiz (s.a.v)'in hayatını yazsın, sahabelerin hayatını yazsın. Nereden nereye atlıyor. Cin Ali, Top Ali, Küt Ali falan, bunları bıraksın. Orada yapacağı, hakkı hakikati anlatmak. Türk-İslam Birliği'ni savunsun, İttihad-ı İslam'ı savunsun. Var mı bir mahsuru? Avrupa Birliği'ni savunan bir adamın, Türk-İslam Birliği'ni savunmasının bir mahsuru var mı? Yok. Demokrasiyi savunsun, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır alsın, PKK'ya karşı tavır alsın, bölünmeye karşı tavır alsın, “ben bölünmeye karşıyım” desin, “Allah bölünmeyi arzulayanları helak etsin” desin, alnından öperim. Ben “anti-komünistim” desin, “Darwinizme karşıyım” desin, takdir edelim. Cin Ali, min Ali falan, ne alaka? Cinlerle işi yok, insanlarla işi, inşaAllah. Bir de, kim ona ne demiş? Bir tek ben eleştirdim onu. Eleştirimde de haklıyım, anormal bir söz söylemedim. Eleştirmeyelim mi, ağzına sağlık mı diyeceğiz, ne diyeceğiz? Yanlış konuşuyor, yanlış konuşunca da eleştiriyoruz. Demokratik bir tepkidir, nezaketiyle söylüyoruz, küfretmiyoruz, hakaret etmiyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yeni Şafak Gazetesi'nde de bir haber var Hocam, sizin söylediklerinizle de bağlantılı. Hakan Albayrak, Başbakan Erdoğan'a yönelik nefretle ilgili yazı yazmış Hocam, biraz önce bahsettiğiniz konu. Başbakan'a şu veya bu sebeple öfke duyulmasını anlayabileceğini, ancak kendisini en büyük muarız olarak görmeleri ve bu ülkede başka hiçbir kimseden nefret etmedikleri kadar Erdoğan'dan nefret etmeleri, en büyük kini Erdoğan'a duymalarının kendisine çok fantastik, çok inanılmaz geldiğini yazmış. İcabında iddia edilen Ergenekon’a bile olumlu yaklaştıklarını, AK Parti'ye, bilhassa Erdoğan'a kin intikam duygularını yazmış. Olağanüstü hal uygulamasına son veren, Kürtçe’nin önündeki engelleri kaldırmaya başlayan, sivil Anayasa çalışmalarına ağırlık veren AK Parti'ye karşı bunun yapılmasını anlayamadığını yazmış. Erdoğan ve AK Parti'yi Kürtlerin başına gelmiş en büyük felaket gibi görmenin gerçekten acayip olduğunu söylemiş ve herkesi insaflı olmaya davet etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Erdoğan Anadolu insanıdır; mazlum, Bediüzzaman'ın terbiyesini almış, İmam-ı Gazali'nin terbiyesini almış, İmam-ı Rabbani'nin terbiyesini almış ve Erbakan Hocamız tarafından siyasi yönde kararlı bir kişilikle yetiştirilmiş bir insandır. Anadolu delikanlısıdır, bizim halkımızdan bir insandır yani. Fevkalade, ‘olağanüstü bir insanım’ iddiasında değil o zaten, “doğru neyse, onu yapalım” diyorlar. Varsa bir yanlışlık söyleyelim, düzeltsinler. Öyle inatçı bir yapıları da yok. Ama mesela yargıda bir bozukluk var, yargıda bir eksiklik var. Ben bu konuda AK Parti'ye gönül koyuyorum, yani bu konuda eleştiriyorum. Yargıdaki acayipliğin çok süratli giderilmesi gerekiyor. Çünkü referandum yapıldı, tamam oyumuzu kullandık ama çok yavaş gelişiyor gelişmeler. Süratli olmakta bir mahzur yok. Çünkü bu arada birçok insanın canı yanıyor, onlar ne olacak? Her gün önemlidir, her saat önemlidir, vakit kaybetmemek gerekiyor. Akıl almaz bozukluklar var yargıda, akıl almaz tahribat yapılmış. Hükümetin bir numaralı konusu bu ama yıkıcı olmak olmaz. Hükümet, iyi niyetli bir hükümet, çıkarcı bir yapıları yok. Zaten çekinirler de, öyle bir şey yapmazlar. Çok zor, bütün herkesin gözü önündeler. Eskiden olsa belki bir şeyler olabilirdi ama bu zamanda internet var, radyo var, televizyon var, her yer didik didik aranıyor, muhalefet var; çok zor, böyle bir şey olmaz. Allah'tan korkuyorlar hepsinin başında ama Allah'tan korkmayan için de insanlar var, görürüz yani, duyarız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sayın Diyanet İşleri Başkanımızla ilgili bir haber vardı. Allah razı olsun, sizin öncü olduğunuz bir konuda. MaşaAllah. Alevi kardeşlerimizi, Erikli Baba Cemevi ve Kültür Merkezi'ni ziyaret etmiş Sayın Diyanet İşleri Başkanımız ve “87 yıl geciktik, üzgünüm” demiş. Alevi kardeşlerimize olan sevgi, muhabbet ve birlik, maşaAllah, sizin yıllardır anlattığınız bir konu olarak gelişmeler oluyor.
ADNAN OKTAR: Eğer Cübbeli kafası devam etseydi, 87 değil 187 yıl geçse yine gidemezlerdi ama Cübbeli kafasını biz yıkınca kapılar açıldı. Daha önce tahayyül dahi edilemezdi böyle bir şey, değil mi? Biz Alevilerin, Bektaşilerin canımız ciğerimiz olduğunu belirttik, onları ne kadar sevdiğimizi söyledik, açıkladık, gerekçelerini anlattık; sebeplerini, mantığını açıkladık ve böylece Cübbeli zihniyeti orada geriledi, etkisini kaybetti, ondan sonra yollar açılmış oldu. Cübbeli zihniyetinden dolayı, 87 yıl gecikilmesinin sebebi budur. Başka bir sebebi var mı, Cübbeli zihniyeti tutmuyor muydu bu gelişmeyi? Biz bunu kaldırdık, işte bu tazyiki kaldırdık. Cübbeli tarzı kafanın elini kolunu bağladık, bağlayınca Alevi kardeşlerimizle kucaklaşmış olduk. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah kardeşlerimiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde, Müslümanların birlik olmadığı takdirde deccalin etkisi altına gireceklerini buyurmuş, ‘Hakim'in Müstedrek’inde şöyle buyuruyorlar; “O günlerde araları bozuk olan müminler, deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar.”
ADNAN OKTAR: Evet, bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “O günlerde araları bozuk olan müminler, deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar.”
ADNAN OKTAR: Müslümanlar birbirlerini koruyup kollayacaklar, birbirlerini çok sevecekler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, Ankara'daki, Türk-İslam Birliği Gönüllüleri resimlerini göndermişler, mesajları da vardı Hocam. “Selamun Aleykum Berker Şeyhim ve çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Hocam, her hafta olduğu gibi bugün de ücretsiz kitap dağıttık, inşaAllah. Resimleri ekte gönderiyorum, inşaAllah. Ankara Türk-İslam Birliği Gönüllüleri; Hüseyin, Ömer, İlhami, Yiğit, Yusuf, Bora, Fatih, Abdullah, Emre, Hasan.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kendilerine Türk-İslam Birliği Gönüllüleri diyorlar, öyle mi? MaşaAllah. O kitaplardan bir tanesi bile olmuş olsa o aileyi kurtarır. O eve bereket gelir, güzellik gelir. Harun Yahya kitabı giren eve deccal giremez, Yaratılış Atlası’nın girdiği bir eve deccalin girmesi mümkün değildir. Deccalin boynuzları patlar, kafası patlar, gözleri dışına çıkar. Her evde bir tane olması lazım; her mahallede, her kahvede.
OKTAR BABUNA: Her mahallede olsa deccal giremez demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Deccal, Harun Yahya ismini gördü mü kanı iliği çekilir, beti benzi kül gibi olur. Sen rastladın mı böyle bir olaya Roma'da? Nasıl olmuştu anlat bakalım?
OKTAR BABUNA: EvelAllah Hocam. Adınızı duyunca kül gibi oldular, bembeyaz oldular Hocam. Karşımdaydı zaten, göz gözeydik. Douglas Futuyma, dünyanın iki numaralı evrimcisi; Francisco Ayala da üç numaralı evrimci. Göstereyim mi filmlerini Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster. Bak deccaliyetin orda nasıl perişan olduğunu ve nasıl acı çektiğini, Harun Yahya isminin onları nasıl hoplattığını göreceğiz, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) öncüsü. Bir de Hz. Mehdi (a.s)’ı görseler bunlar, bayılacaklar demek ki. Talebesinde bu hale geliyorlarsa bunlar, Hz. Mehdi (a.s)’da dümdüz yatacaklar yere, inşaAllah. Bizler Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz; ben de, Oktar da, şeyhim de. Bak, şeyhliğin oturmuş Allahualem.
-VTR- Vatikan Toplantısı-
OKTAR BABUNA: “Harun Yahya'yı temsil ediyorum” diyorum Hocam, böyle başlıyorum kendimi tanıttıktan sonra. Bembeyaz oldu Douglas Futuyma karşımda. Bütün hepsinin rengi attı salonda, buz gibi bir hava oldu, maşaAllah. “300'den çok kitabı var, Yaratılış Atlası da hepinize geldi” diye başlamıştım. “Konuşmacılar bazı iddialarda bulundular” ve hemen sözümü kesiyor zaten, inşaAllah. Konuşmayı durdurmaya çalışıyorlar. Siz kuralları çiğnediniz diyorlar bana ve cevap verilmeyecek bu soruya diyor.
ADNAN OKTAR: Kural ne? Darwinist olacak, materyalist olacak. Eğer Darwinist-materyalist değilsen zaten kuralı çiğnemiş oluyorsun. Helal olsun. Darmakeşan etmişsin, mekanlarını da dağıtmışsın onları.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Sizin vesilenizle Hocam. Sizin adınızı duyunca zaten dağılmışlardı Hocam, inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Deccal tuzun suda eridiği gibi erir” diyor, mübareği görünce. Demek ki talebelerinde de o ruhaniyet var. İyi ki ben orada yoktum.
OKTAR BABUNA: Bayılırlardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Yok, bende de çırpınırlardı da, Hz. Mehdi (a.s)’ı görürlerse bunlar bayılırlar, inşaAllah. Bizde tremor olur, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) da collapse ve koma hali olur, inşaAllah.
Apo’nun kafasındaki adamlar bunlar, oradakilerin birçoğu. Onlar da Darwinist, materyalist. Apo’ya sürekli Avrupa’dan o kafada adamlar geliyor. Apo’nun mekanına, Kandil mi, mendil mi, köy mü, kasaba mı neyse orası. Sürekli onlara “doğru yoldasınız” diyorlar. Gelin tartışalım o zaman. Sıkıysa gelin bir tartışalım. Getirin, Avrupa’dan taraftarlarınızı da getirin. İstediğiniz mekanı söyleyin, gelin tartışalım. Anlatın, Darwinizmi, materyalizmi anlatın; siz önce anlatın, Leninizmi de anlatın. Dümdüz ederiz, evelAllah, darmakeşan olursunuz.
ALTUĞ BERKER: Yeni Asya’dan Cevher İlhan Ağabeyimiz bugünkü yazısında, Bediüzzaman’ın özerklikle ilgili açıklamalarına yer vermiş. Bediüzzaman’ın birçok sözünden alıntı yaptığı yazısının bir kısmı şu şekilde: “"Her kavmin bekasının temel dayanağını oluşturan millî âdetlerine, lisanına ve fikir yapısına uygun" medeniyet ve kalkınma makinesinin buharı hükmündeki demokrasi, hak ve hürriyetler elbette geliştirilmeli. Kültürel hak ve hürriyetler alabildiğine temin edilmeli. Ancak bu hiçbir zaman, "bin sene birlikte yaşamış, omuz omuza cihad edip Kur’ân’ın bayraktarlığını yapmış Türklerle Kürtlerin ve sâir Müslüman unsurların birbiriyle mecz olmuş ve tam birleşmiş İslâmî bir milliyet" haline gelen inanç birliği üzerinde gelişen kardeşliği ‘etnik iftirak’la, ‘özerklik’ ve ‘federatif sistem’ benzeri ayrışmalarla dinamitlememeli.Aksi halde bu ‘demokrasinin yerelleşmesi’, ‘yerel yönetimlerin güçlendirilmesi’ değil, küresel ifsad şebekelerin tuzağına düşmekle fitne ve tefrika olur” demiş Hocam, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ankara’da Hocam, Zeliha Akbıyık isimli kardeşimiz, Ankara Balmumu Lisesi’nde ‘Türk-İslam Birliği’ konulu bir sunum yapmış. Onun resimleri vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakalım. MaşaAllah. Her yerde doğruyu, hakkı, vatanın birliğini, bütünlüğünü, Türkiye’nin güzelliğini, diğer ülkelerin güzelliğini anlatmak zaten her vatandaşın görevidir. Herkes yapacak bunu.
“Sayın Hocam, Almanya’dan hemen gelin deyin gelelim, inşaAllah. Vatanı böldürmeyiz, inşaAllah. Ellerinizden öperiz. Hocam, size gerçekten helal olsun. Bugün bir başkasınız gerçekten. Tüylerim diken diken olmuş vaziyette. Gözlerim doldu sizi dinlerken. Gençleri siyaset dışında, vatanın birliği, bütünlüğü konusunda bir araya getirme projeniz inşaAllah gerçekleşir. Biz elimizden ne gelirse yapmaya hazırız Hocam. Allah sizden razı olsun, Hüseyin Gökçe.”
Selamun Aleykum Sayın Hocam. Türkiye çapında hem Türk-İslam Birliği’ni hem de anti-komünist bir anlatım yapan, siz değerli Hocam’ın fikirlerini anlatan bir grup var mı acaba? Demek istediğim Türkiye’yi gezen ve her yere giden, her millete hitap eden bir grup var mı, inşaAllah? Çok değerli bir ilimle bizlerin yolunu aydınlatan Sayın Hocam, insanların birçoğu anlattıklarınızdan bir haber. Bu ilmi insanlara canlı yayınların dışında anlatan, Türkiye’yi gezen bir grup var mı, inşaAllah?” Yani “bunu anlatıyor musunuz insanlara?” diyor. Var tabii, bizim çocuklar her yerde varlar, inşaAllah. “Allah’ın selamı üzerinize olsun Aslan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ali Değirmencioğlu, İstanbul.”
Partilere karşı yıkıcı politika tehlikeli olur. Bunu bırakın. AK Parti’ye karşı da yıkıcı politika yanlıştır. MHP’ye karşı da yıkıcı politika yanlıştır, CHP’ye karşı da yanlıştır, Büyük Birlik’e karşı da yanlıştır. Osman Paşamın partisine de. Yıkıcı politika yanlıştır. Partiler milletin hayrı için kurulmuştur. İyiliği için kuruluyor. Yıkıcı olmaz. Vatanın birliği, bütünlüğü konusunda parti yok. Ama siyasi idare konusunda tabii ki bir muhalefet, bir parti olacaktır. Ama hayati konularda parti olmaz. Mesela Allah vermesin, birisine araba çarptı, orada kim olursa olsun gidip, kucaklayıp götürmeye kalkıyor, değil mi? Birbirine düşman olan adamlar bile, “düşmanım var orada, ben bunu götürmem” demiyor. Hayati bir konu, bu ayrı bir konu, kucaklayıp götürüyorsunuz. Vatanın birlik ve bütünlüğünün muhafazasında yapılan çalışmada muhalefet diye bir konu olmaz. Orada muhalefet kalkar. Muhalefetin yapılacağı yer vardır, yapılmayacağı yer vardır. Onun dışında muhalefette istediğini yap, istediğini konuş, kimsenin bir şey dediği yok. Haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER: Çok haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Onun için partilere müracaat edelim, yönetici gençlerle, iler gelenlerle güzel, nezih bir toplantı olsun. Televizyonları da çağıralım, bütün kanalları da çağıralım. Allah adına yemin edelim; vatan, millet, bayrak, namus adına yemin edelim; vatanı böldürmeyeceğimize ve canımızı ortaya koyacağımıza. Biz illa yaşama meraklısı değiliz. Adamlar yanlış anlıyor. İlla yaşayacağız zannediyor. Bizim milletimizde şehit olmayı herkes ister. Çanakkale’de yüzbinlerce şehit verdik. Bizim şehit verme diye bir sorunumuz yok. Sanki bir çekingenliğimiz varmış gibi.
“İslam Birliği ve AK Parti. Gece sohbetlerinizi takip etmeye çalışıyorum. Sohbetlerinizde İslam Birliği’nin ne kadar önemli olduğunu anlatıyorsunuz fakat bir yandan da oyları bölmemek gerekir diyerek AK Parti’ye destek verilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Söyledikleriniz çelişiyor. Şöyle ki AK Partili hiçbir yetkilinin ağzından İslam Birliği’ni istediklerine yönelik hiçbir cümle duyamıyoruz. Bugüne kadar AK Parti Avrupa Birliği’nden yana bir tavır sergilemektedir. Siz de bunları desteklemek gerektiğini söylüyorsunuz. İslam Birliği’nin olması gerektiğini ve iktidar oldukları vakit de bunu gerçekleştirmek istediklerini söyleyen tek parti Saadet Partisi’dir.” Helal olsun, maşaAllah. Ağzına sağlık, doğru söylüyorsun, ne var yani. “Söylediklerinizle destekleriniz bir olsun. İyi geceler, isimsiz.” Ne yani, Fahri ne korkuyorsun? Delikanlı adamsın. Niye isimsiz olacak? Soyadın Türkoğlu, bir de çekiniyorsun, yakışıyor mı sana? Fahri Türkoğlu, korkma, delikanlı ol. Türkoğlu Türk’sün, ne çekiniyorsun? Sanki acayip bir şey söylemiş gibi. Güzel söylüyorsun, ne var? Şimdi baştan alalım. “İslam Birliği’nin ne kadar önemli olduğunu anlatıyorsunuz” diyor. “Oyları bölmemek gerekir.” Evet, doğru bu; oyları böldün mü neye yarayacağını anlamıyor musun sen? Yani denemek mi istiyorsunuz? Denediniz daha önce, ne oldu, gördünüz. Daha önce denenmedi mi bu? Denendi. Sokaklarda bağırmadı mı insanlar, “Allah’ım bizi kurtar” diye? Birbirine girmedi mi Türkiye? Bir daha mı deneyelim yani? “AK Parti’den hiçbir yetkilinin ağzından İslam Birliği’ni istediklerine yönelik hiçbir cümle duyamıyoruz.” O zaman zaten AK Parti olmaz onlar. Türkiye’de olduğunu unutuyorsun sen galiba. Nerede yaşadığını unutmuş. Bunu açıkça söyleyemez bir parti, laikliğe aykırıdır bu. Partiler Kanunu var. Bunu söyleyemez. Anayasa Mahkemesi kaç defa AK Parti’nin kapısına dayanmadı mı, değil mi? Her an kapanması mevzu bahis olmadı mı? Niye kapattırsınlar partiyi durduk yere?
ALTUĞ BERKER: Ama siz vizelerin kaldırılması dediniz, vizeler kalkıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Davutoğlu’nun gözünün içine baktın mı sen ne demek istediğini anlayamıyorsan, gözün kör demektir. Daha ne yapsın mübarek, daha nasıl söylesin? Bundan ala anlatma olur mu? Gözünün içine bakacaksın, anlayacaksın. Laiklik de öyle alenen bir şey konuşma olmaz. Partiler kanunu var. Nasıl oluyor bu iş? Hiçbir yerde olmaz; Amerika falan, bir çok yerde olmaz bu. Avrupa Birliği’nden yana tavır, ben de istiyorum Avrupa Birliği’ni. Ben Avrupalıları seviyorum. Fransızları seviyorum, Hollandalıları seviyorum, Almanları seviyorum. Tertemiz insanlar, ne var yani, niye sevmeyeyim. Benim vatandaşlarım yaşıyor orada, sevmese ne işleri var orada o zaman? Almanya’da 3 milyon vatandaşımız var. Almanya Türkiye gibi oldu zaten. Avrupa Birliği’ne bizim bir düşmanlığımız, garezimiz yok ki. Avrupa’yı, Amerika’yı seviyoruz. Halkını seviyoruz. Biz onların zulmünü sevmiyoruz. Devletlerinin yaptığı zulmü sevmiyoruz biz. Halkına muhabbetimiz var. Sanatını seviyoruz, bilimini seviyoruz. Biz Avrupa’yla bütünleşmek isteriz, niye istemeyelim? Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak isteriz. Ne güzel insanlar; İtalyanlar, Fransızlar çok hoş insanlar. İslam’ı, Kuran’ı anlatınca dinliyorlar; medeni, modern insanlar. Saadet Partisi malumdur zaten, ona kalırsa mesela MHP de bütün Türk devletlerini birleştirmeyi ister, değil mi? Turan’ı örtülü bir şekilde ister veyahut açık olarak ister. Alenen isteyenlerden biri de odur. Türk-İslam Birliği’ni ister, bütün İslam ülkelerini birleştirmeyi ister MHP. Ama bunun bir üslubu vardır, MHP de bunu açık açık söyleyemez. Belirli bir ölçü içerisinde söyleyebilir. MHP az mı yani bu konuda? Koç yiğittir MHP. En az Saadet Partisi kadar ister onlar da. Ama Saadet Partisi tabii bizim canımızdır. Erbakan Hocamız’a yapılan o olaylar zamanında, Cübbeli tebessüm ederek seyrediyordu, değil mi? Erbakan Hocamız’a yapılanları seyrediyordu. Gıkını çıkartmadı. Fatih Altaylı çıktı, Erbakan Hocamıza, rahmetliye olmadık lafları söyledi, ağzı açık onu seyretti. Gıkını çıkartmadı. “Niye söylüyorsun Erbakan’a böyle söz” demedi. “Ben ona çok saygı duyuyorum, seviyorum” diyemedi, demedi. Gitti ona yaranmak için bu sefer de Bediüzzaman aleyhinde konuştu. “Otuz cihette Ehl-i Sünnet’e uymadığı söyleniyor” dedi. Ona protein çekti. Ne diyeyim, yağ çekti diyemeyeceğime göre. İnşaAllah. Hocayı baş tacı yaptı o zamanlar, Erbakan Hocamız’ı unuttu. Milli Gazete de unutmuştu. “Ben ne yapıyorsunuz?” dedim. “Allah’tan korkun” dedim, ondan sonra Erbakan Hocamız’ın resmini koymaya başladılar. İnternetten çıkarttılar, yeri-göğü birbirine kattım. “Ne yapıyorsunuz siz?” dedim. İnternete de geri koydurdum Erbakan Hocamız’ı. Sonra da elhamdülillah ezici oyla başa geçti Erbakan Hocamız; anlı şanlı şekilde. Anlı şanlı şekilde de uğurladık. Kim bilir ne yapacaklardı Erbakan Hocamız’ı? Tamamen unutturacaklardı. Ben engelledim, ben; Allah’ın izniyle. Yeri göğü birbirine kattım. Ben adaletsizliği kabul etmem. Yüz binlerce insanı karşıma aldım. Hiçbir çıkarım yok benim. Ben Saadet Partili de değilim. Hiçbir çıkarım yok. Sırf o güzel insana vefamdan, ona olan saygımdan, Allah’tan korkumdan yeri göğü birbirine kattım, tek başıma.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve çok şahane de netice aldım, Allah’a çok şükür. Allah dua mahiyetinde kabul etti, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Fahri, eğer yanlış söylüyorsam bana söyle. “Hocam” diyeceksin, “hemen nereden öğrendin ismimi?” Cinlerden. Arkadaşlarımızdan cinlerle bağlantıda olanlar var. Tırnağına bakıp söylüyorlar. “Şu” diyorlar. Sen sor bana bir tane, Fahri bana yaz, merak ettiğini sana şak diye söyleyeyim buradan. Yani mesela “şöyle biri var, bunun adı ne?” falan de. Bak buradan hiç kıpırdamayacağım, sana söyleyeyim. Sadece cinlerle bağlantılı olan kardeşimi çağıracağım, şak sana söylesin.
ALTUĞ BERKER: Sayın Davutoğlu’nun bugünkü bir ifadesini okuyabilir miyim Hocam. Sayın Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin dünyanın lider ülkesi olacağını söylemiş. “Bundan sonra biz başkalarına sormayacağız ne olacak diye, onlar bize soracak; biz onları takip etmeyeceğiz, dünya bizi takip edecek” demiş. “Türkiye, dünyanın lider ülkesi olacak” demiş..
ADNAN OKTAR: Ne desin daha? Fatih Altaylı’nın, Aydın Doğan’ın istemediği bir kimse, Dışişleri Bakanı. Bu yeterli değil mi? Üstünlüğü için başka delile gerek yok. Cübbeli’nin konumu açısından da; Fatih Altaylı’nın ve Aydın Doğan’ın desteklediği adam. Cübbeli’nin konumu açısından da başka delile gerek yok, bu yeterli.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, evet. Harun Yahya kitapları, Yaratılış Atlası giren bir eve deccaliyet girerse bana söylesinler. Hangi Darwinist dayanabilir, hangi materyalist dayanabilir Yaratılış Atlası’na? Tozu dumanına katılır, bu bir gerçek. Bunda şaşılacak bir şey yok. Allah meydana getiriyor. Kağıdın bir gücü olmaz, o yazıları yazan Allah. Bizleri vesile ediyor. Deccali ezen de Allah, yaratan da Allah’dır.
Serdar Karanfil, Serdar, sen de bir tane Yaratılış Atlası al eve. Çağır Darwinist, materyalist arkadaşlarını ki bayağı vardır etrafında. Hatta sana da çok iyi gelir. Aç kitabı bak, dümdüz olduğunu göreceksin yanlış düşüncelerinin, eksik düşüncelerinin. Tozu dumana katar. Bak, bayanı gördün, Avrupa Parlamentosu’nun toplantısında ciyak ciyak bağırıyor. Karanfil, senin kitaplarını göstermiyor, benim kitabımı gösteriyor. Bak, senin kitaptan canı yanmamış, benim kitaptan canı yanmış. Ve Avrupa Parlamentosu’nun tarihinde böyle bir kitap dehşeti yaşanmamıştır. İlk defa oluyor. Bir tanedir, tektir, inşaAllah. Çünkü fikirle deccaliyetin beynini patlattı da onun için, inşaAllah.
İşte bizim dediğimiz CHP’den, MHP’den, Saadet’ten, AK Parti’den kardeşlerimizle bir yemekli toplantı yapıp orada yemin edip, söz verip, basın da olur, bu yeterli olur ama illa gerekirse yürüyüş de yapılır, demokratik bir yürüyüş de yapılır. Ama o çok sonraki mesele. O yeterli o. Mesajı alırlar zaten oradan. Zaten onun yapılması ilgili çevrelere yeterli olur. Çünkü liderler düzeyinde olacağı için anlamı nettir.
ALTUĞ BERKER: Bugün Le Monde Gazetesi’nde haber çıkmış Hocam, inşaAllah. Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın yedi ayrı şehrinde yapılan konferanslarımızla ilgili Le Monde’da bugün haber çıktı.
ADNAN OKTAR: Görmezsem inanmam.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. 1944’ten bu yana basılan yaklaşık 400 bin tirajlı Fransa’nın en tanınmış günlük gazetesi, merkez sol görüşlü.
ADNAN OKTAR: Benim yazımı gösterin, benimle ilgili Le Monde’da.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, Yaratılış Atlası’ndan almışlar resmi ve bizim internet sitesinin de adresini vermişler. Ne yazıyor orada internet sitesi adresi?
OKTAR BABUNA: Mensongedelevotuon.com diye, ‘faux’ diye bir çarpı çekmişler, maşaAllah; evrim bitti anlamında.
ADNAN OKTAR: Altı çizili yerlerde ne var?
ALTUĞ BERKER: ‘Atlas de la Creacion’, ‘Yaratılış Atlası’ diyor pembe yerlerde Hocam, inşaAllah. Üstte de paragrafın başında ‘Harun Yahya’ yazıyor.
ADNAN OKTAR: Ben algıda seçicilik, önce Harun Yahya’yı gördüm.
“Selamun Aleykum Hocam, Sayın Ahmed Davudoğlu bugünlerde Konya’da, kendisi İslam Birliği konusunda şunu her mitingde işari olarak söylüyor” diyor. “Allah dostlarını anlayamayanlar, beni anlayamaz” diyormuş. Hay atana rahmet, ne güzel bir söz. Neydi o kereta? Fahri, duy, kereta seni. İsim vermez, cisim vermez. “Türkoğlu’yum” diyor, bir de kereta. Dinle, bak Ahmed Davudoğlu Hocamız söylüyor; “Allah dostlarını anlayamayanlar, beni anlayamaz” diyor. Daha ne desin? MaşaAllah. Ömer Faruk, Konya’dan yazmış. Berker’im bir şey diyordun.
ALTUĞ BERKER: Haberi okuyabilirim, uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku, oku.
ALTUĞ BERKER: “Türk yazar Harun Yahya’nın camilere yaratılışçı çıkarması” diyor başlıkta. “Müslüman Fransızlar Ocak ayından beri Darwinizmi çürüten konferanslara davet ediliyor. Harun Yahya bu konferanslara kendisi bizzat gitmiyor. Video konferanslı katılıyor ya da ücretsiz dağıtılan görkemli kitaplarla donanmış coşkulu temsilcilerini gönderiyor.”
ADNAN OKTAR: Nasıl gideyim, yurt dışı yasağım var. Olay mı çıkarayım? Ne yapayım?
ALTUĞ BERKER: “Harun Yahya müstear ismini daha önce 2007 yılında Fransız okullarını türlerin evriminin sahtekarlıklarını ve diktatörlüğünü bilimsel olarak ispatlamayı hedefleyen binlerce Yaratılış Atlası göndererek duyurmuştu. Bu sefer de ağırlıklı olarak Müslümanlar hedeflenmişti. Zaten onların çoğu yaratılışa inanıyor.” Konferanslara katılan Marua isimli Müslüman bir bayan şöyle diyor; “Okulda insanın maymundan geldiğini inanıyoruz. Evde ve Kuran’da Hz. Adem (a.s) ve Havva’dan geldiğimizi ve Allah’ın her canlıyı yarattığını öğreniyoruz” demiş. “Bu konferans sonunda Sayın Yahya’nın temsilciğini yapan Ali Sadun, bu genç bayanı ikna etmiş.” Bayan onun anlattıklarını mantıklı bulduğunu söylüyor. Yaratılışçıların ayı, timsah kafatası ve kaplumbağa fosili ile zenginleştirdiği sunumları özetle şunu anlatıyor; “eğer balıklar yürümek için sudan çıktıysa, eğer dinozorlar kuşlara döndüyse, bu durumda bu ara formların fosillerini bulmamız gerekirdi. Ama bu söz konusu değil. Bilim bize tek bir gerçek gösteriyor; Kuran’da bize bildirildiği şekilde yaratılış.” Bir Müslüman’ın Darwinist olamayacağının altı çiziliyor. “Ali Sadun Engin, Sayın Yahya’nın ara form fosili getirecek olana yedi milyon dolar vereceğini söylüyor. Ayrıca tüm Darwinistler terörist değil ama tüm teröristlerin Darwinist olduğunu belirtiyor” diyor. “26 yaşında İktisat öğrencisi Ama Dubah bu aydınlatıcı bilgilerden dolayı teşekkür ediyor. Müslüman olduğu için yaratılışı savunduğunu, ancak bunu savunmak için yeterli kanıtı, bilgisi olmadığını söylüyor. Konferansta bu kanıtlara kavuşmuş. 19 yaşında bir öğrenci olan Yanina Genessi de şöyle ekliyor; "okulda öğretmenlere inandık. Ama onların tezleri artık çürütüldü. Doğruyu söylemiyorlar."”
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu nedir? Deccalin tepesini patlatmak değil mi? Bak, Le Monde. Ben söylemiyorum, onlar söylüyor. Demek ki tozunu, toprağını birbirine katmışız.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kanal Avrupa, Çay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...