SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Sipas Vizyon TV, Kahraman Maraş Aksu, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam Amerika’da her geçen gün farklı bir doğal felaket oluyor. Bu sefer de karpuz büyüklüğünde dolu yağmış Amerika’ya.
ADNAN OKTAR:Bu çok büyük olay.
ALTUĞ BERKER:Oklahoma eyaletini vuran yüzlerce hortumdan sonra karpuz büyüklüğünde yağan dev dolu taneleri, evlerin çatılarına ve araçlara büyük hasar verdi.
ADNAN OKTAR:Çok büyük bir afat, yani ahir zamanın çok büyük bir alameti. Ben ilk defa hayatımda duyuyorum bunu, büyük felaket, mahveder böyle bir şey, çok çok büyük olay. Yani o hortumlar, bunlar; Amerika kendine bir çeki düzen versin, Allah’a tevbe etsinler. Bir şey var orada, bir fevkaladelik oluşmuş. Bu çok büyük bir mucize. Hz. Hızır (a.s.) orayı mekan edindi, Amerika’yı; kol geziyor, kol, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bir internet sitemizi tanıtmak istiyorum: Sorular-Cevaplar.Com. Burada Hocam, sitede, sohbet programlarınızda size sık sık sorulan sorulara sizin verdiğiniz cevaplar bulunuyor. Birkaç örnek verelim. “Kuran’da bildirilen Yecüc ve Mecüc konusunu açıklar mısınız?” Sorular. “Sayın Adnan Oktar’ın konuşmalarında İslam ahlakının hâkimiyeti ve Mehdiyet konularına neden özel yer ayırıyor?”, “Kuran’a göre Müslüman üslubu nasıl olmalıdır?”, “Peygamberimiz (s.a.v) Kitap Ehli’ne nasıl davranmıştır?”, “Allah’ın her yerde olması konusunu açıklar mısınız?”, “Nazar diye bir şey var mı?” gibi soruların cevaplarını kardeşlerimiz okuyabilirler inşaAllah. Tekrar ediyorum, adını: www.Sorular-Cevaplar.Com inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s.) zamanındaki şiddetli ortamı ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın derin ilmini anlatışını okuyabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylüyorlar İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri; “onun için Kuran’da gelir (bildirilir):” Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Neml Suresi, 62’nci ayet. “‘Sıkıntıya düşenin duasını kabul ettiğinde’. Kastedilen mecburiyet zamanı geldiğinde duanın Allah tarafından kabul olunması beyandır. Ve bu sebepledir ki her asırda olan şiddetli musibetleri ortadan kaldırmaya tam anlamıyla muktedir bir kişi zuhur eylemiştir. Ve alemin karışıklığı hat safhaya gelip ihtiyaç olunca Hz. Mehdi (a.s.) zuhura gelse gerektir. Zira doktorun kuvveti hastalığın, illetin, derdin, belanın şiddetine göredir. Ahir zamanda ise dünyanın ne derece hastalığa, illete, derde, belaya, müptela olacağını o vakitte hazır olanlar bilirler” demiş İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri.
ADNAN OKTAR:Bütün ulema, evliyalar, sahabeler hep İttihad-ı İslam rüyası içinde olmuşlar, hep böyle bir güzel hedef içinde olmuşlar, hep Müslümanların birleşmesi. Yani zaten Müslüman’ın hep rüyasıdır, tatlı rüyasıdır ki bu çok makul bir şeydir ama Allah’ın hikmeti, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini terk etmiş olması insanların, Kuran’a uymamaları bir bereketsizlik, uğursuzluk getirdi. O Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılışı, Endülüs’teki Emevi hakimiyetinin ortadan kalkması hep bu kafadan oldu, yani Resulullah (s.a.v)’ın ruhu terk edildi, Kuran’a ittiba terk edildi. Bağnazlık, gericilik gelişti, fitne çıktı, güçsüz oldular, Allah güçlerini ellerinden aldı.
ALTUĞ BERKER:Hocam bu dolu ile ilgili İncil’de bir bölüm vardı. İzin verirseniz Hocam, okuyayım.
ADNAN OKTAR:Oku, evet.
ALTUĞ BERKER:İncil’den şiddetli dolu yağışı olmasıyla ilgili Vahiy bölümünde 16:21’de; “insanların üzerine gökten tanesi yaklaşık kırk kilo ağırlığında iri dolu yağdı. Dolu belası öyle korkunçtu ki” diyor, İncil’de.
ADNAN OKTAR:İşte bu olaya işaret ediyor İncil. Yani İncil, sıfır kitap değildir. Cübbeli öyle diyor; “haramdır” diyor, “İncil”. “Allah birdir” dediği yer haktır. Allah’ı öven yerler haktır. “Allah’ı bütün kalbinle, bütün yüreğinle seveceksin” diyorsa İncil, “bu batıldır, bunu dinlemek, bunu okumak haram olur” denir mi? Şu akıl mı? Ne kadar güzel bir söz. Kuran’a muhalifse geçersizdir. Kuran’a uygun güzel bir söz tabii ki geçerlidir; kim söylüyorsa söylesin, geçerli olur. Ama İncil’deki o ifadeler muhteşem, çok güzel. Evet, bizim o kitaplarımızı bana getirsinler, İncil ve Tevrat’tan Kuran’a uygun kısımları seçtiğimiz o iki kitabı da getirin. Şu an getirsinler.
ALTUĞ BERKER:Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Güzel bir şey hazırlamışlardı, böyle müzikli bir gösterim hazırlamışlardı, var mı o? Evde gösterdiler bana, bayağı hoşuma gitti müziği. Yeni gelen bir şey var mı bugün? Yok, değil mi, gelmemiş? Şahane bir şeydi. Sana internetten göndersinler.
ALTUĞ BERKER:Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi ilgili yerlere bilgi gitmiştir. Haydi, gönderin Berker Hocamız’a, inşaAllah. İnşaAllah.
Bediüzzaman’ın anlatımları çok önemli. Bir kere Bediüzzaman’ı bilmeden ahir zamanı bilmek de çok zordur, Kuran’ı anlamak da zordur. Mükemmel bir Kuran’ı tefsir stili vardır Bediüzzaman’ın. Pek rastlanmış bir yöntem değildir. Harf harf, kelime kelime tefsir ediyor. O rastlanmış bir şey değildir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: O kitaplar, değil mi onlar? Ver bakayım. Evet, işte bak şu kitap. Tanıt, göster.
ALTUĞ BERKER: “Tevrat’tanHikmetler ve Güzel Öğütler”.
ADNAN OKTAR:Bir de şu.
ALTUĞ BERKER: “İncil’den Güzel Sözler”.
ADNAN OKTAR:Koskoca kitap. Getir İncil’i mesela. Ya Allah bismillah açıyorum. Mesela diyor ki; “Rab’bin adını anan herkes kötülükten uzak dursun.” Allah’ın adını anan herkes kötülükten uzak dursun. Çok güzel bir söz, neden haram oluyor okunması? “Külliyen” diyor, “sakın ha” diyor. Allah, Kuran’da Tevrat’tan, İncil’den bahsediyor. Yok olan, hayali bir şeyden bahsetmiyor ki Allah; var olan bir şeyden bahsediyor. Oradan da örnek veriyor, “oraya da baksınlar” diyor Allah. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın dünya hakimiyetini belirtirken, “Tevrat’ta ve Zebur’da belirtim” diyor Allah. Tevrat’a ve Zebur’a bakacağız demek ki. Mesela bak; “kötülükten tiksinin.” Kötülükten uzak durun. Bak; “kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine, kutluluk diliyle karşılık verin.” “Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin” diyor, “güzellikle karşılık verin.” Ne var burada haram olan? Kuran’a uygun bu. Mesela bak diyor; “seven kişi komşusuna kötülük etmez.” Ne var burda, bu sözde? Neden haram olsun? Gayet güzel. “Sakın kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin.” Bu sözler nur, bayağı güzel. Allah, İncil için ve Tevrat için “nur” diyor Allah ve hidayet vesilesidir. Mesela bak; “görünenler geçicidir” dünya, “görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır” ruh. “Sonsuza dek kalıcıdır” diyor, gayet güzel. Ne diyor mesela? “Meryem ise bütün bu sözleri derin derin düşünerek yüreğinde saklıyordu.” Derin düşünmenin önemi vurgulanıyor, gayet güzel. Mesela; “aldığınız çağrıyı düşünün”. Evet, mesela herhangi bir sayfa yine açıyorum. “(Allah) Allah'ı tanımayanları ve Kendisi'yle ilgili Müjde'ye (Allah'ın emirlerine) uymayanları cezalandıracak.” Kuran da müjdedir. Kuran’a uymayanları Allah cezalandırır. Mesela; “vicdanınızı temiz tutun.” Ne var şimdi burada? Gayet güzel. “Allah'tan ne dilerseniz, size verecektir... Dileyin, alacaksınız.Öyle ki, sevinciniz tam olsun.(Yuhanna, 16:23-24).” Niye küfür alameti olsun bu hüküm? Bak diyor ki; “Allah'tan ne dilerseniz, size verecektir... Dileyin, alacaksınız.” Ne güzel, duanın önemini vurguluyor, inşaAllah. “Böylece oruç tutup dua ettikten sonra” diyor, “Barnaba'yla Saul'un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.” “Oruç tutup dua ettikten sonra”. Oruç tutmak İslam’da var. Dua etmek de İslam’da var. Burada acayip olan bir şey yok, gayet güzel. “Petrus hapiste tutuldu. Amainanlılar topluluğu onun için Allah'a coşkun bir şekilde dua ediyordu.”Coşkun bir şekilde, aşkla; ne güzel. Mesela; “o halde yarın için kaygılanmayın”. “Tevekkül edin” diyor, tevekkül Allah’ın emri, çok güzel. “Umudumuzu Allah’a bağladık” diyor, “O’na bağladık.” Çok güzel. Mesela; “Pavlus onları görünce Allah'a şükretti, yüreklendi.” “Hem cesareti geldi” diyor, “hem Allah’a hamd ediyor.” “O anda İsa... şöyle dedi: ‘Allah, yerin ve göğün Rabbi!’” “Ben Allah’ım” demiyor bak. “Allah” diyor, “yerin ve göğün Rabbi” diyor. “Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için Sana şükrederim.” “Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için Sana şükrederim.” Mesela buradaki anlamı ama daha önceki açıklamaya göre bakmamız lazım tabii. Küçük çocuklara verilen bilgi ayrı oluyor, bilgili ve akıllı kişilere verilen bilgi ayrı oluyor. Mesela; “şükredici olun” diyor yine. “Allah, nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir.” Yani; “neye ihtiyacınız olduğunu, siz daha Allah’tan onu dilemeden önce Allah zaten ne dileyeceğinizi bilir” diyor. Kaderi anlatıyor, gayet güzel. “Esenlik kaynağı olan Allah'ın Kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın.” Evet. “Esenlik kaynağı olan Rab'bin Kendisi size her zaman, her durumda esenlik versin.”“Her şeyin kaynağı O'dur; her şey O'nun tarafından ve O'nun için var oldu. Sonsuza dek O'na yücelik olsun.”Allah’a yönelik çok güzel bir ifade. “Allah, bizde etkin olan kudretiyle, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir.” Yani; “tahmininizin çok üstündedir” diyor, “Allah’ın gücü.” “Her şeyden önce var olan O’dur” Allah’tır. “Her şeyden önce var olan O'dur ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir.” Yani; “Allah olamasa hiçbir şey olmazdı” diyor. “Ölümsüzlük yalnız O’na (Allah’a) özgüdür… O’nu ne gören olmuştur, ne de kimse görebilir.” Tam Kuran’a uygun, yani Zatını kimse göremez.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Kuran ayetinde, söylediğiniz ayette, Maide Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Maide Suresi 46-47: “Onların (Peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.”
ADNAN OKTAR:Evet, Kuran’a uygun olan Tevrat hükümleri de İncil hükümleri de geçerlidir, bunu bilecekler. “Tümden Tevrat, İncil yoktur” demek, Kuran’ın hükümlerini kabul etmemek olur. Kuran’da “var” diyor Allah; “Tevrat, İncil diye bir kitap var. Ama tahrif ettiler” diyor Allah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bahsettiğiniz video geldi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Çok şahane müziği var.
VTR: Adnan Oktar fotoğrafları
ADNAN OKTAR: Tamam, yeterli bu kadar. Bunu kanun, klarnet, cümbüş, darbuka; çok zengin bir fasılla çaldıralım. Çok şahane parçaymış. Nasıl haberimiz olmuyor bizim böyle parçalardan? Hayrettir yani. Yerin göğün inlemesi lazım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker Hocam, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Alplerin tepelerinde, 4500 metre yükseklikte…
ADNAN OKTAR:Alpler mi? Cübbeli’nin mekanından bahsediyorsun sen.
ALTUĞ BERKER:İsviçre Alplerinde 4500 metre yükseklikte yaşayan bir tür taşkıran çiçeği bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz bilmeyiz, Cübbeli’ye sormamız lazım. “Yahu” diyerek böyle.
ADNAN OKTAR: Acayip şekermiş bunlar. Ne tatlılarmış bunlar böyle, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İlgili haberi yurtdışında çıktı.
ADNAN OKTAR: Ne şeker, ne tatlılar böyle! Bir de ekip kurmuşlar oraya. Teşkilatlanmışlar, tam çete. Süper güzeller, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım?
SUNUCU:Nasıl uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam?
SUNUCU: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Bediüzzaman’ın sözlerinden okuyabiliriz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamamdır. Ben, Ankara’da Cebeci Dikimevi’nin, İki Numaralı Askerî Dikimevi’nin karşısında, ara sokakta Nur talebelerinin bir dershanesi vardı, gittim. Çok zayıf bir ağabey bağdaş kurdu oturdu. Yani normal kilolu bir insanın öyle oturması mümkün değil. Ondan sonra “gayet hakimane” diyerek, çok güzel doğu şivesiyle Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’dan okuyordu. Sonra keklik kanı gibi çaylar geldi. Ama ben, doğrusunu söyleyeyim, öldüm niyetine gitmiştim. “Gel seni Nur talebelerinin evine götüreceğiz” dediler. Önce bayağı bir direttim gitmemeye. Bir kaymakam kardeşimiz vardı, o zaman Siyasal’da okuyordu. Eve geldi, “illa götüreceğim” dedi. Dedim; “en fazla ölürüm” dedim, “ne olur? Gideyim.” Ne kadar kötü imaj veriyorlar, duruma bak. Nur gibi tertemiz insanlar, maşaAllah. İlk bana Şualar kitabını hediye etmişlerdi, Şualar. Ben bayağı bir konu soruyordum. “Al, oradan oku” dediler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Allah’ın renk sanatı ile ilgili resimler göstermek istiyorum Hocam, inşaAllah. MaşaAllah, Allah’ın renk sanatına örnekler. Canlılarda geçişli her renk var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah, sülün.
Berker Hocam, Risale-i Nur’dan bakıyorum “nereyi okuyayım?” diye ama. Nur talebelerini biliyorsun, direkt sayfa açılır, okunur, neresi rast gelirse. Sungur Ağabey çok şahane okuyor. Sungur Ağabey bir kere okuyordu, ben oradaydım. Önünde kitap vardı, ben kitaptan okuyor zannettim. Baktım, kitaba bakmıyor. Bütün Risale-i Nur’u ezberden biliyor. On üç cilt! Bu olacak iş mi?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Herhangi bir kitap verdiler, gözümün önünde. Ben gözümle gördüm, bakmıyor Risale-i Nur’a. Yani kapalıydı gözü, bakmıyordu. Ezberden okuyor. Gayet şahane okuyor, yani kendine has güzel bir üslubu var. Tabii şimdi yaşlandı biraz, sağlığı müsait değil, rahat konuşamıyor ama mükemmeldir Risale-i Nur’a hakimiyeti. Sırlarla dolu. Daha vakti gelmediği için pek bir şey söylemiyor şu an, konuşmuyor Hocamız. Ama işte benim ondan alabildiğim iki sır var. Bir, camide söylediği var; “Nur talebesi olmayacak” dedi, “Hz. Mehdi (a.s.). Bambaşka olacak” dedi, bu çok hayati. Bir de, geçen gittiğimizde, bir evvel gittiğimizde; “‘ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi” dedi. Bütün talebeleri kaldı böyle, çünkü ilk defa söylüyor. Bu sır. Yani bak ne kadar sır tutabilen bir insan, düşün. Ama bana neden böyle mühim bir sırrı daha ilk gördüğünde söyledi, ben bunu daha hala anlayabilmiş değilim.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu çok esrarengiz ve çok acayiptir. Kılıçali Paşa Camii.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Caminin girişinde sağ tarafta oturuyorduk, sağ tarafta, yerde. Bütün çocukların, herkeste sarık var başında. Bende de sarık vardı, beyaz sarık vardı. Sungur Ağabey pardösüsü ile geldi. Başında kahverengi devetüyünden takkesi vardı, kahverengi. Üstünde de cübbesi vardı. “Selamun Aleykum kardeş” dedi böyle. “Aleykum Selam Hocam” dedim. “Sen nerelisin kardeş?” dedi. “Ankaralıyım” dedim. “Adın ne senin?” dedi. “Adnan Oktar, efendim” dedim. Hemen cebinden bir defter çıkarttı, küçük bloknot defter. Bir ebced hesabı yapmaya başladı. Sonra ben biraz ilerledim Hocamız’la beraber. “Hocam” dedim, “Hz. Mehdi (a.s.) Nur talebesi olacak mı?” dedim. “Hz. Mehdi (a.s.), Nur talebesi olmayacak” dedi. Ben zannettim ki; “tabii ki Nur Talebesi olacak”, yani normal beklenen cevap bu. Arkasından eliyle böyle yaparak; “‘bambaşka olacak’ dedi” dedi, “Bediüzzaman”. Hayret. Beni tanımaz, bilmez. İlk defa görüşüyoruz daha. Böyle mühim bir sırrı, mümkün değil kimseye söylemez.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Hayır, en azından tanısa beni, mesela üç beş kere, on kere, yirmi kere; belki mümkün. Ama birinci ve ilk görüşmemizde daha bunu söyledi. Böyle mühim hayati bir sırrı açıkladı.
ALTUĞ BERKER: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok acayip.
ALTUĞ BERKER: DGM’nin önüne de gelmişti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, DGM’nin önünde. Ben, 1986’da mutat tutuklanmalarımdan bir tanesinde, kafa üç numara tıraş, sakal falan hepsini kestiler tabii. Mavi üniformalar var, Kenan Evren döneminin üniforması. Evren Paşa’mız, Allah razı olsun ondan, bedava kıyafet dağıtıyordu hapishanedekilere. Kıyafetlerim eskimedi o şekilde. Oranın kıyafetini giymiştik. Sevk zinciriyle beraber getirdiler bizi. DGM’de indik, götürdüler. Bizim çocuklar böyle bakıyor bana, gözler şey gibi. İlk defa tutuklandığımı görüyorlar. Şimdi onlarla konuşacak bir durumumuz da yok. Annem de çantayla geldi, elinde çantasıyla, mantosuyla. Ben de iyi bir şey söyleyecek zannettim. Cık cık, cık cık, cık cık yapıyor böyle. Bir ayağıma bakıyor, tam göğsüme kadar geliyor ama yüzüme bakmıyor, geri göğsümden aşağı iniyor. Baktık durum çok acayip. Anneme dedim; “ne var bunda?” dedim, “Allah Yolunda olur” dedim. Hiç dinlemiyor beni, sürekli. Allah razı olsun, Sungur Ağabey gelmiş, geldi. Acayip gür sesi o zaman maşaAllah, o zaman çok sağlıklıydı. “Ne mutlu sana” dedi, “mazi de, müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Yani; “gelecek de geçmiş de seni alkışlıyor” dedi ama duymadık kimse kalmadı. Acayip kalabalıktı, yüz yüz elli kişi vardı, hepsi duydu.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman, “maşaAllah” dedim. Bak, Nur talebesi oldu muydu konu bitiyor. Bizim çocuklar Nur talebesi olmadığı için yahut yeni daha Nur talebesi olma aşamasındaydılar, adaydılar. Dehşet dolu gözlerle bakıyorlardı böyle. Ama sonra alıştılar onlar. Tutuklanıyorlardı, bakıyorum hep o çelik kapılar içinden sesler geliyor. “Hocam nasılsınız?” “Elhamdülillah, teşekkür ederim”. Kapalı dolaplar, çelik dolaplar gibi. Çelik dolapların içinden adam sesleri geliyor. “Hocam başka kim var gelen?” diyorlar. Mesela “sen orda mısın?” diyorum falan ismi, o da orada mesela, en baştaki dolapta. Şu çelik büro dolapları var ya kapalı; onlardan. Nasıl iş ben anlamadım, çelik dolapların içine giriyorduk. O zamanki moda öyleydi. Yeşil haki kaplı, büyük, çelik dolaplar, sac kaplı, çelik dolap. Hava alma şeyleri var, evrak dolaplarında oluyor ya hava alma yerleri, o kadar. Bilmiyorum, herhalde şu an daha moderndir, eskisi gibi değildir. Bizim zamanımızda biraz ilginçti. Bir de hamam gibi oluyordu, acayip sıcak. O çelik dolabın içine on kişi birden doluşuluyordu. İki buçuk metrekare, iki metrekare, en fazla iki metrekaredir; en az on kişi oluyordu. Ayakta durabiliyorsun, o kadar, ifade verinceye kadar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bizim Turgut falan acayip sakin. Zaten sakindir o. Cümbür cemaat gidiyorduk. Bir kere Bebek’te toplantı yapıyorduk, sohbet toplantısı. Vakıf yeni kurulmuştu, Bilim Araştırma Vakfı. Biz de “millete vakfın kurulduğunu açıklayalım diye bir toplantı yapalım” dedik. Bebek de lüks bir ev, büyük bir ev, denize nazır, oraya toplandık. Duyan geldi, duyan geldi, duyan geldi, Bebek’teki gençler falan, herkes. Yüz otuz, yüz kırk kişi oldu. Biz de bilmiyoruz çalıların içinde birileri yatmış böyle eli kolu arkasından bağlı. Biz dedik; “vatandaşlar herhalde dinleniyor.” Ne bilelim? Her yeri polis sarmış, haberimiz yok. Oturuyorlar çalıların içerisinde bizi seyrediyorlardı. Biz de ne bilelim? Vakıf kuruluşu diye içimiz çok rahat girdik. Bir süre sonra Mahir Ağabey elinde telsizle balıklama içeri bir daldı. Allah! Bir sürü polis! Dedik; “Nedir bu Mahir Ağabey, hayırdır?” dedik. “Götüreceğiz hepinizi” dediler. “İyi tamam gideriz” dedik, “inşaAllah.” Sonra “arkadaşlarla” dedim, “vakıf kuruluşu için toplanmıştık, gördünüz” dedim. Ondan sonra Orhan Gencebay ağabeyimizden müzikler dinleyerek, beni bir Renault’a bindirdiler, Renault arabaya, beyaz Renault. Her yeri delik deşik onlar zaten. Bizim çocukları hemen bıraktılar kısa süre sonra, biz kaldık. Birkaç arkadaşım vardı, onlar da kaldı. Sonra onları da bıraktılar, sırf ben kaldım. Birkaç gün beni tuttular. Mahir Ağabey acayip bir tutanak döşenmiş böyle; “çete kurdum, örgüt kurdum, birinci aşaması bitti, ikinci aşamasına geçtik” ondan sonra, “ayaklanma aşamasındayız artık.” “Mahir Ağabey” dedim, “bu nedir? Zehir zemberek. Ben böyle bir şey demedim” dedim. “Sen boş ver” dedi, “sen, tamam o” dedi, “sen yaz” dedi, “imzala” dedi. Şimdi çok gergin bir ortam olacak, aramız iyiydi aslında öyle bir şey yapacak adam da değil. “İyi tamam” dedim, “o zaman imzalayayım.” Ama demedik suç bırakmamış. “Yurt dışından para geliyor” diyor, “örgütlenmemiz hepsi bitti” diyor, yani “önce” diyor, “teorik aşama bitti” diyor, “pratik aşamaya geçtik” diyor, “şu an ayaklanma aşamasındayız” diyor. Acayip, hikâye gibi dizmiş. “İmzala” dedi, imzaladım. Zaten itaatkâr bir insanım ben, saygılıyım, oturup orada kepazelik, olay çıkartacak halim yok. İmzayı attık, savcının huzuruna gittik. Savcı dedi ki; “bu ifade senin mi?” dedi. “Evet, benim” dedim. “Ne diyorsun ifadeye?” dedi. “Efendim” dedim, “ben onların hiçbirini söylemedim” dedim, “‘altına imza at’ dediler, ben de attım imzayı” dedim. “Tamam” dedi. “Yaz kızım” dedi, “sanığın salıverilmesine” dedi ve takipsizlik kararı yazdırdı. Takipsizlik verildi. “Deliller Kısmı” diye bölüm var, bak “Deliller Kısmı” diyor Savcılıkta, hepsini doldurmuş. Deliller kısmında ne var biliyor musun? Boşluk. Sırf boşluk, başka hiçbir şey yok. Ne şahit, ne açıklama, ne evrak; hiçbir şey yok, bomboş deliller kısmı. Basın da bekliyordu, büyük bir umutla, heyecanla. Ben bir çıktım, sanki böyle bir star çıkıyor. Yüzlerce gazeteci ama! Acayip flaşlar, göz gözü görmüyor, muazzam flaşlar çakıyor. “Arkadaşlar” dedik, “takipsizlik aldık, geçmiş olsun” dedik. Gazeteciler, bir anda elleri aşağı düştü, bütün milletin suratı da düştü, neşeleri kaçtı. Biz arabaya bindik, pür neşe eve döndük.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir gün de Saitlerin evindeydik. Söylemeyeyim mi söyleyeyim mi, bilmiyorum ki. Evde toplantı yapacağız, sohbet edeceğiz. On, on beş tane arkadaş gelmiş. On beş, yirmi kişi gelmişlerdi. Risale-i Nur’dan okuyoruz. Baktım bahçeden telsiz sesleri geliyor; “alo”, “tamam”, “merkez” falan, “püfürt” falan böyle. Allah Allah, birkaç tane telsiz sesi. Baktık, dolu. Etrafını, her tarafını sarmışlar, içerisini. Çocuklar da içeride. Ben içeri girdim, dedim ki; “polis her tarafı sarmış” dedim, “arkadaşlar, çok özür dilerim” dedim, “ben biraz oturup çıkacağım” dedim. “Siz Allah’a emanetsiniz. Teşekkür ediyorum” dedim. Gerçi egositçe ama ne yapayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:“Bana müsaade” dedim. Ben bindim, çıktım, gittim. Tam eve geldiğimde, “polis bastı Hocam evi” dediler. Bizimkiler tam çıkıyorlarmış. Ne var ortada? Bir şey yok. Risale-i Nur okuyoruz, Kuran’dan okuyoruz. Bir süre tuttular çocukları emniyette, sahilde bir karakol vardı bir yerde. Bilmiyorum o aşağıları, semtleri tam bilmiyorum ben. Orada bir süre tuttular akşam. Hepsini akşam salıverdiler. Eskiden bir acayipti, bu ‘163. Madde’ zamanında. Allah Allah. Beş kişi toplanamıyorsun. On kişi toplanıyorsun, zırt polis geliyor. Nedir? “Niye toplandınız? Ne yapıyorsunuz? Haydi arama yapacağız.” Ne günlerdi. Nefes aldırmıyorlardı. Aşağı yukarı, hafta sekiz gün dokuz polis baskını. Nereye gitsek, “Selamun Aleykum biz geldik.” Yani yüzün üstünde olmuştur. Nefes alamıyorduk. Sonra Türkiye demokratikleşti, maşaAllah. Değişti. Hayır, telefonlar dinlersin, takip edersin, bir anormal bir vaziyet görürsün; tamam. On kişinin bir araya gelmesi suç mu? Ne var, gidemez mi insan on beş, yirmi kişi? Bayağı uğraşıyorduk.
ALTUĞ BERKER:On iki kişinin üstünde bir yasak vardı galiba, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:On iki kişi evet, on iki. “Aman” diyorduk “biz o on iki kişiye varmayalım.” Ataköy’de; hatta gazete haberleri de var, ben gösteririm. Ataköy’de gittik, toplandık. Dokuz kişi var, sekiz dokuz kişi. Yine Risale-i Nur’dan ders yapıyoruz. İçime bir his geldi böyle, bir şey olacak gibi bir his geldi. “Ben” dedim, “kalkıyorum, hemen kalkalım” dedim. Biz kalktık, aşağı indim, arkadaşların evine gitmemle beraber polis orayı basmış. Gazetede resimleri var çocukların, kapıya çıkmışlar, dokuz kişi. Ne oluyor, ne var?
ALTUĞ BERKER:Talebe insanız.
ADNAN OKTAR:Tabii. Hiçbir şey yok ortada, fol yok yumurta yok. O zaman, ağırlıklı Risale-i Nur okuyorduk.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Dokuz kişi. Nefes alamıyorduk, nefes alamıyorduk yani. Bir acayip olay. Münafıklar ayrı pislik yaparlar, rezalet. Bir kere, Nuri bizi götürüyordu arabayla. Bir kardeşimizin evine götürecekti. Yeni evliydiler, onların evine gidiyorduk. Arabayı kırdı, başka bir semte doğru gidiyoruz. “Yavrum” dedim, “sen ne yapıyorsun?” dedim, “bizi nereye götürüyorsun sen?” dedim. “Hocam” dedi, “araba” dedi, “beni götürüyor” dedi. “Ben arabayı değil; araba beni götürüyor” dedi. Alakasız bir yere doğru gitmeye başladı, Nişantaşı’na.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:Nişantaşı’nda da bizim arkadaşın evi vardı. “Tamam, bari buraya girelim” dedik, Nişantaşı’na. Eve geldim; münafıklar kar maskeli olarak evi basmışlar, silahlı milahlı.
ALTUĞ BERKER:Gidemediğiniz evi, evet.
ADNAN OKTAR:Gidemediğim evi basmışlar münafıklar. Kapıyı kırmışlar, kapıyı kırıp içeri girmişler. Çocuklardan para almışlar, yüklüce para almışlar. Bir de beni bekliyorlar. Biz dedik, karakola şikâyet ettik, dedik; “eve baskın yapmışlar.” Komiser de; “Hocam” dedi, “bu çok büyük suç” dedi. Yani çünkü gasp var. Şimdi hepsi gasptan yargılanacak o zaman, otuzar yıl yerler. “Ne yapalım?” dedik. “Şikayeti geri alalım” dedik. Çünkü mahvolacaklar, otuz yıl. Gasp net olmuş; kapıyı kırmışlar, parayı almışlar. Para da üstlerinde, gasp tamam. Tehdit de etmişler. Üstlerinde de kesici alet de var. Olay net. Böyle bir durumda geri aldık. Ben arabayla gittim baktım, hakikaten kapının önündeler. O olaydan sonra, hemen akabinde, “bir bakalım” diye uzaktan geçtik. Kar maskeli münafıklar, gözleri kapalı. Bir tane iki tane değil; it sürüsü gibi sarmışlar. Şikayetçi olmamıştım. Yani öyle devrelerden geçtik biz.
SUNUCU:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir tane, iki tane, üç tane değil; iddia edilen Ergenekon terör örgütünün ayrı azgınlıkları vardı, münafıkların ayrı, muhbirlerin ayrı. Nefes alamıyorduk.
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Tabii. Basından it kopuk musallat olmuştu. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yağcısı, yalakası basından tipler vardı. Halen de onlar iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyorlar, alenen destekliyorlar. Zaten yüzünde eşek oynamış, utanma yok, alenen destekliyorlar. Çok arsızlar. Onun için Hükümet’in iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavrında, var gücüyle Hükümet’in desteklenmesi gerekiyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Kahraman ordumuz kararlı, polisimiz kararlı, Hükümet kararlı; ama destek olacağız. Ordumuz bizim canımız. Ama bak, dün değil evvelsi gün açıklama yaptım. Dün de açıklama yaptım. “Ağrı Dağı balislik çeliktendir” dedik, “balistik çelikten Ağrı”. Ordumuzu düşünelim balistik çelik. O dağın üstüne bir köpek çıksa, uyuz bir köpek; dağa zarar verir mi? Vermez; balistik çelikten. “Ordunun içinde de it kopuk olur” dedim, “basit insanlar çıkabilir; ordu onları atar.” Dün de söyledim, evvelsi gün de söyledim; “atar” dedim, “onları.” Ordumuzun değerini bu düşürmez. Ordumuz bizim gözümüzün nuru, canımız. Bütün millet olarak canımız gibi seviyoruz. Peygamber (s.a.v.) ocağıdır, inşaAllah ve çok mübarektir Türk askeri. Paşalarımız da çok asildirler, çok efendidirler. Dindardır. Allah’a, bayrağa, mukaddesata, vatana aşkla bağlıdırlar, ölümüne. Allah için yaşarlar. Çok mukaddes bir kurumdur. Ordumuzla ilgili bir film vardı, o gün de göstermiştim, onu bir daha gösterelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
VTR: Şanlı Türk Ordumuz
ADNAN OKTAR: Bizim ordumuz aslandır, aslan, inşaAllah. Onlar mübarektir. “Mehmetçik” deniyor, “Mehmetçik”. Mehmet; Muhammed’dir, inşaAllah. Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Herkes bilemez” diyor ya Bediüzzaman, oraya kadar. “Mukaddeme”, bu kısmı bir oku.
ALTUĞ BERKER: Şualar, Beşinci Şua, sayfa 903. “Mukaddime. Birinci nokta: İman ve teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Ta ki, Ebu Bekirler a’lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safiline düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nadir verilir. Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşâbihat-ı Kur’âniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, Güneş’in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır, daha tövbe ve iman makbul olmaz. Çünkü Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar. Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.”
SUNUCU: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İman ve teklif” iman ve imanın insanlara teklifi, “ihtiyar dairesinde” yani insanın seçme hürriyeti içerisinde “bir imtihan, bir tecrübe ve bir müsabaka olduğundan”. Hz. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Müsabakada öne geçiyor. Hz. İsa (a.s.) ne yapıyor? Müsabakada öne geçiyor. Resulullah (s.a.v.) ne yapıyor? En öne geçiyor müsabakada. Hz. Musa (a.s.) ne yapıyor? Müsabakada öne geçiyor. “Bir müsabaka olduğundan, perdeli”. Kaç perde? Yetmiş perde. “Perdeli ve derin”. Böyle atom forvet kafaların anlayacağı gibi değil, bak “derin”. “Derin ve tetkik” araştırma “ve tecrübeye” bol okuyup, bol düşünüp “tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleler” mesela Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi “meseleleri elbette bedihî olmaz” çok açık ve aleni olmaz. “Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Mesela “Cübbeli, şu bu tiplerin anlayamaması normal” diyor Bediüzzaman. Ne diyor? Bak; “herkes ister istemez” yani mecburen “tasdik edecek derecede zarurî” açık “olmaz” diyor. “Herkesin kavrayacağı gibi olmaz” diyor. “Ta ki Ebu Bekirler a’lâ-yı illiyyîne çıksınlar” en yüksek noktaya çıksınlar, Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıksın. Bu ‘Ebu Bekirler’den kastı; Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ve onların talebeleri. “Ve Ebu Cehiller” yani deccallar ve deccalın yalakaları “esfel-i safiline düşsünler” en aşağı dereceye düşsünler. “İhtiyar kalmazsa teklif olamaz.” Yani; “karar verme hürriyeti olmazsa teklifin bir anlamı olmaz” diyor, “imtihanın bir anlamı olmaz” diyor Bediüzzaman. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nadir verilir.” Çok nadir mucize görülüyor, çok nadir veriliyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşâbihat-ı Kur’âniye gibi kapalı ve tevilli oluyor.” Cübbeli ne diyor? “Yok” diyor, “çok açıktır” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Kapalı ve tevilli oluyor.” “Yalnız” diyor, “Güneş’in mağribden çıkması” Güneş’in batıdan doğması “bedahet derecesinde” çok açıklık derecesinde “herkesi tasdike mecbur ettiğinden” yani inkâr etmek mümkün olmadığından “tövbe kapısı kapanır, daha tövbe ve iman makbul olmaz.” Cübbeli ne diyor? “Yok, iman geçerli olacak” diyor. Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de, hepsinde diyor; “geçerli değil” diyor. Bu; “geçerli olacak, biliyorum ben” diyor, “hurafeler bana bunu anlatıyor” diyor, “hatta yüz yirmi yıl geçerli olacak” diyor. “Çünkü Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar.” Yani; “küfürle iman arasında fark kalmaz” diyor, “herkes tasdik edecektir o durumda.” “Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın nüzulü dahi” gökten inişi “ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu” bizzat zatının Hz. İsa (a.s.) olduğu, şahıs olarak, beden olarak “İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir” ilk geldiğinde. Bak, “bedahetinde”; sonradan değil. Sonradan herkes biliyor. “Nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hatta ‘deccal’ ve ‘süfyan’ gibi eşhas-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor Bediüzzaman. Mesela Hafız Esad, süfyan olduğunu bilmiyordu; Darwin, kendisinin deccal olduğunu bilmiyordu. “Hakâik-i imaniyeye girmeyen cüz’î hâdisat-ı istikbaliye, nazar-ı nübüvvette ehemmiyetsizdir” diyor. Ehemmiyeti yoktur. Ne demek biliyor musun? “Hakâik-i îmaniyeye girmeyen cüz’î” ilgisiz, önemsiz konular, mühim olmayan konular “hâdisât-ı istikbaliye de” yani gelecekle ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği bilgiler de, “nazar-ı nübüvvette” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in nazarında ehemmiyetsiz olduğu için bildirmemiştir. Ama mesela 11 Eylül olayı önemli; koskoca iki bina çöküyor ve İslam alemine deccal saldırıya geçiyor. O, “tozlu dumanlı bir fitne” olarak belirtiliyor, o mühim. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi önemli bir konu, bu bildiriliyor. Kabe baskını, önemli bir konu, bildiriliyor. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları, kuyrukluyıldızların peş peşe çıkması, kuyrukluyıldızların ters istikamette gitmesi, çok parlak olup iki uçlu olması; bunlar önemli; detay olarak belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Teşbihler ve temsiller sûretinde rivâyet edilen bir kısım hadîsler”. Cübbeli dümdüz gidiyor, ona göre böyle bir şey yok. Halbuki bak ne diyor Bediüzzaman? “Teşbihler ve temsiller sûretinde rivâyet edilen bir kısım hadîsler, mürûr-u zamanla” zamanın geçmesiyle ve zamanın bozmasıyla, “avamın nazarında” halkın nazarında ve Cübbeli’nin nazarında, “hakîkat telâkki edildiğinden” gerçek telakki edildiğinden, “vâkıa mutabık çıkmıyor” olay mutabık çıkmıyor. “Alakasız çıkıyor” diyor Bediüzzaman. “Ayn-ı hakîkat olduğu halde” yani net hakikat olduğu halde, vakıa olarak, vakıanın oluşumunda, “mutabakatı görünmüyor.” “Bağlantısız gibi görünüyor” diyor.
Evet, mesela bir kısım hadisler İslam’ın merkez noktası İstanbul’a dikkat çekiyor burada da. Evet, uzun bir konu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Sungur Ağabey’in ezbere okuduğunu söylemiştiniz Hocam, Risale’yi. Üstad Hazretleri de Sungur Ağabey’e şöyle demiş; “hafızamda olan seksen doksan kitabı ezberden tekrarlardım” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Bunlar Kuran'ın hakikatlerine çıkmaya basamaklar oldu. Sonra Kuran'ın hakikatlerine çıktım. Baktım, her bir ayetin kainatı ihata ettiğini (kuşattığını) gördüm. Artık başka bir şeye ihtiyacım kalmadı. Kuran bana kafi geldi" diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte bak yobaz takımı iyi duysunlar. Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER:"Hafızamda olan seksen doksan kitapları ezberden tekrarlardım. Bunlar Kuran'ın hakikatlerine çıkmaya basamaklar oldu. Sonra Kuran'ın hakikatlerine çıktım. Baktım, her bir ayetin kainatı ihata ettiğini (kuşattığını) gördüm. Artık başka bir şeye ihtiyacım kalmadı. Kuran bana kafi geldi."
ADNAN OKTAR:“Kuran bana kafi geldi.” Bak, Hz. Mehdi (a.s.) ağzı, Hz. Mehdi (a.s.) dili, görüyor musun? “Kuran bana kafi geldi.” Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Kuran bana kafi.” Hz. Ömer (r.a.) ne diyor? “Kuram bana kafi.” Bediüzzaman ne diyor? “Kuran bana kafi.” Hz. Mehdi (a.s.) ne diyor? “Kuran bana kafi.” Yobaz ne diyor? “Kuran bana yetmiyor” diyor. “Ben Kuran’a bir ilava daha yaptım” diyor, “hurafeler ilave ettim” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsir ettiği Kuran’ın dışında Kuran yoktur. O nasıl açıkladıysa, biz o şekilde anlarız.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Ali bu soyadını, gerçek soyadını vermedikten sonra sana cevap vermeyeceğim. Kerata direniyor daha hala. “Savaş, Ali Savaş” diyorsun. Ali’si de uydurma da, hiç olmazsa Savaş’ı değiştir.
ALTUĞ BERKER:Doğal çiçek bahçeleri resimleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğal? Şahane. Acayip güzel oluyor doğal bahçeler, maşaAllah. İnsan eli değmesini ben pek istemiyorum. Yani öyle pek iç açıcı olmuyor. Güzel ama doğal bahçe çok güzel.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’da büyük bir konferans daha hazırlıyorlarmış kardeşlerimiz. Aferin.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam: “Bir Zamanlar Darwinizm” Bir zamanlar Darwinizm elde yeterince bilimsel kanıt olmadığı için bazılarınca bilimsel bir teori gibi kabul ediliyordu. Darwin’in evrim teorisini savunmak için son yüz elli yıldır öne sürülen iddiaların her biri günümüzde çürümüş durumdadır. Bu kitapta bu iddiaların nasıl çürütüldüğünü anlatıyorsunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker Hocam sen sürekli konuşabilirsin.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ben iman hakikati resimleri gösteriyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Herkes “Hocam” diyorlar, “çok beğendik” diyorlar, “o parçayı”. Onun linkini, adresini ver de oradan baksınlar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, havasından geçilmiyor baksana. Çok şeker, maşaAllah. Bunların tip acayip şeker, salaklıkları süper tatlı.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, altın gibi parlıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:O parçanın göster adresini baksınlar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam arıyor.
ALTUĞ BERKER:Bir facebook adresinde var Hocam bu.
ADNAN OKTAR:Ver adresi.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam şu anda kopyalıyorum.
ADNAN OKTAR:Kopyacılık iyi değildir. Ama iyi şeylere kopya olur, inşaAllah. Nedir adresi?
ALTUĞ BERKER:Bu şekilde biraz zor olabilir Hocam. Onun bir kelimesini söyleyip belki o şekilde taratmaları daha rahat bulunabilir. Bu şekilde bulmaları, belki yazmaları zor olabilir.
ADNAN OKTAR:Tamam o zaman bizim siteye koysunlar, Oradan baksın kardeşlerimiz. Tamam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kavga eden tavşanları, horozlar ayırıyor, Hocam.
VTR: Kavga eden tavşanları, horozlar ayırıyor
ADNAN OKTAR:Bakayım. Acayip kavga var ama. Ama polis anında olaya yetişti. Allahualem, mümkün değil artık kavga. Ama delikanlıymış horozlar. Bir anda asayiş düzeldi. Kavga yasak. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “‘münafık dessas bir şeytandır’ diyor Bediüzzaman” dediniz “ve çok zeki olduğunu söylüyor münafığın. Onun için münafıklıkla herhangi bir insanın mücadele etmesi mümkün değildir. ‘Hz. Mehdi (a.s.) bunları buğdaya musallat olmuş kurt gibi temizler’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. Süleyman (a.s.)’ın asasının içerisine bir kurt giriyor ve son ana kadar görülmüyor. Münafık da öyle, görülmez, sonra fark edilir. Gittikçe kemirir, hafif hafif, hafif hafif kemirir. Onun için münafığa karşı çok duyarlı, çok uyanık olması lazım Müslümanların” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kapanışa kadar konuşacaksın Berker.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. O zaman bir de rakun filmi var Hocam. Kapıdan gizlice girmeye çalışıyor.
VTR: Sevimli canlı rakun.
“Müslümanlar birbirlerini koruyup kollasınlar” dediniz Hocam, inşaAllah. “Birbirlerini sevsinler, provokasyona gelmesinler. Bizim milletimiz güzel millet. Türkiye de güzel. Tüm insanlara şefkatle, sevgiyle yaklaşalım, bağrımıza basalım. Kavgaya gerek yok. Silahları kaldıralım. Tankları, topları durduralım, acıyı durduralım, kanı durduralım. Ağlayan, üzülen olmasın. Her yerde neşe olsun. Ehl-i Kitap’a sevgiyle yaklaşalım, güzel örnek olalım. İslam’ın barış dini, sevgi dini olduğunu gösterelim. Bir güzellik olsun” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ali, madem merak ediyorsun, bak; bir ara Abbasiler, bir ara Emeviler, şimdi de Türkler dünya hakimi olacaklar inşaAllah. Bunda şaşıracak bir şey yok. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; ben söylemiyorum, inşaAllah. Bir ırk üstünlüğü değil bu; ahlak üstünlüğü. İrade, cesaret, delikanlılıkla ilgili bir konu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:Bir uyuyan kediler filmi var Hocam, inşaAllah.
VTR: Uyuyan kediler
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Sen kapanış konuşmasını yap.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Gaziantep Olay TV, Sipas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve www.HarunYahya.Tv‘den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:91-98, oradan oraya kadar, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. Şuara Suresi, 91. “Cehennem de azgınlar için sergilenir. Ve onlara "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir; "Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu? Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülmüşlerdir. Ve İblis'in bütün orduları da. Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz, çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.”
ADNAN OKTAR:Evet. 6 ve 7, Meryem Suresi.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl." (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız."”
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Meryem Suresi’nde hurûf-u mukattaa çok fazla. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.“Kaf, He, Ye, Ayn, Sad.” Bunlar inşaAllah zamanı gelince açıklanacak, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
“Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.”Ebcedi 2021 veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tam 2021. Bak, şeytandan Allah’a sığınırım, “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.” Güçten düşürülmek istenenler Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri olacaktır, Hz. İsa Mesih (a.s.) ve talebeleri olacaktır. Allah onları önderler yapacak ve mirasçılar kılacak inşaAllah. 2021 tarihi, net. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hocam kardeşlerimiz Facebook’ta, “Sayın Adnan Hocamıza Sevgilerimizle İnşaAllah” yazarlarsa o başlıkta bulabilirler Facebook’ta da, daha deminki.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Sayın Adnan Hocamız’a Sevgilerimizle İnşaAllah”.
ADNAN OKTAR:Bunu derlerse o parçayı buluyorlar. “Sayın Adnan Hocamıza Sevgilerle”. Ama şahane olmuş. Ne yakışıklı delikanlı o! Kimdir o? MaşaAllah, maşaAllah. Her şeyi yaratan Allah’tır. Bizler Allah’ın gölgesiyiz. Allah bizleri gölge varlık olarak yaratıyor, inşaAllah. Hakim olan Allah’tır. İnsanlar gölge varlıklardır. Her şey Allah’a aittir. Tamamı Allah’a aittir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, görüşeceğiz inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...