OKTAR BABUNA:Hocam, güzel bir müjdeyle başlayalım, inşaAllah. “Gürcistan ile pasaport kalktı” diye bir haber var inşaAllah. Siz söylediğinizde kimse inanamamıştı. MaşaAllah, gerçekleşti Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaç sene önce söyledim?
OKTAR BABUNA:En az üç sene Hocam, daha da fazla hatta, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Pasaportlar kalkacak demedim mi, vizeler de... Şimdi, İran’la da kalkacak, Suriye’yle de kalkacak, Irak’la, Ürdün’le kalkacak, İsrail’le de kalkacak, Ermenistan’la da kalkacak, Türki devletlerle de kalkacak ve Türk İslam Birliği kurulacak. Ne diyorsak o. Benim sözüm söz. Bir kere çıkar ağzımdan söz ve Allah’ın izniyle doğru çıkıyor, görüyorsunuz, evelAllah. 3-5 yıla kadar bu dediklerim olacak. Türk İslam Birliği’ni ummayan kart kafalı tipler var. Hiç akıllarına yatmıyor. Bazı samimiyetsizler, onların şaşkın bakışları arasında, Mehdiyet hakim olacak.
Demin misafirlerimizle şöyle bir gezdik, denizde. Kocaman bir gemi mi diyeyim artık neyse o, MHP’liler, AK Parti’li kardeşlerimiz, Saadet Partililer doluydu içi, maşaAllah. Nuh’un gemisi gibi, maşaAllah. Her cemaatten vardı. Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri vardı, Şeyh Mehmet Efendi’nin, Sultan Baba’nın, Esad Coşan Hocamız’ın, herkes, her kesimden vardı. MHP’den kardeşlerimiz vardı. Profesörler vardı, doktorlar vardı, hukukçular vardı,bayağıgüzeldi. Vakit Gazetesi’nin, Milli Gazete’nin müntesip kardeşlerimiz vardı, şahane oldu, bayağıgüzel oldu.
Sefa Saygılı var, Dr. Sefa Saygılı yıllardır tanırız, yaklaşık 1986’lardan beri tanırım. Evinde sohbet yapardık, ders yapardık. Eşi bize yardımcı olurdu. Her türlü imkanını bizim önümüze sererdi. Bir kere Şeyh Nazım Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız beraber yemek yemiştik. Mehmet Şevket Hocam’a dedi ki; “Hocamız Hz. Mehdi (a.s) bence. Hz. Mehdi (a.s) olabilir” dedi, Mehmet Şevket Eygi Hocamız bunu azarladı. “Sen alenen bu şekilde bir konuşma yapamazsın, yanlış yapıyorsun” dedi. Acayip hüsnü zannı vardı, yani Hz. Mehdi (a.s) olduğumdan adı gibi emindi. Her türlü imkanını önümüze sermişti ama her türlü. Bütün tanıdıklarıyla tanıştırdı, imkanları neyse artık onları yerine getiriyordu. Beni hastalanmış gibi göstermişlerdi. Akıl hastanesine göndermişlerdi, güya hasta olarak göstermişlerdi. O, kendi servisine aldırmıştı beni o zamanlar. Hastanede Abdullah Yeğin başta olmak üzere, Cübbeli falan bütün Müslümanlarla görüştürdü orada, kendi muayene yaptığı resmi odada yani orada görüştürdü, herkesle görüştürüyordu. Orada diğer dindar doktorlar vardı, onlarla da tanıştırdı. O doktorlar beni görünce hepsi ayağa kalkıyorlardı, Sefa Saygılı başta olmak üzere. Güya hastayız. Dindar olmayanlar da ayağa kalkıyorlardı gittiğimde, saygıdan, hürmetlerinden. Allah razı olsun. Hz. Mehdi (a.s) olduğumdan, bayâ emindi. Biz tabii cevaplıyorduk, açıklıyorduk. Sonra o bizden ayrılan bir münafık takımıyla karşılaştı, aleyhimizde konuştular, Sefa Saygılı 180 derece döndü. Halbuki yıllarca cemaat cemaat gezip, benim akıl hastası olmadığımı anlattı. En az 1000 kişiye anlatmıştır. Bütün cemaatlerin ileri gelenlerine anlattı, kendisi anlattı. Bu kadar bile düşünemeyecek kadar sığ. Bu kadar delil vermişsin, artık senin oyun oynayacak durumun var mı? Bütün cemaatlerin ileri gelenlerine benim akıl hastası olmadığımı, sağlıklı olduğumu bir bir gezerek anlattı. Herkesle konuşuyordu. Resmi muayenehanesini bana tahsis etmişti. Toplantı yapıyorduk, sohbet ediyorduk. Kendi evini bize tahsis etti, hanımı bize yardımcı oluyordu. Fatih’teki evinde toplantı yapıyorduk. Sonra o münafıklar, Hoca’yı bambaşka bir şekle soktular. Bu tavır aldı. Sonra bilimsel olarak benim akıl hastası olduğumu anlatan yazılar yayınlamaya başladı. Daha önce ne yapıyordu? Sen en az 1000 kişiye anlatmadın mı sen akıl hastası olmadığımı. Hiçbir cemaat bırakmadı. Esad Coşan cemaatine, Mahmut Efendi cemaatine bütün cemaatlere anlattı. Teker teker en az bin kişiye anlattı. Ne oldu da bir anda akıl hastası olduk? Niye evine sokuyorsun akıl hastasını? Niye karınla yalnız bırakıyorsun bizleri, orada sohbet ettiriyorsun? Demek ki güveniyorsun. İşte bu tip adamların böyle bir tıyneti, kişiliği oluyor, bambaşka bir kafa, bambaşka bir mantık. Kendince de şimdi orada burada bilimsel yazılar yayınlıyor. Bir insanın biraz kafasının bu yönde çalışması gerekir. Düşün, sen binlerce adama gittin, teker teker evlerine gidip anlattın. Abdullah Yeğin Ağabey’i getirdin, Cübbeli’yi getirdin, alimleri getirdin, bir bir beni orada konuşturdun, herkesle tanıştırdın. Madem akıl hastasıydım, niye gittin akıl hastası değil diye anlattın binlerce kişiye, değil mi? Niye evinde toplantı yaptırdın? Niye yıllarca Hz. Mehdi (a.s) diye orada burada herkese gittin, anlattın? Mehmet Şevket Eygi Ağabey, bunu azarlamıştı, Şeyh Nazım Hocam’la birlikte gittiğimiz yemekte. Bunlar bilinmiyor zannediyor, uçuyor. Yine hızını alamamış. Orada bir milliyetçi, ülkücü ağabeyimiz vardı, doktor, o da bize orada hastanedeyken yardımcı oluyordu, Allah razı olsun. Ona da anlatmıştı yani hepsi biliyor, bütün doktorlara söylemişti. Sonra değişti.
Şimdi bir tane daha var, başka bir tip daha var. Kafasında fes var, bütün Yahudilerin katledilmesi gerektiğine inanan bir tip. Çoluk çocuk ama kim olursa olsun. Yani klasik psikopat, azılı şarapçı havası var üzerinde zaten, ayyaş üslubu da var. Şimdi o da ayrı bir telden ortaya çıkmış. Niye heyecanlanıyorsunuz? Bir kere Hz. Mehdi (a.s), benim verdiğim bir müjde değil, Peygamberimiz (s.a.v.) veriyor müjdeyi. Ben, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesini tekrar ediyorum, Bediüzzaman’ın söylediklerini tekrar ediyorum. Niye telaşlanıyorsunuz? Bir de sizin yakın çevrenizden en az 100 tane alenen Mehdilik iddia eden adam söylerim. Her gün, af edersiniz, bir alnından öpmediğiniz kaldı, kulağını öpmediğiniz kaldı, ayakkabısının topuğunu öpmediğiniz kaldı. İç içe yaşıyorsunuz onlarla, alenen Mehdilik iddia ediyorlar. Niye onlara kafayı takmadınız da bana kafayı taktınız, sarı dişli tipler? Ne telaşlanıyorsunuz kardeşim, ne zorunuz var? Alenen söylüyorum ben, diyorum ki; “Ben Mehdilik iddia etmiyorum ve Hz. Mehdi (a.s) da değilim” diyorum ve “etmeyeceğim” de diyorum ve yemin ediyorum Allah adına. Daha ne olsun? Niye telaş ediyorsunuz? Niye o kadar çok dikkatinizi çektim ki? Ne gördünüz siz bende de bu kadar telaş ediyorsunuz? Niye bu kadar eminsiniz? “Değilim” diyorum, adamlar “eminiz” diyorlar. Sakin olun, sakin olun. Eze eze İslam’ı hakim edeceğiz, eze eze Türk İslam Birliği’ni getireceğiz. Hz. Mehdi (a.s) eze eze ilerleyecek, İsa Mesih (a.s) eze eze ilerleyecek. Kardeşim, evinde kurabiyeler, çaylar, akıl hastasını evine niye sokuyorsun, değil mi? Hanımı da bize yardım ediyordu. Doluşuyorduk evine Allah razı olsun, inşaAllah. Cemaatleri niye tek tek gezdin, gittin anlattın “akıl hastası değil” diye, değil mi? Bunların Mehdiyet’e karşı olmasının nedeni; Türk İslam Birliği’ni istemiyorlar, İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar. İttihad-ı İslam, bunların sistemini bozacak çünkü. Getirin birisini Hz. Mehdi (a.s) diye, ayağını öpeyim, peşinden gideceğim, sana ne? Bir insan çıksın, desin “evet biz bu kişinin Hz. Mehdi (a.s) olduğuna kaniyiz” deyin topluca, Müslümanlar desin, söz bir, Allah bir, ayağının altını öpüp peşinden gideceğim. Ne derdine düşüyorsunuz, değil mi? Öyle bir sorun yok. Şimdi, şeytan bu şeylerle dikkat dağıtmak ister. Hz. Mehdi (a.s) çıkacak ya, sahte Mehdiler var, birçok sahte Mehdiler var. İsa Mesih (a.s)’da da öyle, çok sahte İsa Mesih (a.s) çıkmıştır. Musevilerde de, onlarda da Hz. Mehdi (a.s) inancı var biliyorsunuz, onlarda da çok fazla yine sahte Şiloh-Mesih çıkmıştır. Musevilerin beklediği Mesih’in sahtesi çıkmıştır.
“Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri, SRT Tokat’ta yayına başladı” maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri, SRT Tokat’ta yayına başladı, inşaAllah. Selamun Aleykum, arslanların arslanı Seyyid Muhammed Adnan Hocamız.”
ADNAN OKTAR:Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
OKTAR BABUNA:“Biz İbrahim Koçak ve Ali Uzun, size gönül vermiş, aciz talebe olmaya çalışan iki garibanız Hocam. Tokat’ta elimizden geldiği kadar, sizin eserlerinizi herkese duyurmaya ve dağıtmaya çalışıyoruz. Bundan da çok memnunuz. Hocam, sonunda çok sevindiğimiz bir olay daha oldu. Gece sohbetleriniz artık Tokat’ın, yerel kanalı Sefa Televizyonu’nda naklen yayına başladı. Çok sevindik Hocam. İki tane şeyhimiz; Oktar Hocam ve Berker Hocam’a da Selam Hocam.” Estağfirullah, Aleykum Selam. “Sizi çok seviyoruz. Allah, sizin gibi insanların yanından ayırmasın, inşaAllah. Selametle.” MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar’ın enerjisi 1500 maşaAllah, yerinde duramıyor.
OKTAR BABUNA:Hocam, sizin yanınızda olunca inşaAllah, çok şevkleniyoruz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İblis ne yapar, biliyor musun? Bir şeyin gerçeğini yok etmek için, bol miktarda sahtesini çıkarır. Hep böyledir. Mesela sahte peygamberler gelir. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, Peygamberimiz (s.a.v.)’i yok etmek istiyorlar ya, haşa, çok fazla sahte peygamberler çıktı o zamanlar. Şimdi Hz. Mehdi (a.s) zuhur etti ya, çok fazla sahte Mehdi var. O zaman diyor ki adam; “bak, ne kadar çok sahte Mehdi var. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s) yokmuş” diyor. Ne alaka? O bilakis Mehdiliğin delilidir. Sahte Mehdiler, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Sahte Mesihler, Mesih İsa (a.s)’ın çıkışının alametidir. İncil’de bile var. “Ben gelmeden önce sahtelerim gelecek” diyor, Mesih İsa (a.s). İncil’de var. Hz. Mehdi (a.s)’dan önce de, sahte Mehdiler çıkacaktır. Bunda şaşılacak ne var? Alenen Mehdilik iddia edenlerin arasına, benim resmimi de koymuşlar, uyanıklık yapıyorlar. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın müjdecisiyim keratalar, artistik yapmayın. Öyle bir iddiam da yok, rahat olun. Sizin gibi şaşaaya falan meraklı bir tip değilim, inşaAllah. Müslümanlar dese ki; “falanca Hz. Mehdi (a.s).” Benim ne kadar uysal, sevecen olduğumu herkes bilir. Kemali hürmetle elini öperim, peşinden giderim. Ne fark eder? Kim olursa olsun, hangi cemaatten olursa olsun. “Elhamdülillah” derim. Çünkü amaç ne? İttihad-ı İslam. Onu yaptıktan sonra Hz. Mehdi (a.s) tamam, bitti. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ı teşhis etmekle mükellef değilim ki. Müslümanların genel kanaati benim için önemlidir. Genel kanaatiyle Müslümanlar, “şu Hz. Mehdi (a.s)’dır” derse, Hz. Mehdi (a.s) da odur, ne telaşlanıyorsunuz? Ama kardeşim, niye başkasının üstünde durmuyorsunuz da, şu fakirin üstünde bu kadar duruyorsunuz? Kendimden şüphe ettireceksiniz, yapmayın, etmeyin. Tam kadro, Allah Allah, hepsi birden. İnsan “acaba” diyor bu sefer. Öyle bir iddiamız yok. Nerede bunak varsa, toplayıp başıma getirmeyin, inşaAllah. Beyin damarları incedir, bunlar zaten tereyağcı takımı. Tereyağı yiyor, sigarayı içiyor, beyin damarları tıkanıyor. Ondan sonra bunama alametleri başlıyor, başlıyor zırvalamaya. “Yahudi çocukları bile keseceğim” diyor herif, o kadar çizmiş yani. Ama Sefa Saygılı Hocamız, sakın alınmasın, onu tenzih ederiz. Onun çok emeği geçti bize, o ne derse desin. O mazurdur, inşaAllah. Kendince de uyanıklık yapmış. Bak, üsluba bak üsluba. Üslup öyle gıcık bir üslup ki. “İktisat Fakültesi öğrencisi Mustafa, psikotik bir rahatsızlığa giderek kendini Mehdi ilan etmiş ve acilen benim görev yaptığım psikiyatri kliniğine yatırılmıştı.” Mustafa kim biliyor musun? Ben oluyorum. Adımı da söyleyememiş. Ne korkuyorsun, söyle, şikayetçi mi olacağız? Neden artistik izahlar, taktikler yapıyorsun? Taktiklerin kötülüğüne bak. “Kendisiyle görüştüğümde dedim ki; ‘ bak kitaplarda Hz. Mehdi (a.s)’ın adı Muhammed olacağı bildiriliyor ama senin adın Mustafa.’” Yani ne diyorsun gibi diyor. Bir kere, kafa burada biraz az çalışmış. Çünkü ‘Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa’; verdiği örnek yine tutmamış. Hz. Mehdi (a.s)’ın adı Mustafa da olabilir, Muhammed de olabilir, Ahmet de olabilir. ‘Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa’, dördü de olur. Bir kere verdiği örnekten gitmiş, oradan zaten yanlış örnek vermiş.
Bu akşamki davetimizden resimler vardı. Bakayım. Davetimiz nasıldı?
ERDEM ERTÜZÜN:Çok güzeldi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eski MİT Daire Başkanı Mahir Kaynak Ağabeyimiz da oradaydı, yanımdaydı. O kadar ilginç ve güzel şeyler anlattı ki, maşaAllah. O insan bir derya, ondan çok istifade etmek lazım. Ağabeyimize rica ettim, “Hocam bizim kanalda program yapın” dedim. “Şerefle, inşaAllah.” dedi. İstirham edeceğiz Hocamız’dan, zaman zaman anlatsın. Teknedeki yemek, evet, maşaAllah. Bütün kardeşlerimiz oradaydı, maşaAllah.
Öyle bir Hz. Mehdi (a.s) anlatıyorlar ki, hiçbir zaman gelecek bir Hz. Mehdi (a.s) anlatmıyorlar. Milleti uyuşturuyorlar. O dediğiniz deccal hiç bir zaman için çıkmaz. 20 kilometre deccal olur mu? Deli misiniz siz? Çocuk bile söylemez şunu. Öyle bir Hz. Mehdi (a.s) izah ediyorlar ki, olacak iş değil. “Bir tekbir getirir, binaların bütün hepsi aşağı çökecek. Allah deyince bütün binalar çöker” diyor. Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz ama tabii bunlar kendi aralarında, kendi kendilerini kandırıyorlar. Öyle kavruk, öyle içine kasılmış bir yapıları var ki, bunların kafasıyla, İttihad-ı İslam olması mümkün değil. Türk İslam Birliği de olmaz bunların kafasıyla. O kadar kavruklar yani. Bediüzzaman bu belayı çok mükemmel savuşturmuş. Ondan Allah razı olsun, çok akıllı, çok güzel anlatmış. Bir kere vaktini vermiş, “hicri 1400’de” diyor. Ne artistik yapıyorsunuz? Vakti taayyün etme, artık son anda belli oluyor. Son ana kadar belli olmadığı anlamında söylüyor Bediüzzaman. Hiç belli olmayacak diyor mu Bediüzzaman? Belli olmayacak olsa der mi, “hicri 1400’de Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, 1400 sene sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” der mi? Son ana kadar gizli kalmıştır, son ana kadar. Sonradan gelince de, gizlenmesinin bir anlamı kalmadığı için Cenab-ı Allah açığa çıkartmıştır, belli olmuştur Mehdiyet, inşaAllah.
“Bu defa, Hz. Mehdi (a.s)’ın 40 yaşında zuhur edeceğini, kendisinin ise 22 yaşında olduğunu söylediğimde” diyor. Bu da doğru değil bu konuşması. Ben o zaman 22 yaşında değildim bir kere. Ayrıca adı gibi emindi Hz. Mehdi (a.s) olduğumdan, adı gibi emindi. Mehmet Şevket Ağabey’i çağırıp burada konuştururum ve birçok insanı konuştururum. Bana böyle artistik hareketler yapmasına gerek yok. Biz onun haline gülerdik, o şekilde konuşurdu, gülerdik. Alenen söylüyordu, “Hz. Mehdi (a.s)’sın” diye. Mehmet Şevket Eygi Ağabey niçin bunu azarlamış? O zaman onu söylesin. Alenen sormuştu. Dolayısıyla panik olmasına gerek yok. Son derece rahat olsun. Ben haddimi bilirim. Müslüman bir insanım, Allah’tan korkuyorum. Deli doluyum, ayrı, yani Allah’ın delisiyim, İslam’ın, Kuran’ın delisiyim. Ama çıkıp Hz. Mehdi (a.s), ne zorum? Niçin yapayım böyle bir şeyi? Bir de kaç kişi birden, orkestra halinde niye panik oldunuz? İş, güç yok bunlarda, kavruk dergilerinde toplanıyorlar. Çay içip içip damarları iyice tıkanıyor. Kolesterolü tıkıyor. 100 tane, 200 tane satan derginizle oturup artistik yapıyorsunuz. Kendileri okuyup kendileri dinliyorlar. Cevap vermezdim de, gıcığıma gittiği için cevap veriyorum. Sevgiden bahsetmezsiniz, İttihad-ı İslam’dan bahsetmezsiniz, şefkatten bahsetmezsiniz, Allah aşkından bahsetmezsiniz. Kavruk ve enaniyetli, hakikaten bilgileri çok ama acayip enaniyetliler ve pis, kavruk bir yapı. Mesela loş ışıklı, kötü kötü büroları var. Basık, florasan ampulle aydınlanıyor. Dedikoducu, sevgisiz, şefkat bilmez, tam kemik kafalı tipler. Dolu dolu, zengin bir ruha sahip değiller. Coşkulu, Allah aşkını yaşayan, samimi dille İslam’ı, Kuran’ı anlatan bir yapıları yok. Yanlış anlatıyorsam, söyleyin. Gece gündüz anlattığım hadislerin bir tanesi yanlış deyin. “Fırat’ın suyu kesilmedi” deyin, değil mi? Gıcık kafanızdan çıkın, bana deyin ki; “Ay ve Güneş tutulmaları olmadı” deyin, değil mi? Ramazan ayında, 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olduğunu gördünüz. “Yok böyle bir şey, yok. Halüsinasyon görüyorsun” deyin. “Kuyruklu yıldızlar; Halley ve Lulin çıkmadı” deyin, duyayım, değil mi? Lulin’in, bütün kuyruklu yıldızların aksine gitmediğini söyleyin. “Parlak değil, iki uçlu değil” deyin, bunları duyayım, değil mi? Diyemiyorsunuz. “Irak işgal edilmedi, Afganistan işgal edilmedi” deyin, değil mi? “Müslümanlara zulüm yapılmıyor. ‘Bediüzzaman 1400 yılında Hz. Mehdi (a.s) çıkacak’ demedi. Orada öyle bir yazı yok. ‘Benden 100 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkacak’ demedi” deyin, değil mi? Bunların ne konuştukları da belli değil. Edebiyat yapıyorlar.
Bak; “Ey yüz sene sonra gelenler” diyor Bediüzzaman. Bak, net ifade; bir. Diyor ki Bediüzzaman; “Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun (Darwinizm-materyalizm) fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor Hz. Mehdi (için. Deyin ki; “böyle bir şey, nereden çıkarttın sen bunu” dersiniz, değil mi? “Cahilliğin lüzumu yok, burada öyle bir ifade yok” diyorlar. Açıkça yazıyor işte. “Darwinizmi, materyalizmi yok edecek” diyor. “O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Yani ‘bilim adamları grubu araştırmalar yapacaklar. O da hazır bilgileri alıp, ondan eserler, kitaplar yapacak. Onunla o birinci vazifeyi tam yapacak’ diyor. “Yanlış anlıyorsunuz” deyin. Demiyorsunuz. Risale-i Nur’un kapağını dahi açmıyorlar. İşlerine gelmiyor. Hiç alakasız yerler; nişan nasıl yapılır, söz kesme nasıl yapılır. İş, güç bu; evlensin, yesin, içsin, eğlensin, uyusun ondan sonra edebiyat yapsınlar. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” ‘Talebelerinin bir kısmıdır’ diyor. Bu Darwinizme, materyalizme karşı mücadelede, ona yardımcı olacak olan ekibi açıklıyor Bediüzzaman. “Yanlış” deyin. “Ne kadar da az da olsalar” çok mu diyor? Az diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin sayısı niye az? İşte, bu dangalakların yüzünden az. Böyle dangalaklar olacak. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı tavır alacaklar. O yüzden de az olacak. Biz, Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz, öncüsüyüz. Bize böyle tavır alıyorsa bu adamlar, Hz. Mehdi (a.s)’a kim bilir ne yaparlar. Sefa Saygılı sakın alınmasın, ona demiyorum, inşaAllah. Otuz kere bize tenzih ettirmesin kendini. Hayır, halen de işimize yarıyor aslında da, fakat durup durup…
Bak, diyor ki; O Zât, bütün ehl-i imanın (bütün Müslümanların) manevi yardımlarıyla ve İttihâd-ı İslam'ın muâvenetiyle” demek ki İttihad-ı İslam olacakmış Hz. Mehdi (a.s) zamanında. Hz. Mehdi (a.s) da İttihad-ı İslam’ı savunacak, Müslümanları birleştirecek. Ayrım yapmayacak, siyasete de girmeyecek. “Bütün ulemâ ve evliyânın ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin” bugünkü toplantıda gene seyyidler vardı, maşaAllah. Ben de seyyidim. Ben de Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim. Hocamız da, Hz. Mehdi (a.s) talebesi. Şeyh Nazım Hocamız, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, onlar hep seyyiddir. “Seyyidlerin iltihaklarıyla, o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.” İşte ben, Hz. Mehdi (a.s) cemaatine iltihak ettim, inşaAllah. Deyin ki; ‘kardeşim, sen Risale-i Nur’u yanlış anlıyorsun.’ Bir kişi demedi, acayip dedikoducular.
Mesela Bediüzzaman ne diyor; “seyyid olmayanın seyyidim, seyyid olanın da değilim demesi hem günahkar, hem de haramdır” diyor. “Ben de seyyid değilim” diyor. Peki ne diyelim bu durumda? Bediüzzaman; “ben seyyid değilim, kendimi seyyid bilemiyorum” diyor. Muhakemat 50. sayfada; “seyyid olmayanın seyyidim, seyyid olanın da seyyid değilim demesi, hem haram hem de günahtır” diyor. Bediüzzaman hem harama, hem de günaha mı girdi şimdi? “Yalan söyledi, seyyid o, yalan söylüyor” diyorlar. O zaman harama giriyor Bediüzzaman, öyle mi? Samimi olacaklar ama sonra vehbi bir bilgi gelmiş olabilir, bir ilham gelmiş olabilir. Öyle “ben seyyidim” demiş olabilir, Allahualem diyelim. O tamam, ona bir şey diyemem ama açık yani senetli ve aleni olarak, belgeli olarak seyyid değil. Yani kaydı yok. Bediüzzaman’ın bilgisi dahilinde, böyle bir şey yok, inşaAllah.
Safdil mi nedir, dinlesin o. Özellikle o meyhaneci kılıklı arkadaş. “Fakat o ilerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın (Hz. Mehdi (a.s)’ın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı, (yardımcı kuvveti) ve o Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, onun (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.” Bana gıcıklık yapmayın. Bak çok açık. “Fakat o ilerde gelecek” geldi değil, gelecek. Sahtesi; sahtesinden sana ne? Sahtesinin olması, gerçeğini ortadan kaldırır mı, sana ne? “Sahteleri var, ne yapalım? Vazgeçelim”, mantığa bak. Sahtelerinin olması zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Bakın; “Fakat o ilerde gelecek acip şahıs.” “Acayip” diyor, Şeyh Nazım Hocamız; “Acayip” diyor. ”Acayip şahsın bir hizmetkarı” ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetçisiyim’ diyor, Bediüzzaman. “Efendim, göreviniz ne?” diyorsun. Bediüzzaman, enaniyet yapmıyor, bu kemik kafalar gibi. Ne diyor? “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetkarıyım arkadaşım. Hizmetim bu, görevim bu” diyor. Bir insana mesleği sorulur, değil mi? Adama soruyorsun, “kapıcıyım, bacacıyım” bir şey söylüyor. “Benim görevim de Hz. Mehdi (a.s)’ın hizmetçisiyim, hizmetkarıyım, görevim bu” diyor. “Bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o Büyük Kumandanın” herhangi bir kumandan değil bak, “Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, askeriyim” diyor. ‘Görevim bu, onun askeriyim’ diyor. Yanlış deyin, yok. O kavruk bürolarında, orada iç içe leş gibi kokuyorlar. Ağzı ayrı kokar, saçı ayrı kokar, zevksiz, estetikten uzak, nezaket bilmezler, sanattan anlamaz, bilimden anlamaz ama bunlar laf cambazı.
SUNUCU: 00. 30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Sipas Vizyon Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22’dan itibaren A9 Tv, Kaçkar Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tvsitemizden takip edebilirsiniz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...