SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Sipas Vizyon TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Tokat Turhal, şahane yerlerdir, her duyuşumda hoşuma gidiyor. Geçenlerde Tokat Batmantaş’ta yayla şenlikleri varmış, oraya davet ettiler. Şimdi buraları bırakıp gitmek olmuyor tabii, ama şahane yerler. O yeşillik tarif edilecek gibi değil, bakir bir köy. Ben turistik köyleri işin doğrusu pek sevmiyorum, böyle sunta masalar falan yapılmış, ızgara ocakları falan yapılmış, böyle nizami böyle. Sünnet çocuğu gibi adamlar kısa şortlar falan giymişler, oralarda öyle geziniyorlar. Gelen belli değil, giden belli değil, ben hoşlanmıyorum öyle. Gerçekten doğal köy olacak. Orası öyle, mesela doğal köy, bozulmamış. Turistik olması için uğraşılıyor, hâlbuki çok büyük hata. Turistik yaparlarsa o köy gitti yani; benim görüşüme göre başka bir şey olur o, hakikaten turistik köy olur. Gerçek köy ayrıdır, turistik köy ayrıdır. Ben gerçek köyü seviyorum.
Türk devletlerinin birleşmesi gerekiyor. Ayrı olur mu? Azerbaycan Türkiye ile nasıl ayrı olur? Her şeyimiz bir, mantığı var mı şunun? O zaman Konya’nın da ayrılması gerekiyor, olur mu öyle şey? Konya’nın ayrılması nasıl mantıksızsa, Azerbaycan’ın da ayrılması öyle mantıksızdır. Türkistan, Tacikistan, Yakutistan ne alaka? Bunlar bir bütün bir kere, bunların ayrılacak bir yönü yok, olmaz. İslami ülkeler de Cemahiriyeler olarak, Cumhuriyetler olarak ayrılmaması, birlikte olmaları lazım. Tabii bağımsız devletler olur, NATO gibi, Birleşmiş Milletler gibi olması gerekiyor, ama bu kıl, gıcık tipler yüzünden bir türlü bu birleşme olmuyor. Çok enaniyetliler, hep bir birlerine nefreti öğretiyorlar. O ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor. Cemaatlere karşı nefret var. Museviler bize emanetti. Çoluk çocuk hepsini katletmek, ne kadar vahşi bir ifade bu? Sana ne yaptı sabi, küçücük çocuk, Musevi çocuk, ufak ufak? Saçlar kenarda köfte gibi, yazık, günah değil mi? Allah’ın kulu, anlatırsın İslam’ı, kabul ederse eder, etmezse etmez. Oğlun, kâfir oğlun var, hergele gidip onunla uğraşsana uğraşacaksan, yiğitsen git onunla uğraş. Üçkağıtçı oğulları oluyor, onlara çıt yok. Böyle cins tipler.
OKTAR BABUNA: Tam söylediğiniz doğrultuda Hocam, New York Times da bir yorum yapmış, maşaAllah. Şöyle diyor yorumda: “ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times (NYT), Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle vizeleri kaldırarak, Ortadoğu ticaret bölgesinin oluşumunu teşvik ederek ve popüler kültürünü bölgeye ihraç ederek, bölgeyi yeniden bütünleştirmeye çalıştığı yorumunu yaptı.”
ADNAN OKTAR: Yani, tabii ki birleşeceğiz. Evet.
OKTAR BABUNA: İki gün önce Hocam, siz Sayın Kılıçdaroğlu’nun özerklik konusundaki sözlerine bir açıklama getirmesini beklediğinizi söylemiştiniz. Bugün Sayın Kılıçdaroğlu Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, “Türkiye bir bütündür, kimse bölmek istemiyor. Bu güzel coğrafyada hep beraber, bir bütün halinde yaşayacağız. Bayrak bu ülkenin 73 milyonun ortak paydasıdır. Hepimizin onur, şerefidir. Onun üzerinden politika yapmak, bölücülüktür.” Demiş, hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Oktar şimdi sen istediğin gibi anlatabilirsin.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Zaman Gazetesi’nde Şahin Alpay, “nasıl bir statü” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında, “Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için, idare sisteminin merkeziyetçilikten kurtulması dolayısıyla, Kürt çoğunluklu bölgeye geniş bir özerklik tanınmasının gerekliliği üzerinde durmuş. “Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için çeşitli çözümler olduğunu söyleyerek, İspanya ve Britanya’da olduğu gibi, Türkiye de idari bölgelere ayrılıp, bu bölgelere değişik ölçüde yetki devri yapabilir, ya da Kanada, Irak ve Belçika’da olduğu gibi Federal bir yapı getirilebilir.” Demiş. “Ayrıca yeni Anayasa ile birlikte Kürtlerin Türkiye’den de ayrılarak, örneğin; Irak Kürtleri’yle birleşmeleri fikri de özgürce savunulabilir hale getirilmelidir.” Demiş. “Ancak Kürt çoğunluklu bölgeye geniş bir özerklik tanınması şart olmakla birlikte, PKK silahlarıyla dayatılan, KCK vesayeti altındaki bir özerklik demokratik olmaz.” Tüm bunlar için önce silahların susması gerektiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum canım Hocam. İki gündür size söylenen o güzel parçayı yakışıklı resimleri izleyerek dinleyip-durdum. Bir de bende Nogaylık var demiştiniz. MaşaAllah, cesur ve savaşçı bir Türk ırkı olduğunu öğrendim Nogayların. Şahlanan atların üzerinde heybetli duruşları...” diyor. Evet, Çerkezlik var, Nogaylık var, doğru. Seyyidlik var.
OKTAR BABUNA: Bir evrimci haber çıkmış bu ayın başında Psychology Today dergisinde. Evrim psikoloğu Satoshi Kanazawa’nın yazdığı, siyah kadınlar diğer kadınlardan neden daha çirkin, başlıklı bir makale yayınlamış. Makalede siyah kadınların diğer kadınlardan daha çirkin olduğu, evrimsel psikoloji delil gösterilerek anlatılmış. Okuyuculardan gelen tepkiler üzerine, evrime delil göstererek, insanları ırkçılığa teşvik eden bu makale web sitesinden kaldırılıp, okuyuculardan özür dilendi Hocam.
Nasıl ırkçı olduklarını söylemiştiniz Hocam, bu da tam bir delil. Hatta Darwin’den de delil vermiştiniz; kadınların nasıl aşağı gördüğüne dair. Sonra da gelen tepkiler üzerine de özür dilemişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet,Türk milleti hakkında Darwin’in sözlerinden anlat.
OKTAR BABUNA: Hemen okuyorum Hocam, inşaAllah. Darwin Türk milleti hakkında şöyle söylüyor: “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine, sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve halen de sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki; çok değil birkaç yüz yıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı ama artık bu gün bu fikir bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen daha medeni ırklar yaşam mücadelesinde bakın şöyle diyor. “Türkler’i tam bir yenilgiye uğratmışlardır. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığım da, çok sayıdaki aşağı ırkların” buna Türk milletini de dâhil ediyor. “Medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini, yok edileceğini görüyorum.” diyor, Hocam.
ADNAN OKTAR: Avucunu yalar o. Türk milletini Çanakkale’de denemeye kalktılar, cevaplarını aldılar. İtalyanlar geldi, Fransızlar geldi, Yunanlılar geldi, geldi oğlu geldi. Onların teorisine göre Türk milletini yok etmeleri gerekiyordu, paçalarını tutarak kaçtılar. Demek ki teori yanlışmış. Tamamen yanlışmış. Evet.
OKTAR BABUNA: Kadınlarla da ilgili sözleri de vardı. Darwin, “İnsanın Türeyişi” adlı kitabında da, kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını” yazmıştı. “Ayrıca şöyle diyor otobiyografisinde çıkan bir yazıda kadınlar için. “Oynayacağınız bir nesne, her halükarda bir köpekten daha iyi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar bazen anlattıklarını dinlemiyorum yazı okuyorum. Özerklikle ilgili bir şey anlatmıştın demin, onu bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Şahin Alpay özerkliği savunan bir yazı yazmış Hocam. “Nasıl bir statü” başlık bir yazı yazmış. Yazısında, “Türkiye’de Demokrasinin yerleşmesi için idare sisteminin, merkeziyetçilikten kurtulması dolayısıyla, Kürt çoğunluklu bir bölgeye özerklik tanınmasının gerekliliği üzerinde durmuş. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için, çeşitli çözümler olduğunu söyleyerek, İspanya ve Britanya’da olduğu gibi, Türkiye idari bölgelere ayrılıp, bu bölgelere değişik ölçüde yetki devri yapıla bilir, ya da Kanada, Irak ve Belçika’da olduğu gibi federal bir yapı getirilebilir.” demiş. “Ayrıca yeni Anayasa ile birlikte Kürtlerin, Türkiye’den ayrılarak örneğin; Irak Kürleri ile birleşmeleri fikri de özgürce savunabilir hale getirilmelidir.” demiş. “Ancak Kürt çoğunluklu bölgeye geniş bir özerklik tanınması şart olmakla birlikte, PKK silahlarıyla dayatılan KCK vesayeti altındaki bir özerklik demokratik olmaz, tüm bunlar için, önce silahların susması gerektiğini” belitmiş.
ADNAN OKTAR: Hangi gazetede yazıyor bu?
OKTAR BABUNA: Zaman Gazetesi Hocam.
ADNAN OKTAR:Zaman Gazetesi’nde? Şimdi bir kere Şahin Alpay, bundan sonra benim ilmi anlamda sürekli üzerinde duracağım bir şahıstır. Yani bu cesaret normal değil, çok acayip, acayip ve garaip. Bunun sonucu, bu lafın sonucu bölünme olacağı belli değil mi? Neyi savunuyorsun o zaman, her tarafını mı böleceksin memleketin, neyi savunuyorsun? Olur mu öyle şey? Aklını başına alacak. Ne konuştuğunu, ağzından çıkanı kulağı duysun. Ne o, bir daha oku bakayım. Ne o, öbür taraflarla birleşmeden bahsediyor, bir şeylerden bahsediyor.
OKTAR BABUNA: Evet. “İspanya ve Britanya’da olduğu gibi Türkiye idari bölgelere ayrılıp, bu bölgelere değişik ölçüde yetki devri yapılabilir, ya da Kanada, Irak ve Belçika’da olduğu gibi, federal bir yapı getirilebilir.” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Zaman Gazetesi bu herife niye yazı yazdırıyor? Görmüyor mu bu adamlar bu yazıyı, ne konuştuğundan haberi yok mu?
OKTAR BABUNA: Bu ilk de değil Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi adamlar şüphelenmekte haklı olurlar o zaman. Böyle adamın gazetede ne işi var? Alıp kapıya koymaları lazım bunu. Ne konuştuğundan haberi yok bunun. Bu ne demek? Öbür tarafla birleşelim bilmem ne, İspanyol, Mezopotamya modeli falan, bizim oradan buradan model almaya ihtiyacımız yok. Bunlar bir komünist çete kardeşim. PKK komünist çete ve komünist bir devlet kurmak istiyorlar. Stalinist, komünist, İspanyol mispanyol falan, bu tip böyle entel dantel dinlemezler. Şahin Alpay’ı da rahat bırakmazlar, başkasını da rahat bırakmazlar. Aklını başına alsın, ne konuştuğundan haberi yok. Oradaki bölünmelerde adamlarda bir ideoloji yok. Sadece bölünmek istiyoruz, diyorlar. Yani Amerika’daki federal devletler gibi işte, böyle entel dantel bölünmeler. Burada zaten ona da müsaade etmeyiz zaten ayrı mesele de, fakat burada Orta Doğuda bir komünist devlet kurulmak isteniyor; Stalinist ve kan dökücü komünist ayaklanmayı hedefleyen, komünist ihtilalleri hedefleyen bir yapı. İddia edilen Ergenekon terör örgütü de bu herifleri destekliyor. Devlet içinde bunlar kümelenmiş birçok yerde. İddia edilen Ergenekon terör örgütü genellikle Maocu eğilimlidir, komünist eğilimlidir. Zamanında adamlar bir şekilde örgütlenmişler. Fethullah Hocamız bu adamı görmüyor mu? Bunun ne dediğinden haberi yok mu? Bu adam tek kelime Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Mehdiyet’ten bahsediyor mu? Bahsetmiyor. İttihad-ı İslam’dan bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Efendim Sefa Saygılı bununla ilgili yazı yazıyor mu? Yazmıyor. Tehlike asıl burada, görmüyor musunuz? Siz oturuyorsunuz, işte sahte Mehdiler, gerçek Mehdiler bilmem ne konusunu çıkartıyorsunuz. Demek ki bunlar, onları ilgilendirmiyor gibi bir şey var. İlgilendiriyorsa, asıl bu konunun üzerine gidin. Bu çok acayip bir şey. Her gün ben bu adama yönelik konuşma yapacağım, bu adamdaki cesaret acayip. İlk acaba yanlış mı duyduk, ya da ağzından kaçmıştır falan, dedik. Hoppala adam uçuyor, kanatlandı uçuyor. Zaman Gazetesi de bu adama; bu ne demek bu? Zaman Gazetesi “biz bunu savunuyoruz” diyorsun, gazete olarak bizim ideolojimiz bu diyorsun. O zaman ondan sonra Fethullah Hoca’ya da söz söylerler, Fethullah Hoca’nın talebelerine de söz söylerler, herkese söylerler. Haklı olurlar adamlar o zaman. Bütün dedikodular haklı anlamına gelir o zaman. Olur mu öyle şey? Türk-İslam Birliği tek kelime çıkıyor mu Zaman Gazetesi’nde? Çıkmıyor. İttihad-ı İslam tek kelime çıkıyor mu? Yok, çıkmıyor. Mehdiyet’i zaten ört bas etmek istiyorlar. Ne yapacaksın? Bilmem, mesela Güneydoğu’yu farz edelim özerk yaptın, Karadeniz’i özerk yaptın. Ne istiyorsun sen, amacın ne yani? Bu neyi sağlayacak? Sonunda paramparça bir Türkiye olur. Ne Müslümanlık kalır, ne Türklük kalır, hiçbir şey kalmaz, Allah vermesin. Heriflerin komünist olduğunu biliyorsun. Stalinist ayaklanma peşinde olduğunu biliyorsun. Kan dökücü örgüt olduğunu biliyorsun, “verelim, kurtulalım” diyor. Seni banyo yaptığın yere kadar kovalarlar, iflahını keserler. Aklını başına al. Allah Allah, adamın cesaretine bak. Var mı onun resmi? Önce bir duymuştum, herhalde böyle entel dantel takılıyor, ağzından kaçtı falan zannettik. Bu nedir böyle? Zaman Gazetesi bunu söylerse; milliyetçi, mukaddesatçısınız siz, Nur talebesisiniz, nasıl söylüyorsunuz bunu siz, olacak iş mi şu? Bana ne Şahin Alpay söyledi, diyemeyiz kardeşim. Şimdi A9’da adam gelse, birisi çıksa burada zırvalasa, biz sorumlu oluruz, bana ne diyebilir miyim? O kunuştu diyebilir miyim? Belli ki bağlantısı var anlamına gelir.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben sizlere Tokat Turhal’dan yazıyorum. Hocam programınızda sürekli buraların güzelliğinden bahsediyorsunuz, Allah razı olsun sizlerden. Hocam ben sizi misafir etmek istiyorum. 1967 model Chevrolet bir arabam var, üstü açık, sizlerle beraber gezeriz. Yeşilırmağın mübarek suyundan içer, abdestimizi alırız, namazımızı kılarız.” Yok, su içmeyiz de, şimdi hasta oluruz, bir şey olur, ama abdest alırız, namazımızı kılarız. “Bağ evinde Tokat mangalımızı yaparız.” Of, şimdi bu da süper bir şey oldu. “Sohbet ederiz. Keşke nasip olsa bize, misafir olmanız.” Mustafa şimdi bu reddedilecek gibi de değil ki, çok şahane bir şey diyorsun. Tokat’ın neresinde? Bir de onu söyle, ırmağın neresinde? Yeşilırmak’ın kenarında bağ evleri var, bir de yukarıda, Beybağ tarafında var bağ evleri. Kardeşim bir kere Tokat’ın çok şahane bir olayı vardır. Tokat’ta fayton olayı vardır. Biz Tokat Beybağı’na falan giderken fayton tutardık, böyle körüklü fayton. Böyle sarı taksilerle falan oraya gidemezsin. Fayton böyle güzel, çift atlı, kamçıları vurur, “haydi oğlum” derdi. Ondan sonra kardeşim püfür püfür, böyle acayip manzara seyrederek falan giderdik. Nedir bu taksiler maksiler çıktı? Fayton şahane bir olay, acayip güzel. Kapının önünde dururduk, bavullar falan içinde, orada eniştem falan coşkuyla karşılardı. İçeriye girerdik, püfür püfür böyle bağ evi, acayip güzel. Benim kafam hemen bahçede olurdu. Kapaklı bir bölüm var, yani eve girdin mi, düz kapağı kapattın mı zemin oluyor. Kapağı açtın mı, aşağı bahçeye inen merdivenin kapağı olmuş oluyor. Oradan aşağı inerdik, böyle zemini taş olan geniş bir avluya açılıyordu. O avluda kale kapısı gibi, kocaman bir kapı vardı; böyle demir kapı. Orayı açtın mı, bahçedesin. Kardeşim şeftaliler, abartmıyorum da şöyle, böyle şeftali olmaz. Böldün mü, çekirdeğini al, kenara koy. Kabuğu tutmazdı böyle. Açtın mı böyle derisini falan, şahane olurdu, bal gibi. Kayısılar koca koca, domatesler koca koca böyle, Tokat domatesi, doğal domates. Böyle yivli domatesler, mis gibi böyle, acı acı domates kokuyor. Kardeşim yok şimdi. Şimdiki domateslere bakıyorum, öyle bir şey yok.
OKTAR BABUNA: Şahin Alpay’ın resimlerini gösteriyorum Hocam, inşaAllah. Zaman Gazetesi’nde 2002’den beri yazıyormuş. Bir süredir Zaman Gazetesi’nde yazıyor ve Fethullah Gülen Hocamız hakkında olumlu konuşmaları oluyor ve 2002’den bu yana Zaman Gazetesi’ndeymiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamız dünya tatlısı, dünya iyisi, niye konuşturuyor Hocamız? Allah Allah, bizim bilmediğimiz bir şey mi var? Bunlar komünist örgüt değil mi? Ben yanlış mı biliyorum, Stalinist değil mi bunlar?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Delillerle net, kendi sözleriyle de ispatlıyor.
ADNAN OKTAR:Yani komünist devlet kurmak istemiyorlar mı bu adamlar? Türkiye’nin böğründe komünist devletin ne işi var? Benim kardeşlerimi benden nasıl alırlar ya? Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt benim canlarım var orada, nasıl alırlar? Özerklik falan yok kardeşim, unutun. Ne oldu bu adamlara böyle ya? İllet oldum, gıcık oldum nasıl bir üslup bu? Bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Bir özelliği daha varmış, Balıkesir’de doğmuş. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin ilk kurucu kişileri içinde yer aldı. İsveç'te Stockholm Üniversitesi’nde doktora yaptı. 1982 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yazarlığa başladı, Sabah’ta devam etti. Uzun yıllar Milliyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı ve Entelektüel Bakış sayfasını yönetti. CNN Türk’te aynı adlı haftalık programı yönetti. Şu anda Zaman Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Zaman Gazetesi desin ki, “biz bu adamın görüşüne katılmıyoruz” desin, değil mi? Katılıyorlarsa da söylesinler, o zaman da biz de tavrımızı alalım. Biz yanlış tanıdık o zaman Zaman Gazetesi’ni. O insanları yanlış tanıyoruz o zaman. Bize kendilerini tam tanıtsınlar kardeşim. O zaman bütün anlatılanlar doğru, olur mu öyle şey? Öbür tarafından birleşmekten bahsediyor, okusana onu bir daha.
OKTAR BABUNA: “Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için idare sisteminin merkeziyetçilikten kurtarılması dolayısı ile, Kürt çoğunluklu bölgeye geniş bir özerklik tanınmasının gerekliliği üzerinde durmuş. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için çeşitli çözümler olduğunu söyleyerek İspanya ve Britanya’da olduğu gibi Türkiye idari bölgelere ayrılıp, bu bölgelere değişik ölçülerde yetki devri yapılabilir. Ya da Kanada, Belçika veya Irak'ta olduğu gibi federal bir yapı getirilebilir,” demiş. Ayrıca yeni Anayasa ile birlikte Kürtler’in Türkiye’den ayrılarak örneğin Irak Kürtleri ile birleşmesi fikri de hiç şüphesiz özgürce savunulabilir hale gelmelidir” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, hayırdır inşaAllah, bu adama ne oldu?
OKTAR BABUNA: Hocam deminki Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin lideri de Doğu Perinçek’miş. “Partinin ilk kurucu kişileri arasında yer aldı” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu ne demek kardeşim? Allah Allah, hayrettir ya. Güneydoğu gitti mi bittin işte, daha geriye ne kalıyor yani. Sen onu kabul ettikten sonra bittin. Dinden imandan bahsetmiyorsun, İttihad-i İslam’dan bahsetmiyorsun, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorsun, paramparça olur Türkiye, Allah esirgesin. Türklük diye hiçbir şey kalmaz, Allah esirgesin. Darmakeşan ederler Türkiye’yi, paramparça olur. Aklını başına alsın, ne konuştuğundan haberi yok. Ya biz gidelim onun mekânına, gideyim konuşalım onunla. Ne konuştuğundan haberi var mı bunun ya. Hayır, böyle konuşmam, çok nezaketli konuşacağım söz veriyorum, gidip konuşalım bununla. Hayır tamam, öbür gazetelerde olsa tamam, bazı gazetelerde bu normal. Zaman Gazetesi ne alaka? Biz onları dindar, mukaddesatçı, maneviyatçı tanıyoruz. İttihad-ı İslam’ı savunan, Türk-İslam Birliği’ni savunan, birleştirici tanıyoruz, bu nedir ya? Aklını başına alsın, bir özür yazısı yayınlasınlar. O Ekrem Dumanlı Ağabey, bize de gelmişti. Böyle abuk sabuk laflar duymuştuk. Dediler ki; “işte size operasyon hazırlanıyor, Fethullah Hoca’nın talebeleri yaptıracak” falan, insan gerçekten kuşkuya düşüyor, “acaba aslı astarı var mı, böyle bir şey var mı?” dedim. “Yok, alakası yok” dedi. Tamam, teşekkür ederim, ben size güveniyorum, dedim. Efendi bir insan, ayaklarından da biraz rahatsızdı. Konuştuk, ama acayip bir konuşması olmuştu onun da daha önce, özür diledi sonra. Ama şimdi kardeşim bu adam nedir ya? Çok acayip, birçok kuşku dolu sözler var. Biz burada gece gündüz savunuyoruz Fethullah Hocamız’ı, cemaati savunuyoruz. Ben bunu nasıl savunayım şimdi bu adamın lafını? Bana deseler ki, adam bunu dedi, ne diyorsun, ne diyeyim? Rezalet, çok kötü bir ifade bu. Bunun savunulacak bir yönü yok ki, ben nasıl diyeyim. Allah rızası için aklı başında birisi çıksın Zaman Gazetesi’nden, bunu bir yorumlayıp açıklasınlar. Yani bu adama katılmadıklarını söylesinler. Katılıyorlarsa da söylesinler, biz de ona göre bakış açımızı değiştirelim. Bu böyle olmaz. Allah Allah, biz otuz kere mi diyeceğiz, böldürtmeyiz. “Denemek istiyoruz.” Deniyorsan bir dene, bak bakalım ne oluyor. Öyle bir şey yok, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, şu anda Bodrum’da, otelde sizi seyrediyorum. Muhabbetiniz uykumu hiç etti” diyor. Güzel muhabbetler. Bodrum’da kerata, sıcak hava, güneş… Gazozunu mu yudumluyor artık bilmiyoruz. “Benim size sorum, Mihr Cemaati hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim? Bir de cemaatin başındaki kişi uzaya çıkmak için araç yaptığını söylemiş. Bir de sizce evrende uzaylı var mı UFO denilen cinsten? Hayırlı geceler, Murat.” Murat hayırdır, akşam akşam ne içtin sen? Soruya bak. “Cemaatin başındaki kişi uzaya çıkmak için araç yaptığını söylemiş. Bir de evrende uzaylı var mı?” bağlantıya bak. Kardeşim bu İskender Mihr denilen kişi, gariban bir insan, oturup bu kadar büyük bir tehlike varken, bölücülük tehlikesi varken, it kopukların tehlikesi varken, gariban adamla oturup uğraşmayız. Diyorsa desin, kim takar yani. Acıyor insanlar, şefkat duyuyorlar. Dinden, imandan bahsediyor, yüzde seksen-doksan anlattıkları güzel, doğru, ama bir acayip halleri de var, “bana vahiy geliyor” diyor. Küfürdür onlar, onları dinlemeyin. “Uzaya çıkacağım” diyorsa, gül geç, ne kaale alıyorsun? Bunlar bir tehlike olmaz, bunlar en son düşünülecek adamlardır, en son. Yani böyle gariban Müslümanları hedef gibi göstermeye, onlarla uğraşmaya gerek yok. Mesela bu Şahin denilen adamın ifadesi önemli; çünkü Zaman Gazetesi beş yüz bin altı yüz bin falan satıyor. Milletin kafası bulanır, tehlikeli. Ama bunlar gariban. Evet, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Çin’de olan “6 saniyede yuttu” diye bir haber var, yolda bir delik açılmış. Çin’in Jilin bölgesinde, yoldan geçen otomobilin ağırlığını yol kaldıramayınca 6 saniyede parçalandı. Yolun üzerinde böyle bir delik.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, ahir zamanda bu olayları Peygamberimiz (s.a.v) belirtmiş, ama aynısıyla, kelimesi kelimesine olması ve tam ilgili vakitte olmaları çok acayip. Bu çökme olayları Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleridir. Her bölgede olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şarkta, garpta her yerde olacak diyor Peygamberimiz s.a.v.), hakikaten de olamaya başladı, maşaAllah. MaşaAllah dediğim, Allah hayırla yaratıyor, o anlamda, inşaAllah.
“Adnan Hocam Arapça biliyor musunuz?” diyor. Benim talebem bilir, Hocam, Müzeyyen Hocam. Hem Arapçası vardır, hem de Kuran’ı baştan sona ezberden bilir.
MÜZEYYEN HANIM:Estağfirullah Hocam, vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Salih Yıldız, Salih kendi ismin değil. Bir de ben Mehdi havalarına girmiyorum dikkat ederseniz. Benim üslubum son derece rahat. “Ey oğul” diyen sahtekar tipler vardır, siz asıl onlarla gidin muhatap olun. Ağır yapıyor muyum? Yok, kafama nasıl geliyorsa öyle konuşuyorum, değil mi? Evliya havasına giriyor muyum? Yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mısır’da uydudan fotoğraflar çekmişler Hocam, 17 tane kayıp piramidi bulmuşlar. Burada resmi vardı. “Mısır’da uydu görüntülerinden fotoğraf alan arkeologlar, yer altına gömülü bazı piramit evler, mabetler olduğunu keşfettiler.” Uydu fotoğrafında görülen ve toprak altında gömülü bu yapılar, artık Mısır’ın terkedilmiş Tanis şehrinde bulunuyor. Burada bulunan 17 yapı, bölgede yer alan diğer piramitlerle aynı boyut, biçim ve konumda yer alıyor. Fotoğrafını da göstereyim Hocam, inşaAllah. Bu uydu fotoğrafı; uyduyla fotoğrafını çekmişler, 17 tane kayıp piramit bulunmuş bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, bu piramitlerin tepe kısmında normalde altın kısım var, en uç kısımda, ama sonradan onları almışlar. Yani bu mezar hırsızları, şunlar, bunlar falan bunları şey yapmışlar. Uç kısmı öyledir, onun sebeplerini anlatacağız. Neden yapıldığını, amacını teknik olarak izah edeceğiz. Bugün değil de, bir dahaki sefere anlatacağım. Evet Oktar bey, buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Suda yürüyen kertenkele vardı, onu gösterelim mi, Hocam?
ADNAN OKTAR: Bakayım, o keratayı bir göreyim. Bize de o ilmi öğretse de, biz de yürüsek.
OKTAR BABUNA: Saniyede 20 adım atarak yürüyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Filmi yok mu onun?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah göstereyim.
ADNAN OKTAR: Bir tek Müzeyyen Hocam değil, benim hanım talebelerimden Arapça bilen çok var.
MÜZEYYEN HANIM: MaşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Delikanlılardan da çok var, maşaAllah çok iyi Arapça bilen. Ama bir tek ben bilmiyorum, ne hikmetse.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım. Helal olsun, 100 metre maratoncu gibi gidiyor ya, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Saniyede 20 adım atıyormuş Hocam. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak, ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlıyor ve böylece ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengeliyormuş Hocam. İnşaAllah, maşaAllah.
Cibuti’de büyük zulüm uygulanıyor 90’lı yıllardan itibaren. Fransızlar, 1964 yılında Habeşistan’dan kopartmışlar, bir Fransız sömürgesi olmuş. Cibuti’de nüfusun yüzde 99’u Müslüman. Cibuti; Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan, stratejik bir öneme sahip bir liman ülkesi. Burada 90’lı yıllarda da Cibuti Ulusal Ordusu Güvenlik Güçleri halka çok büyük saldırılar gerçekleştirilmişlerdi. Sadece insanlara işkence etmekle kalmayıp, okulları, dispanserleri yıkmışlar, tüm tıbbi malzemeleri yok etmişlerdi. Halkın su kaynaklarını tahrip edip, korkunç tecavüz ve toplu soykırımlara girişmişlerdi. Bunların resimlerini göstereceğim şimdi, inşaAllah. Müslüman ülkelerden yardım istediklerini ifade ediyorlar. Sömürü, kuraklık, açlık, fakirlik, salgın hastalıklara mecburen razı oluyorlar. Şöyle demişler: “Bizler Müslümanız. Allah Resulü (s.a.v.) hayattayken Müslüman olmuş insanlarız. İlk hicret bize yapıldı, dolayısıyla İslam’ı iyi biliyoruz. Bize menderese, okul yaptırın; çocuklarımız Fransızların yaptırdığı okullarda okuyor. Cibuti, her ne kadar 1974’den beri bağımsız gibi görünse de, okullarda hala Fransız ders kitapları okutuluyor ve çocuklarımız İslam’dan uzak yetişiyorlar” demişler ve resimleri de vardı Hocam, inşaAllah. Bu, günümüzdeki hali Cibuti’nin. Burada günümüzde çok büyük bir fakirlik var, zulüm görüyorlarmış. Birde 90’lı yıllardaki, gördükleri zulümle ilgili fotoğraflar var. Yardım istiyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, kurtuluş ne, nasıl olur?
OKTAR BABUNA: Türk-İslam Birliği ile Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bölünmeyle değil, parçalamayla değil, bütünleşmeyle olur.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Birisi yazmış, kendine de “Yıldız” soyadı yazmış, sahte isim, tam bu yobaz takımından, diyor ki: “Hanım kardeşimizin başörtüsü olmamış” diyor. Nasıl olmalı? “Çarşaf giymesi gerekiyor, fısktır, günahtır başörtüsü” diyor. O zaman Türkiye’de adam kalmadı sizin söylediğinize göre. Çünkü bir avuç, en fazla, Türkiye’nin yüz binde biri bile çarşaflı değildir. Beşyüz binde biri belki çarşaflıdır. Peki ne olacak ondan gerisi? Size göre hepsi fasık, adam bırakmadınız. İşte onun için bakın bu gerici düşünceyle mücadele onun için önemli. Görüyor musun? Başörtüsünü de kabul etmiyor adam. Çarşaflıyı kabul ediyor musun? Onu da kabul etmiyor, “Yüzü açık” diyor. Yüzünü kapatıyor, “Bir gözü açık” diyor, “tek gözle kalması gerekiyor” diyor. Tek gözüyle kalıyor, “dışarıya çıktı o zaman, o da olmaz” diyor. Bunların skalası geniş. Her birinden ayrı, kaval gibi ses çıkıyor yani. Evet, buyurun.
OKTAR BABUNA: Hocam, Şahin Alpay’ın evrimi destekleyen yazısı da varmış Zaman Gazetesi’nde. “Bilim bilimdir, inanç da inanç” burada da evrimi savunuyormuş Hocam, Darwinizmi savunuyor.
ADNAN OKTAR: Ben bu adama ne diyeyim kardeşim? Zaman Gazetesi bu konuya bir açıklık getirse, çok iyi olur, yani ne demek istiyorlar? Bu adamın dediği, bu olayları doğru görüyorlar mı, değil mi? Evrim konusunda bunun görüşüne katılıyorlar mı bir anlatsınlar. Katılmıyorsan, ne alaka, bu nasıl bir şeydir? Karşıt bir yazar yok mu? Mesela desin ki; “adam, yanlış yazdı” desin. Herkes sustuğuna göre, herkes tasdik ediyor anlamına gelir. Nedir o, göstereceğin resim?
OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım Hocamız’ın resimleri vardı, Hocam.
ADNAN OKTAR: Görelim.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, böyle heybetli, böyle yakışıklı başka şeyh varsa, bana söylesinler, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın da yakınlarından bilgi almıştım Hocam, inşaAllah. Allah şifa versin, üçüncü defa ameliyat olmuş.
ADNAN OKTAR: Neden?
OKTAR BABUNA: Bel fıtığından Hocam, inşaAllah. Ağrıları olmuş, tekrarlamış, ameliyat olmuş, bir daha ameliyat olmuş. Doktorunun da telefonunu verdiler, ama doktoruna ulaşamadım henüz. Ondan tam teknik bilgi alamadım ama...
ADNAN OKTAR: Bu mümkün böyle bir şey mi, nasıl bir şey oluyor?
OKTAR BABUNA: Bazen Hocam, yüzde 5 ile 10 vaka arasında bu başarısız bel sendromu diye bir durum oluşuyor. Ameliyatın da komplikasyonlarına bağlı bel ağrıları oluşuyor. Muhtemelen öyle bir şey olmuş olabilir. Ama o durumlarda ameliyatla da bazen daha da risk olabiliyor Hocam, inşaAllah. Ama tam ne yapıldığını bilmiyorum da.
ADNAN OKTAR: Biz bir detaylı inceleyelim.
OKTAR BABUNA: Henüz doktoruyla konuşamadım.
ADNAN OKTAR: Biz detaylı bir inceleyelim, yarın çok kapsamlı öğren. Evet, seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Fosil gösterelim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet göster.
OKTAR BABUNA: Yılan yıldızı var Hocam, inşaAllah. 417 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Oktar, şöyle ışığa doğru ver burnunu.
OKTAR BABUNA: 417 milyon yıl önce yılan yıldızı bu şekilde. Şimdi günümüzdeki haline bakıyoruz, tıpatıp aynısı, hiç değişiklik yok. Allah yılan yıldızını 417 milyon yıl önce, yılan yıldızı olarak yaratmış; evrim yok. Ayrıca burada gürgen yaprağı var, inşaAllah. Burada günümüzde ki halini gösterelim. 65 milyon yıl önceki halini gösteriyorum, fosil. Bu da günümüzdeki hali. En ufak bir değişikliğe uğramadığını görüyoruz. Kaç milyon yıl? 65 milyon yıl, hiçbir değişikliğe uğramamış, yani gürgen yaprağı, gürgen yaprağı. Evrim falan geçirmemiş. Bunun gibi 350 milyon tane delili var. HarunYahya.org’a girerlerse inşaAllah Hocam, Yaratılış Atlası’ndan binlerce detaylı fotoğrafla görecekler inşaAllah fosil resimlerini.
ADNAN OKTAR: Kardeşim benim gördüğüm biraz Amerika kafayı takmış Türkiye’yi bölme konusuna. Halbuki başlarına belayı satın alacaklar, Allah esirgesin. Ne yaptıklarından haberi yok. Bir de onlar Mehdiyet’i hesap etmemiş anladığım kadarıyla. Teknik yönde, sosyolojik yönden olayı değerlendiriyorlar. Ben Türkiye’de bakıyorum, hiç kimse böyle bir şeye müsaade edecek gibi görünmüyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu bölünme lafını ağızlarından kaldırsınlar. Bir de söylemiştim, MHP’li, CHP’li her partiden kardeşlerimiz bir araya gelelim; gençlik kolları başkanları, yeminimizi edelim ve kararlılığımızı gösterelim, çünkü bu çok kızdırıcı. Adamlar kenardan köşeden habire aynı şeyi söylüyorlar. Bunu durduracak bir şey yapalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam şu kısmı oku. Şunu ve şu kısmı oku, evet.
OKTAR BABUNA: “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen o zat (Hz. Mehdi (a.s.)) dahi bu zamanda gelse,” kendi zamanını kastediyor, “harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Kendi döneminde de yaşasaydı, siyasi hareketten feragat edecekti, girmeyecekti siyasete, hareketini o cereyanlara kaptırmamak için, diyor kendi döneminde.
“Hem üç mes’ele var; biri hayat, biri şeriat, biri îmandır. Hakîkat noktasında en mühimmi ve en âzamı, îman meselesidir.” En önemlisi imandır, diyor. “Fakat, şimdiki umûmun nazarında (halkın nazarında) ve hâl-i âlem ilcaatında en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden,” halbuki umûmun gözünde, halkın gözünde en önemli olarak hayat ve şeriyat göründüğünden, “o zât şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvâfık gelmediğinden, her halde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak.” O da bu dönemde yaşasaydı diyor, inşaAllah. “Bu umûmun gözünde ki meseleleri, vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvâfık gelmediğinden, adetullaha uygun olmadığından, herhalde en önemli meseleyi esas yapıp, ötesi meseleleri esas yapmayacaktır.” İman konusunu, inşaAllah, “Tâ ki îman hizmeti safvetini umûmun nazarında bozmasın ve avâmın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” diyor. “Umûmun da çabuk etkilenebilen akıllarında yaptığı o hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin.” Yani şeylere uygulanmadığı açık hale gelsin, inşaAllah; iman konusu.
ADNAN OKTAR: “Hakiki beklenilen o zat dahi bu zamanda gelse, harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek.” Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek. Talebeleri girer mi? Girmez. Bana soruyorlar, “Hocam siyasete girer misin?” Hz. Mehdi (a.s.) siyasete girmiyorsa, ben nasıl nasıl gireyim? Talebeleri olarak asla girmeyiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapmadığını biz yapmayız, inşaAllah. Bak diyor ki: “En azam meselenin üstünde duracak” diyor. Yani Darwinizm’in, materyalizmin ezilmesi ve iman hakikatleri konusu. Niçin yapacakmış bunu? “Öteki meseleleri esas yapmayacak” diyor önce, 40 yıl devam ediyor. “Ta ki, iman hizmeti saffetini” yani samimiyetini, gerçekliğini, “umumun nazarında” Türkiye çapında, İslam Alemi çapında insanların kafasında bozmasın.” Yani, ‘bu adamın amacı siyaset, iktidar olmak istiyor, siyasi çıkarları var demesinler, o yüzden 40 yıl Darwinizm’i, materyalizmi ezmek için iman hakikatlerini anlatarak, bununla devam edecek’ diyor. ‘Ama Cenab-ı Allah’ın bunu yaratmaktaki amacı, insanların kafasının bulanmasını engellemektir’ diyor. Çünkü mübarek 30-40 yaşlarında başlıyor, 40 yıl kardeşim, 40 yıl iman hakikatleri anlatıyor, 40 yıl. “Herhalde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak; ta ki İmân hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” diyor, ne demek o?
OKTAR BABUNA:Çabuk etkilenebilen, değişebilen.
ADNAN OKTAR: O kısmı, sen açıkla.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şuradan başla, devam et.
OKTAR BABUNA: “Avamın çabuk iğfal olunabilen aklılarında o hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin.”
ADNAN OKTAR: Çıkarı olmadığı nasıl anlaşılacak? Diyecekler ki, kardeşim adam kitap dağıtıyor, bakacak kitapta ticari bir çıkar yok. Televizyonda anlatıyor, bir çıkarı yok, siyasi çıkarı yok, maddi çıkarı da yok. Allah Allah, diyecekler, bu o zaman bunu niye yapıyor? Demek ki Allah razısı için yapıyormuş. “Demek ki saf, saffeti var” diyecekler. İşte anlattığı konu bu, bir daha oku, çok önemli hayatidir o.
OKTAR BABUNA: “Hem üç mes’ele var; biri hayat, biri şeriat, biri îmandır. Hakîkat noktasında en mühimmi ve en âzamı, en önemlisi iman meselesidir. Fakat şimdiki umûmun halkın nazarında ve hâl-i âlem ilcaatında en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden,” diğer iki mesele daha önemli göründüğünden; hayat ve şeriyat, “o zât şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvâfık gelmediğinden, her halde en âzam en önemli meseleyi esas yapıp” imanın temsisi, “öteki meseleleri esas yapmayacak. Tâ ki îman hizmeti safvetini umûmun nazarında bozmasın.”
ADNAN OKTAR: “Tâ ki” ta ki ne biliyor musun? Bu oluşuncaya kadar, oluşuncaya. Oluşunca ne yapıyor? Halkın kanaati gelince ne yapıyor? Orada işte öbür konular devreye giriyor. “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle bütün ulema ve evliyanin ve bilhassa, milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Hayatının son dönemleridir, ama mübarek o zaman da delikanlı olacak. “40 yaşında görünümündedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İleri yaşta, ama genç görünür” diyor.
OKTAR BABUNA: Bir de uzun ömürlüdür diye Peygamber ömrüne benzetiliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. Mehdi (a.s.)’ı öldüremezler dediği odur. Tabii ki kurşun sıksan, Allah vermesin ölür de, kaderinde yok. Yoksa yani Cübbeli’nin dediği gibi; “kurşun etki etmez, top, tank etki etmez” anlamında değil. Tabii ki o da insan.
OKTAR BABUNA: Rüya gören yavru ayı vardı, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Rüya gören görene. Allah’ım büyük olay var. Boğuşuyor o adam birileri saldırıyor olabilir. Adam korkudan titriyor artık. Çok büyük bir olay var rüyasında. Kurtlar saldırıyor görüyor olabilir.
Biz Zaman Gazetesi’nden Allah rızası için istihram ediyoruz, özellikle Fethullah Hocam cevap yazsın. İllet oldum, inanılır gibi değil, bu ne demek? Çok acayip. Yarından itibaren her gün bu konu gündem. Cevap verinceye kadar bekleyeceğim. Her gün gündem yapacağım, söz bir Allah bir. Cevap alıncaya kadar uğraşacağım. İlmi metodlarla tabii, akılcı metodlarla.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ahir zamanda ilim sahibi bazı kişilerin toplumda zalimliği ile bilinen insanlarla samimi dostluklar kuracaklarını bildirilmiştir. Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v) “... işte o anda emri bil maruf ve nehyü anil münker terk edilecek,” Müslümanların iyiliği emretmesi kötülükten sakındırılması terk edilecek. ”zina çoğalacak,” haramlar çoğalacak “çok kan dökülecek, alimler zalim kimselerle samimi olacaklar, devlet idarecilerinin kapılarına çok gelip-gidilecekler.” diye buyuruyor Hocam. Sahtekar alimlerin çıkacağını ve zalimlerle dostluklar kuracağını.
Hz İsa (a.s)’nin şemalini okuyalım mı Hocam, anlatalım mı? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku, oku evet.
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s)’nin mübarek şemali de tarif edilmiştir. “Yeşile bakan gri gözlüdür, inşaAllah. Keskin bakışlıdır, Ahmed Bin Hanbel’den. Yüzü hafif çilli altın rengine bakan kestane rengi saçlı, sakalı da aynı renk kestane rengi altına bakan saçlarıyla. Saçları, saçını taramış ve sanki saçından su damlıyor gibi parlak ıslak görünümlü, bakımlı hafif dalgalı, ne dümdüz ne de aşırı kıvırcık. Kulak memesini kapatmakla beraber, yanlardan omuzlara inmeyen, fakat enseden iki kürek kemiği arasına değer vaziyette aşağıya sarkık şekildedir. Saçlarının kulaklarına kadar olan bölümü düz, aşağı kısmı dalgalı. Uzuna bakan orta boylu (Müslüm’den). Geniş omuzlu, ince bellidir. Yüzü dupduru ve pırıl pırıldır. Sanki hamamdan yeni çıkmışçasına al çehreli, Buhari’de geçiyor, inşaAllah. (Buhari Müslüm’de) Yüzü, hem ağır başlı, hem canlıdır. Ağzı burnu kusursuz güzellikte, alnı düzgün ve temiz. Sık sakallı, küçük ve güzel burunlu, gözleri ateş gibi parlaktır. Yüzü kırmızıya çalar beyaz renkteydi. Ayakları ve elleri temiz ve parlaktır. Görünüşü kibar ve hoşnuttur, atletik yapılıdır, maşaAllah. Kibar uzun parmaklı, mükemmel şekilli elleri vardır. Çevik ve güçlü, ona bakanlar doyamazdı. Dikkatlerini de ondan çevirmek istemezlerdi” diye geçiyor hadislerde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İsa Mesih İbn-i Meryem. Evet, inşaAllah şu an yeryüzünde. İnşaAllah, yakın bir zaman sonra göreceğiz.
Şu Cübbeli Hazretleri’nden biraz bir şeyler dinleyelim.
VTR: Cübbeli, 1980 yılında Medineli Büyük Bir Alimin Kendisine “Mehdi Çıktı” Dediğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Arif Önder Şanlı. “Hocam, 11 Haziran günü Sayın Osman Pamukoğlu, Kadıköy İskele Meydanı’nda saat 15:00’de miting düzenleyecek, siz de gelin lütfen. Saygılar.” Arif Önder Şanlı, biz de mitingte... Osman Hocamız’a saygılar selamlar. Allah muvaffak etsin. Sevgi duyuyoruz Osman Bey’e. Osman Paşamız dürüst hakikaten, belli konuşmalarından, dürüst. Ama işin doğrusu şimdi meydanda olamayız Allahualem, inşaAllah. Ama güzel, biz MHP’yi severiz. Ülkücü gençliği severiz, Saadet Gençliği’ni de çok severiz. Büyük Birlik Partisi Gençliği’ni de çok severiz. Vatanın milletin birlik bütünlüğünü savunan her türlü grup, topluluk, parti baş tacımızdır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Sizi izlemeden uyuyamıyorum” diyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. Siz: “Bizim bölgede kimseye düşmanlığımız yok. Biz hepsinin, İsrail’in de, Ermenistan’ın da iyi olmalarını, rahat olmalarını istiyoruz. Egoist değiliz, milli egoizm yok bizde. Milli egoizm eşittir faşizmdir. Biz faşizme de, komünizme de karşıyız.” demiştiniz Hocam, maşaAllah. Bu arada da Hocam Marmara Gemisi’nde şehit olan 9 Türk vatandaşının anma törenleri yapıldı. Onun da resimleri vardı, gösterelim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Musevi vatandaşlarımız da katılmışlar. Taksim’de anma törenleri olmuştu Hocam, inşaAllah. 9 Türk vatandaşımızın şehit edildiği Mavi Marmara Baskını’nın yıl dönümünde anma törenleri yapıldı. Binlerce kişi bu fotoğrafta görülen Taksim’deki meydanda bir araya geldi. Törene Musevi vatandaşlarımız da çeşitli pankartlarla katıldılar Hocam.
ADNAN OKTAR:Buraya gelen o Musevi arkadaşlarımız üzgün olduklarını söylediler, ama biz resmi olarak İsrail’in özür dilemesini bekliyoruz ve tazminat. Tevrat’ta da var, tazminat ödenmesi gerekir, özür dilemeleri gerekir. Bir tanesi de Harun Yahya adında bir oğlu olan kardeşimiz. Nur gibi Müslümanlar. Orada çok dehşet verici görünümlü, insanları çok rahatsız eden bir şey meydana geldi. Müslüman dehşete düşmez de, hani bakan için. Mutlaka bunun tazmin edilmesi ve özür dilenmesi gerekiyor. Çok büyük bir hata. Çok büyük bir yanlışlık yapıldı.
OKTAR BABUNA: Sayın Davutoğlu Hocam, Niğde’de sizin bugüne kadar söylediklerinizin özeti niteliğinde olan çok güzel bir konuşma yapmış. Yaptığı konuşmada; “nasıl küçük bir Türkmen ovasından büyük bir cihan devleti çıkmışsa, bu ülkeden de küresel güç çıkacak ve büyük bir devlet çıkacak. Biz bunun için yola çıktık, hedefimizi hiçbir zaman küçültmeyeceğiz. Nasıl Mevlana ve Kuddusi Hazretlerini birbirlerinden ayırmak mümkün değilse, Konya’yı Niğde’den ayırmak da mümkün değildir.” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, ağızlarından nur akıyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Konya’yı örnek vermiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Baştan bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Niğde’de sizin bugüne kadar söylediklerinizin; Sayın Davutoğlu yapıyor bu konuşmayı, yaptığı konuşmada: “nasıl küçük bir Türkmen ovasında büyük bir cihan devleti çıkmışsa, bu ülkeden de küresel güç çıkacak ve büyük bir devlet çıkacak. Biz bunun için yola çıktık, hedefimizi hiçbir zaman küçültmeyeceğiz. Nasıl Mevlana ve Kuddusi Hazretleri’ni bir birinden ayırmak mümkün değilse, Konya’yı Niğde’den ayırmak da mümkün değildir. Hayal dediler, olmaz dediler, ama 8 yıl içinde 50’ye aşkın ülke ile vizeleri kaldırdık. Bir milletin gücü pasaportunun değeri ile ölçülür. Bizim hedefimiz, şefkatli ve kudretli bir devlet olmaktır. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’nın bize ihtiyacı var. Şevkatli olmalıyız, Suriye Libya bütün topraklar Türkiye’ye bakıyor. Şimdi imdada yetişen Türkiye var. Biz siyaseti mevki için yapmıyoruz. Onurlu başı dik bir şekilde dünyaya yükselebilmek için, bu devletin onurunu yaşamak için arkadaşlarımızla huzurlarınızdayız” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne mübarek bir insandır, maşaAllah. Cumhuriyet tarihinde böyle Dışişleri Bakanı yok. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah, helal olsun. Allah ömrünü uzun etsin, Allah bizlere bağışlasın. Tam Müslüman evladı, tam Türk evladı. Allah başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Şahane insan. Üslup tam böyle Alparslanlar’ın, Fatihler’in üslubu. Kardeşim işte bu kadar, maşaAllah. Evet seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Mehmet Şevket Eygi Hocamız da Hocam, Tima Şeyhleri’nin düzenlediği bir sohbet toplantısına katılmış. Yaptığı konuşmada, bir zamanlar Hoca Paşa’daki Akhisar otelinde kalan Üstad’ı ziyaret ettiğini söyleyerek, Üstad’ın kendisiyle bir süre sohbet ettiğini ve sonra da; “kardeşim bu sohbeti bir ders olarak kabul et. Seni de has bir Nur talebesi olarak kabul ettim” sözleriyle, kendisini Nur talebeleriyle kabul ettiğini anlatmış. Üstad’a karşı büyük bir hürmeti olduğunu, Üstad’ın ömrü boyunca İslam’a, Kuran’a hizmet ettiğini söylemiş. Ayrıca Necip Fazıl ile çok yakından dost olduklarını, Mahmud Efendi, Sami Efendi, Mehmet Zahid Kutku Hazretleri gibi şahısları da zaman zaman hep ziyaret ettiğini, Müslümanlarla istişarenin çok önemli olduğunu, hayatında iki defa istişareye uymadan hareket ettiğini, onlarda da büyük bir zarar gördüğünü ifade etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamız, işte o Bediüzzamanlar ekolünün, Mahmut Hocamlar’ın ekolünün çok değerli bir şahsıdır. Yani böyle mübarek şahısların kıymetini çok iyi bilelim. Allah ömrünü uzun etsin Hocamız’ın. Şeyh Nazım Hocamız mesela, bunlar son Osmanlılar, bu mübarekler. Çok iyi değerlerinin bilinmesi lazım, tabii. Gençler kolay zannediyorlar, değil. Böyle insan bir daha gelmez, Allahualem. Mehmet Şevket Eygi gibi Hocamız bir daha gelmez. Şeyh Nazım Hocamız gibi bir insan bir daha gelmez, Allahualem. Bunlar çok büyük nimetler. Onlar hayattayken değerlerinin çok iyi bilinmesi lazım.
OKTAR BABUNA:Siz Hz. Mehdi (a.s)’ın genç görünümlü olacağı söylemiştiniz. İlgili hadisi okuyayım mı Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in? “Uzun ömürlü ve genç yüzlüdür.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).” Onu gören 40 yaş civarı bir erkek diye düşünür ve bir işareti de Allah’ın emri gelinceye kadar yaşlanmayacağıdır.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bazen Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili alametleri sayarken bana bakıp sayıyorsun, oradan şüpheleniyorlar, ondan sonra bana musallat oluyorlar. Sen kendini Hz. Mehdi (a.s) ilan ediyorsun, diyorlar. Sizin yüzünüzden ben kapışmak durumunda kalıyorum adamlarla. Onun için bana bakarak değil, kitaba bakarak oku yahut bilgisayarına bakarak oku.
OKTAR BABUNA:Sayayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Say, ama bana bakmadan say.
OKTAR BABUNA:Siyah saçlı olacak, inşaAllah. Geniş alınlı, kavisli kaşlı, alnında bir yara izi olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Geniş yüzlü, tabii başının vücuduna oranla aynı büyüklükte büyük bir başı olacağını anlıyoruz. Yanağında bir ben olacak, ama incimsi bir yıldız gibi parlaktır diyor. Yani deri renginde açık renkli, koyu renkli bir ben değil. Yeşil gözlü, aynü’l hadra diye hadista geçiyor, inşaAllah. Ve hafif çekik gözlü olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Tek kaş çatma izi var diyor Peygamberimiz (s.a.v), inşaAllah. Normalde insanların çoğunda çift kaş çatma çizgisi varken, mesela bende de o şekilde, tek kaş çatma çizgisi olacağını söylüyor. Düzgün, üzerinde çok hafif çıkıntı kemeri olan bir burnu olacağını söylüyor. Alnı iç bükeyli olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Sakalını tarif ederken de, yanlardan kevseş, ince olarak ama sık sakallı ince kevseş, önde de muczum hafif uzun ve düzeltilmiş olacağını söylüyor. Ön dişlerinin parlak olacağını belirtiyor, inşaAllah. Geniş omuzlu, geniş karınlı, uyluklarının da geniş olacağını söylüyor ve yürürken adımlarını ayaklarını dışarı doğru atacağını söylüyor, inşaAllah. Uyluklarının arasında da aralık olduğunu belirtiyor. Sırtında kendi benine benzer, iki kürek kemiğinin arasında Peygamberimiz (s.a.v)’inkine benzeyen bir ben olduğunu bildiriyor. Ayrıca onun biraz yukarısında da yaprak gibi, muhtemelen ciltten kabarık, mersin yaprağına ve reyhan yaprağına benzeyen, zaman zaman kaybolan, zaman zaman çıkan bir ben olabileceğini anlıyoruz; yaprak benzetmesi olduğu için. Konuşurken sağ elini kullanacağını söylüyor, inşaAllah, özellikle de zorlandığı zamanlarda. Soyunun kendi soyundan geleceğini bildiriyor.
ADNAN OKTAR:Konuşmada zorlandığında evet, bazen dilinde tutulma oluyor Hz. Musa (a.s) gibi, yani konuşma gücünü kaybediyor aniden. O zaman sağ elini depretir diyor, inşaAllah. Hz. Musa (a.s)’da da öyle bir özellik var, biliyorsunuz birdenbire konuşma gücünde bozulma oluyor, o zaman kardeşi konuşmaya başlıyor, Hz. Harun (a.s.). Zaten Allah’tan onu istiyor Cenab-ı Allah’tan. Kardeşim Hz. Harun (a.s.)’ı bana yardımcı kıl diyor. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:Güçlü ve gür bir sesinin olacağını belirtiyor, inşaAllah. Orta boylu olacağını söylüyor, uzuna yakın orta boylu, inşaAllah. Kendi soyundan olacağını söylüyor, yani Peygamberimiz (s.a.v)’in soyundan, inşaAllah. Fakat soyunun Kafkaslar üzerinden Türkiye’ye geleceğini bildiriyor, inşaAllah. Büyük bir şehirde doğacağını ve gençlik yaşlarında İstanbul’a geleceğini anlıyoruz. İstanbul’a geliş alametleri olarak da, Independenta’yı işaret ediyor; büyük bir tanker patlaması olmuştu geceyi gündüz gibi aydınlatan, ayakta olanı oturtan oturanı ayağa kaldıran ve hakikaten de gece, gündüz gibi parlamıştı. O gün çıkış vaktidir, diyor inşaAllah. İstanbul’a geliş vakti olduğunu anlıyoruz gençlik döneminde inşaAllah. Ve insanların etrafında 1400 yılında toplanacağını söylüyor, yani 1400’ün başında, ki tam 15 Kasım’da patlamıştı Hocam İndependenta da, inşaAllah. 21 Kasım’da, 1 Muharrem 1400’dü kanlı Kabe baskınının olduğu. O da bir alamet olarak gerçekleşiyor, inşaAllah. Az sayıda olacak kardeşi, bir kardeşi olacağını anlıyoruz. Doğumunun gizli olacağını söylüyor, evde doğacağını anlıyoruz, inşaAllah. “Adı adıma, babasının adı babamın adına denktir” diyor, inşaAllah. Onu da inşaAllah belirtiyor. Ayrıca bacağında da bir iz olacağını söylüyor, bir ben şeklinde bir iz olacağını söylüyor sağ bacağı işaret edilerek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana bakarak anlatma. Sonra da beni bu takımla kapıştırıyorsun.
OKTAR BABUNA:Hakikaten ben de şaşırıyorum, gerçekten de uyuyor Hocam, hayret ettim.
ADNAN OKTAR: Ama hakikaten ben de şaşırıyorum, hayret ettim. Mesela sırtında ben vardı deyince merak ettim, aynanın karşısına geçtim. Diğer aynadan bir baktım, kocaman sırtımın üzerinde bir ben var; tam kalp hizasında. Ama çok hoşuma gitti işin doğrusu Peygamberimiz (s.a.v)’de de olduğunu öğrenince. Mesela seyyid olduğumu öğrenince de çok hoşuma gitmişti. O Rus profesöre söylemiştik, şecereyi çıkarttı. Çok kapsamlı üniversite tezi olarak hazırlamış, üniversitede kullanılacak gibi hazırlanmış bir soy araştırması. Hakikaten Peygamberimiz (s.a.v)’in soyuna dayanıyor, ama çok kapsamlı araştırmış, yani bilimsel araştırma yapmış. O da çok hoşuma gitti, ama tabii ben Mehdilik iddia etmiyorum. Benziyorum diye öyle iddiam mümkün değil. Bir insan çıksa seyyidim derse, Müslümanlar da derse ki, bu Hz. Mehdi (a.s)’dır derse, söz bir Allah bir elini ayağını öper, peşinden giderim. Benim öyle bir iddiam olmaz. Ama doğru, hakikaten o alametler benziyor, var. Mesela o küçük burunla ilgili özel Arapça’da bir kelime var. Küçük, hafif kalkık, küçük burun ve orta kısmı hafif bombeli burunlar için söylenen bir Arapça kelime, onu kullanıyor Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Mehdi (a.s)’da. Mesela çok acayip detaylar vermiş Peygamber Efendimiz (s.a.v), ama sadece Hz. Mehdi (a.s)’a mahsustur bu detay. Deccalde de biraz detay vardır, ama Hz. Mehdi (a.s)’da çok kapsamlıdır. Öbür belirtilen kişiler var hadislerde, onlar hakkında fazla detay yok. Bir tek topalın detayı var, o da bir tek topal olduğunun detayı veriliyor o kadar. “Bayrakları var, topal siperden fırlar” diyor. Ama Hz. Mehdi (a.s)’da inkarı mümkün değil. Öyle bir şahıs zuhur etmiş olsa, mümkün değil. Kardeşim kaç tane rastlantı olabilir? Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, olacak iş değil ki. Olasılık hesabına göre yapmış olsan, katrilyonda bir bile olsa, mümkün değil böyle bir şeyin olması. Böyle bir insana rast gelmesi mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Cildinin parlak olduğunu söylüyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yüzü nurludur.
OKTAR BABUNA: Hep genç görünümlü, genç, kırk yaşlarında görüneceğini söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka alametleri de var da, ben onları söylemiyorum. Artık olay çıkar söylersek. Bayağı hadis var elimde, inşaAllah. Onlar daha ilerde, on yıl sonra söyleriz. Kardeşim şimdi bizlere deseler ki, falanca kişi Allahualem Hz. Mehdi (a.s)’dır derlarse, ne yaparız biz? Kardeşim memnun oluruz. Vay be, biz tam Hz. Mehdi (a.s.) olmayı beklerken başkası mı Hz. Mehdi (a.s.) oldu, ben bunu kabul etmem mi diyeceğiz ortaya çıkıp? Veyahut bizim beğendiğimiz bir kişi vardı Mehdi olarak düşündüğümüz, o değilse ben bunu kabul etmem mi diyeceğiz? Ne güzel, ittifak varsa tamam odur işte. Bütün Müslümanlar ittifak ediyorlarsa odur. Müslümanların ittifak ettiği kişi bence Hz. Mehdi (a.s)’dır o kadar, başka bir şey yok, biz de elini ayağını öperiz. Ne güzel İttihad-ı İslam olduktan sonra, Türk-İslam Birliği olduktan sonra kim olursa olsun Hz. Mehdi (a.s) ne fark eder? Mühim olan o. Mühim olan Allah rızasını kazanalım, inşaAllah. Allah Cennet nasip ederse nur ala nur. İttihad-ı İslam da varsa ne güzel. Zaten dünya iki günlük.
OKTAR BABUNA: Bir izleyicimiz, sizi severek izleyen bir kardeşimiz yakınlarının resimlerini yollamış, göstermemizi rica etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
OKTAR BABUNA: Annesi Polonyalı, babası Türk. İsimleri de Enes, Yakub ve İrem.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kaçkar TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
OKTAR BABUNA: Şöyle demiştiniz Hocam. “Müslümanlar birbirini koruyup kollasınlar. Birbirlerini sevsinler, provakasyona gelmesinler. Bizim milletimiz güzel millet. Türkiye’de güzel.Tüm insanlara şefkatle, sevgiyle yaklaşalım, bağırımıza basalım. Kavgaya gerek yok, silahları kaldıralım, tankları, topları durduralım, kanı durduralım, ağlayan üzülen olmasın, her yerde neşe olsun. Ehl-i Kitab’a sevgi ile yaklaşalım. Güzel örnek olalım. İslam'ın barış dini, sevgi dini olduğunu gösterelim, bir güzellik olsun” demiştiniz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Cemaat farklılıkları, işte mezhep farklılıkları, onları da düşmanlık unsuru yapmak çok çok yanlış olur. Ne güzel bak, bugün mesela gemideki yemekte her cemaatten, her partiden kardeşimiz vardı. Ne güzel. Bir de İstanbul da acayip güzel. Hocam çok güzel değil mi İstanbul dedim. Hakikaten çok güzel dedi, maşaAllah. Hocamızın anlattığı güzel ilimler olacak inşaAllah önümüzdeki günlerde, Mahir Kaynak Ağabeyimiz’in, inşaAllah onları da dinleriz. Bugün harikaydı da, bugün vakit yok, onun için fazla anlatamıyorum. Ama bizzat kendi ağzından dinlerseniz daha iyi olur, inşaAllah. Hocamız’a Allah sağlık, sıhhat uzun ömür versin, inşaAllah. Diğer büyüklerimiz de inşaAllah öyle gelir sohbet ederler, dinleriz, istifade ederiz.
OKTAR BABUNA: Şöyle demiştiniz: “Münafık çok korkaktır. Başına bir dert gelmesinden çekinir. Onun için önce kendince Müslümanlarda bir kusur aramaya kalkar. Der ki; ‘bunlar bir yönden eksiktir. Ben de çok takvayım. Takva olduğuma göre ne işim var bunların yanında?’ Ama Bediüzzaman ‘sinekten kaçayım derken yılanın ağızına düşer’ diyor. Cehenneme düşer, belanın içine düşer, hastalıkların, dertlerin içine düşer. Allah çökertir, helak eder Allah” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...