SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Sipas Vizyon Tv, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Abdülkadir Geylani Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor Hocam, inşaAllah. Şöyle ki; “Her kim ki bu zata (Hz. Mehdi (a.s)’a) erişirse, artık aziz ve celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoymaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın bayrağı indirilemez, askeri mağlup edilemez, hakkı haykıran sesi susturulamaz, tevhid (manevi) kılıcı için bir hudud çizilemez. İhlas adımları yürümekle yorulmaz, hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı onun önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O Hak Teala’nın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder. O öyle bir kuldur ki, hakka vasıl olmuş, onu görmüş ve masiva denen hakkın zatından gayrı şeyleri bilmiştir, artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine (manevi) bir tokmak olur, hak ile batılı birbirinden ayırd eder. Müminleri aziz ve celil olan Allah’ın Katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur. Bu zata (Hz. Mehdi (a.s)’a), melekut aleminde azim ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma” demiş, 60. meclisinde.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Şah Abdülkadir Geylani Hazretleri.
Müzeyyen Hocam, sen bir şey anlat.
MÜZEYYEN HANIM:Bir Kuran mucizesi anlatabilirim Hocam. Euzu Billahi Mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. “Vel kamere kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm(kadîmi): Ay'a gelince, biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)”diyor Allah ayette, (Yasin Suresi, 39). Ay, diğer gezegenlerin yörüngeleri gibi düzgün bir yörüngede ilerlemiyor. Bazen dünya’nın önünde, bazen arkasında, bazen dünya ile birlikte güneşin etrafında dönüyor. Oradaki urcûn kelimesinin anlamı; normalde kurumuş, bükülmüş anlamına geliyor. Aynı zamanda bir hurma ağacındaki meyvelerin çıkartılıp, salkım kısmının da kalan kısmı için kullanılıyor. Kuran’da “eski bir hurma” diyor, bu daha da manidar. Eski hurma ağacı daha da incelmiş ve daha da bükülmüş, anlamına geliyor. 1400 sene önce Allah mükemmel bir örnekle bize izah etmiş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet. O hayret vericidir, kelimelerin seçilmiş olması ve tam mutabık olması.
ALTUĞ BERKER:Arılarla ilgili bilgi vermek istiyorum. Arılar bir besin kaynağı bulduklarında, uyuyanları uyandırıyorlar. Sabah erkenden uçmaya başlamış olan arı, bir besin kaynağı bulursa hemen kovana dönüyor ve uyumakta olan işçi arıları birer birer uyandırıyor. Haberci arı vücudunu 1-2 saniyede 16 hertz titreterek arkadaşlarını uyandırıyor. Tüm arılar yaklaşık 30 dakika sonra besin kaynağına doğru uçuşa hazır duruma geliyorlar. Bir kovanda 50-60 bin kadar arı bulunuyor. İyi bir mevsimde bir kovandan; 1 kilo bal alınabiliyor, maşaAllah. Yarım kilo bal için; 37 bin arı yükü bal gerekiyor. Arılar 500 gram bal mumundan; 35 bin petek yapıp, içine 10 kilo bal saklayabiliyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, petekli bal çok şahane oluyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s), ben Hz. Mehdi (a.s)’ım demeyecek. Ancak insanların gözlerindeki gaflet perdesini kaldırarak, Hz. Mehdi (a.s) gerçeğini anlamalarını sağlayacağını Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar; “Ebu Basir der ki; İmam Bakır (a.s) şöyle buyurduğunu duydum. Buyurdu ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) kıyam ettiğinde, Resulullah’ın yolundan gidecektir. Yalnız o, (Hz. Mehdi (a.s.)), Resulullah’ın eserlerini açıklayacaktır.’”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehdiyet’e alerji duyan çok. Sefa Saygılı bir, bizim fesli iki, Cübbeli üç, şaşar beşer-Faruk Beşer, say say say bitmez, bayağı bir adam var. Hz. Mehdi (a.s)’ın onların zamanında olması da ayrıca çok zevkli. Çünkü, bu insanlar, mahcup olacaklar. Ömürlerini Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadeleye ayırıyor bunlar, var güçleriyle Mehdiyet’e karşı mücadeleye ayırıyorlar. Ama bu insanlarda ben dikkat ediyorum, sevgiden, şefkatten, muhabbetten, İttihad-ı İslam’dan bahsetmek hiçbir şekilde olmuyor aşağı yukarı. Şiddetle kaçınıyorlar. İttihad-ı İslam’ı bunlardan duyan bana haber versin. Söylemiyorlar. Türk İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar. Özellikle kaçınıyorlar. Çünkü, Mehdiyet’le bağlantılı görüyorlar. Eğer dürüstseler yazsınlar, İttihad-ı İslam’ı savunsunlar. Cübbeli’ye söylemesi için ne kadar çok ısrar ettik. En sonunda, onunla konuşmam karşılığında, üç maddeyi yerine getireceğini söyledi. Birisi; Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı kabul ettiğini söyleyecekti, bir de; Şeyh Nazım Hocamız’dan özür dileyecekti, bir de Bediüzzaman’dan özür dileyecekti. Bedizzaman’dan kısmen özür diledi. İttihad-ı İslam’ı o gün hakikaten savundu. Şeyh Nazım Hocamız’dan da özür dilemedi. Şeyh Nazım Hocamız’dan niçin hoşlanmıyor o? Mehdiyet’i savunduğu için. Bediüzzaman’dan niye hoşlanmıyor? Mehdiyet’i savunduğu için, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri oldukları için. İttihad-ı İslam’ı niye savunmuyor? İttihad-ı İslam’ı savunursa, Mehdiyet’i savunmuş olacak. Çünkü İttihad-ı İslam eşittir Mehdiyet.
VTR-Cübbeli, İttihad-ı İslam’ın Acil Kurulması Gerektiğini Nihayet Anlattı. (Flash Tv-10 Aralık 2010)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hiç duyuyor muydun daha önce Cübbeli’den böyle?
ALTUĞ BERKER:Hocam sizin vesilenizle ilk defa, belki de son defa.
ADNAN OKTAR:Talebeleri duymamıştır, kimse duymadı. Israr ede ede, en sonunda çok kapsamlı olarak, İttihad-ı İslam’ı anlattırdık. O arada, “İran mahvolsun, Şiiler uğursuzdur, Hz. Mehdi (a.s) pırasa gibi doğrayacak” diyordu, şimdi “onlar tekfir edilmez” diyor. Daha önce küfür, kafir hükmü gibi onların hepsinin doğranması gerektiği gibi bir üslubu vardı ama şu an, yoğun çalışmalarımız sonucunda “onlar ehli kıbledir, tekfir edilmez, küfürle itham edilmez” diyor, dolayısıyla pırasa gibi doğramaktan vazgeçmiş gördüğüm kadarıyla. Eğer yanlış anlamıyorsam, takiye yapmıyorsa, inşaAllah. İttihad-ı İslam’ı da gürül gürül anlattı ama son anlatışı oldu, bir daha da anlatmadı. Bizim dediğimiz günün ertesi günü sana söz verdi, değil mi? Telefonda, ne dedi? “Söyleyeceğim Flash TV’de” dedi.
ALTUĞ BERKER:Evet. Zaten sizinle görüşmek istiyordu. “Hoca Efendi lütfen benimle görüşür mü? Yardım buyurur mu Hoca Efendi Hazretleri” diye, sizinle görüşebilmek için üç şartınızdan biri olan, ertesi gün, bu konuşmayı yaptı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, birinci madde tamam. İkinci madde kısmen, üçüncü madde hiç yok. Bunları yapacak, inşaAllah, bekliyoruz, inşaAllah. Böyle kavruk, bereketsiz bir İslam anlayışı çocukluğumdan beri ben görürdüm, Ankara’da cahil, çok geveze Hocalarla karşılaştım. Karikatürlerdeki gibi tipler olurdu genellikle. Ankara’da Hacı Bayram Cami’nin yanında kitapçılar vardı, orada konuşurdum, böyle tiplere rastlardım. Genel vasıfları, dedikoducu oluyorlar. Sürekli dedikodu yaparlar, onun bunun dedikodusunu yaparlar. Bakış açıları çok katı. Sevgisiz, sanat, bilim yok, estetik yok. Sonra elhamdülillah, biz ortaya çıkınca, bunların yaptığı tahribat geniş çapta yok olmuş oldu. Yani yüzde 80-90 yok olmuş oldu. Şu anlarda da aşağı, yukarı yüzde 100’e yakın tedavi ettik sayılır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Alemde viran bir yer kalmayacak, Hz. Mehdi (a.s) her yeri onaracak, abad (mamur ve şen) edecek.”
ADNAN OKTAR:Özellikle güzel şehirlerde berbat binalar oluyor. Estetikten uzak, çok biçimsiz yerlere yapılmış binalar. Onların yıkılıp, şehrin genişletilmesi çok önemli. Kıyamet yakın, tamam ama 70 sene de az vakit değil, inşaAllah. Bir 70 sene güzel olsun, güzel kalsın. Sonra zaten bozarlar, bozacaklar. Kabe’yi de yıkacaklar, camileri de yıkacaklar. Ayasofya Cami’ni yıkacaklar, Sultan Ahmet’i yıkacaklar, Ortaköy’deki deniz kenarındaki Cami’yi yıkacaklar. Kabe başta olmak üzere türbe, mescit hiçbir yer bırakmayacaklar. Müslüman bırakmayacaklar. Müslüman’ım diyeni katledecekler. Müslümanlar kendilerini gizleyecekler. Çok azgın bir nesil gelişecek. Sokakta cinsel ilişkiye girecek derecede sapıtacaklar. Tam İslam’la, Kuran’la alay ederlerken, “bir Adnan Hoca varmış, söylemiş. Kıyamet 2120’de kopacakmış” diyecekler, yerlere yatarak gülmeler, “ne zaman olacakmış bu” diyecekler. Bir de bakacaklar, büyük bir gürültü, acayip gürültü, ilk çarpma. Bet, beniz kül gibi gidecek. Sokağa çıkacaklar çok büyük deprem, dokuz şiddetinde, on şiddetinde. Bir türlü durmuyor. Bakacaklar, dünyanın yörüngesi de değişmiş yani çarpmanın etkisiyle, dönme şekli de değişmiş. Bakacaklar, güneş batıdan doğuyor, hiç alakasız bir yerden. Ama bunlar tabii çok kısa sürecek, şiddetli deprem, ilk çarpma. “Sonra onu ikinci çarpma izleyecek” diyor Cenab-ı Allah. “Sonra denizlerin yandığını göreceksiniz” diyor Allah. Denizlerden magma fışkırmaya başlıyor. Allah; “siz onları sarhoş zannedersiniz, aslında sarhoş değillerdir” diyor. Korkunun şiddetinden, ne konuştuğunu bilmiyor. Yer- gök karışmış vaziyette. “Meleklerin saf saf indiğini görürsün” diyor Allah. Melekleri de görünce, akıl gidiyor artık. Ploklonik hareketler başlıyor, kontrolsüz hareketler. “Çocukların saçlarının beyazlandığını göreceksiniz” diyor Cenab-ı Allah, bir mucize olarak. Bembeyaz oluyor saçları, garip bir görünüme giriyor çocuklar. Çocukların ruhları alınıyor, alamet olarak da saçları bembeyaz. Kirpikleri, saçı, her yeri bembeyaz oluyor. Onun arkasından da büyük bir gürültüyle kıyamet tamamlanmış oluyor. Darmadağın oluyor dünya, dağılıyor. Dediğimizin doğru olduğunu, 2120 nesli görecek.
ALTUĞ BERKER:“Gebeler yükünü bırakır” diyor, Cenab-ı Allah.
ADNAN OKTAR:Evet. Kuran’da üslup çok nezaketlidir, yani “vücut kontrolü tamamen kaybolacak” diyor, Cenab-ı Allah. Enaniyetli olanlar, rezil, rüsva olacaktır. En kabadayısı bile, acayip korkak ve zavallı hale gelecek. Müthiş bir ortam meydana gelecek. “Eyvahlar bize. Allah’ın vaat ettiği doğruymuş” diyorlar. “Vaat edilen doğruymuş, Kuran’da söylenenler doğruymuş” diyorlar. Daha önce, bir saat önce alay ediyordunuz, değil mi, şimdi ne oldu? Birden değiştiniz. Demek ki doğruymuş, değil mi? Her vaat edilenin doğru olduğunu görecekler. Hz. Mehdi (a.s) doğru, İsa Mesih (a.s) doğru, Yecüc- Mecüc doğru, duman zuhuru doğru, kıyamet doğru, verilen tarihler doğru, inşaAllah. Bediüzzaman’ın verdiği bütün tarihler doğru çıkmıştır, hiç birinde bir eksiklik olmamıştır. İki tarih veriyor; “Cengiz ve Hülagü devirlerine bakar. Eğer beraber olsalar miladi 1971 olur. O tarihte dehşetli bir şeye haber verir” diyor. “Eğer şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, 20 sene sonra tokatları dehşetli olacak” diyor, Bediüzzaman. 1997, 28 Şubat’ı haber veriyor. Tağut kelimesinden çıkarıyor. O devirde Müslümanlara, müthiş bir baskı olacağını söylüyor, 1997 tarihinde. Kuran’dan ebcedle çıkarıyor. 2001 tarihi veriyor, 2011, 2021, “Hz. Mehdi (a.s) benden, 100 yıl sonra çıkacak” diyor. Kaç yılında söylüyor bunu? 1909-1910 tarihlerinde söylüyor. “100 yıl sonra” diyor.
ALTUĞ BERKER:Kendi vefat tarihini de söylüyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, “mezarım yıkılacak” diyor. Mezarının gizli kalacağını söylüyor. “Mezarımı yıkacaklar” diyor, tarihini de söylüyor. “Şu tarihte de öleceğim” diyor, inşaAllah. “Talebelerine sen şunu yapacaksın” diyor. “Sen şunu yapacaksın, ileride şunlarla karşılaşacaksınız” diyor. Bütün dediklerini görüyorlar.
ALTUĞ BERKER:“Bana söylediği her şey çıktı” diyor, Salih Özcan Ağabeyimiz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Seyyid Salih Özcan’ın alnına vurmuş, “keçeli, ben Hz. Mehdi (a.s)’ı göremeyeceğim ama sen göreceksin” demiş. Ama tabii anti-Mehdi cephe, onu kendilerince tevil etmeye çalışıyorlar, anlamazdan geliyorlar. Hiç önemi yok. Mehdiyet gürül gürül ilerliyor. Dr. Sefa Saygılı’ya rağmen, Cübbeli’ye rağmen, Osman Ünlü, şaşar beşer-Faruk Beşer, bütün bunlara büyük bir sürpriz olacak Mehdiyet, acayip şaşıracaklar. Bütün milletimiz heyecanla beklesin o günleri. Bakın Cübbeli ne hale gelecek, üsluba falan bir dikkat edin. Kafasında fesle gezen o bunak, bakın ne hale gelecek.
ALTUĞ BERKER:The Economist Dergisi’nde, Sayın Başbakan’ı eleştiren bir yazı yayınlanmış. Başbakanın otokrat olduğunu söyleyen bu yazıda, Türk halkına da bir tavsiye vermişler. “Türkler için en iyi yol, muhalefete oy vermektir” diyorlar. İsmet Berkan gibi Doğan Grubu yazarları da şimdi bu yazıyı yoğun olarak kullanıyorlar.
ADNAN OKTAR:Sevimli Birgül, kıskanç Birgül, tamam, anlatayım. “Hocam, öncelikle kandilinizi kutluyorum. Aklıma bir soru takıldı. Affınıza sığınarak soruyorum. Mehdiyet devrinde kadınlarla karşı karşıya sohbet olacak mı? Aydınlatırsanız memnun olurum. Hayırlı geceler. Çünkü dinimizde şeriat var” diyor. Şeriat; Kuran’dır. Kuran’a baktın mı? Bakmadın. Birgül Kuran’a bakmaz. Cübbeli Ağabey’inin hurafelerine bakar. Hz. Musa (a.s), iki tane Peygamber kızıyla karşılaşıyor. Ne yapıyor? Yüzlerine bakarak konuşuyor. Onlar da ona bakıyorlar ve beğeniyorlar Hz. Musa (a.s)’ı. “Baba, güçlü” bakmadan güçlü olduğunu nereden bilecekler? “Ve güvenilir bir insan, onu yanımıza alalım” diyorlar, bir. İkincisi; Hz. Yusuf (a.s)’da; bütün hanımlar bakıyorlar Hz. Yusuf (a.s)’a. Hz. Yusuf (a.s) da onlara bakıyor, evin hanımı da bakıyor ona. Bayağı da samimi olmuşlar, üsluptan anlaşılıyor. Ama kadın artı olarak, cinsel ilişkiye girmek istiyor, Hz. Yusuf (a.s) haram olduğu için kabul etmiyor ama muhatabı, konuşuyor. Hanımlar ne diyorlar? “Allah’ı tenzih ederiz, bu ancak bir melek, o kadar güzel” diyorlar. Oradaki kadınlar Müslüman kadınlar, Allah’ı tenzih ederek konuşuyorlar ve meleğe benzetiyorlar. Allah’ın tecellisi olarak, çok beğeniyorlar. Hatta heyecandan ellerini kesiyorlar. Birgül beni dinliyorsun değil mi? Sevimli Birgül. Burada olsan çok şahane olurdu ama inşaAllah, ekrandan dinliyor şimdi, televizyondan dinliyor. Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyor? Sebe Melikesi’ni, Sebe’den davet ediyor. Başkasını da davet edebilirdi ama onu davet ediyor. “Gel” diyor. Kristal camdan, sürpriz bir zemin hazırlatıyor. Bakan havuz zanneder, görünüşü öyle görünüyor. Işık, saydamlık ve ışık hareketi tekniğiyle, camda su sanki dalgalanıyor gibi görünüyor ve ışık çarpmalarıyla bayağı normal, bildiğin su. Görünüşü öyle. Mükemmel bir teknik kullandırmış. Şu an bile yapamıyorlar öyle bir teknik. Yaklaşıyorlar ama tam anlamıyla yapamıyorlar. Kadına diyor ki, bak yüzüne bakıyor, konuşuyor, “suya gir Belkıs” diyor. O da bacaklarını açıyor, suya girmeye kalkıyor. Hz. Süleyman (a.s), ona şaka yapıyor. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Hz. Süleyman (a.s) gibi, evlatlarımdan Muhammed Mehdi dünyaya hakim olacak” diyor. Dedesine benzeyecek, dedesine, Hz. Süleyman (a.s)’a benzeyecek, inşaAllah. O da öyle havuz yapacak camdan, o da hanımları çağıracak, “girin havuza” diyecek, onlar da bacağını açacaklar, havuza girmeye kalkacaklar. Şaka yapacak o da, aynısı olacaktır. Kuran’ı beğenmiyorlarsa, o ayrı mesele. Yobaz takımında öyle bir sorun vardır; Kuran’dan utanç duyarlar. Kendi kokmuş ağızlarından, o lağım gibi ağızlarından utanç duymazlar da, Kuran’dan utanç duyarlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlatlığının hanımıyla evlenmesinden utanç duyarlar. Allah onu överek anlatır, onlar utanç duyar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzel kadınlarla evlenmesinden utanç duyarlar, ağırlarına gider, onu bin bir türlü tevil etmeye kalkarlar. Hz. Süleyman (a.s)’ın 1000 tane hanımı vardı. Bunu söylemekten utanç duyarlar, ağırlarına gider. Hz. Hasan (r.a)’ın 300 hanımı vardı. Bunu da söylemekten utanç duyarlar. 300 hanımla evlendi. Bunlarda sevgi olmadığı için, kadın sevgisini anormal karşılıyorlar, acayip karşılıyorlar. Ben de çok güzel karşılıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’de de vardı, müthiş bir kadın sevgisi vardı ve bunu da açıkça söylemiştir. “Bana dünyada üç şey sevdirildi. Bir; gözümün nuru namaz, iki; saliha, güzel kadın, üç; güzel koku. Bu üçünü sevdim” diyor. Cenab-ı Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne diyor? “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, gördüğünde ne kadar beğenmiş olsan da, artık bundan sonra sana hanımlarla evlenmek yasak” diyor, Allah. “Ama kendini hibe eden ve cariye olarak alacağın hanımlar müstesna, onlar ayrı, onları istediğin kadar al” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e. O da bol bol alıyor. Görüyor, bakıyor, hatta sahabelerden bir tanesi bir cariye alıyor. Diyorlar ki; “sen ne yaptın?” Acayip güzel annemiz, cariye ama fevkalade güzel, “Sen ne yaptın? Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e layık” diyorlar. “Pardon, özür dilerim” diyor, hemen ayrılıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e getiriyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) de; “aldım, gitti” diyor, maşaAllah. Bu kadar. İftihar ediyoruz, helal olsun, milyonlarca, trilyonlarca, sonsuz kere helal olsun. Çok güzel yapmış, çok güzel yapmış. Hz. Süleyman (a.s) Peygamberimize, dedeme helal olsun, 1000 hanım. Keşke 10 bin hanım alsaydı. Helal olsun, maşaAllah. Allah aşkıyla, Allah sevgisiyle alıyorlar ve o kadınlar onlarda olgunluğu, tutkuyu, derinliği, aşkı buluyorlar, iyiliği buluyorlar. Çünkü hayat çok kısa. Yirmi yaşındaki bir kadın, iki on sene sonra, kırk yaşına giriyor, bitiyor. Ne var hayatta? Ama Peygamberle evli olduğunda, kırk trilyon sene değil, kırk çarpı kırk trilyon sene değil, ömrünün sonuna kadar kırk çarpı kırk trilyon sene desen, meydana çıkan rakamı düşün o kadar da değil, onunla kıyaslanmayacak derecede, sonsuza kadar Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber yaşıyor ve Peygamberimiz (s.a.v.), ona binlerce insan şeklinde görünüyor, binlerce beden, binlerce beden. Hangi hayat güzel? Bu güzel. Öbüründe ne var? Kıro, hanzo bir herifle evlense, leş gibi ağzı kokan, akılsız bir ahmakla evlense, var ya öyle sığır gibi, eni boyu belli değil ama et kafa, eşek kafa, sürünecek, değil mi? Dengesiz tipler var ya öyle. Hakikaten var, boyu posu hepsi tamam ama kafa saman. Sevgiyi bilmez, yapmacık artistik hareketler, yapmacık konuşmalar. Onun yerine Peygamberimiz (s.a.v.)’i tercih ediyor. Ne kadar güzel yapmışlar. İftihar ediyoruz ama zamanla bambaşka bir sisteme olayı sokmuşlar. Hacda kadınlar beraberler. Açın, bakın hep beraberler. İç içeler kadınlarla erkekler. O nasıl oluyor? Oradan peştamalla kaçacaksın o zaman öyle mi? Orada berabersiniz, yüz yüze. Alın fotoğraflarını göstereyim. Hepsi beraber değil mi? Birlikte hac ediyorlar. Kimse bana, boş yere akıl vermeye kalkmasın, benim verdiklerim Kuran’dan açık deliller ve fiili deliller bunlar. Kendine güvenen bir hanım, kendine güvenen bir beyle, çok akıllıysa ikisi de, rahatça görüşür ve konuşur, hiçbir şey de olmaz, inşaAllah. Ama bazı sığır tipler var, onlar için aynı şeyi söyleyemem. Herif dala bırakılmış iguana gibi geldi mi hemen saldırıyor. Mesela bir kadın gördüğünde saldırıyor. İguana da, dişi bir iguana gördüğünde, hayvan ne yapar? Hayvanlığını gösterir, zapt edemezsin. Bunlar da öyle, zaten etrafına da iguana gibi bakıyor adam. Öyle hanzoları tabii ki engellemek lazım. Sığır için özel bir yöntem gerekir, o doğru. Ben, aklı başında Müslümanlar için olanı söylüyorum. Sığıra tabii ki önlem alacaksın, öküze tabii ki önlem alacaksın. Adam öküz gibiyse, önlem alınır. Zaten bayanlar onlara karşı önlem alır. Bakar, herif öküz, sığır, anlıyor, hemen yolunu değiştiriyor. Mesela, Hz. Musa (a.s)’ın olayında, mübarek dedemin olayında, Hz. Musa (a.s) nasıl yapıyor? Geliyor, hanımlar muhabbetle, sevgiyle bakıyorlar. Hanzo takımı çobanlar var orada; çobanlık mübarektir, adamlar hanzo yani sığır takımından. Yanlarına yanaşmıyorlar. Müslüman akıllıdır, uzak duruyor. Belli ki ahlaksızlık yapacak, uzak duruyor, tehlikeli ama Hz. Musa (a.s)’a bakıyor elinden, yüzünden nur akıyor, heybetli sevgi dolu, nezaketli hemen yanına gidiyor, konuşuyorlar. Hemen yardımını kabul ediyorlar. “Hayvanlarınızı ben sulayayım” diyor. “Tamam, hemen buyurun” diyorlar. Babalarına diyorlar; “baba, görünüşü bayağı güçlü ve çok güvenilir” diyorlar. İki elleriyle gözlerini kapatmıyorlar. Bakıp, baktığını, gördüğünü söylüyorlar. Birgül, anladın değil mi? Güzel Birgül, eğer anlayamadıysan yine yazı gönder anlatayım.
ALTUĞ BERKER:Siz anlatmıştınız Hocam. Hz. Musa (a.s) da ondan az evvel dua ediyor. “İndireceğin her hayra muhtacım” diyor, Cenab-ı Allah’a, Allah duasına icabet ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdülkadir Sudaduran: “Selamun Aeykum Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Zaman Gazetesi, bütün Türkiye’deki bütün kardeşlerimize hitap eden gazete olduğu için, farklı görüşteki Şahin Alpay’ın yazılarına da yer veriyor. Şahin Alpay’ın düşünceleri kendini bağlar." İşte öyle olmuyor koçum, öyle olmuyor. Senin zannettiğin gibi olmuyor. Kendini bağlamıyor, her yeri bağlıyor. 1 milyon basan gazetede, bu nasıl kendini bağlar, olur mu? Onu alan halktan bir insan, Fethullah Hocamız’ın garantisinde çıkan bir gazete yani onun himayesinde çıkan bir gazete, Müslüman bir gazete olarak biliniyor. Şahin Alpay’ın dediğini, adam hüccet olarak bakacaktır. Nasıl onu tefrik etsin? O gazetenin, resmi görüşü olarak onu alır. O zaman biz hiçbir yazara güvenemeyiz. O zaman bize desinler ki; “kardeşim, şu şu yazarlar güvenilirdir, şunlar güvenilmezdir. Bunları okumayın.” Yanlarına bir çarpı işareti koyun, anlayalım. Biz, oradaki bütün yazarlara güveniyoruz. Abdullah Aymaz Ağabey de yazıyor, o da yazıyor. Biz nasıl fark edelim onu, nereden bileceğiz? Öyle mantık olmaz. Biz burada yayındayken, komünist propaganda başlasa arkasından, bunun mantığı olur mu? Ben de desem ki; “o adam, konuşanı bağlar.” Konuşanı bağlamaz, beni bağlar. Ben müsaade ediyorsam, bir anormallik vardır. Olur mu öyle şey? “Zaman Gazetesi’nin misyonunu anlamak için, sadece bir yazarın, bir yazısından anlayamayız” diyor. Kardeşim, bak derler ki, Şahin Alpay’ı tenzih ederim de; “sinek küçüktür ama mide bulandırır” derler. Adam konuşur konuşur, haşa, dini inkar eden bir söz söyler. Bütün yapıp ettiği gider, olur mu öyle şey? Zaman Gazetesi zaten, ortalı giden gazete. Güzel, normal, ona biz bir şey demiyoruz. Çünkü zor şartlardan geçtikleri için makul, etraftan şimşekleri çekmemek için, dikkatli politika izliyor olabilirler. Türk İslam Birliği’ni de zaten savunmuyorlar. Ondan da belki çekiniyor olabilirler. Kardeşim bu açıklama peki neyin nesi? Madem ılımlı gidiyorsunuz, bu olayın ılımlılıkla bağlantısı var mı? Adam çok net konuşuyor. Nitekim kulağını hafifçe çektikten sonra, ifadeyi ertesi gün değiştirdi. Bakın, lafını, sözünü düzeltmiş. Sesimizi çıkartmazsak, adam ertesi gün borazanın sesini daha da güçlendirecek. Daha önce de öyle, uyarmazsak acayip olaylar olmuştu. Uyardık, yine özür dilediler. Evrim teorisi ile ilgili de zaman zaman yayın yapıyorlar, uyarıyoruz, vazgeçiyorlar. Hatta bir yazı çıkarttılar; “İnsan mı? Maymun mu? Ne insan, ne maymun.” Bu ne demek? Evrim teorisinin özetini anlatmış oluyorsun. “Ne insan, ne maymun” lafa bak. Uyardık, ondan sonra yapmadılar. Dolayısıyla böyle şeylerde sessiz kalmamızı beklemeyin. Böyle bir olay olmaz. Türkiye’de, Fethullah Hoca’yı benden fazla savunan kimse yok. Varsa getirin. Zaman Gazetesi bile, benim kadar savunamıyor, savunamaz. Savunuyorsa bana gösterin. Yok Türkiye’de benim gibi savunan, inşaAllah, alenen savunuyorum. Nur talebelerini de, Fethullah Hocamız’ın talebelerini de en iyi savunan benim. Gıkları çıkmıyor, birçoğunun gıkı çıkmıyor, değil mi? Zaman Gazetesi’nde de görmüyoruz. Ben savunuyorum. Ama anormal bir şey olduğunda da, ben susmam. Ne diyor? Özür dilememi istiyor. Ben özür dilettim bak. Asıl özür dilemesi gereken oydu ve özür de diledi. Yazısıyla özür diledi. Ben konuşmamla iftihar ediyorum. Bilinçli konuşuyorum, ne konuştuğumun farkındayım, özenle konuşuyorum. Yani sinirlenip, ağzımdan kaçmış değil ki, gidip özür dileyeyim. Seçerek konuşuyorum, inşaAllah. Özür dileyeceğim lafı ben konuşmam zaten, düşünerek konuşurum. Abdülkadir Sudaduran; suda mı duruyorsun, havada mı duruyorsun artık göreceğiz, inşaAllah. Kardeşim, bu kadar kritik bir dönemde, Türkiye’nin bölünme tehlikesi varken, o üslup ne? Ne konuşuyordu adam, bak bugün ne konuşuyor. Akşam uyardık, sabaha ağzı düzeldi. Özür dilemiş oldu, bu yönde güzel. Tekrar ediyorum, Fethullah Hocamız’ı da, cemaatini de en iyi savunan benim Türkiye’de. Bu cemaate muazzam saldırılar var, ben o cemaati savunduğum için, bir kişi de karşıma çıkamıyor. “Sen ne yapıyorsun?” diyemiyorlar, çünkü benim nasıl cevap vereceğimi biliyorlar. Fethullah Hoca’ya olmadık laf söylüyorlar, çok ağır sözler ediyorlar. Birçok kişinin gıkı çıkıyor mu? Zaman Gazetesi’nin gıkı çıkıyor mu? Çıkmıyor. Sessiz, sedasız bekliyorlar. Ama ben, ciğerine ciğerine oturtturuyorum. Aynı şekilde Necmettin Erbakan Hocamız’a karşı da. Akılla, fikirle, sevgiyle ciğerlerini söktüm ve görüyorsunuz ona muhalif olanlar, ne hale geldiler. Çünkü bazı kişilerde, sadakat yok, vefa yok, saygı yok veyahut bozuk, onun ayarını yaptım konuşarak, nezakete davet ederek. En az 100 bin kişiyi karşıma almışımdır, vız gelir, tırıs gider, hiç fark etmez bana. Milli Gazete’yi de haşladım ben “Erbakan Hocamız’ın resimlerini, yazılarını yayınlamıyorsunuz” diye anlattım, onlar da yayınlamıyorlardı.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri konusunda da, anmalarını da söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, Bediüzzaman’ı da anmıyorlardı. Vefat yıldönümünde Zaman Gazetesi’nde tek kelime çıkmadı, ben ağır bir dille eleştirince, gece yarısı yayına koydular. Benden susmayı beklemesinler. Şaşar beşer çıkıyor, Bediüzzaman’a karşı adam tavır alıyor, biz de susacağız, böyle bir konu olmaz. Özür dilemesi gereken de, zaten özür diliyor benden, görüyoruz, inşaAllah. Cübbelisi, kubbelisi falan hepsi aynı şekilde. Mesela Milli Gazete’yi ben severim. Yemeklerimize gelirler, sohbet ederiz, konuşuruz ama Erbakan Hocamız konusunda, gazeteyi ben karşıma aldım, bir kalemde sildim. Ne dedim? “Erbakan Hocamız’a ben bu lafı yaptırmam, bu hareketleri yaptırmam. Resmini de koyacaksınız, yazısını da koyacaksınız. Bu utanç verici, ayıp yaptınız” dedim ve vazgeçtiler. Kapaktan koydular sonradan Erbakan Hocamız’ı. Tek kelime yazı yazmıyorlardı. Resmi internet sitesinden de silmişlerdi. Orada da “ayıp yapıyorsunuz. Vefaya, sadakate bu yakışmaz” dedim. Orada da Erbakan Hocamız’ın yazılarından bol miktarda koydular. Sonradan tam hakkını teslim ettiler. Cübbeli uyuyordu o dönemde. Güya Erbakan Hocam’ın taraftarı bir üslubu vardı ama Numan Kurtulmuş ortaya çıkınca, bu sustu. Neticeyi bekliyordu. Erbakan Hocamız’ın pasifize edilmesini bekliyordu. Ben, Erbakan Hocamız’ın kükremesine vesile oldum. Gürül gürül partinin başına geldi, ezici oyla baş oldu.
ALTUĞ BERKER:Tamamı oyların.
ADNAN OKTAR:Tamamıyla. Numan Kurtulmuş da dörtte bir oyla mı, beşte bir oyla mı?
ALTUĞ BERKER:Tam dörtte bir.
ADNAN OKTAR:Dörtte bir oyla kazandı, sonradan da partiden gitti. Sonra “bu kafayla, o silinir” dedim. Göreceksiniz, seçimlerde sıfır virgüllü falan bir oy alır, silinir, inşaAllah. Kim olursa olsun, babam olsa, karşıma alırım haksızlık ve adaletsizlik varsa. Benim öyle çekinecek bir şeyim yok ve bu konuşmalarım sayesinde bu dengeyi sağlayabiliyoruz. Biz bırakmış olsaydık kim bilir neler olacaktı. Evrim teorisini alenen savunuyorlardı. Türkiye Gazetesi savunmaya başlamıştı. Zaman Gazetesi’nde çıkıyordu evrimle ilgili haberler, kaç tane. Aksiyon Dergisi, Fethullah Hocamız’ın cemaatine ait. Kapakta, manşetten vermiş, “Ne insan, ne maymun.” Bunu duyan ne olur? Ne anlamı bunun? Bunu biz, ben durdurdum, Allah vesile etti. Ama Fethullah Hocamız’ın kılına birisi dokunmaya kalksa, yine kükrerim, talebelerine yönelik bir şey olursa, yine kükreriz ama anormal bir şey olduğunda da, tavır koyuyorum. Ben, Türkiye’nin bölünmesine karşı hassasım. En ufak bir harekette tavrımı alırım ve Türkiye’yi bölmeye kalkanları, Allah helak etsin. Bunu söylüyorum. Allah hidayet versin ama hidayet vermiyorsa da Cenab-ı Allah, helak etsin. Çünkü Türkiye bölündüğünde, bitti hiçbir şey kalmaz. Din, iman, mukaddesat, hayat, namus, hayatın tamamı kurur ve böyle bir şeyde, 3. Dünya Savaşı çıkar ayrıca, söyleyeyim. Yani Türkiye’nin bölünmesi durumunda Allah esirgesin, 3. Dünya Savaşı çıkar ve oluk gibi kan akar, Allah vermesin. Dünya 7 milyarsa, en az 6 milyarı gider. Sakın böyle bir deliliğe kimse tevessül etmesin, çok büyük felaket getirir. Çünkü Türkiye’de bunu kabul edecek kimse yok. 70 milyonun kanı akmadan, 70 milyonu şehit olmadan, bunu kimse kabul etmez. 70 milyonu şehit ettikten sonra, ne yapıyorlarsa yaparlar, ona karışamayız tabii ama bunun dışında müsaade etmeyiz. “Deli deliyi görünce, değneğini saklar” derler. Bana adamlar delilik yapıyorlar, ben de onlara gerekeni yapıyorum, inşaAllah. Onlar da o zaman, değneğini saklıyorlar. Ben, Allah’ın delisiyim, otuz kere söyledim, inşaAllah. Hayır, yanlış bir şey söylüyorsam, bana söylesinler. Bak adam hemen ertesi günü anında otomatik düzeltti. Çünkü “günlerce uğraşacağım, anlatacağım” dedim. İlimle, bilgiyle, akılla; gidip gırtlağına çökecek halim yok, inşaAllah. Ben öyle durumu idare edici bir tip değilim. İdare-i maslahatçı falan, biz alışık değiliz öyle şeylere, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce, hanımlarla ilgili konuya binaen, Üstad Hazretleri’nin, “İstanbul’u hanımlar fethedecek” sözünü, Fırıncı Ağabey röportajında söylemiş.
ADNAN OKTAR:O çok manidar. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri daha çok kadınlardan olacak, hanımlardan olacak, inşaAllah. Biz de öncüsü olduğumuza göre. Beni hanımlar sever genelde, onu söyleyeyim. Birgül kıskanmasın. Yani acayip severler, aşkla severler, Allah aşkıyla. Bir tane, on tane, üç yüz, dört yüz, beş yüz değil; binlerce hanım çok sever, canı gibi severler inşaAllah. Ben de onları çok seviyorum, Allah’ın tecellisi olarak görüyorum. Ama İttihad-ı İslam olduğunda, öyle yobaz bir zihniyet olmayacak. Kafanızdan bir kere bunu silin. Hz. Süleyman (a.s) devrinde hanımlar nasıldı, öyle olacak. Hz. Yusuf (a.s) devrinde nasıldı, öyle olacak. Resulullah (s.a.v.) devrinde nasıldı, öyle olacak. Ama sizin hurafelerinizle, yobaz hikayelerine göre değil. Neye göre olacak? Kuran’daki anlatıma göre olacak. Asrı saadete göre olacak, inşaAllah. Baksana, Müzeyyen başörtüsüyle geliyor, adam diyor ki; “harama girmiş” diyor. Ne olması gerekir? “Çarşaf giymesi gerekiyor” diyor. Çarşaf giyse kabul edecek misin? Yok. O zaman da, “bir tek gözleri açıkta kalması gerek” diyor. Gözü açık olunca oluyor mu? O da kurtarmıyor. Bir gözünü kapatıp, tek gözü kalması lazım. Tek gözle dünyaya bakılır mı? İnsan yolunu şaşırır, tek gözle ne kadar zor. Zaten onu da kabul etmiyorlar, ayrı mesele, ama tek göz var, açıkça göstereyim. Sanatı kaldırıyorsun, bilimi kaldırıyorsun, neşeyi kaldırıyorsun, sevinci kaldırıyorsun, dini kaldırıyorsun sen, hayatı yok ediyorsun. Ne yaptığının farkında mısın? Sizin batırdığınızı biz düzelttik. Mahvettiniz ortalığı, biz düzelttik. Müslüman diye bir şey bırakmayacaktınız. Evanjelikler kökünüzü kazıyacaklardı, Allah bizi vesile etti. Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Çünkü nerede tiksini verecek şey varsa, nerede anormal şey varsa, üstlerinde oluyordu. Yalancılık, dedikoduculuk, üçkağıtçılık, iftiracılık, pislik, bakımsızlık, perişanlık, estetikten uzak olmak, sanata, bilime düşman olmak, nerede anormal şey varsa, üstlerinde. Biz de bunu temizliyoruz. Yani tiksinti verecek halden kurtarmaya çalışıyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Danimarka’dan gelen İzzet isimli kardeşimizin, 1 ay önce doğan Mehdi isimli oğlu çok hastalanmış. Hastaneye kaldırmışlar. Şu an yayında, sizden dua bekliyorlarmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ah benim canım, ah benim güzelim. Neymiş rahatsızlığı?
ALTUĞ BERKER:Öğreneyim Hocam, inşaAllah. Detayını alırım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah imtihan olarak yaratıyor. Her türlü aczi imtihan olarak yaratır, hayır vardır, onu düşündürmek için yaratıyor, etrafı düşündürmek için, dünyanın geçiciliğini göstermek için yapıyor Allah. Çocuk ölmez değil, çocuk da ölüyor. 15 yaşında ölünmez diye bir şey yok, 15 yaşında da ölünür. 20 yaşında ölünmez diye bir şey yok, 20 yaşında da ölünüyor. İlla ki yaşlılar ölür diye bir şey yok. Kimin nerede, ne zaman öleceği hiç belli olmuyor. 20 yaşında, bakıyorum, kanser oluyor, ur çıkıyor, bir şey oluyor. Çocuklarda da olabilir ama Allah ömrünü uzun etsin, Allah şifa versin. Allah, tıbbı vesile eder, hiçbir şeyi de kalmaz. Şifa bulur, çıkar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Allah nasip etse biz Cennet’e gitsek, Cennet sandalyesinde otursak, çok hoşumuza gider. Cennet insanlarını görsek, sevmeye doyamayız. Ama bu, burada aldığımız terbiyeden kaynaklanıyor. Orada aldığımız iltifat çok hoşumuza gider. Cennet müziğini, Cennet kokularını, Cennet yemeklerini çok beğeniriz, hiç bıkmayız. Çünkü sürekli dünya ile kıyaslayacağız. Sürekli dünya ile kıyasladığımız için bıkmak yok. Cehennem’e de sürekli bir pencere var. Cehennem’i de göreceğimiz için, şükrümüz artıyor” dediniz Hocam, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten burası kurs gibi, yani dünya Cennet kursu gibidir, eğitim alıyoruz. Aslında daha önce de anlattım. Irmaktan bir insan zevk almaz, eğer dünyada eğitim almazsa, iman olmazsa, Allah’ı sevmezse. Güzel insandan da zevk almaz. Benim size karşı bu kadar coşku duymamın, zevk almamın sebebi; Allah’a olan sevgim, Allah harika yarattığı için. Yoksa insan, insandan korkabilir yani çok anormal gelebilir bir insan bir insana. Allah sevgisinden dolayı, biz bu zevki tadıyoruz. Allah bir nur veriyor kalbimize, bir güç veriyor, bilemediğimiz bir güçle, imanımızdan dolayı o varlıktan, şiddetli zevk almaya başlıyoruz. Mesela tavşanı gösteriyorlar, etek giymiş, acayip tatlı, kuzular acayip tatlı ama o gücü Allah veriyor. Yoksa kuzuyu görüp dehşete kapılırsın, korkarsın. Tavşanı görürsün, kaçacak delik ararsın. Kalbine sevgiyi veren; Allah’tır. İmanın karşılığında, Allah onu veriyor, Allah’ı sevdiğimiz için veriyor. Yoksa cennet koltuğundan adam hiçbir şekilde zevk almaz, oturmak dahi istemez. Ama Allah o zevki veriyor kalbimize, muhabbet veriyor. Her şey Allah’la bağlantılıdır, tamamı. Mesela burada konuşuyoruz, konuşturan da Allah’tır. Konuşmamı beğendiren de Allah’tır. Konuşmamda etki meydana getiren de Allah’tır. Şahin Alpay’a o yazıyı yazdıran Allah, ona cevap verdiren de Allah, onu düzeltmesini sağlayan da Allah, vesile ediyor Allah.
Selçuk Solmaz, Kartal, İstanbul: “’Kıyamete yakın Kabe’nin yıkılacağından, camilerin harap edileceğinden’ bahsediyorsunuz Hocam ama kardeşlerimiz ‘inşaAllah’ diyorlar. Bu şekilde söylenebilir mi?” diyor. “Allah’ın izniyle olacak” diyor. Yani inşaAllah demek; Allah’ın izniyle, kaderde olan olacak anlamındadır. İnşaAllah; bazen halk arasında da “öyle olsun, öyle olsa iyi olur” anlamında kullanılır. İnşaAllah’ın anlamı o değildir. İnşaAllah’ın anlamı; Allah’ın yaratmasıyla, Allah’ın gücüyle olacak. Yani küfrün böyle bir gücü yoktur. Küfrün camii yıkma gücü yoktur. Camiyi yıkan; Allah’tır. Camiyi yapan da; Allah’tır. O gücü onlara verecek olan; Allah’tır. Yani şirk koşmamak için kardeşlerimiz inşaAllah, diyor. Çünkü “Allah yapar, küfür yıkar” dersen, “Allah’ın gücü yoktur burada, Allah güç yetiremez küfre” dersen, küfre düşersin. Küfre düşmemek için, inşaAllah denir. Şirk; müşrik olursun aksi durumda. Camiyi yapan Allah. Camiyi yıkan kimdir? Küfür. Küfre gücü veren kim? Allah. Camiyi kim yıkıyor? Allah yıkıyor, inşaAllah. Bunu bileceğiz.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi göstermek istiyorum; www.Kambriyen.com.Kambriyen dönemi; günümüzde yaşamakta olan tüm çok hücreli grupların birdenbire ortaya çıktığı, jeolojik dönemin adı. Bu ortaya çıkış öylesine ani ve geniş çaplı olmuştur ki, bilim adamları buna kambriyen patlaması adını vermişlerdir. Ünlü evrimci Paleontolog Stephen Jay Gould bu olayı, “yaşamın tarihindeki en dikkate değer ve şaşırtıcı olay” olarak anlatmış. Bu sitemizde kambriyen dönemi, çok detaylı bir şekilde anlatılıyor, maşaAllah. Şunu önemle belirtelim Hocam, kardeşlerimiz tüm internet sitelerindeki yayınlanan tüm materyali, siteyi, referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirler, inşaAllah. Siteyi tekrar ediyorum, www.kambriyen.com ,inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bana fetva sormayın Allah aşkına. Fransa’dan fetva soruyorlar. Fetvanın alimini arıyorsanız, adresi veriyorum ben size, kimdir?
ALTUĞ BERKER:Mehmet Talu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamız, o büyük alimdir, takvadır, ilmi derindir. Müceddid ayarında talebeleri var. Kendisi de müçtehid, müceddid ayarında bir alimdir. Ona sorarsanız, sağlam bilgi alırsınız.
“İsmim Melina” diyor. Melina ve Aziza, Fransa’dan soruyor. “Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin içinde bayanlar olacak mı?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste belirtmiş; “İçinde kadınların da bulunduğu 313 kişiyle dünyaya meydan okur” diyor. Bir rivayette de 314 diyor ama 313, doğrusu 313’tür, inşaAllah. Yani içinde hanımların da bulunduğu bir topluluk.
MaşaAllah, sonradan Müslüman olmuş. İsmi Silvi’ymiş. Silvi, sonradan Müslüman olmuş kardeşimiz, bizi Fransa’dan şu an takip ediyormuş, Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Bak, “Allah tüm Müslümanları birleştirsin” diyor. Cübbeli duysun, Fransız bir hanım, sonradan Müslüman olmuş, “Allah tüm Müslümanları birleştirsin” diyor. Cübbeli’ye adeta zorlama gibi oldu yani binlerce kere söyledik, adam daha yeni söyledi, o da bir kere. Fransa’dan Günay, söyledim cevabı. MaşaAllah, Hollanda, Almanya, Azerbaycan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kedi videosu göstermek istiyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acayip tatlıymış. Tamamen açmasını istiyor. Çok şeker.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s)’ın üslubunun ve tavrının çok samimi olacağını buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Şöyle ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın tebliğ yöntemi, insanların kalplerinin derinliklerine işleyen ve Allah’a en samimi kalple yönelten türden olacak. Dinden uzaklaşmış olanlar, ibadetlerine, tatminkarlığa ve güvenliğe geri dönecekler” buyurmuş Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Birgül yeniden yazmış, sevimli Birgül. “Hocam cahilliğimi bağışlayın. İsmim Hasret. Yaşım 14” diyor. Fetva istiyorsanız söyledim, Mehmet Talu Hocam’a, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Allah vermesin öyle bir hal meydana getirmişlerdi ki, PKK'yı kudurttular, ülkeyi bölmek istiyorlardı ama Allah'ın planından haberleri yoktu. Allah'ın planı Türk İslam Birliği'nin olmasıydı, Türkiye'nin lider olmasıydı. Tam sofraya oturup böleceklerken, Hz. Mehdi (a.s) ilimle, bilimle, manen çatır çatır dişlerini kırdı ve Türkiye'ye bir şey yapamayacaklarını, Türkiye'nin özel inayet altında olduğunu anladılar, maşaAllah. İslam ahlakı hakim olmuş olsa, insanların ne beyninde ne de ruhunda kasılma olur. Her yerde bayram olur, neşe olur. Ayaklarını saran prangalar olmaz. Gemiye biner nereye gidebilirse gider. Bütün dünya onun evi olur. Bir insanın odası olması ayrıdır, bir de uçsuz bucaksız evi olması ayrıdır. Müslümanların, uçsuz bucaksız evi olacaktır. Afrika'da, Asya'da, Japonya'da, Amerika'da, her yerde evi olacaktır” dediniz, inşaAllah.
Demin hastalanan bebeği sormuştunuz Hocam. Çok fazla ateşi olduğu için, hastaneye kaldırmışlar. Doktorlar da bebeğin rahatsızlığını bulabilmek için, kafasından su almışlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah esirgesin, herhalde menenjit tarzı bir şey olabilir. Şimdi doktor gibi bilgi vermem biraz acayip olacak ama zannediyorum, mikrobun gücünü kırmak için, iki-üç çeşit yüksek dozda aynı anda verecekler. Çünkü öyle karıştırarak verince, daha etkili oluyor. Tek antibiyotiğe genellikle dirençli olabiliyorlar ama birkaç çeşide dayanamıyorlar. Allahualem netice alırlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Doktor olan ağabeyinizin bütün tıp kitaplarını okuduğunuzu ben görmüştüm kütüphanenizde, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz Hocam; “İnsanların çoğu özen göstermiyorlar, beğenilsin diye düşünmüyorlar. Halbuki beğenilmek, saygı ifadesidir. Onlara saygısından temiz ve bakımlı olur, kendine de saygısından tabii. Dünyada aşırı boşluk meydana geldi, bu ürkütücü bir şey. Kim bağırıyorsa, onu takdir ediyorlar, ‘amma konuştu lafı oturttu’ diyorlar. Ne gerek var buna, güzel söz, sevgi takdir edilir” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslüman intihara yanaşmaz. İntihar; cinayettir yani adam öldürmektir ve sonsuza kadar Cehennem’de kalır. En dangalakça hareketlerden bir tanesidir, en münasebetsiz hareketlerden bir tanesi. Müslüman’ın hiçbir zaman için öyle bir çözümü olmaz. Ne olabilir? En fazla acı çekiyorsa, ilaç veriliyor, değil mi? Fakirse, açlıktan kimse ölmez, nedir? Eşi ölmüş, eşini yaratan kim? Allah yaratıyor. Alan kim? Allah. Sana ait bir şey var mı orada? Yok. Ne derdine düşüyorsun? Eşinin ruhu da Allah’a ait, bedeni de Allah’a ait. Yaratmasaydı ne yapacaktın? Yaratmış, sana yaklaştırmış, sonra senden almış. Seni de alacak, sen de onun gittiği yere gideceksin, sen de ahirete gideceksin. Öyle garip hareketler, garip düşünceler olmaz. Müslüman, aklı başında olur.
ALTUĞ BERKER:Rüya gören bir yavru ayı filmi gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onların rüya görmeleri çok şeker oluyor.
“Müslümer Arıburnu/Balıkesir.” Allah hepimizi güzel kandillerle şereflendirsin yine, inşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz. “Hocam, 40 yaşına girmeye çok az kaldı” diyor ama öyle, 40 yaşına gelen kadının ne hale geldiğini biliriz. Erkekler de, biraz daha erkekler geç yaşlanırlar ama onlar da en fazla 50 yaşına geldiğinde çöküyorlar. 50 yaşında bir insan bilinir. Özellikle 60 yaşına geldiğinde, ne hale geldiği biliniyor. Bu bir gerçek, benim söylememe gerek yok ki zaten. Ben söyleyince ortaya çıkan bir şey değil, zaten bilinen bir gerçek. Hatta 25 yaşına gelince bile hemen genç kızlarda ciddi şekilde yaşlanma alameti hemen görülüyor, bayağı değişiyorlar. 27 yaşındaki bir genç kızda bakın, hemen anlaşılır. 7 senenin içerisinde, olağanüstü değişir. 20-27 acayiptir. Mesela 20 yaşında, iki 10 sene sonra hatta 15 sene sonra, bambaşka bir insan karşısına çıkar, çok acayip şekil değiştirir. Bu, dünyanın aczidir. Allah tarafından özel yaratılıyor, dünyayı sevmeyelim diye yaratılıyor. Saçını yıkamasa ne hale gelir bilinir. Kulağını temizlemese ne hale geleceği bilinir. Burnunu temizlemesi gerekiyor, ağzını temizlemesi, gözünü temizlemesi gerekiyor, koltuğunun altı temizlenmesi gerekiyor. Vücudunun her yerini temizlemesi gerekiyor. Vücut sürekli eskimeye ve yıkıma doğru gitmek istiyor, insan da onu sürekli ayakta tutmaya çalışıyor. Sürekli su veriliyor, yiyecek veriliyor bedene ölmesin diye, değil mi? Sürekli vitamin veriliyor, antibiyotik veriliyor. Antibiyotik vermezse, ölüyor. Bir vitamin eksik olduğunda yine ölebiliyor. Isısına dikkat etmek gerekiyor, uykusuna dikkat etmek gerekiyor. Birkaç gün uyku uyumazsa, bütün dengesi bozulur. Cereyanda kalmaması gerekiyor. Her yeri acz içinde, her şeyi acz içinde. Gün 24 saat, 8 saati uykuda geçiyor. 8 saat de çalışıyor. Geriye de bir şey kalmıyor, inşaAllah. Allah özellikle böyle yaratmıştır. Mesela hanımlar makyaj yapmazsalar, bazen insan tanıyamayacak hale geliyor neredeyse, bambaşka değişiyorlar, değil mi? Yüzü makyajla anlam kazanıyor. Allah özellikle acz içerisinde yaratmıştır. Makyajsız kadınla, makyajlı kadın arasında dağlar kadar fark var. Sabah kalkmış bir kadını makyajsız, biri görse “bu o mu?” der, yani acayip değişik. Aczidir bu. Bin bir türlü acz meydana getiriyor Allah. Her azasında, her organında bir acizlik meydana getiriyor ve insan ölmemek için, sürekli çaba harcıyor. Allah öyle yaratmış. Hemen akabinde de ölüyor zaten. Bütün gayretine rağmen, sonunda ölüme kendini bırakıyor. Kurs yeri burası, imtihan yeri ve vakit çok kısa. Burası eğlence yeri değil ki. Eğlence olarak görenler, intihar etmeye kalkma sebebi o, eğlence yeri olarak görüyor. Burası imtihan yeri. Bunu fark ederse, gönlü cennet gibi olur, çok rahat eder. Allah onu çok rahat ettirir. Ama burayı eğlence yeri olarak görürse, Allah, onun burnundan fitil fitil getirir, adeta sürünür, söyleyeyim. Dünya kaçar o kovalar, dünya kaçar o kovalar ama o, dünyadan kaçarsa dünya onu kovalamaya başlar ve çok rahat eder. Allah’ın yarattığı kanun. “Ben, Allah’a rağmen eğleneceğim” diyorsa adam, o olmaz işte, sürünür. Haşa “Allah’a meydan okuyarak eğlenirim” diyorsa, perişan olur. Allah’a tam teslim olunarak rahat yaşanabilir, mutlu yaşanabilir. Biz rahat, mutlu yaşamak için değil, Allah’ı sevdiğimiz için Allah’a teslim oluruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz; “Müslümanların elini, ağzını, gözlerini bağlamışlar, sonra dikmişler küfrün karşısına. Kuran'ın nefis anlatımını, Resulullah (s.a.v.)'in anlatımını bir kenara bırakmışlar, hurafeyi ele almışlar. Bir de Müslümanların gücünü kıracak şekilde sevgiyi, barışı kötü göstermişler. Bilimi, sanatı ellerinden almışlar, teknolojiye karşı hale getirmişler. Böylece Müslümanları güçsüz hale getirmişler. Biz de bunu düzeltiyoruz, inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR:Her yobazın sohbetinde, bir dikkat edin, mutlaka iğrenç şeyler vardır. Bu kadar pisliğe, iğrençliğe meraklı olmaları, hayret edilecek şey. Mutlaka leş gibi kokarlar. Mutlaka aptal aptal hurafeler anlatırlar. Mutlaka geveze olurlar, acayip geveze oluyorlar. Mutlaka dengesiz, densiz ve münasebetsiz olurlar. İttihad-ı İslam’a karşıdır. Çünkü kendisi İttihad-ı İslam’a inanmıyor ki istesin. İttihad-ı İslam’ı o, cehennem gibi görür zaten, hiçbir şekilde istemez. Hiçbir yobaz, İttihad-ı İslam’ı istemez, şiddetle kaçınır. İsmini söylediğim şahısları tabii tenzih ederim, onlar cahilliğinden söylüyorlar, ayrı mesele. Ama tabii bunları zaman zaman dile getirirken, ufak tefek deliller veriyoruz ama geniş çaplı bir delillendirmeye gitmiyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle söylemiş; “Hz. Mehdi (a.s)’ın hükümranlığı zamanında, zalimlerin ve müstekbirlerin hükümranlığı, münafıkların ve hainlerin nüfuzu son bulacaktır” demiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) tek bir kişi, bir aklıyla bütün dünyayı huzura boğuyor. Bütün dünyanın manevi babasıdır Hz. Mehdi (a.s); tek kişi. İnsanlar, onu dinleyecekler. Ne adam öldürme var, ne cinayet var, ne ahlaksızlık, ne üçkağıtçılık var. Dünya büyük bir aile olmuş olacak, Hz. Mehdi (a.s) da onların babası olmuş olacak. Çocuklarının sağlığıyla ilgilenecek, mutluluğuyla ilgilenecek, huzuruyla, güvenliğiyle ilgilenecek, hepsi, onun çocukları olmuş olacak adeta. Onları yetiştirmek, onların tahsili, onları rahatı, huzuru, eğlencesi, ahiretleri, Cennet’e gitmeleri için, Hz. Mehdi (a.s) gayret edecek. Ama başsızlık, dünyayı deliye çeviriyor. Dünya divane oldu. Beyni yok şu an dünyanın. Dünyanın beyni; Hz. Mehdi (a.s)’dır. Dünyanın beyni elinden alınınca, dünya deli oluyor işte. O onu öldürüyor, o onu öldürüyor. Asan, kesen, intihara kalkanlar, bunalanlar, daralanlar, kaçanlar, göçenler, karmakarışık bir dünya oluyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) dünyaya geldiğinde, dünyanın beyni, dünyaya iade edilmiş oluyor. O zaman el, kol bütün her şey dengeli oluyor. Sağ kol sol kola vurmuyor, sol kol da sağ kola vurmuyor. Ayaklar birbirine dolaşmıyor. Ayak düzgün adım atmaya başlıyor. Kol normal çalışmaya başlıyor. Gözler ters görmüyor artık, şeşi beş görmüyor, normal görmeye başlıyor. Beyinde anarşi olmuyor, beyin artık normal çalışmaya başlıyor. Dünyanın aklı hükmündedir Kuran, Kuran’ın işaret ettiği de; Hz. Mehdi (a.s). Dünyanın aklı gittiğinde, dünya divane olur. Bu savaşların, kavgaların nedeni budur, Kuran’a uyulmamasıdır. Kuran’a uyulmasını sağlayacak olan da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Sebep olan, vesile olan, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hz. Mehdi (a.s) olmadığında, hiç çaresi yoktur. Ama Mehdiyet’in zıll ve gölgesi, her yeri kapladı, maşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara vewww.HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: “Mehmet Talu Hocam’a nasıl ulaşabiliriz” diyor kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER:www.dinimeseleler.comisimli internet sitesi var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:www.dinimeseleler.com,evet.
ALTUĞ BERKER: Tokat Turhal arasından bir manzara resmi gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Göster de bir içimiz açılsın.
MaşaAllah. Bir ayetle bitirelim, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Necm Suresi, 56 “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır” 56. ayet. Bakın,“Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” Ebcedi; 2031 tarihi veriyor. Dünya hakimiyetinin tarihini veriyor.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...