SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, Art Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:The Economist dergisinin bu sayısında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı otokrat olmakla itham eden ve Türkler için en iyi yolun muhalefete oy vermek olduğunu söyleyen bir yazı yayınlandı. Bu yazıyı da Doğan Medya Grubu yazarları AK Parti aleyhinde kampanya yapmak üzere yoğun olarak kullanıyorlar. Yazıda şöyle diyor, Hocam; “Recep Tayyip Erdoğan’ın yargı, ordu ve basının denetim mekanizmalarını kırdığını, özdenetimden yoksun Erdoğan ve partisinin Türkiye demokrasisine zarar verdiğini ileri sürmüş Economist dergisi. 12 Haziran’da seçimleri kazanma ihtimali bulunan Erdoğan hükümetinin seçimden galip çıkması halinde, Çin’deki gibi otokratik bir yapıya dönüşerek toplumu tamamen baskı altına alacağını iddia etmiş. Yazıda önerilen çözüm ise, seçmenin muhalefet partilerine yönelerek bu gidişi durdurabileceği ifade edilmiş.
ADNAN OKTAR:O zaman madem böyle şüpheleri, kuşkuları var, Sayın Başbakan bu konuda çok doyurucu, daha detaylı açıklamalar yapsın. Bunlara fırsat vermesin. Demokrasiye ne kadar önem verdiğini, demokrasinin önemini, böyle bir şeyin mümkün olmadığını detaylarıyla, yani onların her iddiasına ayrı cevap şeklinde olacak şekilde, hani var ya böyle basın toplantısı yaptığı, büyük açıklamalar yaptığı konuşmalar, o olabilir. Önemli konuları açıkladığı toplantılardan birisinde çok detaylı açıklayabilir. Çünkü daha önce de öyle, bölücülükle ilgili iddialar vardı, onlara cevap verdi, çok doyurucu olmuştu. Şimdi bu adamların bu iddialarına da çok doyurucu cevap verip, hükümet programının nasıl olduğunu vurgularsa onların konuşacak bir sözü kalmaz. Kuşkuları tamamen yatıştıracak bir üslup kullanması şart. Mesela neyse şüpheleri bunları tek tek çıkaralım, bunları söyleyelim. Çünkü verilen bir söz geri alınmaz. Yani hükümet söz veriyorsa, Başbakan söz veriyorsa o söz sözdür, inşaAllah. O rahatlatıcı olur. Onun dışında kuşku duyabilirler hakikaten. Çünkü Demokrat Parti yönetiminde de kuşku duyuyorlardı, vesvese ediyorlardı. O vesvese, cinnet haline gelmişti sonra, bazı kişilerde. Başbakanımız aklı başında bir insandır, bayağı olgun bir insan, demokrasiyi çok seven bir insan; çok doyurucu açıklama yaparsa bu fitne kalkar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Siz, Güneydoğu’da kardeşlerimizin baskıyla, tehditle PKK’ya tarafmış gibi gösterildiklerini, bu baskı kaldırılırsa kardeşlerimizin PKK’dan nefret ettiklerinin ortaya çıktığını anlatmıştınız. Bugün çıkan bir haberde PKK’nın halk üzerinde nasıl baskı kurduğu anlatılıyor. KCK’nın elli bin kişiyi fişlediği ve bu kişilere “takip altındasın” mesajı gönderildiği bildiriliyor. Haberi de göstereyim Hocam. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbaratı tarafından hazırlanan raporlara göre, KCK’nın elli bin kişiyi kayıt altına alındığı ortaya çıktı. Elli bin isim üzerinden çalışma yapan KCK, önce adres tespiti üzerinden esnaflara ziyaretler gerçekleştirmiş. Müşteri adı altında yapılan ziyaretlerde “takiptesin” şeklinde gözdağı verilmiş. Bazı kişilerin posta kutularıyla araçlarına tehdit içerikli mesajlar bırakılmış. Raporlara göre, KCK, seçmeni kontrol etmek için üç bin kişiyi görevlendirmiş. Her otuz bin kişinin başına da bir sorumlu verilmiş. Üç bin kişiden oluşan ekibin son bir hafta içinde kasaba ve köyler üzerinde baskı oluşturduğu belirtiliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Benim dediğim çözüm iyi; her dükkana, her bakkal, kasap neyi varsa, bir sivil polis koysunlar bir süreliğine ve o polis de orada çalışsın, o insanlara yardımcı olsun. İç içe, halkla iç içe olmuş olur. Hem halk kendini koruyamaz. Halkın kendini koruması diye bir konu olmaz. Halkı devlet koruyacak. Halk ortada ama onları koruyan kim olacak? Polis noktaları uzakta, karakol uzakta; öyle olmaz. Mesela tehdit alan bir vatandaş ne yapıyor? Gidiyor, karakola şikayette bulunuyor. Polise söylüyor. Devlet ne yapıyor? Savcılık kanalıyla ona bir polis tayin ediyor. Polis ne yapıyor? Yanında yirmi dört saat duruyor, koruma oluyor. Bu makul mü? Makul. Şimdi orada halk tehdit altında olunca, halkın tamamının koruması lazım. Aynı kanunun onlara uygulanması gerekiyor. Nasıl burada bir ünlü vatandaş, talep ettiği durumda hemen ona polis koruması veriliyor. Halk işte toptan talep ediyor şu an. “Biz tehdit altındayız” diyorlar, “bizi koruyun” diyorlar. Her esnafa bir polis verilmesi lazım. Kadro yetersizliği varsa kolay, kadro artırılır.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Talu Hocamız ve beraberinde bir heyet, Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Sayın Oğuzhan Asiltürk Hocamız’ı ziyaret etmişler ve heyeti kabul etmiş kendisi. Heyette Mehmet Talu Hocamız, Mevlüt Özcan Ağabeyimiz, Mehmet Şahin, Mustafa Çelik, Abdullah Cihangir gibi değerli ağabeylerimiz bulunuyormuş. Sayın Asiltürk, din alimlerine İslam’ın birlik ve beraberliğe çağıran hükümlerini hatırlatarak bir an önce İslam ümmetinin parçalanmışlıktan kurtulup kenetlenmesi gerektiğini söylemiş ve beraber bir fotoğraf da çekilmişler.
ADNAN OKTAR:Oğuzhan Asiltürk çok samimi, güzel bir insan, ismi gibi asil bir Türk hakikaten, maşaAllah. Çok değerli bir dava adamı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi elimde Cübbeli’nin Beyan Dergisi var, Temmuz 2003, sayı 53. Şimdi bak bu Beyan Dergisi’nde ne diyor, buradaki açıklamada? Mustafa Özşimşekler, Genel Yayın Danışmanı Araştırmacı Yazar Mustafa Özşimşekler, yedi yıldır Beyan Dergisi’ne yazarlık yapıyor. “Beyan Dergisi, Efendi Hazretleri’ne kardeş olmayı şeref sayan bir yayın organıdır” diyor.
ALTUĞ BERKER: Beyan’ın ifadesi; “çok teşekkür ederiz. Malumunuz olduğu üzere,Beyan Dergisi olarak yıllardır yayın politikamız sizin de altını çizdiğiniz hususları içermektedir. Beyan Dergisi, Efendi Hazretleri’ni (Mahmut Efendi Hazretleri’ni) seven ve ona kardeş olma şerefine eren kişiler tarafından çıkarılan bir dergidir. Bizim yayın politikamızda kişi ya da kurumları temsil etme, onlar hakkında beyanda bulunmak yoktur. Bu söyleşiyi de bu noktada değerlendirmek gerektiğine inancındayız. Efendi Hazretleri’nin koyduğu ilke ve prensiplere saygı duyup, mümkün mertebe uygulamaktan başka bir gayret içinde değiliz.” Özşimşekler şöyle söylüyor; “Allah istikametten ayırmasın. Beyan Dergimiz zaten bu yayın çizgisi sebebiyle çok geniş bir şekilde kabul görmektedir. Allah-u Teala, hizmetlerin devamını ihsan eylesin. Beyan Dergisi’nin tüm çalışanlarını ve siz bütün okurlarımızı Ehl-i Sünnet çizgisinden ayırmasın” demiş.
ADNAN OKTAR: Şu yazıyı da oku.
ALTUĞ BERKER:“Cübbeli Ahmet, 2000 yılı Mayıs ayında tahliye olmuştur.”
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Cübbeli Ahmet, 2000 yılı Mayıs ayında tahliye olmuştur.”
ADNAN OKTAR: O tarihte cezaevinde, sonra tahliye olmuş. Yani 2000 yılında tahliye olmuş, evet.
ALTUĞ BERKER:“Bu dergi sayısı ise Temmuz 2003 yılına ait.
ADNAN OKTAR:“Ben hapisteydim, haberim yok” diye bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam.
ADNAN OKTAR: Haberi var, evet.
ALTUĞ BERKER:Şu an Cübbeli, Beyan Dergisi’yle hiçbir bağlarının olmadığını söylüyor. Ancak 2007 yılında, şu an Kasr-ı Arifan Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Mustafa Özşimşekler’le Beyan Dergisi bir Röportaj yapmış. Röportajda Özşimşekler, yedi yıldır, yani 2007’den beri Beyan Dergisi’nde Genel Yayın Danışmanı olduğunu da söylüyor. Özşimşekler, birkaç yıl öncesine kadar Beyan Dergisi’nin Genel Yayın Danışmanlığını devam ettirmiş. Yani o zamanlar Beyan Dergisi İsmailağa cemaatiyle paralel görüşte ve Mahmut Efendi’ye bağlı. Özşimşekler, İsmailağa cemaatinin önde gelen ve Cübbeli’ye yakınlığıyla tanınan bir ismi. Cübbeli’nin malum konularında da o açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Cübbeli, dergisinde o zamanlar ne yazmış, neler yazmış? “İsimsiz bir Kahraman” Mehmet Ömeroğlu Hocamız’ın yazısı var. “Dua Zamanı” diyor, Mehmet Akıncı Kardeşimiz’in yazısı var. “Ali Haydar Efendi Hazretleri’nden Hikmetler”, Osman Yolcuoğlu yazmış. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın “Cemaatlerin Bir Araya Gelmesi” konusunu yazmışlar. Şimdi, bir de “Ehl-i Sünnet İtikadı Açısından Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhuru” diye bir bölüm yazmış. Cübbeli Hazretleri’nin bizzat bilgisi dahilinde çıkan bir yazı ve Mahmut Hocamız’ın da tasdikiyle çıkan bir yazı.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hicri 1400’de Gelme İhtimali. Bediüzzaman farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin geliş zamanı olarak, Hicri 14. yüzyılın başlarını işaret etmiştir. Bir sözünde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Asr-ı Saadet döneminden bin dört yüz sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir: ‘İstikbal-i dünyeviyede bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikatiasırlarında karib (yakın) zannetmişler.’ Üstad’ın ifadesinde belirttiği sahabe döneminden bin dört yüz sene sonrası, Hicri 14’üncü asrın başlarına, yani miladi olarak 1979 - 1980 senelerine denk gelmektedir. Fatiha’da doğru yolda olanlar, ashabının taife-i kübrasını tarif eden fıkrası şeddesiz 1506/7 ederek tam tamına fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayısı fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakati ve manen mutabakatı bu hadisin imasını teyit edip remz derecesine çıkartıyor. Suyuti, ümmetin icabet ömrünün hicri 1500 senesini geçmeyeceğini bildiriyor. Bediüzzman Hazretleri de ümmetin galibane mücadelesinin 1500 - 1506 yıllarında biteceğini, bundan sonra zayıflamaların başlayıp, kıyametin bekleneceğini belirtiyor. Ümmetin galibane ömrü 1500 - 1506 yıllarında bitecekse o zaman 1400 - 1500 yılları arasında Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesi, ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın da 1400 yılı başlarında da göreve başlaması gerekmektedir.
ADNAN OKTAR: Şimdi, ne diyor buna Cübbeli bakalım? Baştan sona bu konuyu anlatıyor. Uzun uzun, detaylarıyla bu konuyu anlatıyor, kendi dergisinde. Haydi bakalım buna da bir bahane bulsun. “2000 yılında hapisteydim haberim yoktu” diyor. Peki bu 2003 ve burada uzun uzun anlatmışsın bu konuları. Ayrıca Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinin de bu yüzyılda olacağını belirten kitap da dağıtmışsın. Bakın şurada Hz. İsa (a.s.)’ın gelişiyle ilgili kitap. Yani artık başka ne diyeyim ben Berker Hocam? Şimdi Cübbeli’den biraz dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Herhalde Mehmet Talu Hocamız’ın söylediği; “sekiz yıl evvel otuz yaşında” dediği anlar, o anlar.
ADNAN OKTAR: Tam o. “Şu an Hz. Mehdi (a.s.) yaşıyor” dediği dönemde çıkmış dergi. Cübbeli o zamanlar; “Hz. Mehdi (a.s.) yaşıyor” diyor. O dönemde çıkarmış dergisinde bu yazıyı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
VTR: Cübbeli kendine kıyamet vaktinin ilham edildiğini iddia ediyor!
VTR:Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun ve İslam ahlakının dünya hakimiyetinin çok yaklaştığını söylüyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın birkaç seneye kadar zuhur edeceğine inanmayanlara dikkat çekiyor.
VTR: Cübbeli, cemaatini, Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde deccala uyup; “yok bu o değil” diyenlerden olmaktan sakındırıyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli sonradan işte “bana böyle tarih bildirildi” diyor. Sonra böyle “karışık hesaplar yaptım, ilave yaptım” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini engelledim, erteledim şimdilik” diyor, “ne yapıyorsanız yapın” diyor. “Çünkü” diyor “siz ticaretle uğraşıyorsunuz, evleniyorsunuz, evler yapıyorsunuz” diyor, “sizin işinize gelmez” diyor “Hz. Mehdi (a.s) konusu” diyor. “Benim de işime gelmez” diyor. “Bir ilave, ek yapayım” diyor, “bak rüya da gördüm nasılsa, rüyada bana bir rakam söylendi” diyor. Sonra da “orasını karıştırma” demişler, “işte bu kadar yeter sana” demişler, “bilgi olarak.” Çarp, böl, çıkart. Yine çarp, böl, çıkart, ekle. En sonunda; “bu yüzyılda mümkün değil” diyor. Hadis var mı? Yok. Hadise göre açıklamış, Bediüzzaman’a göre açıklamış zamanında. Bak, başlığında ne diyor! Oku başlığını.
ALTUĞ BERKER:“Ehli Sünnet İtikadı Açısından Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhuru”
ADNAN OKTAR:Başlangıçta, evet.
ALTUĞ BERKER:“Bediüzzaman farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde, Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerinin geliş zamanı olarak hicri 14. yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Bir sözünde Hz. Mehdi (a.s)’ın Asr-ı Saadet döneminden bin dört yüz sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir; ‘İstikbal-i dünyeviyede bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karip (yakın) zannetmiştirler’.”
ADNAN OKTAR:Cübbeli Efendi, sen hem bunu söylüyorsun, hem de başka türlü konuşuyorsun. Ve bakın çok önemli; bu tarihte, tam bu tarihte; Mehmet Talu Hocamız da söylüyor, kendisi de zaten tasdik ediyor- “Hz. Mehdi (a.s.) hayatta” diyor. Sonradan işine gelmeyen bir Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaşmış anladığım kadarıyla bu. Sonra samba yapmaya başladı; bir ileri iki geri, dört arkaya, üç ileriye, Alplerde, Alplerin tepesinde. Ve İstanbul’da çıkacağını da yazıyor bu dergisinde, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri olarak da. Bak; “ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Hz. Mehdi (a.s) teşkil eder” diyor. Bak; “ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Hz. Mehdi (a.s) teşkil eder” diyor. “Ahir zamandaki önemli olan olayların çoğu Hz. Mehdi (a.s.) etrafında gelişir. Yani özetle; “İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor, “en son kalan merkezi neresi ise orada çıkacak“ diyor. En son kalan merkez neresi? İstanbul. “İstanbul’da çıkacak” diyor. Ne “şahs-ı manevidir” diyor ne de “kitaptır” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)”. Açıklıyor bak, onu da açıklamış ve tarih de vermiş; “hicri 1400’de gelecek” diyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu dergide, bakın; Seyfetullah İnan, Ertuğrul Mürtezaoğlu, Mustafa Özşimşekler, Umut Yaşar Torun ve çok değerli diğer yazarlar var ve mutlaka Mahmut Hocamız’ın tasdikinden ve Cübbeli’nin tasdikinden geçerek çıkıyor o zamanlar dergi. Cübbeli’nin haberinin olmaması mümkün değil. Ali Haydar Efendi’nin hayatını anlatmışlar, her konu var, hepsinde Cübbeli’nin tasdiki var.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu dergiyi sonra daha detaylı okuruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam Yeni Asya gazetesinde Ali Ferşadoğlu kardeşimiz; Peygamberimiz (s.a.v.)’in; “Muhakkak ki Allah, bu ümmete her yüz sene başında dinini yenileyen bir müceddid gönderir” hadis-i şerifinin gereği olarak, bu asırda da bir müceddid geleceğini ve tüm alimlerin ittifakıyla bu asırda gönderilen zamanımızın en büyük müceddid ve müçtehidinin Risale-i Nurlar olduğunu yazmış.
Risale-i Nur’un iman, ibadet, ahlak, içtimaiyat ve siyaset dahil her alanda tecdit yaptığını ve dolayısıyla en büyük müceddidin bu eserler olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s.)’dan itibaren hep insan olarak geliyor Peygamberler, müceddidler, alimler. “İlk defa kitap olarak geldi” diyor. İmam-ı Rabbani zamanında o zaman İmam-ı Rabbani müceddid değil; İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı müceddid olmuş oluyor. İmam-ı Gazali müceddid değil; İhya isimli kitabı müceddid olmuş oluyor. Yani bu mantık çıkıyor. Peki, Bediüzzaman ne diyor bu konuda? Bediüzzaman tam tersini söylüyor. Bediüzzaman şahıs olduğunu söylüyor. Siz bunu söylerken delil gösterebiliyor musunuz? Delil yok. Ama ben bunu söylerken size en az yüz tane delil gösteririm Risale-i Nur’dan. Siz bir tane Risale-i Nur’dan delil göstermezsiniz, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Mesela; “gerçi” diyor Bediüzzaman, “her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” ama hiçbiri kitap olarak gelmemiş; hepsi insan olarak gelmiş. Yani bunlar bir ilginç moda girmişler. “Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar” diyor. Ya diyanet, ya siyaset, ya saltanat. “Ama Hz. Mehdi (a.s.) hepsini birden yapacak” diyor. Bak, ben delil gösteriyorum. O kardeşlerime sen şuradan yine bir cevap ver. Şuradan şuraya kadar oku ama şerh edeceğiz ara ara.
ALTUĞ BERKER:“Ve onun üç büyük vazifesi olacak” Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.”
ADNAN OKTAR:Bunu açıkla, ne anlıyoruz buradan?
ALTUĞ BERKER:Hocam, “insanlığa materyalizm ve Darwinizm hastalığının yayılmasıyla” diyor Üstad Hazretleri “ve bunun bilim ve felsefe adı altında yapılmasıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk vazifesi, her şeyden önce” diyor, “bütün vazifelerinden önce” diyor, “bütün vazifelerinden önce materyalizmi tam susturacak, Darwinizm’i tam durduracak şekilde fikrî, iman kurtarıcı bir çalışma yapmak.”
ADNAN OKTAR: Tamam, birinci vazifesi buymuş.
ALTUĞ BERKER: Evet,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peki burada bir şahıstan bahsediyor, değil mi? Kitaptan bahsediyor mu?
ALTUĞ BERKER: Hayır, şahıstan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Şahıs ve talebeleri var.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kitabına da geçiyor orada, devam ediyor. Hz. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, bir de çıkarttığı kitaplar var. Fakat “Hz. Mehdi (a.s.)” denilen şahsa “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.) de şahsa “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor; talebelerine “Hz. Mehdi (a.s.)” demiyor, kitaplarına da “Hz. Mehdi (a.s.)” demiyor. Gerçi o talebeleriyle ve kitaplarıyla etkili oluyor ama hedef şahsı, şahsından bahsediyor. Devam edelim.
ALTUĞ BERKER: “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden”.
ADNAN OKTAR: Şimdi kitap mı meşgulmüş orada? “Vakti olmaz” diyor. Kitabın mı vakti olmuyormuş? Hayır, ben anlamadığım için. Oradaki adam başka türlü söylüyor. O diyor ki; “kitap müceddid” diyor; burada bir insandan bahsediyor, “vakti olmaz, araştırmaya bizzat kendisinin hal ve vakit müsaade edemez” diyor.
ALTUĞ BERKER: Evet, “Hazret-i Mehdi (a.s.)’ın, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.”
ADNAN OKTAR: Bu da kitap demek ki, kitabın “vakti ve hali müsaade edemez” diyor. Ben kitabın canlandığını ilk defa görüyorum.
ALTUĞ BERKER: “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zât, o taifenin”.
ADNAN OKTAR: Kitap değil yani; zat. Çünkü kitaba zat dendiğini duymadım.
ALTUĞ BERKER: O kişinin “o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak”.
ADNAN OKTAR: Orada bir kitap var, o kitabı alıyor, kitaplar var, eserler var; onları hazır bir program yapıyor. Kitapla insanı ayırmış orada. Kitaptan istifade ediyor o kişi. Darwinizm’i materyalizmi çürüten kitapları alıyor, onları birleştiriyor, Darwinizm’i tamamen yıkacak bir eser meydana getiriyor.
ALTUĞ BERKER: “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir).”
ADNAN OKTAR:Kitap talebelerini mi kontrol altına mı almış talebelerini kitap? Bak şahsa yardımcı olan talebeler var orada. “Talebeler”i de kitap olarak alıyor herhalde. Kastamonu Lahikası bir insan, Manisa Lahikası bir insan, İşaretü’l-İ’caz bir insan. Böyle bir şey yok, orada insandan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”
ADNAN OKTAR: On üç cilt Risale-i Nur, onları da on üç tane talebe olarak görüyor olabilirler. Allah hidayet versin, Allah akıl fikir versin.
ALTUĞ BERKER: “İkinci vazifesi: hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip, beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı ilahîden kurtarmaktır.”
ADNAN OKTAR: Burada anlatım çok net; bir şahıstan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: Hz. Muhammed (s.a.v.)’in halifesi“hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı” diyor.
ADNAN OKTAR: Kitap halife olur mu? “Unvan alacak” diyor. Kitap halife olur mu?
ALTUĞ BERKER: Olmaz.
ADNAN OKTAR:“Müslümanların lideri olacak” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Ve İslam aleminin birliğini dayanak noktası yaparak” diyor.
ADNAN OKTAR: İslam alemini kitap nasıl birleştirsin? Kitap; “haydi birleşin” mi diyecek?
ALTUĞ BERKER: Bu şekilde insanlığı “maddî ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı ilahîden kurtarmaktır” diyor, ikici vazife için. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.”
ADNAN OKTAR: Başkumandan olarak.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Başkumandan nerede?” diyeceksin. Bir deste kitap görecek adamlar. Başkumandan bu mu diyeceğiz? Olur mu öyle şey? Kitabı okur insan, kitaptan istifade eder. Kumandan insan olur. Kitaptan bilgi alır, öğrenir.
ALTUĞ BERKER:“Üçüncü vazifesi:İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammedîye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla o zat, bütün ehl-i îmanın manevî yardımlarıyla”.
ADNAN OKTAR: Kitaba manevi yardım yapılır mı? “Bütün ehl-i iman yardım edecek o zata” diyor, “kitap” da demiyor, “o zat” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle”.
ADNAN OKTAR: Müslümanların birleşmesinin meydana getirdiği o dayanışma ve o destekle, evet.
ALTUĞ BERKER: “Ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa al-i beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.”
ADNAN OKTAR: “Seyyidler de tabi olacaklar” diyor. Şimdi sen bunu kitap olarak tarif edersen, “burada insan yok” dersen; hadislerde kaşından gözünden sakalından bahsediyor, “bu insan kitaptır” dersen, yani o zaman Güneş’e “sandalye” diyeceksin sen, radyoya “araba” diyeceksin, bambaşka bir şey ortaya çıkar.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Evet, Bediüzzaman talebelerini bir dinleyelim bakalım. Onlar da öyle şahıs mı diyorlar yoksa kitap mı diyorlar, nasıl diyorlar bir anlayalım.
VTR: Bediüzzaman Hazretleri, Büyük Hz. Mehdi (a.s.)’ın üç vazifesinin, Üstad’ın yaşadığı dönemde yapılmayacağını, ancak Ahir Zaman’da, hayatın geniş dairesinde yapılabileceğini Risalelerde şöyle anlatmıştır: “Hem bu üç görevin birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirine engel olmaması pek uzak, adeta mümkün görülmüyor. Ahir zamanda, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun nurani cemaatini temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak bir araya gelebilir.” (Kastamonu Lahikası, 117. Mektup, s.139) “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası, s.72)
VTR: Bediüzzaman Hazretleri’nin yakın talebelerinden Abdülkadir Badıllı, İttihad-ı İslam’ı ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini anlatıyor.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ile Sohbet.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ile Sohbet.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ile Sohbet.
VTR: Said Özdemir Ağabey ile Sohbet
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın talebeleri açık açık şahıs olduğunu söylüyor, Bediüzzaman açık açık şahıs olduğunu söylüyor; Yeni Asya’dan kardeşlerimiz de kitap olduğunu söylüyor. Hayırlı uğurlu olsun onun o düşüncesi. Biz Bediüzzaman’a uyarız ve talebelerine uyarız, yaşayan talebelerine ve hepsinin üstünde Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in açık ifadelerine, hadislerde belirtilen açık ifadelerine uyarız. Dolayısıyla o tarz bir ifade çok kaçamak ve Müslümanları pasifize etmek için yapılmış bir üslubun devamıdır. Güçsüzlüğe itmek için yapılmış bir çalışmadır. Çünkü, Müslümanların birleşmesi farz, İttihad-ı İslam farz. İttihad-ı İslam için de Müslümanların bir lider etrafında toplanmaları gerekiyor. Bu hep böyle olmuştur. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında, Hz. Süleyman (a.s.)’ın etrafında toplanmışlar; Zülkarneyn zamanında Zülkarneyn. Hz. Musa (a.s.)’ın etrafında toplanmışlar, Resulullah (s.a.v.)’in etrafında toplanmışlar. Hz. Ebubekir (r.a.)’ın, Hz. Osman (r.a.)’ın, Hz. Ömer (r.a.)’ın etrafında toplanmışlar; bölünme olmamış. Kitap etrafında toplanma lider olarak olur. Mutlaka başta bir lider olur. Kitap da Kuran’dır. Risale-i Nur da Kuran’ın bir tefsiridir.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. Kısa bir aradan sonra tekrar burada olacağız. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yeni bir konuğumuzla beraber, Katrina Hanım’la beraber.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Avustralya’da çok nadir görülen bir doğa olayına tanık olundu. “Şiddetli fırtına ve sellerin olduğu Sidney kentinin kuzeyinde, genelde tropik bölgelerde rastlanan bir deniz hortumu oluştu. Yüksekliği altı yüz metreye ulaşan deniz hortumu, yerel bir televizyon kanalı tarafından helikopterden saniye saniye görüntülendi. Suyun üzerinde girdap şeklinde ilerleyen deniz hortumu, kıyıya yaklaştığı esnada yavaş yavaş kayboldu. Deniz hortumu, suyun bulut kümeleriyle birleşmesinden oluşuyor. Gücü, karada oluşan hortumlara kıyasla daha küçük.” İzninizle gösteriyorum inşaAllah.
VTR: Avustralya’daki deniz hortumunun görüntüleri.
ADNAN OKTAR:Çok şahane. Denizin suyunu alıp yukarı kaldırıyor. Hoş renkler de oluşmuş. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka neler var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Yiğit Bulut yazısında, bugün sizin söylediğiniz konulara değinmiş, sizden sonra. Amerika’nın, Kürt kardeşlerimizin yaşadığı coğrafyayı ve bu coğrafyadaki petrolü kontrol etmek istediğini, Türk Devleti bu duruma her karşı koyduğundaysa, terör ve etnik kışkırtma olayı çıkardığını yazmış. 1970’li yıllardan beri PKK-Ergenekon işbirliği, 2003 yılındaki askere çuval geçirme olayı dahil, tüm güç gösterilerinin bu amaçla yapıldığını, Kürt kardeşlerimizin bu gerçeği görmeleri gerektiğini söylemiş. Sadece Türkiye vatandaşı olanların değil; bu coğrafyada yaşayan tüm Kürt kökenli kardeşlerimizin Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarına ait olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakında bir cihan devleti olacağını hatırlatarak Kürt kardeşlerimizi de bu büyük devletin içinde olmaya davet etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut helal süt emmiş koçyiğit bir delikanlı. Benim gördüğüm, böyle bir insan çok nadir rastlanır. Nadir rastlanan bir şahsiyeti var, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, fitneden korusun.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, helal olsun. Atasına, yedi ceddine rahmet olsun. Muhteşem açıklamaları, bayağı güzel. Delikanlı da, maşaAllah. Mükemmel bir açıklama. Bütün gazetecilerin, köşe yazarlarının Türk-İslam Birliği’ni savunması lazım, Türkiye’nin cihan devleti olmasını istemesi lazım. Daracık bir oda mı güzeldir; koskoca bir saray mı güzeldir? Bütün Türk-İslam alemiyle birleşsek, uçsuz bucaksız bir coğrafyada hür olsak, bu mu güzel; ufacık bir ülkede sıkışıp kalmak mı güzel? Açılsın önümüz, ne güzel. Herkesle birleşelim, açılalım, sınırlar kalksın. Litvanya’yla da, orayla da birleşelim. Pasaportlar kalksın. Mesela Litvanya’ya biz neden pasaportla gidelim? Alalım nüfus cüzdanımızı, gidelim. Onlar da buraya gelsinler. Adamlara on beş gün sonra “haydi ülkenize dönün” deniyor. Niye öyle olsun? İstediği gibi gelsin, istediği gibi gitsin. Bütün bu coğrafya özgür olsun. İstediğimiz gibi ticaret yapalım, sohbet edelim, ziyarete de gidelim, silahları kaldıralım, tanklar, uçaklar kalksın, bombalar kalsın, tabancalar, tüfekler kalsın. Kardeşçe güzel yaşayalım. Ne güzel, Allah’a kul olalım. Birbirimizi sevelim, sevilelim. Yobazlık kalksın. Komünizm de kalksın. Dinsizlik kalksın. Özgür bir ortam olsun. Modern bir ortam olsun. Bilim ve sanat alabildiğine gelişsin. Kafamız dinç olsun.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bir internet sitemizi tanıtıyorum Hocam: www.Komunizm.Com. Atatürk şöyle demiş; “komünizm, Türk dünyasının en büyük düşmanıdır. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.” Siz de yıllardır, komünizme karşı halkımızı uyarıyorsunuz, kitaplar, makaleler hazırlıyorsunuz. Bu site de bu eserlerinizden faydalanarak hazırlandı, inşaAllah. “Komünizm, geçtiğimiz yüzyıla damgasını vurmuş bir ideoloji. Ama bu damga sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşı dolu oldu. Tarihçilerin hesaplamalarına göre, sadece bu ideoloji nedeniyle 20. yüzyıl boyunca 120 milyon insan öldürüldü. Bunlar, bir savaş sırasında cephede ölen aslerler değil; komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri siviler.” Sitenin adını tekrar ediyorum inşaAllah: Komunizm.Com
ADNAN OKTAR:Komünizm de faşizm de şeytanın iki boynuzudur. Yani, insanlığı mahveden Yecüc ve Mecüc’ün iki kabilesi. Biri komünistler, biri faşistler. Komünizme karşı mücadele, faşizme karşı mücadele insanlık görevidir. Her insanın mücadele etmesi gerekiyor. “Beyler” diyor, “şurası unutulmamalıdır ki” diyor; Atatürk’ün muhteşem beyanı “Türklük aleminin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor, “behemehal” diyor yani her durumda, “her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. O sayede, Türk politikası hep anti komünist olmuştur. Helal olsun. Emniyetimiz de, Milli İstihbarat Teşkilatı da, ordumuz da her zaman anti komünist faaliyet yapmıştır. Özel Harp Dairesi de öyle, anti komünisttir. Ve yiğitçe bir tavır almışlardır, hiçbir şekilde de müsaade etmemişlerdir. Yoksa, otuz kere komünizm gelirdi Türkiye’ye. O zamanlar, ülkücü gençler de, koçyiğitler de aslanlar gibi direndiler. “Çanakkale geçilmez, Türkiye aşılmaz” dediler. Akıncılar vardı o zamanlar, Saadet Partisi gençliği, Milli Selamet Partisi gençliği; onlar da muazzam faaliyet yaptılar. Nur talebeleri, Süleymanlı kardeşlerimiz; hepsi cansiperane gayret ettiler, Allah hepsinden razı olsun; ve komünizmi Türkiye’ye sokmadılar. Yoksa, 12 Eylül’den önce net kararlıydılar. Yani, Türkiye gitmişti adeta. Bütün sokaklar işgal edilmişti. Bizim evin de üst kısmına kadar gelmişlerdi komünistler. Ülkücüler orada barikat oluşturmuştu. Oradan aşağı inemiyorlardı. Yani işin doğrusu polis karışmıyordu. Bizim lisede, benim arkadaşlarım, bilirim, belinde silahla top oynuyorlardı. Alenen silahla. Yani hiçbir sorun çıkmıyordu. Öyle alenen geziyorlardı, göğsünü gere gere. Acayip bir ortam vardı. Daha önce anlatmışımdır, bir kere okula geldim lisedeyken, bütün yerlerde kan lekeleri var, taşlar var. Bir mana veremedim. “Ya” dedim, “bu nedir böyle?” Orada müstahdem beni gördü. “Sen ne yapıyorsun?” dedi, “hemen içeri gir!” dedi, koştu. “Ne var?” dedim. “Çok büyük olay oldu burada” dedi. Ben de içeri girdim. “Ne oldu?” dedim. “Halen devam ediyor” dedi. Ben de tabii çok araştırmacı bir adamım. Durur muyum okulda? Hemen dışarıya çıktım. Hakikaten baktım, Hukuk Fakültesi, Siyasal’da olay var. O tarafa doğru gittim. Polisin üstüne taş atıyorlar ama yani abartmayayım taş şu kadar. Bu, öldürme kastıyla değil mi bu taş? Ha kurşun atmışsın, ha böyle taş atmışsın. “Ya” diyor, “gençler taş atıyor.” Kurşun atmayla aynıdır. Çok büyük bir olay; cinayete tam teşebbüstür bu, öldürmeye tam teşebbüstür. Bir insanın kafasına böyle bir taş atmak ne demektir? Yani yirmi metreden, on metreden bir insanın kafasına böyle taş atıyorsan ne demektir? Öldürmeye kastetmiş olmuyor musun? Korkutma amaçlı değil bu; öldürme amaçlı olmuş oluyor. Çok büyük rezalet çıkıyordu. Polis de o zamanlar çok zor durumdaydı. O zamanlar poliste de bölünme vardı içinde. Solcu polislerin polis derneği vardı, ayrı bir. Solcu öğretmenlerin ayrı şeyi vardı. Çok acayip bir ortamdı. Birçok yer işgal edilmişti. İzmir’de Tariş, hatırladığım kadarıyla oralar, birçok yer işgal edilmişti. Süleyman Demirel Hükümeti dönemiydi, işgali kırmışlardı İzmir’de, sabahtan akşama kadar İzmir havaları çalmıştı, İzmir zeybeği çalıyordu, kahramanlık türküleri. Aslında yani sivil hükümet bitirecek gibiydi; fakat darbe yapıldı. Yani çünkü götürüyordu hükümet, kararlı bir şey gösteriyorlardı. Ama bir hayır vardır tabii. Darbeyi de yapan Allah’tır; kaderde o. “Kenan Evren yaptı” diyorlar ama Kenan Evren darbede vesile olur. Darbeyi yapan Allah’tır. Askere güç veren Allah’tır. Darbeyi durduran yine Allah’tır. Darbeyi kaldıran yine Allah’tır. Demokrasiyi getiren de Allah’tır. Allah’ın isteğiyle oluyor.
ALTUĞ BERKER: Hadislerde “Kenani” diye geçtiğini söylüyordunuz, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bir Kenani ismi, Kenan isimli birisi çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Kenan”. Bu Kenan da çıkmıştır işte; Kenan Evren’dir o da. Ama Kenan Evren şimdi yargılanıyormuş herhalde, öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Allahüâlem öyledir.
ADNAN OKTAR: Kaç yaşında o?
ALTUĞ BERKER: Doksanın üstündedir.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah! Kenan Evren’in fakat en büyük hatası, çok galiz bir üslubu; Türkiye’nin çeşitli büyük bölgelere ayrılmasını istemesi. Mesela Güneydoğu’nun ayrı, böyle idari bölgelere ayrılmasını istemesi, bu çok riskli bir şey. Özellikle böyle bir dönemde çok riskli bir şey. O neden öyle söyledi? O hayrettir. Çok şaşırtıcı. Çünkü benim bildiğim, milliyetçi bilinen bir insan. Yani şaştım kaldım. Eyalet sistemi, eyalet sistemini istiyor; eğer yanlış hatırlamıyorsam, yanlış aklımda kalmadıysa. Çok şaşırtıcı. Ben hiç yakıştıramadım Kenan Evren’e.
ALTUĞ BERKER: Ben güzel kuş resimleri göstermek istiyorum Hocam, süslü, renkli maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne büyük bir mutluluk bunları seyretmek, maşaAllah. Hepsi bayağı sağlıklı oluyorlar. Böyle serbest ortamda ideal kiloda oluyorlar. Ne aşırı kilolu oluyorlar, ne zayıf oluyorlar. Yani tam sağlıklı oluyorlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Ahmet Hakan, bugün yazısında İskenderpaşa Cemaati’nden bahsetmiş. “Böyle bir cemaat kalmadı” demiş. Böyle bir başlık yazmış. Yazısında bir dönem bir dönem Erbakan Hocamız’ın, Turgut ve Korkut Özal’ın müntesibi oldukları İskenderpaşa Cemaati’nin artık yok olduğunu, bu camianın tüm etkisini ve gücünü yitirdiğini söylemiş. Bunun sebebinin ise Mehmet Zahid Kotku’nun ardından cemaatin başına geçen Esad Coşan ile Erbakan Hocamız arasında başlayan iktidar mücadelesi olduğunu iddia etmiş. İskenderpaşa Cemaati’nin dağılmasının bu olayla başladığını ve sonrandan da çöküşünün devam ettiğini yazmış.
ADNAN OKTAR: Niye çöksünler canım? Oğlu var Nurettin Coşan, devam ediyor. Hepsi duruyor. Yani belki o camide toplantı yapmıyorlardır ama yurtdışında onlar herhalde daha çok faaliyet yapıyorlardır. Değil mi, yurtdışındalar?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, Avustralya’da.
ADNAN OKTAR: Tamam, yani yurtdışı önemli.
ALTUĞ BERKER: Biraz da deniz altındaki canlılardan örnekler gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Evet Şeyhim, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Binlerce yıllık Kâbe’nin depremlere dayanıklı olmasının sırrını araştıran bilim adamları, Kâbe’nin temelinde deprem sürümleme sistemi adı verilen özel bir sistemin olduğunu bulmuşlar. Aynı sistem Ayasofya ve Süleymaniye’nin temellerinde de bulunmuş. Özel bir taş yerleştirme metoduyla temelde yatay derz oluşturuluyor ve depreme karşı tam bir dayanıklılık meydana geliyormuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah Kâbe’ye hiçbir şey olmaz. Ama son zamanda, kıyamete yakın devirde hatta diyor; “ince bacaklı bir Habeşi”nin öncülüğünde Kâbe’nin yıkılacağını belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani gözüyle gördüğünü anlatıyor. “Şu an görüyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “yıkılış anını.” İnce bacaklı, siyahî bir Habeşi’nin öncülüğünde Kâbe yerle bir ediliyor, yıkılıyor, kıyamete çok yakın bir devirde, yani yaklaşık hicri 1543–44 gibi.
ALTUĞ BERKER: “İklim Değişikliğiyle Gelen Yeni Tehlike: Şehir Selleri” diye bir haber vardı Hocam. Siz; “global kuraklık” demişlerdi; “hayır, yağmurlar artacak” dediniz ve öyle oldu, hadis-i şeriflere binaen.
ADNAN OKTAR: “Küresel ısınmadan dolayı artık bundan sonra yağmurlar yağmayacak” demişlerdi, biliyorsunuz. Herkes “Yeşilırmak’ı mı kullansak, Kızılırmak’ı mı?” Hatta dediler; “Yeşilırmak, Kızılırmak da kuruyacak. Baş edemeyeceğiz. Ne yapacağız?” diyorlardı. Ben dedim; “bu geçici. Bu, Hz. Mehdi (a.s.) öncesinde olacak olan kuraklıktır. Sonra da çok fazla yağmur yağacak” dedim. Aynısıyla oldu. “Küresel ısınma diye de bir olay yok” dedim.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Moral Haber’de Cemil Şahinöz; “maymundan gelmediğimiz yüzde yüz kesin” diyor. Tabii ki öyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Afganistan’ın son durumuyla ilgili bilgi vermek istiyorum. Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF)’ne ait uçakların Afganistan’da önceki gün düzenlediği hava saldırısında ölen on iki çocuk ve iki kadının ölümüne gücün tepesinden özür gelmiş. ISAF dokuz sivilin ölümü için özür dilediğini belirtmiş. Beyaz Saray ise Amerika’nın, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin endişelerini çok ciddiye aldığını belirtmiş. Karzai, yaptığı açıklamada sivillerin öldüğü hava saldırısının ciddi bir hata ve cinayet olduğunu söylemiş. Amerika askerler ve yetkilileri son kez uyardığını belirtmiş. Karzai son dönemde NATO’nun gece saldırılarını önlemek için harekete geçmiş. Aynı zamanda uluslararası güçlerin Afgan güçleriyle eş güdüm içinde hareket etmeden hiçbir saldırıyı başlatmaması gerektiğinin altını çizmişti. Şimdi Afganistan’la ilgili resimler gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Sefaletlik, rezalet, ölümler, cinayetler, İttihad-ı İslam olmadığı için. “Risale-i Nur müceddiddir” derseniz, işte böyle olur. Risale-i Nur, müceddidin kullanacağı, istifa edeceği kitaplardır, Hz. Mehdi (a.s.)’ın istifade edeceği kitaplardır. Risale-i Nur müceddid değil; insandır müceddid olan, Hz. Mehdi (a.s.)’dır müceddid olan. “İlerde gelecek o acip şahsın” diyor, “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edeceğini zannediyorum” diyor Bediüzzaman. “Risale-i Nur müceddiddir” demiyor; Risale-i Nur’u, hazır bir program olarak ileride gelecek acip şahsın, Hz. Mehdi (a.s.)’ın değerlendireceğini ve kullanacağını söylüyor Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER:“Selamun aleyküm nur ala nur canım Hocam. Nurunuzun aydınlığı olmasa, oranın ışıklandırması bu gece güzel simaları solgun gösteriyor canım Hocam. Sohbetleriniz ve siz her gün bizim için bir yaşama sevinci oldunuz, inşaAllah. Bir yemek bir su gibi vazgeçilmez bir ihtiyaç oldunuz canım Hocam. Hatta her nefeste içimize çektiğimiz oksijen kadar gereklisiniz canım Hocam. Hatta” demiş, “… to be continued” demiş. Yani “devam edecek” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Müminin birbirine sevgisini söylemesi, iltifat etmesi güzeldir. Yobaz takımı çok darlanır böyle şeylerden. Ancak kömüş gibi kokmayı bilirler, dedikodu etmeyi, birbirlerine ters laf etmeyi bilirler. İltifat güzeldir; sevgiyi arttırır, muhabbeti arttırır; aşkın, tutkunun kökenidir. Tabii ki iltifat edeceğiz. Allah’ı överiz, Resulullah (s.a.v.)’i överiz, sevdiklerimizi överiz. Çünkü Allah’ın tecellisi olarak görüyoruz. Övdüğümüzde biz Allah’ı övmüş oluruz. Mesela ben güzelime “güzel” dediğimde Allah’ın güzelliğini belirtmiş oluyorum. Mesela bu güzel karagözlüyü de öyle, MaşaAllah. Kardeşi acayip kendine benziyor. İkisi de hemşerim, Tokatlılar, inşaAllah. Ve çok şeker iki kardeş ikisi de, MaşaAllah. Tabii benim bu Litvanyalı güzellerim de dünya tatlısı. İkisi de Allah’ın güzel tecellileri, boylu poslu. 1.85, kafamı dikip bakıyorum, maşaAllah. Onlar da inşaAllah gün gelecek Kuran’ı daha iyi tanıyacaklar, İslam’ı daha iyi tanıyacaklar. Onlar da bizim canımız, kardeşimiz, dünya kardeşi. Din kardeşi, dinde olan din kardeşidir. Kan kardeşine kan kardeşi denir. Onlar da dünya kardeşimiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Fatih Altaylı bugünkü yazısında, ne yazsa ve ne fikir beyan etse sert bir şekilde eleştirildiğini, ancak bunun sebebinin her zaman doğru söylemesi olduğunu yazmış. Ayrıca kimseye sırtını dayamaması, kimseden yana olmaması…
ADNAN OKTAR:Şimdi orada bir dursun bakayım. “Kimseye sırtını dayamaması”. Aydın Doğan’ı niye devreden çıkartmış? Aydın Doğan’a sırtını dayıyor, bir. Sermayeden sırtını dayadıkları var, iki. Üç, bir de devletin bir kurumunda, devletin bir kurumunda iki üç tane dinsiz onu destekliyorlar. Yanlışsa, “yanlış” desin. İspat ederim. Sakın “yanlış” demeye kalkmasın, ispat ederim. Çok detay veririm. Herkes biliyor. Baştan al.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı şöyle demiş; ne yazsa ve ne fikir beyan etse sert bir şekilde eleştirildiğini, ancak bunun sebebinin her zaman doğru söylemesi olduğunu yazmış. Ayrıca kimseye sırtını dayamaması, kimseden yana…
ADNAN OKTAR:Onu destekleyenler zaten ona hayat verenler; gazetesini ayakta tutanlar, başka imkanlarını ayakta tutanlar, ona o görevi verenler. Onu zaten desteklemeseler oraya gelir miydi? Gariban bir matbaacıydı. Bizim kitaplarımızı basardı. Kıt kanaat geçinen garibanın tekiydi. Radyoda ilk defa bize çok hakaretamiz, çok sert konuşmalar yaptı. Kendi bir radyosu vardı, küçük bir radyosu vardı. Ondan sonra bunu keşfettiler. Baktılar ki bu bayağı yetenekli, yani bize karşı tavrında da çok yetenekli. Devletin bir kurumunda iki üç tane dinsiz de bunu pek sevdiler, arkadaş ettiler kendilerine. “Yanlış” desin, ispat edeyim. Sonra bunun yolları açıldı, Aydın Doğan bunu destekledi. Bunun ana özelliği Mehdiyet’e ve İttihad-ı İslam’a karşı olmasıdır ve bana karşı olmasıdır. Bak özellikleri; Bediüzzaman’a karşıdır, Mehdiyet’e karşıdır, İttihad-ı İslam’a karşıdır ve bana karşıdır, bir de Şeyh Nazım Hocamız’a karşıdır. Cübbeli’yi sever, Aydın Doğan’ı sever, bazı yerleri sever. Bazı yerler de onu sever, bazı sermayeler de bunu sever. Sırtını dayamasan bu hale gelir miydin sen? Garibanın tekiydin sen. Kıt kanaat geçinen birisiydin sen. Milyarlarla oynuyorsun sen şu an. Milyarlık tesisleri kontrol altında tutuyorsun sen. Buna sırt dayama denmiyor da ne deniyor? Sırtını kaşıyorlar mı? Tabii ki dayıyorsun sırtını. Yani kime anlatıyorsun sen bunları? HaberTürk bunun emrinde, HaberTürk gazetesi de bunun emrinde. Kim senin emrine verdi oraları? Kendi paranla mı kurdun? Berker’im devam et.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Kimseye sırtını dayamaması, kimseden yana olmaması, kimseden taraf olmamasının da eleştirilmesinin sebeplerinden biri olduğunu belirtmiş. Bazen yazmayı bırakmayı düşündüğünü ancak okuyucularından nadir de olsa kendisine destek mesajları geldiğinde yazmaya devam etme kararı aldığını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Millet aydınlandı, hakikatleri gördüler benim vesilemle. Etkisi sıfıra gitti. Olay bu. Ahmet Hakan’ın, onun, ismini söylemek istemiyorum ama E.Ö. diyelim, Bıyıklı’nın gerçek yönlerini gördüler.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Kitabınızı tanıtmak istiyorum, inşaAllah. ‘Allah’ın Munis Sanatından’ isimli kitabınızın kapağı gösteriyorum. Kardeşlerimiz bu kitapta; hayvanların yavrularına olan şefkatini, hayvanlar dünyasında yaşanan bilinçli ve fedakarca davranışların bir bölümünü okuyacaklar, inşaAllah. Anne ve baba hayvanların yavruları için çok özenli ve konforlu yuvalar yaptıklarını, onları temizlediklerini, besleyebilmek için canla başla çalıştıklarını, soğuğa karşı onları koruduklarını, hatta düşmanla karşılaştıklarında yavruları için kendi canlarını tehlikeye attıklarını öğrenecekler. Kitaptaki resimler de çok sevimli, maşaAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı kanuna uygun olmayarak geldi benim mahkememde müdahil oldu. Kanuna uygun değil; müdahil oldu. Sonra mahkeme bunu fark etti, yani fark ettirdik ve müdahillikten bunu çıkarttılar. Dolayısıyla bunun da bir görevi kalmadı. Şimdi canı sıkılıyor, “yazı mı yazmasam acaba?” diyor. İşi gücü kalmadı adamın.
ALTUĞ BERKER:Ama müdahillik hakkı olmadığı halde davanızla ilgili…
ADNAN OKTAR:Davayı bozdurttu tabii, müdahillik hakkı olmadığı halde. Kazandığım davayı bozdurttu, kanuna uygun olmayan şekilde, kanuna uygun olmayan bir uygulamayla. Kanunda yok; dışarıdan bir insan geliyor ve müdahil oluyor. Hukuki hakkı var mı? Yok. Olmadığı için de mahkeme bunu müdahillikten çıkarttı. Ama davamızı da bozdurmuş oldu, kazandığımız davayı. Garip, çok garip.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Doğal güzellikler, Hocam görüntüler göstermek istiyorum, manzara, inşaAllah.
Kuzey ışıkları, Baltık Ülkeleri’nde, Güneş’teki fırtınaların sebep olduğu manyetik akımlar Dünya’nın kutup bölgelerinde böyle sıra dışı ışık gösterilerine neden oluyor. Bu ışıklar Finlandiya, Norveç gibi Baltık ülkelerinde görülebiliyor, inşaAllah.
Benekli Göl, Kanada’da; dünyanın mineral yoğunluğu bakımından en zengin göllerinden biri olan Benekli Göl, Amerika sınırından 1.5 kilometre ötede, Kanada’da bulunuyor. Göl, yazları beyaz, yeşil ve sarı renge bürünüyor, maşaAllah. Başka bir resmi.
ADNAN OKTAR:Şahane gölmüş.
ALTUĞ BERKER:Dalga (The Wawe) Amerika’da. Amerika’nın Arizona ile Utah eyaletleri arasındaki bölgede bulunan ve Dalga (The Wave) adı verilen bu olağanüstü doğal yapı, kumtaşının yüz doksan milyon yılda oluşturduğu kayalardan meydana geliyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bayağı süslü görünüyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Salar de Uyuni, Bolivya’da. Salar de Uyuni, Bolivya’nın güneybatısında yer alan dev bir tuz gölü. Gölün özelliği, sadece bir karış yüksekliğindeki suların gökyüzünü yansıtması. Tazmanya’daki Mozaik Kaldırım dünyanın katı dış katmanlarının nadiren oluşturduğu tortul yapılardan meydana geliyor. Yeryüzü kabuğunun baskısıyla kırılan kayalar, dörtgen bloklar halinde çatlamış ve katmanlar oluşturmuş.
ADNAN OKTAR:Ama çok güzel olmuş. Fayans kaplanmış gibi olmuş.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Tam dört yüz kilometrelik bir alana yayılmış olan, dünyanın kayalardan oluşmuş en büyük yapısı, Çin’deki Taş Orman. Ormandaki kayalar, kireç ve suyun etkileşimiyle çok uzun yıllar içinde oluşmuş. İnşaAllah Hocam.
Yakından böyle değişik, güzel gözüken, benekli böcekler var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayret, bunlar birbirlerini nereden tanırlar? Evleniyorlar, çocukları oluyor, bilmem ne falan. Ne güzel böcekler var, maşaAllah.
Evet, yine Cübbeli’yle yapalım. Kapanışta bir şeyler anlatsın.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının, İslam ahlakının hakimiyetinin ve kıyametin kopmasının çok yakın olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli; “her yüz senenin başında birçok müceddid gelebilir ama Hz. Mehdi (a.s.) başkadır” diyor.
VTR: Cübbeli, Müceddidlik için yüzyılın başında ilan gerektiğini iddia ediyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Cübbeli boşa çırpınmasın. Mehmet Talu Hocamız’a açık açık söylemiş “Hz. Mehdi (a.s.) hayatta” diye. Bak, yeniden bir daha gösteriyorum kendi dergisini, Beyan Dergisi. Sakın sakın “inkar edeyim” demesin, çok net. Temmuz 2003, kendi tashihinden geçen, kendi bilgisi dahilinde çıkan bir dergi. Mahmut Hocamız’ın da bilgisi dahilinde çıkan bir dergi ve bütün cemaatin bilgisi dahilinde çıkan dergi ve bütün cemaatçe okunan. Yani Mahmut Hocamız’ın cemaati tarafından okunuyor özellikle. Ve özellikle tavsiye ediliyor ve onlara ait resmi yayın gibi bir eser. Bakın orada ne diyor? “Bediüzzaman farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların hepsinde Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin geliş zamanı olarak Hicri 14. yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Bir sözünde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Asr-ı Saadet döneminden bin dört yüz sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir: ‘İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişlerdir” şeklinde belirtiyor. “1979, 1980 senelerine denk gelmektedir” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi.” Açıkça belirtmiş. Şimdi bize hiç öyle masal tarzı şeyler anlatmasın. Yok rüya görmüş de yok rüyasında hesaplar yapıyormuş da bilmem ne… Sen çok yemek yemişsindir, kabus görmüşsündür rüyanda. “Orasını karıştırma” demişler. Lafa bak. Çarpıyor, çıkarıyor, bölüyor, çarpıyor, çıkarıyor, bölüyor. O hesapla milyar da çıkarabilirsin, başka sayılar da çıkarabilirsin. Her sayıyı çıkarabilirsin o kafayla. Ekle, çıkar, böl, ekle, çıkar, böl; gördünüz yani. Kaynak ne? Hazret’in gördüğü rüya. Rüya mı, birisi mi konuşmuş buna, görüntü mü alıyor, ses mi duyuyor bilmiyorum bir şeyler olmuş, onu delil olarak gösteriyor bize.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün röportajınızda Bediüzzaman Hazretleri’nin; “İstanbul’u hanımlar fethedecek” sözünü hatırlatarak Hz. Mehdi (a.s.) talebelerinin de büyük bölümünün kadınlardan oluşacağına dikkat çekmiştiniz. Hemen ertesi gün, yani bugün Sayın Başbakan, Konya mitinginde; “bu işi kadınların bitireceğine inanıyorum” diyerek AK Parti’yi iktidara taşıyacak olanların hanımlar olduğunu ve hanımların şevkinin, heyecanının ve hareketliliğinin çok daha fazla olduğunu söyledi Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama Bediüzzaman’ın orada kastettiği tabii “AK Parti’yi iktidara getirecek olan kadınlar” demiyor; Hz. Mehdi (a.s.) için diyor onu. Ama Başbakanımız da yani kadınların ahir zamanda faydalı görevler alacaklarını işaret eden bir konuşma yapmış. Yoksa o anlamda söylemiyor tabii.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kadınlar çok özgür olacaklar. Onların üstündeki o baskı, şiddet kalkacak ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde. Bu saltanat yıkılıyor, bitiyor. İflahlarını kestiler kadınların, nefes aldırmadılar. Sokağa çıkarttırmazlar, konuşturmazlar, ter kokusuyla dışarıya çıkmasına vesile oluyor, sakallı-bıyıklı çıkmasına vesile oluyor, bakımsız çıkmalarına vesile oluyorlardı; bu ortadan kalkacak ve kuşkuyla bakılan insan modeli olmaktan çıkacak. Kadına kuşku! Sana peki kim kuşkuyla baksın? Sana da her türlü kuşku olabilir. Sen nasıl çıkıyorsun sokağa? Yani kadını potansiyel suçlu olarak görüyor. Kadınlar özgür olacak Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, neşeli olacaklar, sevinçli olacaklar, tertemiz olacaklar, istedikleri gibi konuşacaklar, her yerde lider olacaklar, öncü olacaklar. Bu bela üstlerinden kalkacak, kadınlara güvenmeme olayı kalkacak. Kadın-erkek eşitiz. Öyle bir şey olmaz. Onlar da delikanlıdır, delikanlılar da delikanlıdır. Hepsine güveniyoruz. Laf söyletmem hanımlara, inşaAllah. Baskı da yaptırmayız. Bu şüpheci, kuşkucu kafayı da kaldıracaklar.
SUNUCU:12.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programına A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...