SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA: Bu yıl içinde tam 6 kez, Güneş ve Ay tutulmaları olacakmış. Bunların üçü ise, 1 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında, yani önümüzdeki bir ay içerisinde gerçekleşecekmiş Hocam. 3 tane Ay ve Güneş tutulması, bir ay içinde.
ADNAN OKTAR: O da ilginç.
ALTUĞ BERKER: Söylediklerinizin gerçekleştiği 1300’ü aştı Hocam. Bugün bir haber vardı. Sizin daha evvel bahsettiğiniz konu, şu anda gerçekleşiyor. O da şu Hocam; “Gebze Gazi Evi açıldı. Eskihisar’da bulunan ve yağhane olarak adlandırılan tarihi bina Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün de katıldığı törenle Gazi Evi olarak açıldı.” İnşaAllah. Siz daha evvel 2009 yılında; “Gazilerimiz bizim unutulmuş vaziyette oluyor. Biz gazileri göremiyoruz. Gaziden para alınmaz. O madalyayı takacak. Biz göreceğiz onun madalyasını. Mesela kolu kopmuş, o kopmuş kolundan öpecek insanlar. O bir aslan, niye evinde oturtalım biz gaziyi? Lütuf olarak değil bu, hak ettiği için, aslan olduğu için bu, inşaAllah. Veyahut uçağa bindi, niçin para alınsın? Bedava, her yerde bedava olacak. Yahut gitti bir gömlek aldı, ayıptır yani, mağazada oturup ondan, gaziden para alınır mı? O bereket getirir, güzellik getirir. Bitti diyeceksiniz, gel bir sarılayım diyeceksin. Allah selamet versin. Mesela bazısı tekerlekli arabayla geliyorlar, kimisi de koltuk değneğiyle geliyor, aslan onlar. Turistik tesisler, hepsi bedava olması lazım onlara, aksi çok acayip. Evlerine gidip oturuyor o çocuklar. Bütün ömürleri evlerinde geçiyor, olur mu öyle şey aslanlara?” dediniz Hocam. Bir başka röportajınızda da Hocam; “Gaziler bir kere her yere dolacaklar, biz onları alıp kucaklayıp, havalandıracağız, nereye giderlerse. Alınlarını öpeceğiz her gördüğümüz yerde” dediniz ve “senin canını kurtarmış, malını kurtarmış; namusunu, vatanını kurtarmış. Ve bu uğurda kolunu, bacağını kopartmış” dediniz Hocam. Gazilere hizmetin önemini belirttiniz. Şimdi de gerçekleşiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ama doğru söylemişim. Gazi gelse bir lüks otele, gelsin o koç yiğit, orada otursun çocuk. Gelsin hatıralarını anlatsın, konuşsun, her kez iltifat etsin, gönlünü alsın. Yahut bir şehit babası, ne güzel; süstür, berekettir yani. Otobüs, gemi falan, hiçbir yerde para alınmaması lazım; çok ayıp, çok acayip bir şey.
Azerbaycan’daki kardeşlerimiz, şu hususa dikkat etsinler; Azerbaycan’da devlete sahip çıktıklarını göstermeleri lazım. Oradaki devlet sistemini ayakta tutmak, güçlü kılmak, birlik ve beraberliği oturtmak için, devletle birlikte hareket ettiklerini, çok iyi vurgulamaları lazım. Şimdi orada, öbür türlü, devlet karıştırır yani; acaba onlar nasıl düşünüyor, bunlar nasıl düşünüyor diye düşünebilir. Çünkü birçok hareket vardır. Devleti yıkmayı hedefler. Halbuki bizim düşüncemizde mevcut devleti güçlendirme vardır. Azerbaycan devletinin güçlü ve adil olması lazım, birlik ve beraberlik içinde olması lazım ve bölünmenin hiçbir şekilde olmaması lazım. Sünni, Alevi, Şii diye bir şey olmaması gerekiyor, hepsini bir bütün olarak almak lazım. İlham Aliyev de kendince gayret eden bir insan. Yani eksiği olabilir, kusuru olabilir ama samimi gayret ediyor. Orada devletin üniter yapısını, birlik ve bütünlüğü ön plana çıkarmak hayatidir. Yani devlet can havliyle çekinir, acaba bana bir zarar mı gelecek, bana bir kötülük mü yapacaklar diye çekinir; her görüşten, her düşünceden çekinir. Teyakkuz halindedir. Özellikle Azerbaycan, zaten küçük bir yer, bi bir türlü hareket var. Dünyanın birçok yerinde intifadalar var. Hareketlenmeler var. Tam Türkiye’yle birleşecek derken, bir karmaşa olmasından tedirgin oluyorlar. Ne diyecekler? İki devlet, bir millet. Devlete sahip çıkıyoruz. Devletin güçlenmesini istiyoruz. Fitne istemiyoruz, kargaşa istemiyoruz; anarşi, terör istemiyoruz; Sünni-Şii ayrımı istemiyoruz; bütünüz, kardeşiz diyecekler. Bunu vurgulayacaklar. Biz gerçi konuşuyoruz ama sırf bizim konuşmamızla olmaz. Oradaki gençlerin de bunu çok iyi vurgulamaları ve ön plana almaları lazım. Yoksa Azerbaycan din olmadan ayakta duramaz, paramparça olur. İslamiyet olmadan, Azerbaycan’ı ayakta tutan bir güç kalmıyor o zaman. Azeri ne demek o zaman adam için? Irk temeline dayalı değil, orada her milletten var, Azerbaycan’da. Ruslar da var, Farisi kardeşlerimiz de var, var oğlu var. Kürtler var, Çerkezler var, Lazlar var, herkes var. O yüzden Azerbaycan’ın temel çimentosu dindir, Türkiye’de olduğu gibi. Yobazlık Azerbaycan’ı yıkar. Yobaz düşünce yıkar ama bizim anlattığımız tarzda, Kuran’a dayalı bir İslam anlayışı, modern İslam anlayışı Azerbaycan’ı ayakta tutar. Öbür türlü rejim yerle bir olur, onu söyleyeyim. Dindir Azerbaycan’ı ayakta tutan, birleştiren. Mesela daha önce meydana gelen felaketlerin kökeninde yine bu vardır. Yani Azerbaycan yıllarca komünizmin etkisi altında kaldı, komünist baskı altında kaldı. O zaman devam ederdi. Devam etmediğine göre demek ki dini seçmiş Azerbaycan. “Din mi, komünizm mi?” diye soruldu Azerbaycan’a, “biz dini kabul ediyoruz” dediler. “Komünizmi kabul etmiyoruz.” Öbür türlü komünist olurdu onlar. Onun için, genellikle İslam ülkelerinde devleti koruyan vasıf önemlidir. Üniter yapıyı uygulayan üslup önemlidir, bölünmeye karşı tavır önemlidir. Bunu ortaya koyduktan sonra devlet rahatlar. Öbür türlü devletin savunma mekanizması ortaya çıkar. İnşaAllah. Evet. Onun için orada konferans yapan kardeşlerimiz, konuşurken bu üsluba ehemmiyet vermeyip, değişik üslup kullanırlarsa, yani bizim ummadığımız bir üslup kullanırlarsa devlet tedirgin olur. Bizim kullandığımız üslupla, bizim inancımızla hareket etmeleri lazım. Çünkü Azerbaycan hükümeti, devleti bizi seviyor. Destekliyorlar da ama yobaz bir düşünceye karşı tavır alırlar. Bizim kitaplarımız dışında Azerbaycan’da kitaplar yasak. Bir tek bizim kitaplarımız serbesttir. Biz Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesini istiyoruz. Modern Azerbaycan istiyoruz. Modern Azerbaycan gençliği istiyoruz. Tutuculuğu istemiyoruz. Onlar da korkularında bir dereceye kadar haklılar, inşaAllah. Buna dikkat etmeleri elzem kardeşlerimizin, bu dediklerime. Evet.
Sri Lanka, Surinam, Malezya, her yerden mektuplar var, maşaAllah. Evet. Şimdi sizi dinliyoruz; ya Berker, ya Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Hocam, “İblis, bir şeyi yok etmek için onun sahtesini çıkarır” demiştiniz. “Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiği için, çok fazla sahte mehdi var. Bak, "ne kadar çok sahte mehdi var" diyor. Halbuki sahte mehdilerin çıkması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Hz. Mehdi (a.s)’dan önce sahte mehdiler çıkacak” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Bir de Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadisinde; “Hz. Mehdi (a.s)’ın ellerinden ve ayaklarından zincirleneceğine işaret ediyor.” Hocam okuyayım mı hadisi, inşaAllah? “Mümin şahıs (Hz. Mehdi (a.s)) deccali görünce: "Ey insanlar! Resulullah (s.a.v)’ın zikir ettiği deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından "onu alın da yaralayın" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir.” Yani, Hz. Mehdi (a.s)’a hücum edildikçe; ünü, şanı daha yayılarak artar, inşaAllah. “Bu sefer deccal onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) iki eli ve iki ayağıyla yakalar da fırlatır, atar.” Hem ellerinden, hem ayaklarından yakalayacağını, zincirlemeye işaret vardı, inşaAllah. “İnsanlar deccalin onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.” Hadiste verilen bu bilgilerden, Hz. Mehdi (a.s)’ın ellerinin ve ayaklarının zincirle bağlanarak yaşadığı dönemin hapishanelerine ve tımarhanelerine atılacağı anlaşılıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman bu konuyu geçelim. Hocam çünkü açıkladı bitti. Baştan al bakayım sen.
OKTAR BABUNA:“Mümin şahıs (Hz. Mehdi (a.s)) deccali görünce: "Ey insanlar! Resulullah (s.a.v)’ın zikir ettiği deccal işte budur" der.”
ADNAN OKTAR:Deccali teşhis eden Mehdiyet’tir. Yani, Mehdi vasfı olanlar deccali teşhis ederler. “Deccal budur” der, vasfıyla anlatır, sistemini anlatır, silahlarını bulur ve karşı silahlarını, ilmi silahları gösterir. “Bunun ilmi yok edilmesi de bu şekilde olur der” ve yok eder. Yani sadece çözümü göstermez, çözümü uygular Mehdiyet. Bak, deccali teşhis eder, tanıtır, silahlarını gösterir, yöntemini-stilini gösterir, zaaflarını gösterir, nasıl yenileceğini gösterir ve en önemli kısmını söylüyorum; cayır cayır, kütür kütür ezer ve yener. Mehdiyet’in özelliği budur. Hadiste bunu görüyoruz. “Ey insanlar” diye, yani bütün dünyaya, insanlığa, Hz. Mehdi (a.s)’ın deccali tanıtacağını, Mehdi talebelerini tanıtacağını anlıyoruz. Yani vasfını, kişiliğini, her türlü özelliğini tanıtacağını anlıyoruz; tehlikeye dikkat çekeceğini anlıyoruz. Evet, şimdi devam et.
OKTAR BABUNA:Deccal hemen onunla ilgili emrini verir ve o zat, karnı üzerine uzatılır ve arkasından “onu alın da yaralayın” der.
ADNAN OKTAR:Onunla kahpece mücadele edeceğini gösteriyor deccaliyetin. Bak, “sırtından vururlar” diyor; yüz yüze, karşı karşıya değil, kalleşçe. İşte televizyonlarında, gazetelerinde, fısıltı gazetelerinde, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün hakim olmaya çalıştığı yerlerde, demek ki kahpece, gıyabında ona oyun hazırlayacaklar ve onu sırtından vurmaya çalışacaklar. Kalleş bir oyun içerisinde olacak deccaliyet. Deccaliyet namerttir zaten, kahpedir, kalleşçe hareket eder. Mehiyet, merdanedir, delikanlıca çıkar.
OKTAR BABUNA:“"Onu alın da yaralayın" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir.”
ADNAN OKTAR:Deccaliyet, milyonlarca insan içerisinden diyor ki; “hah, en büyük tehlike işte bu” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) bu” diyor. “Bizim de hedefimiz budur” diyor. Radyolarına, televizyonlarına, yobazlarına, üçkağıtçılarına, artık ne tarzda sahtekar hocası varsa, ne kadar sahtekar kilit noktada adamı varsa, devletin ilgili kurumlarında da nerede ajanları varsa, onların hepsine haber veriyor; basınla, televizyonla haber veriyor. “Bakın, tehlike çıktı ortaya” diyor, “işte kastettiğimiz, şeytanın bize bildirdiği, bizi yeneceği söylenen, bize ruhani, şeytani varlıkların bildirdiği kişi bu” diyorlar. “Ve bizim bunu mutlaka yok etmemiz gerekiyor” diyorlar, “ya öldürerek, ya manen öldürmeye çalışarak, ya iftirayla, ya hakaretle, ya hapsederek, ya başka türlü yöntemler kullanarak bir şekilde durdurmamız gerekir” diyorlar. Bak, iki taraf teşhis koyuyor karşı karşıya; Hz. Mehdi (a.s) deccale teşhis koyuyor, deccal de Hz. Mehdi (a.s)’a teşhis koyuyor. Hz. Mehdi (a.s) en büyük tehlikeyi görüyor, deccaliyet de en büyük tehlikeyi görüyor ve adamlarına; “yüzüne karşı değil; gıyabında, sırtından vuracaksınız” diyor, “kahpelik yapacaksınız” diyor deccaliyet. Evet.
OKTAR BABUNA:“Bu sefer deccal onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) iki eli ve iki ayağıyla yakalar da fırlatır, atar.”
ADNAN OKTAR:Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın iki eline de kelepçe vurulacak. Bir kere kelepçeyi göreceğiz Hz. Mehdi (a.s)’da bu var. Ama ayağına da kelepçe vurulacak. Ayağa kelepçe vurulması pek rastlanan bir şey değil. Ama bir ayrıcalık, bir özellik olarak, bir hususiyet olarak, onun ayağına da kelepçe vurulacak. Açık, Peygamberimiz (s.a.v)’in ifadesi bu. Yaralamaya çalışacaklar, öldüremiyorlar, yaralamaya çalışıyorlar. Yani, manen yaralamak. Mesela der ya adam; “yaraladım,” onu manen yaralamaya çalışacaklar. İftirayla, hakaretle, baskıyla. Olabilir, işte hapse giren adam gibi gösterecekler, yalancı gibi gösterecekler, oyun oynayan menfaatçi gibi gösterecekler, çok büyük bir ihtimalle deli olduğunu söyleyecekler. Çünkü Kuran’da bütün Peygamberlere deli denmiş, Yani Hz. Mehdi (a.s)’a deli denmemesi mümkün değil, Adetullah’a göre. Bediüzzaman’a da deli denmiş; o akış içerisinde de mutlaka ona da deli deneceği aşikar. Peygamberlere atılan iftiraların bir benzeri ona da atılacak. Devam edelim.
OKTAR BABUNA:“İnsanlar deccalin onu bir ateş içine attığını sanırlar, halbuki o bir cennet içine atılmıştır.”
ADNAN OKTAR:Mesela hapishane, bakışa göre nedir? Cehennem gibidir. Ama Hz. Mehdi (a.s)’a göre orası Cennet gibi olacak. Çünkü orada durduğu süre içerisinde Allah’ın rızasını kazanacak. Allah’ın rızasının karşılığı nedir? Cennettir. Kalbinde de cenneti yaşadığı için hapishane ona Cennet gibi görünecek ve etki etmeyecek; hapishanenin tahribatı üzerinde görünmeyecek. Yani hapishanenin çökertici etkisi onda görülmeyecek. Hapishaneden dinç ve canlı çıkacak, güçlü çıkacak; hapishane ona yarayacak, bunu anlıyoruz. Hapishane olmazsa, belki de tımarhaneye de koyacaklar; o ifadeye göre öyle anlıyoruz, değil mi? Orada onun canını yakmaya çalışacaklar, belki ezmeye çalışacaklar. Cehennem gibi bir yerdir, orası da cehennem gibi bir yerdir. Ama oradan da diri ve canlı çıkacak, güçlü çıkacak. Nitekim Bediüzzaman’ı da koydular, gayet sağlıklı ve güzel olarak çıktı. Hem hapishaneye koydular hem de tımarhaneye koydular, hepsinden sağlıklı çıktı. İftira sonucu; iftirayla, oyunla. Deccalin adamlarının oyunlarıyla, iftiralarıyla atıldı. Mahkemelerin orada bir suçu yok, çünkü mahkemeye onu tezgahlayan, mahkemeye onu getiren zihniyet asıldır. Yani zemini hazırlayan zihniyet asıldır. Mesela, bir kısım gazeteler, dedikoducular, devlet içerisine gizlenmiş bazı ajanlar, oyuncular, deccalin avaneleri Bediüzzaman’ı müşkül durumda bıraktılar. Mahkemelerde meydana gelen zaruri durumu, yani kanunen delil oluşturmuşlar adamlar kendilerine göre; mahkeme de bu yönde karar vermiş oluyor. Mahkemenin burada bir suçu yok. Etrafı oluşturan, çevreyi oluşturan, zemini oluşturanlar suçlu.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “meydanlarda fiyasko yaşayan liderler” diye bir haber vardı Hocam. Halkın ilgi göstermediği parti başkanlarını haber yapmışlar. Haberin; “Kurtulmuş’un partisi de tutmadı” başlıklı kısmında, anket firmalarının ve bir takım medya kuruluşlarının ön plana çıkarmaya çalıştığı Has Parti Genel Başkanı’nın mitingine yüz kişinin katıldığı söylenmiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ben demedim mi? Demedim mi? Bak, sıfır virgül sıfır, “bu çok azalır” dedim ve “silinir gider” demedim mi? Saadet’in başına geçtiğinde yani, olayların başında, geçmeye başladığında, ben onu ta başında hissettim ve gördüm. Aydın Doğan sırtını sıvazladı, Fatih Altaylı sırtını sıvazladı, bu zaten yeterlidir, bu bir felaket haberidir. Yeri-göğü birbirine kattım. Milli Gazete’ye bakıyoruz; Erbakan Hocamız’ın ne adı var, ne sanı var, ne ismi var, silmişler. Resmi internet sitesine bakıyoruz; Erbakan Hocamız’ın ne adı var, ne sanı var; yazıları, hiçbir şey kalmamış, hepsini silmişler. Baktık, çok büyük bir olay var; “ne yapıyorsunuz siz kardeşim” dedik, “ne yapıyorsunuz?” Uyara uyara, uyara uyara, en sonunda bu olaydan kurtuldular. Ne Cübbeli’nin sesi çıktı, ne bir başkasının sesi çıktı. Hayırlı, uğurlu olsun demişlerdi adama. Belli nereye gittiği olayın, anlamıyor musunuz? Değil mi? Sonra anlı şanlı Erbakan Hocamız partinin başına geldi, ama ezici oyla. Numan Kurtulmuş gibi dörtte bir oyla değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAlah Hocam. Uyuşturucuyla ilgili bir haber vardı; Aralarında Meksika Eski Devlet Başkanı Ernesto Zedillo, Virgin Havayolları’nın patronu Richard Branson, Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Kofi Annan, Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Amerikan Merkez Bankası Başkanı Paul Volcker gibi dünyaca ünlü şahsiyetlerin ve ünlü devlet adamlarının bulunduğu ‘Uyuşturucu Politikası Küresel Komisyonu’, dün ‘uyuşturucu yasallaşsın’ çağrısında bunmuş. Komisyonun yayınladığı raporda, uyuşturucuyla savaşın kaybedildiği, uyuşturucunun binlerce insanın ölümüne yol açtığı, uyuşturucu kullanıcılarının sabıka kaydı olan suçlular haline getirilmemesi gerektiği belirtilmiş Hocam. “Uyuşturucu yasallaşsın” demişler bu önde gelen kişiler.
ADNAN OKTAR:Cayır cayır kullanıyorlar zaten kendileri. Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca vücut kasılır. Allah rızası için yaşamadığında vücut kasılır, vücut kendine isyan etmeye başlar. Vücudun her yeri kasılmaya başlar, ağzı kasılır, kolları kasılır, gözleri kasılır, midesi kasılır. O zaman çözümü uyuşturucuda arıyor işte. Yani çözücü, gevşetici ilaçlarda arıyor. Kasılmanın sebebini Kuran’da açıklıyor Cenab-ı Allah; “göğe yükselmiş gibi hissederler kendilerini” diyor Allah, “çok rahatsız hissederler” diyor. Ama Kuran’a, İslam’a sarılırlarsa bir gevşeme, ferahlık, huzur, sükunet, sekinet olur; bir ferahlık olur, bir inşirah gelir kalplerine. Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, ayette söylüyor; “Asra and olsun” diyor, “bütün insanlar ziyandadır, ancak sabrı ve hakkı tavsiye edenler ve salih amelde bulunanlar müstesna” diyor Cenab-ı Allah. Yani samimi olanlar ve tebliğ yapanlar, sabredenler, hakkı tavsiye edenler, bunlar müstesna. Yani, gerçek müminler, Mehdi (a.s) talebeleri, inşaAllah. Onlarda bir ferahlık bir huzur olacağını söylüyor Allah, bir güzellik olacağını söylüyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s) döneminde, inşaAllah, dünya üzerinde huzur, rahatlık ve güven olacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v) bildirmiş, şöyle; “Ahir Zamanda dönemin hakimleri tarafından halkıma benzeri hiç görülmemiş zulümler uygulanacaktır. Öyle şiddetli olacaktır ki, dünya onlara dar gelecek, yeryüzü adaletsizlik ve zulümle dolup taşacaktır. Dindar halkların hiçbir sığınağı kalmayacaktır. İşte tam bu zamanda Yüce Allah benim soyumdan birini çıkartacak, önceden zulüm ve adaletsizlikle dolu olduğu gibi, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Dünya şenlenecek, İlahi nimetler yeryüzüne inecek ve birkaç yıl boyunca bu dönemde yaşayanlar; ‘keşke ölenler hayatta olup ta bu yaşananları görselerdi’ diyecekler” diye buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAlah. “Selamun Aleykum, mazinin de, müstakbelin de alkışladığı canım Hocam” diyor. Bak, iyi dinliyor demek ki konuşmalarımı, maşaAllah. Sungur Ağabey’in sözüyle başlamış, maşaAllah. “Dün gece, "dünyaya eğlenmeye değil, imtihan olmaya geldik. Dünyanın peşinden koşarsanız rezil olursunuz; kaçarsanız, o sizi kovalar" dediniz, canım Hocam.” Evet. Bu konuşmamızın çok etkili olduğunu söylüyor. Özetle, görüşmek istediğini belirtmiş kardeşimiz. Gelsin, görüşelim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Biraz önce hadisi açıkladınız Hocam, deccaliyetin yaptıklarının başarılı olmayacağını izah ettiniz. Başka bir hadiste de Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’a kurulan tuzakların asla başarılı olamayacağını şu şekilde bildiriyor; “Nechül Belağa'dan: İnananların Efendisi (s.a.v) dedi ki: "O (Hz. Mehdi (a.s)) insanlardan saklanırken, iz sürücüler arasalar bile onun ayak izlerini görmezler.” Yapılan ihbarlar sonucu takip edileceği, ancak asla başarılı olamayacağı, aleyhinde hiçbir delil bulunamayacağı anlaşılıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Belirtiliyor. Bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“İnananların Efendisi (s.a.v) dedi ki: "O (Hz. Mehdi (a.s)) insanlardan saklanırken, iz sürücüler arasalar bile onun ayak izlerini görmezler.”
ADNAN OKTAR:Demek ki çok kapsamlı takip edilecek, teknik takip olacak demek ki, Mehdi (a.s)’a karşı. İddia edilen Ergenekon terör örgütünden tut, diğer it-kopuk takımından çık. Ama başarılı olamayacaklar. Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hiçbir aklı başında Müslüman insanları cayır cayır otelin içine koyup yakmaz. Müslüman Allah’tan korkar. Mümkün değil, net ve açık söylüyorum; Madımak olayı, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kahpece bir eylemidir” dediniz. “Müslümanlar mazlum insanlardır; öyle gidecek, adam yakacak, kundaklayacak; ödleri kopar, çok çekinirler vicdanen yanarlar, yapamazlar öyle bir şey. Bu, ancak alçakların, kahpelerin yapacağı bir şey; vicdansız zalimlerin yapacağı bir şey. Oradaki insanları yakarak şehit ettiler, çok büyük zulümdür” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Zaman yazarından Has Parti’ye destek. Şahin Alpay’dan Has Parti’ye sürpriz destek” diyor. İyi saatte olsunlar. Yani çok garip. “Has Parti’ye Zaman yazarı Şahin Alpay’dan sürpriz destek. Seçime 8 gün kala toplumun öndeki isimleri oylarının renklerini bir bir açıklamaya başladılar. Seçim tercihini açıklayanlardan birisi de Zaman Gazetesi’nden Şahin Alpay oldu” diyor. Yani, kendi kafasınca AK Parti’nin oylarını böleceğini falan mı düşünüyor acaba?
ALTUĞ BERKER:Onlar da, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah, Müslüman, sosyalist ağzı kullanıp… eski sosyalist.
ADNAN OKTAR:Ha, hem sosyalist hem Müslümanız diyen takım, bu onlarla takılıyor. Bu da eski aydınlıkçı, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Türkiye Komünist İşçi Partisi, evet.
ADNAN OKTAR:İşte tamam, Türkiye İşçi Partisi. Yani, bir acayiplik var bu adamda ama Allah’tan hayırlısı. Yani, bu adamı Zaman Gazetesi’ne neden aldılar, onu da ben anlayabilmiş değilim. Çok ilginç, marjinal.
ALTUĞ BERKER:Yani itirafları var Hocam aslında, yüz yüzeyken söylediği şeyler var Zaman Gazetesi’ndeki bazı kardeşlerimizin. Bir kelime dahi olsa Amerika’daki bazı Yahudi Lobileri yahut bazı dengelerdeki kişilerin hemen konuştuklarını böyle…
ADNAN OKTAR:Onu sana mı söylediler? O doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Bana söyledi, gazetenin başındaki ağabeyi söyledi bana, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Allah.
ALTUĞ BERKER:“Bizim sizin gibi değil” dedi, “çok dengeler var” dedi. “Bir kelime bile olsa” dedi “hemen aranıyoruz” dedi böyle.
ADNAN OKTAR:Çok acayip. Tam kelimesi kelimesine aklında mı? Yani yaklaşık nasıl söyledi?
ALTUĞ BERKER:“Biz çok dikkatli yazı yazmak durumundayız” dedi, yani “her şeyimiz dengeli” anlamına gelen, tam kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama anlamını çok iyi hatırlıyorum, dolayısıyla “yazılarımız da, mesela bir Yahudi Lobisi veya oradaki bazı ilişki dengeleriyle ilgili negatif bir kelime olsa” dedi, “aranabilecek bir kelime, hemen aranıyoruz” dedi, “yani böyle bir şeye, bu tip şeylere çok dikkat ediyoruz mecburen” tarzında Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok acayip. Halbuki hiçbir şey olmaz; beni istediği kadar adam arasın. Delikanlı olsunlar.
OKTAR BABUNA:Ali Bulaç, Zaman Gazetesi’ndeki yazısında; Mavi Marmara gemisinin geçen sene İsrail tarafından vurulması ve gemiye bu şekilde aşağılanarak el konulmasının, kesinlikle Türkiye’nin karizmasını çizdiğini, ayrıca da Mavi Marmara olayının ardından, Türkiye’nin bölgedeki dış politika performansının da düştüğünü belirtmiş. Bir gözlemcinin de şu görüşüne yazısında yer vermiş Hocam; “Eğer Türkiye savaş gemileriyle vatandaşını korusaydı, bu arada İsrail 3-4 komandoyu öldürseydi, her şey Türkiye lehine dönecekti.” Bu sözler için de “tartışılabilir” diye yorum yaparak; “şehitlerin kanının yerde kaldığını” söylemiş. Yazısının sonunda da, “önümüzdeki ay tekrar yola çıkacak Mavi Marmara gemisinin, aynı hataları tekrarlamaması gerektiğini umduğunu” ifade etmiş. Zaman Gazetesi’nden Fikret Ertan da aynı konuyu ele alarak, İsrail’in gemiye silahlı saldırı düzenleyebileceğini ve hükümetin bu duruma karşı kendi vatandaşlarını korumakla görevli olduğunu ve hazırlıklı olması gerektiğini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, FesubhanAllah. Bunların çözümü böyle gemiyle tentürdiyot, serum, sargı bezi, kanamayı durduran ilaçlar, şok aletleri, oksijen tüpleri; yani adamı hayata döndürmek için, bunlar değil. Bu olayın kökten hallolması mı doğru, yoksa bu tip tedbirler mi doğru? İttihad-ı İslam’ı niye istemiyorsunuz? Türk-İslam Birliği’ni isteyin, İsrail de kurtulsun, Müslümanlar da kurtulsun, herkes kurtulsun. Ne uzatıyorsunuz konuyu? Marmara gemisiyle götürdüğün yiyecek, onların bir günlük ihtiyacını karşılamaz. “Doktor götürelim” diyor, “yara bandı götürelim” diyor; kardeşim, yara bandıyla baş edemezsin sen. Yaralanmalar da olur, şehitlikler de olur, her türlü olay olur. Tek çözüm, herkesi razı edecek çözüm, Türk-İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Ağaçkakanlarla ilgili bir iman hakikati anlatmak istiyorum. Meşe palamudu ağaç kakanı, yaz boyunca ölü bir ağaç kütüğüne sürekli olarak delikler açıyor. Ve yaz sonunda bu delikleri kışın yiyebileceği meşe palamutlarıyla doldurmaya başlıyor. Her deliğe bir tane gelecek şekilde adeta çekiçle çakar gibi yerleştiriyor, meşe palamutlarına açtığı deliğe. Çok uzun sürüyor bu işlem. Çünkü uygun deliğe, uygun meşe palamudu bulup ayarlamaları bayağı vakit alıyor, işi çok uzun sürüyor. Ve yaklaşık 50 bin meşe palamudu için delik açıp, 50 bin tane meşe palamudu yerleştiriyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Deliliğe bak deliliğe. Gözlerden delilik akıyor zaten, acayip şeker. Allah Allah, gayrete bak sen şunun. Ben böyle bir obur hiç görmedim yani. Stoğa bak, yedi sülalesine yetecek stok yapmış.
Erbakan Hocamız’la son görüşmemizde sen var mıydın?
ALTUĞ BERKER:Kasırda görüşmüştünüz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, kasırda.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen vardın, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Uzunca bir şey anlatmıştı.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Tarihi şeyden alıp…
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Biz Hocamız’la kısaca görüşüp, gideceğiz zannetmiştik. Olay meğer öyle değilmiş. Ta Abdülhamit döneminden başladı Hocam. Yani anlatıyor, anlatıyor, saatler geçiyor, maşaAllah. Çaylar yenileniyor. Tek o vardı, gerçi başka kişiler vardı ama kasırda böyle uzun güzel bir sohbet etmişti. Rahmetli, sürekli Harun Yahya kitaplarını herkese tavsiye ederdi, her toplantısında. Çok şuurlu bir insandı. Mesela son röportajında da masanın üzerine koymuştu benim kitabımı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, bizzat ben de makamında, odsındayken beni kaldırttı masadan, “git” dedi toplantı masasından, özel çalışma masasına, “aç çekmeceyi” dedi, açtım. Sizin ‘Siyonizm Felsefesi’ kitabınız vardı, “getir onu” dedi. Her zaman gösterirdi yani.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yaptığı son röportajda da yine benim kitabımdan bahsetmiş, anlatmış. Röportajı yapan kişi de hem kitabı açıklamış, hem de resmini koymuştu, maşaAllah. Ama Hocamız’ın güzel yönü; çok şuurlu olması, asıl tehlikeye çok dikkat çekmesi. Darwinizme, materyalizme, ateist-siyonist düşünceye dikkat çekerdi ve Türk-İslam Birliği ve İttihad-ı İslam’a ehemmiyetle dikkat çeker ve mutlaka yerine getirilmesi gereken bir farz vazife olarak anlatırdı, maşaAllah. Harun Yahya kitapları da, aşağı yukarı her konuşmasında mutlaka tavsiye ettiği kitaplardı, maşaAllah. Hatta bir ara Harun Yahya kitaplarını Hocamız’ın yazdığı yayılmıştı etrafa; Harun Yahya kitaplarını, Erbakan Hocamız’ın yazmış. Ben de, “evet, Erbakan Hocamız yazdı” dedim. Öyle biliniyordu, bayağı yayılmıştı. Bizleri yetiştirenler onlar, dolayısıyla o yazmış oluyor, inşaAllah, maşaAllah.
Geleneksel ruhla baktığımızda birçok güzelliği görmüş oluyoruz. Osmanlı’nın güzelliği mesela; efendilik, misafirperverlik. Erbakan Hocamız’da da bu vardı. Yani Abdülhamit döneminden gelen o ruh üzerindeydi, maşaAllah. Böyle ağırbaşlı. Mesela İsrail Cumhurbaşkanı gelmişti, çok saygılı ve sevecen davranmıştı. Çok muhabbetle davranmıştı o devirde; bütün basın, herkes görmüştü yani. Kime nasıl davranacağını çok iyi bilen bir insandı.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Hatta Ahmet Hakan da yazısında o yönünü övmüştü. “Ben daha tıfılım, gençtim” diyor, “Gittim, beni ayakta karşıladı, çok büyük nezaketle elimi sıktı” diyor. “Hiç tanınmamış biriydim ben, ziyarete gittiğimde” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet, çok Osmanlı, çok efendi bir insandı, maşaAllah. Ama tabii şimdi kripto, bazı anarşist tipler var, Erbakan Hocamız’ın adını savunuyor ama öküz gibi, alakası yok. Ne adabı, ne edebi, ne tipi, ne kıyafeti; tam tipik anarşist, çakal. Soruyoruz, “nesin?” “Ben Erbakan Hocamız’ın talebesiyim, adamıyım” diyor. Ne alaka? Erbakan Hocam seni ne yapsın yani. Senin kişiliğin bambaşka bir kişilik. Onun tarif ettiği kişilik, Asr-ı Saadet kişiliği.
“Siirt’ten selamlar” diyor. Yok, uykuya dikkat edeceksiniz. En az 6-8 saat uyumanız lazım. O rahatsızlığın için de, antibiyotik kullanırsan geçer. Kültür yaptır, hangi antibiyotiğe hassas olduğunu öğren, rahatsızlığın anlaşılsın. Yani kültür yaptırmadan antibiyotik kullanırsan, o kadar etkili olmayabilir. Ama kültür yaptırırsan, çok etkili olur. Yüksek dozda, bol suyla kullanırsın, yiyecekle beraber. Hiçbir şeyin kalmaz. Ama böbrek rahatsızlığın falan varsa, yüksek doz olmaz. Böbreği harap eder antibiyotik. Yarı yarıya ya da çeyrek fakat sık aralıklarla, bol suyla alabilirsin. Anlaşıldı, değil mi? Kardeşimiz izliyordur, mutlaka biyokültür yaptıracak. Şu, şu antibiyotiğe hassas dediklerinde, o antibiyotikleri alıp kullanacak, o kadar. Bir de kendisini sıcak tutacak, soğukta kalmayacak, inşaAllah. Evet, buyurun, anlatın.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’ın tebliğinin birçok şehirdeki insanlar tarafından, eşzamanlı olarak dinlenebileceğine işaret ediyor. Şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); “İmam Cafer-i Sadık (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu duydum, ben Kaimi (Hz. Mehdi (a.s)’ı) görür gibiyim… Her memlekette olanlar onun kendileri ile birlikte memleketlerinde olduğunu görecek, o Resulullah (s.a.v)’in bayrağını açacak” diye buyuruyor Hocam, inşaAllah. Bayrak da, Topkapı Sarayı’nda, İstanbul’daydı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Şerh et, anlat.
OKTAR BABUNA:“Her memlekette olanlar,” yani dünyanın her tarafında, “onun kendileriyle birlikte, memleketlerinde olduğunu görecek.” Dönemimizin teknolojisine işaret var burada. Televizyon, radyolardan, internet yoluyla herkes kendi ülkesinde, kendi evinde Hz. Mehdi (a.s)’ı görebilecek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) milyonlarca, milyarlarca parçaya ayrılıp insanlar evinde görecek değil. Televizyon ve radyo olacağına işaret ediyor. Çok açık, 5 yaşında çocuk olsa anlar bunu.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Kubbet-üs Sahra ile ilgili bilgi verebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Resimlerini de göstermek istiyorum. İslam mimarisinin bilinen ilk kubbeli eserlerindendir. Kudüs’ün fethinden sonra, Hz. Ömer (a.s) tarafından yaptırılan mescidin yerine inşa edildiği için, Batılılar tarafından daha çok ‘Ömer Camii’ olarak da tanınır. Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır. Binanın üzerinde bulunduğu kutsal kaya, Sahre Hacer-ül Muallak, rivayete göre Hz. Musa (a.s)’ın kıblesidir ve Resul-ü Ekrem (s.a.v)’in kıble değişikliği ile ilgili ayetler gelinceye kadar namaz kılarken yöneldiği Kudüs’ten maksadın da o olduğu söylenir. Yahudi geleneğinde bu kayanın Süleyman Mabedi’nin temelinin bir bölümünü teşkil ettiği, dünyanın ortasında bulunduğu, Hz. Nuh (a.s)’ın gemisinin tufandan sonra onun üzerine oturduğu, üzerinde Hz. İbrahim (a.s)’ın kurban kestiği, Hz. Davud (a.s)’ın tevbe ettiği gibi değişik inanışlar vardır. Kitab-ı Mukaddes yorumlarında ise, bu kayanın Süleyman Mabedi’nin tamamının veya yalnız kurban sunulan mezbahanın temelini oluşturduğu bilinir. Bazı İslam kaynaklarında, bu kaya Beytü’l Maktis olarak tarif edilir. Hz. Ömer (r.a) barış yoluyla Kudüs’ü ele geçirince, Yahudiler tarafından çöplük haline getirilen kayanın yerini bulup temizletmiş, bizzat kendisi de eteğinde toprak taşıyarak bu çalışmaya katılmıştır. Kubbet-üs Sahre, tarih boyunca bölgeye hakim olan hemen her hükümdardan büyük ilgi ve saygı görmüş, özenle tamir ettirilmiştir. Bilhassa Eyyübi sultanları kendi elleriyle Sahre’nin tozunu alır, mescidi süpürür ve gülsuyu ile yıkarlardı. Dışına korkuluk yapıldı, kubbenin içi altın yaldızlarla süslendi ve dışı kurşunla kaplatıldı. Kapıları bakır levhalarla kaplandı. Osmanlılar zamanında Kanuni Sultan Süleyman tarafından çok köklü biçimde tamir ettirilmiş ve harap olan dış mozaik kaplama, çinilerle değiştirilerek pencerelere alçı revzenler yerleştirilmiştir. II. Abdülhamit büyük masraflarla zemine değerli İran halıları döşetmiş, ortaya görkemli bir kristal avize astırmış ve eskiyen çinileri de değiştirtmiştir
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kubbesi de altınla kaplandı. Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Mehmet Ali Birand, Posta Gazetesi’ndeki yazısında, kendi bulunduğu medya kuruluşu ve diğer bazı medya kuruluşları için, darbelere destek verdiklerini, yardımcı olduklarını ve tüm askeri darbeleri anlayışla karşıladıklarını anlatmış. Hatta 28 Şubat döneminde, Fethullah Hoca’nın kasetlerini yayınladıklarını ve bu kasetleri kendilerine yayınlamaları talimatının darbeci askerlerden geldiğini açıklamış. Hasan Cemal de, Mehmet Ali Birand’ın bu itiraflarının son derece doğru olduğunu söyleyerek, daha pek çok gazetecinin bu konuda günah işlediklerini ve bu günahları onlarında itiraf etmesi gerektiğini belirtmiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, dürüstçe anlatmış işte, iyi olmuş. Bu çok yanlış bir şey, yani vicdana uygun olmayan, akla uygun olmayan, mantığa uygun olmayan yanlış hareketler. Zamanında çok büyük günahlar, hatalar işlediler; çirkinlikler meydana getirdiler. Bunlar hep bir bir ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUBA:Hocam, rivayetlerde Hz. Mehdi (a.s)’ın olmadığı ortamda yeryüzündeki her şeyin bozulmaya uğrayacağı bildiriliyor, inşaAllah. “İmam Sadık (a.s)’a dedim ki, "İmamsız (Hz. Mehdi (a.s) olmadan) yeryüzü baki kalır mı?" İmam, "eğer yeryüzü imamsız kalırsa altı üstüne geçer" buyurdular.” Yine başka bir hadiste Hocam, inşaAllah; “Yeryüzü imamsız kalmaz, aksi takdirde yeryüzü alt üst olur” diye buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, Siz Hz. Mehdi (a.s) için, “Dünya’nın beynidir” demiştiniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, biraz şerh et, anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Eğer İmam Mehdi (a.s) olmazsa, yeryüzünde her şeyin bozulmaya uğrayacağı; savaşların, bir kargaşa ortamı olacağı, zulmün olacağı; tersten de bakarsak Hocam, Hz. Mehdi (a.s) olduğu zaman da kanların, savaşların duracağı; ilerlemenin, adaletin, güzel ahlakın hakim olacağını anlıyoruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir Kuran mucizesi anlatmak istiyorum, inşaAllah. Resimlerini de göstereyim. ‘Denizlerin Karalara Oranı’; Kuran’da geçen ‘deniz’ ve ‘kara’ kelimelerinin sayıca birbirlerine oranı, bugün modern bilimin tespit ettiği oranla birebir aynıdır. Kuran’ın indirildiği dönemde, henüz kıtalar keşfedilmemişti ve kara-deniz oranın tespit edilmesi mümkün değildi. Amerika gibi büyük bir kara parçasının keşfedilmesi dahi, ancak 15. yüzyılda mümkün olmuştur. ‘Kara’ kelimesi Kuran’da 13 kere geçiyor, ‘deniz’ kelimesi ise 32 kere geçiyor, inşaAllah. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını veriyor. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü, 45’e bölersek, %28,8888888889 buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi, 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,1111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Böyle ince, çok detaylı hesaplar üzerine her şeyin bina olması nefes kesici. Kuran’a bakıyoruz, binbir çeşit şifre sistemi var. Atomun yapısına bakıyoruz, binbir çeşit şifre sistemi var. Kainatın ilk yaratılışına bakıyoruz, akıl almaz detaylar, akıl almaz inceliklerle yaratılmış. Kromozomlara bakıyoruz, nefes kesiyor. Proteinin yapısına bakıyoruz, nefes kesiyor. Adamlara soruyoruz, “tesadüfen olur mu?” diyoruz, “uzaylılar yapmıştır” diyor. Kardeşim, “uzaylı yarattı” diyeceğine, “Allah yarattı” desene. Niye çocuklanıyorsunuz, koskoca herifler? Çocuk bile demez onu, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam evet. “Münafık çok zekidir ama akıllı değildir” demiştiniz. “Müslüman akıllıdır, aklın karşısında dünyanın en gelişmiş zekası hiç hükmündedir. Zeka, akıl ile baş edemez. Aslanın karşısında, ufak bir böcek gibidir zeka. Akıl kahredicidir, akıl Allah ile bağlantılıdır. Zeka şeytan ile bağlantılıdır ve mutlaka mağlup olur her seferinde. Çok zekice oyun oynar ama Allah ayağına dolandırır” demiştiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, hadiste, İmam Mehdi (a.s) olmazsa, dünyanın tahribata uğrayacağı haber veriliyor, inşaAllah. Bediüzzaman Said Nursi de bu özelliğine eserlerinde dikkat çekiyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın ikinci vazifesi” diyor Said Nursi Hazretleri, “Hilafet-i Muhammediye (A.S.M) unvanıyla,” yani Peygamberimiz (s.a.v)’in halifesi, yani Müslümanların manevi lideri unvanıyla, “şeair-i İslamiye’yi,” İslam ahlaklarının esaslarını, “ihya etmektir,” yeniden canlandırmaktır. Hz. Mehdi (a.s)’ın ikinci vazifesi. “Alem-i İslam’ın vahdetini,” İslam aleminin birliğini, “nokta-i istinad edip,” yani dayanak noktasını yapıp, “beşeriyeti,” insanlığı, “maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahiden,” Allah’ın azabından, “kurtarmaktır.”
ADNAN OKTAR:Evet, kıyameti kastediyor gadab-ı İlahi ile. Kıyametin durmasına vesiledir Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. Dünyada büyük felaketlerin, büyük acıların son bulmasının, durmasının vesilesidir.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz Hocam, “Kıyamete bir gün bile kalsa, Allah onu uzatacaktır” diye, inşaAllah, Hadislerde de bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Hadislerde bildiriliyor, ben hadisten naklediyorum. Mesela, “Fırat Nehrinin durdurulması” diyor. Fırat Nehri’nin kendiliğinden kesilmesi demiyor hadiste. “Fırat Nehri’nin durdurulması,” tarihte ilk defa, Fırat Nehri yaratıldığından beri ilk defa durduruldu. Ne ile? Barajla. Şimdi durdurulma demek, insan müdahalesini gösteren bir ifadedir, değil mi? Durma dersen, kendiliğinden, mesela suyu çekilebilir, bir olay olur, deprem olur, bir şey olur, suyu çekilir, durur. Ama durdurulma, insan müdahalesini gösteriyor. Ne diyor hadiste? Fırat Nehri’nin durdurulması, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti. Barajla durdurulması.
“Yaklaşan şerden dolayı vay Arapların haline” diyor. Bütün Araplar; Suriye’de olsun, Mısır’da olsun, çok büyük olaylar çıkacağına dair hadis. “Kafirler, Arap Yarımadası’na inerler, ordular düzenlenir” diyor hadiste. Yani Müslüman olmayanlar. Bütün o bölge, yabancı işgalinde şu an. “Dertler büyür” diyor. “Şam surları üzerinde bir münadi, yaklaşan şerden dolayı, "vay Arapların haline" der” diyor. Şam, yani Suriye’de olan bir olaydan bahsediliyor. Suriye’de zaten şu an gece-gündüz katliam devam ediyor. Orada ne diyor; “vay Arapların haline.”
“Halka ibret olsun diye Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması.” İbret oluyor mu? Peygamberimiz (s.a.v) “ibret olsun diye olacak” diyor. Adama ibret oldu mu, insanlara? Birçoğuna olmadı. Adam muhatap dahi olmuyor Peygamber (s.a.v)’in hadisiyle.
“Günahsız insanlar öldürülmeden Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz.” Şu an dünyada bu devam ediyor, her yerde mazlumlar öldürülüyor.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle diyor Hocam; “Doğrusu benim oğlum, benden sonraki Kaim (Hz. Mehdi (a.s))’dir. Uzun ömürlülükte ve gaybette Peygamberlerin sünneti onda vuku bulacak.” Hz. Mehdi (a.s)’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir. Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında ona (Hz. Mehdi (a.s)’a) inanan kimse kalmayacaktır.”
ADNAN OKTAR:Furkan Suresi, 30-31. ayetleri okuyalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ve elçi dedi ki: ‘Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar.’” Siz açıklamıştınız Hocam, Peygamberimiz (s.a.v)’in tek şikayeti Kuran’ın terk edilmiş olduğu. Ahir zamana işaret, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Kuran geniş çaplı terk edilmiş olacak dünya çapında. Özellikle yobaz takımı tarafından Kuran terk edilecek. Kuran’a savaş açacaklar ve takva adına Kuran’a tavır alacaklar. Kuran’ın yetersiz olduğunu, Kuran’ın Allah’ın hükümlerini açıklamadığını, Kuran’ın ehemmiyeti olmadığını, asıl olanın hurafeler olduğunu, hurafelere göre hareket etmenin sünnete uygun olduğunu, Kuran’a uymanın da dalalet ve fitne olduğunu söyleyecekler. Allah ayette ne diyor, bir daha söyle.
OKTAR BABUNA: “Ve elçi dedi ki: ‘Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar.”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği bir söz fakat ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ın da söyleyeceği bir sözdür, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“İşte böyle. Biz her peygambere suçlu günahkârlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” Her Peygambere diyor Hocam, “suçlu günahkârlardan bir düşman kıldık.”
ADNAN OKTAR: Bir deccal. Deccalsiz yok. Peygamberlere eskiden bir deccal musallat oluyor. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a 30 küsur deccal musallat oluyor. 30’un üzerindedir. Dünya büyük olduğu için, 7 milyar insan var. Onun için Allah Hz. İsa (a.s)’ı da yardımcı kılıyor Hz. Mehdi (a.s)’a. Olay büyük çünkü, konu çok büyük. 30 deccal. “Kadınların da bulunduğu 30 deccal çıkacak” diyor. Eskiden mesela bir firavun var deccal, bir nemrut var. Ama şu an öyle değil. Yobazlardan da deccal çıkacak, kafirlerden de deccal çıkacak. Büyükleri olacak, küçükleri olacak. İt sürüsü gibi deccal çıkacak, Darwin başta olmak üzere.
OKTAR BABUNA:Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v), insanların büyük çoğunluğunun Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin değerini anlayamayacağını belirtiyor Hocam, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş; “Onlar, Allah yolunda mücadele ederler ve büyüklenenler onları küçük görür.” İnsanların onları, büyüklenenlerin; enaniyet, kibirle büyüklenen bazı kimselerin onları küçük göreceğini, “onların kıymeti dünyada bilinmez, fakat ahirette iyi tanınırlar” diyor, inşaAllah. Yani dünyada, bir süre kıymetlerinin bilinmeyeceği fakat “ahirette, Allah Katı’nda karşılığı büyüktür” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s), başlangıçta tanınmaz ama sonra bütün dünya tanıyacak. Hz. İsa Mesih (a.s)’i de başlangıçta tanımıyorlar. Bediüzzaman “bidayeten” diyor, “murakıp ve havassı, yakın talebeleri imanın nuruyla onu tanırlar” diyor. Ama sonra bütün dünya tanıyor. Cübbeli de diyor ya; “Allah ona, muhabbet verecek, sevgi verecek, müthiş sevgi duyacaklar” diyor, başlangıçta öyle değil. Başlangıçta bayağı bir kesim Hz. Mehdi (a.s)’a düşman. Sonra derin bir sevgiye dönüşüyor, derin bir muhabbete dönüşüyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bunu destekleyen bir hadiste de Hocam; “ölseler cenazesine kimse gitmez, onlarla kimse evlenmez, kaybolsalar aramazlar” diye buyuruyor, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Evet, “Hastalansalar kimse ziyarete gelmez” diyor. Furkan Suresi, 21 ve 22.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, şeytandan Allah’a sığınırız; “Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "inkarcılar,"yani küfür,“bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi?” Bir şart öne sürüyorlar, melekleri öne sürüyorlar ya da “Allah’ı görmemiz gerekmez miydi?” diyorlar, tam bir münafık üslubuyla, inşaAllah. “Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.”Büyüklükten, enaniyetten, kibirden dolayı başkaldıranların, münafıkane bir tavırla Hocam, “Allah’ı görmemiz gerekmez miydi?” ya da “meleklerin indirilmesi,” “melekleri görmemiz gerekmez miydi?” diye şart koşuyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şu ayetleri de oku.
OKTAR BABUNA:“Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; İşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)’ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür.” Allah, o gün zaten işin bitirileceğini, kıyametin olacağını söylüyor, inşaAllah; meleklerin görüneceği gün.
OKTAR BABUNA:Cübbeli’ye biz münafık veya kafir demiyoruz ama Cübbeli de ayın şeyi söylüyor. Kafirler ne diyorlar? “Allah, melek indirsin; inanalım Peygamber olduğuna” diyorlar. Cübbeli de ne diyor? “Allah melek indirsin, Hz. Mehdi (a.s)’ın Mehdi olduğuna inanalım” diyor. Aynı üslup. Allah, “melekler indirilse, göz açtırılmaz” diyor. Cübbeli aklını başına alacak, bu ayetlerin tehdidine özen gösterecek, dikkat edecek.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şöyle söylediniz; “deccal iki boynuzludur, iki kolludur. Bir patlak gözü vardır, bir de kör gözü vardır” dediniz. “Patlak gözü, yobazlıktır; kör gözü de dinsizlik, Darwinist-materyalist düşüncedir. Çift koldan ilerliyor, onun için Darwinistler ve yobazlar kulak kulağa, göğüs göğse, kol koladır. Birbirlerini çok iyi anlar onlar” dediniz.
ADNAN OKTAR:Yobaza, küfür çok iyi sahip çıkar; küfre de, yobaz çok iyi sahip çıkar. Yani onların gizli beraberlikleri çok şeytanidir, çok karanlıktır. Böyle izbelerde, anormal yerlerde bunlar buluşurlar, strateji yaparlar. Yani Müslümanlara karşı nasıl tavır alacaklarını, Mehdiyet’e karşı nasıl tavır alacaklarını, İttihad-ı İslam’a karşı nasıl tavır alacaklarını birlikte kararlaştırırlar. Çıktılar mı, yarasa gibi, biri bir yere uçar, biri bir yere uçar. Ayrı zannedersin, halbuki aynıdır.
OKTAR BABUNA:Hocam, Peygamberimiz (s.a.v); Hz. Mehdi (a.s)’ın gerçek Tevrat’ı çıkaracağını ve bir Yahudi cemaatin onun vesilesiyle Müslüman olacağını buyuruyor. Şöyle buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v), “Ona, Hz. Mehdi (a.s) denilmesinin sebebi şudur; o (Hz. Mehdi (a.s)), Yahudilerin hac yaptığı Şam dağlarından bir dağ içindeki Tevrat’a dair kitapları çıkarır ve Yahudilerden bir cemaat onun eliyle Müslüman olur.” İmam Suyuti’den nakledilen bir hadis. Ayrıca, yine Suyuti’den; “Ona Hz. Mehdi (a.s) denilmesinin nedeni, Şam’da bulunan birine yönelmesidir. Oradan Tevrat kitaplarını çıkaracak ve Yahudilere karşı delil getirecektir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli de ne diyor? Yahudilere hiç yanaşılmaz, konuşulmaz, bir şey anlatmaya gerek yok onlara” diyor. “Onlara şefkatle yaklaşılmaz” diyor. Hadiste ne anlıyoruz? Hz. Mehdi (a.s)’ın, Musevilere şefkatle yaklaşacağını, onlarla bağlantıda olacağını; sohbet edeceğini, konuşacağını; onlarla bir misafirlik, dünya dostluğu içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü böyle bir bağlantı olmadan Hz. Mehdi (a.s)’ı nasıl dinlesinler? Nereden görüp, dinleyecekler? Demek ki bağlantısı olacak ki, konuşacak ki, şefkatle yaklaşacak ki, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı içlerinde bir sevgi olsun. Zaten kendisi söylüyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın Tevrat’ın orijinaliyle Musevilere; ki Tevrat’ın orijinali, Kuran’ın içindedir. İncil’in orijinali, yine Kuran’ın içerisindedir. Benzerlerini, yine İncil’in ve Tevrat’ın içerisinde bulabiliriz. Ama Kuran’la tam mutabık olanlardır onlar. Cübbeli’nin o konuşmasını yayınlayalım.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la Hükmedeceğini ve Birçok Yahudi’nin Müslüman Olacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Demek ki Hz. Mehdi (a.s) ile, Museviler ve Hıristiyanlar beraber hareket ediyorlar. Cübbeli’nin dediğinden, hadislerden bunu anlıyoruz. Savaş açmıyor, şefkatle yaklaşıyor, ikna ediyor, konuşuyor. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah’a davet ediyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) nefretle mi yaklaştı? Şefkatle yaklaştı, değil mi? Onlar geldiğinde ne yapıyordu? Cübbesini çıkartıp, altlarına seriyordu. Yemeklerine gidiyordu. Hatta Hıristiyan olan, Maria isimli annemizi aldı, değil mi?
OKTAR BABUBA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Resulullah (s.a.v)’ın yolunu tam izlemek önemlidir. Kendi kafasına göre hareket etmek değil. Sahabe döneminin uygulamalarına bakacaklar, kendi kafalarına göre değil. Komünist kafaya göre değil. Peygamberimiz (s.a.v)’in o devirdeki yaşantısını bir incelerlerse, apaçık güzellik ortaya çıkar.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri, siz anlatmıştınız Hocam, kedilerin mırlamalarını tesbih olarak söylemişti.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. “Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selameti ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah.” Ve AleynaAleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, biraz önce ılık su istediniz.” Aman Allah’ım, nelere dikkat ediyorlar. “Her hareketinizi dikkatle takip ettiğimiz için çok merak ettik. Acaba ılık suyun özel bir sebebi mi var? Yani bize de ılık su mu tavsiye edersiniz? Siz daha iyi bilirsiniz” diyor, İskoçya’dan bir kardeşimiz. Soğuk su karaciğere zarar verir, mideye zarar verir. “Mide üşütmesi” denilen olay, o şekilde oluşur. Mide o suyu ısıtmak için, uzun süre suyu midede tutar ve mideyi üşütmüş olursun. Ilık su kana çabuk geçer, mide onu ısıtmak için uğraşmaz. Olay bundan ibaret.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Çinliler, yemekte sıcağa yakın bir su içiyorlar Hocam. Kaynar değil ama sıcağa yakın. Hep bu şekildeler, soğuk içmiyorlar.
ADNAN OKTAR:O da, akıllarına karabiber ekeyim. O da acayip bir şey, sıcağa yakın su içilir mi? İnsan ne olur öyle bir şeyde? Tadı çok bozulur, çok acayip bir şeye dönüşür o.
OKTAR BABUNA:Bana da bir kere içirdiler, boğazım biraz şeydi konferansta.
ADNAN OKTAR:Yok canım, içmece suyu gibi, ne o öyle? Olmaz.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v), yine bir hadisinde Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’a çok az sayıda insanın tabi olacağını, Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkış süresinin uzadıkça da imanı zayıf olanların kalplerinin katılaşacağını işaret ediyor Hocam. Şöyle buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v); “Doğrusu benim oğlum, benden sonraki kaim (Hz. Mehdi (a.s))’dir. Uzun ömürlükte ve gaybette peygamberlerin sünneti onda (Hz. Mehdi (a.s)’da) vuku bulacaktır.” Yani uzun ömürlü olacaktır, bazı Peygamberler gibi. “Ve gaybeti de,” yani uzun süre sözlerden uzak olacaktır, “bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir. Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında, ona (Hz. Mehdi (as)’a) inanan kalmayacaktır.”Yani büyük çoğunluğun Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkış süresi uzadığı için ona karşı olacaklarını ve kalplerinin taş gibi olacağını ifade ediyor ve bu süre içerisinde çok az sayıda insanın iman edeceğini bildiriyor. Ortaya çıkana kadar.
ADNAN OKTAR: Şerh et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz de, Said Nursi Hazretleri’ne dayanarak açıklamıştınız Hocam; Hz. Mehdi (a.s)’ın 40 yıla yakın bir çalışma süresi oluyor, bu süreyi uzun bulan çoğunluk ama büyük çoğunluk içerisinde, imanı zayıf olanların kalpleri taş gibi taşlaşıyor. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı hale geliyorlar. Hatta Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edenler oluyor. Fakat bu süre içerisinde iman edenlerin de çok az olduğunu anlıyoruz, inşaAllah. 313 diye bildiriliyor zaten hadislerde, inşaAllah. Çok az bir insan grubu iman ediyor, inşaAllah. Ama sonunda bütün dünyanın sevgisini kazanıyor, inşaAllah. Ortaya çıktıktan sonra, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Derya Yünlü, İstanbul; “Sizi çok seviyoruz, sizi görmeden içimiz huzur bulmuyor” diyor. Kuran’la içimiz huzur bulur. İçimiz huzur bulur ama müminleri gördüğümüzde de içimiz aydınlanır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Başsız Müslümanlık olmaz” dediniz Hocam. “Sevgisiz Müslümanlık olmaz. Hz. Mehdi (a.s)’a ekmek, su gibi muhtaç İslam alemi. Peygamberimiz (s.a.v) onun için Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeliyor. Onun için, önemlidir Mehdiyet. O olmadığında bu acı devam eder.”
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren de A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ben bir ayet okuyayım; Ya Allah, Bismillah. Hz. Süleyman (a.s)’ın hayvan sevgisi; 33. ayet, Sad Suresi; Atlar, perdenin arkasında gizleniyorlar, “onları bana geri getirin”diyor, “Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı” diyor Cenab-ı Allah. Bacaklarını, boyunlarını okşamayı bir güzellik, olarak insanın ruhuna vermiş Allah. Yoksa elini sürersin; taşa sürmüş gibi hissedersin. Ama Allah, orada bir haz meydana getiriyor, ona dikkat çekmiş Cenab-ı Allah. “Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıcı da emrine vermiştik” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın, şeytanlar da emrinde olacak, masonlar da emrinde olacak, tapınak şövalyeleri de emrinde olacak; emrinde olmayan hiç kimse olmayacak, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...