ERDEM ERTÜZÜN: İyi akşamlar sayın seyirciler Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Sipaz Vizyon Tv, Hatay Hrt Ak Deniz Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Nasıl başlamamız uygun olur Hocam?
ADNAN OKTAR: En güzel şekilde başlayalım. Berker’im neler anlattın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, hep beraber arkadaşlarımızla birlikte Kuran Mucizeleri, Kuran’da merhamet ve şefkat konularını vesilenizle anlattık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnsanlar bunları fıtraten bilir de, Allah ayrıca hüküm olsun diye bildiriyor. Yoksa merhametin, şefkatin, dostluğun, sevginin güzel olduğunu herkes biliyor. Cinayetin, zulmün, gaddarlığın kötü olduğunu da herkes biliyor. Bunda karmaşık bir şey yok.
En hayati konu şu anda Türkiye’de iddia edilen Ergenekon terör örgütü, ben yargılananları demiyorum. Ben bilmiyorum bu adamları, yargılanan adam benim için her zaman mazlumdur. Ben yargılanana bir şey demem, bilmiyorum. Hüküm açıklandıktan sonra benim için geçerlidir. Hüküm açıklanmadan, ben adam iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubudur demem. Onun için ben onların tamamını tenzih ediyorum. Ama dünyanın en aşağılık, en şerefsiz, en kahpe örgütüdür. Kardeşim biz yemek memek falan biz istemiyoruz. Bunlar asıp, kesmeye karar vermiş, psikopat mafya yapılanması, devletin içerisine sızmış mafya yapılanması ve bunların derdi asıp, kesmek, bombalamak. Bak samimi itiraf edenler var, helal olsun onlara, delikanlıca itiraf ediyorlar. Tarih onları yazacak, çünkü o devlete yardımdır, millete yardımdır. Dürüstçe söylüyorlar şu şöyle, bu böyle anlatıyorlar. Olmuş, bir cahillik etmiş. Tamam, cezası neyse görür, ama dürüstçe anlatmak çok önemlidir. Mahkemelerden, şuradan buradan bilgi gizlemek erdem değildir. Söyleyin, milletçe rahatlayalım, kurtulalım. Türkiye’de bir kere deccalle, Mehdiyet’in mücadelesi var. Diyor ki; Avrupa’da işte koalisyonlar oluyor. Kardeşim Avrupa’da deccal yok. Deccal Türkiye’de, deccaliyet Türkiye’de. Danimarka’da, Norveç’te deccal yok. Deccal burada var. Onlar Mesih deccalin etkisiyle; Mesih deccal zaten tepelerinde, ama iddia edilen Ergenekon terör örgütü deccaliyettir, deccal komitesidir. Hükümetin en elzem görevi şu an, en hayati konu Türkiye’de ne işsizlik, ne şu, ne bu açlıktan kimse ölmez, sürünmez. Yok, ben ölen görmedim. Kilodan ölüyor insanlar, kolesterolden ölüyor. İllaki bulunur yiyecek, belediye en azından karşılıyor. Tabii ki bunlar sorun, eğitim sorundur, işsizlik sorundur, hepsi sorundur kabul, ama adam seni bıçağın altına yatırmış, şimdi sen burada “işsizlik var” dersen gırtlağına bıçak dayanmış olarak, insan sana güler. Bir rezalet var, önce bunun ortadan kalkması lazım. Deccal tepelensin Türkiye’de, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ortadan kalksın, PKK kalksın ondan sonra tamam. Koalisyon hükümetleri olsun, sürekli değişsin, ben AK Parti sürekli iktidarda dursun demiyorum ki, zaten hiç kimse istemez böyle bir şeyi tabii ki değişsin, yeni yeni kanunlar gelsin, yeni fikir akışları olsun, değil mi? Bir CHP iktidar olsun, bir MHP iktidar olsun, Büyük Birlik Partisi iktidar olsun, Saadet iktidar olsun. El değiştirsin, hareketli olsun, biz bunu isteriz. Ama şu konumda deccal hançerini milletin boynuna dayamışken, aman ha aman ha bölme, mölme falan olmaz. Orta sağın mutlaka iktidar olması lazım. Ilımlı sağın iktidar olması gerekiyor. Sağın ılımlısı mı ılımsızı mı oluyor bilmiyorum da; bu şu an bizim mecburiyetimiz. Ama sonra biz inşaAllah Avrupa’dan daha ileri bir demokrasiy,e velayetlik anlayışına geçeceğiz. Küçük küçük partiler olsun, oy barajını da kaldıralım; seçilme barajı var ya, yüzde bir olan bile girsin. Parlamentoya yüzde bir oy alan bile girsin. O zaman tamam, açmışız İran’ın kapısını, Azerbaycan’ın kapısı açılmış, şuranın buranın kapısı açılmış, tüm ülkelerin de, demokrasi gelmiş, neşe gelmiş. Genç kızlar rahat, delikanlılar rahat, püfür püfür ortalık, yobazlık kalmamış, komünistlik kalmamış, böyle bir dünyada tabii ki kardeşim renktir, cıvıl cıvıl olsun. Ama şu an bu lüks olur, yani millete lüks olur. Benim AK Parti’den hiçbir faydam yok. İsterseniz istediğiniz gibi araştırın. Ne biz ihale almışız, hiç bir şekilde yani, ki ayrıca da hükümet çekiniyor böyle şeyden, onu da söyleyeyim. Bak araştırdım, hakikaten çekiniyor. Asla böyle bir şeye yanaşmıyorlar. Bayağı çekiniyorlar. Hukuk yönüyle de hiç korunup, kollanmam diye bir konu yok, öyle bir şey de yok, cayır cayır mahkemeler aleyhime hüküm veriyor, cayır cayır. Açtığım hiç bir davayı kazanamıyoruz. Bana açılan her davayı da karşı taraf kazanıyor. Hatta adamın müdahillik hakkı yok, sadece ihbarcı, adam müdahil konumunda, böyle ilginç bir durum var. Müdahil adam; bozduruyor, düzelttiriyor, istediğini yaptırıyor. Sokaktan bir adam geliyor, “selamun Aleykum devletin yapacağı görevi ben yapacağım” diyor, adam yapıyor. Benim mahkemelere saygım var. Hükmü de kabul ediyorum, ama hayret ediyorum, ilginç buluyorum, o kadar. Adamın bak müdahillik hakkı yok. Mesela sokakta simit satan adamı düşünelim. Geliyor, “Selamun Aleykum, devlete ait bir görevi ben üstleniyorum” diyor ve dava açılıyor. Böyle davalarım var. Helal olsun, teşekkür ediyorum. Bizim bir alıp veremediğimiz yok. Benim hiçbir çıkarım falan yok. Ben milletimizi düşünüyorum, insanlarımızı düşünüyorum. Bir de AK Parti olağanüstü yetenekli falan da demedim, halktan, bizden insanlar. Normal insanlar, bir olağanüstülük yok, Anadolu’dan bizim kardeşlerimiz. Ama bu durumda aklım almıyor başka bir model, inanılır gibi değil, müthiş bir tehlike var. Bir de adamlar alalen iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyor, delirdiniz mi siz? Ananızı, babanızı, çocuklarınızı kesecek adamlar. “Üç milyon kişiyi 48 saatte katledeceğiz” diyor adamlar. Adamlara anlatıyorum, daha hala, “yok inanmıyorum” diyor. Deli misiniz siz? İki yüz bin, üç yüz bin, dört yüz bin kişi şehit edildi. Milyonu bulmuştur; taa Abdülhamid dönemine kadar dayanıyor, Abdülaziz dönemine kadar dayanıyor. Ne zorunuz, ne zorunuz yani? Önce bu beladan kurtulmak milli bir görevdir. Yoksa ben MHP’yi canım gibi severim, Saadet Partisini canım gibi severim. Keşke ikisi de çok güçlü olsa da, koalisyon hükümeti kursalar. İftihar ederim. CHP mesela Türk-İslam Birliği’ni savunsun, Darwinizm’e karşı olsun, ezsin geçsin; iktidara gelsin, iftihar ederim. Benim fanatik bir saplantım yok.
ERDEM ERTÜZÜN: İnşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’ın da imamı olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hocam hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor; “Resulullah (s.a.v.) Efendimiz saadetle şöyle buyurmuşlardır: “Daima ümmetimden bir cemaat, kıyamete kadar hakkı yükseltmek için fikri mücadele yapacak, Meryem oğlu İsa (a.s.) yeryüzüne inecek. Emirleri (Hz. Mehdi (a.s.)), ona (Hz. İsa (a.s.)’a) ‘Bize namaz kıldır’ dedikleri zaman, ‘Hayır’ diyecek ve ‘İmam-ı Mehdi’yi’ imamete geçirir.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim hayret, yani inanın hakikaten hayret ediyorum. Hakikaten Hz. Mehdi (a.s.) geldi, hakikaten Hz. İsa (a.s.) geldi, hakikaten İttihad-ı İslam olacak. Yemin ediyorum şaşıyorum, hayret ediyorum. Ben mesela, öyle çok ilerde olacak bir şey olarak böyle, flu bir bilgi olarak bilirdim ortaokulda. Allah Allah, hepsi doğru çıkıyor, tamamı. “Ay-güneş tutulması olacak” diyor, doğru, milimi milimine doğru. “İki ucu parlak kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, milimi milimine doğru çıkıyor; her şey doğru çıkıyor. Allah Allah, hayret. Mesela Bediüzzaman diyor ki; “1971’de şu olacak” diyor. Eskiden beri velilerde, hocalarda olurdu. Mesela der ki, oğlum işte sen okulu bitiremeyeceksin der, adam da bitirir, şakır şakır bitirir, öyle çoktur hocaefendilerde, Allah Allah. Mübarek insan kitapta yazmış, “71’de bunlar olacak” diyor, Allah Allah, tam dediği gibi oluyor. 28 Şubat’ı biliyor. Kardeşim 70 yıl evvelsinden, 28 Şubat nasıl bilinir? “O olacak, o tarihte olacak” diyor, Kuran ayetiyle çıkartıyor-söylüyor, “olacak” diyor, aynısıyla oluyor. “1400’de Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor, çıkıyor. Hz. İsa Mesih (a.s.); ben daha Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı görmedim. Zannediyorlar ki ben gördüm, görmedim; haberi geliyor. Haberini alıyoruz yani, alametlerini görüyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)’ı da merak ediyorum; fakat Hz. İsa (a.s.)’ı daha da çok merak ediyorum, çünkü onunki çok acayip. Hz. Mehdi (a.s.) anneden, babadan doğma, Hz. İsa (a.s.) direkt gökten iniyor. Şimdi bu çok acayip bir şey; tabii gözümüzün önünde inmeyecek, geçmişini hatırlamayan bir insan olarak bulacağız, geçmişini hatırlayamayan bir insan. Soracağız mesela, “tanıyor musunuz, bu kişiyi? Tanımıyoruz” diyecekler. Dünyaya soracağız, tanıyan var mı? Yok. Annesi, babası yok dünyada. Hiç kimsesi, amcası, eniştesi, dayısı, kardeşi, kimsesi yok. Mesela Hz.İsa (a.s.)’ın gerçek kimlik kullanması mümkün değil, yani babası şu, anası şu diye yok. Mecburen suni kimlik kullanacak bir riske karşı. Gerçek kimliğini kullanamaz. Annesine baksan, annesini bulamazsın. Babasına baksan, babasını bulamazsın, dayısını, dedesini, hiç kimseyi bulamazsın, yok. Öyle acayip bir durum, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Hüsrev Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri’nin talebesi ve Hz. İsa (a.s.) gelişini gözlediğini ifade ediyor Hocam. Şöyle diyor: “Biz, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzûlüne intizar ediyoruz. Bu peygamber-i âlîşân, din lehinde hareket eden cereyanın başlarına nüzul etse gerektir; ve o millet de Müslüman olacaktır. Sevgili Üstadımız’ın son mektuplarından böyle anlıyorum. Bu hususta ümidim kuvvetlidir. İnşâAllah öyle de olacaktır”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle Hz. İsa (a.s.)’ı bir göreyim, acayip bağrıma basacağım, acayip. Acayip seveceğim, inşaAllah. Böyle yanaklarını sıkacağım, seveceğim, inşaAllah. Yobaz takımından biri diyor ki, “Sen ulul azm Peygamber’e nasıl sarılıyorsun?” diyor, eşek kafalıyı görüyor musun? Sevgisiz, sığır, putlaştırıyor Peygamber’i. O da insan, tabii ki seveceğim, tabii ki bağrıma basacağım. Kim bilir nasıl bir şey kafasında canlandırıyor o müşrik kafasıyla, inşaAllah. Resulullah (s.a.v.) olsaydı, ona da sarılır, bağrıma basardım. Tabii ki bağrıma basacağım, seveceğim. Ahirrette ne yapacağız, cennette? Tabii ki seveceğiz, değil mi? Ama bakın açıkça söylüyorum, hakikaten İttihad-ı İslam olacak. EvelAllah genciz, göreceğiz hep beraber, dediğim doğru, inşaAllah. Kardeşim Amerika falan o kadar da psikopat değildir yani. Kavgasız, savaşsız bir İslam dünyaca kabul ediliyor. Ben görüştüm, adamlarla görüştüm. Yobazlığı istemiyorlar, yani genç kızların ezildiği, delikanlıların ezildiği, neşenin yok olduğu bir hayat istemiyorlar, o kadar. Din zaten kabul etmez öyle bir şeyi; İslamiyet.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Türk-İslam Birliği Gönüllüleri İstanbul Grubu...
ADNAN OKTAR: Nedir bu böyle grubu falan? Öyle laflara gerek yok, arkadaş bunlar, ne grubu bilmem nesi. Keratalar kendilerine isim takıyorlar; arkadaşlar. Şimdi benim sevdiklerim geliyor, siz hangi semtte oturuyorsunuz?
SUNUCU: İstinye.
ADNANOKTAR: İstinye grubu musun sen?
SUNUCU: Hayır.
ADNAN OKTAR: Ne alaka ya? Arkadaşız biz, kardeşiz. Ne grubu? Kol, bacak bilmem ne, bunları bıraksınlar böyle şeyi, abuk sabuk laflar bunlar. Böyle şeye gerek yok, memleketin her yeri bizim, her yer bütün millet Türk-İslam Birliği taraftarı. Olmayan var mı Türkiye’de? Bana adam gösterin olmayan. Ancak PKK’lılar var, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, komünistler falan var, öyle bir şey yok, onlarda çıkar öyle şey. Onun için öyle isim takmalara falan gerek yok.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Kardeşlerimiz bir video göndermişler. Niğde’de sokakta kardeşlerimiz Türk-İslam Birliği konusu sorarak, onların cevaplarını kameraya çekmişler, inşaAllah. Gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Göster. Bakın, buyrun, koç yiğit. Benim milletim hep böyle. Ben de sizi çok seviyorum. MaşaAllah, elhamdülillah. Ama bakın görüyorsunuz benim vatandaşımı, hepsi Türk-İslam Birliği’ni savunuyor. Onun için Maraş’taki ekip, onu demeye gerek yok, değil mi? Çünkü ucu bucağı yok, benim bütün milletim öyle. Azerbaycan’a git öyle, Türkistan’a git öyle. Vatandaşız, kardeşiz, dostuz, o kadar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Sizi seven bir kardeşimiz de, birkaç ay önce bir video hazırlamış, arzu ederseniz sizinle ilgili olan bu videoyu gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Beni öven şeyleri ben severim. Tamam yeterli, yani güzel, şık resimler. Yalnız İngilizce ne konuştu ben bilmiyorum. Ama iyi şeyler yani, evet güzel, tamam peki. Müslümanlar’ın birbirini övmesi güzeldir. Yobaz takımı hemen başlıyor, “aaa” diyor. Yok, öyle şey olur mu? Mesela ben canlarımı övüyorum, bu onları açar, güzeldir. Mesela yakışıklı diyorum, övmek güzeldir. Güzel ahlaklıya, güzel ahlaklı dersin, neyini gizleyeceksin yani, değil mi? Niye söylemeyeceksin yani? Böyle çok cins, psikopat tipler olur översin, çizer, kafayı çizer manyak tipler, onlar ayrı mesele. Ama aklı başında bir adamı övmek, sevgiyi artırır, güzeldir. Tabii biz mesela, alimleri, ulemayı, değerli herkesi övüyoruz, niçin övmeyelim?
Evet, Şeyh Ahmet Yasin Efendi, Allah şifa versin Hocamız’a. Hocamız ameliyat olmuş, aslandır o, aslan. Çok dürüst, delikanlı bir alim. Şeyhimizi dinleyelim.
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Hz. Mehdi (as)’ın Hizmetine Devam Ettiğini ve İttihat-ı İslam’ın Yaklaştığını Anlatıyo
ADNAN OKTAR: Aslan Hocamız, maşaAllah. Çok dürüst, samimi bir Müslüman. Allah sağlık sıhhat versin, ne güzel imtihan oluyor, çok güzel. Zamanın da sahabeler kılıç yarası alıyordu, gülle yarası alıyorlardı. Şimdi de Müslümanlar işte böyle ameliyat yarasıyla, hastalıklarla imtihan oluyorlar, inşaAllah. Hepsinde hayır var, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam şu an, bir iman hakikati olarak nefes almakla ilgili; şu an vücudumuzda bize verilen emirler ve gerçekleşmesi için verilen işlemlerle ilgili çok kısa iman hakikati bilgileri vermek istiyorum Hocam, inşaAllah. Nefes almak için her saniye, beyin sapında mercimek büyüklüğünde bir bölgede, özel bir planlama yapılır. Birinci grup hücreler içeriye hava çekmek için emir verirler. İkinci grup hücreler, birinci gruptakilerin faaliyetini bir sinyalle durdururlar, dışardan hava alımı böylece durur. Böylelikle bu hücreler solunumun hızını ve oranını belirlemiş olurlar. Üçüncü grup hücreler, normal şartlarda devreye girmezler. Ancak yüksek oranda nefes alıp vermek gerektiğinde devreye girerler ve karın kaslarına sinyal göndererek solunuma katılmalarını sağlarlar. Üçüncü grup hücrelerin devreye girmesiyle koşma ve benzeri aktivitelerde vücudun ihtiyacı olan hava sağlanmış olur. Her nefes alındığında akciğerlerin üzerindeki 300 milyondan fazla kesecik açılıp kapanarak, havayı vücudun içine alır. Bu işlemlerin tümü her nefes alışımızda, yani her 3-4 saniyede bir vücutta mutlaka gerçekleşir. Uyku sırasında bile bu sistem asla ara vermez, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ben bunu duyuyorum; başka, omurilikte var, beyinde var, böyle milyonlarca detay var. Kardeşim milyonlarca detay, nefes kesecek düzgünlükte işliyor. Milyonlarca buzdolabı, milyonlarca çamaşır makinesi, milyonlarca bilgisayar insan vücudunda faaliyet halinde ve kusursuz, birbirlerine asla zarar vermiyorlar. Elektrik kesilmesi yok; hepsi elektrikle işliyor biliyorsunuz. Bu sistemin tamamı elektrikle işliyor. Kablolarda bir kopukluk yok, kablolarda bir eskime yok, operatörler düğmeye tam yerinde basıyorlar. Milyonlarca operatör çalışıyor, milyonlarca, milyarca operatör çalışıyor. Her operatör de görevini biliyor; nerede düğmeye basacak, nerede kesecek. Mesela bak yayınlarda falan oluyor, haberi olmuyor adamın, açıyor-kapatıyor, karıştırıyor bilmem ne. Burada böyle bir şey yok, hepsi birbiriyle muntazam. Kaslarda bu sistem var, beyinde bu sistem var. Adam diyor ki, haşa, “ben Allah’a inanmıyorum” diyor, bunu nasıl açıklayacaksın ahirette? Bu durumu nasıl açıklayacaksın? Onun için özel yaratılıyorlar; Allah’a inanmayanlar. Normal bir insanın Allah’a inanmaması mümkün değildir, yani imkansız.
ERDEM ERTÜZÜN: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, zahiren kötü gibi görülse de, felaketlerde bir hayır olduğunu anlatıyor. “Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde gerçek bir güzellik yönü vardır. Evet, kainattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsnü bizzat denilir. Veya netîceleri yönüyle güzeldir ki, ona (hüsn-i bil-gayr) neticeleriyle güzel olan denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, düzensiz, karmaşıktır. Fakat o zahiri perdenin altında gāyet parlak güzellikler ve düzenler var. Ezcümle; fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi büyüyüp gelişmeden kalan birçok istidat çekirdekleri zahiri çirkin görünen hadiseler yüzünden, sümbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılaplar ve değişimler birer manevi yağmurdur.” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın ne kadar güzel düşünme ufku var, ne kadar mükemmel tefekkür etmiş mübarek insan. Ve Risale-i Nur’da konuları ne güzel anlatmış, anlatanlar da çok güzel anlatıyorlar. Ben ağabeylerin sohbetlerini, filmlerini seyrediyorum, hakikaten acayip bir zevkle dinliyorlar. Çok dinlendirici, güzel, nefis bir Osmanlıca’yla anlatılmış. Tabii herkes onu anlayamaz, ama anlamaya çalışmaları lazım, çünkü Risale-i Nur’u anladıklarında, Arapçayı da öğrenmiş olurlar bir yandan. Kuran’ı da anlayacak hale gelmiş oluyorlar, zengin bir dil oluşmuş oluyor, güzel oluyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam söylediğinizi Şeyh Nazım Hazretleri de söylüyor. “Okyanustur” diyor Bediüzzaman Hazretleri için, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Elhamdülillah. Şeyh Nazım Hocamız’ı dinleyelim.
VTR: Şeyh Nazım Hazretleri, Fatih Camii İmamınaCübbeli’yi anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam; “aklın zayıf” diyor değil mi Cübbeli’ye?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Zeka ayrı, akıl ayrıdır. Bak; “kendinle alay edildiğini bile farkına varmıyorsun” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Hocam dünyaca ünlü sanatçıların Allah’ın varlığıyla ilgi düşünceleri var, gösterebilir miyim Hocam onları, inşaAllah? Gwyneth Paltrow, sinema oyuncusu. Kendisiyle Bounce adlı yeni filmi hakkında yapılan röportaj sırasında, Allah’a olan bağılığını, kadere olan inancıyla dile getirmiş. “Ben kadere inanırım ve her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanırım. Hiçbir şey kaza sonucu olmaz” demiş. Jennifer Aniston, sinema oyuncusu yine. Ünlü Amerikalı oyuncu inancını şu sözleriyle açıklıyor; “Allah’a inanıyorum. Bizim güçlü olduğumuzu ve tüm bunarı da kendi kendimize yaptığımızı sanmıyorum” demiş. Kirk Douglas, 1997 yılında yapılan bir röportajında, rahatsızlığının –kendi geçirdiği rahatsızlığının- kendisini Allah’a yönelttiğini şöyle belirtmiş; “Geçirdiğim felcin en önemli sonuçlarından biri Allah’a olan inancımı bir kez daha göstermiş olması, felçten sonra fark ettim ki, konuşabilme mucizesini artık bir lütuf olarak görüyorum.” Sarah Jessica Parker, o da sinema oyuncusu. Amerika’nın ünlü bir dizisinde başrol oynuyor. Şöyle diyor; “Allah’a şükretmediğim tek bir günüm bile geçmiyor” diyerek elde ettiği başarıyı Allah’ın bir nimeti olarak gördüğünü belirtmiş. Renne Russo, o da sinema oyuncusu. Mankenlik yaparken dini araştırmış. Allah’a olan inancını dile getirmiş. Şöyle diyor, Allah’a yönelişinin delili olan sözlerinde; “Bu bir felsefe değil, Allah benimle birlikte” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. MaşaAllah, nedir bu kardeşim bütün Avrupa inliyor? Her yerden, bak Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç her yerden yazı gelmiş, maşaAllah. Çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitemizi tanıtmak istiyorum; www.GüzelElestiriler.Com “Güzel Söze Uymak” kitabınızdan faydalanılarak hazırlanmış, inşaAllah. Son derece estetik ve güzel bir site. Gerçek güzel söz, Allah’ın dinine çağıran, ahireti hatırlatan, cehennemden sakındırıp cennete özendiren kişinin sözüdür. İnsanları Allah’ın dinine davet etmek çok önemli bir ibadet, inşaAllah. Bir ayetinde şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah; Nahl Suresi, 125, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” Sitenin ismini tekrar ediyorum inşaAllah; GüzelElestiriler.com.
ADNAN OKTAR:Evet, aslında din o kadar karmaşık, öyle günlerce anlatılması gereken, yıllarca anlatıldığında kavranan bir durum değil. Dini anlamak için normal bir insan en fazla bir haftada İslamiyet’i çok güzel kavrar. En fazla bir hafta sürer. İşin doğrusu bir günde tam olarak anlar, bir gün oturtsan karşına, anlatsan-anlar. Detaylara girmemizin nedeni, daha çok düşündürtmek, sürekli dikkati açmak. Din telkinle kaimdir, ne kadar çok telkin olursa, ne kadar çok anlatılırsa o kadar güçlenir. İnsanların dikkati keskinleşir, ufku açılır. O yönden önemli, ama mesela biz, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne defalarca dikkat çektik. Bir süre sonra hakikaten bakıyoruz, insanlarda bu çok olumlu etki yapıyor. Bir süreye kadar sabreden bir insan, bakıyorsun çok samimi itiraflar edebiliyor. Çok dürüstçe olayı ele veriyor, anlatabiliyor. Bakıyorsun o şeyden vazgeçebiliyor. Israrla namaz kılmayan bir insan, bakıyorsun birdenbire namaz kılmaya karar veriyor. Israrla doğru söylemeyen adam, bakıyorsun bir gün sürekli doğru söylemeye karar veriyor. Sevgiyi bilmeyen adam, bir de bakıyor sevgi çok güzel bir şey, sevmeye ve sevilmeye karar veriyor. Egoist bir insan, egoistliğin çirkinliğini fark ediyor, “ne kadar pis, ne kadar kötü” diyor. Mesela sevdiği, güvendiği insanlara bir de bakıyor ki çok adiler, küfür içinde, ahlaksız, vicdansız. Bir de bakıyor ki karşı olduğu insanlar da çok güzel insanlar, müminler, Müslümanlar, çok şeker insanlar, çok iyi insanlar, bunu fark ediyor. Onun için, insanların böyle bir ince teli vardır, o koptu mu ondan sonra gerçekleri görmeye başlar; o perde yırtıldı mı. O perde yırtılmadığında göremez, sevgiyi fark edemez. Mesela sevginin yapmacık bir şey olduğunu düşünür, sonra bir de bakar ki hakikaten sevgi denilen bir şey var. Egoistliğin iğrençliğini fark edemez, egoistliği hak olarak görür; “tabiî ki egoist olacaksın” der. Halbuki gider bir de bakar ki, necaset bir şey, rezalet bir şey egoistlik ve onu çirkinleştiren, çökerten bir şey. Bazen bu iki yıl sonra anlaşılır, bazen üç yıl sonra. Onun için telkin ömür boyu yapılması lazım. Bazı insanların 60 yaşında o perdesi açılır, kafasında bir netlik meydana gelir. Gece gündüz anlatıyoruz anlamıyor, öyle bir şey yok. Ben mesela akademideyken Hasan Kaçan; o zaman Marksist’ti Hasan Kaçan. Bana ters ters bakardı okulda böyle; karikatürist Hasan Kaçan, parkalı falan böyle. Bütün komünistler; zaten çaka çaka doluydu okulun içi, komünist duluydu, yani komünist olmayan çok azdı, parmakla sayılırdı, o kadardı. Ben o zaman ona kitap da vermiştim, arkadaşlarına da kitap vermiştim. Anlattıklarım ona dolaylı olarak da gitti, bilgi olarak da gitti. Yıllar sonra, yıllar sonra Müslüman olduğunu söyledi. Mümin muttaki, namazında niyazında bir Müslüman oldu. Mesela ünlü yazarlar, felsefeciler, biz bunların çoğuna kitap gönderdik. Ama bir süre sonra mesela, bir yıl iki yıl sonra, üç yıl beş yıl sonra netice aldık. O andaki inkarlarına takılmamak lazım. Anlattım kabul etmedi, öyle bir şey yok. Beyninin kabul etmesi önemlidir, kendinin kabul etmesi önemli değildir, lisanen kabul etmemesi önemli değildir. Beyni kabul ettikten sonra iş bitti. Aklı başında bir adama da hakkı anlatırsan, beyni kabul eder. Beynin kabulünü esas almak lazım. Dille kabul edip etmemesi önemli değil, yani, bizim için önemli değil. Önemli de, yani sonunda beyninin kabul ettiğini yapıyor. Bizim için niye önemli olmasın, önemli tabii, Allah affetsin. Mesela Hilmi Yavuz Hoca, bizim akademide Marksist düşüncedeydi. Biz anfide otururduk, ders verirdi bize, sohbet ederdi, İslam dinini eleştirirdi. Darwinizm’in, materyalizmin geçerliliğini anlatırdı, Marksist düşünceyi anlatırdı bize Hilmi Yavuz. Ben de ona götürüp kitap vermiştim Darwinizm’i eleştiren. Konuşmuştuk, sohbet etmiştik. Yılar sonra Hilmi Yavuz Hoca 180 derece döndü, Marksizm’e karşı bir tavır aldı ve İslamiyet’i savunuyor şu an. Demek ki o devirde vicdanı kabul etmiş, aklı kabul etmiş. Dil olarak kabul etmedi o devirde, ama beyni kabul ettiği için sonunda beynine uydu. Öyle çok vaka var, saysam sabaha kadar sayarım.
ERDEM ERTÜZÜN:İnşaAllah Hocam. Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde, ahir zamanda dini hizmetten ücret talep eden sahte din alimlerinin çıkacağını buyuruyor. Şöyle hadis-i şerifi; “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kuran okuyacak, ibadete kendini verecek, fakat bidat ehlinin işleriyle meşgul olacaklar, hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler, dini alet edinerek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör deccalin avanesi bunlardır.”
ADNAN OKTAR:Deccalin avanesi mi olacak diyor öyle tipler?
ERDEM ERTÜZÜN:Evet Hocam. “İşte bir gözü kör deccalin avanesi bunlardır.”
ADNAN OKTAR:Evet, demek ki böyle tipler çıkacak. Çoktur böyle yüzlerce, binlerce vardır.
ALTUĞ BERKER:Hocam bu konuda şöyle demiştiniz Hocam; “Peygamberlere bir deccal musallat oluyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a 30 küsur deccal musallat oluyor, çünkü dünya büyük, 7 milyar insan var, yobazlardan da kafirlerden de deccal çıkacak. Büyüğü olacak, küçüğü olacak, Darwin başta olmak üzere” demiştiniz. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, deccalin gerçek bir mürşid sanılıp yanına yanaşan Müslümanlar olacağını söylüyor. “Herkes onu- deccalin- çıktığı zaman sahici bir mürşid sanıp peşine takılacak” diyor. Bir başka hadis-i şerifinde de; “Allah’a yemin olsun ki, kişi kendini mümin zannederek onun yanına gider ve deccalin şüphelendirmesiyle onu takip eder.” buyuruyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Her şeyi Allah hayırla güzellikle yaratıyor, hepsinde hayır var. Evet, maşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN:Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zamanda Müslümanlar’a yönelik saldırıların artacağını ve bazı Müslümanların dünya sevgisine yöneleceğini haber veriyor. Şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Sevbân'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yakında milletler yemek yiyenlerin, başkalarını çanaklarına- sofralarına- davet ettikleri gibi size karşı savaşmak için birbirlerini davet edecekler.”
ADNAN OKTAR:Bakın Amerika Birleşmiş Miletler’e söylüyor, Fransa katıldı, İtalya katıldı, haydi gözümüz aydın İspanya da katıldı, diyor. Afganistan’a gidiyorlar, orada canlarımı geceli gündüzlü şehit ediyorlar, bir de parmaklarını kurutup, kolye yapıp adam Amerika’ya götürüyor, övünüyor. “Bak kaç tane Müslüman öldürdüm” diyor. Kulaklarını kesip kurutuyorlar, onları kolye gibi saklıyor, adam iftihar ediyor. Cinayetleriyle övünüyor, psikopatlığıyla övünüyor. Ancak bir esrar kavgasında filan ortaya çıkıyor bunlar, kendi aralarındaki. Esrar alışverişindeki anlaşmazlıklarda bunlar ortaya çıkıyor. Öbür türlü de bilinemiyor. Afganistan’da hukuk yok, kanun yok, mahkemeler yok. Gece gündüz oradaki çocuklar, kadınlar, kardeşlerimiz, psikopatların elinde manyakların elinde. Önüne gelen kafalarına kurşun sıkıyor, tecavüz ediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor. “Ne oldu, niye yapıyorsun” diyorsun? “Savaş” diyor adam, “savaşta her şey olur, ne olacak” diyor.
ALTUĞ BERKER:Reenkarnasyon yanılgısı ile ilgili bilgi verelim demiştiniz Hocam uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR:Kardeşim reenkarnasyon; çocuk olsa inanmaz buna. Ruh ne ki, oradan oraya sıçrasın, olacak iş mi ya? Yani koskoca adamlar böyle tüylü tüslü herifler oturuyorlar, işte falancanın ruhu bana geçti. O ruh sana geçtiğinde sen o olmazsın ki, bambaşka bir şey olursun sen o zaman. Mesela diyor ki; Einstein’in ruhu bana geçti, sen o zaman Einstein olarak devam etmen lazım, konuşman lazım. Bambaşka bir adamsın sen, ne alaka Einstein’in ruhu sana geçsin? Koskoca adamlar da buna inanıyor ya. Öyle bir şey yok, Allah ayette diyor; “Perde vardır, bir daha asla geçemezler” diyor. Bir başka boyuta geçiyorsun sen. Bir kere ölüm durumunda, üçüncü boyuttan dördüncü boyuta geçiyorsun sen, dördüncü boyutun adamı oluyorsun sen, bir daha geçemezsin üçüncü boyuta. Başka boyuta geçiyorsun, nereye dönüyorsun sen? Dördüncü boyutta istediğin gibi hareket edersin ayrı, Allah’ın dilemesiyle. ama ikinci boyuttan üçüncü boyuta geçen, üçten ikiye geçemez. Üçten dördüncü boyuta geçen, dörtten üçüncü boyuta geçemez, mümkün değil. Teknik yönden de mümkün değil, aklen de mümkün değil, hiçbir şekilde mümkün değil.
ALTUĞ BERKER:Bir ayet okuyorum söylediğiniz konuyla ilgili, inşaAllah. Enbiya Suresi, 95. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye, tekrar dünya hayatı imkansız, haramdır. Hiç şüphesiz onlar, dünyaya bir daha geri dönmeyecekler.” inşaAllah. Bu konuda sizin kitabınızda var Hocam, İslam ve Karma Felsefesi. Reenkarnasyon yanılgısını burada tüm detaylarıyla delilli bir şekilde anlatıyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de maşaAllah ne çok kitap yazmışım. Böyle yazar yok kardeşim. Dediler ki; “etrafındaki talebeleri yazıyor.” İşte talebelerim de bunlar benim, Oktar, sen, bunlar. Yazıyor musun sen kitap?
ALTUĞ BERKER:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen yazıyor musun ufaklık?
ERDEM ERTÜZÜN:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Ender Bey siz mi yazıyorsunuz? Beril Hocam sen mi yazıyorsun? Kardeşim cinler mi yazıyor o zaman işte? Allah demek ki beni vesile ediyor. Başka da adam yok bizim işte, kim varsa en iyi bilenleri getiriyoruz buraya. Mesela kız arkadaşlarımız var, onları da getiriyoruz, o kadar, başka adamımız yok. Allah ilham ediyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Zaten derleme eser bizim eserlerimiz. Bir oradan alıyoruz, bir buradan alıyoruz, ben yorumunu yapıyorum sadece, yorum. Biraz Bediüzzaman’dan alıyoruz, biraz İmam-ı Gazali’den, Avrupalı alimlerden, işte Darwinizm üzerine araştırma yapan alimlerden alıyoruz. Bana resimleri hazır geliyor, yazıları hazır geliyor, ben sadece kısaca yorumlarını yapıyorum. Bazen sırf konuşuyorum, banda alıyorlar, oradan yazıya döküyorlar. O tarzdır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ama beyaz seri olan kitaplarınızın tamamı size ait irticali yazılardır Hocam. Onlar kaynaksız kitaplardır.
ADNAN OKTAR:Evet onlar, bir gece sabaha kadar kitap yazdırdığımı bilirim. Akşam 9 gibi başladım, sabah 6’ya kadar nefes almadan konuştum, kaleme aldılar onu, kitap oldu. Tabii tashihat, düzeltmeler oluyor, o kadar.
ERDEM ERTÜZÜN:Hocam Peygamberimiz (a.s.v.), Müsümanlarıı cahil alimlere uymamaları konusunda uyarıyor. Bir hadis-i şerifi şöyle: Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Allah ilmi verdikten sonra insanların kalbinden zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ulemayı kabzetmek suretiyle alır. Ulema kabzedilir, öyle ki tek bir alim kalmaz.”
ADNAN OKTAR:Bakın ahir zamanda böyle oluyor. Alparslan Türkeş rahmetli alimdi, yani bayağı alimdi, bilgili, mesela Allah onu aldı. Erbakan Hocamız derin bir alimdi, mürşidti, Allah onu aldı. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz, Allah onu da aldı. Bediüzzaman gitti, Muhammed Raşit Erol Hazretleri gitti. Abdulhakim Arvasi Hazretleri, sayarım da sayarım. Hep gitti alimler, gerçek alimler çok az kaldı. İşte Şeyh Nazım Hocamız kaldı, Mahmut Hocamız kaldı. En fazla bir elin parmağı kadardır alim sayısı, çok az. Onların da değerini çok iyi bilmek lazım.
-VTR- Mısır Piramitlerinde Saklı Sırlar
ADNAN OKTAR: Şahane anlatım. Bilimsel açından doğru. Adamlar hakikaten elektrik kullanmışlar. Elektriği nasıl kullandıklarını da ispat ettik, bakın teknik olarak açıkladık. Koskoca ampüller var adamlarda. Ellerinde de ampüller var. Zaten piramitlerin içerisi incelendiğinde böyle yarım milim gram bile ise rastlanmamış. Yani eğer mum kullandılarsa, çıra kullandılarsa aydınlatmada, her yerde is kalıntısı olması lazım. Hiçbir yerde milimetrenin binde biri kadar bile is yok. Hiçbir şekilde yok binada; Ampülle aydınlatma yapıldığı için. Bu çok büyük bir olaydır, bunu tekrar tekrar yayınlayın, detaylarını da anlatıp tarihin gerçeğini ortaya koymak önemli.
ALTUĞ BERKER: Kabataş Devri kitabınızla tarihte modernlik olduğunu, Allah’ın yarattığı tarihi ispat ediyorsunuz Hocam, maşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, buradaki teknik anlatım da mükemmel. Bayağı iyi anlattık ve izah ettik.
ERDEM ERTÜZÜN: Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi şerifi vardı. Şöyle buyuruyor; “Nihayet cahil bir takım insanlar kalır da kendilerine dini meseleler sorunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi kirliliğiyle fetva verirlerde hem kendileri sapıklığa düşerler, hem de halkı saptırırlar.”
ADNAN OKTAR: O çok önemli bir şey. Ahir zamanda cahil cüheyla önüne gelen fetva veriyor. Biz de onun için, hayati bir konu olduğu için Mehmet Talu Hocamıza yönlendiriyoruz. Cahile fetva sorulmaz. Alime sorulacak. Şu an Türkiye’de benim gördüğüm en iyi fıkıh alimi odur, Mehmet Talu Hocamız’dır; hatta Orta Doğu, Balkanlar’da da diyebilirim. Çok mütevazı bir insandır, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.Sevimli canlılardan göstereyim Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz bu sevimli canlıları anlatmaya başladıktan sonra, HaberTürk de anlatmaya başladı. Bizim yaptığımızın aynısını yapıyor HaberTürk de. Güzel örnek olduk. Başka bir kanalda daha vardı, onlar da aynı şeyi yaptılar. Güzel şeyler öğretiyoruz demek ki, maşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN: Resulullah (s.a.v) bir başka hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve ehl-i bidatle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihedden müşrik olurlar. Ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalin avanesi olacaklardır.”
ADNAN OKTAR: Allah Allah, hemen aklıma birisi geliyor, böyle buna tam uyan. Tam, malum.
Başbuğun bölünmeye karşı yaptığı güzel bir konuşma vardı, o çok hayatidir. Onu defalarca dinleyelim. Başbuğ çok aklı başında, çok klas bir insandı. Evet.
-VTR- Başbuğ Alparslan Türkeş Bölücü Tehlikeye Karşı Çözüm Öneriyor
ADNAN OKTAR: Bakın Başbuğ bayağı olaya akılcı yaklaşıyor, çünkü adamlar özgürlük falan peşinde değil, PKK. Orada bir komünist devlet kurmak istiyor adamlar. Komünist devlet kurunca duracak mı? Hayır, “diğer devletleri de komünist yapmak istiyoruz” diyorlar. Sonra? “Bütün dünyayı komünist yapmak istiyoruz” diyorlar. Yani uçsuz bucaksız bir anarşiye, psikopatlığa karar vermiş durumda adamlar. Zannediyor ki bizim bazı enteller; veririz Güneydoğu’yu, onlar da pipolarıyla boğaza karşı bacaklarını çatıp, bir ellerinde viski bardağı, bir ellerinde pipoları. Senin iflahını keserler, iflahını. Seni hoplatırlar böyle. Avanaklık yapmayacaklar. Marksist, Leninist, Stalinist bir parti, ama iddialı ve beğenmiyor, diğer partileri de beğenmiyor. “Komünistlik öyle olmaz, böyle olur” diyor bunlar. “Bakın ben size komünistliğin ne olduğunu öğreteceğim ve dünyada mükemmel bir komünist sistem kuracağız” diyor. “Öbürleri beceremediler, biz becereceğiz” diyor, adamların iddiası bu. Bizim enteller adamlar zannediyor ki, “ne var ya, adamlar demokrasi istiyor” diyorlar. Demokrasiyi herkes ister, laikliği herkes ister. Adamın derdi demokrasi laiklik değil. Niye sadece Güneydoğu için olsun demokrasi, her yer için olsun, bütün Türkiye’nin ihtiyacı var buna. Sorun o değil. Dolayısıyla Başbuğ da söylüyor onlara, “Kürtçe eğitim; o onunla bitmez” diyor. Adam onunla bir nefes almak istiyor, dayatması bitmez psikopatlığı. Şunu da istiyorum, bunu da istiyorum, sonra diyecek ki, “komünist devlet istiyorum.” Komünist devleti elde edince ne diyecek peki? “Sizi de komünist yapmak istiyorum” diyecek. Sonra? “Diğer illeri de komünist yapmak istiyorum” diyor. Adamların, açın bakın, parti programında söylüyorlar; “bütün dünyayı komünist yapacağız” diyorlar. Uyuyor adamlar. Bakın Başbuğ tehlikeyi kaç yıl öncesinden tespit etmiş ve açık, net de söylüyor, tabii.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce bahsettiğiniz konunun haberi, “sevimli canlılarla örnek olduk” dediniz, maşaAllah. Sabah Gazetesi, “Dostlukları tüm ‘kalıp’ları yıkıyor” diye hayvanlardan, canlılardan, sevimli canlılardan örnek vermiş. Başka bir haberinde yine Sabah Gazetesi, “Öksüz kardeşlerin dayanışması” diye, düzenli olarak yayınlamaya başlamış sizin yayınlarınızdan sonra, maaşAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel, hayvan sevgisiyle başlar, insan sevgisi de gelişir bunlarda yavaş yavaş, inşaAllah. Müslümanlara karşı muhabbetleri de gittikçe artar, inşaAllah. Akşama kadar böyle sert; mesela baktım Fatih Altaylı konuşuyor, şimdi televizyona baktım. Çok sert bir yüz ifadesi, ne insan sevgisinden bahsediyor, ne merhametten, ne şefkatten, ne dostluktan, ne kardeşlikten bahsediyor, tef gibi gergin. Bir evvelki programına bakıyorsun yine aynı, bir evvelki yine aynı. O tombul yine gülüyor mülüyor, bir şeyler yapıyor falan. O sağcı gibi biraz, sağa kaydı gibi, ama sağa karşı da bir tavır alıyor gibi, ben tam çıkaramadım, nedir onun kafası, tombulun? Ne sağcıyım ne solcu, hani futbolcuyum futbolcu derler ya. O da öyle bir şey herhalde anladığım kadarıyla, ben anlayamıyorum düşüncesini.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, öyle gözüküyor.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’a karşı, Şeyh Nazım’a karşı, Türk-İslam Birliği’ne karşı. Hem Osmanlı’yı övüyor, hem yeriyor, ne anlattığını anlayamadım. Herhalde bu teknik tarihçi anladığım kadarıyla, sadece o kadar.
ALTUĞ BERKER: Allahualem Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bunun üniversite eğitimi yokmuş herhalde, yani bir titri yok, doçent falan değil. Kendini yetiştirmiş anladığım kadarıyla. Babasının tahtına oturmuş gibi görünüyor, değil mi? O tombulun babası tarihçi değil miydi onun babası?
ALTUĞ BERKER: Ben bilmiyorum Hocam Bardakçı, onu hatırlamadım.
ADNAN OKTAR: Öyle bir şeyler olması lazım.
ALTUĞ BERKER: Bakarım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, babası mı, dedesi mi neymiş, öyle bir şeyler olması lazım.
Ayet okuyalım. Ya Allah bismillah. 15-16 ve 17. Şeytandan Allah’ a sığınıyoruz.
ALTUĞ BERKER: Sebe Suresi, şeytandan Allah’ a sığınırım. “Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki: ) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var). Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? “
ADNAN OKTAR: Evet, hamd edene, şükredene Allah bereket, bolluk, güzellik veriyor. Türkiye’de de Mehdiyet bütün her yeri sardığı için, onun bereketi, bolluğu, güzelliği her yeri kapladı. İnşaAllah, çok da güzel olacak, hayırlı olacak inşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN: Bizi yarın 22:00’ den itibaren A9 TV, TV Kayseri, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...