ALTUĞ BERKER: İyi günler sayın izleyicilerimiz, A9 Tv’de Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Buyurun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Richard Dawkins evrimci, Richard Dawkins’e Allah’ın varlığının konuşulacağı programa katılmayı reddettiği için, yeniden “korkak” dendiğine dair haberler çıkmış. The Telegraph Gazetesi’nde vardı. The Telegraph Gazetesi’nin haberine göre; Allah’ın varlığının konuşulacağı programa dört kez davet edilmesine rağmen kabul etmemesi, yine hakkında korkak olduğuna dair söylentiler çıkmasına neden olmuş.
ADNAN OKTAR: Ama asıl korkaklığı neden kaynaklanıyor? Benle tartışmadan da şiddetle kaçınıyor. Bak, Yiğit Bulut bunu çağırdı Türkiye’ye benimle tartışmak için, hiçbir şekilde kabul etmedi. “Para verelim üstüne” dedi. Onu da kabul etmedi. Ortaokul öğrencileriyle tartışıyor, lise öğrencileriyle tartışıyor, Rahiplerle tartışıyor, hahamlarla tartışıyor. Gel benimle tartış dendiğinde, pır kaçıyor.
Kardeşim biz çocukluğumuzdan beri hep çekinirdik. Yani ben lise yıllarında işte hep darbe kokusuyla yaşardı halk. Alçaktan uçak uçsa “darbe mi oldu acaba” derlerdi. Ya da tank görünse “yine darbe mi oldu” derlerdi. Herkes bilir. Türkiye’nin şu anki konumu güzel yani hakikaten bir demokrasinin sıcaklığı var. Demokrasi rahatlığı var. Ama tam tabi istediğimiz demokrasi değil. Avrupa tarzı demokrasiyi aşacak bir konumda olmamız lazım. Bizim milletimiz bayağı medeni. Çok modern çok kalitelidir. Yani kat kat hak ediyor. 3. Dünya ülkesi gibi eskiden öyle hep tedirginlik içinde yaşardık, bak şu an o bayağı yatıştı. Bir de Ergenekon terör örgütü, şeytani bir yapılanma. Yani niye yaptılar böyle şeytani bir yapılanmayı tabii insanın aklı bunu almıyor. Ben buna bir mantık bulamıyorum. Türkiye’yi 22’ye bölmek kimin işine gelir? 3 milyon insanı şehit etmek ne kazandırır bu adamlara? İnsanlara tepeden bakmak, insanları adam yerine koymamak ne kazandırır bilmiyorum. Yani ne kafadalar bilmiyorum. Çok ürkütücü ve garip bir görünümleri var idi. Ama şu an iyi yani iyiye doğdu bir gidişat var, inşaAllah.
“Haşmetli ve şefkatli Hocam. Nihat Aydın.” Nihat boş iş o, boş ver. “Tarık Arslan, Merzifon.” Merzifon, Amasya, Tokat, Turhal buraları hoşuma gidiyor. Bir de Şeyh Nazım Hocamız’ın kaldığı eve bir gidebilseydim hayırlısıyla çok şahane bir yer. Portakal bahçeleri içerisinde. Eski Osmanlı evi böyle 150-200 yıllık falan çok şahane bir Osmanlı evde oturuyor Hocamız.
“İyi günler. Allah’ın size vermiş olduğu gücü göremeyen insanlar var” diyor. Cübbeli Ahmet’ten yine bahsetmişler. Şimdi Cübbeli Ahmet de oturuyor Fethullah Hoca’ya kafayı takıyor. Komünistlerle tartışamazsın, Marksistlerle tartışamazsın, PKK ile tartışamazsın sen gitmişsin hizmet yapan adama musallat oluyorsun. Yani hiç bir şey olmuyorsa, okul açıyor bir tane muhterem Hocamız. Yani hiç olmazsa anarşist olmayan adam yetiştiriyor. Yani o bile bir güzelliktir. Yani halim selim demokrasiyi savunan insanlar yetiştiriyorlar. Yani tabii, tam Müslüman adam yetiştirtiyor diyemeyiz. Öyle bir şey yok, okullarda falan ama iyi yani böyle aklı başında, Allah’tan korkan insanların okullarının olması, yurtta dünyada olması güzel. Hiç yoktan iyidir yani hiç bir şey yapmamalarındansa iyidir, bu büyük bir nimet. Onun için oturup onlarla uğraşacağına diyorum, bozuk düşüncelerle uğraşsa çok çok daha güzel olur, inşaAllah. Ben, Müslümanlarla uğraşmaktan yana değilim. Çünkü mesela farz edelim diyalogculuk ya da başka şeyler. Eğer yanlışsa, zaten insan ona gitmiyor. Mesala beni hiç kimse bir başka düşünceye çekemez. Mahmut Hocamın talebelerini de, bir başka düşünceye, bir başkası çekemez. Fethullah Hocamız’ın talebelerini de işin doğrusu, Mahmut Hocamız’ın kafasına ayrıca Cübbeli’nin kafasına kimse çekemez. Yani herkes kendi fikrinde gidiyor. Dolayısıyla tedirgin olmaya gerek yok. Ama yine de hayır vardır tabii, her şey de bir hayır var. Çünkü uyarmalarda da bir güzellik vardır. Fakat bunu abartmamak lazım, yani şiddetli olmaması. Yani yıkıcı olmaktan kaçınmak lazım. Böyle sökücü, yıkıcı moral bozucu değil de, “bunu düzeltseniz böyle hizmet etseniz güzel olur” demek daha hoş olur diye düşünüyorum.
ALTUĞ BERKER: Ankara’daki gönüllü kardeşlerimiz, kitap dağıtmışlar, onun resimlerini göndermişler. Size Selam vererek başlamışlar. “Selamun Aleykum çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Her hafta olduğu gibi, bugün de ücretsiz kitap dağıttık, inşaAllah. Resimleri gönderiyoruz saygılarımızla. Ankara Türk İslam Birliği gönüllüleri. Hüseyin, İlhami, Yusuf, Abdullah, Yiğit, Hasan, Fatma, Samet, Buğra.” Not göndermişler: “Hocam sizi görmek için gel demenizi bekliyoruz, beş kişiyiz, hazırız. Bizim yerimize bakacak kardeşlerimiz var” diyorlar, kitap dağıtırken.
ADNAN OKTAR: Bak nasıl uyanıklar, nasıl yamanlar. Şimdi ben ne diyeceğim belli. Diyeceğim ki; “faaliyetlerinize devam edin, gelmeyin” diyeceğim. Bu durumda hemen otobüslere doluşup gelecekler, inşaAllah. Görüşmekte de fayda var tabii. Bunlar muhabbeti arttırır, sevgiyi arttırır.
“Turgay Öztürk.” “Üçler, yediler, göçenler demine devranına, inşaAllah” diyor. Bu mehter müziğinde mehter duası, ben onun aynısını söylüyorum, şimdi oturup bundan ne işkilleniyorsunuz. İş mi şu? “Üçler, yediler, kırklar, göçenler, demine devrânına “Hû” diyelim” diyor. “Hû” diyorlar. “Yektir Allah, Yektir Allah İllAllah” diyor ve mehter hücum marşı başlıyor. O yani. “Devran kelimesi; Reenkarnasyon kelimesinin karşılığıdır” diyor. Yok yok, ben reenkarnasyona karşıyım. Mantığı da yok reenkarnasyonun. Yani ne alaka? Şimdi bir insan ölecek, ruhu çıkacak bir başkasına girecek ama adam başka bir adam olarak çıkacak ama bedeni de başka, ruhu da başka. Ruhu başkaysa, o zaman zaten başka adamdır o. Reenkarnasyonun hiçbir faydası yok insana. Hiçbir mantığı yok. Kuran’da da zaten o kabul edilmiyor, öyle bir olay yok. Yani bunu boş yere söylüyor. O anlamda söylediğini zannetmiyorum. Bak şu devranın anlamına, gir internete bak devran kelimesine, eğer yanlış söylüyorsa, çünkü tek anlamı yok. “Allah Allah, Celil-ü Cebbâr, Muînü’s-Settâr, Hâlik'ül-leyli ve’n-nehâr, lâyezâl, zü'l-Celâl, birdir Allah, O'nun birliğine. Hâtemü'l- Enbiya, Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed- i Mahmûd-u Muhammed-i Mustafa. Âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ, imdad-ı ruhaniyetine” deniliyor, değil mi? Mehter duasıdır. Şimdi benim samimi izahıma, “reenkarnasyondur” demek… Bir de Bektaşilikte niye reenkarnasyon olsun, nereden çıkarıyorsunuz? Hacı Bektaş beş vakit namazında, mübarek bir insan. Nereden çıkarıyorsunuz? Benim birçok akrabam Bektaşi’dir, Alevi’dir. Şahane insanlar, gayet güzel; tam böyle hakkaniyete ve Kuran’a bağlı insanlardır, Reenkarnasyona da inanmazlar, öyle bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Devranın sözlük anlamı; devir, zaman, deveran, dünya anlamında.
ADNAN OKTAR: Turgay sen bize şimdi yanlış bilgi verdin.Yani onların devri; üçler, yediler, kırklar devri. Ne var onda? Turgay şimdi yanlış anladığını anladın, değil mi? Şimdi bana, bir cevap vermen lazım.
ALTUĞ BERKER: Siz Libya’da olayların başladığı ilk zamanda, “Kaddafi’nin Türkiye’ye getirilmesi ve Türkiye’ye sığınması için kendisine teklif götürülmesi” konusunda görüş beyan etmiştiniz. Nitekim NTV’de canlı yayına katılan Başbakan Tayyip Erdoğan; “Kaddafi’ye Libya’yı terk etmekten başka bir çağrısı olmadığını ve böyle bir durumda kendisini koruma altına alma teklifinde bulunduklarını, ancak Kaddafi’nin bu teklifi reddettiğini” açıklamış.
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s) erkek olacak inşaAllah, ne yapacağız? Erkek diye sevmeyecek miyiz, kalbimizde set mi çekelim?” diyor. “Kaldı ki kalpler elimizde değil.” Hülya, ben nerede dedim sevilmeyecek diye? Tabii ki sevecek, hanımlar da sever, beyler de sever. “Kimi sevip sevemeyeceğimize bile karar veremiyorum” diyor. Yanlış. Peygamberimiz (s.a.v.)’i herkes seviyor, kadınlar da seviyor, erkekler de seviyor. Nereden çıktı? “Kalp kendi gibi olanları mıknatıs gibi çekiyor.” Tabii samimi insanlar birbirlerini severler. “Bu ara bunu daha iyi anladım, inşaAllah” diyor.
ALTUĞ BERKER: Üstad Hazretleri’nin talebesi Ali Tayyar, Üstad’ın bir kerametini anlatıyor. “Dokuz kardeşimiz tutuklanarak, Konya Cezaevine götürülmüştü. Biz de Konya'nın eski garaj civarında bir dershane açmıştık. Yeni açılan dershanenin anahtarı Üstad’a takdim edilecekti. Anahtarı benimle, Üstad’a gönderdiler. Üstadım’ı, Isparta’da aynı evde ziyaret edip, elini öptüm. Her defasında olduğu gibi, alnımdan öperek, başımı sıvazladı. Bir ara bana, ‘Kaç tane kardeşimiz tevkif edildi?’ diye sordu. ‘Dokuz kişi Üstadım’ dedim. Karyolasında yastığına dayanmış vaziyette oturan Üstad, birden doğrulup gör gürlercesine, ‘Ne lüzum var dokuz kişiye? Bir kişi kalsın yeter!’ dedikten sonra, ‘bir kişi sıkılır, iki kişi kalsın, diğerleri çıksın’ dedi. Konya’da mahpus kardeşlerle görüşme gününü bekledim. Üstad’ın selamını tebliğ etmek için, cezaevine gittim. İçeri girdim, Üstad’ın selamını ağabeylere söyledim. Ve Üstadın 'Dokuz kişi çoktur. Bir kişi kalsın yeter. Bir kişi sıkılır, iki kişi kalsın, diğerleri çıksın' sözünü onlara nakledince, Dr. Sadullah Nutku Ağabey, 'Kardeşlerim, ilk mahkemede yedimiz tahliye olup, ikimiz kalacağız' dedi. Bir hafta sonra kardeşler mahkemeye çıkarıldı. Yedisi tahliye oldu. Sadullah Ağabey’le ismini hatırlayamadığım bir kardeş kaldı. Böylece ben, Üstadımın manevi makamının derecesini bir kat daha anlamış oldum.”
ADNAN OKTAR: Ama bu hayrettir, hakikaten her dediği doğru çıkıyor. Öyle fasari adamlar vardır, alimler var, atar; şu olacak, bu olacak der. Bediüzzaman’ın söylediği, gelecek ile ilgili sözleri, şu kitaplarda yazıyor. Şu tarihte olacak diyor, aynen oluyor. Ama milimi milimine, tek bir tane sekme yok, tamamı oldu. Çok şaşırtıcı. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Ben öyle safsataya falan inanmam, bayağı uyanık bir adamım. Atan, tutan takımına inanmam. Net doğru, o yüzden çok büyük saygı duyuyorum bu insana. Bu konu da doğru. Ama öbürü, zaten yazmış, kitap haline getirmiş, tarihlerini vermiş, kitaplar 60 yıldan beri, 70 yıldan beri okunuyor. Verdiği tarih aynısıyla çıkıyor. Mesela 28 Şubat’ın tarihini veriyor, 28 Şubat’ta olan olayları söylüyor, Kuran’dan ayetle çıkartıyor, aynısıyla oldu. 1971’deki olayları söylüyor, aynısıyla oldu. Yani ne diyorsa çıkıyor, Allah’ın hikmeti. Mesela “mezarım yıkılacak” diyor, yıkıldı mezarı hakikaten. Öleceği tarihi söyledi, o tarihte öldü hakikaten. Çok hayret verici.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz Irak, Afganistan ya da Libya gibi ülkelerde yaşananlarla ilgili; “Türk-İslam Birliği kurulduğunda kimse bu tip şeylere cesaret edemez. Bu birliğin gücü kendi başına caydırıcı olur” diyorsunuz, her zaman. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatından bir bölüme rastlamıştım bir kitapta. “Hicretin beşinci senesinde Medine’ye on beş gece uzaklıkta olan Dumetül-Cendel bölgesinde, bazı Arap kabileleri birleşmiş ve oradan geçen Müslüman yolculara kafilelerle zarar veriyor, zulmediyorlarmış. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu haber almış, 1000 kişilik orduyla yola çıkmış. Düşmanlara bu ordunun haberi bile yetmiş. Oradaki eşkıyalar dağılıp, yok olmuşlar. Ortalıkta kimse yokmuş ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in ordusu oraya ulaştığında dağılıp gitmişler. Bir tek kişi kalmış, o da davet üzerine Müslüman olmuş. Peygamberimiz (s.a.v.) iki gece orada konaklayıp, düşman gelir belki diye beklemiş ama kimse gelmemiş. MaşaAllah, Müslümanların ismi bile yetmiş, savaşa gerek kalmamış.”
ADNAN OKTAR: Bir kere Peygamberimiz (s.a.v.)’in ömrü boyunca şehit edilememesi, çok büyük harikadır. Arap toplumundaki o müşriklerin tek amacı var, Peygamber (s.a.v.)’i öldürmek. Savaş oluyor, savaşta dört tarafından sarılıyor; tek kişi olarak ortada kalıyor, dört tarafından sarılıyor, saatlerce savaş devam ediyor, hiçbir şey olmuyor. Normal bir durum mu? Mucize bu. Bence bu tek başına yeterli. Bir insan, bir topluluğun arasına dalar ve dört taraftan sarılırsa ve adamların hepsinin amacı onu şehit etmek. Hiçbir şey olmuyorsa ve zırh da kullanmıyor. Çünkü Allah ayette, “seni koruyacağım” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çift zırh giyiyordu üst üste, o ayet indikten sonra, iki zırhı da çıkardı, zırhsız kaldı. Savaşa giriyor, hiçbir şey olmuyor. Nasıl olur? Adamların elinde gürz var, kılıç var, ok var yay var; mutlaka bir şey yaparlar. Dört taraftan sarılmak ne demek? Arkasını göremiyor, sağı, solu, önü, her tarafı sarılı. Böyle bir durumda ne olur, yüzlerce kişinin içinde?
ALTUĞ BERKER:500 Yıllık el yazması Kuran bulunmuş Hocam, inşaAllah. Resimlerini gösteriyorum. Kuran’ın sayfaları yaklaşık olarak, 60 santime 90 santim boyutlarındaymış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayağı güzel. Nerede bulmuşlar?
ALTUĞ BERKER:El yazması. “Mısır’ın son Memluk Sultanlarından, Kansuh el-Gûrî'nin,Kahire’deki kütüphanesi kaynaklı olduğu düşünülüyor.”
ADNAN OKTAR:500 Yıllık, çok şahane. Ama Hz. Osman (r.a) devrinden kalma Kuran var, zaten.
ALTUĞ BERKER:İnşaAlah Hocam. Siz, Hocam, “Arap ülkelerinde yapılan katliamlarda askerlerin birçoğunun kendi halkına silah doğrultmayacağını, ancak onlarında öldürülmekle tehdit edildiklerini, hatta emre uymayanların direkt olarak öldürüldüğünü” söylemiştiniz. Nitekim Türkiye’ye kaçan 3000 Suriyeliden 60’ı Suriye askeriymiş. Türkiye’ye kaçan askerlerden biri, geçen Cuma, kendilerine; “protestocuları vurun emri geldiğini, ancak bazı askerlerin komutanlarının bu emrine karşı çıktıklarını ve emre uymayanların öldürüldüklerini” söylemiş. “5 arkadaşının bu yüzden gözlerinin önünde öldüğünü, komutanlarla askerler arasında anlaşmazlık çıkınca, Türkiye’ye kaçtıklarını” belirtmiş. Bir kısım askerler de kaçmak üzere, sınırın öteki tarafında bekliyormuş.
ADNAN OKTAR:Asker tabii, orada “Müslümanları öldür” denen bir asker, emre itaat edemez. Çok büyük harama girer yani, cinayet olmuş olur. Yani ömür boyu cehennem karşılığı. Sakın ha; Müslüman’a karşı öyle bir şey olmaz. Yani kendi kardeşine, öz kardeşine insan kurşun sıkmaz. Çok büyük günah.
“Kenan Arabacı.” Kenan, Tokat’ta öyle bulvara o şekilde bir isim konmaz, saflık yapma Allah aşkına akıllı ol, inşaAllah. “Taha, Ankara.” Taha, ben senin nerelere gittiğini falan biliyorum, kerata sen bana hiç konuşma sen. Handan Hanım; “Hocam sizi çok seviyoruz” diyor, Allah razı olsun. Bahar hanım; “Selamun Aleykum Hocam” diyor, “Gönüller Sultanı Muhammed Adnan Hocamız, yine süper yakışıklısınız” diyor, maşaAllah. Allah sevginizi artırsın, siz güzel gözle bakıyorsunuz, Allah güzel gösteriyor. Allah sevgisiyle bakan, güzel görür, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Proteinlerle ilgili, iman hakikati olarak biraz bilgi vermek istiyorum, özellikle üç boyutlu şekillerinin önemine dair. Bir arabanın parçalarındaki uyum gibi, proteinlerin üç boyutlu şekillerinde en ufak bir bozukluk olursa, o protein gerekli işlevini gerçekleştiremez. Bir amino asit zinciri olarak üretilen proteinlerin, üretim sırasında veya sonrasında düzgün şekilde katlanmaları gerekir. Zincir şeklinde üretilen proteinlerin, katlanabilecekleri sayısız üç boyutlu şekil vardır. O yüzden, katlanma sırasında hata oluşma riski yüksektir. Bu yüzden, protein katlamaya yardımcı olan özel proteinler vardır. Yanlış katlanan proteinler, kullanıma girerse hücreye zarar verebilir. Kanser, Alzheimer gibi hastalıkları oluşturabilir. Yanlış katlanırsa proteinler ne olur? Hücrede katlanan proteinlerin şekillerini kontrol eden bir kontrol sistemi vardır. Normalde protein üretiminde, bir üretim hatası, oldukça küçük bir ihtimaldir, fakat eğer proteinin yapısında bir bozukluk saptanırsa, hemen bu protein parçalanmaya gönderilir. Parçalanan proteinin parçaları israf edilmez, amino asitlerine ayrılan protein parçaları, yeni protein yapımında kullanılır. Üst üste protein yıkımı olduğunda, çok fazla amino asit açığa çıkar. Bu amino asitler uzun süre işlevsiz bırakılırsa bozulurlar, o yüzden hücredeki kontrol sistemi, bu amino asitleri kullanarak, hangi protein üretilebiliyorsa o an sipariş olmasa da onu üretir. Yani israf olmaması için parçaları değerlendirir. Eğer üst üste aynı proteinin katlanmasında sorun varsa, o proteinin üretimi azaltır ve proteini katlamaya yardımcı olan özel protein yenisiyle değiştirilir, katlayıcıların sayısı da artırılır, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen çok hayati bir konu anlattın ama biraz karmaşık gibi oldu. Proteini özel olarak, belirli bir şekilde katlıyor. Yani, sağa da katlayabilir, sola da katlayabilir, ileri-geri katlayabilir ama belirli bir yönde katlaması gerekiyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunu katlayan özel proteinler var diyorsun.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi bir insana söyleseler; git şu proteini katla diye bilmez, çıkaramaz. Yani protein, Allah’ın aklıyla hareket ediyor. Protein, bir şeyi nasıl tespit edebilir? Karanlığın içinde ne tarafa doğru katlayacağını nasıl bilsin yani. Onu oraya katlıyor, öbürüne gidiyor öbürüne düzgün katlıyor, milyonlarca, milyarlarca proteini çok düzgün olarak katlıyor. Yanlış katlanırsa onu da düzeltiyor. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu çok acayip. Ama bakın, insanların dikkati en fazla 3-4 saniye, 5 saniye sürebiliyor. Mesela, şu konuyu dünya anlasa, dünyada bir tane iman etmeyen adam kalmaz. Sırf bunu anlasa. Ama buna dikkat vermeleri mümkün olmuyor, teknik olarak mümkün olmuyor. İnsanın öyle bir vasfı yok. En fazla 5 saniye dikkatini verebilir, hemen dağılır dikkati. Onun için yani, çok özel bir yöntemle anlatılması lazım. Yani hemen ülfet gelir, alışkanlık yani, beynindeki o konsantrasyon hemen dağılır. Konsantre olamaz, kavrayamaz. Şimdi mesela anlattık, anlamayan çok fazla insan olmuştur. Onun için, onu şekille anlatmak lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ve “karanlıkta oluyor bunlar” demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir filmi vardı bunun.
VTR- Evrimcilerin İddiası; Canlıların tek bir proteinden tesadüfen oluştuğudur.
ADNAN OKTAR:Proteinlerle ilgili başka filmlerin olması lazım bizde, bir tek bu değil. Bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var, pratik olarak mümkün değil proteinin oluşması. Yani tesadüfen oluşması teknik olarak imkansız. Bunu Türkiye’ye biz öğrettik inşaAllah, dünyaya da biz öğrettik, maşaAllah.
-VTR- Hücredeki Eşsiz Üretim Protein Sentezi.
ADNAN OKTAR:Bir proteinin oluşması için, başka bir proteine ihtiyaç var, pratik olarak bu mümkün değil proteinin oluşması. Yani tesadüfen oluşması, teknik olarak imkansız. Bunları Türkiye’ye biz öğrettik, inşaAllah, dünyaya da biz öğrettik.
Var mı film?
VTR-Hücredeki Eşsiz Üretim Sentezi.
ADNAN OKTAR:Bakın adamlar, detay detay anlatıyor ama hakikaten insanlar yine anlamıyorlar. Sırf proteinin tesadüfen olmaması, Evrim Teorisi’ni bitirir. Sürekli uğraşıyor adamlar, bununla konu bitti. Çünkü temelden konu kapanmış oluyor, zemininden bitmiş oluyor. Mesela atom olmadan kainat olur mu? Olmaz. Protein olmadan da, evrimi anlatamazlar. Yani proteininin bir kere tesadüfen olması gerekiyordu, onların demesine göre. Tesadüfün olması teknik olarak 0 ihtimal, hiç olamıyor. O zaman kitlenmiş oluyor, evrim diye bir konu olmaz.
Aslında bu konunun üstünde bundan sonra durmasınlar da, dünyada sevginin üstünde dursunlar. Sevgisiz insanlar, çok büyük bir bela ve çok mutsuz insanlar. Yani bu bir milli felakettir. Yani Türkiye için de milli bir felakettir, bütün dünya içinde milli felakettir yani bir afattır yani afet bölgesi ilan ediliyor ya, bütün dünya şu an afet bölgesi ilan edilmesi lazım. Yani sevgisizlik çok büyük bir acıdır. Güvensizlik çok büyük bir acıdır. İnsan insandan korkar mı? Herkes birbirinden korkuyor, rezalet yani. İnsanlar birbirlerini coşkuyla sevmesi lazım. Muhabbetle sevmesi lazım, hayvanları sevecek, çiçekleri sevecek, birbirlerini sevecekler. Dağları sevecek, ovaları sevecek, manzarayı sevecek, teknik aletleri sevecek, hepsi bir güzelliktir, Allah bizim için yaratıyor. Ama korku kol geziyor bütün dünyada, acı kol geziyor. İnsanlar birbirlerine güvenemiyor. Mesela adam nişanlanıyor 3 yıl nişanlı, daha hala birbirlerini tanıyamıyorlar. Evleniyor, 6 ay sonra boşanıyorlar. “Yanlış tanımışız birbirimizi” diyor. Oyun oynuyor.Diz kırıp çiçek vermekle olmuyor tabii bu işler. Akılla, vicdanla ilgilidir, derinlikle ilgilidir. Boş yere hırs yapıyorlar. Dünya uçsuz bucaksız, İsrail’deki şu kavga rezalettir. O kadar geniş ki arazi. Çok az insan var. İsrail 3-5 milyon bir yer. Çok azdır İsrail nüfusu, arazi uçsuz bucaksız geniş. Filistin, o küçücük topraklar bile onlara bol bol yetiyor. Ufacık bir yer verilmiştir onlara, o bile bol bol yetiyor. Toprak sorunu yok dünyada. Bolluk, bereket her yeri sarmış durumda. Sürekli cayır cayır silah yapıyorlar. Silah insanların kolunu koparıyor, bacağını koparıyor; ona karşı protez fabrikaları var, protez kol yapıyorlar, protez bacak yapıyorlar. Bombayı ayrı imal ediyorlar, bombayı atacak uçağı ayrı imal ediyorlar, meydana gelecek yaralanmaları tedavi edecek sistemi de ayrı yapıyorlar. Ne protez fabrikası kur, ne bomba fabrikası kur, ne de milleti tepeden bombalayacak uçak yap. Hiçbirine gerek yok. Buzdolabı yap, televizyon yap, çamaşır makinesi yap, ev yap, fırın yap, ekmek fırını yap, ızgara yapalım güzel. Zaten iki günlük dünya, az bir şey kalıyoruz burada. Burada boğuşmaya, kavgaya, rezalete ne gerek var? Cayır cayır sinir ilaçları tüketiliyor dünyada, her yerde. Hep stresi yatıştırıcı ilaçlar kullanılıyor insanlar. Bitap kalkıyorlar. Halbuki neşe hakim olsa, çok mutlu olacak insanlar, çok zinde olurlar. “Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” diyor. Kısa bir imtihandan geçiyoruz. Burada kurstan geçiyoruz. Cennetin kursu, inşaAllah. Güzel ahlakı öğreneceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İmam Gazali ile ilgili bilgi vermek istiyorum, inşaAllah. “İmam Gazali 1058-1111 yılları arasında yaşadı. Devrinin müceddidi kabul edildi, maşaAllah. Yaşadığı dönemde üstün ahlakıyla dikkat çekmiş, pek çok konuda ilim sahibi olması ve güçlü muhakeme yeteneği ile sadece İslam aleminde değil, batılı ülkelerde de tanınmıştır. Yaşamını Kuran ahlakında derinleşmeye, İslam ahlakının güzelliklerini insanlara anlatmaya adamış, büyük bir İslam alimidir. Özellikle eski Yunan felsefesinden kaynaklanan, Kuran’a uygun olmayan inanç ve fikirleri çok etkili bir üslupla çürütmüş ve tüm bunlara karşı Kuran ahlakını daima ön plana çıkarmıştır. İlmi derinliğinden dolayı İslam’ı delili, İslam’ın hak olduğunu ispatı anlamına gelen; "Hüccetü'l-İslam" ve "Zeynü'd-din" sıfatlarıyla anılmıştır. Genç yaştayken dönemin Selçuklu veziri olan büyük devlet adamı, Nizamülmülk'ün daveti üzerine Bağdat'a gitmiş, Nizamülmülk'ün topladığı ilim meclisindeki alimler, onun ilminin derinliğine ve meseleleri izah etmekteki üstün yeteneğine hayran kalmışlardır. İmam Gazali'nin İslam ahlakını yaymak için yaptığı büyük hizmetleri fark eden Nizamülmülk, onu günümüzün 'rektörlük' vasfıyla Nizamiye Medresesi'ne tayin etmiştir. Bu görevi süresince İmam Gazali, çok sayıda öğrenci yetiştirmiş ve 300 kadar seçkin öğrencisine gerekli olan bütün ilimleri öğretmiştir. Bir taraftan dersler verirken, diğer taraftan da pek çok kıymetli kitap yazan İmam Gazali'nin sahip olduğu üstün ilimler, döneminin Avrupalı filozoflarını her açıdan geride bırakır nitelikteydi. Örneğin, Avrupa'da dünyanın tepsi gibi düz olduğu zannedilirken, İmam Gazali dünyanın yuvarlak olduğunu, karaciğerde kanın zehir ve mikroplardan temizlenip tazelendiğini, kanın madde miktarlarındaki oranın değişmesi ile sağlığın bozulacağı gibi detaylı bilgilerini, bugünkü fizyoloji kitaplarında yer aldığı şekilde delilleriyle açıklıyordu. Bunlar gibi daha birçok ilmi konu hakkında kitaplarında bilgiler bulunuyordu. Çok kitabı vardır İmam Gazali’nin, Mevduât-ul-Ulum adlı kitabında, yaklaşık, 1000 eseri olduğu bildirilmektedir. Eserlerinde, İslam dini ve ahlakının hemen her alanı ile ilgili bilgiler olduğu, her yaş ve her seviyedeki insanın kolaylıkla anlayabileceği bir üslup hakim, maşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnsanlar samimi imanlı ve neşeli olursa, sanat gücü artar. Çok güzel mimari olur, çok güzel filmler hazırlayabilirler. İnsanın neşesi kaçtığında beyni büzüşür, beyin damarları kasılır. Beynine kan gitmez. Düşünemez artık nutku tutulur, ufku daralır keyfi kaçar. Telif gücü yok olur, Allah’ın dilemesiyle. İman neşesinde, insanın ufku açılır. Dev mabetler yaparlar, dev güzel tesisler yaparlar, çok güzel bahçeler yaparlar. Mesela, ressam çok güzel tablo yapar, aşk içini kapladığında, heykel traş çok güzel heykeller yapabilir. Bilim adamı muazzam buluşlar yapar. Konuşan adam, içimizi açar. Bir mağazaya gittiğimizde, sevinç duyarız. Sokağa çıktığımızda, sevinç duyarız. Mesela, bir arabaya bindiğinde adam, arabayı kullanan şoförün neşesinden, sevincinden içine bir coşku gelir, hoşnutluk gelir. Bu zincirlemedir. İnsan, zincirleme elektriklenir. Toplumda mutsuzluk olduğunda, mutsuzluk zincirleme gider. Mesela, iş yerinin patronu mutsuz, iş yerindekiler de mutsuz oluyorlar. Adam evine gidiyor, o da mutsuz. Bir zincirleme elektriktir o, dağılır. Ama bir sevinç varsa, bir sevgi varsa, o da zincirleme olarak etrafa dağılır. Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı odur. O zincirleme sevgiyi başlatacak. Ama Hz. Mehdi (a.s)’a işte o yetki verildikten sonra Allah, o gücü asıl ona vermiş oluyor. Gücünün dozu o zaman katlamalı artmış oluyor. Allah ondan sonra insanlara nimeti aktarmaya başlıyor. Ama hayret dünyanın da sonuna geldik. Ben eskiden lise yıllarında milyonlarca sene sonra, uzayda koloniler kurulacağını düşünürdüm. Hürriyet Gazetesinde gökler hakimi Gordon vardı çizgi roman olarak. Orda bakardım. Hakikaten de aklıma yatardı, böyle cam tüplerin içerisinde gökyüzünde insanların yaşayacağı falan. “Keşke o devirde olsaydık” diye bazı insanlar düşünürdü o zamanlar. Keşke denmez ama diyenler olurdu. Baktık, dünyanın sonuna gelmişiz. Bediüzzaman söylüyor. Yetmiş yıl var. Şu şeyden itibaren yetmiş yıl sonra Hıristiyanlık, Musevilik ve Müslümanlık kalmıyor. Kardeşim Cübbeli de anlatmış, haberimiz yok. Bu dergi (Beyan Dergisi), Cübbeli’nin onayı ile çıkarılmış ve Mahmut Hocamın talebelerinin onayı ile çıkmış bir dergi. Bütün cemaatin, büyük alimlerin onayı ile çıkmış bir dergi. Bu da, bu da. Bunların hepsinde; “Hz. Mehdi (a.s)’ın hicri 1400’de çıkacağını” anlatıyor Cübbeli. “1500’den sonra dinlerin biteceğini” söylüyor. “Yahudilik, Hıristiyanlık, Musevilik, hiçbir şeyin kalmayacağını, artık kıyametin kopacağını, kıyametin bekleneceğini” söylüyor, anlatıyor burada. Daha önce “ben böyle bir şey demiyorum” diyordu. Şimdi bak, ilk tespit ettiğimiz üç dergide anlatmış. Dergisinin üç sayısında anlatmış. Daha kim bilir kaç sayısında anlatmıştır.
ALTUĞ BERKER: Bir de Mahmut Efendi Hazretleri için de öyle diyordu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Mahmut Hoca adına Cübbeli konuşursa, inanmasınlar. Hemen hemen tamamını yanlış söylüyor, doğru söylemiyor. “Mahmut Hoca bunu söyledi” diyor. Mahmut Hocamız’ın başına Allahualem bir nevi dert oldu bu. Demediği halde “dedi” diyor. Dese zaten çıkar televizyonda konuşuyor Hocamız. Gerçi biraz konuşması ağır ama konuşuyor. Veyahut banda alıyorlar sesini, konuşuyor. Şunu dedi bunu dedi diyor, her gün bir açıklama yapıyor. Hiç birine inanmasınlar. Hocamızın dilinden duymadıktan sonra inanmasınlar. Çünkü bu çok tehlikeli. Mesela “hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s) bu yüzyılda gelmeyecek dedi Hocamız” diyor. Mahmut Hocamız’ın tasdikiyle çıkan dergiler bunlar. O devirde sağlığı da yerindeydi Hocamızın. Ve bütün ulemanın, Mahmut Hocamızın ulemasının desteğiyle, takdiriyle, tashihi ile onların kabulü ile çıkan dergiler. Ve hepsinde hicri 1400’de Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağından bahsediliyor burada. Ve Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinden bahsediliyor dergilerde. “1400’le, 1500 arasında da her şey bitecek” diyor, açıklıyor. Ben sonra düşündüm de mesela, Şeyh Nazım Hocamı düşünüyorum, öyle nezih insanlar dünyada kalmadı, yok. Mesela yeni nesilde ben böyle insan göremiyorum o olgunlukta. Bir daha da olmuyor, Allahualem olacak gibi de görünmüyor. Var diyorlarsa öyle birisi bana göstersinler ben göreyim, elini, ayağını öpeceğim, yok. Mesela yeni mürşidlerde o derinlik, o mükemmellik olmuyor. Mesela, Muhammed Raşit Erol gibi bir alim bir daha da gelmiyor. Gelecek gibi de görünmüyor Allahualem. Kıyametin yakın olduğunun en açık alametleri bunlar. Mesela, Muhammed Raşit Erol’dan daha mükemmel alimler gelse, Şeyh Nazım Hocamız’dan daha mükemmel alimler gelse, Mahmud Hocamız’dan daha mükemmel alimler gelse, insan o zaman bir belki acaba yanlış mı anladım diyebilir insan. Oradan da olay açıkça anlaşılıyor. Olgun, kaliteli, değerli insan sayısı gittikçe azalıyor. Değişik bir insan türü gelişmeye başladı dünyada. Onun için bu insanlar başımızdayken, mesela, Sungur Ağabey başımızdayken, diğer büyük alimler başımızdayken değerlerini bilelim. Mesela, Sungur Ağabey geçenlerde o toplantıya geldi. Bayram havasında herkes, sanki düğün havası var. Halbuki Sungur Ağabey bütün ömrü hapishanelerde geçmiş bir insan, çile insanı. Ama oraya gelen yeni nesil, bayağı neşeli. Bir tanesi bile hapse girmemiştir. Hapse girsinler demiyorum da, çile de çekmemiştir, zorluğa da girmemişlerdir. Sungur Ağabey, “yetmiş yıl var kıyametin kopmasına” diyor. Alkışlıyorlar, “ne güzel konuştu” diyorlar. Haberi bile yok ne anlatıldığından, birçoğunun haberi yok. Halbuki çok hayati bir konuyu anlatıyor. Ben bayağı uyanık bir tipim. Öyle hurafeye falan inanmam. Kıyamet konusu doğru. Kıyametin yakın olması konusu doğru. Yoksa ben derdim çok bayağı bir vakit var derdim. Yok, vakit yok, doğru. Ve kıyametin yakın olduğunu da 2012’den sonraki büyük olaylardan, zaten anlayacak insanlar. Çok büyük afatlar olacak. Dünyevi büyük olaylar olacak, çok büyük olaylar olacak ve nefes aldırmadan olacak bunlar. Bir fevkaladelik olduğunu, herkes görecek.
Mesela televizyon programlarında da bunu görüyoruz. Geçenlerde sarışın bir hanım kız var sevimli. Diyor ki: “Mevsim ani değişikliklere uğruyor” diyor. Mesela, “eskiden böyle bir şey olmuyordu. Ve zaman, alenen çok hızlı akıyor, bir şey oldu dünyaya” diyor. Kız biraz neşeli bir tip, eğlenceye, aleme falan yatkın bir tip. Pek o konulara o kadar yaklaşan bir insan değil. Yani dine o kadar yakın olan bir üslubu yok. “Ama dünyada bir fevkaladelik, bir şey var dünyada” diyor. “Ben alenen görüyorum. Zamanın akışı alenen ve açıkça, net görüyorum, çok akıl almaz hızlandı zaman” diyor. Bunu herkes söylüyor. Hafta sonu anında geliyor. Eskiden hafta sonu gelir miydi? Gün geçmezdi. Anında bitiyor gün. Uyku uyumaya vakit ayırıyorsun. Mesela, yedi, sekiz saat uyuyor adam, kalkıyor yemeğini yiyor, akşam oluyor, bitiyor. İşe gidiyor adam, gelmesiyle yatması bir oluyor, nefes alamıyor adam. Ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Eskiden zaman bitmek bilmezdi, inşaAllah. Kıyametin yakın olması, o bizim kardeşlik bağımızı daha da güçlendirir. Sevgiyi körükleyen bir şeydir kıyametin yakın olması. Ahirette de beraber olmamızın bir anlamı var. Bir güzelliği var, inşaAllah. Onun için böyle Hıristiyan olsun, Musevi olsun, dinsiz, imansız, komünist olsun, herkese şefkatle yaklaşıp, herkesin iyiyi, doğruyu, güzeli görmesi için gayret etmesi lazım. Göremeyene de ilişmemek lazım. Sert davranmamak lazım. Aşağılamamak, onurunu kırmamak lazım. Allah da onu öyle takdir etmiş. Biz herkesi hidayete erdirmekle mükellef değiliz. Allah hidayete erdirir insanları.
“Selamun Aleykum benim müthiş yakışıklı aslan Hocam, yine çok iyisiniz” diyor, maşaAllah. İyisiniz değil, sarhoşlara derler iyisiniz diye. “Gözlerinizin rengini gördük biz de çok iyi olduk, inşaAllah” diyor. Güzel Hocam, önümüzdeki cumaya doğru arabayla Türkiye’ye yola çıkacağız, inşaAllah. Dua edin ne olur. Yalnız benim için bakın yeşil yeşil” diyor. O egoistlik olur. Ben, herkesi seviyorum. Her insanı seviyorum, inşaAllah. Şarkılarda hep egoistlik çoğunda vardır. ‘Yalnız benim için bak yeşil yeşil’. Helali için bu tamam doğru da, ne alaka insan seviyorsa herkese sevgiyle bakar. Başkasına ters mi bakacak? Bir tek ona güzel bakacak, öbürlerine ters ters, gıcık bakacak, bunun mantığı var mı?
“Ömer Çelakıl’ın dediği gibi, Kuran’ın şifreleri var mıdır?” Bir kere Ömer Çelakıl’a ben garanti veririm. Çok akıllı ve dürüst çocuk. Acayip efendi. Türkiye’de beş kişi varsa dürüst, bir tanesi odur ben size söyleyeyim. Hiç bir çıkar yok, Allah rızası için gayret ediyor çocuk. Efendiler efendisi ve bütün anlattıkları doğru, hepsi ispatlı, hiçbiri hurafe değil. Çocuğun ne zoru var? Üç beş tane yobaz çıktı, çocuğa olmadık ipsiz, sapsız konuşmalar yapıyorlar böyle samimiyetsizce. O da efendi, terbiyeli tabii alttan alıyor. Ama baş edemediler sonunda. Allah onu yüceltti. Güzel şimdi, çok güzel anlatımlar yapıyor Fox TV’de anlatıyor. Faydalı oluyor, güzel oluyor, inşaAllah. “Gözümün nuru canım Hocam. Benim ilahiyat fakültesini yeni bitirmiş bir kız kardeşim var. Zeynep Cüneytoğlu.” Bir genç kıza ne öğretilir? İyi bir koca bul, zengin bir adam bul. İyi koca, zengin kocadır mantığı var. Angut, mesela kaz gibi oluyor herif, acayip parası pulu olduğunda işte gözlerine baktığında vurulduğunu söylüyor. “Böyle göz ilk defa gördüm. Bu olamaz” diyor. O angut da, ona inanıyor. Halbuki o arabayı gördüğünde eli ayağına karışıyor. Bir kısım vakalar için söylüyorum, herkes için demiyorum. Şaşaalı düğün ister, işte gelinliğin kuyruğu otuz metre olacak, yerlerde sürünecek. İki tane çocuk onu taşıyacak. Sünnet çocuğu gibi o da ona seviniyor o şekilde olmasına. İsteyebilir, hoşuna gider ama bana biraz ilginç geliyor. Milletin karşısına geçip, tebessüm ederek, bir şeyin üzerine çıkartıp orada iki kişi oturtup millete. Ben daha sadelikten yanayım, inşaAllah. Düğün, eğlence, ben alemin şahını isterim tabii ki. Ben alemciyim, severim. İnce saz çalsın, kanun, klarnet, cümbüş, keman yeri göğü inletsin, o ayrı mesele güzel. Fasıl yapalım, yensin, içilsin. Ayrı mesele, içilsin derken, ayran, limonata falan. Ama öyle şeyler bana pek o kadar estetik gelmiyor. Şık güzel giyinmek çok hoş. Ama öyle sünnet çocuğu gibi giyinmek, bana bir kadında biraz acayip geliyor. Ama kimsenin de zevkine karışmam tabii. Benim şahsi kanaatim olarak söylüyorum. Özellikle yüksek bir yere oturtup ikisini de etrafa gülücükler dağıtması, bana, şahsıma biraz garip geliyor. Tekrar söylüyorum ama kimsenin zevkine karışmam tabii bir şey diyemem. İnsanın hayatı bu kadar dar olmaması lazım. Evlensin, üretsin, yesin, içsin, ölsün. Böyle olmaz. Biz dünyaya böyle yiyip, içip, üreyip, ölmeye gelmiyoruz. Burada yüksek ahlakı, sevgiyi, dostluğu, aşkı öğrenmeye geliyoruz, tutkuyu öğrenmeye geliyoruz. Mesela evlilikler komandit şirket gibi oluyor bazı insanlarda. Adam önden anlaşma yapıyor. Boşanırsa ne kadar para alacak. O ne kadar para alacak. Kim malları nasıl bölüşecek? Şimdi bu iş mi? İnsan sevdiğine böyle düşünür mü? Karısı varsa, sevdiği, bütün malı mülkü onundur zaten, ne istiyorsa alsın. Zaten Allah’ın emaneti, o çocuktan bir şey kaçırmak bir nimet mi? Allah vermesin, zaten boşandığında büyük bir felakettir. İnsan kedisini bile sokağa atamıyor. Otuz sene, yirmi sene, on sene veyahut altı ay da olsa, helali olan bir kadını kapıya bırakabilir mi? Nereye gidersen git denilir mi? Allah vermesin öyle bir şey varsa bile tabii ki onun bütün hayatını garanti altına alınması lazım. Boşanırsın, tamam cinsellikle ilgin alakan kalmaz. O yine kardeşindir, koruyup kollarsın. Başının belaya girmemesi için özen gösterirsin. İş bulmasını sağlarsın, rahat yemesini, içmesini sağlarsın. Yazık günah değil mi? Başkasının çocuğunu böyle sokakta bırakmak, ne yapıyorsan yap demek, uçurumdan atar gibi bir şey. Benim şahsıma, benim kendi görüşüm bu. Çok acı bir olay. Dolayısıyla insanın tek hedefi evlilik olmaması lazım. Mesela, ben bazı kapalı genç kızlar görüyorum. Tek amacı evlilik oluyor. İnsanın tek amacı; Allah’ın rızasıdır, İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir, insanların mutluluğudur, sevmek, sevilmek, bütün insanları huzurlu ve güzel görmektir.
ALTUĞ BERKER: “Deccali teşhis eden; Mehdiyet’tir” demiştiniz. Hz. Mehdi (a.s) vasfı ile insanlar, deccali teşhis eder, deccali bulur, silahları bulur ve karşı sistemi de bulur. Mücadele edecekleri manevi silahları gösterir, zaafları, nasıl yenileceğini gösterir ve deccali cayır cayır yener. Hz. Mehdi (a.s), deccalin vasfını, kişiliği her yönüyle tanıtacak, hadislerden bunu anlıyoruz” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İki güç hep var. Mesela insan bakıyor. Hep iyi insanlar vardır, bir de kötü insanlar vardır değil mi? Kötü rejimler vardır, iyi rejimler vardır. Hep bir iyi-kötünün mücadelesi var. Yani, iyiler birbirini sevsin, iyilerin birbirlerini yalnız bırakmaları çok tehlikelidir, iyilerin birbirlerini yalnız bırakması büyük bir hıyanettir. İyiler birbirini mutlaka koruyup kollamalı, müthiş destek olması lazım. Mesela akıllı insanı bırakmamak lazım, iyi insanı yalnız bırakmamak lazım. Mesela bak Yiğit Bulut, çok kaliteli bir insan. Yani, memleket böyle insanları nadir yetiştirir. Bu insana çok iyi sahip çıkılması lazım yani, laalettayin bir insan değil, değil mi? Çok değerli bir insan. Böyle mesela, güzel yetenekli, büyük ülküleri olan, büyük idealleri olan, dürüst dava adamı insanları, kendi gücü yetmiyor olabilir bir insanın ama eğer varsa, Allah böyle birini yarattıysa, onu desteklersen, sen de dava adamı olmuş olursun. Yani, o çok önemli bir şeydir iyi bir insanı desteklemek, kaliteli bir insanı desteklemek. Çünkü her insan lider ruhlu olmaz, her insanda o güç olmaz ama var olan bir insanı da iyi desteklemek önemlidir.
Coşar Hocam senin Osmanlı kahve çok şahane, Yani, şöyle bir sallayıp ters çevireyim diye aklıma geliyor, gerçi fal bakacağımdan değil de çocukluğumda sık sık görürdüm, oradan aklıma geldi. Anneannem acayip anlatırdı ya; böyle yok üç kişi geliyor, yok develer var bilmem ne falan. Her şekil çıkar kardeşim, yani ters çevirdiğinde, dağ ova da görünür, adam da görünür her şey görünür yani, insanın ufku geniş. “Bak bak bak görüyor musun” diyor “hakikaten” diyor. Bir de şahitte gösteriyorlar milleti birbirine. Çocukluğumda giderdim ben misafirliğe falan, böyle çok iyi fal bakar derlerdi, bir de “Allah seni inandırsın” diye Allah’ı şahit gösteriyor haşa “bak görüyor musun” diyor “üç kişi yolda” diyor, mutlaka bir eve insana misafir gelir, ne alakası var? “Bak demişti, bak geldi” diyor. Bir insana ömür boyu misafir gelmemesi mümkün mü? İllaki gelir, “bak dediği çıktı” diyor, “para gelecek” diyor “bak burada toplu para var” diyor, “adam sırtına almış götürüyor” diyor. İllaki insana para gelir bir yerden, ya maaş alır, ya bir şey olur para gelir yani. Bol bol atıyorlar, millet de tutuyor bir kısmı. Bu büyü gibi bu işlere de inanmasınlar. Geçenlerde bir delikanlı, ayrılmış da kız buna cin musallat etmiş. Koskoca herif ona inanmış, ondan sonra, okumuşlar üflemişler de cin ondan kaçmış. Böyle bir şey yok. Sinirleri zayıf oluyor bunların, uykusuz, yemiyor içmiyorlar, çiziyorlar kafayı, inanıyorlar ondan sonra. “Sana, cin musallat oldu diyor” ikna oluyor. Cinin-minin musallat olduğu yok, öyle bir şey olmaz. Cinler gariban varlıklar, onlar kendi hallerinde, evlerde yaşar onlar. Onlar da insanlardan çekiniyorlar, öyle bir olay olmaz. Çok cins yamuk birisi olursa bazen musallat olurlar hakikaten ama milletin yönlendirmesiyle değil, Allah onları vesile eder, Allah musallat eder.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum inşaAllah, “Doğadaki Mühendislik” İnsanların kullandığı her teknolojik alet bir mühendis tarafından tasarlanıyor, doğaya baktığımızda ise insanların tasarımlarından çok daha üstün yapılar görüyoruz. Hocam bu kitabınızda, doğadaki mühendislik harikaları olan, iman hakikatleri anlatılıyor. Kusursuz işleyen kanatlar, kimya laboratuarları gibi işlev gören hücreler, karanlıkta görmeyi sağlayan kızıl ötesi gözler, darbelere ve zor şartlara dayanıklı deriler, kaygan zeminde yürümeyi olanaklı kılan vantuz ayaklar, kitapta anlatılan örneklerden birkaçı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Diyarbakır’dan Yusuf; “Seyyidler bahçesinin en güzellerinden olan, arslanlar arslanı Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sizleri çok seviyoruz” diyor ve “tahkiki iman için dua ediyoruz.” “Esselamu Aleykum Hocam“ diyor. Özetle “Ahmediye cemaati hakkında ne diyorsunuz” diyor. Ahmediye cemaati, o adamı Hz. Mehdi (a.s) biliyorlar, geçmiş zamanında çıkmış, hem Hz. İsa (a.s), hem Hz. Mehdi (a.s) olduğunu. Bu adamlar sapkın bir cemaat olmasına rağmen, yine de faydalı adamlar yani dinsizden daha iyidirler. Onun için ben Müslümanlarla uğraşmayı hiç düşünmüyorum. Anormalliklerini kısaca anlatıp, kendi hallerine bırakmak lazım. Çünkü mesela, 3 milyon falan taraftarı var, bıraksan bunları dinsiz imansız olurlar, anarşist terörist olacaklar, dindar olsunlar. Anormal yönlerini anlatırız ama bunlar bir tehlike değildir. Tehlike; Darwinizm, materyalizmdir. Bunların ikna edilmesi, düzeltilmesi çok kolaydır.
Toray; “Cübbeli’nin ismini değiştirebilir miyiz?” diyor. Ben değiştirdim de pek kullanmıyoruz; astronot diyorduk, yeniden astronot diyelim, inşaAllah. Trabzon’dan Tayfun Çavuş, İstanbul’a gelmiş görüşmek istiyormuş, telefonunu vermiş. Tamam gel görüşelim. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah Pakistan’dan da kardeşlerimiz var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:E.Ö. bir gün önceki yazısında; “Konya İmam Hatip mezunu Mustafa Sağan, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hayatını anlattığı bir kitabını okumaya başladığını ve çok beğendiğini, Kuran meallerini de artık yavaş yavaş okumaya ve anlamaya başladığını” söylemiş. “Üslubu açık anlaşılır olan İslami kitapların, kendisi gibi dini iyi bilmeyen kişilere çok iyi birer kaynak olduğunu” belirterek, “İslamiyet’i iyi bilenlerin, kendisi gibi çok iyi bilmeyen insanların soracağı aptalca ve cahilce soruları küçümsememesi gerektiğini” söylemiş. “Bu cahilce gibi görünen soruların-cevapların oldukça faydalı olduğunu” hatırlatarak, “Kabe’nin tüm insanlar için yapıldığını ve gayrimüslimlerin neden giremediğini anlayamadığını” ifade etmiş.
ADAN OKTAR:Kabe’ye kim giremiyor diyor?
ALTUĞ BERKER:Gayrimüslimlerin neden giremediğini anlayamamış.
ADNAN OKTAR:Sorun mu o? Gayrimüslimlere İslam’ı, Kuran’ı anlatsınlar, Peygamber (s.a.v.)’i sevdirsinler, Muhammedi olsunlar. Peygamberimiz (s.a.v.), canımız Peygamberimiz (s.a.v.), bayağı dürüst bir insan, bayağı sevecen bir insan, dünyalar güzeli bir insan. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevmemek hangi vicdanın kaldıracağı bir şey? Yani ne yapmış da sevemiyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’i? Bana bir söylesinler. Sevilecek milyonlarca yönü var, binlerce yönü var, dünya tatlısı bir insan, çok mübarek bir insan. Kuran’a da baktığımızda, baştan sona kadar hepsi akla mantığa uygun, bir tane çelişen ifade yok, hepsi bilimle mutabık. O dünya tatlısı, bütün ömrünü İslam’a, Kuran’ı yaymak için verdi ve hayatında bir kere yalan söylemiş bir insan değil, bir kere dürüst olmayan tavır göstermiş bir insan değil. Peygamberlik öncesi de Muhammed-ül Emin deniliyordu, acayip dürüst bir insandır, müthiş dürüst bir insan. Yani, Hz. İbrahim (a.s)’a inanıyor, Hz. İshak (a.s)’a, Hz. Yakup (a.s)’a, Hz. İsmail (a.s)’a inanıyor, Muhammed (s.a.v.)’e inanmıyor, bu ne mantık oluyor bu? Ben mesela, Musevilerin de Hz. İsa (a.s)’a inanmamalarına şaşıyorum. Nur gibi Peygamber, dünya tatlısı Hz. İsa (a.s), niçin inanılmasın? Zaten demiyor ki, ben Allah’ım da dememiş haşa Hz. İsa (a.s)’ın öyle bir sözü de yok. Allah’a, Kitap’a davet etmiştir insanları ve Peygamber olduğunu iddia etmiştir. Hiçbir zaman Allah olduğunu söylememiştir. Ben onu kitapta açık açık anlattım, çok detaylı delillerle, İncil’den deliller vererek anlattım. Dolayısıyla, Hz. İsa (a.s)’ı sevmemek, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i sevmemek; yani vicdanda çok büyük tahribat var demektir. Olacak şey değil. Tabii ki Muhammedi olarak Kabe’ye girmesi gerekir, tabii ki Hz. İsa (a.s)’ı severek Kabe’ye girmesi lazım, tabii ki Hz. İbrahim (a.s)’ı severek Kabe’ye girmesi lazım. Anlaşıldı mı?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. E.Ö. aynı zamanda şöyle demiş; “22 yaşında üniversite öğrencisiyken, Marx’ın Kapital’ini okumaya başladığını, ancak hiç bir şey anlamadığı halde, zamanın ruhuna uyum sağlayarak sosyalist olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Dürüst davranmış burada.
ALTUĞ BERKER:“İlk oyunu; Türkiye İşçi Partisine verdiğini, ilk yazılarını ise Türkiye İşçi Partisi’nin çıkardığı ‘Yürüyüş’ adlı dergide yayınlandığını, ardından da oyunu CHP’ye vermeye başladığını” belirtmiş. “12 Eylül döneminde de solcuların çıkardığı ‘Arayış’ adlı derginin Aydın Doğan’ın desteğiyle kurulduğunu ve derginin 52. sayısına kadar imzasız başyazılarını kendisinin yazdığını” açıklamış.
ADNAN OKTAR:Yani, sabah oldu gazoz içti der gibi bir şey olmuş o. Sen geç. Pek bir mantığı yok.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Kedi resimleri gösterebilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet, hepimizin de hoşuna gider.
VTR- Sevimli kediler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Benim pamuk nasıldı? Şeker değil mi? Gözeri çimen yeşili acayip şeker. Tam pamuk yığını maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Amerika’da ünlü bir şarkıcı ve film oyuncusu Cannon, Angelina Jolie ile beraber çevirdiği bir filmi tanıtırken; “her gün Kuran ve İncil okuyorum” demiş, “benim hayatımda İlahi öğretilerin önemli yeri vardır” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bak, gayet güzel. Aklı başında bir adamın yapacağı budur. Tevrat’ı da okusun, İncil’i de okusun, Kuran’ı da okusun ama yeter ki Kuran’la bağlantısı olsun. Yani, İncil’i okuyan Kuran okuyamaz diye bir şey yok, Kuran okuyan da İncil okuyamaz diye bir şey yok. Kuran okuyan zaten İncil’deki eksik yanlış yönleri de görür, doğru olan yönleri de görür, inşaAllah. Ayırt edemiyorsa, biz zaten kitap olarak hazırladık.
ALTUĞ BERKER:Özbekistan’da, Müslümanlara olan baskılar var, Hocam bildiğiniz gibi. Uzun zamandır onlarla ilgili haberler var. Devlet başkanı İslam Kerimov, ülkede demokratik bir düzen kurmak yerine kendi otoritesini güçlendirmeye çalışıyor. Muhalefet güçleri tamamen susturulmuş. Siyasi haklar, sivil toplum örgütleri ve medya bağımsızlığı ortadan kalkmış. Geçtiğimiz aylarda da Nur talebelerine karşı aynı şekilde davranmış, şirketlerini kapatmış, çok sayıda kişiyi gözaltına almış. Özbekistan’da son iki yılda, hapishanelerde en az 40 kişi işkenceden ölmüş. Gerçek sayı çok daha fazladır diyor İnsan Hakları örgütleri. Çünkü ölenlerin yakınları olayları ihbar etmeye çekiniyorlar, kendileri de aynı duruma düşmekten korkuyorlar. Özellikle dindarlar ömür boyu hapsediliyor. Özellikle Müslüman ve tesettürlü hanımlar, çok büyük zulüm görüyor ve hapishanelerde ağır işkencelere maruz kalıyorlar. Hapishanelerdeki hanım Müslümanların yazdığı mektuptan bazı alıntılar okumak istiyorum; “Müslüman olduğumuz ve dinimizi yaşadığımız için, yasadışı olarak tutuklandık. Çocuklarımız eğitimsiz, gıdasız kaldılar. Sebebi, çoğumuzun eşlerinin olmaması, çünkü hapsedildiler veya işkencelerden dolayı başka ülkelere kaçtılar. Özbek Ceza Kanununun 159. maddesiyle itham edildik. Namaz kılan, Kuran okuyan herkes bu maddeyle suçlanıyor bu ülkede. Hapishanedeyken sebepsiz yere hücre cezası veriyorlar ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakıyorlar bizi” şeklinde yazmışlar ve daha da detaylandırmışlar hapishanedeki yaşananları. Resim göstereceğim Hocam, 2002 yılında aşırı derecede işkence sonucu yanıkla ölmüş.
VTR- İşkenceden ölen bir kişinin resimleri.
ADNAN OKTAR:Acaba niye bu kadar korktu bu adam? Yani, niye böyle bir sert rejime gerek duyuyor acaba? Şimdi iki türlü ihtimal var; ya bu iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kontrolüne geçti bu adam yani, böyle bir ihtimal var, ikincisi, bir ihtimal yobaz korkusu bunu sarmış olabilir yani, yobazlıktan çekiniyor olabilir. Hani, asalım keselim, ayaklanalım kafası falan. Bir de komünistler de çok saldırgan oluyorlar böyle yani halim selim sakin bir yapıları yok. Yani, o ülkelerde genellikle eğitim biraz daha düşük oluyor. İnsanlar böyle saldırganlaşmaya, sokak hareketlerine çok yatkın oluyorlar. Yani, o kadar vicdansız değildir Allahualem, onunla bir görüşmek lazım. Bir de, Nur talebelerinden niye bu kadar tedirgin oldu? Nur talebeleri çok halim-selim insanlardır. Ne alaka? Aslında onlar bıraksa, ülke son derece bereketli olur, bayağı güzel olur. Çok da rahat olur. Allahualem tanımadığından oluyor. Bir şey yapacaklar yani kötülük yapacaklar, devleti yıkacaklar zannediyor. Halbuki oradaki Müslümanlar, devlete laikliğe ve demokrasiye çok ağırlık verseler, bu adam bu kadar korkmayabilir. Ama arkasında acayip bir şey de çıkabilir tabii. Eğer iddia edilen Ergenekon terör örgütü bunu ele geçirdiyse, bunun yapacağı bir şey olmaz pek. Çünkü zulüm örgütü. Fakat bu konuyu çok gündemde tutalım. Kaç Nur talebesi var hapiste?
ALTUĞ BERKER:Öğrenirim Hocam, şu an sayısını bilmiyorum.
ADNAN OKTAR:Bunu bilenler varsa bize yazsınlar yani, bu konu hakikaten doğruysa, buna çok yüklenelim. Bu şahısla da bir görüşme sağlamaya çalışalım. Büyükelçiliğe bir soralım, yani onlardan bir bilgi alalım, bunların aslı var mı? Nedir bu olaylar gibisinden. Eğer böyle bir şey varsa, korkularının nedenini öğrenelim, korkularının nedenini ortadan kaldıralım. Yani böyle kepazeliğe gerek yok. Mesela, Çin’de kepazelik çıkarıyordu, uyardık, yapmıyorlar. Çin Büyükelçiliğiyle görüştük, elçiyle de görüştük, yaptıkları zulmü çok geniş oranda kaldırdılar. O gözaltına almalar falan onların çoğu kalktı. Ama bu doğru da olabilir bilmiyorum, yani buna bir bakalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca vücut kasılır, vücut kendine isyan etmeye başlar. Ağız kasılır, gözler kasılır, mide kasılır. O zaman çözümü uyuşturucuda arıyor insanlar. Kasılmanın sebebini Allah Kuran’da açıklıyor; “Göğe yükselmiş gibi hissederler” diyor, ama Kuran’a inanılırsa bir gevşeme rahatlama olur” dediniz Hocam inşaAllah.
İki tane çocuk göstereceğim, ikizler. Bir tanesi hıçkırıyor sürekli.
VTR- Sevimli ikizler.
ALTUĞ BERKER:Teslis fikrinin putperest inançlardan geldiğine dair bilgi verebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Üçleme (teslis) fikri, putperestliğe ait bir inanç olarak ortaya çıkmıştır. Putperestler, putlar arasında daima üç putu diğerlerinden üstün sayarlardı. Bunlardan en büyüğünü baba, diğerini ana, diğerini de oğul olarak kabul ederlerdi. Hint putperestliğinde teslis kavramı var. Bu üçlü tanrı; Brahma, Vişnu ve Şiva olarak adlandırılmış. Kuran’da Arap putperestliğinde de üçleme fikrinin olduğuna işaret edilmektedir; Necm Suresi’nin 19. ayetinde şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Gördünüz mü haber verin; Lat ve Uzza’yı.” 20. ayet; “Ve üçüncü (put) olan Menat’ı (n herhangi bir güçleri var mı)?” Hıristiyanlıktan önce Suriye ve çevre bölgelerinde de üçlü tanrı inancının yaygın olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Mısır putperestliğinde; Osiris baba, İsis anne ve Horus oğul, üçlü tanrısı vardı. Roma ve Yunan putperestliğinde de üçleme fikri ve inancı vardı; Zeus, Jüpiter ve Apollo, eski Yunan üçlü tanrılarıdır. Zaten Hıristiyanlığında üçleme fikrini ve putperestliğinin Roma ve Yunan putperestliğinden geldiği bilinmektedir. Pers putperestliği de, Mitraizm de üçlemeyi savunan bir inançtır. Milattan önceki yüzyıllarda da Anadolu ve Avrupa’da yaygındır Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın, doğruyu görmeyi nasip etsin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Hz. Mehdi (a.s)’a Allah’ın izniyle hiçbir şekilde aleyhinde bilgi bulunamayacağını Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’a kurulan tuzakların başarılı olamayacağını, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle bildirmiş; “Hz. Mehdi (a.s), insanlardan saklanırken, iz sürücüler onu arasalar bile, onun ayak izlerini görmezler” buyurmuşlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, oyun oynayacaklar, netice alamayacaklar.
Biraz Üstad’ımızın talebelerini dinleyelim, çoktan beri dinlemiyoruz.
VTR-Sungur Ağabey.
VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Has Talebesi Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s) Geldiğinde, Üstad’ın Değerinin Daha da Artacağını Anlatıyor.
VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Yakın Talebesi Abdullah Yeğin Ağabey, İslam’ın Hakimiyetini Anlatıyor.
VTR- Çantacı Necmi Ağabey: Hz. İsa (a.s) Gelecek” Diyor.
VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Yakın Talebelerinden Abdülkadir Badıllı, İttihad-ı İslam ve Hz. Mehdi (a.s)’ın Geleceğini Anlatıyor.
VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Has Talebelerinden Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s)’ın, Üç Vazifeyi Birden Yapacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocalarımızı böyle gece gündüz dinleterek, tam ikna ettik.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun, vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Bazı civcivler, sakinleştiler. Hakkı, hakikati gördüler, iyi oldu. Nedir o?
ALTUĞ BERKER: Balon balığı; hem resimlerini göstermek, hem de biraz bilgi vermek istiyorum. En irisi 90 santimetre büyüklüğündeki bu balon balıkları, bir tek tehlike karşısında havayı ya da suyu içlerine çekerek, balon gibi şişiyorlar. Bu balıklardan birçoğunun derisi dikenlerle kaplı olduğundan, şiştikleri zaman bir kirpiyi andırır gibi. Ayrıca, zehirli bazı türleri. Bu balık gözlerine çok fazla ışık gelince, adeta bir tür kimyasal güneş gözlüğü takıyor. Balon balığı fazla güneşle karşılaşınca, gözünün saydam tabakasının yani korneanın kenarlarında yer alan kromatofor adlı boya hücreleri yarı renkli bir boya yani pigment yapmaya başlıyor. Bu boya gözün üzerine yayılarak, filtre görevi yapar. Ve gelen ışığın şiddetini azaltır, böylece balığın daha net görmesini sağlar. Karanlık sularda ise, gözdeki bu boya kaybolur ve göz en çok ışık alabileceği yapıya tekrar döner, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunu yemeye kimse cesaret edemez benim gördüğüm. Tam yamulur; zehir bir yandan, diken bir yandan, bir de şişkoluk. Hayvanlar ayrı ayrı çok tatlılar. Onların tatlı, güzel yönlerini iyi ortaya çıkartıp, Allah’ın onlardaki tecellilerini güzel görmek lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati resimlerinden, sevimli canlılar örnekleri gösteriyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunların şu garibanlıkları, acayip tatlı oluyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir hortum oluşmuş, Manisa ilimizde, Akhisar ilçesinde, resimleri de var.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, nadir olan bir şey Türkiye’de.
ALTUĞ BERKER: Evet, 500 zeytin ağacını kökünden sökmüş.
ADNAN OKTAR: Bayağı olmuş o zaman, çok güçlü olmuş. Allah Allah.
ALTUĞ BERKER: Köye kadar ulaşmadığı için, köylüler olası bir faciadan kurtulmuşlar. Resimlerini de çekmişler.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, bayağı güçlü olmuş, demek ki. Türkiye’de çok nadir olan bir şey, garip. Bunu bir inceleyelim, Türkiye’deki hortumların oranına bir bakalım. Bu olaya bir bakalım, yani son zamanlardaki yoğunluğa bir bakalım.
Bir dakikamız varmış.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, nasıl uygun görürseniz Hocam. Gelecek programlarınızı tanıtayım ben, inşaAllah. Saat 17:00’da Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programımız ve akşam saat 22:00’da da yine aynı mahiyette, canlı programlarımız olacak. Görüşmek üzere, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker, bir dakikamız var, kullanalım o dakikayı. Casiye Suresi, 30. ayet.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları Kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah, bütün Müslümanları kurtuluşa erdirsin, bütün milletimizi, inşaAllah.
Kitaplar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...