SUNUCU:Hayırlı günler, A9 ve HarunYahya.TV’den devam ediyoruz programımıza, inşaAllah. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Şeyhim, senin ilk hatırlatacağın ne var orada?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Mehdiyet’le ilgili bir yazı vardı, Abdurrahman Dilipak’ın köşe yazısı.
ADNAN OKTAR:Oku.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor yazısında, iki gün önce yazmış Mehdiyet’le ilgili olarak; Ben Mehdi’yim diyen herhangi birisine inanmayacağımızı, DNA testi ve başka yöntemlerle Hz. Mehdi (a.s.)’ın anlaşılamayacağını, herkesin farklı bir Mehdi beklentisi olduğunu” söylemiş. “Şii ve Sünnilerin bekledikleri Mehdi’nin, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar’ın bekledikleri Mesihlerin de farklılıklar olduğunu, ayrıca deccal konusunda da ciddi tartışmalar olduğunu yazmış. Nasıl geleceğinin de muğlak olduğunu söylemiş. Ayrıca Amerika ve İngiltere bize Mehdi diye birisini göndermeye kalkarsa ne olacak deyip, gerçekliğine karar verilemeyeceğini söylemiş. Ayrıca içimizden bazı cemaatlerin bu konuyu fitne, fesat, kavga çıkartmak için kullandığını söyleyerek, kıyamet fitnesi konusunda herkesi uyarmış. Cifir hesaplarına da itimat etmediğini belirtmiş. Yarın birisi gelse, doğru, güzel, hikmet dolu sözler söylerse onu kabul edecek ve ona uyacağını, ama abuk sabuk konuşursa da onu kabul etmeyeceğini yazmış. İran’da da Ahmedinecad ve arkadaşlarının Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun yakın olduğunu düşünmeleri vesilesiyle yeni bir dini oluşumun peşinde olduklarını, bu nedenle çıkan olaylar sokağa taşarsa dikkatli olunması gerektiğini, Sünnileri de bu tartışmanın içine çekmeye çalışacaklarını yazmış.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Aklı başında biri çıkarsa mı diyor?
ALTUĞ BERKER:Evet, “yarın biri gelse doğru, güzel, hikmet dolu şeyler söylerse onu kabul edeceğini ve ona uyacağını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Yani gerçek Mehdi’ye uyacağını mı söylüyor?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Tamam o zaman mesele yok. Bizim de söylediğimiz o, inşaAllah. Onun dışında Amerikan, İngiliz Mehdisi falan diye bir şey olmaz. Resulullah (s.a.v.)’in bildirdiği, Allah’ın bildirdiği Mehdi vardır. Amerikan Mehdisi, İngiliz Mehdisi, şu Mehdisi bu Mehdisi olmaz. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği; Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, Ehli Beyt’inden, Hz. Fatıma (r.a.) evlatlarından Hz. Muhammed Mehdi (a.s.) vardır. Eşkali bildirilmiş, ne zaman geleceği bildirilmiş, özellikleri bildirilmiş, ne yapacağı bildirilmiş, nerede çıkacağı bildirilmiş. O, tabii ki mükemmel bir insan olacaktır. Ama sahte Mehdi’ler her zaman olmuştur, olur da, onu tedirginlik unsuru olarak ele almanın bir alemi yok. Onun bir önemi olmaz. Sahte Mehdi’ler daima yenilirler, gerçek Hz. Mehdi (a.s.) galip olur, kaderi öyledir. Galip olan Mehdi gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’dır, sahte Mehdi’ler mutlaka yenilirler. Oturup onun için tedirgin olmaya, onun için uzun uzun ağıt yakmaya, ızdırap çekmeye gerek yok. İşte, ya Rusya’dan çıkarsa, ya şuradan çıkarsa, Allah’ın dediği yerden çıkacak ve Allah’ın dediği şekilde olacak, inşaAllah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dünyada evrim programlarına ve araştırmalarına harcanan paradan bahsedebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Dünyada milyonlarca dolar şu anda evrim eğitim programlarına ayrılmakta ve tamamen boşa gitmektedir. 1957, 1968 yılları arasında sadece Amerika’da evrim araştırmalarına ayrılan fon; 185,5 milyar dolar. 1999, 2000 yılları arasında, yalnızca tek bir yıl içinde Amerika’da evrim araştırmalarına ayrılan fon; 77 milyar dolar. Bu harcama bütün dünyada gerçekleşmektedir ve yüz milyarlarca doları bulmaktadır. Evrime ayrılan bu miktar, dünyada kanser araştırmaları Alzheimer, Parkinson, MS hastalığı gibi, henüz çaresi bulunamayan hastalıkların araştırmalarına ayrılabilir. Bu para, hücre bilimi, mikro biyoloji, genetik, kök hücre araştırmaları gibi çeşitli bilimsel araştırmalara ayrılabilir. Dünya Sağlık Örgütüne aktarılabilir. Boşa giden bu milyarlarca dolar Afrika’da, Afganistan’da ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yardıma muhtaç kalmış ve sağlık hizmeti görmesi gereken çeşitli bölgelere aktarılabilir. Şu anda Darwinist eğitim bütün dünyada açıkça ve zorunlu olarak uygulanmaktadır. Bilim Akademisi adı altında faaliyet yapan ve evrim propagandası yapmak üzere yaygınlaştırılan Akademi, tam 101 ülkede faaliyet halindedir. Bu ülkeler arasında, Afganistan, Zimbabwe, Arnavutluk, Bosna, Mısır, Endonezya, İsrail, İran, Ürdün, Kosova, Nijerya, Pakistan ve Filistin gibi ülkeler de bulunuyor. Şu an dünyanın bütün ülkelerinde okullarda, üniversitelerde ve askeriye okullarının tümünde Darwinist eğitim verilmektedir. Dünyada sağlık sektörüne, bilimsel araştırmalara, dünyadaki aç kalmış ve yardıma muhtaç insanlara harcanması gereken para, dünyanın en büyük bilim sahtekarlığı olan evrim teorisine harcanmaktadır.
ADNAN OKTAR:İşte bak, bazı tipler diyor ki; “biz deccalin çıktığını fark edemiyoruz” diyor. Bütün dünyayı kaplamış deccaliyet haberleri yok. Daha hala deccal arıyor. Dünyanın % 99’ unu dinsiz yapan bir sistemin adı nedir? Deccaliyettir. Filmlerimiz var mı hazır? Hocamızın filmini seyredelim.
VTR: Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Hayatı ve Şanlı Mücadelesi.
ADNAN OKTAR:Evet, şeyhim şu soruyu oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanan Juwish Times Gazetesi’nin Kudüs temsilcisi Samuel Sogol soruyor; “Oktar Bey’in son seçimlerle ve bunların İsrail ile ilişkiler üzerindeki potansiyel etkisi hakkında bir yorumu var mı? Teşekkür ederim.”
ADNAN OKTAR:Türkiye sıcakkanlı, sevecendir Türkiye yani, hükümette öyle ılımlıdır, böyle radikal, yırtıcı, fanatik bir yönü yok. Son derece sevecen, akılcı yaklaşan, herkese karşı şefkat duyan bir bakış açısı içerisindeler. Merhameti ve muhabbeti esas alıyorlar, dolayısıyla İsrail’in aleyhine hiçbir şey olmaz Türkiye’de. Yani hiçbir bölge ülkesinin aleyhine bir şey olmaz, bir tek İsrail değil. Türkiye kavgacı bir ülke değil, hükümette kavgacı hükümet değil. İnsancıl Türkiye, hükümette insancıl, dolayısıyla hiçbir sorun çıkmaz. Sorun çıkarsa bana gelsinler. Çıkmaz diyorsam çıkmaz, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’a meleklerin yardımcı olacağını ve kendisinin habersiz olacağına dair Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle bildiriyor; “Hz. Mehdi (a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in adımlarını izleyecek, kendisine görünmeden ona yardımcı olan bir Melek olacak, bitkini canlandıracak ve zayıfa yardımcı olacak” buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Türkiye’deki gelişmeler, her şey bir bahar alameti. Eskiden insanlar hep; ben lise yıllarını hatırlarım, hep korku içinde yaşardı insanlar, hep tedirgindi. Anarşi korkusu, terör korkusu, faili meçhul korkusu, evinden alınıp götürülüp öldürülme korkusu, oyuna getirilme korkusu. Bunlar tamamen kaybolmadıysa bile, yani eğer yüzse o bölüm bire düştü, yüzden bire düştü, o kadar azaldı. Bu bahar alameti, Mehdiyet baharı. Bak, bütün televizyon kanallarına baktım, hepsi bu yüzde 50’nin hikmetini öğrenmeye çalışıyorlar, onu çözmeye çalışıyorlar, bir türlü de çıkaramıyorlar. Hikmeti, sebebi; entel sohbetlerde aramasınlar, hadis kitaplarında arasınlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in, belirttiği zamana geldiğimizden oluyor, Mehdiyet’in bereketiyledir. “Anlamıyoruz” diyorlar, biraz daha beklerlerse tam anlayacaklar, bana güvensinler, tam anlayacaklar. Bak entel şaşkınlığı içerisinde, birbirlerine soruyorlar. O, ona soruyor; o, ona soruyor. Bütün kanallarda bu, “niye yüzde 50?” diye. AK Parti’nin kara kaşına, kara gözüne yüzde 50 olmuyor o. Millet dini istiyor, İslam’ı istiyor, Kuran’ı istiyor; olay bu. Adalet istiyor, sevgi, şefkat, merhamet istiyor. Kavga istemiyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, tavır alıyor millet. Tavrını gösterdi millet, millet nefret ediyor şiddetten. Gizli derin devletlerden insanlar bizar, yani komünist, gizli devletten insanlar bizar. İstemiyoruz, olay bu. Yoksa AK Parti’nin bakanlarıyla yahut heyetinin olağanüstü yeteneğinden kaynaklanan bir şey yok. Bizim millet açta gezer, ama huzur ister, önce huzur. Sevgi, huzur, güven, bunu istiyoruz. Bir parça bunu AK Parti sağladığı için ona gittiler. CHP yapsaydı bunu, ezer geçerdi CHP. Sözümü dinlemedi CHP. Bak “İttihad-ı İslam’ı savunun” dedim, “Darwinzm’e tavır alın, yüzde 70’le iktidara gelirsiniz” dedim, sözümü dinlemediler. Sözümü dinlemezlerse, yine iktidar olamazlar. Bunu yapsınlar, dediğimi yapsınlar eğer iktidar olmazlarsa, benim yanıma gelsinler. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır alacaklar, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni savunacaklar, milletin mukaddesatına sahip çıkacaklar, gerisine karışmasınlar. Eğer yüzde 70’le iktidara gelmezlerse, bana ne diyorlarsa desinler. Bu bir parti işi değil, bu fikri kim savunuyorsa o iktidar olur, konu bu. Onlar savunduğu için, onlar iktidar oldular, başka bir şey yok. Bir de ne dediysem çıktı, “yüzde 50 civarında olacak” dedim, doğru çıktı. “HAS Parti, 0,76 gidecek” dedim, aynı dediğim gibi çıktı. “Namık Kemal Zeybek, atla geldi” dediler, ben dedim ki “atla gidecek” dedim, o da dediğim gibi doğru çıktı. Çünkü Namık Kemal Zeybek biraz çocuksu düşünüyor, yüzeysel düşünüyor. Gerçek velileri, gerçek aydınları, güzel insanları esas alması gerekiyordu, onları hedeflemesi gerekiyordu, gitti güce teslim oldu. Güce teslim olursan, güçlüde haklılığı ararsan böyle olursun. HAS Parti de böyle yaptı, gitti güçte aramaya kalktı, bak güç sahipleri şu an gözleri dolmuş şekilde seyrediyorlar onu. Hiçbir şey yapamadılar, gariban hale düştüler. Plana göre HAS’cıları destekliyordu Aydın baba, ama sıfır oldular. Ben dedim bak, “Aydın Doğan’a güvenirsen, sıfırlanırsın” dedim. Ona dönersen sıfırlanırsın. Millete dönmesi lazım, millet ne diyor ona bakması lazım. Güçlüde hakkı ararsa, böyle olur. Haklıda güç arayacak, haklıda. Velilerden yana olacak, iyilerden yana olacak, güzellerden yana olacak; öyle olursa kazanır. İnşaAllah. Evet şeyhim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kurduğu ilk İslam devletiyle ilgili, kısa bir bilgi veriyorum inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), 13 senelik Mekke devrini tamamen iman esaslarını anlatmakla geçirdi ve bu dönemde Müslümanların sayısı çok arttı. Ancak hicretin ardından Medine’de Museviler, Hıristiyanlar ve müşrik Araplar da vardı. Müslümanlarla, Müslüman olmayanların ilişkilerinin düzenlenmesi gerekiyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bütün Medine ahalisinin temsilcilerini; Enes bin Malik Hazretleri’nin evinde bir araya topladı. Prensipler belirlendi ve yürürlüğe kondu. Maddeler yazıldı ve taraflarca imzalandı. Bu maddeler Resulullah (s.a.v.)’in başkanlığında, teşekkül eden ilk İslam Devleti’nin anayasasıydı. Hatta bu vesika; sadece ilk İslam Devlet’inin anayasası olmakla kalmamakta, aynı zamanda bütün dünyada yazılı ilk anayasalardan birisiydi. 52 maddeden ibaret olan, İslam Şehir Devleti’nin ilk yazılı anayasasında; Yahudiler, Müslümanlar gibi yeni devletin vatandaşları sayılıyorlardı. Suçlular, her dinin kendi hükümlerine göre cezalandırılıyordu. İhtiyaç olduğunda herkes, devleti savunmaya çağrılacaktı. Ehl-i Kitap’ın hakları korunuyordu, anayasada Yahudi ve Hıristiyanların tamamen bir din ve inanç hürriyeti tanınmıştı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, fakat bunları böyle akıcı değil de; böyle cümleyi bitirip, orada biraz vurgu yapıp, o cümleye dikkat çekerek devam etsen daha anlaşılır olur.
ALTUĞ BERKER: Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani genellikle onun az bir kısmı hafızada kalır, öyle vurguyla anlatırsan daha güzel olur. Saadet Parti’sinin %1 olmasına kardeşlerimiz müteessir olmuşlar. AK Parti oyları, Saadet oyları, MHP oyları; bunların hepsi birbirinin aynı oylardır. Bizim milletimizin %95’i bu görüştedir. Erbakan Hocamız diyor ya; “Milli görüştür”. AK Parti’nin aldığı oy da, milli görüşün oyudur. Milli görüş demek; sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, yardımseverlik, insancıllık, hakkaniyet, affedicilik, Kuran ahlakı, İttihad-ı İslam, zalimlere, gaddarlara karşı olmak, ekabirlere, büyüklenenlere karşı olmak, mütevazi mazlumları korumak, budur. Bu seferlik böyle, bir dahaki sefere başka türlü olur. Bu sefer acildi bu, böyle olması gerekiyordu, kader böyle işledi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamız, “Her iki kişiden biri, milli görüşçüdür ya da olmayı bekliyordur” demiş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yok canım milletimizin %99’u, milli görüşçüdür. Erbakan Hocamız, bir safha olarak söylüyor onu.
ALTUĞ BERKER: Evet, o %50 oy olunca şaşırmış bazı yazarlar ondan.
ADNAN OKTAR: Olmayacak bir şey yok. Bizim milletimiz güzeldir, güzel huylu insanlardır.
Başka ne var filmimiz? Hüseyin Hilmi Işık; çok değerli, mübarek, muhterem bir şeyh efendidir. İşte Türkiye Gazetesi’nde TGRT’nin mensuplarının şeyhi, hocasıdır. Ehl-i Sünnet’e çok titiz, kimya yüksek mühendisi, emekli albaydır. Çok zeki bir insan, muhteşem bir insan. Bütün okulları birincilikle bitirmiştir, yani deha, deha diyebileceğimiz bir insan. Tamam dinleyelim.
VTR - HÜSEYİN HİLMİ IŞIK
ADNAN OKTAR: Evet, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, çok aklı başında bir insandır. Risale-i Nur mantığının devamıdır. Süleymanlı kardeşlerimizde de olsun, Hüseyin Hilmi Işık’ın, o Şeyhimiz’in talebelerinde de olsun, Risale-i Nur talebelerinin akılcılığı, o keskin perspektif vardır, Osmanlı’dan kalan bir makullük ve tutarlılık anlayışıdır bu. Mesela bu bazı yerlerde uçuktur insanlar. Gider, ama nereye gideceğini bilmez. Delice gider ve devrilir düşer. Bu hareketlerde makullük, devleti muhafaza, anarşiye karşı olmak, fanatiklikten kaçınmak gibi akılcı, güzel tavırlar vardır. Temiz ve salih yollardır, inşaAllah, evet.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtabilir miyim Hocam, inşaAllah? “Düşünen İnsanlar İçin”; bu kitabınızda Allah’ın Kuran’da dikkat çektiği ve üzerinde düşünülmesini istediği bazı konuları gündeme getirmek için bahsettiğiniz konular var, Hocam.Birbirinden farklı iman hakikatlerini anlatarak, insanların Allah’a yakınlaşmasına vesile oluyor, maşaAllah. Akıl sahiplerinin sorumluluğu, Allah’ın ayetlerini görmek ve gördükleri bu mükemmelliklerden yola çıkarak, Allah’ın sonsuz bilgi, güç ve sanatını kavramaya çalışmaktır. Çünkü Allah’ın ilmi sonsuz, yaratılışı kusursuzdur. Ve düşünen insanlar için çevrelerinde ki her şey, bu yaratılışın birer delilidir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Evet şeyhim, seni dinliyoruz. Bir film daha mı var, demiştiniz siz? Şeyh Nazım Hocamız, o dünya tatlısıdır Hocamız. Onu da seyredelim.
VTR - ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ
ADNAN OKTAR: İyi, çok güzel olmuş, maşaAllah çok güzel anlatıyor.
Biraz ara verelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam, buyrun inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyhim sen ne anlatacaktın?
ALTUĞ BERKER:Hocam AK Parti’nin zaferi Arap dünyasında da büyük bir sevinç ile karşılandı. Arap basını, Erdoğan’ın başarısını Arap dünyasının zaferi olarak yorumladı. Lübnan’da çıkan As Safir Gazetesi’nin ana sayfasında; “Bu Beyrut ve Şam’ın zaferidir.” başlığı kullanıldı. İnternete Osmanlı’nın geri döndüğüne dair yorumlar yazıldı. Yorumlardan bazıları da şöyle Hocam; “Ey Erdoğan, Allah’tan sonra sana güveniyoruz.” “Erdoğan’a binlerce tebrikler.” “Allah’ım sen bizi Türkiye’ye verdiğin nimetlerle nimetlendir.” “Erdoğan’a bakın, ibret alın Arap liderleri.” “Allah seni korusun Erdoğan.” “Türkiye’nin siyaseti örnek alınmalı.” “Erdoğan, İslam aleminin yeni fatihi”, “23 milyon Suriye halkı Erdoğan’ı tebrik ediyor.” “Yaşasın İslam aleminin lideri Erdoğan”, “Allah Türk halkını muntazır eylesin.” şeklinde yorumlar yapılmış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, demek ki Türkiye’den ümitleri çok. Türk-İslam Birliği deyince demek ki doğru söylemişiz. Demek ki bir gerçeği ifade etmişiz. Türkiye de bütün İslam Alemi’nin ümidi, bu bir gerçek. Şu yazıyı bir oku bakalım, istirham ederim.
ALTUĞ BERKER: “Cisr Eş Şugur kasabasındaki kadınların feryadı” olarak bir başlık var. Cisr Eş Şugur kasabasında evleri yerle bir edilen ve kasabanın okuluna sığınmak zorunda kalan kadınlar feryat etti. Bebeklerinin sütlerinin bile zehirlendiğini dile getiren mazlum Suriyeli kadınlar, “Müslümanlar nerede?” diye sordu. Suriye ordusunun saldırısından sonra aileleri paramparça olan ve sularından sütlerine her şeyleri Suriyeli askerler tarafından zehirlenen Cisr Eş Şugur’un kadınları ve ufak çocukları sığındıkları okuldan dünyaya seslendi. Kadınlar ve çocuklar kamera karşısında akrabalarının nerede olduklarından dahi haberlerinin olmadıklarını, kasabanın bütün evlerinin yıkıldığını, kasabadan çıkmak istedikleri halde çıkmalarının engellendiğini dile getirdi. Ardından Beşar Esad’a beddualar eden kadınlar, Müslüman halka seslenerek “Neredesiniz Müslümanlar, neredesiniz?” diye sordu.
ADNAN OKTAR:Yani bir Mehdiyet özlemi, deccaliyetin muhasarasına karşı Mehdiyeti Allah’tan isteme, Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu Allah’tan isteme üslubu. Çünkü Müslümanlar başsız, kontrolsüz, amaçsız bir yere gidemezler, bir şey yapamazlar. Mesela mahallede duran on kişi bir araya gelip, işte “bu kadınları bırakın” dese, adamlar sille tokat onları kovalarlar. O olmaz. “Müslümanlar neredesiniz?” diyeceklerine, “Mehdi (a.s.)’in zuhurunu Ya Rabbi çabuklaştır.” demeleri daha doğrudur. Çünkü Müslüman; şimdi İstanbul’dan beş kişi oraya gidecek, sekiz kişi oradan gelecek, karma karışık, her biri ayrı kafada, her biri ayrı mezhepte, her biri ayrı cemaatte, her biri ayrı bir tarikatta… Neyi hedefliyor ve neyi kurtarmak istiyor, bunun başı kim, hedefi nedir belli olmaz. Dolayısıyla böyle başsız bir hareket mağlup olur. Mehdi (a.s.)’siz bir İttihad-i İslam da olmaz, Mehdi (a.s.)’sız bir kurtuluş da olmaz. Onun için “Müslümanlar neredesiniz?” değil “Ya Rabbi Mehdi (a.s.)’ı bir an önce zuhur ettir”, duanın bu şekilde olması lazım, inşaAllah. Aksinde sürekli bu felaketler devam eder, sürekli böyle bağırıp çağırırlar. Farz edelim, bakın yine söylüyorum, yüz tane Irak’tan Müslüman gelse oraya ne yapacak, ne olur? İki yüz kişi, bin kişi gelse ne olur? Hiçbir netice alınamaz. Kavga mı yapsınlar, ne yapsınlar? Ama Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde kavgaya gerek kalmaz. Mehdi (a.s.)’in varlığı zaten olayı bitirir, konu kökten kapanır. Ne böyle olaylar olur, ne böyle hadiseler olur.
ALTUĞ BERKER: Ayet okuyorum Hocam. Nisa Suresi, 75. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”
ADNAN OKTAR:İşte bu Mehdiyet özlemidir. Müslümanlar’ın birlik olması gerektiğini Cenab-ı Allah bizlere anlatıyor. Müslümanlar’ın özlemi bu şekilde olacak, bu ayete göre olacak, inşaAllah. “Selamun Aleyküm bir tanecik canım Hocam, nurlu Hocam. Güzel Hocam, canımsınız canım, inşaAllah.” diyor, maşaAllah. “Sizi çok seviyorum” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış. Şeyhim, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Hocam, evrimci Dawkins’in 1996 yılında proteinlerin ne dünyada ne de uzayda tesadüfen oluşamayacağına dair bir itirafı var. Şöyle diyor: “İncelediğimiz türden ‘şanslı’ bir olay” proteinin tesadüfen oluşumu, “o kadar korkunç derecede ihtimal dışı olacaktır ki, evrenin herhangi bir yerinde gerçekleşebilme ihtimali, her yıl milyar kere milyar kere milyarda bir kadar az olacaktır. Eğer bu yalnızca, evrenin herhangi bir yerindeki tek bir gezegende gerçekleştiyse, bu gezegenin bizim gezegenimiz olması gerekiyor, çünkü biz burada bu konuda konuşuyoruz” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bunlar çok harika şeyler, ama zaman zaman detaylandırarak anlatmamız lazım, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı Allah’ın vahyi olan bütün kutsal kitaplarda müjdelenmekte olduğunu söylemiştiniz Hocam daha evvel de.
ADNAN OKTAR:Hadiste bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onun için.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, hadisleri okuyorum. “Naim buyurdu ki: Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı peygamberlerin suhufunda (sahifelerde; Hz. Adem (a.s.), Hz. Şit (a.s.), Hz. İdris (a.s.) ve Hz. İbrahim (a.s.) Peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum:‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." Peygamberler’e dair olan kitaplarda Hz. Mehdi (a.s.)’ın işi zulüm ve kötülük değildir” şeklinde işaret edilmiştir. (El-Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49.)“İbni Münavi diyor ki; Hz. Danyal (a.s.) kitabında şöyle yazılıdır: ‘Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak ve Allah-u Teala daha önce fesada uğrayanları ve iman ehlini onunla kurtaracaktır. Sünnetler onunla ihya edilecek.”Bu hadis Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan el yazılı bir nüshasında mevcuttur, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Genel bir kurtuluş özlemini Cenab-ı Allah bizim kalbimize koymuş. Ahir zamanda bu daha da şiddetlendi, inşaAllah. Buna ait alametler, özellikler, özellikle bu aydan itibaren alenen görülmeye başlayacak. Her ay, her yıl bir harika, harikalar peş peşe gelecektir, inşaAllah. Sonunda da “demiştiniz” diyecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bir iman hakikati resmi, gösterebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet. Ah severim ben onu, ne şeker şey o öyle. Acayip şeker, maşaAllah. Çok şahane olmuş, kıyafetler. MaşaAllah. Bu şaşkolozluk, çok şeker yakışmış. Evet şeyhim, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Merve isimli bir kardeşimiz, “size, arkadaşımın kedisinin fotoğraflarını yolluyorum, sevgiler” diye, göndermiş.
ADNAN OKTAR: Ama ışığı bak, arkadan gelmiş. Önden gelse daha iyi anlaşılırdı. Çekimlerde ona çok dikkat etsinler, bak bu olmuş. Çok şeker, acayip güzel. Koca kafalı falan, gürbüz şeker bir şeymiş. Uslu uslu orada. Ama ışığa dikkat etsinler, burada da yine tersten gelmiş ışık; cepheden gelirse çok iyi olur. “Sevgili saygıdeğer kardeşim” diyor. Evet, bir Musevi kardeşimiz yine. “Museviler’in Türkiye’ye bakışı nasıl olmalı? Türkiye’nin, Museviler’e bakışı nedir?” onu soruyor. Osmanlı geleneğine baktım mı, bunu görürüz. Resullullah (s.a.v.)’in ahlakına baktığımızda bunu görürüz. Ehl-i Kitap’a karşı her zaman şefkat, merhamet, koruyuculuk vardır, inşaAllah. Her zaman saygılı ve sevecen davranılmıştır. Her zaman dinlerine hürmet edilmiştir, saygı gösterilmiştir. Yani o konuda, en ufak bir tedirginliğe gerek yoktur.
ALTUĞ BERKER: Bu konudaki internet sitenizi tanıtabilir miyim, Hocam? Oradan bilgi alabilirler kardeşlerimiz, KitapEhli.Com. Siz her zaman Museviler’e de Hıristiyanlar’a da yaklaşımın şefkatle olması gerektiğini söylüyorsunuz. Şöyle söylemiştiniz; “Museviler’in de Hıristiyanlar’ın da, hepsinin iyi olması, güzel olması için gayret edeceğiz. İnşaAllah, önümüzde ki yıllarda Hz. İsa (a.s.)’ın gelişiyle Muhammedilik’le şereflenecekler.” Bu sitede de Kitap Ehli’ne şefkatle yaklaşılması gerektiği ile ilgili Kuran ayetleri ve hadisler bulunuyor. Ayrıca Kitap Ehli hakkında sohbet programlarında anlattıklarınız ve çeşitli Musevi ve Hıristiyan misafirlerinizle yaptığınız görüşmeler de film olarak bulunuyor. Kutsal mekanlardan görüntülerle hazırlanan bir fotoğraf sergisi, Museviler’in ve Hıristiyanların namaz kılarken fotoğraf ve filmleri var. Çok geniş içeriğe sahip bir site, inşaAllah. Bu konuda kardeşlerimiz bilgi edinmek isterlerse, çok kapsamlı olarak bu sitede bulabilirler, inceleyebilirler. Tekrar ediyorum, KitapEhli.Com, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet şeyhim. Kitap Ehli’ne karşı şefkat ama, tabii ki Müslümanlar kendi aralarında birbirlerine karşı çok sevgi dolu olacaklar, birbirlerini koruyup kollayacaklar. Ev sohbetlerine mesela Nur talebelerinden çağırabilirler, diğer cemaatlerden çağırabilirler, her cemaatten insan çağırılması lazım. Onlarla asgari müşterek olan konularda ittifak ederek sohbet etmeleri lazım. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzel ahlakı anlatılabilir; her cemaatin kabul edeceği bir şey bu, ama siyasi görüş ortaya koymamak lazım. Siyasi görüş ortaya koymadan ev sohbetleri çok güzel olur. Bizim zaman zaman o gemili, yemekli sohbetli falan bir şeyler yapıyoruz ya, mesela, onlar çok güzel. Hakikaten geçenlerde verdiğimiz ziyafette MHP’li kardeşlerimiz vardı. O kardeşimiz herhalde millet vekili oldu anladığım kadarıyla, olmuş olabilir. AK Parti’den vardı, Saadet’ten vardı, yani her partiden insan vardı, inşaAllah. Milletvekilleri, profesörler, şunlar bunlar, herkes vardı. Orada biz siyaset konuşmadık, ama Türk-İslam Birliği’nden, İttihad-ı İslam’dan, kardeşlikten, muhabbetten, bahsettik. Konunun bu şekilde olması lazım, inşaAllah. Siyaset yapıldığında, gerilim olur. Orada siyasetten kaçınmak lazım. Dost sohbetlerinde siyaset olmaz. Evet şeyhim, buyur.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Gönenli Mehmet Efendi’yle ilgili bilgi verebilir miyim Hocam, inşaAllah? Mehmet Öğütçü; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’yle birlikte, uzun süre Denizli hapishanesinde kalan, birlikte mahkemelere gidip gelen, büyük İslam alimlerinden Gönenli Mehmet Efendi’yle ilgili bazı bilgiler aktarıyorum. Asıl ismi Mehmet Öğütçü olan Gönenli Mehmet Efendi, 1901 yılında Balıkesir’in Gönen ilçesinde dünyaya geldi. İlk eğitimini Gönen’de aldıktan sonra, 1920’li yıllarda dini tahsilini ilerletmek üzere İstanbul’a gitti. 1925 yılında kıraat ilminden icazet aldı. İlk görev yeri olan Gönen Çarşı Camii İmam Hatipliği oldu 1930’da. Daha sonraki dönemlerde Hacı Kaftani, Dülgerlizade ve Hacı Hasan Camilerinde İmam Hatiplik görevlerinde bulundu. 1943’te çantasında Risaleler bulunduğu için tutuklandı ve Denizli hapishanesine gönderildi.
ADNAN OKTAR:Hayret ya, Risale-i Nur kitabı bulundurmak suç oluyor ve tutuklanıyor. İnanılır gibi değil yani, o dönemin acayipliğine bak. Evet.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, maşaAllah. Burada Üstad Bediüzzaman Said Nursi ile tanıştı. Mahkemesi beraatla neticelendi. 1954 yılında tayin edildiği Sultan Ahmet Camii İmam Hatiplik görevini 7 Temmuz 1982’de emekli oluncaya kadar sürdürdü. Emekli olduktan sonra da değişik camiilerde vaazlarına devam etti. Gönenli Mehmet Efendi, bayanların da iman eğitimine çok özen gösterir ve bu konuda her türlü mücadeleyi yapardı. 2 Ocak 1991 tarihinde vefat etti. Gönenli Mehmet Efendi, Bediüzzaman Said Nursi ile hapisteki beraberliğini ‘Son Şahitler’ isimli eserinin 2. cildinde şöyle anlatıyor. “1943’teki Denizli hapsinin arifesinde bir rüya gördüm. Bu rüyanın akabinde polisler geldi. Üstad’ın yanına gidince bana; “hoş geldin Muhammed Efendi hoş geldin, sen burada lazımdın korkma, korkma” dedi. “Korkum yok efendim” dedim. Hapishaneye girenlere sorarlar mı bilmiyorum, bana; ‘neresini istiyorsun?’ diye sordular. İdamlıklar neredeyse orasını, diye cevap verdim. Katillerin arasında yaşadık, Üstad’la görüştük, mahkemeye gidip geldik, beraber kelepçelendik. Bazen Üstad’a Kuran okudum.” Mahkemede gösterdiği cesaret-i medeniye Bediüzzaman’ın çok hoşuna gitmiş ve onun tarafından “kahraman hoca” iltifatına mazhar olmuş. Fatih Uğurlu Bey’in kendisiyle 1987’de yaptığı röportaja göre, mahkemede hakime şöyle söylemiş; “Hakim Bey, ben Said Nursi’yi büyük bir İslam alimi olarak bilir sever ve sayarım. Risalelerini okuyup istifade etmek için aldım ve çok da faydalandım. Daha önceleri sadece ismini, resmini ve eserlerini biliyordum, şimdi burada kendisini de görmüş olmaktan dolayı fevkalade bahtiyarım” demiş.
ADNAN OKTAR:Gönenli Mehmet Efendi’yi ben görmüştüm bir camide. Hangi camide görmüştük, sen var mıydın?
ALTUĞ BERKER:Sultan Ahmet’te olduğunu söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Onun özel sohbet ettiği bir cami vardı, özel olarak gitmiştik, orada görmüştüm. Çok mübarek böyle ak sakallı, çok mütevazi mazlum bir insandı, güzel huylu bir insandı, inşaAllah. Şeyhim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Yaprak ve çiçeklerdeki detay resimleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
VTR - Yaprak ve çiçek resimleri
ADNAN OKTAR:Hayrettir hücrenin bunu böyle bilip teker teker; bakın mesela dışını o şekilde yapıyor, 6 parçalı ve simetrik. Benekleri muntazam yapıyor. İçine yine bir altı köşe daha yapıyor, ama onları daha değişik yapıyor. İçlerine yeşil kısımlar, kırmızı çerçeveler yapıyor. Nesiden nesile bu sürekli böyle gelişiyor. Mesela milyolarca sene önceki nesile gidiyoruz, yine aynı. Genetik kod hiç değişmiyor. Mimar gibi bunu gayet düzgün yapıyor. Mesela fırçayla yapmaya kalksalar, yapamazlar, inşaAllah.
Gülnare, Firuze ve Şifeha sevgilerini göndermişler, Sami Akbaş yazmış. Efendim, yine Almanya’dan iki kardeşimizin var. Azerbaycan’dan diğer kardeşlerimiz yazmışlar, maşaAllah. Şeyhim dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Zaman Gazetesi’nde Prof. Mümtazer Türköne; bu seçimlerin bazı sürprizleri olduğuna dikkat çekerek, bunlardan birinin seçim sürecinde beklendiği gibi şiddetin tırmanmayışı olduğunu söylemiş. Bunu nedeninin PKK’nın, şiddetin BDP oylarını düşüreceğini ve AK Parti’nin oylarını çoğaltacağını fark etmesi ve iddia edilen Ergenekon terör örgütünün organizasyon ve eylem yeteneksizliği olduğunu ifade etmiş. Seçimlerin ikinci sürprizinin ise, BDP’nin topla tüfekle bastırdığı halde, istediği oy oranına kavuşamaması ve Kürtler’in bölünmeyi istemediklerinin ve Türkiye’nin geri kalanıyla bütünleşme arzusunun bir kere daha ortaya çıkması olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Güzel yazmış, doğru söylüyor. Ki tehdide rağmen halk, PKK’nın yoğun tehdidine, PKK’nın namlularının üzerlerinde olmasına rağmen bu şekilde bir tavır gösterdiler. PKK tehdidi tamamen kalksa, PKK’ya bir tane bile oy çıkmaz oradan. Tabii, yani can kaygısıyla oy veriyorlar PKK’ya, PKK’ya diyorum, işte başka partilere; yani BDP mi nedir, ona veriyorlar. Korku olmasa, hiçbir şekilde öyle bir şey olmaz, ona yanaşmazlar. Tabii ki BDP’liler gelip, onlara silah çekip şey yapmıyorlar, ama PKK korkusu ayrı bir konu. Ona biz karşıyız diyorlar ama PKK öyle demiyor, PKK ayrı. Onlar, silahı, namluyu onların üzerine doğrultmuşlar. Onlar da o şekilde hareket etmeleri gerektiğine inanıyorlar o zaman. Yoksa PKK’nın şiddeti kalkmış olsa hiçbir sorun kalmaz. Ama demokrasiyi, laikliği, özgürlüğü herkes hak ediyor, bir tek Güneydoğu’daki kardeşlerimiz değil, herkesin hakkıdır. Alabildiğine yayılsın, alabildiğine destekliyoruz, inşaAllah. Evet şeyhim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bir anne köpek ve yavrularını gösteriyorum, inşaAllah.
VTR - Anne köpek ve yavruları
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, Merve ne anlatayım?
KONUK: Ayet okuyabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aç bir sayfa ver bakalım, bismillah. Hangi sureyi açmışsın?
KONUK:Hicr Suresi.
ADNAN OKTAR:Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım, melekler geliyorlar ve diyorlar ki; “(Melekler) dediler ki; Gerçekten biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik. Ancak Lut ailesi hariçtir;” demek ki Allah bir felaket vereceği vakit, mutlaka bir ayırım yapıyor, yani iyi insanları Allah ayırıyor, sonra felaket geliyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde deprem olmamasının nedeni de budur. “... biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. Ama karısını (kurtaracaklarımızın) dışında tuttuk, o geride kalanlardandır.” Mesela Hz. Lut (a.s.)’ın hanımı küfür içindeydi, yani Hz. Lut (a.s.) Peygamber olmasına rağmen hanımı küfür içerisinde. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde, Lut dedi ki; ‘Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz.’” Yani tanınmamış bir topluluk ne demek? Annesi babası yok, bir kaydı yok, bilinmiyor, çevrede hiç bilinmiyor. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi de öyledir, bilinmez. “Hayır dediler. Biz sana, onlar hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik.” Yani bela getiriyorlar. Şimdi de yine melekler oluyor insanlar içerisinde, ama fark edemiyor insanlar. Yani normal kıyafetle geziyor, sen onu normal insan zannediyorsun. Halkın arasında cin de gezer, insanlar onunda farkına varmazlar. Geçenlerde adliyeye gitmiştim; öyle dikkatimi çekti, böyle orada insanlar oturmuş falan. Sonra cin alemiyle bağlantılı bir hanımla konuştuk, diyor ki; “Bir hanım avukatın omzunun üzerinde cin vardı, gördüm. Cin yanağını sıkıyor, o da kaşınıyor zannediyor sürekli yüzüne vuruyor böyle, yüzünü siliyor. Yine tutuyor, yine kaşınıyor gibi hissediyor, haberi bile yok” diyor. Orada da, mesela adliyenin kenarında oturanlarda da cinler gördüm, diyor. Adliyenin içinde fark edemiyor insanlar. Mesela avukat hanımın da omzunun üstünde; o görünmeyen cinlerden, o da yanağını tutuyormuş böyle, haberi olmuyor. Kaşıntı zannedip sürekli eliyle düzeltmeye çalışıyormuş. Ecinniler bir gerçektir, hayret edilen bir şey Allah’ın hikmeti. Hakikaten usulüyle, adabıyla çağırılırlarsa geliyorlar, doğru da cevap veriyorlar. Benim tabii bu konuda uzmanlığım yok, ama yapanları gördüm. Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Tevrat’la ilgili hadisler vardı Hocam uygun görürseniz. Tevrat’ın hak hükümlerinin Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde de okunduğu ve Tevrat’ta sahih, bozulmamış ayetler olduğuna dair hadisler var. “Müslim şöyle nakletmişti; Ebu Hureyre’nin tanıklığıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söylediğini nakletmiştir. Eskiden Hz. Muhammed (s.a.v.) demiştir ki; “Ehli Kitaplar Tevrat’ı İbranice okuyorlardı ve Müslümanlar için Arapça olarak tercüme ediyorlardı.” Bir başka hadis-i şerifte; “Yahudilik’ten İslamiyet’e dönen Abdullah ibni Selam, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e geldi ona; ‘dün gece Kuran’ı ve Tevrat’ı okudum’ dedi. O da cevap verdi; ‘Bunu bir gece oku ve diğerini de bir başka gece oku.’” buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Tevrat’ın doğru kısmını okuyabilirler tabii, geçerli olan kısımları okunur. Biz de zaten onu kitap olarak hazırladık, yani tahrif olmamış kısımlarını ayrı kitap olarak hazırladık. İncil’in de yine tahrif olmamış kısımlarını ayrı kitap olarak hazırladık. Onlar olur, evet.
ALTUĞ BERKER:Buhari’de geçen başka bir hadiste, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yakın çevresinden Abdullah ibni Amr sık sık Tevrat okurmuş. Bir gece rüyasında; bir elinde bal diğerinde yağ tuttuğunu, bazen bal tutan elinden bazen de yağ tutan elinden yediğini görmektedir. Abdulah ibni Amr rüyasını Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) anlatır, Hz. Muhammed (s.a.v.) Abdullah’ın rüyasını iki kitap, yani bazen Tevrat bazen de Kuran okumasıyla yorumlar.”
ADNAN OKTAR:Evet, ama tabii Tevrat’ta tahrif olan yerleri çok iyi bilmek lazım, çok önemlidir. Onun için onu tefrik etmek önemlidir. Kuran’la mutabakat esastır, Kuran’la mutabık olmayan bir yer geçerli olmaz, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:Tevrat’ta, barış ve dostluğa verilen öneme dair bablar var, birkaç tane okuyabilirim örnek olarak.
ADNAN OKTAR:Evet oku.
ALTUĞ BERKER:Mezmurlar’da, 133:1 “Ne iyi ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Krallar 4:24 “Bütün Krallıkları Süleyman yönetiyordu, her tarafta barış vardı.” “Kötülükten sakının, iyilik yapın, esenliği amaçlayın, ardınca gidin.” Mezmurlar 34:14 “Yetkin adamı gözle, doğru adama bak, çünkü yarınlar barış severindir.” Mezmurlar 37:37 “Bütün dünya esenlik ve barış içinde sevinçle haykırıyor.” Yeşeya 14:7. Bu şekilde çok miktarda, barışa ve dostluğa önem verilen bab var Tevrat’ta . Siz bunları kitap haline getirmiştiniz Hocam, “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler” adında.
ADNAN OTAR:Yok, İncil’de de anlatım çok çok güzel, Allah’tan çok güzel övgüyle bahseder İncil. Yani, “Rabbi bütün yüreğinle, bütün kalbinle seveceksin” der, değil mi? Şefkati, merhameti, affediciliği anlatır, bunlar güzel hükümlerdir, Kuran’a uygundur. Ama mesela teslis inancı kabul edilemez. Üç Allah olmaz, Allah birdir. Evet.
ALTUĞ BERKER:Tevrat’ta Allah sevgisine dair okuyayım; Yasanın tekrarı 6:5 “Allah’ınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz.” “Allah’ınız Rab, kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.” “Onun yollarında yürüyün, onu sevin.” “Allah’ınız Rabbi sevin.” “Uyarılarına, kurallarına, buyruklarına her zaman uyun.” “Beni sevenleri Ben de severim.” “Allah’ınız Rabbi sevin.” “Tümüyle gösterdiği yolda yürüyün.” Çok fazla bu şekilde var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kuran, sevginin zeminini bize anlatır, yani sırf sevin demez Kuran. Sevmek için mesela sabır gerekir, fedakarlık gerekir, cömertlik gerekir, dikkat gerekir, koruyuculuk gerekir, diğergamlık gerekir, değil mi? Egoist bencil insan sevgiyi yaşayamaz. Egoist bencil olan mutlaka sevgiyi kaybeder. Sabırlı olmayan sevgiyi kaybeder, affedici olmayan sevgiyi kaybeder. Yani, sevgi durduk yere oluşmaz, mutlaka emek verilmesi, dikkat verilmesi, özen gösterilmesi gerekir. Yani nasıl çiçeği koruyorsun, onu korur gibi sevginin korunması lazım. Durduk yere şak diye sevgi gelmez. Bir insanın kaşına gözüne sevgi olmaz, kaşı gözü çürüyebilir, bozulabilir, hastalanabilir, yaşlanabilir her şekle girebilir. Zenginliği de gidebilir, ama imanı ve ahlakı yani, imandan kaynaklanan ahlakı kalıcıdır yani bu, ruhta derin etki yapar. Ondan dolayı biz insanı severiz. Yoksa öbür türlü sırf et kemikten olan bir insan sevilmez. Çünkü et; insan cildini kaldırsan bir milim altı kıpkırmızı kan, derinin altı kalktı mı kıpkırmızıdır yani, kırmızı et çıkar, yağ çıkar başka bir şey kalmaz. Dolayısıyla beğenilecek bir yönü kalmaz insanın.
Evet seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı vardı, “Mini etekli namaz kılan, türbanlı şarap içen kadınlar hayal ediyorum” yazısına, Ahmet Hakan’ın; “bu ne yaman çelişkidir Ertuğrul Bey” diye eleştirdiğini, ancak daha sonra kendisine bir barışma mesajı göndererek bir de barış hediyesi olarak şarap vaadinde bunduğunu yazmış. Ahmet Hakan’ın eleştirilerine cevaben ise; “Ahmet Hakan’ın, İmam Hatipli iyi bir Müslüman olduğunu ve iyi bir Müslüman olarak şarapların markaları arasındaki farkı bilecek kadar zarif bir damak tadına sahip olduğunu söyleyerek...
ADNAN OKTAR:Artık ne diyeyim... Evet.
ALTUĞ BERKER:“Sen iyi bir Müslüman olarak kendinde şarap içme hakkı görürken, türbanlı bir kadında niye görmüyorsun?” diye sormuş. Ahmet Hakan’ın da bu durumda çelişki içinde olduğunu vurgulayarak, “İyi bir Müslüman olmanın şartları nelerdir? Bazı şeyler yerine getirilmeden de iyi bir Müslüman olunmaz mı?” diye sormuş. Ayrıca yazısında iki soru daha sormuş, birincisi; “Allah insanları çıplak yarattığına göre, insan bu şekilde ibadet edemez mi? Onun huzuruna yine o halimde döneceğime göre bir mahsuru var mı? Duşun altında da dua ediyorum” demiş. İkincisinde ise; “Camilerden kaldırılan cenazelerin avlularında estetik olmayan kargaşa görüntülerinin oluştuğunu, bu nedenle Hıristiyanlıktaki gibi estetik ve düzenli bir cenaze töreni istemenin günah olup olmadığını” sormuş.
ADNAN OKTAR:Bunun bu şarap merakı nereden çıktı? Tadı da kokusu da bayağı kötü şarabın, çok rahatsız edici bir içki. Bir de insan nefesindeki kokusu da çok kötü, şarap içmiş bir insanın nefesi çok kötü kokuyor. Acayip rahatsız edici ve baş dönmesi yapar, denge bozukluğu yapar, baygınlık hissi verir insana. Dikkat dağınıklığı verir, konuşma bozukluğu yapar, fenalık hissi verir. Bunda zevk olan nedir ya? Bunda nimet olan nedir yani? Bunun damak tadı, yok dudak tadı falan diye bir şey kalmış değil burada. Bunun tatla matla alakası yok. Bir kere tadı da çok acı ve rahatsız edicidir şarabın, bayağı berbat bir tadı var. Dolayısıyla öyle muhteşem bir gıdadan, muhteşem bir yiyecekten bahseder gibi bahsetmesi samimi değil Ertuğrul Özkök’ün. Evet, nedir onlar?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Tardigrad böceği, bunlar müthiş dayanıklı böcekler. Büyüklüğü bir toplu iğne başından fazla değil, ama doğadaki en dayanıklı canlılardan biri. Laboratuar deneylerinde eksi 272’de helyum içine atılmış, eksi 192 santigratta 20 ay süreyle bırakılmış ve 92 derecede etil alkol ve diğer zararlı kimyasal maddelerin içine atılarak haftalarca kaynatılmış olan Tardigrad, normal ısıya döndürülüp su verildiğinde tekrar yaşamaya başlamış.
ADNAN OKTAR:Ya herifler Rambo gibiymiş. Nedir bunlar böyle?
ALTUĞ BERKER:Bu minik canlının beyni, iki gözü ve sindirim sistemi var, ancak kalp ve akciğerleri yok. Kuru ortamlarda büzülerek dokularındaki suyun buharlaşmasını sağlar. Bu sırada Tardigradın oksijen tüketimi hemen hemen durur. Kurumuş Tardigradlar rüzgarla başka yerlere taşınır ve gittikleri yeni bölgelerde elverişli ortam bulunca, ıslak yosunlar ya da nemli yerler gibi, tekrar yaşama dönebilirler.
ADNAN OKTAR:İşte Allah insanlara acizliğini gösteriyor bak, insan bir parça soğukta ölüyor, bunlara hiçbir şey olmuyor. Allah istese bunlar gibi de yaratabilirdi bizleri, ama aciz yaratmış, değil mi? Her şeyden etkilenecek gibi. Grip olur perişan olur, nezle olur perişan olur, sarılık olur perişan olur. Her an bir enfeksiyon kapma ihtimali oluyor, her an. Mesela burnunda burun kanseri her an çıkabilir, dudaklarında kanser çıkabilir. Dil kanseri var, kulak kanseri var, göz kanseri var, beyin kanseri var, ilik kanseri var, karaciğer, akciğer kanseri var, pankreas kanseri var. Bunlardan herhangi biri bir yerde geliştiğinde süratle vücudun diğer yerlerine atlıyor ve kısa sürede insanı öldürüyor. Acz içinde insanlar, ama bu hergelelere hiçbir şey olmuyor. Ne kanser var, ne ülser var. Herif eksi bilmem kaç dereceye koyuyorsun hiç, uyuyor. Gayet rahat yani.
Evet.
ALTUĞ BERKER:Üstad Hazretleri’nin ölümle ilgili tefekkürleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Ölüm; mevt, vazifeyi hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekandır, bir tahvil-i vücuttur (beden değişmesidir). Hayat-ı bakiyeye (sonsuz olan ahirete) bir davettir, bir mebde’dir (bir başlangıçtır), ahiretin mukaddimesidir (başlangıcıdır), çekirdeğin mevti; sümbülün hayatının başlangıcıdır” diyor Üstad. “Belki hayatın ta kendisi hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahluk ve muntazamdır.” Çekirdeğin ölümü, sümbülün hayatına vesile oluyor, demek ki o bir hayat başlangıcıdır, intizamlıdır, bir düzen vardır diyor. “İşte en düşük tabakayı hayat olan bitki hayatının ölümü böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa” bitkilerdeki bu ölüm diye gördüğümüz şey bu kadar hikmetli olsa, “hayatın bir derecesi olan tabakayı hayatın en ulvisi” en yükseği olan, “insan hayatının başına gelen mevt” ölüm, “elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava aleminde bir ağaç olması gibi, yer atına giren bir insanda, kabirde elbette bir hayat-ı bakiye” yani sonsuz bir hayat, “ahiret sümbülü verecektir. Ağırlaşmış olan hayat vazifesinden” hayat sorumluklarından, “azad edip yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için kabir aleminde bir kavuşma kapısı olduğundan en büyük bir nimettir.” Sevdiklerine kavuşma yeri olduğundan bir nimettir diyor Üstat Hazretleri. “Dar, sıkıntılı, kargaşalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, geniş sevinçli, ızdırapsız baki bir hayata erişmekle, mahbub-u bakinin” sonsuz sevgili olan Allah’ın rahmet dairesine girmektir.” Yani, dünyadaki imtihan, sıkıntı ve dünyanın imtihan yeri olmasının gerektirdiği zorluklardan, sonsuz güzelliğe geçmek bir rahmettir diyor Üstad, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Üstad’ın güzel bir anlatım tarzı vardır. Evet.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. “İhtiyarlık gibi hayat şartlarını ağırlaştıran birçok sebep vardır ki, mevti; ölümü, hayatın pek üstünde bir nimet olarak gösterir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, o zamanda tabii, öbür türlü sürekli yaşama arzusu oluyor insanlarda. Allah; “Çocukluğuna çeviririz onu” diyor, yani çocuk gibi oluyor. Ölüm evvelinde, ölümü rahat isteyecek bir ruh haline giriyor. Yani, Allah onda onu olgunlaştırıyor, rahatlatıyor, ölümden tedirgin olmayacağı hale geliyor, ondan sonra Allah canını alıyor. Evet, bir konu daha anlat.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcıları kendilerine yapılan baskılardan korkmayacağına dair Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “Hz. Mehdi (a.s.) elini yardımcılarının omzu ile göğsü arasına sürecek, böylece onlar haklarında alınacak hiçbir hükümden çekinmeyecekler, hiçbir karar onlara zor gelmeyecek.”
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.) elini yardımcılarının omuzu ile göğsü arasına sürecek...
ADNAN OKTAR:Mesh edecek yani.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Böylece onlar haklarında alınacak hiçbir hükümden çekinmeyecekler, hiçbir karar onlara zor gelmeyecek.”
ADNAN OKTAR:Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) böyle elini vurarak da konuşacak, anladığım kadarıyla, dokunacak demek ki. Onda da bir sır, bir hikmet olacak demek ki, maşaAllah. Tamam, programı bitirelim.
ALTUĞ BERKER:Akşamüstü 17:00’de ve akşam 22:00’de inşaAllah canlı yayın programlarımız devam edecek.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...