SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Sabah Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben önce konuşayım diyorum ama sen çok şahane şeyler anlattığın için…
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dikkatimi çekti, Yeni Asya’dan bir kardeşimiz Muzaffer Karahisar, Mehdiyet’le ilgili bir şiir yazmış; ‘Zulmetten Nura’ başlıklı. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini müjdelemiş, maşaAllah. Biraz okuyabilirim uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
ALTUĞ BERKER:“Deccaliyet kiri, kalıntısı son kaleler / Anladım ölçüler yanlış, kuru ve boş / Efkârıma ters düşen ışıklar sarhoş / Gerçekler tersyüz, inadına karışık / İninceye kadar benliğime o son ışık / Mehdiden âleme aksetmede müjdeler / Cennet sevinci yaşar muhtaç gönüller / Marifetullah pırıltısı her gün ve gece / Umut huzmeleri Cennetasa baharın / Tomurcuklanır çiçekleri elbet yarın / Beşeriyet zulmetten kurtuluşu görecek / Mehtapsız ufuklar, bir bir aydınlanacak / Huzur dolacak aç ruhlara kucak kucak / Işığa koşuyorlar, yer gök sanki mahşer /Esmayı, manayı harf okur bütün beşer / Akvamı beşer akmaktadır, zulmetten nura / İmanla, Kuran’la şükür kavuştuk huzura” demiş.
ADNAN OKTAR:Güzel de, şimdi, “Mehdi nedir?” diye sorsak kardeşimize, “şahs-ı manevidir” diyecek yahut “Risale-i Nur’dur” diyecek yahut “Bediüzzaman’dır” diyecek. Yani Müslümanları yine başsız ve sahipsiz bırakacak. Yine Suriye’de kadınlar bas bas bağıracak, “Müslümanlar nerede?” diye. Afganistan’da çocuklar, dedeler, kadınlar yine bağıracaklar, “Müslümanlar nerede?” diye. Onlar da “şahs-ı manevide” diyecekler yahut “Bediüzzaman’da” diyecekler. Bediüzzaman’ın mezarın altından yapabileceği bir şey yok. Bediüzzaman, “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde ben mezarımda olacağım” diyor. Onun için flu izahlar, flu ortam meydana getiriyor; bulanık izahlar, bulanık ortam meydana getiriyor ve Müslümanlar başsız, perişan halen devam ediyorlar; sıkılmaya, üzülmeye, acı çekmeye, dağınıklığa ve mağlubiyete devam ediyorlar. Başsız Müslümanlık olmaz, mutlaka bir baş gerekir. Yeni Asya’dan da seçsinler, kabulüm; Fethullah Hocam’ın cemaatinden de olabilir, Mahmut Hocam’ın topluluğundan olabilir, İskender Paşa olur, Adıyaman Menzil’den olur, yeter ki bir baş olsun, hiç fark etmez veyahut başka bir yerden, bilmiyorum, hepsi olur.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam, sizin eserlerinizden faydalanılarak hazırlanan İlmi Mercek ve İlmi Araştırma dergilerini kardeşlerimiz internet üzerinden dergi şeklinde sitelerine koymuşlar, gönüllü kardeşlerimiz. Sayfaları çevirerek okunabiliyor bu şekilde. Her ay düzenli olarak ekleniyor dergiler sitelerine. Adres; Dergi.Mehdiyet.com. Dergi.Mehdiyet.comsitesinde bulabilirler.
Amerika’nın en önemli gazetelerinden The Wall Street Journal’da “Türklerin Bilgeliği” başlıklı bir makale yayınlanmış dün. Şu cümleler var; “AK Parti’nin Türkiye ekonomisini idaresi sandıktaki başarısını açıklıyor. Son on yıl içerisinde ihracat dörde katlanırken kişi başına düşen gelir üç kat arttı. Türkiye serbest ticaret ve sağlıklı bir kamu maliyesi yönetimini de içeren piyasa politikalarının değerini ortaya koyuyor. AK Parti aynı zamanda bu seçim kampanyasında bahsi geçmeyen ve İslamcılığın sessizce yaklaştığı yönündeki endişeleri de dindirdi. Eğer Erdoğan söylediği sözlere sadık kalırsa, Türkiye Ortadoğu’da gerçek bir özgürlük modeli haline gelebilir” demiş.
ADNAN OKTAR:Tabii ki öyle, AK Parti’nin bakış açısı, hükümetin bakış açısı demokrasi yönünde olduğu açık, aşikar görülüyor ama tabii İttihad-ı İslam düşüncesi her Müslüman için farzdır. “Müslüman’ım” deyip de, “İttihad-ı İslam istemiyorum” diyemez bir insan, ikisi iç içedir. O, Allah’ın kaderi; yani hükümetin İttihad-ı İslam yolunda bir gayreti tabii ki olur, mecburen olur. Atatürk’ün de vasiyeti o, mutlaka olur ama asıl bu görevi yapacak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Mehdiyet’in ışığıyla hükümette de o yönde bir gelişme olur, halkta o yönde bir gelişme olur, her yerde o yönde bir gelişme olur. Müslüman cemaatlerde o yönde bir gelişme olur. Bu gelişme normal, yani makul akışında devam edecek, eder de, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül, İslam Birliği ile ilgili, sizin bugüne kadarki anlatımlarınızı da içeren güzel bir yazı yazmış. İstanbul'un kaderi ile Bağdat'ın kaderi, Kudüs'ün kaderi ile Şam'ın kaderi, Beyrut'un kaderi ile Kahire'nin kaderinin asırlardır aynı olduğunu, ancak son birkaç yüzyıldır bu gerçeği bize unutturmaya çalıştıklarını söylemiş. “Bundan sonra kaderler yeniden birleşecek” diyerek, “İstanbul’un sesiyle Şam’ın, Beyrut’un sesi birlikte duyulacak, birlikte uzun bir yürüyüş başlayacak” demiş. Sayın Başbakan’ın da bu birlikteliği bir gönül birlikteliği olarak tanımladığını; sevincimizin, kaderimizin, üzüntümüzün bu bölgedeki ülkelerle aynı olduğunu ve ortak bir gelecek inşa edeceğimizi belirterek; “hiç kimse, hiçbir güç, hiçbir uğursuzluk bu birleşmeyi engelleyemeyecek. İşte, Erdoğan’ın balkon konuşması da bu geleceği haber veriyor. Bir hedefi, bir eğilimi, bugüne çağrılan o muhteşem gücü haber veriyor. Artık Türkiye'nin de, bölgenin de geleceği bu” demiş.
ADNAN OKTAR:Bayağı güzel söylemiş. Mehdiyet’i özetle, derli topluca tarif etmiş; çok samimi bir anlatım, bayağı güzel. Herkes Mehdiyet’i bir şekilde anlatıyor. Başbakan da anlatıyor, köşe yazarları da anlatıyor, Nur talebeleri de anlatıyor, herkes anlatıyor. Cübbeli de anlatmak istemiyor, ona da biz anlattırıyoruz, değil mi? Herkes anlatıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Belçika’da şu an 623 bin Müslüman var. Nüfusun yüzde 6’sı Müslüman ve bu sayı çok büyük bir hızla artıyor. Çok sayıda Hıristiyan İslam’ı kabul ediyor. Bu konuda da Belçika basınında bir haber çıkmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Belçika’da?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Belçika’daki insanlar kaliteli insanlardır. Orada İslam’ın yayılması çok çok güzel olur. Kaliteli derken; okuyan, araştıran; kaliteye, temizliğe önem veren nezih insanlar, demokrasiyi savunan insanlar. O yüzden çok güzel bir nimet olur İslam’ın orada yayılması, hakim olması, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Afganistan’da hükümet şu sıralar Amerika ile bir anlaşma hazırlığındaymış. Söz konusu stratejik anlaşma yapıldığı takdirde Amerika Afganistan’da daimi bir üs kuracak ve asayişi kalıcı olarak sağlamakla görevli olacakmış. Hocam, Afgan kardeşlerimiz ülkelerinde artık Amerikan askerlerini istemediklerini, Türk-İslam Birliği’ni istediklerini belirttiler ve bu notu size iletmemizi rica ettiler. Sizin bu konudaki değerli görüşlerinizi istiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir şey olduğunda, toplantı, bir şey olduğunda hep o konuyu anlatıyorlar. Mesela Filistin’in kurtuluşu… İslam aleminin kurtuluşu esastır. Yemen’in kurtuluşu… Bunlar garip laflar. Yemen’in, Filistin’in kurtuluşuyla konu bitmiyor. “Mısır’ın sorunu var. Çözülsün, bitsin.” Ne olur? Gidip nargile mi kaynatacaksın, ne yapacaksın? Çözüm, İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. İttihad-ı İslam’ı açık açık dillendirirlerse, açık açık savunur, anlatırlarsa, Allah onlara kısa sürede nasip eder. Allah, istemeden nasip etmiyor. Yani kul isteyecek, Allah da nasip edecek. Müslümanların yüzde 10’u açık, aleni istemiş olsa, dua etseler, internet sitelerinde yazsalar, konuşsalar, yine hakim olur. Mısır karışıyor, “ne istiyorsunuz?” diyoruz. “Hiç, rahat yaşamak istiyoruz” diyor. O zaman Allah rahatlık vermez. Bela verir, hastalık verir. Rahat yaşamaya gelmedik biz bu dünyaya, imtihana geldik. “İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” diyecekler, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz” diyecekler, o zaman olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı Ağabey, umre için gittiği Mekke’deki Nur dershanesinde, seyyidler cemaati ile bir araya gelmiş. Bazı resimler gösteriyorum onunla ilgili Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte bu toplantılar güzel ama toplantılarda Hz. Mehdi (a.s) gündeme gelmediğinde; çay, kahve içip, sohbet edip, helalleşip ayrılıyorlar; yemek yiyip ayrılıyorlar. İslam Konferansı Örgütü toplanıyor, dünyanın masrafını yapıyorlar, herkes geliyor. Otellerde kalıyorlar, yemeklerini yiyorlar, sohbet ediyorlar, üstüne de çaylarını içip memleketlerine dönüyorlar. Hiçbir şey çıkmıyor, hiç bir netice de alamazlar. Hz. Mehdi (a.s)’ın iradesi, Mehdiyet kararlılığı olmadıktan sonra, Allah’ın kastettiği kişi lider olmadıktan sonra bu toplantılarda sadece bol bol yemek yemiş olurlar, çay içmiş olurlar; başka bir şey olmaz, netice alamazlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, inşaAllah.
“Gazze’ye yönelik ambargo en çok hastanelere ve hastalara etki ediyor” diye haber vardı. Gazze’de ameliyat, ilaç ve malzeme eksikliğinden durma noktasına gelmiş. Birçok hasta ilaç eksikliği nedeniyle hayatını yitiriyormuş. İlaçlar ve tıbbi malzemeler neredeyse tamamen tükenmiş. Bu durumdan da ameliyat hastalarının yanı sıra en çok yaşlı ve çocuklar etkileniyormuş. Örneğin, böbrek hastaları ihtiyaç duydukları diyaliz eksikliği nedeniyle 48 saat içinde hayatlarını yitiriyorlar. Ambargo nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü üç tip ilaç göndermiş sadece. 180 tip ilaç ise eksikmiş.
ADNAN OKTAR:Onun sebebi nedir, onu soralım. İsrail Büyükelçiliği’ne soralım. Bugün sorsunlar. Bu nedir, bunun aslı astarı nedir? Bu olaydan onların haberi var mı? Çünkü çok anormal bir şey olur böyle bir şey varsa. Buna hemen açıklık getirsinler. Bugün sorun, bize bilgi gelsin.
ALTUĞ BERKER: Türkiye’deki hortumlarla ilgili geçen gün siz sormuştunuz Hocam; Manisa’da bir hortum olmuştu, “bilgi edinelim, sıklığına bakalım” diye. Türkiye’deki geçmiş yıllarda hortum çok ender olmuş fakat son yıllarda Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşanan hortumların sayısı artmış. 1959 yılında Konya’da bir hortum yaşanmış. 1997’de Şile’de iki hortum yaşanmış. 99’da Dalaman’da tek bir hortum görülmüş, sonraki yıllarda ise sayı gittikçe artmış. Örneğin; 2006 yılında, Türkiye’de 5 ayrı şehirde hortum oldu. O sene Alanya’da denizin üzerinde meydana gelen hortumların sayısı 23. 2008 yılında 4 ayrı yerde hortum görüldü. 2009’a gelindiğinde ise hortumlar 8 ayrı şehirde oluştu. 2010 yılında ise 9 şehirde hortum oluştu. 2011 yılında şu ana kadar olan hortumların sayısı 7. Bunlar; İzmir, Rize, Alanya, Muş, Kars, Van ve en son geçtiğimiz günlerde Manisa-Akhisar.
ADNAN OKTAR:Hortum sayısındaki artmada, Allah’ın yine ahir zamanı hatırlattığını görüyoruz. O amaçla olduğu aşikar görülüyor, çünkü hiç görülmemiş olaylar olmaya başladı 1980’den sonra. Şimdi de Güneş’in hızında bir azalmaya dikkat çekilmiş, o da gazetede haber olarak vardı. Bunların hepsi kıyametin yaklaştığının alametleri, inşaAllah. Allah hafif hafif hissettiriyor yahut güçlü olarak hissettiriyor.
ALTUĞ BERKER:Hz. İsa (a.s) ile ilgili Kuran’da yer alan bilgilerin veya açıklamaların benzerinin diğer Peygamberler için bildirilmediğini söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. Onunla ilgili bilgi vermek istiyorum. Hiçbir Peygamber için, “o kıyamet için bir ilim, alamettir” buyrulmamıştır, Zuhruf Suresi, 61. ayet. “O, kıyamet için bir alamettir.” Hiçbir Peygamberin ölümü anlatılırken “teveffa” kelimesi kullanılmamıştır. Bu kelime, uykudayken insanın canının alınması anlamında kullanılan bir kelimedir ve Hz. İsa (a.s)’ın ölmediğinin ve öldürülmediğinin net izahıdır. Hiçbir Peygamber için Hz. İsa (a.s)’ın Allah Katı’na yükseltilmesi anlamında bir yükseltilmeden haber verilmemiştir. Hiçbir Peygamber için ölmeden önce kendisine inanmayacak kimsenin kalmayacağı bildirilmemiştir. Hiçbir Peygamber için kendisine inananların kıyamete kadar üstün geleceği söylenmemiştir. Hiçbir Peygamber için Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğrettim” şeklinde, üç İlahi kitabın da kendisine öğretildiği bildirilmemiştir. Tüm bunlar Allah’ın Hz. İsa (a.s) için özel bir kader takdir ettiğinin ve kadere uygun olarak Hz. İsa (a.s)’ın Allah Katı’nda diri olduğunu ve yeniden dünyaya geleceğini gösteren önemli delillerdir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu yazıyı oku Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Atatürk’ün dindarlığı; “Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Atatürk’ün dindarlığı ile ilgili şöyle bir yazı ile karşılaştım. Mustafa Kemal Atatürk’ün namaz kılan yüksek rütbeli bir subayı ihbar eden milletvekilinin trenden indirilmesini istemiş. Yine Atatürk, aynı milletvekilinin tekrar seçilmesini engellemiş. Bu olayı aktaran Dumlupınar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk’ü ihbar eden vekil hakkında, "bu adam namaz kılmayı kendince suç görüyor" dediğini aktarıyor. Yazıda Atatürk’ün din adamlarına, dini gereklerini yerine getirenlere karşı son derece saygılı olduğu yaşanmış bir örnekle anlatılıyor. Profesör Sarıkoyuncu’nun anlattığına göre olay şu şekilde gerçekleşiyor: Atatürk 1930 yılında Fevzi Çakmak’la birlikte trenle yurt gezisine çıkar. Kompartımanında ülke sorunlarını konuşurlarken, bir milletvekili içeri girip Atatürk’ün kulağına bir şey söyler. Atatürk’ün kaşları çatılır, Fevzi Paşa’ya dönerek, "Paşam, lütfen beni takip ediniz. Arkadaşlar bir haber getirdi, inceleyelim" der. Hep birlikte diğer vagona geçtiklerinde, yüksek rütbeli bir subayın kanepe üzerinde namaz kıldığını görürler. Atatürk mareşale dönerek şöyle der; "Paşam, bu adamın (gambazcıyı işaret ediyor) biraz evvel kulağıma gizli bir şey söylediğini gördünüz. Bu adam, muhafız kıtasına mensup yüksek rütbeli bir subayın namaz kıldığını gambazladı. Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor. Durumu size göstermek için buraya kadar zahmet ettim.” Atatürk ilk istasyonda milletvekilini trenden indirir ve gelecek dönem milletvekili seçilmesini de engeller. Canı gönülden selam ve hürmetlerimizle, hizmetinizdeyiz Hocam. Adıyaman Besti’den Davut Öztürk.”
ADNAN OKTAR:Atatürk gerçek dindarları her zaman koruyup kollamıştır. Dinin de gerçeğini, özünü her zaman koruyup kollamıştır. Buna ait yüzlerce, binlerce delil var, bir tanesi de bu.
ALTUĞ BERKER:Bu konuyu Türkiye’de siz ortaya çıkardınız Hocam, Allah’ın izniyle, maşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:“Hocam, Mavi Marmara olayındaki İsrailli askerlerin yargılanması gerekmez mi?” diyor. “Özür dilesinler” demiştim ya. Doğru, yargılanmaları gerekir ama Türkiye’de değil o askerler. Türkiye’de olsa yargılanırlardı. Tavsiye edebiliriz ancak İsrail’e, yargılayın onları diye. Onlar da yargılamazlar, zaten yargılamadılar. Ama şimdi kardeşimiz burada, Mikail Yılmaz, Irak’ta 1 milyon kardeşimiz şehit edildi. Orada onları şehit edenlerin hepsi katil olmuyor mu? Katiller. Yargılanmaları gerekmiyor mu? Mikail kardeşi ilgilendiriyor mu? İlgilendirmiyor. Çünkü İttihad-ı İslam kafası yok. Afganistan’da, neredeyse iki milyonu buldu orada şehit edilenlerin sayısı. Alenen azılı katil adamlar, hatta kulaklarını kesip, kurutup Amerika’ya götürüyor adamlar; dişlerini söküp Amerika’ya götürüyorlar; parmağını kesip, kurutup Amerika’ya götürüyorlar, hatıra olarak. Bunların yargılanması gerekmiyor mu? Gerekiyor. İlgilendiriyor mu bu arkadaşları? İlgilendirmiyor. Çünkü İttihad-ı İslam’a karşılar, çünkü Mehdiyet’e karşılar. Sırf Mehdiyet’e karşı olacağım diye İttihad-ı İslam’a da karşı oldular. İsrail’in on tane askerini hadi hapis ettin, tutukladın; bunlar ne olacak? Bunlar ilgilendirmiyor işte adamı, adam kendini kenara çekmiş. Böyle olmaz. Türk-İslam Birliği olursa, İttihad-ı İslam olursa bu olaylar zaten meydana gelmez, başlangıcından olmaz, zemininden böyle bir olay olmaz. Siz, suçu İttihad-ı İslam’ı aramayanlarda bulun. Bu kadar Müslüman’ın kanı onların boynunun üzerinedir. Hz. Mehdi (a.s)’ı aramayanlar sorumludur, İttihad-ı İslam’ı istemeyenler sorumludur, Türk-İslam Birliği’ni istemeyenler sorumludur. Onları yargılayacağına sen kendini yargıla önce, çünkü bunun sebebi sensin, sebep olmuşsun sen. İttihad-ı İslam olsa 9 tane kardeşimi şehit edebilirler miydi? Mümkün mü? “Hoş geldiniz, buyurun” falan derlerdi, alkışlarla karşılarlardı. Alnına kurşun sıkıyorlarsa beş el, dört el; İttihad-ı İslam’ın olmamasındandır. İttihad-ı İslam’ın olmaması nedir? Siz gidiyorsunuz orada, burada nargile kaynatıyorsunuz, göbeğinizi yayıp oturuyorsunuz. Ondan sonra da, “şu yargılansın, bu yargılansın” diye internet köşelerinden dedikodu yapıyorsunuz. Öyle olmaz. Allah’ın Katı’nda asıl siz yargılanacaksınız. İttihad-ı İslam’ı istemediğiniz için, Türk-İslam Birliği’ni istemediğiniz için, Mehdiyet’i istemediğiniz için siz yargılanacaksınız ahirette. Asıl bunu düşünün, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, inşaAllah.
Hz. İsa (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne ineceğine dair hadis-i şerif, Kütüb-ü Sitte’de; “Hz. İsa (a.s) İncil’de bu ümmetin övgü dolu sıfatlarını gördüğünde, onlardan eylemesi için Allah’a dua etmiş, Allah da onun duasını kabul etmiştir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir hadiste daha aynı mahiyette, “Hz. İsa (a.s) onun ümmetinden olmak için yalvardı, dua etti ve duası kabul edildi” diye geçiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Irak-Erbil’den bir mimar kardeşimiz bizlere sevgilerini, saygılarını belirtmiş. Programlarımızı çok beğendiğini söylüyor. “Sürekli takip ediyorum. Diğer kanallardaki haberlerden pek zevk almıyorum. Dolu dolu programlarınız, çok faydalı oluyor. Tek bir lüzumsuz konu yok, tek gereksiz bir konu yok. Allah razı olsun sizlerden” diyor. Sizlerden de Allah razı olsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Avustralya’da planlanan ilk İslami müze, Thornbury’de inşa edilecekmiş. Onunla ilgili bir haber çıkmış. Müslümanların Avustralya ve çevresindeki zengin sanatsal mirasının ve tarihe katkılarının sergilenmesi amaçlanıyormuş. Melbourne Müslümanları ve iki Müslüman iş adamı bu projenin başındaymış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Belkıs Güneş, o minik yavruya Allah şifa versin, inşaAllah. Neşeli, sevinçli olarak size dönsün, inşaAllah. Allah, o güzel varlığı Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin. Siz onu Allah’a adayın; “Ya Rabbi! Bu çocuğumuzu Hz. Meryem (a.s) gibi sana adıyoruz” dersiniz, Allah da şifa verir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s)’ın insanlara güzel simalı biri olarak geleceğine dair Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlar; “O (Hz. Mehdi (a.s)) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira o (Hz. Mehdi (a.s)) halka güzel simalı biri olarak gelecektir” buyurmuşlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yakışıklı olacak Hz. Mehdi (a.s), halkın sevdiği bir insan olacak, inşaAllah. Ama halk içinde gezindiği halde, halk onu görecek, tanıyamayacak ama o halkı tanıyacak. “Hz. Yusuf (a.s) gibidir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Kardeşleri de Hz. Yusuf (a.s)’ı tanıyamadılar. Halk da Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyamayacak. Gördükleri halde, gözlerinin içine baktıkları halde tanıyamayacaklar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ALTUĞ BERKER:Şili’nin güneyinde yanardağ geçtiğimiz hafta faaliyete geçmişti. Gökyüzünde dağılan kül bulutları, elektrik yüklü yağmur bulutlarıyla buluştuğunda biraz ürkütücü bir tablo çıktığını söylemişler haberciler. Volkanın yakınında yaşayan 3 bin 500 kişinin de tahliye edildiği belirtilmiş. Yaklaşık 230 sarsıntının kaydedildiği bildiriliyor.
ADNAN OKTAR:Hayret! Orada meydana gelen elektrik çok acayip güçlü.
Senin dabbet’ül arz’dan sürekli bilgi akıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, sizden öğrendiğim bilgileri aktarıyorum, inşaAllah. Denizyıldızı, hem resimlerini göstereceğim, hem bilgi vereceğim, inşaAllah. Bir disk şeklinde gövdesine tutturulmuş beş tane kola sahip denizyıldızı. Bu kollar sayesinde denizin tabanında rahat bir şekilde hareket edebiliyor. Bu organlar, hayvana hareket sağlama dışında, mükemmel bir görme organı olarak da hizmet ediyor. Yıldızının kollarında bulunan çok sayıda lens, dört bir yanda olup biten her şeyi görmesini sağlıyor. Amerika’da bulunan laboratuvar araştırmacıları, yeni iletişim ve görüntüleme cihazları geliştirmek için denizyıldızının vücuduna yayılmış lens sistemini inceliyorlar şu an.
ADNAN OKTAR:Vay kerata vay, şu tekniğe bak sen. Allah ne güzel yaratmış onu.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, kısa videosu da var Hocam, inşaAllah, uygun görürseniz.
-Video- Deniz yıldızı
ADNAN OKTAR:Şahane her yeri görebilmesi.
ALTUĞ BERKER:Hızlı çekimli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her birinde bir harika oluyor fakat çok az biliniyor. Mesela şimdi anlattığın o lens sistemini daha detaylı incelesek nefesimiz kesilecek. O lenslerin yapısına bakacağız. Onların sinir ağı, sinirlerin onu iletişim tekniği, daha da ilerlersek minerallerin etki safhası ortaya çıkıyor. Hayretler içerisinde kalacağımız bir sistemle karşılaşırız ama şu an söyleyip geçtik. “Lensler var, her yeri görüyor” dedik. Halbuki bir incelense milyonlarca, milyarlarca detay çıkacak, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Maşaallah. Almanya’dan bir haber okuyacağım Hocam, inşaAllah; Sayın Başbakan ile ilgili. Resmini de göstereyim, inşaAllah. Alman Die Welt Gazetesi, Sayın Erdoğan’ın seçimden sonra yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, Sayın Erdoğan’ın, seçim sonunda sadece Türkiye’nin değil, bölgenin, Avrupa’nın ve Asya’nın da seçimleri kazandığını söylediğini, AK Parti’nin dış politikada Arap baharını destekleyerek bir Osmanlı Rönesansı yapabileceğini yazmış Alman Gazetesi.
ADNAN OKTAR:‘Arap baharını destekleyip Osmanlı Rönesansı’; bak, Mehdiyet’i nasıl dolandırarak anlatıyorlar, görüyor musun? Arap baharı; halbuki Bediüzzaman’ın bahar dediği bu işte. “Biz kışta geldik, siz cennet-i ashab-ı baharda geleceksiniz” diyor. Arap baharı değil, İslam baharı var. Arap baharı olarak, Türk baharı, Arnavut baharı, Kürt baharı, bilmem ne, baharla açıklanacak gibi değil. O anlamda baharla açıklanacak gibi değil. İslam’ın baharı var ve oradaki Osmanlı modelinden kastı da Mehdiyet’tir.
ALTUĞ BERKER:Mısırlı alim İttihad-ı İslam çağrısı yapmış Hocam. Mısır’ın önde gelen alimlerinden Cemalettin Kutub, tüm dünya Müslümanlarına çağrıda bulunarak, ortak bir İslami cephe kurulması gerektiğini belirtmiş. Kuran’daki vahdet, birlik ayetine atıfta bulunarak, Müslümanlar arasındaki birlik ve dayanışmanın önemine dikkat çekmiş. Ve Müslümanların kendilerini her alanda güçlendirmeleri gerektiğini ve yan yana gelip İslam Birliği’nin oluşturulmasının önemini ifade etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu olmuş, maşaAllah. Hele şükür. MaşaAllah. Yavaş yavaş Hocaefendilerden birer, ikişer ses çıkmaya başladı. Halbuki on binlerce hocanın gürül gürül bunu söylemesi lazım. Ikına, sıkıla, takıla bunu söylemenin alemi ne? Bir kişi söylüyor, hayretler içinde gazetelerde manşet oluyor. “Alim Hocaefendi İttihad-ı İslam’ı istedi, duydunuz mu?” diyor, bütün Müslümanların görevi bu zaten. Neyi bekliyorsunuz ve ne mahsuru var? Kime ne acı getirecek, kime ne rahatsızlık verecek? Herkesi mutlu edecek, herkesi sevindirecek bir sistem, herkesin kurtuluşuna vesile olacak bir sistem.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam “Günaydınlar Hocam. Yayın hayatınıza geçtiğinizden beri sizi devamlı takip ediyorum. Daha önce de internet sayfalarınızı takip ediyordum. Sizlere çok teşekkür ederim, böyle nimetlerden, faydalı bilgilerden bizleri de haberdar ettiğiniz ve bilinçlendirdiğiniz için. Saygı ve sevgilerimle, Allah yar ve yardımcınız olsun. Yücel Yıldırım”
“Sayın Adnan Hocam, iyi günler. Ben Azerbaycan’ın Ağdaş şehrinden yazıyorum. Geçenlerde bir hadis okudum. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; ‘Peygamberler baba bir, ana ayrı kardeşlerdir. Dinleri de birdir. Meryem oğlu Hz. İsa (a.s) da benim kardeşimdir ve aramızda başka Peygamber yoktur. O tekrar yeryüzüne gelecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Orta boylu, kırmızı-beyaz bir zattır. Üzerinde Mısır kumaşından iki parçalı elbise vardır. Su isabet etmediği halde başında damlalar görünür. Geldiğinde putu kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır ve milletleri İslam’a davet eder. İslam’dan başka din kalmaz. Aslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber dolaşıp, otlarlar. Ve çocuklar yılanlarla oynar ve hiç biri de diğerine zarar vermezler. O (Hz. İsa (a.s)) kırk sene yaşayacak ve ölecektir. Cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.”
Derya isimli kardeşimiz de; “Canım Hocam, yayınlarınız gündüz olduğundan beri sizi takip etmekte zorlanıyoruz. Bu akşam, tekrar canlı programınız olacak mı, inşaAllah?”
ADNAN OKTAR:Allah Allah, cansız olduğunda pek istemiyorlar, canlı istiyorlar. Bunun sebebi ne olabilir Cansu Hocam?
SUNUCU: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, daha çok sizi görmek istiyor olabilirler, bilemiyorum.
ADNAN OKTAR:Psikolojik bir etkisi oluyor olabilir. Çünkü hakikaten hazır çekilmiş eski program seyredildiğinde, program çok ilginç de olsa izlemede o kadar şevkli olmuyorlar. Ama canlı program olduğunda ilginç bilgiler olabileceği için onu çok dikkatli izliyorlar.
Güneri Civaoğlu, maşaAllah, kaç yaşında bu mübarek? Çocukluğumdan beri ben bunu görürüm, Güneri Civaoğlu’nu.
ALTUĞ BERKER:Öğreneyim Hocam, inşaAllah.
Doğan Grubu yazarlarının bazıları üstü kapalı ve açık olarak Kürt sorununun Güneydoğu’da ayrı özerk bir bölge kurulmasından başka bir çözümü olmadığını vurgulayan yazılar yazıyorlar. Birkaç gün önce de Güneri Civaoğlu, BDP’nin demokratik özerklik statüsünden daha azını kabul etmeyeceğini belirterek Arap ilkbaharından esinlenmiş olabileceğini, Türkiye’nin Arap ülkeleriyle aynı paralelde olmamakla birlikte zamanın ruhuna da doğru teşhis koymak gerektiğini belirtmiş. Fatih Çekirge ise; ‘demokratik özerklik Türkiye’den onay aldı’ başlıklı yazısında, BDP’nin milletvekili sayının 20’den 36’ya yükseldiğini ve bunun da BDP’nin tek sloganı olan ‘demokratik özerklik’ konusunda bölgeden onay aldığı anlamına geldiğini belirtmiş. Dolayısıyla yeni Anayasa hazırlığı sırasında bu talebin sesinin güçleneceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Onayı gördüler işte, halkın yüzde 50’sinden çoğu ne istediğini gösterdi. Türkiye bir bütündür. Farz edelim, bazı iller oluyor, orada MHP’nin oyu çok oluyor veyahut AK Parti’nin oyu ezici şekilde oluyor. Bütün Türkiye AK Parti’yi istiyor anlamına mı geliyor o? Yok. BDP’nin oyunun da orada çok olması namluların gölgesinden kaynaklanıyor. PKK namluyu çeksin, bak bakalım ne oluyor? Bir daha bir oylama yapın, bak bakalım ne oluyor? BDP’nin oyu neredeyse sıfıra gider, sıfır virgül sıfır olur, öyle bir şey olmaz. Bütün mesele namlunun oradan çekilmesinde, halk can kaygısıyla oy veriyor. Halk tedirgin orada, bunu anlamazdan geliyorlar.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. Siz birçok defa açıkladınız; dinden, Allah’tan uzak yaşandığında, tevekküllü olunmadığında, Allah’ın yarattığı kadere teslim olunmadığında insanın hem beden, hem ruh sağlığının bozulacağını, mutsuz ve sıkıntı içinde olacağını anlattınız. Dünya Psikiyatri Birliği de dünya üzerinde ruh sağlığı problemi yaşayan 500 milyon, yani yarım milyar insan bulunduğunu açıklamış. Haberi de var.
ADNAN OKTAR: Ruh sağlığı bozuk… ne yarım milyarı, en az yüzde 90’dır. En az yüzde 90’dır. Hastaneye gitmiyorlar. Psikiyatrist tedavisi görmedikleri için kayda geçmiyorlar ondan, yoksa insanların büyük bir bölümü ruh hastası. Bu açık, dünyaya baktığımızda bu görülüyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. 72 yaşındaymış Güneri Civaoğlu.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Güneri Dede ne diyor dedin sen? Bir daha anlat bakayım.
ALTUĞ BERKER:BDP’nin demokratik özerklik statüsünden daha az bir teklifi kabul etmeyeceğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:BDP’nin istemesi niye o kadar önemli ki? İsteyebilir. TKP geliyor, o da bir şeyler istiyor; başka örgütler, partiler, hepsi bir şey istiyor. İstiyor olması onun dediğinin olmasını gerektirmez. Güneydoğu’daki halk bizim milletimiz, bütünümüz. Tehdit altında olduğu için böyle bir netice çıkıyor. Tehdit kaldırıldığında değişeceği aşikardır. Dindar halk, bir kısmı küstürülmüştür, bir kısmı iddia edilen Ergenekon terör örgütünün şiddetine, baskısına maruz kalmıştır. Onlarda bir reaksiyon meydana gelmiştir, reaksiyonlarını bazen böyle de ifade edebiliyorlar. Dolayısıyla oradaki kardeşlerimizi kucakladığımızda, daha şiddetli şefkat gösterildiğinde hiçbir sorun kalmaz.
ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut birkaç gün önce, Ahmet Hakan ve bazı Doğan Grubu yazarlarının ideallerinin, ruhlarının olmadığı, sadece paraya değer verdiklerini, her şeyi menfaatlerine göre şekillendirdikleri yönünde bir yazı yazmıştı. Ahmet Hakan da bu yazıyı kendi köşesine taşıyarak Yiğit Bulut’a cevaben bir yazı yazmış. Yiğit Bulut’un daha önce ulusalcı olduğunu, sonradan iddia edilen Ergenekon davası ortaya çıkınca panikleyerek hükümete yanaştığını, yanaştığı kişileri bile utandırdığını ve Türkçeye jölelemek diye bir tabir kazandırdığını söylemiş. “Bu adamın ruhu varsa, benim de ruhum olmasın varsın” demiş Ahmet Hakan.
ADNAN OKTAR:Çok kötü bir açıklama yapmış. Kabiliyet yönünden çok zayıf, çok çok kötü bir açıklama. Bir kere ulusalcı da hakkı hakikati gördü de vazgeçtiyse ne kadar güzel, ne kadar mükemmel. Bir de o da onun hüsn-ü kuruntusu ayrıca. Yani bayağı dürüst, çok kaliteli ve çok efendi bir insan. Bak, bula bula kafayı jöleye takmış; bulabildiği kusur bu, jöle. Jölede ne var? Birçok insan kullanır jöleyi. Nezih görünmek için, bakımlı, düzgün görünmek için jöle kullanabilir. Milyonlarca satılıyor bakkallarda, dükkanlarda, her yerde satılıyor jöle, çok fazla da tüketiliyor. Türkiye’nin büyük bir bölümü kullanıyor jöleyi. Ne var onda, bu kadar onu konu edecek ne var? Kusur olarak bulduğu jöleyse, zaten Ahmet Hakan gitti demektir. Onda bir şey kalmamış demektir, boş açıklaması. Bu insanda bulabildiği kusur oysa, o da kusur değil zaten. O bakımlı olduğunu gösteriyor. Bakımlıysa, hoşuna da gidiyorsa, jöle de kullanabilir, kolalı gömlek de giyer adam, değil mi? İş mi yani şu? Briyantin de sürebilir saçına, değil mi? Dolayısıyla üslubu samimi değil, eksik ve acz içinde, yanlış. Yiğit Bulut, bayağı dürüst, efendi, kaliteli bir delikanlı. Vatanını, milletini seviyor; İslam aleminin güçlü olmasını istiyor, Türklük aleminin güçlü olmasını istiyor. Türk-İslam Birliği’ni alenen ve açıkça, çok güzel bir şekilde savunuyor. Dolayısıyla Ahmet Hakan orada, “laf olsun, torba dolsun” tarzında bir şeyler konuşmuş, o da olmamış.
ALTUĞ BERKER:Hocam, ‘Kuran tercümanı’ olarak bilinen Sahabe Abdullah bin Abbas (r.a) hakkında bilgi veriyorum, inşaAllah. Hz. Abdullah (r.a), Hz. Muhammed (s.a.v)’in amcası Abbas’ın oğludur. Babası Hz. Abbas, Hz. Abdullah (r.a.) doğar doğmaz onu Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e götürmüş; Resulullah (s.a.v) de onu kucağına alarak, “Allah’ım onu dinde fakih (fıkıh bilgini) kıl, Kitap’ın açıklamasını ona öğret” diye dua etmiştir. İslam’ın yayıldığı ve hakim olduğu Medine’de büyüyen Hz. Abdullah (r.a) tam bir İslami terbiye ve bilgi almıştı. Abdest almayı ve namaz kılmayı bizzat Peygamberimiz (s.a.v)’den öğrenmişti. Hz. Abdullah (r.a) sürekli olarak Resulullah (s.a.v)’in yanında bulunmuştur. Hz. Abdullah (r.a) birinci halife Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın ve ondan sonra da Hz. Ömer (r.a)’ın sohbetlerinde bulunmuş ve birçok sahabeden ders ve bilgi almıştı. Üçüncü halife Hz. Osman (r.a)’ın şahsına çok bağlı olup, onun zamanında devlet kademelerinde görev almış, Hz. Ali (r.a)’ın hilafeti sırasında da aynı şekilde devlet kademelerinin önemli mevkilerinde bulunmuştu. Abdullah İbn-i Abbas (r.a), İslam tarihinde siyasi faaliyetlerinden çok, ilmi ve sağlam şahsiyetiyle tanınır. Asr-ı Saadet’te yaşının küçük olmasından dolayı Resulullah (s.a.v)’in evine ve özellikle teyzesi olan Hz. Meymune’nin hücresine rahatça girip, çıkar, diğer ashabın bilmediği ve ilk anında öğrenemediği konuları öğrenirdi. Bunun için onun naklettiği hadis, tefsir ve fıkıh ilmine vakıf olmasıyla tanınır. Kuran, tefsir, fıkhın yanı sıra, Arap edebiyatı sahasında geniş bir bilgiye sahipti. Çok küçük yaşlarda dahi yaşlı sahabelerin bulunduğu ortamlarda sözü dinlenirdi. Herkes ondan çok şey öğrenirdi. Ahmet Bin Hanbel’in naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.v.)’in İbn-i Abbas’ın ilmini övdüğü ifade edilir. Sahabeler arasında ‘Kuran tercümanı’ ismiyle tanınırdı. Çünkü her ayeti çok detaylı bir şekilde tefsir ederdi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, kısa bir ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Tayland’da Müslümanların zor durumda kaldığına dair bilgiler var Hocam.
ADNAN OKTAR:Şahs-ı maneviyle hallolur, sorun kalmaz. Şahs-ı manevi halleder. Her yer zorda kardeşim. Allah’ın hikmeti, bir şey oldu insanlara. Peygamberimiz (s.a.v) bilmiyor muydu? “Şahs-ı manevi sizi kurtaracak” derdi. “Hz. Mehdi (a.s) sizi kurtaracak” diyor, “Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olun” diyor. “Deccalin özelliği de şudur, görünüşü şöyledir. Şöyle icraatlar yapacak. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasından önce şu şu alametler çıkacak ki rahat tanıyasınız” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Anlamakta güçlük çekmeyin” diyor. Ay ve Güneş tutulmaları olacak, şunlar olacak, bunlar olacak hepsini sayıyor. “Görünüşü de şudur, siz de şöyle yapacaksınız” diyor. Adamlar, “yok bizi ilgilendirmez” diyorlar. O zaman niye bağırıyorsun? Niye feryat ediyorsun? Madem Peygamber (s.a.v) seni ilgilendirmiyor, o zaman Allah da seni ilgilendirmiyor oluyor, haşa. O zaman nedir, niye bağırıyorsun? Olmaz öyle.
ALTUĞ BERKER:Patani Müslümanları; 120 milyon nüfusu olan Tayland’da 12 milyon kadar Müslüman var, yönetimin çoğu Budist. Onlarla ilgili hem yabancı basından haberler var, hem de Türkiye basınında “Patani Halifeyi Bekliyor” diye. Özellikle Patani Müslümanlarının Avrupa temsilcisi Kasturi Mahkuta’nın ifadeleri var. Patanililerin şu an bile kendilerini manevi olarak Osmanlı hilafetine bağlı hissettiklerini söylemiş. “Osmanlı hilafeti yıkılınca başta Patanililer olmak üzere tüm Müslümanlar başsız ve sahipsiz kaldı. Patanililer Osmanlı hilafetini büyük özlemle anarak, halifenin geri döneceği günleri bekliyorlar” diyor. Özellikle II. Abdülhamid Han Patani’ye büyük önem vermiş, onu söylüyor. “Bizim halkımız bir Peygamber (s.a.v)’i çok severler, bir de Abdülhamid Han’ı” şeklinde açıklamalarda bulunmuş. Oradaki zulümle ilgili resimler var.
ADNAN OKTAR:Bak, her yer insan cesedi dolu. Bunlara da işkence yapıyorlar anladığım kadarıyla. Burada yine şeytani bir üslup var. Kimi diyor ki; “şahs-ı maneviyi bekliyoruz,” kimi “ruhtur” diyor. Bunlar da diyor ki; “Osmanlı halifesinin gelmesini bekliyoruz” diyor. Osmanlı yıkılalı yıllar olmuş, Osmanlı halifesi kalmış mı? Peygamberimiz (s.a.v), “Osmanlı halifesi gelecek” mi diyor? Ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor. “Bizi ilgilendirmiyor o” diyor. O zaman bela devam eder. Sen, Peygamber (s.a.v)’in sözünü kaale almıyorsun, kendi kafana göre “Osmanlı halifesi bekliyorum” diyorsun. Olmayacağı belli. Osmanlı halifesi diye bir şey var mı? Dilin varmıyor mu bunu söylemeye? Söylesene, “Cenab-ı Allah bir baş göndersin” de hiç olmazsa, “lider göndersin” de, Hz. Mehdi (a.s) demeye dilin varmıyorsa. Dilin mi çürüdü? “Müslümanların başına Cenab-ı Allah bir lider göndersin” de. ‘Mehdi’ kelimesi tüylerini diken diken ediyor adeta. Allah’ın ‘Hadi’ isminin tecellisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) övmüş, Allah vahiyle bildiriyor, yani Cebrail kanalıyla bildiriyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor. Yüzlerce, binlerce hadis var, çok kapsamlı anlatılan bir konu. Her konuyu konuşuyorlar, dönüyorlar, dolaşıyorlar Hz. Mehdi (a.s)’a konu geldi mi ağızlarına almak istemiyor. Alimi, hocası, bilmem neyi, bir çok kişi şiddetle kaçınıyorlar. Adam ortaya çıkıyor, “halifeyi bekliyoruz” diyor, olmayacak bir şey. Şii kardeşlerimiz görülmeyen Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar, gelmeyeceği belli onun. Görülmeyen Hz. Mehdi (a.s) olur mu? Gelmeyeceği belli. Öbürü de diyor ki; “şahs-ı maneviyi bekliyoruz”. Şahs-ı manevi gelmez sana, şahs-ı manevi hiçbir şey yapmaz. Şahs-ı manevi Müslümanlığı paramparça ediyor, başka bir şey yaptığı yok. Öbürü de diyor ki; “Osmanlı halifesini bekliyoruz” diyor. Osmanlı halifesi nasıl gelsin? Olacak iş mi o? Osmanlı zaten yıkılmış, halifelik kalmış mı? Kimi, “benim bedenime girdi” diyor, kimi “pencereden girdi, namaz kıldı Hz. İsa (a.s), sonra gitti, kayboldu” diyor. Bir kısmı “gömdük” diyor. Allah bir şey meydana getirmiş bu insanlarda, bir şey olmuş bunlara, bir gariplik var. Dürüst, samimi konuşamıyor musunuz? Açıkça, samimi, candan konuşsanıza. Açın hadis kitaplarını, açın Risale-i Nur’u nettir, çok açıktır. Demagoji yapmaya ne gerek var?
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı, seçim sonrasında Başbakan’ın terörist başı Öcalan başta olmak üzere Kürt sorunuyla ilgili sert söylemlerini yavaşça terk etmesi gerektiğini, aksi takdirde terörün 1990’daki ilk yarıdaki duruma dönebileceğini, nitekim PKK’nın yayın organlarını izlerken de bu hisse kapıldığını söylemiş. CHP’nin özerklik konusundaki olumlu yaklaşımına da gönderme yaparak, CHP’nin Kürt meselesinin çözümündeki yeni söyleminde son derece olumlu ve önemli bir çıkış yaptığını, bu nedenle bu sorunun çözümünde AK Parti’nin CHP ile bir işbirliği yapması gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bir Hanım kardeşimiz diyor ki; “Hocam, tekrar yazıyorum, tekrar söylüyorum, canımsınız canım, inşaAllah. Saygılar. Selam ve dua ile, muhabbet ile ellerinizden öpüyorum, inşaAllah. Not: Güzel Hocam, canım Hocam, bunu da yazmadan edemeyeceğim, inşaAllah. Siz ne zaman benim yazımı okusanız, kameraman kardeşimiz oradaki hanımları gösteriyor. Ben, siz yazımı okurken yüzünüzdeki ifadeyi görmek istiyorum. Aslınızı göremiyorum, en azından yazımı okurken göreyim güzel yüzünüzü, inşaAllah. Hocam, lütfen yazılarımı okurken rica ediyorum” diyor. Bayağı tatlı, çok şeker bir varlık, maşaAllah.
“Nurlu, canım, bir tanecik Hocam” diye başlamış. MaşaAllah, çok güzel sevgisi, elhamdülillah, maşaAllah. Allah cennette de kardeş etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam; ‘Dinsizliğin Kabusu’. Bu kitabınızda, Allah’ın insanlara indirdiği Kuran’da tarif edilen güzel ahlak modeli yaşandığı takdirde dinsizliğin kabusunun yani kötülüklerin, karamsarlıkların, toplumsal huzursuzlukların ne şekilde engelleneceğini, olumsuzlukların nasıl ortadan kalkacağını, ideal ortama nasıl kavuşulacağını; insanların maddi, manevi ne gibi kazançlar sağlayacaklarını ve tüm bu olumsuzluklardan kurtulabilmek için de Kuran ahlakının tek alternatif çözüm olduğunu anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. MaşaAllah, ne kadar çok kitabım var.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir göreyim kaç tane kitabım var.
-VTR- Harun Yahya Kitapları
ADNAN OKTAR:Daha da 20 tane kitabım hazırlanıyor Berker’im, baskıya hazırlanıyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu kitapları sizin yazdığınızı söylüyorlar, ne diyorsun? Çünkü en iyi bilenleri biz ekrana çıkarıyoruz.
MaşaAllah, maşaAllah, kardeşim bu nedir? Bütün Avrupa seyrediyor bizi, maşaAllah. Avusturya, Danimarka, Norveç, Hollanda, Almanya, maşaAllah. İran’dan, Azerbaycan’dan, maşaAllah.
Azerbaycan’dan; “Selam Canım Hocam. Sizi Allah için çok seviyorum. Sizinle gurur duyuyorum, Allah’a hamdolsun. Gülnare.” MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Geçen yılki kazada Meksika Körfezi’ne petrolle birlikte yayılan metan gazının çok büyük bir bölümü bakterilerce ortadan kaldırılmış Hocam. Yurtdışında haber vardı onunla ilgili. California Üniversitesi’nden araştırmacılar British Petrol şirketinin yol açtığı Nisan 2010 tarihindeki kaza sonucunda Meksika Körfezi’ne yayılan petrolle birlikte yaklaşık 200 bin ton metan gazının ortaya çıktığını, bölgedeki bakterilerin ise sudaki bu metanı, yükselip atmosfere karışmadan önce vücutlarına aldıklarını açıkladılar. Bu işlem sırasında sudaki yaklaşık bir milyon ton çözünmüş oksijen yok olmasına karşın, bölgenin büyüklüğü sayesinde tolerans seviyesi yükselerek oksijene ihtiyaç duyan canlılara zarar vermemiş ve metan gazının neredeyse tamamına yakını bakteriler tarafından ortadan kaldırılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, neler duyuyoruz, maşaAllah. Afiyet olsun bakterilere, helal olsun. Onlara daha çok ziyafetler çekilecek demektir, inşaAllah.
Alper; “Merhaba, ben 16 yaşındayım. İslam Birliği için benim yapabileceğim bir şey var mı? İslam Birliği için gençlere ne görevler düşüyor? Hocamızdan duymak istiyoruz” diyor. Sevimli Alper, bilgini artıracaksın, kültürlü olacaksın. Sevgi dolu ol. Müslümanlara şefkat, Hıristiyan ve Musevilere karşı da şefkat, değil mi? Hepsini sevgiyle İslam’a, Kuran’a davet etmek gerekiyor, inşaAllah. Ama çok kültürlü, bilgili olmak gerekiyor. Olgun olmak gerekiyor, sabırlı olmak gerekiyor. Sevecen ve iyi niyetli olunduğunda, Allah’a tam teslim olunduğunda, kalp Allah’a bağlandığında çok güzel olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Papağan resimleri göstereceğim Hocam, inşaAllah. MaşaAllah, renkleri çok güzel, konuşuyorlar. ‘Konuşan Kuşlar Mucizesi’ isimli eseriniz var. Oradan kardeşlerimiz bakabilirler. Çok güzel kitap, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu uydunun kapsama alanı bayağı geniş demek ki, maşaAllah. Baksana, Almanya’dan, yine Norveç’ten kardeşlerimiz, maşaAllah.
Almanya’dan Osman, 2000 yılından beri bizleri takip ediyormuş. “Sizi çok seviyorum” diyor. Allah hepimize güzellik, bereket, bolluk versin. O sevimliye de Allah şifa versin; sağlık, güzellik nasip etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını müjdeleyen hadislerden okuyorum Hocam. Buhari’de şöyle geçiyor, hadis-i şerifte; “Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır.”
Tirmizi ve Müslim’de; “Haberiniz olsun, Allah arzı fethetmenizi müyesser kılacak (kolaylaştıracak).” MaşaAllah.
Ebu Said’de; “Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi oraya varis kılacak.” Ve daha birçok hadis-i şerif var, Allah’ın izniyle, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağına dair, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Adamları ilgilendirmiyor baksana. Daha hala, “Osmanlı halifesi bekliyoruz,” “şahs-ı manevi bekliyoruz,” “görünmez bir ruh bekliyoruz” diyorlar. Bir türlü Peygamberimiz (s.a.v)’in beklediği Hz. Mehdi (a.s)’ı ağızlarına almak istemiyorlar. Ondan sonra da feryat, figan ediyorlar; “Müslümanlar nerede?” diye. Sen Allah’ın dediğini yapıyor musun? Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine uyuyor musun? Peygamber (s.a.v)’in sana bildirdiği bilgiye uyuyor musun? Uymuyorsun. Allah, kurtuluşun yolunu sana göstermiş, sen muhatap dahi olmuyorsun. Kendi kafandan, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bir söze uyulacak, Peygamberimiz (s.a.v)’in bildirdiği söze uyacaklar. Onun dışında olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Küçük bir kuzu gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet, bakayım. Ben burada olsa yerim bunu, acayip şeker bir şey; ne şeker şey, insan bir kucağına alsa, biraz sevse, acayip tatlı bir şey.
ALTUĞ BERKER:Sizinkiler şapkalarıyla dolaşıyorlardı.
ADNAN OKTAR:Kafalarına güneş geçmemesi için, şapkasız gezmezler. Tedbirli hareket ediyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, o kadar ince düşüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Keyifleri bayağı yerinde, inşaAllah, maşaAllah.
A9’un tanıtımı konusu çok önemli. Kardeşlerimiz o konuda çok yoğun gayret etsinler. Hakikaten A9’un izlenme oranının çok arttığını tespit ettik. O bayağı güzel, maşaAllah ama uçsuz bucaksız olması lazım, yani çok çok fazla olması lazım. Çünkü diğer bazı kanallar var Avrupa’da, Amerika’da; 100 milyon kişi, 200 milyon kişi, 300 milyon kişi izliyor. Biz en fazla 35- 40 milyon kişiye hitap ediyoruz şu ana kadar. En az 400 milyon kişiye hitap edeceğimiz gibi olması lazım, en az. 35- 40 milyon çok az. Dünya 7 milyar, ona göre hesap etsinler, inşaAllah. Gece gündüz gayret, inşaAllah. Özellikle tanıtım için uydu antenle ilgilenen kişilere de hatırlatma yaparlarsa, onların da bir hayli faydası olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum. Evrimcilerinİtiraflari.comDarwinistler evrim teorisinin geçersizliğini ve evrime ait hiçbir bilimsel delil olmadığını aslında kendi sözlerinde açıkça itiraf ediyorlar. Charles Darwin, 1859 yılında çıkardığı ‘Türlerin Kökeni’ isimli kitabında, türler arasında ara geçiş formu olmadığını çok açık olarak söylemiş. Şöyle diyor; “Eğer gerçekten türler, öbür türlerden yavaş yavaş değişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz. Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?” Darwin’in kendisi aslında kendi itiraflarıyla evrim teorisini çürütüyor. Hazırlattığınız, Evrimcilerinitiraflari.comisimli sitede de Darwin gibi daha birçok evrimcinin, teorinin geçersizliğini itiraf ettikleri sözleri yer alıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Darwin, başına gelecekleri hiç tahmin etmemiştir. Dünya hükümetleri de öyle, dünya devletleri de öyle. Darwinizmin boş ovada at koşturur gibi gideceğini zannediyorlardı. Tepelerine tuğla gibi düştük, küt diye. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Boş arazide at koşturuyorlardı, “ne oluyor?” deyince, yere düştüler. Bundan sonra Darwinizm diye bir konu yok. Gazetelerde artık duyuyor musunuz uydurma haberler?
ALTUĞ BERKER:Hocam, hemen cevabını verdiğinizden artık sustular.
ADNAN OKTAR:Acayip yıldılar, acayip. Uydurma bilimsel dergileri vardı, onları da çıkartamıyorlar. İnanmıyor adam, nasıl çıkartsın? Sabırla törpüledik bunları, yonttuk ve düzeldiler, inşaAllah. Daha da devam edeceğiz, iyi olacaklar, inşaAllah.
Çok güzel bir zemin meydana getirdik. Allah vesile etti, elhamdülillah. Bunun üzerine artık sular, seller gibi, Allah’ın izniyle. Bundan sonra hep güzellik, iyilik olacaktır, inşaAllah. Türkiye’de de bir bereket, huzur dönemine gireceğiz, bunu da göreceksiniz. Her şey daha iyiye gidecek ama yapıcı ve olumlu bakmak lazım, hayır gözüyle bakmak lazım; dua ederek hareket etmek lazım. Allah’ı çok sevmek, Allah’ın Peygamberini sevmek, diğer Peygamberleri sevmek çok önemli. Güzel ahlaklı, sabırlı ve kararlı olmak; bu, devam ederlerse, kısa sürede çok güzel şeyler görecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Sevimli canlılar, iman hakikati olarak gösteriyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Sabah Sohbetleri’ programımızın sonuna geldik. Saat 17:00’da, ‘Ahir zaman ve Yaratılış Delilleri’ adlı programımıza devam edeceğiz, inşaAllah. Hayırlı günler.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...