SUNUCU:“Adnan Oktar’la Sabah Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Hocam bildiğiniz gibi her yıl Haziran ayının 3. Pazar günü Babalar Günü olarak kutlanıyor. Bugün de Babalar Günü, bu nedenle bütün babaların Babalar Günü’nü kutlamak istiyorum, inşaAllah. Siz sık sık güzel ahlaklı, muhterem anne ve babaların el üstünde tutulması gerektiğini, özellikle yaşlandıklarında anne ve babayı yük olarak görüp, onlara sahip çıkmamanın ya da bir an önce ölmelerini beklemenin Müslüman ahlakına uygun olmayacağını anlatıyorsunuz. Evde yaşlı dedelerin, anneannelerin, babaannelerin olmasının büyük bir nimet ve güzellik olacağını, özellikle yaşlandıklarında ve ihtiyaç içinde olduklarında yaşlı aile üyelerine sahip çıkmanın önemi üzerinde duruyorsunuz, inşaAllah. Ancak, günümüzde yaşlı oldukları için ailelerine bakmak istemeyen ve onlarla ilgilenmeyen çok fazla insan var. Bugün de Babalar Günü nedeniyle CNN Türk haber ekibi huzur evlerini dolaşmış. Birçok yaşlı insan çocuklarını yıllardır görmediğini, kendilerini ziyarete gelmediklerini, huzurevi olmasa ne yapacaklarını bilmeyeceklerini anlatmışlar. Yalnız olduklarını, ancak huzurevindeki diğer yaşlılarla arkadaşlık ettiklerini söylemişler. Birçoğunu da çocukları yalnızca arada bir telefonla arayarak hal hatır soruyormuş, ancak ziyarete hiç gelmiyorlarmış. Bu şekilde, günümüzde yaşlı olduğu için ölmesi beklenen ve bir yerlere terk edilen çok fazla anne ve baba var.
ADNAN OKTAR:Evet, Kuran’da anne ve babanın hükmü açıkça anlatılmıştır. “Onlar, yanınızda yaşlılığa erdiğinde onlara ‘öf’ dahi demeyecekseniz, ancak Allah’a isyan konusunda, Kuran’a ve İslam’a muhalif bir tavrı olduğunda itaat etmeyeceksiniz” diyor Allah. İtaat etmeyeceksin ne demek? Muhataplık yok, Allah’a isyan konusunda teşvik ediyorsa. “Müslümanlar’la görüşmeyeceksin, Kuran okumayacaksın, namaz kılmayacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın” bu yok. Ama kimsenin dinine, inancına karışmıyorsa, zil zurna şarap içse alıp onu omzuna evine getireceksin. Babalık hakkı, annelik hakkı çok önemlidir. Onlara şefkat, sevgi Kuran’da özel ayetlerle belirtilmiştir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Serdar Akinan’ın bugün Akşam Gazetesi’ndeki yazısında; özerklik yanlısı bir yazı yazmış, son zamanlardaki gibi. Yazısında “BDP’nin bazı talepleri olduğunu söyleyerek, bunlardan birincisinin Öcalan’ın Kürt sorununda aktif rol oynaması, ikincisinin de demokratik özerklik planının hayata geçirilmesi” demiş. Ardından da BDP’nin bu seçimlerde büyük bir zafer elde ettiğini, 36 milletvekilinin muazzam bir sayı olduğunu, dolayısıyla bu taleplerin görmezden gelinemeyeceğini belirtmiş. Başbakan Erdoğan’ın halkı yönlendirerek bu talepleri karşılayacak bir zemin oluşturması gerektiğini, böylelikle Türkiye’yi 2023’e süper güç olarak taşıyabileceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Türkiye o zaman süper güç olmaz. Paramparça güç ve zavallı güç olur. Serdar Akinan orada çok sathi düşünmüş. Düşünceleri çok zayıf, çok çok zayıf. Bölünmüş bir Türkiye zavallı bir Türkiye’dir, mahvolmuş bir Türkiye demektir. Vatan, milleti din, iman, bayrak hiçbir şey kalmaz Türkiye bölünürse söyleyeyim, paramparça olur ve burada Türk de barındırmazlar. Tamamen yabancı işgaline uğrar, mahvederler bu milleti. Aklını başına alsın. Doğudaki o milletvekillerinin çok olmasının sebebi, PKK tehditidir. Bir mahallede mesela adam mafya babası oluyor, “ben muhtar olacağım, sıkıysa aksine bir oy verin” diyor, mahallenin tamamı adama oy veriyor. Bu, adamın çok sevildiğini mi gösterir? Yok. PKK ne diyor? “BDP’ye oy vereceksiniz”. Korku belasına adamlar oylarını veriyorlar, çünkü her mahallede sandık açılıyor. Şimdi sandıktan başka partiye oy çıksa, adam sormaz mı? Gidip bütün mahalleyi tarıyor adamlar. İlgiliyi de bulmuyorlar, “şu yaptı” demiyorlar. Alayına birden saldırıyor, bütün mahalleyi yakarlar. Korku belasına oy veriyorlar, Serdar Akinan da onu yemiş. Vizontele’de var ya, “sen de bunu yedin” diyor. O da onu yemiş. Yanlış, Allah vermesin, o zaman Karadeniz’deki insanlar diyecekler ki “biz de Karadeniz’de ayrı bir bölge olmak istiyoruz.” Antalya diyecek ki “ayrı bir bölge olmak istiyoruz.” Antalya’yı iki bölgeye ayırmak istiyorlar adamlar. Diyecekler ki; “biz Güney Antalya, Kuzey Antalya olarak bölünmek istiyoruz.” Kuzey Antalya’da ikiye bölünecek. Bu, nefreti ve kavgayı getirir, dinsizliği getirir. Çok tehlikeli. Serdar Akinan bu konuyu durup durup böyle kabus görmüş çocuk gibi bunları oturup anlatıyor. Çok yanlış yapıyor. Bir ara “susacağım, bilmiyorum ben” dedi. Sustuğu mustuğu yok. Konuşsun da hayır konuşsun. Hayır konuşmuyor, çok acayip şeyler konuşuyor. Türkiye’yi böldürtmeyiz, defalarca söyledik. O güzel şeyler olacak zannediyor bölününce. Bölününce komünist düşünce gelir. BDP’yi dinler mi PKK? BDP’nin özerkliğini dinler mi? PKK orada komünist devlet kurmak istiyor. Direkt cepheler, öyle bir konu yok. Komünist devlet kurulunca da İran’dan da toprak talepleri var, Suriye’de toprak talepleri var, Irak’ta toprak talepleri var. Oraya dev bir komünist Kürt devleti kuracak. Bununla duracak mı, durmaz? İran’ın da komünist olmasını isteyecektir, Türkiye’nin de komünist olmasını isteyecektir. Türkiye’nin komünist olup, daha da bölünmesini isteyecektir. Adamlar “komünizm daha yeni başlıyor” diyor. “Komünizm yıkıldı” diyoruz biz, “yok öyle şey, komünizm yeni başlıyor, asıl bundan sonra yapacağız” diyorlar. Gözü dönmüş bir Yecüc Mecuc güruhu var. Akıllarını başlarına alsınlar. Serdar Akinan da çok hatalı konuşuyor.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v.) her namazda deccalin fitnesinden Allah’a sığınmayı buyurmuş, inşaAllah. Şöyle buyurmuşlar; “Ey Allah’ım cehennem azabından Sana sığırım, kabir azabından Sana sığınırım, Mesih deccalin fitnesinden Sana sığınırım, hayat ve mematın (yaşamın ve ölümün) fitnesinden Sana sığınırım.”
ADNAN OKTAR:Müslüman beş vakit namazda bu duayı yapıyor. Cübbeli ne diyor? “Eskiden sahabeler beş vakit Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyormuş” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında. Beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı. “Sürekli Hz. Mehdi (a.s.)’dan ve Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediliyordu ve deccalden bahsediliyordu. Bahsedilmemesi deccal alameti, ahir zaman alameti” diyor. Hoş, kendi de bahsetmiyor şu an da. İte, kaka, ısrarla İttihad-ı İslam’ı söyletmiştin sen, haber göndermiştim. O kadar, onun dışında yok.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v.), Müslümanlar’ın birlik olmadıklarında deccalin etkisi altına gireceğini buyurmuş. “O günlerde araları bozuk olan müminler (ahir zamanda) deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar” buyurmuşlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Darwinizm’in ve materyalizmin etkisine girerler. Neşesiz olur, mutsuz olurlar. Kafaları dağılır, korku içinde yaşarlar, güvenmezler birbirlerine. Sevgi askıda kalır, sevgiyi unuturlar. Yapmacıklık hakim olur, sunilik hakim olur. Aşkın taklidini yaparlar, sevginin taklidini yaparlar. Riyakarlık hakim olur, anlamı bu. Androit nedir?
ALTUĞ BERKER:I-phone’un başka bir sistemi, benzer bir sistem.
ADNAN OKTAR:Bu sistemin de kurulmasını istiyor kardeşimiz, Kudret Toplar.
ALTUĞ BERKER:Başka telefonlarda kullanılan sistem o sistem, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah bu nedir böyle her yerden. Allah Allah, ortalık yıkılıyor, maşaAllah. Azerbaycan’dan çok geliyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Esad Coşan Hazretleri ile ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam. Kendisi Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. Şöyle diyor Esad Coşan Hazretleri; “Bu hususta (Mehdiyet konusunda) bizim büyük alimlerimizin, hadis ve fıkıhta hakikaten güzel bilgi sahibi alimlerimizin kitapları vardır. Rivayet edilmiş hadis-i şerifler gösteriyor ki, Mehdi inancı Ehl-i Sünnet'e Şia'dan girmiş değildir. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hadis-i şerifler eskiden beri vardır. Hatta, o hadis-i şeriflerden dolayı Şia'da Mehdi inancı kuvvetlenmiştir. Yani Şia'nın içindeki Mehdi inancı birdenbire çıkmış değil ki... Ondaki inanç da yine, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mevcut olan hadislerinin bir çeşit yorumlanmasından çıkmıştır. Ama ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in soyundan, adı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in adı gibi, babasının adı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in babasının adı gibi olan bir mübarek şahıs (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkıp Müslümanlar’ı birleştirecek ve yeryüzü zulüm ve cevr ile dolmuş iken, o zulmü cevri izale eyleyip adaletle hükmedecek!.. Ehl-i Sünnet'in inancı budur. Ben bazı arkadaşlara şöyle dedim: ‘Mehdi çıkacak!.. Tamam, çıkınca haber alırsak, Allah'ın izniyle hep beraber gideriz, tabi oluruz. Çünkü tâbî olmak emrediliyor. Tâbî oluruz çıktığı belli olunca…’” demiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Rahmetli, mübarek çok değerli bir büyüğümüzdü. Allah gani gani rahmet etsin.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Müslüman’ın Müslüman’a iltifat etmesi, Müslüman’ın gönlünü alması, iyi, güzel, doğru yönlerini vurgulaması önemlidir, sevgi göstermesi önemlidir, iltifat önemlidir, hakikaten doğru olan, üstün yerlerini söylemesi lazım” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, sırf yererek olmaz. Güzel yönleri, güzel bir üslupla anlatmak lazım, sevgi çok önemli. Sevgiye sebep olur iltifat, gönül almak. Güzel yönleri insanlar bilir kendinde ama başkasından duyduğunda daha hoşuna gider, daha pekişir, samimi kanaati gelir, olumlu etkisi olur inşaAllah. Daha iyi olmasına vesile olur.
ALTUĞ BERKER:İncil’de iman edenlerin karşılaştıkları imtihanlardan örnek verebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylüyor, Elçilerin İşleri’nde, 5:12; “Halk onlara büyük bir saygı duyduğu halde dışarıdan hiç kimse onlara katılmayı göze alamıyordu.” Markos, 13: 9; “İnsanlar sizi mahkemelere verecek, dövecekler. Benden ötürü, Allah rızası için, bana uyduğunuzdan ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak böylece onlara tanıklık edeceksiniz. Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, ‘ne söyleyeceğiz’ diye önceden kaygılanmayın o anda size ne vahyolunursa onu söyleyin çünkü konuşan siz değil, Allah olacak.”
ADNAN OKTAR:Tabii, konuşurken her konuşmayı Allah yaratır. Mesela şu anda da konuşuyoruz, Allah yaratıyor. İnsan konuşamaz. İnsan et, kemikten oluşmuş aciz bir varlık. Allah kaderdeki konuşmayı o bedeni vesile ederek meydana getirir, inşaAllah. İnsanda tecelli eder Allah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam, “Derin Düşünmek” isimli. Bu kitabınızın amacı, insanları gereği gibi düşünmeye davet etmek ve gereği gibi düşünmenin yollarını göstermek maşaAllah. Çünkü düşünmeyen insan gerçeklerden tamamen uzak kalacak, yanılgılar ve yanlışlar içinde bir hayat sürecektir. Bunun sonucunda da dünyanın yaratılış amacını ve kendisinin yeryüzünde bulunuş amacını kavrayamayacaktır. Oysa Allah her şeyi bir amaçla yaratmıştır. Bu kitapta hangi konulara dikkat çekiliyor diye baktığımızda ise; iman hakikatleri üzerinde düşünme, ölüm, dünya hayatının geçiciliği, ahiret hayatı gibi hayati konular inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, derin düşünme nadir bulunur insanlarda, çok hayati bir konudur. Hep yüzeysel düşünürler. Mesela Serdar Akinan’a bakıyoruz, yüzeysel düşünüyor. “Yüzde bilmem ne kadar oy aldılar, tamam, iş bitti.” Oradaki şartları düşünüyor musun sen? Hangi ortamda bu oluyor düşünüyor musun? İddia edilen Ergenekon terör örgütünün faaliyetlerinin nasıl bir netice verdiğini gördük. Oradaki vatandaşlarımız, oradaki değerli kardeşlerimizi feci şekilde ezdiler. Bir kere bir reaksiyon meydana getirdiler, bir. İkincisi, tehdit altındalar. Bu şartlar altında, böyle bir netice olabilir, ama PKK tehditi kalktığında bir daha bir oylama yap bakayım, olağanüstü değişir. AK Parti de, mesela oyları birden bire artıyor. Niye artıyor? İddia edilen Ergenekon terör örgütünden halk çekindiği için, rahatsız olduğu için millet. Bir de dine, mukaddesata karşı sevgilerinden. AK Parti onlarda bir oynama yapmış olsa, Allah esirgesin, AK Parti sıfırlanır. Oylar bazı olaylarla, bazı konularla aniden yükselir, aniden düşer. Mesela daha önce de birçok parti acayip oyunu artırmıştı, sonra sıfırlandı. Doğru Yol Partisi doğrudan iktidar olabiliyordu, şimdi 0,0’lı oylar almaya başladı. Konular değişiyor. Onun için BDP, yarın bir gün eriyip gidecek bir partidir. PKK eriyip gidecek bir düşüncedir. Bunlara oturup bel bağlamaya gerek yok. Bunlar, sağlam bir fikir üzerine oturmuş düşünceler değil, zayıf düşüncelerdir, yıkılmış düşüncelerdir. Mesela PKK’nın düşüncesi tamamen ölmüş, ezilmiş bir düşüncedir. Dolayısıyla kimse oturup PKK’dan bir şey beklemesin, BDP’den de bir şey beklemesin. Onlardan hiçbir şey çıkmaz. Ama Türk-İslam Birliği çok sağlam bir düşüncedir, geleceği olan bir düşüncedir, kökeni İslam’a dayalıdır. İmanlı milyonlarca insanın inancı üzerine kurulmuş bir sistem. Bu çok sağlam, ama öbürü; BDP zaten bir fikri yok ortada. PKK’nın ki komünist düşünce, dinsiz, ateist. Bölgedeki kardeşlerimize bakıyoruz son derece dindar, mukaddesatına çok bağlı insanlar. Teknik olarak, sosyoloji tekniği olarak zaten halkın oraya meyletmesi mümkün değil. Teknik yönden, bilimsel yönden inceleyelim mümkün değildir, ama dehşet ve terör olduğunda oy artar. Mesela bir köy, herhangi komünist bir örgütün o köyde bulunduğunu düşünelim. 200 haneli bir köy, 20 tane de komünist var, cinayet işlemişler falan psikopatlar var. Bu 20 komünist evlere gitse; yaşlı amcalar var, yaşlı teyzeler var, kadınlar var, çocuklar var. “Hepiniz şu partiye oy vereceksiniz, komünist partiye oy vereceksiniz” dese, bir isim belirleseler, aksi mümkün mü? Değil. “Evinizi yakarız, hepinizi vururuz” dese adam, verecek. Adam ne diyor? Kızıl Komünist Parti farz edelim, “ezdi geçti köyde.” Şimdi, Serdar Akinan’ın olayı da bu. Tehditle gelen oy, oy değildir. Ona güvenmesi çok yanlış. Baksın, ilmi yönden, sosyolojik yönden bir tabanı var mı? Yok. Tamamen suni bir oy artışı elde edilmiş. Bütün Avrupa basıyor, Danimarka, Norveç, İsveç falan, uğraşa uğraşa bunu elde ettiklerini zannediyorlar, ki bunda da yine hiçbir şey elde edemediler. Güneydoğu halkı son derece mukaddesatına düşkün, dindar, çok sevdiğimiz insanlardan oluşan kardeşlerimizdir bizim, parçalarımızdır. Amcalarımız, dayılarımız, halalarımız hep onlar, biz karışmışız. Yani Türkiye içerisinde erimiş, biz de onların içerisinde erimişiz. Böyle bir şey yok, tamamen suni zorlamayla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefali. Bu balıklar üremek için yılın belli zamanlarında, sürüler hainde akarsulara göç ediyorlarmış. Bu sırada vücutlarındaki aşırı sodalı tuzlu sudan tatlı suya geçebilmek için bir değişim oluyormuş. Van’da her yıl bu göç gösterisi festival şeklinde kutlanmaktaymış ve tüm dünyadan izleyiciler rağbet ediyorlarmış. Onun görüntülerini, balıkların görüntülerini gösteriyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Öyle gayretli ki keratalar şelaleye doğru kudurmuş gibiler böyle, hakikaten de beceriyorlar. Nasıl yapıyorlar, hayret! Şelalenin, akarsuyun içinden geçip, roket gibi dikine gidip oradan devam ediyor adamlar. Muazzam akıyor su. Apayrı biz mucize. İlla gidecek oraya, ne varsa orada. Kafaya taktı mı yapıyor keratalar, maşaAllah. “Selamun Aleyküm çok müberra, çok istisna canım Hocam. Büyük, yüksek sıfatların sahibi olan canım Hocam.” Estağfiğrullah, biz naçiz, Allah’ın bir kuluyuz. “Mahbubu İlahimiz’e şükrediyoruz ki kalbimize derin sevgini koyarak bizi şereflendirdi. Göz bebeğimizsiniz, göğsümüzün şifa vesilesisiniz. Neşe, sevinç, huzur, saadet, hidayet vesilemizsiniz. Canımızsınız canım Hocam.” MaşaAllah, ne güzel bir hitap. Bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah. Allah sevgisini artırsın, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı Allah’ın vahyi olan bütün kutsal kitaplarda müjdelenmekte, inşaAllah. Siz daha evvel anlatmıştınız. Hadis-i şerifte şöyle geçiyor; “Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı Peygamberler’in suhufunda (sayfalarında) (Adem (a.s.)’ın, Şid (a.s.), İdris (a.s.) ve İbrahim (a.s.) peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum; Hz. Hz. Mehdi’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur.” Başka bir hadis-i şerifte; Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Hz. Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir’ şeklinde işaret edilmiştir.” “Hz. Danyal (a.s.)’ın kitabında şöyle yazılır; ‘Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak ve iman ehli onunla kurtarılacaktır.’” Daha önceki hak kitaplarda Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediliyor, inşaAllah, hadis-i şeriflerde geçiyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Tevrat’ta da Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı kötülük besleyenlerin açığa çıkması ve gücünün yetirmesine dair bir bölüm var Mezmurlar’da Hocam, bildiğiniz gibi. Şöyle diyor; “Kötülük edenlere kızıp üzülme, suç işleyenlere özenme!Çünkü onlar ot gibi hemen solacak, yeşil bitki gibi kuruyup gidecek. Her şeyi Rabbe bırak, O’na güven, O gerekeni yapar. O senin doğruluğunu ışık gibi, hakkını öğle güneşi gibi aydınlığa çıkarır. Rabbinin önünde sakin dur. Sabırla bekle. Kızıp üzülme. İşi yolunda olanlara, kötü amaçlarına kavuşanlara kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi. Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni çünkü kötülerin kökü kazınacak ama Rabbe umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek. Yerini arasan da bulunmayacak.”
ADNAN OKTAR: Tam Mehdiyet’e de hitaptır bunlar. Özellikle Hz. Mehdi (a.s.)’ın döneminde olacak durumu anlatan bir üslup, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı, BDP’nin yeni milletvekillerinden Altan Tan’ı programında konuk etmiş. Altan Tan’a “yeni dönemde taleplerinizin neler olduğunu bana sıralar mısınız?” diye sorduğunda, BDP milletvekili Altan Tan şöyle demiş: “Bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler; Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün ve hatta Ermenistan’ı da içine alan çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli federatif bir cumhuriyet. 200 yıldır bu coğrafya bir bütün olarak yönetilince bir huzur bulmuş. Parçalanmış yapıyı yeniden birleştirmek lazım ki bölge rahatlasın” diye cevap vermiş. Fatih Altaylı da bu fikrin son derece olumlu bir düşünce olduğunu, kendisinin de Türkiye’deki bölgedeki ülkelerin vatandaşlarına vatandaşlık verilmesi gerektiğini savunduğunu ancak yine de Altan Tan’ın söylediklerini fazla ütopik bulduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ütopik diye bir şey yok, doğru. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor onu, Altan Tan söylemiyor. Altan Tan Peygamberimiz (s.a.v.)’den duyduklarını silsile yoluyla öğrenmiş oluyor. Bizden duyduklarını genişletmiş oluyor. Sosyolojik, tarihi bir gerçek, göz göre göre oluyor bu. Bütün dünya görüyor ve gelişme şu an devam ediyor. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Fatih Altaylı’nın evet veya hayır demesiyle bir şey değişmez. Akşam Tombul mehterli falan bir şeyler anlatıyordu, güzeldi. Seyrettin mi dün?
ALTUĞ BERKER:Yok izlemedim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onda da bir gelişme var gibi görünüyor; fakat o da Türk-İslam Birliği’ne karşı. Onun o kafa değişse bayağı bir işe yarayacak gibi görünüyor. Osmanlı hayranlığını anlatıyor, Osmanlı’nın güzelliğini anlatıyor. Sonra “biz büyük millet olamayız” diyor. “Türk-İslam Birliği olmaz” diyor arkasından da. Ne demek istiyorsun o zaman sen, değil mi? Osmanlı’nın gücünü anlatıyorsun, kalitesini anlatıyorsun, samimiyetini, güzel ahlakını anlatıyorsun, Türkler’in üç kıtaya hakimiyetini anlatıyorsun, demek ki oluyormuş. Demek ki olmuş ve ne kadar demokratik tavır içinde olduklarını da gördük. Eksik yanları var tabii, kusurlu yanları var ama Mehdiyet devrinde bunun mükemmel olarak uygulanacağını da herkes biliyor. Fatih Altaylı biraz daha beklerse görecek, inşaAllah. O Tombul da görür, inşaAllah. Dedim, “ikisi de o devre yetişecekler, el öpecekler” inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerine önem vermeyen, Hz. Mehdi (a.s.)’a da önem vermez. Siz anlatmıştınız Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i geldiğinde tanınmaları için Allah detaylı tarif etmiş, inşaAllah. Bakara Suresi’nden ayet okuyorum. Bakara Suresi, 146, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.”Hz. Mehdi (a.s.) gayb olandır, bilinmeyendir. Alametlerinden onu tanırız. Alametlerini tanımayan, bilmeyen Hz. Mehdi (a.s.)’ı da tanımaz ve bilmez doğal olarak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Öğrenmek istemiyorlar, söylemek de istemiyorlar. Sanki onu yapınca Hz. Mehdi (a.s.)’ı durduracaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametlerini anlatmayınca, onu insanlara duyurmayınca Hz. Mehdi (a.s.)’ı durduracaklarını zannediyorlar. Mehdiyet durmaz, daha hızlı gelişir, daha gür olur çünkü bir anormallik olduğunu görüyor Müslümanlar. En uydurma, en anormal hurafeleri bile ballandıra ballandıra anlatan adamlar, açıkça ve alenen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri tahakkuk ettiğini gördükleri halde; bilimsel gerçek artık, net oluşmuş, tek kelime bahsetmek istemiyorlar. Ağırlarına gidiyor, çünkü kendi şeyhi fark edemediği için, kendi hocası fark edemediği için, bir. İkincisi de kendi şeyhinin Hz. Mehdi (a.s.) olamayacağını düşündüğü için, üçüncüsü; keyfi kaçacağı için, dördüncüsü; itaat ağrına gittiği için, beşincisi; hurafeleri artık anlatamayacağı için, altıncısı; yerleşik saltanatı darmadağın olacağı için, sayarız da sayarız. Hiçbir şekilde Mehdiyet’i gündem yapmak istemiyorlar. Onlar kapattıkça biz de çok fazla gündem yapıyoruz ve yapacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyuyla ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu 21. kuşaktan atası olan Adnan vasıtasıylaHz. İbrahim (a.s.)’ın oğlu Hz. İsmail (a.s.)’a dayanmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.)’in soyunun da mensup olduğu kuzey Arapları’na İsmaililer veya Adnaniler gibi isimler de verilmektedir. Arapların diğer ana kolu ana yurdu Güney Arabistan olan ise Kahtanilerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Adnan’a kadar soy kütüğü kesin olarak bilinmekte olup şu şekildedir Hocam. Ben ekrana yansıtayım. Abdullah, Abdulmuttalip, Haşim, Abdumeraf, Kursay, Adnan, İbrahim, Nuh, Adem (a.s.)’lar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Ben-i Adnan evet. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu Ben-i Adnan’dır.
ALTUĞ BERKER:Ben iman hakikati resimleri göstereyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ah yerim ben onun tadını. Şekerliğe bak şunun. Akıllı akıllı da bakıyor. Kulak da sürekli oynuyor bunlarda. Ama bu çok şekermiş bu. Acayip süslü maşaAllah, çok güzel at. Vay kerata vay. Olmadık renk yok yani maşaAllah. Ama bunlar bir de çok şahane renkler. Hayret! Kelebekteki renklerin güzelliği de, maşaAllah. Bak salaklığa bak. Acayip şeker. Bunların zavallılığı çok tatlı. Bak nasıl o da cıyak cıyak bağırıyor oradan herhalde. Kafasında çiçekten süs var. Bu ahtapot mu? Nedir bu?
ALTUĞ BERKER:Allahualem Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Yavru acayip şeker, köfte gibi.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu da bize müsaade der gibi bir hali var. Evet.
ALTUĞ BERKER:Deniz kabukları resimleri göstermek istiyorum Hocam. Allah'ın altın oranla, ölçüyle yarattığı birçok şeyden bir tanesi de deniz kabukları, maşaAllah. Nautilius. Diğer deniz kabukları, maşaAllah. Hepsinde o altın spiral var dikkat ediyorsanız. Tam altın oran maşaAllah hepsinde.
ADNAN OKTAR:Acayip güzeller, maşaAllah. Böyle süs eşyası gibi, maşaAllah. Hayret! Küçücük bir hücrenin içerisinde bunlar kodlu ve milyonlarca seneden beri değişmiyorlar. Hep milyonlarca senedir hep aynı. 300 milyon yıllık var, 400 milyon yıllık var aynısının tıpkısı. Hiçbir değişiklik yok.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bütün İslam coğrafyasında bir karışıklık ve saldırı var. İran’a ve Türkiye’ye yansır mı ilerde? Hayırlı programlar.” İleride yansır mı, diyor. Burak Kral soruyor. Türkiye’ye bir şey yansımaz. Türkiye aklı başındadır. İnsanlar, çok aklı başında olgun insanlardır. Türkiye’de karışıklık olacak o kadar çok imkan oldu ki, hiçbir şekilde karışmadı. 12 Eylül öncesinde de oldu, Adnan Menderes döneminde de oldu, bu ekonomik kriz döneminde de oldu. Bizim milletimiz olgundur. Hep aklı başında ve çok efendi karşılık vermiştir. Boğaz için, yemek için, bilmem ne için böyle şeylere tenezzül etmez bizim milletimiz. Ama dinine, imanına, bayrağına, namusuna bir saldırı oldu mu, evelAllah evelAllah. Onun için kimse öyle heveslenmesin. Bak PKK artistlik kabadayılık yapıyordu, restlerini görünce dizlerinin üstüne oturdular, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Önce kabadayılık yapıyorlardı, şöyle anarşi çıkaracağız böyle anarşi çıkaracağız diye. Ulan dedik her tarafınız anarşi olsa kaç yazar dedik, değil mi? En fazla 50 bin kişi çıkartın, biz de size 20 milyon kişi çıkartırız Allah'ın izniyle. Devletin emrinde en az yirmi milyon genç vardır Türkiye’de. Allah vermesin bir seferberlik hali olsa, çakı gibi 20 milyon asker çıkartırız. Destan mı yazılması gerekiyormuş, delikanlılık mı, kabadayılık mı, ne gerekiyorsa göstertiriz. Bize oturuyor, kripto herifler kabadayılık yapmaya kalkıyorlar. Kabadayılığın kitabını yazarız biz, öyle bir şey olmaz. Bize öyle artistlik hareketler yapmayacaklar. Biz son derece şefkatli, merhametliyiz, son derece alttan alırız, yatıştırmaya çalışırız; son haddine kadar. Ama illa böleceğim, illa vatanınızı, milletinizi, bayrağınızı elinizden alacağım, dininizi imanınızı elinizden alacağım dedin mi; bir nirengi noktası vardır onu aştın mı, bizim milletimiz toptan onun cevabını vermesini çok iyi bilir. Anında devletin emrinde 20 milyon kişi aslan kesilir. Kaçacak delik ararlar. Akıllarını başlarına alacaklar. Seninki geçenlerde öyle tırsmış, korkmuş yazılar yazıyordu, ufaklık. Rüyasına mı girmiş ne, orası burası her yeri titriyor. “PKK saldırırsa ne yaparız. Vatanım işte bir şeyler olsun. Bölünsek mi acaba? Parça mı versek?” gibisinden. Ben de korkaklığın alemi yok dedim. Aklını başına al, ürkekliği bırak. Ondan sonra o titrekliğide bırak dedik. Sonra “delikanlı ol” dedik, değil mi? Çok gıcık ya. PKK oturup kabadayılık yapacak, adam da diyecek ki “korktum senden, ne istiyorsan al senin olsun, çünkü korkuyorum. Ne olur ne olmaz hani sen bir şey yaparsın” diyecek. Ne biçim laftır bu, ne biçim kafadır bu, değil mi? Akıllarını başlarına alsınlar. Biz Allah için yaşayan insanlarız. Vatan, millet, din, iman, bayrak, bunlara bir saldırı oldu mu bambaşka oluruz. Akıllarını başlarına alacaklar. Hayır, yine adaletten ayrılmayız ayrı mesele. Ama kimse bize kabadayılık yapmaya kalkmayacak. Bak iddia edilen Ergenekon örgütü de, çakallık yapıyorlardı hakimlere mermi falan gönderiyorlardı. “Çakallık yapmayın o mermileri teker teker size yuttururum kanunla, hukukla” dedim. Bir daha çakallık yapmadılar. Kabadayılık da yapmadılar. Bayağı artistlik yapıyorlardı, meydan okuyorlardı. Bir daha kabadayılık yapacak halleri kalmadı. Bunlara da öyle, ultimatomdan sonra onlar da kabadayılık yapmıyorlar. Kardeşim millet olarak biz kendimizi ispat etmedik mi defalarca? Daha nasıl anlatalım? Çanakkale’de görmediler mi bizi? Antep’te görmediler mi? Her yerde görmediler mi bizi?
ALTUĞ BERKER:Terörist başı da biliyor Hocam. Sizden bahsetmiş kitabında “devleti yönlendiren din adamları” diyor. Başına geleceği anlamış siz söyleyince tahmin ediyorum.
ADNAN OKTAR:Evet, “o, MİT mensubu” diyor benim için. “Hep böyle filozof din adamları olmuştur Osmanlı döneminde. Devlete hep yön vermişlerdir fikirleriyle, düşünceleriyle. Devlet de ona göre operasyon yapmıştır, ona göre hareket etmiştir” diyor. Kendi kendine böyle ilginç açıklamalar yapmış. Kitabında var, ismimi vererek. Özetle; bu vatan bizim, din bizim, Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız. Orada burada haşaratlar, it kopuk ulumaları olduğunda da ondan etkilenmeyiz. Bak, Maraş değil; Kahramanmaraş. Antep değil; Gaziantep. Her yeri delikanlı doludur bu memleketin, her tarafı. Gitsinler İnönü’ye, gitsinler Sakarya’ya, Dumlupınar’a, her yerde bir destan görürler. Aynı babanın evlatlarıyız, aynı kafadayız. Bizim için illa yaşayacağız diye bir şey yok ki kardeşim, yanlış anlıyorlar, bizi illa yaşamak azminde zannediyorlar. Biz Allah için yaşıyoruz. Vatanı, milleti, bayrağı, dini, imanı elimizden almaya kalkarsan, o zaman bambaşka bir şey olur. Çok pişman olurlar, akıllarını başlarına alacaklar. Alabildiğine şefkatliyiz, alabildiğine merhametliyiz, ama böyle bir şey olduğunda devletimizle çimento gibi iç içe hareket ederiz. Herkes aklını başına toparlayacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri korkunun ve sevginin sadece Allah’a yönelik olması gerektiğini, daha evvel anlatmıştınız. Şöyle diyor Mektubat’ta; “İnsanın havf (korku) ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf (korku) bir belâ, bir elem olur. Muhabbet(sevgi) bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Binaenaleyh, havfın (korku) ile muhabbetini (sevgini) dünya ve dünya insanlarından çevir. Fatır-ı Hakîme (her şeyi bir hikmetle yaratan Allah’a) tevcih et (yönelt) ki, havfın (korkun) Onun merhamet kucağına -çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi- leziz bir tezellül (lezzetli) olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye (sonsuz mutluluğa) vesile olsun” demiş Üstad Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Ne mübarek insan Bediüzzaman. Ne güzel anlatımı. Ne kadar samimi, ne kadar candan ve ne kadar Kuran’a uygun üslubu. Konuşmaları hep Kuran tefsiri mahiyetindedir. Kendi kafasından konuşmaz Bediüzzaman, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Angelina Jolie Türkiye’ye geldi.
ADNAN OKTAR:Hoş gelmiş, sefa gelmiş.
ALTUĞ BERKER:İsterseniz onu okuyayım, öyle bitirelim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku, tamam.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. BM iyi niyet elçisi olarak geldi. Dünyaca ünlü yıldız Angelina Jolie dünyanın her yerindeki mültecileri ve üçüncü dünya ülkelerini ziyaret ederek bu insanların ihtiyaçlarının neler olduğunu ve hangi konularda yardım edilmesi gerektiğini yerinde tespit edip, Birleşmiş Milletler’e rapor veriyor. Angelina Jolie bu sefer de Suriye’den Hatay’a kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriye vatandaşlarını ziyaret etmek için Türkiye’ye geldi. Burada 4 saat boyunca Suriye vatandaşlarıyla konuşarak onların dertlerini dinledi. Ve açıklamasında; buradaki insanlar hayatlarını kaybetmekten korkarak buraya kaçmışlar. Türkiye’nin inanılmaz bir cömertlik ve incelik gösterdiğini ve müthiş bir organizasyonla buradaki insanları ağırladığını, bu insanların buraya gelmesine izin verilmesi ve geri dönmeye zorlanmayacaklarının güvencesinin verilmesini sağlayan açık kapı politikasından ötürü Türkiye’ye minnettar olduğunu ifade etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin hakikaten çok güzel ve insancıl bir tavrı vardır. Birçok ülke geri gönderiyor. Adamın asacağı belli, keseceği belli, geri gönderiyor. Türkiye sağlama almadan hiçbir şekilde geri göndermez. Çok akılcı yaklaşır, çok olgun ve güzel yaklaşır. Angelina’ya da helal olsun, güzel konuşmuş. Böyle hayırlı işlerde hayırla hareket etmesi, hayır peşinde koşması güzel. Kimi sambayla uğraşıyor, kimi de böyle hayır işleriyle uğraşıyor, güzel, maşaAllah. Dünya kısadır, hayat kısadır. Onun böyle hayır peşinde koşması ahireti açısından inşaAllah hayırlı olur. Ona yine kitap gönderelim. Allah hidayet versin, iman versin. Kuran’a, İslam’a karşı içinde bir muhabbet meydana getirsin Allah. Kalbini açsın, inşaAllah. Bir de eşi vardı onun, değil mi? Brad Pitt, ona da kitap gönderelim. Etkili olur tabii onlar. İslam’ı, Kuran’ı tam anlamış olsalar, savunmuş olsalar çok çok etkili olur. İçinde güzelliği, iyiliğe karşı eğilim var, duygu var ama onu tam kanalına oturtması lazım, tam yoluna oturtması lazım. Dümdüz iyi olmak yeterli değil. Allah’ın beğeneceği şekilde iyi olmak gerekiyor. Onun için de Kuran’a uygun hareket ederse çok çok daha güzel olur.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis-i şerif okuyacağım. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlar, bazı cahil kişilerin Hz. Mehdi (a.s.)’ın sözde zuhur etmeyeceğini iddia etse de onun bir yıldız gibi zuhur edeceğine dair. Şöyle buyurmuşlar; “Allah’a andolsun ki Mehdiniz aranızdan gaybete çekildiğinde içinizden bazı cahiller diyecek ki; ‘Allah’ın Al-i Muhammed’e (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara ihtiyacı yoktur.’ Sonra o yeryüzüne parlak yıldız gibi dönecek ve yeri zulüm ve haksızlığa doldurdukları gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”
ADNAN OKTAR:Bak, kaderde olan bu olayları Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl gözüyle görmüş, kulağıyla duymuş. Aynısıyla söylüyorlar şu an. “Hz. Mehdi (a.s.)’a ne gerek var, şahs-ı manevi halleder” diyor. Bak, şahs-ı manevi paramparça yaptı İslam alemini. Hiçbir şey de olduğu yok. Her yerde boğuyorlar Müslümanlar’ı. Libya’da yine gittiler yine boğdular çoluğu çocuğu, şunu bunu. Hatta karşıt güçleri de bombalamışlar, güya onları savunuyorlar. Çünkü orada mühim olan oranın yerle bir olması onlar için. Korudukları kimse yok. Çok fazla kardeşimizden soru geliyor ama biz soruları tabii elektronik olarak bir kısmını seçip getiriyoruz. Yurtdışından çok fazla soru geliyor. Genellikle sorular birbirine yakın oluyor. Onun için biz sohbet içerisinde zaten o sorulara cevap veriyoruz. Ben tek tek kardeşlerimizin ismini saymıyorum. Mesela Ali Rıza kardeşimiz yazmış, Hüma Hanım yazmış, Büşra kardeşimiz yazmış, Muhammed Özcan kardeşimiz yazmış. Aşağı, yukarı aynı şeyler. Mesela Belkıs kardeşimiz yazmış. Ulviye, Bakü’den yazmış, Serdar Kubilay kardeşimiz yazmış, ama aşağı yukarı bunların hepsine cevap veriyoruz.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Müslümanlar’dan Allah üzüntüyü yok etsin. Üzüntü fitnedir, beladır. Üzüntüye Müslümanlar yanaşmayacaklar. Gerilimden kaçınacaklar. Beyin eritir. Beyni eritmek istiyorsan üzüntüyü getirirsin. Allah esirgesin. Güzelliği öldürür, sağlığı öldürür. Vesvese, kuşku, öfke, nefret bunlardan şiddetle kaçınmak lazım.” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ya, “üzüm üzüm üzülüyorum” diyor. Üzülürsen ne olursun? Çökersin, batarsın. Üzülme şirktir. Allah’ın yarattığı kaderi beğenmemektir. Beğenmediğinde adam kendine saldırmaya başlar ve kendi kendini yıkar, Allah esirgesin. Onun için üzülmeyi Allah yasaklamıştır Kuran’da. Müslüman üzülmez. Her şeyde bir hayır görür, her şeyde bir güzellik görür. Mutlaka hikmetle yaratılmıştır. Hikmet gözüyle bakacak, inşaAllah. Mesela, biz konuşuyoruz burada. Kaderdeki konuşmayı yapıyoruz. Konular geliyor, arkadaşlar sorular soruyorlar. Soruyu soran da Allah. Onu yaratan da Allah’tır. Cevabı yaratan da Allah’tır. Harika bir sistem yaratmış. Mesela, “Libya’nın bombalanması” diyoruz. Libya’nın bombalanmasını yaratan da Allah’tır. Çünkü uyuyor insanlar. O uykudan onları uyandırmak için Allah böyle vesileler meydana getirir. Libya İttihad-ı İslam’ı istemiş olsaydı, sırf Libya bile istemiş olsa çok rahat olurdu. Hatta bir ara Türkiye ile Libya’nın birleşmesi mevzu bahisti, önceki yıllarda. Onu sümenaltı ettiler, kapattılar o konuyu. Türkiye’ye bağlı olmuş olsaydı yine böyle bir olay olmazdı. Çünkü Türkiye’de politikalar aklı başındadır, olgundur, halim selimdir. Bir olgun devlet politikası vardır. Osmanlı’dan beri devam eden bir politikadır bu. Fevri çıkış yapmaz Türkiye. Bir devlet terbiyesi, devlet olgunluğu vardır. Gerçek devlettir Türkiye’deki devlet, öyle uydurma devlet değildir. Yeni yetme devletler var, uydurma. Devlet vasfı yok. Ama Türkiye’deki devlet yüzlerce yıllık tecrübeye sahip bir devlettir ve olgundur. O yüzden herkes beğeniyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, maşaAllah. Bir iman hakikati anlatmak istiyorum Hocam. İnsan vücudunda her bir dakika içinde gerçekleşen hayati faaliyetlerin bazılarından örnek vereceğim Hocam. Bir dakika içinde ortalama insan kalbi yaklaşık 75 kez atıyor ve bu sırada 4-5 litre kanı damar ağı aracılığıyla tüm vücuda pompalamış oluyor. Bir dakika içinde 35 milyar alyuvar ve 50 milyar akyuvar hücresi vücudun en uç noktalarına kadar toplamda 96 bin kilometrelik bir yolculuk yapıyor. Her alyuvar yanında 100 milyon oksijen molekülü taşıyor ve vücudun ihtiyaç duyduğu oksijeni dokulara ulaştırıyor. Bu bir dakika içinde vücutta 300 milyon hücre ölüyor fakat diğer taraftan yeni hücreler de oluşuyor. Bir dakika içinde yalnız hücre içindeki ribozomlarda 60 milyon kimyasal reaksiyon meydana geliyor. Ve bunun sonucunda vücuda gerekli olan 120 bin protein molekülü sentezleniyor, üretiliyor. Diğer taraftan beyindeki 100 trilyon hücre tüm vücuttaki koordinasyonu, iletişimi, tüm hayati fonksiyonların devamını sağlıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Düşünüyorum da, kainatın yaratılışından başlıyor. Milimetrenin binde biri, on binde, yüz binde biri kadar incelikler, detaylar hücrede devam ediyor, atomda var. Her yerde matematik bir düzgünlük ama nefes kesecek bir matematik düzgünlük üstüne kurulmuş. Her yerde, her şeye hakim. Bunu görüp, anlayıp da akli dengesi yerinde olan bir insanın Allah’a inanmaması çok hayret verici, çok şaşırtıcı, mucize. Hayvanın inanmaması normal, şuuru kapalı. Ama aklı başında bir insanın katrilyonlarca çarpı katrilyonlarca detayı görmemesi akıl alacak gibi değil. Bizim görebildiklerimizi sayıyorum ben. Bir de bizim göremediklerimiz, fark edemediklerimiz var. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onları gruplayarak dahi saymaya kalksanız bitiremezsiniz” diyor Allah. O kadar fazla mükemmellik var.
ALTUĞ BERKER:Son şahitlerden Salih Uğurtan Ağabey, Bediüzzaman’la ilgili şöyle bir hatırasını anlatmış. Üstad’ın Kastamonu’ya geldiği kısa süre içinde her yerde duyulmuş ve Ziya Dilek Ağabey’le diğer bazı şahıslar Üstad’ın elini öpmek için ziyaretine gitmişler. Üstad, kendilerini ziyarete gelen bu kişilere asrın cihadının topla, tüfekle değil kitap yazarak, fikir ve ikna ile olduğunu anlatmış ve “Kardaşım, maddi kılıçlar kınına girsin. Artık zamanın mücahedesi manevi kılıçlarladır” diyerek ellerine birer kitap tutuşturmuş. Üstad’ın yüksek şahsiyeti ve veciz sohbeti karşısında kendilerinden geçen bu zatlar dışarıya çıktıklarında Üstad’ın kendileri ile ilgili yaptıkları bu teşhise şaşırmışlar. Ve “Hoca Efendi bizim kılıç bilediğimizi nereden biliyordu?” diyerek durumu anlamaya çalışmışlar.
ADNAN OKTAR:Üstad eşgalden, her şeyden anlar, maşaAllah çok şahane. Üstad’ımızın işte bu stili bütün Ortadoğu’ya, Balkanlar’a, Amerika’ya hakim olan bir İslam anlayışını getirdi. Böyle sevgiyle, akılla, bilimle İslam’ı anlatma modeli, demokrasiyi savunma modeli, cumhuriyeti savunma modeli Bediüzzamann’da var. Genelde hep asalım, keselim, bombalayalım, biçelim kafası gelişiyordu Asya’da. Ona karşı Bediüzzaman’ın bu mükemmel Kurani modeli gelişti ve herkes de örnek aldı, bütün cemaatler örnek aldı, her cemaat örnek aldı. Çok büyük bir hizmet etmiş oldu Bediüzzaman, maşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncü bir askeriyim, piştar bir neferiyim. Ona zemin hazır eden bir dümdarıyım” diyor. Çok güzel söylüyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Üstad’ın ahir zaman ve Mehdiyet ile ilgili detaylı izahlarını da siz ortaya çıkardınız Hocam. Bu hayret verici bir şey, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Akıl almaz bir ustalık ve demagojiyle gizlemişler. Ağabeyleri de köşeye sıkıştırmışlar, onları da susturmuşlar, konuşamayacak hale getirmişler. Şahs-ı manevi aşağı, şahs-ı manevi yukarı hakikaten de ikna etmişler. Aylarca anlattıktan sonra kafalarına dank etti bir kısmının. Daha hala kafasındaki kolesterol çözülmeyen tipler var, daha hala çözemiyoruz, inşaAllah. Damarları tıkanmış, ama anlamaları inşaAllah yakındır.
ALTUĞ BERKER:Üstad’ın, şefkatin önemine dair bir sözünü okuyorum, inşaAllah. “Rahmet-i İlâhiyenin en lâtîf, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat, bir iksir-i nuranîdir (nurlu bir iksirdir), aşktan çok keskindir” demiş Üstad Hazretleri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel hitabı var Bediüzzaman’ın, hayret! Osmanlıca’dan gelen nefis Türkçeyi nefis kullanıyor. Bir de akıl almaz bir kelime hazinesi var. Her sayfaya bakıyorum yeni bir kelime. Binlerce kelimeden oluşuyor. Hiç duymadığım kelimeler, maşaAllah. Osmanlıca güzeldir aslında iltifat için, nezaket için. Asil bir üsluptur, asil bir lisandır. Çok güzeldir. Onun için unutulmaması gerekiyor. İmgelem, özgelemden çok çok daha güzeldir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Geçen akşamki davete katıldığımızda; sizin dostlarınızın, sıra gecesi olan, Diyarbakırlı bir ağabeyimiz ile oturduk. Üstad’ın elini öpmüş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Babasıyla birlikte gitmiş. Kendilerinde, Üstad’ın yayınlanmamış Arabi yazılmış devlet ve tarihle ilgili yazıları varmış. “Orada seçilen kelimeler mükemmel. Okusanız hayret edersiniz” diyor. Kelimelerin seçimi, kullanışı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ama talebelerinin hitapları da çok güzel. Osmanlıca’nın nefis bir sıcaklığı vardır, güzelliği vardır. Onu insanlar pek keşfedemiyorlar, bir kısım insanlar keşfedemiyorlar. Onun keşfedilip çok iyi gündem edilmesi lazım, gündeme getirilmesi gerekiyor. Ruha çok şiddetli güzel etki eden bir ahengi vardır. Çizgelemden, özgelemden çok çok daha, kıyaslanamayacak derecede güzeldir, inşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Zürafa resimleri gösteriyorum ve biraz bilgi vereceğim zürafalar hakkında, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, diyor ki; “Fakat o hilaf-i memul, birden bu hadiseden ruhuma gelen heyecan ve manevi darbe ve nur hizmetine ehemmiyetine zarar gelmek düşüncesiyle hiç ömrümde görmediğim bir sıkıntı ve asabımda manevi yaralar açıldı.” Mesela “asabımda” çok güzel. Eskinden derlerdi ya “asabımı bozma”, asabiye. “O şakirdin hanesini taharri etmek yüzde doksan ihtimali kavi varken” kavi; güçlü, ihtimali kavi, hanesini; evini, taharri etmek; araştırmak. Çok şahane. “Bir sinema-i uhreviye ve faniyatın fani ve zail hallerini (vaziyetlerini) geçici hayatların meyvelerini, selmed-i temaşagahlarda ve cennette saadet-i ebediyet ashabına da dünya mecalarını” diyor. Çok güzel devam ediyor ama tabii bu kelimelerin tek tek ele alınması gerekiyor. “Faniyatın ve zail hallerin” diyor, çok güzel. Temaşagahlarda; temaşa edilen yerlerde. Çok güzel bir üslup. Temaşa etmek çok güzel, hoş. Ama tabii yerli yerince, akıcı, güzel kullanılması gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: Zürafalar 5 metreye yaklaşan boylarıyla en büyük hayvanlardan diyebiliriz, maşaAllah. Boyunları çok uzun, kalbinden 2 metre yukarıda. Beynine kan göndermesi gerekiyor tabii. Bunun için zürafanın kalbi 350 mililitre cıvalık basınçla kan pompalayacak kadar güçlü. Normalde bir insanı öldürebilecek kadar güçlü basınca sahip olan bu sistem özel bir haznenin içerisinde bulunuyor zürafada. Hazne basıncın bu ölümcül etkisini kaldırabilmek için küçük damarlarla kuşatılmış. Bir de film göstermek istiyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu yavruların şekerliği, bu herifler acayip tatlılar. Ne diyeyim ben bunlara? Bak bak cilvelere bak sen, hareketlere bak, maşaAllah. Tabii bunları sevmek apayrı bir nimet ama zor oluyor. Bahçeye bir hayli çiçek getirttirdim ama insan yine de doyamıyor. Çok fazla çeşit olsun istiyor, maşaAllah. Hayvan sevgisi ayrı bir şey. Kediler yine nüfusu bir hayli çoğaltmışlar. Küçük ufak yavrular beni bir görüyor, merakla beni seyrediyorlar. Bir oradan çıkıyorlar, bir oradan her yere doluşmuşlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök ile ilgili haber vardı. Yeni Asya Gazetesi röportaj yapmış kendisiyle. “Ölüm sonrasını düşünür müsünüz?” diye sormuşlar Ertuğrul Özkök’e Yeni Asya’dan arkadaşlar. Sorusuna, ahireti fazla düşünmediğini çünkü işinin bu dünyada olduğunu söylemiş. Ölüm kavramına bayağı kafa yorduğunu, ancak kendi ölümü üzerine düşünmediğini söyleyerek, son zamanlarda Kuran okumaya başladığını belirtmiş. Hiç Risale-i Nur okuyup okumadığı sorulmuş. Bu soruya da kendisinin laik bir kültürde büyüdüğünü, bütün gençliği boyunca Said Nursi’nin laikliği yıkmak isteyen bir insan olduğu fikrinin kendisine öğretilmek istendiğini ancak son zamanlarda Risalelere ilgi duyduğunu ve Risaleleri okuyup anlamaya çalışacağını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: İyi bir gelişme, iyi. Üslubunda yine biraz açılma var. Şu Fatih Altaylı’nın Tombul’un da hafif İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne doğru kafaları yatarsa, kalpleri yatarsa üslupları daha iyi olacak gibi. Şu anda tereddütteymiş gibi konuşuyorlar. Ama bir Osmanlı sevgisi hissediliyor, Osmanlı hayranlığı hissediliyor. Tabii her halükarda müspet yaklaşmak lazım, düzelmelerini esas almak lazım, çünkü bunlara doğrudan muhalefet akılcı bir şey değil. Yani o insani ve vicdani bir şey olmaz. Daima her insanın düzelmesini istemek lazım. Mesela ben Cemil Çiçek’e gıcık oluyorum ama tabii düzelmesini de isterim, iyi olmasını da isterim. Ben de bir yıkıcı muhalefeti olmaz. Kahrolsun, perişan olsun falan demem ben.
ALTUĞ BERKER:Hayatınızın hiçbir döneminde görmedim ben Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, iyi olsun, düzelsin, faydalı insan haline gelsin derim tabii ki. Erbakan Hocamız bizim canımızdı. Ben Hocam’ın unutulmasını hiç istemem. Kıyamete kadar da unutulmasını istemem. O, İttihad-ı İslam, Türk İslam birliği aşığıydı. Çok candan, samimi bir Müslüman’dı. Böyle değerli insanları ben bilhassa bile unutturmak istemem.
-VTR- Necmettin Erbakan’ın hizmetleri ile ilgili görüntüler.
ADNAN OKTAR:Saadet Partisi’nin oyunun yüzde 1’e düşmesi geçici olan bir şey. Onu sakın Saadet Partililer ve taraftarları yanlış anlamasınlar. Saadet Partisi’nin Türkiye’de en az yüzde 75 oyu vardır, inşaAllah. Acele etmesinler. Gönülleri de çok rahat olsun. Faaliyetlere devam, ev sohbetlerine devam, inşaAllah. Onun bir vakt-i merhunu var, inşaAllah. Çok güzel, hayırlı hizmet ediyorlar. Büyük Birlik Partisi de öyle. Onlar partiden ziyade fikirdir, davadır inşaAllah. Onun için “yüzde şu kadar oy aldık, bu kadar oy aldık” demeyecekler. Hizmete canı gönülden devam edecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahir zaman alametlerinden, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden biri olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bildirdiği ekonomik kriz, 2014 yılına kadar sürecek dediğiniz, şu anda Avrupa’da hakim. Yunanistan’da tarihin en büyük gösterileri yapıldı, molotof kokteyler, saldırılar, polisle çatışmalar ekonomik sebepten dolayı. Ülke iflasın eşiğinde. Yunanistan’dan sonra Ekvator, Pakistan, Granada gibi dünya ülkeleri fakir ülkelerin arkasına düşmüş ekonomide. İspanya’da da aynı şekilde. 2 bin gösterici sokağa çıkmış, parlamentoyu çevrelemişler. Ekonomik kriz nedeniyle kesinti yapılmasını protesto etmişler. Dediğiniz gibi Avrupa’da ekonomik kriz yüksek düzeyde devam ediyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim dinsiz, imansız, ateist, Darwinist olunduğunda hayatın bir anlamı kalmıyor. Adam solucandan farklı görmüyor kendini. Bir primatın gelişmiş şekli olarak görüyor. Ahiret inancı yok. Her an dünyanın dağılabileceğini, her an ölebileceğini düşünüyor. Hayat ona anlamsız geliyor. İnsanlar da anlamsız geliyor. “Niye çalışayım? Köşeyi dönerim, insanları dolandırırım, yaşabildiğim kadar yaşarım” gibisinden bir ruh içerisinde oluyor. Müthiş bir tembellik, müthiş bir azimsizlik ve güçsüzlük hissediyor kendinde. Ruhen bitap hissediyor. Onun için hazırcı oluyor. Devlet para versin, devlet yiyecek versin, yesin, içsin, yatsın, hoplasın, zıplasın kafasında oluyor. Bir de gelecek korkusu sarıyor. Parayı tutma, parayı hapsetme eğilimi oluyor. Malı hapsediyor, parayı hapsediyor. Ekonomi de felç oluyor. Yani ekonomi adeta komaya giriyor. Komadan çıkamıyor o zaman. İstedikleri kadar elektroşok yapsınlar açılmıyor. İşte o elektroşoku yapacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır, Mehdiyet’tir, Hz. İsa Mesih (a.s.)’dır. Onun dışında bu basiret bağlanmasını, feraset ve akıl bağlanmasını çözecek bir sistem görülmüyor şu an. Ne şahs-ı manevi çözebilir, ne şu, ne bu. Sadece Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın elinde. Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dondurma yiyen kediler gösterebilirim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir bakayım nasıl yiyorlarmış. Bak bak bak iştaha bak sen şunların. Muazzam bir şapırtı var. Ağızlara bak şunların. Masumlukları, salaklıkları, saflıkları, tatlılıkları o kadar şiddetli ki acayip oluyorum, ne yapacağımı şaşırıyorum.
SUNUCU:Akşam 22:00’de “Ahir Zaman ve Yaratışı Gerçeği” programımızı izleyebilirsiniz, iyi akşamlar.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...