SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza; A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam, ne anlatayım?
SUNUCU: Estağfirullah, ölümden bahsedebiliriz istersiniz.
ADNAN OKTAR: Ölümden? Var mı Gökalp, ezberinde ayet? Senin var mı?
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Her nefis ölümü tadıcıdır...” (Al-İmran Suresi, 185)
ADNAN OKTAR: Evet, o ayeti duvarda gören bazı vatandaşlar, rahatsız olup çıkarttırmak istemişlerdi. Ölüm, insanın olgun olmasını sağlar, akıllı olmasını sağlar; akla vesiledir ölüm. Ölümü düşünmeyen adamın akıllı olması mümkün değil. Derinlik verir.
GÖKALP BARLAN: Bir ayette Hocam, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım; “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir” (Cuma Suresi, 8) diye bildiriliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ölüm olgunluk vesilesidir; olgunluğu sağlar, sevgiyi sağlar, derinliği sağlar. Mesela, cömertlik sağlar; adam öleceğini bilir, teşvik eder onu. Affediciliği sağlar, affediciliğe kamçıdır ölüm. Adama, mesela; “Herkes ölüp gidecek, sen niye böyle intikam peşindesin?” dedin mi, adam bir anda ayakları yere basar. Mal biriktirme arzusu olmaz, dağıtmak ister; ölüm aklına gelince. Ölüm aklına gelince, sonsuz olacağını, sonsuz yaşayacağını bilip kalbi ferahlar. Allah’ı göreceğini bildiği için, onun sevincini duyar. Bütün ahbaplarına, sevenlerine kavuşacağını umut ettiği için, inşaAllah, onun sevincini duyar. Bu dünya çok eksik; sabah kalkıyor insan, elini yüzünü yıkaması gerekiyor. Bin bir türlü işlemden geçiyor insan, sabah. Üstünü, başını giyip sokağa çıkıncaya kadar en az bir saat, bir buçuk saat uğraşıyor kendiyle. Acziyle savaşıyor, acizliklerle savaşıyor. Ahirette, cennette öyle acizlikle savaşmak yok. Ne güzel. Cennete gidiyor, inşaAllah; alışmış ya elini yüzünü yıkamaya, elini yüzünü yıkayacak, 48 saat geçmiş, gerek yok. 72 saat geçiyor, yine gerek yok. 72 gün geçiyor, yine gerek yok. Allah Allah, acayip hoşuna gidiyor. Mesela hanımlar makyaj yapacak, jilet gibi zaten, acayip düzgün ve güzel; makyaj diye bir konu yok, doğal olarak zaten çok güzel. Doğal hiçbir ihtiyacı yok. Yani acıkmıyor, susamıyor, doktora gitmeye ihtiyacı yok, grip olmuyor, nezle olmuyor, saç tıraşına ihtiyacı yok, sakal tıraşına ihtiyacı yok, bakıma ihtiyacı yok, saçını taramaya ihtiyacı yok. Cennette, her gün onun şaşkınlığı içerisinde olacak insan, her gün. Ne kadar zaman, biliyor musun? Sonsuza kadar, sonsuza kadar şaşıracak. Koltuğa oturuyor, “oh, ne güzel” diyor, halbuki yorgun değil. Ama alışmış ya dünyada yorgunluğa, bir türlü unutamadığı için dünyadaki yorgunluğu, koltuğa her oturuşunda onun sevinci içinde oluyor. Irmakları görüyor böyle, aralardan geçen küçük su arkları, öyle hayran hayran seyrediyor. Dünyada alışmış ya böyle susuzluğa, zorluğa, sıkıntıya; doyamıyor. Mesela cennet mobilyalarına baka, baka, baka, baka doyamıyor. En alaları burada işte; bak, bunlar Versace sandalye; hiç, yani cennet sandalyesinin yanında kütük bile değil, hiçbir şey değil yani. Cennet çiçeklerinin yanında buradaki en ala çiçek bile hiçtir, yani çok azdır değeri. Mesela bak burada, her yerde spot var, burayı aydınlatmak için; aynı bu aydınlık var, tabi daha kaliteli aydınlık var, bu tarz değil ama spot yok; her şey kendinden ışıklı, yani ışık kaynağı olmadan aydınlık. Cayır cayır, mesela öğlen gibi aydınlık, ışık kaynağı olmadığı için rahatsın. Her yer temiz, ayakkabıya falan ihtiyacın yok, yalın ayak gez istiyorsan. İstiyorsan ayakkabıyla gez, hoşuna gidiyorsa. Her yer gıcır gıcır temiz. Şimdi sokağa çıktın mı hemen yıkanman gerekiyor. Oraya buraya elini tutuyorsun, dokunuyorsun her yere, insan rahat edemiyor. Her yerin temiz olması; mesela cennet bahçesine giriyorsun, yan gelip yatıyorsun. Sokağına git, yan gel yat, bacaklarını uzat, yat, otur, hiçbir şekilde kirlenmiyorsun. Mümkün mü şimdi? Sokakta oturduğun zaman toz toprak batarsın, eve girecek halin kalmaz. Mahvolursun. Susama hissi, devamlı su içmek gerekiyor, devamlı yemek yemek gerekiyor. Çok güzel sofra hazırlıyorlar, ben bir giriyorum. Bismillah, Allahualem bayağı bir icraat yaparım diyorum, ne mümkün kardeşim? Hemen doyuyor insan. Daha Bismillah, çorbadan alıyorsun, başka şeyden alıyorsun, üç-beş daha alıyorsun, doyuyorsun. Gözüm kalıyor mesela; bayağı şahane yemekler oluyor, yiyemiyoruz, kalkıyoruz. Bugün mesela ızgara hazırlayacaklardı, şahane; şimdi aklıma geliyor, çok şahane olay. Yiyecek durum yok ki. Birkaç kayısı yiyorsun, birkaç meyve yiyorsun; bir çorba, bilmem ne falan, bitti; anında doyuyor insan. Salata falan yiyorsun, doyuyorsun. Cennette, 150 ton yesen doymazsın ve 150 ton, insanda 150 gram ağırlık yapmaz. 150 ton yemek yesen, 150 gram ağırlık yapmaz insanda. Hiç ağırlık yapmıyor, istediğin kadar yiyorsun. Bal ye, baklava ye, istediğini ye; ne kilo alma derdi var, ne kolesterol var, ne şu var, ne bu. Kolesterol, özel yaratılmıştır dünyada; onu yediğinde hasta olacağını bilirsin, yiyemezsin; kilo alacağını bilirsin, yiyemezsin. Acz olarak yaratılmıştır, özel olarak yaratılmıştır. Zaten anında da doyarsın. Mesela hiçbir meyve suyu insanı doyurmuyor. Limonata diyorsun, belli bir derecede insanın hoşuna gider; meyve suyu ve limonata. Cennet içkisine, Allah özel dikkat çekmiş. Şiddetli zevk veren, çok şiddetli zevk veren bir içkidir. Mesela kuzu oluyor; şimdi keratalar leş gibi, sarılamazsın ki. Zaten ne icraat yapacağını da bilemiyorsun, sarılmak mümkün değil adamlara. Kediler de öyle mesela; bugün baktım, hayvan tedirgin yani, anne olduğu için. Ama orada, “gel buraya” dersin, “hemen geleyim” der, inşaAllah. Yavruya, “gel buraya” dersin; zıplar, kucağına oturur. Nur gibi tertemiz, kirlenmezsin. Kedi tüyü hastalığa sebep oluyor diye elleyemiyorsun. Kedi tırnağı da öyle, tırmalıyor. Cennet kedisi tırmalamaz. Cennet kuzusunda kir olmaz. Özel olarak, aczin binbir çeşidini Allah yaratıyor, düşünelim diye. Bir de acayip detaylar, kainat meydana gelirken 0,00000… say git, böyle sıfırlar uzuyor, “da bir ihtimal” diyor, bir kadar, “bir şaşma olsaydı” diyor, kainat oluşamıyor. Kardeşim, ne hassas dengedir. Ne acayip hesaptır bu, maşaAllah. Elektronlar, protonlar, nötronlar; kardeşim, bu ne enerji? Gazı yok bunların, benzini yok, dönüyor da dönüyor adam. Bunları ilk kim döndürdü? Allah döndürüyor. Enerjiyi nereden alıyor? Allah’tan alıyor enerjiyi. Dışarıdan almıyor enerjiyi. Bak, araba benzin olmadı mı gitmiyor. Bunların benzini yok, ne kadar gidiyor? 15 milyar yıldan beri adam cayır cayır dönüyor. Saniyede 50 bin tur atıyor, 50 bin tur. Dehşetli bir hızla dönüyor. Yörünge de hiç şaşmıyor, herkes kendi yörüngesinde. O, ona vurmuyor; o, ona vurmuyor. Mesela şu an kaynıyor ortalık, her yer atom dolu; kimse kimseye dokunmuyor. Elektronlar, herkes yerini biliyor; nötronlar, herkes yerini biliyor. Çekirdek vazifesini yapıyor. Düşüneceğimiz çok çok şey yaratıyor Allah. Demin Berker Hocam’a dedim; okuyor, uzun okuyor. “Kısa oku” dedim özellikle. Çünkü insanlar, 1.5-2 dakikayı geçti mi dikkatini veremez. Kısa olacak, özet olması lazım. Mesela bak, bunlar suni çiçek, sunisini yapmışlar. Çiçeği hatırlatıyor bize, şimdi gerçeği olsa bunu yaşatmanın mümkünü var mı? Üç gün sonra, hoşafa dönerler, gözümüzün önünde giderler. Ama cennet çiçeği solmuyor. Sen koklamak istediğinde, cennet çiçeği sana doğru eğilir zaten. Allah’ı anarak sana eğilir, mis gibi kokusunu yayar. Cennet hayvanları geldiğinde adam, gayet akıllı seninle konuşur. Mesela kadın olsun, erkek olsun, sürekli bakım yaparak ayakta duruyorlar. Binbir türlü bakımla. Cennette o yok; kadın da, erkek de sürekli bakımlıdır. Cennet erkeklerinde; kaşı var, kirpiği var, saçları var, sakal yoktur yalnız. Yani sakal ve diğer vücut tüyleri olmuyor. Hayır, isterse olur; yani kendi isterse olur. Ama hilkaten olmuyor ama istediği herhangi bir şey istediğinde hemen oluşuyor; anında oluşur, inşaAllah. Mesela saydam bina insanların hoşuna gidiyor. Zümrüt, çok değer verir insanlar; zümrüt taşının daha değerlisinden, daha güzelinden bina. Allah için o kadar kolay oluyor ki, çok kolay bir sistemle yaratıyor Allah. Ama insan cennete bakınca nefesi kesiliyor. “Havada durur” diyor Peygamberimiz (s.a.v); bina havada duruyor, bina temelsiz durmaz ama bina havada duruyor. Şahıs oraya hareketlendiğinde direkt gidebiliyor. Rüyamızda istediğimizde nasıl uçup gidiyoruz, anında gidiyor; kanada falan, şuna buna ihtiyacı olmuyor, maşaAllah. Allah Katı’nda bu çok kolay ama Allah, Kendisini çok sevmemizi ve O’na çok dikkat teksif etmemizi istiyor, zaten aksi çok anormal bir hareket. Doğru mu Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun, çok doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, bütün dikkatimizi Allah’a vereceğiz. Allah’a sevgiye vereceğiz. Dünya bu mantıkta olmuş olsa müthiş bolluk, bereket olacak. Her gün bayram, düğün olur. Gençleri korkuttular, çocukları; işte Cübbeli tarzı bir şey olacak zannediyorlar. İşte cehenneme dönecek zannediyorlar ortalık. Cübbeli zihniyeti ortada olan bir şey, siz çocuk musunuz? Cübbeli’yi adam durduk yere teşvik etmiyor, biliyor; dine karşı mücadelede en etkili yol, Cübbeli zihniyetini savunmaktır. En etkili yol. Darwinizmi, materyalizmi anlatmaktan bin kat daha etkilidir. Adam, Darwinizmi-materyalizmi anlatıp dine karşı mücadele ediyor, öyle değil mi? Cübbeli’yi savundun mu; onun yüz misli daha etkili olur, bin misli daha etkili olur. Onu bildikleri için bu konuda mütehassıs olan tipler, var gücüyle onu destekliyorlar, güya; destekliyorlardı ama biz de tabii kağıttan, kartondan oluşmuş bu kuleyi üfleyince indirdik aşağı; fikirle, düşünceyle, bilgiyle. Evet, konu ölümden açıldı; şimdilik bu kadar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Bazı Azeri kardeşlerimiz, size hem resim göndermişler, hem de mesaj. Şöyle; “Eski bir Rus şehri olan Kroh şehrinden, Azeri kardeşimiz Ramil Abbasof, geleneksel Tatar Şenliği Sabantuy sırasında Harun Yahya kitaplarının tanıtımlarıyla ilgili bazı fotoğraflar göndermiş, onları gösteriyorum. Ayrıca Azeri kardeşlerimizin yaptığı faaliyetler; evlerinde kurduğu küçük kütüphane ve Azeri Gençler Derneği’nden resimler de var. Ramil Abbasof, Azeri kardeşimiz, Moskova’dan çok uzak bir şehirde yaşıyor, Kroh şehrinde. İnternetten röportajları birkaç aydır izliyor ve Müslüman nüfusu çok az olan bir şehirde faaliyetlere başlamış. Yaratılış Atlası’nı; belediye başkanı, vali ve Ortodoks kilisesi piskoposuna hediye etmiş.
ADNAN OKTAR: Hay koçum benim, hay Battal Gazi, görüyor musun? MaşaAllah, helal olsun, atasına rahmet. İşte cihat denen olay budur. Adam, “nasıl yapacağım?” diyor; bak, al. Şahane bir şey, ta en orta noktalarda, en uç noktalarda çok güzel bir hizmet ediyor. Azerbaycan boydan boya delikanlı dolu, koç yiğit dolu. Yalnız Azeri hükümete, Azeri devlete güvence versinler. Devletler genellikle, çoğunlukla korku içindedir. Devletin yıkılması korkusu vardır, devlet bir insan gibidir. Nasıl insanların çoğu korku içinde yaşarsa, devletlerin de çoğu korku içinde yaşarlar. Ölümden korkar, devletin ölümünden korkar. Devlete suikast yapılmasından, devletin yıkılmasından, rejimin yıkılmasından çekinir, korkarlar. Kendince meşru görünen tedbirler alırlar. Devleti rahatlatsınlar Azerbaycan’da. O korkuyu üzerlerinden gidersinler. Laik, demokratik sistemi savunduklarını ısrarla belirtsinler. Kuran anlatır laikliği, demokrasiyi Kuran anlatır. Onlar Tevrat’tan öğrendiler, Tevrat’ın gerçeğinden öğrendiler demokrasiyi. Bu zatlar, Tevrat’tan, Talmud’tan, Zebur’dan öğrenmişlerdir. Yani kadim dinlerden, hak dinlerden öğrenmişlerdir. Dolayısıyla devletlere güvence çok önemlidir. Azeri devleti niye yıkılsın kardeşim? Abad olsun, güçlensin, niye yıkılsın? Rejim; rejimi güzelleştirirsin, ilaveler yaparsın, tamir yaparsın; rejim de yıkılmaz. Eksik yönleri vardır, onları düzeltirsin. Mesela Türkiye’de ne yapıyorlar? Anayasa değişikliği yapıyorlar, hukukta ayarlama yapıyorlar, düzeltiyorlar. Düzeltiyorlar, yıkmıyorlar; yıkma çok tehlikeli bir olaydır. Eksik varsa, tamir vardır. Nasıl? Demokratik yöntemlerle, kamuoyunun katılımıyla, halkın katılımıyla, onların ortak talebiyle; dayatmayla değil, kabadayılıkla değil; yıkarak, yakarak falan değil. Bu yönde yaklaşırlarsa… Genellikle Türki devletlerde bir panik var, irtica paniği oluyor. Bir kere bunu ortadan kaldırsınlar. Bizi seven kardeşlerimiz anti-irticadır, anti-yobazdır. Devlet bir nimettir, devlet niye yıkılsın? Devletler olacak zaten, Azeri devleti zaten olacaktır. Korkularını gidersinler, konuşsunlar devletin ileri gelenleriyle; onlar, o zaman bir ferahlık içerisinde olurlar. Çünkü Azerbaycan’da bir tek benim kitaplarım serbest, diğer kitaplar yasak. Mesela, çok büyük toplantılar yapmak; kardeşim 10 bin kişilik toplantı yapacağına, 200 kişilik yap; yani 10 bin kişilik toplantı, 1000 kişilik toplantı, bunlar tedirgin eder. Çünkü öbür, ‘radikal unsurlar’ dedikleri işte zatlar; “işte onlar yapıyor, biz neden yapmıyoruz?” diye ortaya çıkabilirler, değil mi? Yani acayip bir şey olur. 200 kişi güzel işte; 200 orada yap, 200 orada yap, 200 orada yap. Azınlık iyidir, Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin sayısından düşünün. Niye 300 tutuyor Cenab-ı Allah? Cenab-ı Allah istese 300 bin yapardı Hz. Mehdi (a.s) talebelerini; 313 yapıyor. Az sayının bereketi var, mesela 313’ün kontrolü kolaydır. Kıvraktır, hareket kabiliyeti yüksektir. İntikali çabuktur, onun için Cenab-ı Allah onu küçük tutmuş; 313 kişi tutmuş. Mesela 300 bin kişi olsa, çok zordur kontrolü; çok çok güçtür. Az sayı, yüksek kalite. Yani sayının üstünde durmayacaklar. Hatta Osmanlıca ifadeyle;
ALTUĞ BERKER: Kemiyet değil, keyfiyet.
ADNAN OKTAR: “İyi akşamlar, size Gaziantep’ten yazıyorum.” Gaziantep, koç yiğitlerin yeri. “Programınızı dün izledim ilk kez. Bugün de izliyorum, sizi anlamaya çalışıyorum. Ancak daha yeni yeni kavramaya başladım” diyor. “Bir hanımın boynunda haç gördüm” diyor. Kardeşim, gayrimüslim kardeşimiz, artık insaf yani. Ona ne, şimdi boynundan kolyeyi çıkaralım mı? Bu kafaya bakarsan, kiliseleri basıp… Olmaz. O inancı olarak, sen nasıl yakana hilal takıyorsan, ay yıldız takıyorsan, onun inancı da öyle; dinini temsil eden bir şey olarak düşünüyor. Biz saygı duyarız; normal o, inşaAllah. Beyazıt’ta bütün turistlerin boynunda var. Şimdi hepsinin tek tek boyunlarından toplayalım mı birer birer? Çekip, söküp çıkaralım mı onları? Haçın meydana getirdiği anlamı yıkacaksın. Haçı koparmakla, haçı yıkmakla bir şey elde edemezsin. Teslis inancıyla mücadele et. Teslisi kaldırırsan haçın kalmasının hiç mahsuru yok. Çarpı işareti kalmış gibi olur, bir şey olmaz. Ama tabii “Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde haçı yıkacak” dediği odur, inancı kaldırması demektir. Yoksa o zaman bütün pencereleri de kırıp geçirmek lazım. Bütün pencerelerde şöyle bir tahta vardır, bir de şöyle bir tahta vardır, evlerde. Doğru mu? O zaman bütün cam-çerçeve, mahallelerde hiçbir şey kalmaz. Nereye baksak bir artı işareti olur. O zaman matematik kitaplarının hepsini yırtman lazım, hepsinde bir artı işaret var. Onun ifade ettiği put anlamın kalkması önemlidir. “Müslüman olmayan birini kendine nasıl dost edinirim Hocam?” diyor, inşaAllah. Dünya dostu edinilir. Dost edinmeden nasıl tebliğ yapacaksın? Hz. İsa (a.s) tebliğ yapacak, yani düşman olarak mı tebliğ yapacak? Resulullah (s.a.v), Hıristiyanlara gidip saldırıyor muydu? Dost ediniyordu, dünya dostu oluyordu. Dostluk alameti olarak çıkarıyor cüppeyi üzerinden, altlarına seriyor, oturtuyor onları; “buyurun” diyor. Hürmet ediyor Resulullah (s.a.v). “Yanlış” deyin o zaman; diyemezsiniz, doğru çünkü. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’in yaptığı o. Peygamberimiz (s.a.v)’in yaptığının aynısıdır bizim yaptığımız. Altlarına seriyor, ondan sonra Allah’ın birliğini anlatıyor. Önce onlarla bir dünya dostu oluyor. Kendini sevdiriyor, sevdirdikten sonra sohbet ediyor. Düşman olarak sohbetini dinler mi adamlar? Sen diyorsun ki, Antepli delikanlı; “ben düşman olarak konuşmak istiyorum.” Düşman olarak seninle konuşmaz adam. Dünya dostu olacaksın, şimdi ben bir araştırsam keratayı; ya kardeşin dinsizdir, ya baban dinsizdir, ya bir akraban dinsizdir. Gidiyorsun onu alnından öpüyorsun. Düğünde gidiyorsun onunla karşılıklı mastika oynuyorsun. Yahut affedersin, misket mi oynuyorsun, artık neyse, kafanda rakı bardağıyla. Ondan sonra gelip bana akıl veriyorsun. Muhabbet olmadan, kalpte muhabbet olmadan İslam’ı anlatamayız. Anlatırken, dünya dostu olmadan da anlatamazsın. Herkese düşman olarak, İslamiyet’i yok edecektiniz, Allah esirgesin. Edecektiniz, biz engel olduk. Yani haşa, huzurdan gerçi çok hakaretamiz gibi oluyor ama sıfır numara yobaz kafasıdır bu. Bunu yapmayın. Din dostu olmak ayrıdır, İslam dostu ayrıdır, dünya dostu ayrıdır. Din kardeşi olmak vardır, dünya kardeşi olmak ayrıdır. Dünya kardeşi olarak konuşursun, anlatırsın. Biz o çocuklara, buraya geliyorlar, sürekli kitap veriyoruz. Her gün anlatıyorum, kalpleri İslam’a ısınıyor onların. O senin yobaz kafanla, o çocuğa bu kitabı vermek mümkün mü? Yanaşmak mümkün mü? İslam’a ısınması mümkün mü? Bu kadar mı kaz kafasın? Bu kadar mı odun kafasın? “Resulullah (s.a.v) ne yapıyordu?” diyor. Yemeklerine gidiyor, cenazelerine gidiyor. Cenazesi kalkarken ayağa kalkıyor ve cübbesini alıp altlarına seriyor, adamlar üzerine oturuyor cüppenin. Hürmet ediyor ve ondan sonra İslam’ı anlatıyor. Bu bir nezakettir. İslam böyle anlatılır.
GÖKALP BARLAN:Hatta Müslümanları Hocam, Hıristiyanlara yolluyor o zaman, Necaşi’ye yolluyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. “Fethullah Gülen’i bana övmeyin. Ne olur bir şey yapın” diyor. Fethullah Hoca olmasaydı, buz gibi soğuyacak mıydın? O cemaatin olmadığını farz et ve Marksist bir cemaat olduğunu düşün onun; Marksist, dinsiz. Ve aynı çalışmayı yaptılar ve liseler kurdular ve komünist düşünceyi yayıyorlar. Buz gibi soğuyacak mıydın, ferahlayacak mıydın yani? Hiç olmazsa, hiçbir şey yapmıyorsa Türkçe öğretiyorlar; Hz. Mehdi (a.s)’ın dilini öğretiyorlar, güzel. İslam’ı, Kuran’ı anlatmaya, uygun bir zemin hazırlıyorlar; ılımlı insan hazırlıyorlar. Bu da güzel. Yani olmaması mı, hiç olmaması mı iyi, olması mı iyi? Hiç olmasaydı diyemeyeceğine göre; olması iyi işte. Ilımlı insan yetiştiriyor, ılımlı olmaları bile bir avantajdır; ondan sonrası kolay. Yani o okuldan mezun olan bir çocuğa dini anlatmak çok kolay. Ama Darwinist, materyalist yetişmiş bir adama dini nasıl anlatacağız? Daha zor, değil mi? Üslubum biraz sert yani, benim şeyimdir o; görsem elini öperim ben senin, öyle bir derdim yok da. Yani nasıl yetiştirdi bu çocukları böyle? Kardeşim, nedir bu kafa? Peygamber (s.a.v)’den örnek veriyorum, yanlıştır demiyor; daha hala aksini iddia ediyor. Peygamberimiz (s.a.v) cüppesini serip, Hıristiyanları üzerine oturtup, Musevileri üzerine oturtup sohbet etti mi? Etti. Buna ne diyorsun? “Doğru.” Sen ne diyorsun? Bambaşka şeyden bahsediyorsun. Hıristiyan’la evlenebiliyor muyuz? Ehl-i Kitap’la evleniliyor. Musevi’yle evlenilebiliyor mu, Musevi hanımla? Hıristiyan hanımla da evleniliyor. Bunu Allah’ın Kitabı, Kuran bize ruhsat olarak vermiş mi? Yol olarak göstermiş, ayet var. Şimdi ben sana mı inanayım, Kuran’a mı inanayım? Allah diyor ki; “yemeklerini yiyebilirsin.” Adam, düşmanının yemeğini yiyebilir mi, düşman olduğun adamın? Değil mi? Çok acayip bir kafa, yobazlıkla dini yıkmaya çalışıyorlar, biz durdurduk. Bizim vesile olmamızla şu an göğsünüzü gere gere İslam’ı yaşayabiliyorsunuz. Şu rahatlığın bile Antepli, bizim sana hazırladığımız imkanladır. Sana nal toplatırlardı yerden, nal. Nefes alamazdın. Bak, hükümet de gürül gürül yüzde 50 ile iktidara geldi. Ama felsefi, bilimsel zeminini hazırladık. O yüzden böyle rahatça geldi.
GÖKALP BARLAN:İnşaAllah Hocam, kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Yoksa Türkiye’yi birbirlerine katardılar, yeri göğü birbirine katardılar ve asla müsaade etmezlerdi böyle bir şeye. Yendik, yenildikleri için, sonuna kadar kapıların açılma sebebi budur. CHP’nin sağa kaymasının nedeni biziz, CHP’nin sağcı olmasının nedeni biziz. Solu yok ettik. Darwinizmi, materyalizmi yok ettik. Sağdan başka bir yol kalmadı Türkiye’de. Ve göğsünü gere gere geziyorsan nedeni yine biziz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü böyle cayır cayır ezilecekti de onlar da gıkını çıkartmayacaktı. Manen yıktık onları, moral olarak yıktık. Bir örgütün en hayati damarı nedir, biliyor musun? Moraldir. Silahı değildir. Silahını al, tankını-topunu al, hiç etkilenmez. Moralini aldın mı yerle bir olur. Bir tek PKK’ya ulaşamıyoruz. Onlara da ulaşsak, onların da moralini elinden alırız ve yerle bir ederiz. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yenilmesinin sebebi moralinin elinden alınmasıdır ve biz elimizi gırtlağından içeri soktuk, ciğerini söküp çıkarttık iddia edilen Ergenekon terör örgütünün. Sıfıra gittiler, şu anki zavallılıklarının sebebi odur, garibanlıklarının. Hiçbir ideolojileri yoktur, hiçbir düşünceleri yok şu an. Sıfır ideolojiye sahipler. Yazsınlar bakalım gazetelerde, Darwinizmle ilgili bir şey; yeni bir halka mı, simit mi bulundu diye yazıyorlardı bir şeyler eskiden. Niye gıkları çıkmıyor, değil mi? Havanda fasulye gibi dağıttık hepsini böyle, inşaAllah. Porselen havan değil, inşaAllah. Kardeşim, hadis söyle de şu kardeşimize, yani cahilliğinden, şimdi ben söylüyorum da, mantık veriyorum zannediyor; onun için hadisle anlat da oradan kafası yatsın.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Programınıza bazen bakıyorum; anlamadığım, Mehdilik meselesi üzerinde niye bu kadar duruyorsunuz?” Benim anlamadığım, niye Mehdilik meselesi üzerinde bu kadar durmuyorsunuz? İttihad-ı İslam üzerinde bu kadar durmuyorsunuz da, Türk-İslam Birliği üzerinde bu kadar durmuyorsunuz da, başka konular üzerinde duruyorsunuz. Hiç alakasız başka konular üzerinde duruyorsunuz, değil mi? Cima tekniklerinin bilmem neyini öğreniyorsunuz, atom-forvet kafanızla keratalar. Zaten Allah gücünüzü de almış, aklınızı da almış; zaten öyle bir şeyiniz de yok, yani öyle bir haliniz de kalmamış da, bir de teknik öğrenmeye çalışıyorsunuz. Acil olan bunlar değildir, cima teknikleri değildir. Acil olan İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. Daha önemli ne var? Kuran’da, İttihad-ı İslam en önemli, en acil konu değil midir? En büyük farz vazife değil midir? İttihad-ı İslam eşittir, nedir? Mehdiyet. Mehdilik eşittir İttihad-ı İslam, ne farkı var? Aynısı işte. Oku o kerataya da anlasın.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
-Peygamberimiz (s.a.v)’in Kitap Ehline Gösterdiği Şefkat ve Merhametinden Bazı Örnekler-
Peygamberimiz (s.a.v), Necran Hristiyanlarının Mescid-i Nebevi’de Kendi İbadetlerini Yapmalarına İzin Vermiştir:
“Hıristiyan Necran heyeti ikindi vakti Medine’ye gelerek Mescid-i Nebevi’ye girmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v) ashabı ile henüz ikindi namazını kıldığı sırada ibadet vakitleri gelen Hıristiyanlar doğuya yönelerek ibadet etmeye hazırlamışlardır. Bazı sahabiler onların ibadet etmesine engel olmak istemişler, fakat Hz. Peygamber (s.a.v) onların serbest bırakılmasını ve ibadetlerini yerine getirmelerine müsaade edilmesini emretmiştir.
“Necran Hıristiyanları onu ziyaretlerinde Hz. Muhammed (s.a.v), onlara abasını sermiş ve oturmalarını söylemiştir.”
Resulullah (s.a.v), Kitap Ehli’nin düğün yemeklerine bizzat katıldığına, hastalarını ziyaret ettiğine ve onlara ikramda bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.
“Şarkta ve garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, Peygamber (s.a.v)’in ve tüm müminlerin himayesindedir” diye, Peygamberimiz (s.a.v), Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka’b ve kavmine bu cümleyi yazdırmış, inşaAllah. Müminlerin himayesinde; tüm Ehl-i Kitabın dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yanlış biliyorsunuz demiyorlar, car car konuşuyorlar. Yani öyle olmaz; arkadaş “bunu yanlış biliyorsun” diyecek, “kaynak yanlış” diyecek, demiyor. “Böyle bir ayet yok” de, bana o zaman. Mesela bak, “Hıristiyan hanımlarla evlenebilirsiniz” diyor Cenab-ı Allah, Ehl-i Kitaptan. “Musevi hanımlarla da evlenebilirsiniz” diyor. Sen ne diyorsun? Adamları adeta şeytan gibi görüyorsun. Kuran’a göre hareket edeceksin, değil mi? Sünnete göre hareket edeceksin.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Yahudi bir kadının cenazesi geçerken ayağa kalktığı da Müslim’de geçiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslim, sahih-i Müslim?
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Buyur, hadi gel, “yanlıştır bu hadis” de. Sen adamlara nefretten bahsediyorsun, Peygamberimiz (s.a.v) ayağa kalkıp ihtiram ediyor, hürmet gösteriyor cenazesine. Şahsına değil artık, düşün; cenazesine. Şahsına da cübbesini çıkartıp, altına oturtuyor. Siz ne diyorsunuz? Yani ben ne diyeyim bu keratalara, bilmiyorum yani.
Hz. Mehdi (a.s) konusunu; evet, dünyada bir tek ben bu kadar gündemde tutuyorum. Dünyada Mehdilik konusunu benim kadar gündemde tutan kimse yok. İttihad-ı İslam’ı benim kadar gündemde tutan yok. Ben ve arkadaşlarım kadar yok. Peygamberimiz (s.a.v) meydana gelmiş mucizelerini bir tek ben anlatıyorum, ben ve arkadaşlarım; başka kimse anlatmıyor. Anlatmıyorlar, bir tek Şeyh Aymed Yasin Hocamız, Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız anlatıyor, o kadar. Bir şey olmuş. Yani var alimlerden, hocalardan da, genel anlamda diyorum. Yani az anlatan, yüzdeye vurursak çok az. İsmim de Muhammed diyorsun, Muhammed Abdullah diyorsun. Muhammed, Peygamber Efendimiz (s.a.v) İttihad-ı İslam için gayret etti. Kuran ayetleri hep İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. Nereye baksan İttihad-ı İslam’dan bahseder. Hz. Musa (a.s), İttihad-ı İslam için gayret etti; Hz. İbrahim (a.s), İttihad-ı İslam için gayret etti; Peygamberimiz (s.a.v), İttihad-ı İslam için gayret etti. Hz. Mehdi (a.s), İttihad-ı İslam için gayret edecektir. Biz talebesiyiz, tabii ki İttihad-ı İslam’ı anlatacağız. “En büyük farz vazifedir” diyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri. Siz neyin üzerinde duruyorsunuz?
GÖKALP BARLAN:Bir ayette Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar Allah yolunca cihad edin” diyor, inşaAllah, “çaba harcayın” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Canım Hocam, ben eskiden kedileri hiç sevmezdim, hatta korkardım, sayenizde kedileri çok sevmeye başladım. Nerede bir kedi görsem sevip okşayasım geliyor” diyor, Deniz isimli bir kardeşimiz yazmış. Evet, kediler çok şekerdir.
ALTUĞ BERKER:Ben göstereyim, kedi ve arkadaşlarından, inşaAllah.
-Sevimli canlılar-
ADNAN OKTAR:22 Haziran 2011, Çarşamba; Mehmet Şevket Eygi Hocamız, mübarek çok muhterem bir insan. “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur edeceğine dair rivayetler tevatür derecesinde” diyor Hocamız, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İbrahim Cubaili isimli, yurtdışından bir kardeşimizin size bir mesajı var ve bir de resim göndermiş. “Sevgili Adnan Hocam, size bu mesajı çalışmalarınızın hayranı olduğumu ve bana ilham kaynağı olduğunuzu söylemek için yazıyorum. Sizin kitaplarınızı ve web sitenizi uzun yıllardır takip ediyorum. Fikirlerinizi sunuş şekliniz mükemmel. Sanki doğru yola giden noktaları birleştiriyorsunuz. Allah, bana bir oğlan evlat verdi kısa süre önce ve ona sizin adınız olan Harun ismini verdim. Resmi de göndermiş, arkasında da adını yazmış.
ADNAN OKTAR:Acayip şeker. MaşaAllah, ne kadar gürbüz. Allah uzun ömür, sağlık, sıhhat, hidayet nasip etsin. Bir de Yahya deseydin de tam olsaydı. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu vesileyle aileme ve arkadaşlarıma sizin DVD’lerinizi satın alıp dağıttım. Harun’a dua etmenizi ve sizin gibi saygıdeğer ve etkili bir Müslüman olmasını diliyorum. Allah, sizi çalışmalarınız dolayısıyla ödüllendirsin. Saygılarımla, İbrahim Cubaili.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Aziz Üstel’in yazısında bir konu vardı, müsaade ederseniz okumak istiyorum. Şöyle diyor Star Gazetesi’nde, Aziz Üstel; “Amerika’daki laiklik anlayışı.” Bir okuyucusu ona mektup yazmış. Amerika’daki laiklik anlayışına örnek vermiş. Amerika’daki hiçbir devlet kurumuna din ve İncil’in adım atamayacağını yazmış. Aziz Üstel de bunun hatalı bir bilgi olduğunu söyleyerek; Amerika’da, başkandan yargıçlara kadar birçok devlet görevlisinin kutsal kitaba el basarak göreve başladığını, ancak federal hükümetin din ve devlet işlerini birbirinden ayırdığını söylemiş. Din ve devlet işlerini birbirinden ayırdığını söylemiş; federal hükümetin, Amerika’da. Buna delil olarak da; Yüksek Mahkeme’nin okullarda İncil’e göre yaratılış yerine, Darwin’in evrim teorisini okutulmasına karar verdiğini, gerekçesinin de Amerika’nın laik bir devlet olduğunu, bu nedenle yaratılışın dinsel inançlar değil, bilimsel gerçekler çerçevesinde öğretilmesi gerektiğini belirttiğini yazmış. Dolayısıyla Amerika’nın laik bir devlet olduğunu ancak dindar insanları baş tacı ettiğini, inançsızlara ise hiçbir zaman oy verilmediğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Aziz Üstel’e helal olsun, maşaAllah. Eskiden, eli cebinde çıkar, program yapardı, değil mi? MaşaAllah ama güzel, demek ki basiretli, ferasetli bir insan. Güzel konuşmuş.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitemizi tanıtmak istiyorum. RisaleiNurKulliyati.com. Busitede, Risale-i Nur külliyatının tam metni bulunuyor, inşaAllah. Ve çok güzel bir arama sistemi var. Kardeşlerimiz, tüm Risale-i Nur’da veya isterlerse Risale-i Nur külliyatının tek bir kitabında istedikleri kelimeyi aratabilirler. Aşağıdaki ek bölümde de ayrıca, Risale-i Nur’da Hz. Mehdi (a.s)’ın anlatıldığı bölümleri okuyabilirler. Ve ağabeylerin Hz. Mehdi (a.s) ve İttihad-ı İslam anlatımlarının filmlerini seyredebilirler bu sitede. Albüm var. Albümde de Bediüzaman Hazretleri’nin fotoğrafları, çeşitli eşyaları, el yazısı mektuplarının fotoğraflarını bulabilirler, inşaAllah. Ayrıca Said Nursi Hazretleri ile ilgili yayınladığınız tüm kitap ve belgesellere de bu siteden ulaşabilirler. RisaleiNurKulliyati.com,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Limon yiyen sincap gösteriyorum Hocam, inşaAllah. Sincap göstermişken, onunla ilgili bilgi de vermek istiyorum. Kesecikleri var yanaklarında, onlara dolduruyorlar fıstıkları; keseli sincap, yanağı keseli sincap. Hemen yemeyeceği besini de, yanaklarındaki keselere alıyorlar, kışın kullanmak için depo ediyorlar. Gevşek deri kıvrımları, bu yanak kenarlarındaki. Hatta birkaç ceviz birden koyabiliyorlarmış. Film de var, onu göstereyim, inşaAllah.
Üstad Hazretleri’nin hastalıkların hikmetlerinden bahsettiği birkaç cümlesini okumak istiyorum. “Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın ömrünün bu dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir” demiş, hastalık için. “Eğer hastalık olmazsa sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, ahireti unutturur, kabri ve ölümü hatırına getirtmek istemiyor” demiş ve “ölümsüz değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Hastalık bu gözü açtırır, bunu düşündürür” demiş ve “hastalık bu bakış açısından bu nokta-ı nazardan hiç aldatmaz bir nasih ve ikaz edici bir mürşiddir” demiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şu üslubun güzelliğine bak, şu üslubun güzelliğine bak, maşaAllah. Said Nursi Hazretleri bir dehadır, son bin yıl değil, son bin üç yüz yılın en büyük alimidir, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in yüzüğü ile ilgili bilgi veriyorum. Resulullah Efendimiz (s.a.v), kendisine gümüş bir yüzük yaptırmış ve kaşına Muhammed Resulullah mührünü nakşettirmiş.
ADNAN OKTAR: Allah, Muhammed, Resul. Evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v), gümüş yüzüğünü genellikle sol elinin serçe parmağına takmış ve yazışmalarda mühür olarak kullanmış. Vefatından sonra ilk halifelere intikal eden bu yüzük, Hz. Osman (r.a)’ın hilafetinin altıncı senesinde Medine’deki Eris kuyusuna düşmüş, bütün çabalara rağmen bulunamamış. Enes bin Malik (r.a) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ in mühr-ü şerifleri (şerefli, mübarek mühürleri) gümüşten yapılmıştı. Kaşı ise, Habeş taşındandı. Resulullah Efendimiz (s.a.v), yabancı devlet büyüklerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu. Parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde” diyor Enes bin Malik. Mührün kaşına üç satır halinde Muhammed Resul ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda Muhammed, ikinci satırda Resul, üçüncü satır da Allah kelimeleri yer alıyordu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. O yüzük bulunur. Zamanını bekliyordur, inşaAllah. Cinler kaçırmıştır. Cinler de yine getirir, inşaAllah. Güzel şeyler anlatıyorsun, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Risale-i Haber’de; Rum doktor, Said Nursi Hazretleri için deha raporu vermiş. Son şahitlerden Doktor Hamit Uras anısını şöyle aktarıyor; “II. Meşrutiyet senelerindeydi, biz mekteb-i tıbbiyede (tıp fakültesinde) talebeydik. Bediüzzaman da İstanbul’ da bulunmaktaydı. Kendisi müderrisler içinde Fatih Müderrisi’ni beğenirdi, takdir ederdi. Onun ünvanı ve şöhreti her tarafa yayılmıştı.” Daha sonra kendisi adli tıbba sevk edilince, adli tıptaki doktorlar muayenesini sohbet ederek yapıyorlar. Bediüzzaman Hazretleri orda bulunan bir teşrih, yani anatomi kitabını eline alarak dört-beş sayfasını okuyor ve kendisinin o sayfalardan imtihan edilmesini istiyor. Biraz sonra da zikredilen sayfaları aynen ezberden okuyor. Durumu hayretler içerisinde takip eden Rum doktor, heyecan ve şaşkınlıkla, raporunu; “Bediüzzaman’da cinnet değil, deha vardır” şeklinde veriyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şahane olmuş, maşaAllah. Evet, çok manidar, maşaAllah. Bana da akıl hastası raporu vermişlerdi. Kriton Dinçmen, o da gayrimüslimdir, o da verilen raporu bozmuştu. Bak, orda da, Bediüzzaman’da da gayrimüslim bozmuş. Gerçi askeri hastanede de bozuldu benim raporum. Yani ‘ruhen, bedenen tam sağlıklıdır’ diye rapor vermişlerdi askeri hastaneden. Ama ondan önce gayrimüslim bir doktor bozmuştu, o verilen akıl hastası raporunu. O sayede çıktım, yoksa tımarhanede tutacaklardı bizi daha; on ay kalmıştık, daha da on yıl kalırdık Allahualem. Allah korudu, inşaAllah. Bize mekan olmuştu orası, inşaAllah. Gece-gündüz, adam öldürmüş delilerin içerisinde tutuyorlardı. Bir de zincir de vurdular ayrıca, farklı olarak, hoş geldin muamelesi, ayaktan zincir. O da nesiyse? Değişiklik olarak, süs olsun gibisinden herhalde.
ALTUĞ BERKER: Ben bir Bediüzzaman Hazretleri’ni biliyorum, bir de sizi; aydınlardan akıl hastanesinde başka kimse yok Allahualem. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok acayip, çok acayip. Yani ayağa zincir vurulması çok acayip; koskoca kalın baklalı zincir. Bir de adam öldürmüş akıl hastalarının içinde benim ne işim var. On ay! Daha tutacaklardı, o gayrimüslim doktor bozdu raporu, o şekilde Allah kurtardı. Ben onun için şaşırdım, şimdi sen söyleyince; Bediüzzaman’da da Rum doktor olduğunu bilmiyordum.
ALTUĞ BERKER: Ben sizin bir sözünüzü hatırlatıyorum şu anda. Şöyle söylemiştiniz; “Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca vücut kasılır, vücut kendine isyan etmeye başlar. Ağız kasılır, gözler kasılır, mide kasılır. O zaman çözümü uyuşturucuda arıyor insanlar. Kasılmanın sebebini Allah Kuran’da açıklıyor; "göğe yükselmiş gibi hissederler"diyor. Ama Kuran’a inanılırsa bir gevşeme, rahatlama olur” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Ya Allah, Bismillah! Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi, 91; “Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin.” Nahl Suresi, 74; sen ayeti oku, ben de şerh edeyim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Şeytandan Allah’ a sığınırım. “Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azap da sizin içindir.”
ADNAN OKTAR: Mesela, sevdiği arkadaşı var, “ömür boyu onunla görüşmeyeceğime yemin ediyorum” diyor. Böyle şey olur mu? Kuran’da küsmek yok, “aralarını bulun” diyor Allah, haramdır. Sen ‘ömür boyu konuşmayacağım’ diye yemin ediyorsun. Böyle yemin olmaz, o yemini bozacak. Kuran’ın, bu ayetin hükmüne göre bozması gerekir. Yani ara bozmak için yemin olmaz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...