ALTUĞ BERKER: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Nevşehir Kapadokya Tv, Otağ Tv Adana, Çorum Kanal 19, Art Amasya, Tokat Sefa Tv, Mardin Kanal 47, Uşak Egem Tv, Erzurum Süper Fm, Kırşehir Kent Fm, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Adana Crt Tv ve Crt Fm, Nevşehir Keyif Fm’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Konuklarımız; Sayın Umut Akyürek, Sayın Oktay Ertuğrulhoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker’im sen Umut Akyürek’i sakin sakin anlatıyorsun, medar-ı iftiharımız, sanatın güneşi diyebilirim, rahatça söyleyebilirim tabii. Güzel ahlakınız, sevecenliğiniz, insancıllığınız, güzel sesiniz, nezaketiniz, her şeyiniz ile örneksiniz. Bu koçyiğide de yukarıda konuşurken baktım, Elazığ’dan bir koç çıkmış, aslan çıkmış. Dedim, Oktay Hocam seni dinleyeceğiz. Eşi çok güzel olmuş, Allah güzel rast getirmiş, güzel bir evlilik olmuş, Allah sonuna kadar götürsün, elhamdülillah çok sevindim. Çok efendi, çok nezaketli bir insansın. Her ikiniz de çok imanlısınız biliyorum, Allah’ı seversiniz, Peygamber (s.a.v.)’i seversiniz, modernsiniz, sevgi dolusunuz, coşkulusunuz, demokratsınız.
UMUT AKYÜREK:Hocam mahcup ettiniz, sağ olun.
ADNAN OKTAR:Seviyorum, inşaAllah.
OKTAY ERTUĞRUL:İnşaAllah bütün Türk milleti de öyle görüyordur, sizin gördüğünüz gibi o gözle görüyordur.
ADNAN OKTAR:Aynı şekilde, çok çok seviliyorsunuz. Güzel bir evlilik, nezaketli insanlarsınız, tam sanatçı ruhu var. Anneni tanıyorum, biliyorsun, kız kardeşinle gelmişti.
UMUT AKYÜREK:Sizlere de çok selam söylediler.
ADNAN OKTAR:Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Onları da özledik, inşaAllah yine bir ara görürüz. Allah kalbinize inşirah, ferahlık versin, huzur versin. Minikler de var değil mi?
UMUT AKYÜREK:Var var, bir yavrumuz var.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Allah ona da uzun ömür, sağlık, sıhhat, iyilikler versin, sizlere bağışlasın, inşaAllah sana benzer.
OKTAY ERTUĞRUL:Benim anne tarafıma benziyor.
UMUT AKYÜREK:Bize pek benzemiyor.
ADNAN OKTAR:Ama Oktay da yakışıklı.
UMUT AKYÜREK:Oktay’a da benzetmiyorlar, kayınvalideme benziyor, çok hoş bir hanımdır. Güzel olacak kızımız ama ikimize de benzemiyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Ama aklı ve duygusal zekası, sezgileri çok güçlü, ona çok seviniyoruz, çok farklı bir çocuk, okulda da öyle söylüyorlar, her yerde çok fark ediliyor. Bütün çocuklar mı öyle, bizimki mi öyle ama.
UMUT AKYÜREK:Derinliği olan bir çocuk. Hassas bir çocuk, hisleri kuvvetli, enteresan; bizi şaşırtıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama derinlik herkeste olmaz. Sizin çok güzel bir parçanız var, gülü susuz parçasını şahane söylüyorsunuz, maşaAllah şahane yani en az otuz kere, kırk kere dinlemişimdir, maşaAllah çok içli, çok candan, aşkla, coşkuyla söylüyorsunuz maşaAllah. Allah sizleri bizlere bağışlasın.
UMUT AKYÜREK:Çok çok özel ve güzel bir şarkı, Zekai Tunca’nın.
OKTAY ERTUĞRUL:Son zamanlarda yapılmış en güzel bestelerden.
ADNAN OKTAR:Ama nefis söylüyor, ben samimi söylüyorum. İnternetten araştırdım, ona yakın söyleyen var mı diye, yok yani ben samimi söylüyorum, olsa söylerim şu da güzel söylüyor derim. Birde Müslüm babayı çok takdir ederim ben, hakikaten sanatçıdır o, mazlum, acıların insanı, çok zorluklar çekmiştir. Yani o yüzünde, o acıların ızdırabın bütün izleri kalmıştır. Mütevazi ve çok güzel ahlaklı bir insan bence, mürşid ruhlu. Ben görüşmedim ama çok takdir ederim, çok severim.
UMUT AKYÜREK:Ama o hissediliyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, belli açık. Yani efendilik, nezaket, her yönden çok üstün.
Berker, bize neler anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER:Çocukları konuşunca, sevimli resimler vardı, uygun görürseniz onlardan göstereyim Hocam. Hayvanlarda anne şefkatine dair.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kuzu çok şeker oluyor, hakikaten çok tatlı bir hayvan. Tay çok şeker bir varlık, at zaten başlı başına güzel bir varlık, Kuran’da da at övülür, maşaAllah.
OKTAY ERTUĞRUL:Deve de çok özel anlatılıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, o da Kuran’da övülüyor, ona dikkat çekiliyor. Hakikaten çok harika bir hayvan. Yani gerek dayanıklılığı, gerek uysallığı, sabrı. Olağanüstü bir bünyesi var yani hayret edilecek, Allah onu tam çöl ortamı için yaratmış, maşaAllah. Ama Umut Sultan Hocamızın asıl güzel soruları vardır, merak ettiği şeyler olur.
UMUT AKYÜREK:Estağfiğrullah. Siz anlatın, biz dinleyelim. Zaten hep takip ediyoruz, vesilenizle çok istifade ediyoruz, pek çok konuya mazhar oluyoruz ama bugün özellikle sorabileceğim ne olabilir, müsaadeniz olursa.
ADNAN OKTAR:Estağfiğrullah, lütuf buyurursunuz, kerem buyurursunuz, buyurun.
UMUT AKYÜREK:Estağfiğrullah. Bu Ahir Zaman deniliyor, bu konu artık sıkça yer alıyor, sizin sohbetlerinizde de takip ettiğim kadarıyla, bununla beraber, bir de foton çağından bahis ediliyor. Bu konular benim ve Oktay’ın çok ilgimizi çekiyor. Kendi çapımızda araştırmalar yapıyoruz.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, ufkunuzun genişliği, o sizin ruhunuzdaki derinliği gösterir. Yani umursuz bir insan için ne dünya, ne ahiretin, hiçbir şeyin önemi yoktur. Ne yaşadığını bile bilmez. Ama aklı başında bir insan, ben neyim, nereden geldim, niçin yaratıldım diye merak eder. Bu çok makul olan bir şey. Hiç merak etmiyorsa, bir acayiplik vardır, garaiplik vardır. Ahir Zaman’dayız, o doğru. Mehdiyet devrindeyiz, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göreceğiz, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz. Şimdi bu insanlara biraz ilginç geliyor ama direnme de var. Köşe yazarlarının direnmesinden anlıyorum. Yani bu kadar panik görülmemiştir, yani İslam tarihinde, Mehdiyet paniği ilk defa bu kadar şiddetlidir. Hacısı, hocası, alimi, köşe yazarı, herkes ayaklandı Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek diye. Sakin olun kardeşim, gelmeyecekse gelmeyecektir, ne heyecanlanıyorsunuz.
UMUT AKYÜREK:Aslında bu bir kavramdır falan gibi de deniliyor. Böyle görüşler var.
ADNAN OKTAR:Sakin olun. Gelmeyecek diye kendilerini yerlere atıyorlar. Sakin olun, gelmeyecekse gelmez. Mesela Budistler diyor ki: “Buda yeniden gelecek” diyorlar ama beni hiç ilgilendirmiyor. Yani bir kere bile muhatap olmuş değilim. Masonlar da Adonay’ın Ahir Zaman’da geleceğini söyler, o da beni ilgilendirmiyor, hiç tedirgin olmuyorum. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi, kesin doğru. Yani hakikaten Bediüzzaman “geldiği vakit, kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri havas, seçkinler onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s) içinde diyor: “onun yakın talebeleri imanın nuruyla tanırlar, hatta kendisi dahi ama bidayeten” diyor bakın Osmanlıca bir kelimeyle konuşuyor, “bidayeten (başlangıcında) kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Zaten Mehdiyet’te de bir iddia olmaz. Hz. Mehdi (a.s), aklı başında bir adamdır. Ben Hz. Mehdi (a.s)’ım diye ortaya çıkmaz. O çok delice bir hareket olur. İhtiyacı da yoktur. Yani Mehdiyet’i, Allah insanlara Cabbar ismiyle zorla kabul ettirecektir. Hz. Mehdi (a.s) kendini ilan etmek durumunda değildir. Görmeyen gözleri, görür hale getirecek Allah. Hz. İsa Mesih (a.s) çok harikadır. Yani onun yöntemi, stili çok harikadır. Çünkü o, daha ziyade devlet adamlarına, siyasilere, dünya ordularının kilit noktasındaki insanlara yönelik çalışma yapacak. Nasıl bir çalışma yaptığını bilmiyorum ama şu an faal olduğunu biliyorum Hz. İsa Mesih (a.s)’ın. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini de, Türkiye’deki genel atmosfere bakan herkes anlar. Bir bakın, din, İslamiyet her yere yansımıştır. Yani siyasette de bu kendini gösterir, devletin içinde de bu hissediliyor, görülüyor, halkın içinde de bu çok açık görülüyor. Eskiden “dindarım” demek, birçok insan için utanç vesilesiydi, söylemiyorlardı. Şimdi dinsizim demek, çok acayip bir laf oluyor yani çok şaşırtıcı. Kolay kolay ağza alınacak bir laf olmuyor. “Darwinistim” diyene, dönüp bakıyorlar, kayboluncaya kadar arkasından seyrediyorlar, bu Darwinistmiş diye. Allah’a inanan insan, şu an makul. Çünkü tutarlı bir insan, makul bir insan, beynimizin içindeki şu görüntünün nereden geldiğini merak eder. Yani o kadar kaliteli bir görüntü oluşuyor ki, şu an beynimizin içinde, üç boyutlu, en kaliteli televizyonda bu yok. Yani ünlü Avrupa’daki markalar, binlerce mühendis çalıştırıyorlar, şu görüntü kalitesini elde edemiyorlar. Üç boyutlu. Mesela bakın Umut Hanım’ı o kadar net görüyorum ki, inanmayan beri gelsin, beynimin içinde görüyorum ben şu an.
UMUT AKYÜREK:Evet, onu sohbetlerinizde biz takip ediyoruz. Zaten quantum fiziğiyle bunlar tespit edilmiş şeyler. Herkesin anlaması da çok zor ama gayret ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Şimdi vurgu o kadar güçlü ki, elimi masanın üzerine koyuyorum, elimin hissini alıyorum. Halbuki bu da beynimde oluyor, bu da beynimde algı. Ama elimle birleşince, o kadar inandırıcı oluyor ki, hakikaten masa dışarıda varmış gibi görünüyor. Masa dışarıda var ama böyle değildir. Renksizdir, saydamdır ve simsiyahtır ortalık, dışarıda ışık yoktur. Dışarıda dalga vardır. Sadece dalga vardır, enerji vardır. Mesela ben konuşuyorum ama gerçek anlamında bakıldığında, çıt yok. Benim sadece elim, kolum hareket eder. Çıt yoktur. Ses tellerimden ses, dalga olarak yayılıyor. Dalga, kulağa geliyor, kulaktan beyne elektrik enerjisine çevrilerek gönderiliyor. O elektrik enerjisini kulağı olmayan ruh, kulağıyla duyuyor. Gözü olmayan ruh, gözden gelen elektrik enerjisini, tam net renkli üç boyutlu görüntü olarak, gözü olmadığı halde, ruh görüyor. Demek ki, görmek için ne göze ihtiyaç varmış, ne de kulağa ihtiyaç varmış.
UMUT AKYÜREK:Hocam, zaten bu ruh bedenden ayrılınca, ne kulak duyar, ne göz görür.
ADNAN OKTAR:Evet esas olan ruhtur. Şu an görende o, duyan da o. Ama tabii bunu anlatsak da, bir anda anlaşılmıyor. Fakat öyle bir zaman gelecek ki, 2012’lerden sonra insanlar berraklaşacak. İşte foton çağı dediğin o.
UMUT AKYÜREK:Evet, onu çok merak ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Yani insanlar sanki madde olmadıklarını hissedecekler.
UMUT AKYÜREK:Maneviyat mı güçlenecek acaba?
ADNAN OKTAR:Zaten mecburen olur. Çünkü şu an maddeyle iç içe değiller. İnsanlar, maddenin görüntüsüyle muhatap oluyorlar, algılarla muhatap oluyorlar. Bunu tam hissettiklerinde, işte kıyamet denilen şey bu. Yani insanlar kıyam etmiş oluyor, aklı kıyam edecek ama gerçek kıyamete daha var. 70 yıllık bir süre var, Bediüzzaman’ın da söylediği, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden çıkartıyor, hicri 1400 ile 1500 arasında. Bizim meşhur Cübbeli de dergilerinde anlatmış zaten, 1400 ile 1500 arasında olacağını uzun uzun, defalarca anlatmış. Bizim tespitimizde 3 sayısında var ama çok fazla sayısında olduğu anlaşılıyor. Suyuti açık açık söylüyor. Zaten baktığımızda da anlaşılıyor, mesela ben evde de düşündüm, ben dedim ya, sizin gibi bir sanatçı bir daha gelmez dedim ya, yok doğru söylüyorum. Hakikaten insanlık gittikçe bozuluyor. Bir daha gelmez. Mesela Müslüm Baba diyorum, onun için görüşmek istediğim bir sanatçıdır, bir daha gelmez. Yani toplum bozulmaya doğru gidiyor, bir daha olmayacaktır. Bakın görün, bir daha öyle bir sanatçı gelmez. Mesela ünlü ressamlar gibi, ünlü müzisyenler gibi bir insan, bir daha gelmiyor, toplum gittikçe bozulmaya doğru gidiyor. Mesela Bediüzzaman gibi bir alim bir daha gelmez, Şeyh Nazım Kıbrısi gibi bir alim bir daha gelmez. Sizin bulunduğunuz dönem, çilenin acının yaşandığı dönemlerdi. Siz o acıyı yaşamasaydınız, bu derinliği alamazdınız.
OKTAY ERTUĞRUL:Hocam, sanatçının sesi belki vardır ama onu çıkartan da onun ruhundaki yine alabildiği şeyler oluyor galiba, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii tabii, o içliliği hissedemez. Mesela Umut Hanım’ın sesi çok güzel ama eğer o çileyi, acıyı bilmezse, onu öyle yorumlayamaz.
UMUT AKYÜREK:İdrak etmeden tabii onu icra edemez.
ADNAN OKTAR:Dümdüz bir ses olur. O parçadaki, gülü susuz şarkısındaki o içli derinlik, o müthiş derinlik oluşmaz. Yoksa tenor falan birçok insan var, çıksınlar da söylesinler bakalım oluyor mu, olmaz.
UMUT AKYÜREK:Tabiri caizse yorum, nüans, duygu kişiden kişiye değişir.
ADNAN OKTAR:Yani tabii yüzünüzdeki nur da buna ekleniyor, bakışlardaki temizlik de buna ekleniyor, bütün bu, hepsiyle iç içe oluyor.
UMUT AKYÜREK:Hakikaten her insanın karakteri, ruhu yaptığı işe de yansıyordur.
ADNAN OKTAR:Ama tabii güzelliğinize de onun içinize katıyor, Allah onu hep beraber veriyor, o nurla, o güzellikle, bakıştaki güzellik, yüzdeki nur, efendiliğiniz. Bilinçaltımızda bir bilgi oluyor, önden bir bilgi oluyor. Yani diyoruz ki, bu insan efendi diyoruz, inançlı, derin ve akıllı. Önden bir hayranlık ve saygı oluşuyor. Hayran olduğu bir insanın sesi insana güzel gelir, daha güzel gelir. Yani bir önyargı oluşur. Yani eğer siz sevilmiyor olsanız, sesiniz etkili olmayabilir. Sadece ses kurtarmaz onu, yorum da kurtarmaz.
OKTAY ERTUĞRUL:Sevgi ve saygı besliyor onu tabii.
ADNAN OKTAR:Tabii sevildiğiniz için, bir hayranlık olduğu için, o güzelliğinde çok büyük etkisi var. O, insanda bir ön yargı oluşturuyor, sevme duygusu oluşturuyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Zaten ekranda da, yıllar içerisinde fark ettik biz Hocam. Yani Almanya’da bir üniversitede okuyan öğrenci veya İstanbul’da yaşayan bir profesör, yurtdışında yaşayan bir işçi veya Anadolu’da yaşayan bir insana bakıyoruz, bizimle ilgili veya benimle veya başka bir sanatçıyla veya Umut Hanım’la ilgili saptamalar yapıyor, ruhuyla ilgili karakter tahlili yapıyor diyelim, onlar hep doğru yani insanlar bir yerlerde buluşuyorlar. Herhalde sanatçıyı, dediğiniz gibi Müslüm Baba’nın sevilmesi, bizlerle ilgili değerlendirmelerin doğru olması biraz da ruha yansıyor. Ekrandan da olsa insanlar, doğruya veya kendilerine yakın şeyi alıyorlar.
ADNAN OKTAR:Mesela Müslüm Baba’nın acı çektiği yüzünden açık açık anlaşılıyor. Yani acılı insan olduğu açık açık anlaşılıyor. Mütevazi, mazlum ve çok içli söylüyor, çok içten söylüyor. Bir de o kadar parçayı insanın o kadar yorumlayabilmesi, metafizik bu normal bir şey değil. Yani insan takatinin üzerinde bir şey. Bir harikuladelik olduğu anlaşılıyor. Yani insan yeteneğiyle yapamaz onu. Bir tanesini yaparsın, iki tanesini yaparsın. Kusursuz bir yorumlama var, mükemmel bir yorumlama var.
UMUT AKYÜREK:Her tarz eseri de okur. Popüler şarkıları da kendine has okur. Bir taraftan da saygılarımızı yollayalım.
ADNAN OKTAR:Tabii o yönüyle çok şahane. Biz de evet, saygılarımızı sevgilerimizi yoluyoruz. Onda da ön yargılar oluşuyor, ondan dolayı etkili oluyor. Bir ara gençler orasını, burasını jiletle keserlerdi. Aslında o, coşkunun şiddetinden oluyor. Tabii tavsiye etmeyiz, yani öyle bir şey yapsınlar demeyiz ama o sevginin ve coşkunun bir ifade tarzı olmuş oluyor. Ama tabii çok yanlış bir yöntem.
UMUT AKYÜREK:Tabii o zamanki şartlar içinde değerlendirmek lazım, işin boyutu işin içine girer.
ADNAN OKTAR:Mesela Anadolu’da düğünlerde coşarlar silah sıkarlar, tabii gönül ister ki, kuru sıkı olsun, çünkü gerçek mermi tehlikeli ama o bir coşkudur, feryatlar da bir coşkudur, onun gibi. Ama sizin sevilmenizde ön yargı var. Onun üzerine o güzel ses, çok güzel olmuş oluyor.
UMUT AKYÜREK:Sağ olun, sağ olun.
ADNAN OKTAR:Tabii Oktay koçyiğit de öyle, o da çok seviliyor. Çünkü dindar ve Elazığ’ın koçyiğidi olduğu anlaşılıyor. Elazığ’dan hep aslan çıkar.
OKTAY ERTUĞRUL:Ben albümümü hediye edeceğim inşaAllah. Umut Hanım’ı çok iyi takip etmişsiniz, tabii o kendisini çok iyi ifade ediyor, ben ufak ufak albümlerle, yeni yeni duyuruyorum ama onu dinlemenizi arzu ederim.
ADNAN OKTAR:Tabii çok iyi olur, inşaAllah. Siz zaten okuldayken de ikiniz de çok meşhurmuşsunuz, benim kulağıma geldi.
OKTAY ERTUĞRUL: Biraz dikkat çekiyorduk, evet. Okulda o dönem öyle bir rüzgar vardı, çok da iyi bir dönemdi gerçekten, bizim dönemimizde çok kıymetli hocalar vardı, Allah rahmet eylesin, analım onları da, yaşayanlara da saygı ve sevgilerimizi iletelim, Alaeddin Yavaşça gibi, Neriman Altındağ Tüfekçi gibi, Nida Tüfekçi gibi, Bekir Sıtkı Sezgin gibi.
ADNAN OKTAR:Çok nasipliymişsiniz hakikaten, maşaAllah.
OKTAY ERTUĞRUL:Bekir Sıtkı Sezgin Hocamızın din bilgisi de muazzamdı, bize gerçekten hayat görüşü olarak da çok etkili olmuştur.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, çok güzel Allah rahmet eylesin, Allah günahları varsa bağışlasın, cennet nasip etsin inşaAllah. Bakın şimdi yine aynı söze geldik mi? Ben diyorum ki, o saydığınız sanatçılar gibi, bir daha sanatçı çıkıyor mu?
OKTAY ERTUĞRUL:Yok, çok zor. O hocalar yeri dolmaz insanlar gerçekten.
ADNAN OKTAR:İşte bu, kıyamete delildir. Onun için kıyamete delildir diyoruz. Yok. Alaeddin Yavaşça gibi mümkün değil, bir daha öyle bir sanatçı çıkması, çıkmaz. Yani kıyamete kadar da çıkmaz Allahualem.
OKTAY ERTUĞRUL:Ama Bekir Bey’e biz şikayet ederdik, sanatsal serzenişlerde bulunurduk, şöyle söyledi Hocam: “Her karanlığın üzülmeyin bir aydınlığı vardır” gibi, çok fazla da açmıyordu ama sanki insanlıkta batıp çıkmalar olmuş yani bir daha olmaz, farklı boyutlarıyla tabii olabilmiş midir, olmuş mudur gibi, böyle bir şeyi de vardı sanki Hocamızın. Çünkü çok büyük toplumlar ve topluluklar batmış ve yeniden farklı bir şekilde, yeniden yükselişler olmuş. Allah’ın hikmeti tabii bilmiyoruz ama...
ADNAN OKTAR:Son Mehdiyet’tir. Mehdiyet çağında sanatçı olacak, o zaman olur. Yani hakikaten güzel ressamlar çıkacak, bilim adamları çıkacak, mimarlar çıkacak, tıpta muazzam gelişmeler olacak. Yani insanlar, dünya varmış diyecek, ferahlayacak. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Mezardakiler bile imrenecekler” diyor. Yani keşke biz de o hayatı yaşayabilsek diye.
UMUT AKYÜREK:İnsanlar barış içinde yaşayacak, hep öyle şeyler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak Ahir Zaman çok güzel. İmanlı olduğun için, tam almışsın. Çünkü çok hayati bir açıklamadır. O, Tevrat’ta da vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de vardır o; “kurtla kuzu bir arada yaşayacak” yani en zalim insan bile, hizaya gelmiş olacak. Kurt, kuzu gibi olacak, inşaAllah. Yani tam vaktindesin. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, Suyuti eserlerinde de açık açık anlatmış. Dünyanın ömrü çok açık, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri var. Peygamberimiz (s.a.v.), 7 bin yıllık bir süre veriyor, 7 bin yıllık bir takvim veriyor, sonra diyor ki, bakın mühim bir bölüm olarak, Ahmed İbn-i Hanbel, Hanbeli mezhebinin kurucusu, hem mezhep imamı, hem hadis imamıdır yani çok büyük alimdir. Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti: Resulullah fermen etti: “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89) Kendi zamanında diyor.7000’den 5600’ü çıkart, geriye ne kalır? 1400. Biz kaçtayız?
ALTUĞ BERKER:1432.
ADNAN OKTAR:1400 ile 1500 arasında bitecek demektir. Toplam 70 yıllık bir vakit var. Ondan sonra kıyamet bekleniyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Peygamberimiz (s.a.v.) demiş ki: “Ümmetimin ömrü 1500 seneden fazla olmayacak” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet 1500 seneden fazla olmaz” diyor. Zaten sekiz tane hadis var, yine aynı o konuyu teyit eder mahiyette. Çırpınanlar oldu ama baktık, kendi kitaplarıyla gösterdik. Kendi eserlerinde zaten kendileri açıkça söylemişler. İnkar edilecek gibi değil. Bediüzzaman’da çok açık söylüyor. Sungur Ağabey Bediüzzaman’dan anlatıyor, 70 yıllık bir süre kaldığını söylüyor, o filmi yayınlayın.
-VTR- Mustafa Sungur Ağabey.
ADNAN OKTAR:Bakın, ümmetin ömrü 1506’ya kadar. Şimdi 1432’deyiz, 1506’ya kadar. Yani toplam 70 yıllık bir vakit var. Ondan sonra ne Hıristiyanlık, ne Musevilik, ne Müslümanlık hiçbir din kalmıyor. “Gittikçe gerileyecek” diyor, “bu gerileme 1542’ye kadar devam edecek” diyor, 1542’den sonra, tam dinsizlik hakim oluyor. Yani “1542’ye kadar gizli mağlubane” diyor, 1506’ya kadar, Mehdiyet çağı olduğu için, şu an Mehdiyet devrinde olduğu için, “1506’ya kadar açık galibane” yani söke söke “İslam anlatılacak, din yayılacak, İslam hakim olacak” diyor. “1506’ya kadar devam edecek” diyor, “1542’ye kadar da bozulma devam edecek” diyor. 1542’den 1545’e kadar 3 yıl, tam dinsizlik hakim oluyor. Kabe’yi yıkacaklar, Ayasofya dahil camileri yıkacaklar, kiliseler, sinagoglar tamamı yıkacak. Üç yıl devam ediyor, “1545 gibi de Allah’ın izniyle kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Hicri 1545, tam orta tarih. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şerifinden çıkartıyor bunu. “Ümmetimden bir taife galibane Ahir Zaman’da devam eder” diyor. Demin okuduğu hadiste, her bölümünde bir tarih veriyor. Bir bölümünde 1506, bir bölümünde 1542, bir bölümünde 1545. Yani hepsi o hadisin içinde kodlu. Ayrıca Bediüzzaman, Fatiha Suresi’nin içinden de çıkartıyor, başka konularda da aynı şekilde ama asıl kaynağı tabii hadistir, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinden gösteriyor. Fakat şimdi insanların tam kanaatinin gelmesi, 10 yıl içerisinde, İttihad-ı İslam olacak, Türk İslam Birliği olacak. Yani sözümün doğru olduğunu bir kere buradan görmüş olacaklar. PKK kuduracak, itlik yapacaklar. Onların durdurulması mevzu bahis yani bir daha yapamayacak hale gelecekler. Yani yaklaşık 3-4 yıl içerisinde bitiyor onlar. Yani hadislerin işareti, ebcedlerin işareti öyle gibi görünüyor, inşaAllah. Bir nevi deccaliyettir, o bitmiş olacak. Ondan sonra da Türk İslam Birliği. Bütün Türklük alemi birleşecek, İslam alemi birleşecek. Atatürk’ün de vasiyetidir. Yani bütün İslam aleminin birleşmesi ve Türkiye’nin de lider olmasını istiyor. Zaten Nutuk’ta da var, birçok açıklamalarında da var, Atatürk bunu çok kapsamlı izah etmiş, rahmetli. “Bütün Türklük alemi de birleşecek” diyor. Yani bunun aksi zaten düşünülemez. Ama Atatürk metafizik bir insan yani bu kadar detayı bilmesi, mesela Atatürk’ün mektubu saklanıyor, çıkartmıyorlar.
UMUT AKYÜREK:Vasiyeti mi?
ADNAN OKTAR:Evet, vasiyeti. Noterlikte saklanıyordu, Kenan Evren’in eline geçti, şimdi yine muhafaza ediliyor. Orada Mehdiyet’i, Hz. İsa (a.s)’ın geleceğini, İslam’ın hakim olacağını hepsini anlatıyor. O vasiyeti gören yaşlı bir amca var mübarek bir zat, mektubun içeriğini o kendisi de anlattı, inşaAllah o mektupta açıklanacak.
Ama foton çağı tabii bizim anlattıklarımızla alakası yok, onu daha değişik anlatıyorlar.
UMUT AKYÜREK:Foton çağı, rahmet çağı gibi bir şey mi acaba?
ADNAN OKTAR:Evet, bir ferahlık, güzellik, bereket. Yani Allah, Hadi ismiyle tecelli ediyor. Allah, şu an delalete düşürücü ismiyle insanlara hitap ediyordu yakın zamana kadar. Şu an insanların beyninde o deccaliyetin büyüsü kalkıyor. Bir hipnoz altındaydı insanlar yani insanların beyni uyuştu. Düşünemiyor, kavrayamıyor, derin bakamıyor, teşhis gücü olmuyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Bunlarla da ilgili tabii bayağı bir çalışma olduğu için, uzun yıllardır elektron, gördüğümüz göremediğimiz manyetik hep mesajlar, görüntüde duyduğumuz şeylerde, yediğimiz şeylerde galiba biraz çalışma oldu.
ADNAN OKTAR:Bir şekilde deccalin bunu yapacağını söylüyor Bediüzzaman. Yani “manyetizmanın ve ispritizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccaldi” diyor. İnsanlara bir nevi büyü yapılıyor yani toplu olarak. Televizyonlarda bunun tekrarları yapılarak, mesela belirli kelimeleri sürekli tekrar edilerek, insanların beyni uyuşuyor. Yani beynine etki ediyor, insanların basiret, feraseti kapanıyor. Düşünme ufku kapanıyor. Yani kavrama yeteneğine zarar getiriyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Çizgi filmlerde bile semboller var. Yani ben biraz baktım, ilgilendim gerçekten çok enteresan şeyler.
ADNAN OKTAR:Yani büyüyü dolaylı yoldan yapıyorlar ve insanlarda bunun etkisinde kalıyor. İnsanlar robot gibi. Gidin Avrupa’ya, dünya da nereye giderseniz gidin, böyle yürüyorlar. Yani hipnoz altındalar.
UMUT AKYÜREK:Gerçekten de ruhsuz varlıklar oluyorlar.
ADNAN OKTAR:Mesela ben dışarı çıkıyorum, açık hava lokantaları var, yemek yiyorlar, sadece yemeğe kilitlenmiş. Etrafında güzel insanlar var, etrafına bak, selam ver, konuş, ilgilen, küçücük çocuklar geçiyor, acayip sevimliler, güzel insanlar, çiçekler var.
UMUT AKYÜRERK:İnsanlar gökyüzüne bakmayı unutmuşlar.
ADNAN OKTAR:Herkes de bakabilir, çıksınlar baksınlar. Sadece yemekle ilgileniyorlar. Yemeğini yiyor, ondan sonra dönüp evine gidiyor.
OKTAY ERTUĞRUL:Toplumsal komşuluk ilişkisini, selamlaşma dediğimiz şeyler zaten koparıldı. Müzikal değişimi de biz biraz o açıdan da, kendi mesleğimiz açısından da bakıyoruz. Örneğin bizim ülkemizde, binlerce yıllık Türk halk müziği geleneği var, binlerce yıllık Türk sanat müziği, bizim yadigar kalmış, bize çok değerli bir kültür hazinesi var. Ama hep son yıllarda, ekranlarda, gazetelerde dinlenmiyormuş gibi gösterildi. Esasında biz geçen gün şahit olduk, 60 bin kişiye soruyorlar, “neleri görmek istersiniz” diye, bütün ekranlardaki programları, show programlarını da katarak, oradan şöyle bir sonuç çıkıyor, “Türk halk müziği ve Türk sanat müziğini, TRT’deki o sanatçıları izlemeyi çok istiyoruz” diye ve geçen gün bizim halk müziğinden bir şefimiz, bu konuyla ilgili ödül aldı. Yazılanlarla, bize izlettirilenlerle, toplumun arzu ettiği, insan ruhunun aç olduğu şeyler çok farklı esasında. Biz kendi adımıza bunun savaşını hep verdik ama tabii ekranda ne kadar yer bulabilirseniz, o kadar kendinizi ifade edebiliyorsunuz veya toplum önüne ne kadar çıkabilirseniz.
ADNAN OKTAR:Mesela bak Türk sanat müziği hakikaten apayrı bir ruhtur o. Apayrı bir kültürdür. Hakikaten müthiş lezzeti vardır.
UMUT AKYÜREK:Tabii tasavvuf boyutu da vardır.
ADNAN OKTAR:Çok içlidir, ruhu çok derindir. Yine bu söyleyenler, hep acı çeken insanlardır. Mesela bir daha o tarz bir parça, pek olmuyor, yapamıyorlar. Sürekli aynı parçaları dinlemek durumunda kalıyoruz, tabii ayrıca iyi de yapıyoruz, çok güzel. Ama işte o bozulmanın bir yönü de odur.
UMUT AKYÜREK:Dilin bozulmasıyla, o zaman toplum yozlaşmaları başlamış olur. Dili yıkmak, etkili bir şeydir.
ADNAN OKTAR:Dili yıktılar, dini yıktılar, birçok şeyi yıktılar.
UMUT AKYÜREK:O konuyla ilgili esasında Hocamızın görüşünü almak, merak ettiğimiz bir konu. Şimdi Kuran-ı Kerim bozulamayan bir Kitap. Fakat ne yazık ki, Allah’ın Kitabı olmasına rağmen, Yaradan’ın korumasında ama diğer Kitaplarda maalesef bir sıkıntı yaşanıyor. Tevrat ve İncil’de birtakım o zaman içerisinde, bugün nasıl zarar vermek isteyen insanlar varsa, o insanların ataları da diyebileceğimiz insanlar, yine çalışmışlar, yani o Kitapları bozmuşlar. Kuran-ı Kerim’i bozamadıkları için de herhalde insanla Kuran-ı Kerim arasında, insanı bozmaya çalışmışlar galiba, değil mi Hocam? Böyle güzel, böyle muhteşem Kitaptan insanlar, yararlanamaz hale gelmişler, koparılmışlar.
ADNAN OKTAR:Bir kere Kuran’ın yetersiz olduğunu iddia etmişler, onun yerine hurafe getirmişler. Yani Kuran, Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattığı gibi insanlara anlatılsa.
UMUT AKYÜREK:Bilimsel buluşların anahtarı. Bütün evrenin, kainatın sırrı.
ADNAN OKTAR:Bir kere Kuran, baştan sona özgürlüktür, zincirleri kaldırır, alabildiğine özgür bir dünya verir. Demokrasiyi tam anlamıyla bize verir. Laik anlayışı verir Kuran. Yani adamlar sonradan öğrendiler, Tevrat’tan, Zebur’dan öğrendiler. Mesela Marksizm’in sosyal adalet anlayışı, doğrudan Tevrat’tan alınmıştır. Tevrat’taki Hz. Mehdi (a.s) inancından alınmıştır, Zebur’dan alınmıştır ve Kuran’dan alınmıştır. Yani onu, sahte Mehdiyet’e çevirmek istemiştir Karl Marx.
UMUT AKYÜREK:Diktatörlüğe çevirmiştir.
ADNAN OKTAR:Evet, diktatörlüğe çevirmiştir, acıya çevirmeye çalışıldı. Darwinizm’in yıkılması çok önemliydi, en hayati konu buydu. Aslında gizli bir belaydı. Yani asıl ur buydu. Fakat gizli ur. Bedenine bakıyor adam, bir şey göremiyor, ne var diyor. Halbuki asıl karaciğerinde ur var, hastalık var. Biz buna bir operasyon yaptık.
OKTAY ERTUĞRUL:Bilim adamı olarak tanıtılan insanlar sanıyorum şöyle değil mi Hocam, belli bir amaç tarafından yönlendirilmiş ve kullanılan o bozma sadece kişisel bir bilimsel çalışma gibi gösteriliyor ama bir bilimsel araştırma gibi gösteriliyor ama esasında inanç insanda olmasından beri çalışan, Allah’la kul arasındaki ilişkiyi insanların bozmaya çalışması herhalde.
ADNAN OKTAR:Sümerliler’de de aynısı var, Darwinizm’le aynısı. Eski Mısır’da aynısı var, tıpa tıp aynı ama “çamurdan, tesadüfler sonucu oluştu” diyor. Darwin de aynısını söylüyor, “çamurdan, tesadüfler sonucunda oluştu” diyor. Peki bu tam renkli görüntüyü nasıl açıklıyorsun? “Orayı geçelim” diyor. Beyinde bu kaliteli ses nasıl oluyor? diyorsun, “Bunu da geçelim” diyor. Bunu kim duyuyor diyoruz, “bunu da geçelim” diyor. Peki proteinler tesadüfen olabilir mi? “Onu uzaylılar yapmış olabilir” diyor. Kardeşim sen içtin mi, kendini mi dağıttın? Kendine gel artık. Tabii uzaylıları açıklayamıyor. Dawkins çıktı, adamlar sıkıştırdılar bunu, “kim yaptı, nasıl oluyor bu?” dediler. “Uzayda bir kısım gelişmiş varlıklar yapmış ve dünyaya göndermiş olabilirler” diyor. Allah yarattı desene, ne uzatıyorsun.
UMUT AKYÜREK:Uzaylıya inanmak daha kolay geliyor.
ADNAN OKTAR:Uzaylıyı kim yarattı? Daha mükemmel diyorsun sen, onu kim yarattı?
OKTAY ERTUĞRUL:Allah’a inanmasın da, öyle bir çalışma var maalesef, neye inanırlarsa inansınlar, böyle bir çalışma güruh oldu.
UMUT AKYÜREK:Yoga moga onlar çok moda oldu, secret falan.
OKTAY ERTUĞRUL:Tabii para veriyor insanlar.
UMUT AKYÜREK:Onlar olunca, modern oluyor o zaman kişiler.
ADNAN OKTAR:Elif Hanım’ın size özel mesajı var: “Umut Akyürek Hanımefendi’ye selam ve sevgilerimi iletin lütfen” diyor.
UMUT AKYÜREK:Bilmukabele, sağ olun.
ADNAN OKTAR:Selamun Aleyküm canım Hocam” diyor. “Allah’ın güzel bir tecellisi, hediyesi olan oğlum Mehmet Emin ve ben annesi Elif Akgül, dualarınızı heyecanla bekliyoruz, inşaAllah. Umut Akyürek Hanımefendi’ye selam ve sevgilerimi iletin lütfen. Allah, ona çok hoş bir ses bahşetmiş” diyor. Demek ki ittifak var. “Sanki cennetten bir melek şarkı söylüyor gibi” diyor. MaşaAllah. “Hislerin içine giriyorum, onu dinlerken. Talebeniz olmak duasıyla” diyor.
“Selamun Aleyküm, sevgisi gönlümüze dolan canım Hocam” diyor. Değerli misafirinize selam ve sevgilerimizi iletiniz. Madem orada sanatçı misafiriniz var, o halde sevdanız olmasaydı, gönüllere dolmasaydı, dünya neye yarardı canım Hocam olmasaydı” diyor. MaşaAllah. Size her yerden sevgi ifadeleri var maşaAllah. Umut Hanım her zaman görüşebildiğimiz bir insan değil. Allah, onu bizlere tanıştırdı, gönlümüze bir suhulet, bir ferahlık, bir inşirah geldi, seyredenler de öyledir. Hakikaten pozitif elektriğiniz, yalnız koçyiğit Oktay da hakikaten iyi, Allah rast getirmiş, hakikaten çok efendisin, imanlısın, birbirinizi koruyup kolluyorsunuz, o yönden de çok iyi olmuş. Allah denge meydana getirmiş. Birbirinizi hayra çekiyorsunuz, güzele çekiyorsunuz.
OKTAY ERTUĞRUL:Sağ olun, çok teşekkürler. İnşaAllah, hep öyle olur, öyleyizdir inşaAllah, öyle görünüyordur her şey. Biz hayatı kendi iç dünyamızda birleştirerek yaşamaktan çok mutluyuz. Yani fazlasıyla o materyalist şeye kapılmadık hiçbir zaman. Bunun sıkıntılarını belki yaşamışızdır ama bir şeyleri öğrendikçe, maneviyatımızın güçlendiğini biraz da bilimsel yollarla öğrendikçe çok rahatladık, çok huzura erdik. Diğer taraftaki insanların esasında çok boş şeylerle, süslü oyuncaklarla oynamak için, çok büyük şeyler kaybettiğini daha çok öğrendik. Hissettiğimiz şeylerin biraz kanıtlarına varınca, biz çok rahatladık.
UMUT AKYÜREK:Doğruyu aktardığımızı zaten hep biliyorduk ama işte bu son zamanlarda, belki bir aydınlanma, belki bir uyanma, Allah’ın nasip etmesiyle ilgili bir şey, birtakım maskeler kalkacak dediniz ya, bir ilizyon var, insanlar uyuyor, belki biz de farkında olmadan, pek çok sorunun cevabını bilemiyorduk. Oynanan oyunların yeni yeni farkına vardığımız için, ne kadar doğru yaptığımızı bugün anladığımızdan dolayı, içimiz çok rahat.
ADNAN OKTAR:Siz ne kadar çok konuşsanız, insanlarımız için o kadar güzel olur. Sizde şeyh etkisi var, ben söyleyeyim, samimi olarak söylüyorum, kalbe inşirah veren, seyredenlere bakın herkes yazıyor.
UMUT AKYÜREK:Estağfirullah Hocam. İnsanların enerjileri, duyguları yansıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet. Pozitif, iyi insanların ortada olması, onların konuşması, onların ruhaniyeti, onların manevi cezbesinden insanların istifade etmesi çok önemli. Mesela Oktay da çok delikanlı o maşaAllah, dindar koç yiğit, yani bir arslan olduğu anlaşılıyor, Allah’ın arslanı maşaAllah.
OKTAY ERTUĞRUL:Sizin söylediğiniz şeyi desteklemek için, bir şey söylemek istiyorum Hocam, ilk albümünü Umut’un biz beraber yaptık. Türk sanat müziği o yıllara kadar, eskiden beri hiç kimse yapmamış, 25-30 yıldır Türk sanat müziği albümü yapılmamış ve biz bunu şirketlere bunu kabul ettiremedik. Biz bir dönem halk müziği albümü de çok yaptıramıyorduk, sonra halk müziğini neyse baya bir çıkış yakaladı ama sanat müziği gerçekten de görülmeyen bir müzik dalı olarak piyasada albüm camiasında öyle görülüyordu. Sonuçta biz kendimiz yapmaya karar verdik ve kendi imkanlarımızla Türk sanat müziği albümü yaptık ve o albüm zaten ondan sonra Türkiye’de birçok ödül aldı, Umut ile birlikte yaptığımız albüm, yılın albümü, yılın sanat müziği sanatçısı, en çok satanları arasında, çok güzel şeyler yaşadık. Türk sanat müziği albümünü çıkarttırma konusunda zorluk yaşıyorduk, onu diyecektim, ekrandan insanlar görüyor dediniz ya Umut Hanım’ın bu duruşunu, gerçekten mini etek giyen çok farklı bir toplulukla karşılaştığı zamanda, Umut Hanım’a bakışlarını gördüm. Çok muhafazakar radyolardan, televizyonlardan da davet aldık, çok farklı televizyonlardan da davet aldık ve hepsi de Umut Hanım’ı bağırlarına bastılar, onu görünce çok şaşırdım. Çünkü çok farklıdır sanatçılar belli diye de hitap eden bir durum vardı Türkiye’de, esasında doğru olan bu, ben bir baktım yani kadın sesi çalmayan bir radyo ve televizyon vardı, kadın sesi bile çalmıyorlar, o kadar muhafazakar bir görüşleri var, Umut Hanım oraya davet aldı ve orada baya kapalı çalışan hanımlar vardı, Umut Hanım’a sanki kardeşleri gelmiş gibi sarıldılar, çok güzel, hoşuma gitmişti.
ADNAN OKTAR:Umut Hanım bizim canımız, Allah ömrünü uzun etsin, Allah çocuklarına bağışlasın, Allah sana derin feraset-basiret versin, insanların senin maneviyatından, güzel ahlakından, sevecenliğinden istifade etmemizi sağlasın. Bu koçyiğidi de sana bağışlasın. Çok isabet olmuş, Allah tam gönlüne göre vermiş, çok iyi bir evlilik, güzel, bu aslan imanlı. Birbirinizi de çok güzel koruyup kolluyorsunuz, Allah’a yaklaşmada ortak hareket ediyorsunuz. İnşaAllah cennette de beraber birlikte olursunuz. Lütfettiniz, kerem buyurdunuz, şeref verdiniz, inşaAllah gene görüşeceğiz ama bu olmaz, bir kereyle olmaz inşaAllah.
UMUT AKYÜREK:Hocam zaten takipçiniziz, burada olmak da ayrıca onur verici.
ADNAN OKTAR:Milletimiz sizden istifade etsin.
OKTAY ERTUĞRUL:Program bitiyor mu?
ADNAN OKTAR:Arada bitiriyoruz, evet.
OKTAY ERTUĞRUL:Daha uzun değil mi? Vakit ne kadar çok çabuk geçti.
UMUT AKYÜREK:Nasıl geçti anlayamadık, hakikaten nasıl geçti bugün anlamadık.
ADNAN OKTAR:Bir dahaki sefere inşaAllah, daha geniş, daha uzun konuşacağız. Allah bizlerden ayırmasın seni inşaAllah, Mehdiyet devrine seni kavuştursun o aslanla birlikte, Hz. İsa Mesih (a.s) ile karşılaştırsın, ona sevgini ifade etmene Allah imkan versin.
UMUT AKYÜREK:İnşaAllah, Hocam ağzınızdan bal damlıyor.
ADNAN OKTAR:İslam’ın dünyaya hakim olduğunu görmekle Allah şereflendirsin. Ben bayağı aklı başında bir insanım, yobazlığa da nasıl baktığımı herkes bilir yani bayağı onlara karşı çok keskin bir tavrım var, net olmayan bir şeyi söylemem. Yani adım gibi emin olmadığım bir şeyden de konuşmam, mahçup olacağım bir şeyi de söylemem. Net İslam hakim olacak, 10 yıl içinde bunu göreceksiniz inşaAllah.
OKTAY ERTUĞRUL:Biz göremesek bile inşaAllah insanlar çocuklarımız görsün. Biz göremesek bile onu hissedecek bir alemde oluruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göreceksiniz inşaAllah. Daha durun, Allah ömrünüzü uzun etsin.
OKTAY ERTUĞRUL:Çok güzel bir sohbet oldu.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah yine görüşeceğiz. Annenize selam, hürmetler ediyorum, ellerinden saygıyla öpüyorum, kardeşine de saygılarımı sunuyorum. Yine sizlerin de ailesine hürmetlerimi, selamlarımı sunuyorum, Allah yine görüşmeyi nasip etsin.
UMUT AKYÜREK:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam bir ara verelim.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, sizin söylediklerinizin hepsi gerçek olduğuna dair olaylar kendini gösteriyor. Örneğin sık sık “Güneydoğu’daki insanlarımızın PKK tehdidi ve korkusu altında yaşadığını, eğer bu PKK tehdidi olmasa, Güneydoğu’da PKK’nın etkili olmayacağını” anlatıyorsunuz. Nitekim Diyarbakır’ın Hazro ilçesinin AK Partili Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu’nun oğlu bir süre önce PKK tarafından kaçırılmıştı. Fethullah Mehmetoğlu bu olayın ardından: “AK Parti çatısı altında ilçeye hizmet veremediği gerekçesiyle, istifa ettiğini ve BDP’ye geçmeyi düşündüğünü” açıkladı. Nitekim bu açıklamanın hemen ardından, oğlu PKK tarafından serbest bırakıldı.
ADNAN OKTAR:Şimdi böyle bir kepazelik varken, orada siyaset nasıl olsun? İnsanlar özgür değil. Tam anlamıyla, PKK’nın mafya yöntemleriyle muhatap olma var. Dolayısıyla orada polis korumasının, asker korumasının en yüksek düzeye çıkması lazım. Mesela o şahsı, o kardeşimizi çok rahat koruyabilirlerdi. Evinin kapısında da polis bekler, çocuğu da operasyonla kurtarılabilir. Yani tam sahip çıkmak lazım. Bir de devlete iyi sahip çıkmak lazım. Mahkemelere, hakimlere sahip çıkmak lazım, polise sahip çıkmak, askere sahip çıkmak. Kahraman ordumuzun moral gücü her zaman çok yüksektir. Ama herkes, ordumuza olan sevgisini, saygısını çok iyi belirtmesi lazım. Ordunun içinden anormal insan çıkabilir. O, orada hiç leke fütur getirmez. Ben daha öncede söyledim, Ağrı Dağı’nı düşünelim, balistik çelikten, üzerinde insanlar çamura bulanıp tepinseler, etki eder mi? Etmez. Orduya da, ordunun içinden çıkan yanlış insanlar etki etmez, ordunun değerini düşürmez, sarsmaz. Ordumuz ile ilgili bir filmimiz vardı, önce onu seyredelim, sonra sohbete devam edelim.
-VTR- Şanlı Türk Ordumuz.
ADNAN OKTAR:Ordumuzun sevilmesi önemli, desteklenmesi önemli, polisin desteklenmesi önemli, yardımcı olunması önemli. Polise yardımcı olmak, şereftir. İhbarcı diyorlar. Nasıl görev yapsın? Yanlış anormal bir şey varsa, tabii ki yardımcı olacaksın, şahitlik de edeceksin, devlete faydalı olacaksın. Mesela bazı insanlar var, yanlış bir olay oluyor, bütün hepsini açık söylüyor, şu şöyle, bu böyle diye. Hakimlerin korunup kollanması çok önemlidir. Savcıların korunup kollanması önemlidir. Bir de biz millet olarak bir bütünüz. Yani yamuk yumuk bir şey olursa, yani kabadayılık itlik yaparsa, bütün Türkiye birlik oluruz. En az 20 milyon, çakı gibi genç çıkar, devletin emrinde. Dünyanın hiçbir ordusu buna dayamaz. En kabadayısı gelse yine dayanamaz. Kurtuluş Savaşı’nda biz en zor şartlarda, beslenmenin imkansız olduğu, kılık kıyafetin imkansız olduğu, zor olduğu bir dönemde, hepsinin tozunu dumanını birbirine kattık. Şu an daha kararlı, daha yaman ve daha cevvaliz, inşaAllah daha hazırız. Çünkü sayımız da çok, imkanımız da çok, eğitimimiz de çok, her yönden hazırız. Bir karış toprak vermeyiz. Kimse kabadayılık itlik yapmasın, kimse de vatandaşımızı bizden alamaz. Ne Kürt kardeşlerimizi, ne başkalarını, bunu unutacaklar. Komünistlerin eline de teslim etmeyiz. Ama bunu yaparken, tabii devlete coşkuyla, muhabbetle destek olmak çok önemlidir. Yani Allah’a, Kitap’a, dine, imana saldırı varsa, farzı ayındır ona karşı mücadele etmek, farzdır, devletin yanında olacağız. Kendi kafasına göre değil, inşaAllah.
Şeyhim, şimdi şu hadisi bana oku, ben de şerh edeyim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam iyi günler. Ben Azerbaycan’ın Ağdaş şehrinden size yazıyorum. Geçenlerde Ahir Zaman’la ilgili bir hadis okudum, onu sizinle paylaşmak istedim. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim. Medine’den çıkacak bir fitne, Mekke’den çıkacak bir fitne, Yemen’den çıkacak bir fitne, Şam’dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garptan çıkacak bir fitne. Bir fitnede Şam’ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu süfyanın fitnesidir.”
ADNAN OKTAR:Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünün fitnesi Şam’ın merkezi neredeymiş, son olarak şu an nerede? Suriye’de fitne. Hadis ne diyor? Son olarak orada çıkacak diyor. İslam alemindeki olayların en sonuncusu şu an. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği doğru muymuş?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Sonrada Hz. Mehdi (a.s) çıkar, tarik-i (hak yola) ve hakikate (gerçeğe) sevk eder” diyor.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s) devrede, inşaAllah. Ama insanlar sabırlı olacak tabii, on yıl çabuk geçmez. Onlar istiyor ki, hemen yıldırım gibi bitsin. Yıldırım gibi bitmez, vakit alır. Hz. Mehdi (a.s) sabırlıdır. Talebeleri de sabırlıdır, talebesi olarak biz de sabırlıyız. Hz. İsa Mesih (a.s)’da sabırlıdır. Hz. İsa (a.s) geldiğinde, 33 yaşındaydı, Allahualem 2002 gibi geldi, şu an kaç yaşında?
ALTUĞ BERKER:42.
ADNAN OKTAR:42. MaşaAllah. Daha onun da on yıl mücadelesi var. 52 yaşına kadar devam ediyor. Bu sabır mı? Sabır tabii ki, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s)’ın 40 yıl, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:40 yıl. Biz buraya imtihan olmaya geliyoruz, eğlenmeye gelmiyoruz. Allah’a aşık olmaya, O’na tutkuyla bağlanmaya geliyoruz, deli aşık olarak. Şeytanı kızdırmaya geliyoruz. Ne diyor şeytan? “Sana kulluk edecek kimse bulamazsın” diyor Allah’a, haşa. “Ancak muhlis kulların, samimi kulların hariç” diyor. İşte bizler de, o samimi kullarıyız şeytanın bildirdiği, inşaAllah, Allah’ın izniyle Allah’tan yanayız, Hizbullah’ız, Allah hizbiyiz. Kuran’da belirtilen Hizbullah, biziz. Tevrat’ta belirtilen Ben-i İsrail, o da biziz. Kıyamete kadar mücadelemiz devam edecek, inşaAllah. 1532’ye kadar. Bizden sonraki nesiller, bir sonraki kuşak 1532’ye kadar devam edecekler. Sonra o zaman canlarını verecekler, Osmanlar, Ahmetler, son üç beş kişi, az insan. Onlarda canını verdikten sonra kıyamet, büyük bir gürültüyle küfrün başına kopacak. İnşaAllah seyredeceğiz. Allah istisna koymamış, “herkes görecek” diyor. Mezar heyeti de görecek. Tabii Allah ömrümüzü uzun etse de keşke onlara nal toplatsak ama kaderde, bizimkisi tabii belirli bir vakitte bitecek. Bizimle beraber olan ekipte, hep beraber ahirete gideceğiz. Cümbür cemaat, tamamımız, inşaAllah. Topluca da kalkacağız Allah’ın izniyle. Allah “kalkın” dediğinde, kalkacağız, inşaAllah. Hafif bir hayret, o kadar, inşaAllah. “Önlerinde nurları var” diyor Cenab-ı Allah, aydınlık, “sağlarında da nur var” diyor, zaten onu gördüğünde bitti, tamam, inşaAllah. Zaten can alındığında, güzel alınırsa, zaten o da bitti demektir. Esselamu Aleyke Ya Beril, Ya Adnan, Ya Berker dendiğinde, tamamdır. Selamla, muhabbetle yaklaşılır. Ama sille tokat canı alınıyorsa, mahvoldu demektir, Allah esirgesin. Onun için Allah’a tam hulusi kalple teslim olup, aşkla sevmek lazım. Derin sevgi meydana getirmesi için, Allah’a dua etmek lazım. Deccalin büyüsünden Allah’ın koruması için dua edecek bütün Müslümanlar. Dua ile büyü parçalanır. Deccaliyetin büyüsü bütün dünyayı kaplamış vaziyette, insanları hipnoza soktu. Sokağa çıkınca görürsünüz. Derin hipnoz altında olduğunu gözünden anlarsın. Anlatıyorsun, “bana mı söylüyorsun sahip” diyor. Sana söylüyorum tabii. Ama dev büyünün etkisinde, kurtulamıyor. Dua edip, sebebe sarılıp ilimli, anlatımla, telkinle o büyüden çıkaracağız inşaAllah. Çünkü büyü yapanlar telkin kullanıyor, ısrarla telkin kullanıyorlar, tekrarlarla elde ediyorlar, belirli cümleleri tekrar ederek, belirli sözleri tekrar ederek, belirli kelimelerin tekrarıyla elde ediliyor. Belirli görüntülerin tekrarı, onunla o büyü elde edilmiş oluyor. Biz de ona karşılık nur simalar göstererek, nuraniyet göstererek, nur insanları göstererek, onların feyz ışığıyla, onların nuraniyetiyle, duasıyla, o fitneyi temizliyoruz, o belayı temizliyoruz. Deccalin büyüsü paramparça oluyor. 2012’de bu, had safhaya çıkacak inşaAllah, büyüsü parçalanacak, berraklık meydana gelmeye başlayacak, inşaAllah. Bakın Umut Akyürek Hanımefendi, o dünya tatlısı, Mehdiyet’in farkında, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın farkında, Ahir Zaman’ın farkında, deccalin büyüsünün de farkında, deccaliyetin büyü yaptığının da farkında, hepsinin farkında, bütün anlattıklarınmızın farkında. Demek ki, anlattıklarımız dalga dalga her yere yayılmış. Ben tanışmıyorum, ilk defa gördüm. Her şeyden haberdar, her anlattığımızdan haberdar. Halk her şeyden haberdar. Demek ki Mehdiyet, dalga dalga ta evlerinin içlerine kadar girmiş. Deccaliyet nasıl girdiyse, Mehdiyet de girmiş. Allah’ın izniyle kırıp geçiriyor. Talebelerinin anlatımlarıyla, bizlerin anlatımlarıyla inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü hareket devam ediyor.
Nasılsın yakışıklı?
ERDEM ERTÜZÜN:Çok iyiyim Hocam, Allah’a şükür.
ADNAN OKTAR:Allah’ın seni böyle yakışıklı yaratması, münafıklara iç acısı, ciğerlerine oturdu, ızdıraptan betleri benizleri sapsarı kesiliyordur, kavruluyorlardır. Kaya porsuğu gibi, pislik koklayarak yaşıyorlar. Ama sen bak böyle aslan gibi oldun, maşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN:Allah’a şükür, vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela Gökalp de öyle, geldiğinde küçüktü o, maşaAllah bak 42 yaşında, sor en fazla 30 derler, görünüşü en fazla 30. Gayet sağlıklı, sıhhatli, güzel bir ömür verdi Allah, tertemiz mümin.
Evet, Şeyh Efendi.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Cemal Kutay rahmetli, meşhur tarihçi, Atatürk’le de tanışmış ve sizin konferanslarınıza gelmişti ve sizi çok seviyor.
ADNAN OKTAR: Cemal Kutay geldiğinde, ne dedi toplantıda, sen var mıydın yanımda?
ALTUĞ BERKER:Vardım Hocam, yanlış hatırlamıyorsam.
ADNAN OKTAR:“Atatürk’ün kastettiği, ileride gelecek, kurtarıcı olan topluluk, bu topluluk” dedi. Bana da “sizsiniz” dedi. Biz de o zamanlar, yazdık. Herkesin içinde, kalabalığın içinde söyledi. MaşaAllah. O zaman sağ idi. O söylediğini yazdık biz. Bütün o konuşmaların hepsini de yazdık. Tasdik etti, “çok güzel olmuş” dedi. Bediüzzaman’a aşıktı Cemal Kutay, acayip seviyordu. Sağlam Atatürkçüdür, sağlam Nur talebesidir. Bayağı dürüst, vatansever bir insandı, Allah rahmet eylesin.
ALTUĞ BERKER:Üstad hakkında birkaç cümlesi var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Hepsini anlat.
ALTUĞ BERKER:Zafer Gergisi’nin 1990 yılının Mart ayında, 159. sayısında yazmış. Şöyle diyor, Üstad Hazretleri’ni ziyaret etmiş, tanışmış. “Kendisini ziyaret etmem 1953 senesi, Nisan sonu veya Mayıs başıydı. İlk defa karşılaşmamıza rağmen, gerçek manasıyla söylüyorum, 40 yıllık dost gibi karşılaştık. Hemen şunu söyleyeyim, harikulade kuvvetli bir hafızaya sahipti. Batı kültürünü, batı üniversitelerinden defalarca diploma almış olanlardan daha iyi anlamıştır. Devlet mevhumunu derinden kavramış, devletin manasını ve tatbikattaki yerini mükemmel oturtabilmiş, felsefesi çok kuvvetli, memleketin evlatlarının mayasını çok iyi kavramış, mükemmel bir aksiyon adamıdır. Kendisini çok ileri yaşında gördüğü halde, 25 yaşındaki kadar gençti ve dinçti. Hafızasına hayran kaldım. Coğrafya bilen, kozmografya bilen bir kişi. Kimya ile meşgul olmuş, uçak motoru tetkik etmiş, ‘şimendiferimiz, uçaklarımız olacak’ demiş. Bunu kimsenin söyleyemediği bir devirde söylemiş, moda olduğu devirde değil. Niçin kendi aramızdan böyle bir insanın çıkmasını kabul edemiyoruz. Bu kıskançlığın sebebi nedir? O, tanıdığım insanların en terbiyelilerindendir. Karşısındakinin hüviyetine, vaziyetine, ilmine ve emeklerine layık değeri verebilen, ölçülü ve bu ölçüyü çok iyi kullanabilen bir insan, medeni bir insan. Sureti katiyede mütevazi bir insan. Böyle düşünen ve bu kadar parlak fikirleri olan bir kişiye, siz nasıl medeniyet dışı diyebilirsiniz. Bediüzzaman, tarihi ve manevi vazifesini bihakkın yapmış bir kişidir. Zaten dikkat ediyorsanız, kendisi hiçbir zaman büyüklük iddiasında değildir” demiş yazısında, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayağı candandı. Çok değerli bir insandı. Atatürk’ü çok güzel yorumlayan, onun derinliğini, dehasını çok iyi kavrayan bir insandı. Zaman zaman gündeme getirilmesi gerekir. Anlatımlarının, fikirlerinin unutulmaması gereken insanlardan.
ALTUĞ BERKER:Hocam şimdi arkadaşlarım hatırlattılar, Cemal Kutay’ın orada zikrettiği bir sözü daha şöyle, bizim, Atatürk’ün Devrimin Temelleri Laiklik konferanslarımıza da gelmişti kendisi. “Bir Atatürkçünün nasıl olması gerektiğini anlatan ‘Beklenen Adam’ isimli bir kitap yazmıştım. Bugün burada anladım ki, bu kitapta sizi anlatmışım” demişti.
ADNAN OKTAR:Bu sözü de çok önemli. Samimi bir ifadesiydi, maşaAllah.
Değerli Umut Hanım’ın eşi de çok delikanlı çocuk. Modern, dindar, aklı başında, efendi, vatansever, ona da çok sevindim, maşaAllah öyle dengeli olmuş, iyi olmuş. Yani birbirlerini koruyup kollamaları açısından iyi olur, inşaAllah. Teşhisim doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Tam maşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:Delikanlı çocuk. Bütün konuları da çok iyi biliyor. Mehdiyet’i, Ahir Zaman’ı, deccaliyeti, bütün konuları biliyor. Sessiz sedasızlar ama yani bizim milletimiz öyledir. Sessizdir ama çok hikmetlidir. Konuşmazlar ama konuştuklarında da çok şahane konuşurlar. Her türlü derinlikten mücehhezler. Ahir Zaman’da Müslümanlar birbirlerine çok dua etsinler. Deccalin büyüsüne karşı, büyünün etkisine karşı, Allah’tan yardım dilesinler. Çünkü büyünün etkisini meydana getiren de yine Allah’tır. Allah’a sığınacaklar. İnsanlarının beyinlerine etki ediyor deccal, ferasetlerinin, basiretlerinin açılması için, beyinlerine sağlık vermesi için, Allah’a dua etsinler. Bütün Müslümanlar birbirlerine dua etsinler. Çünkü deccal beyne etki ediyor, beyne zarar verecek şeyler yapıyor. Bakın “manyetizma ve ispritizmanın nevinden, müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. Yani bu büyü, hipnozun her çeşidi demektir. Onun etkisinden, Allah kaldırır. Etkisini meydana getiren de Allah’tır, kaldıracak olan da Allah’tır. Müslümanlar dua edecekler. İmtihan gereği öyle oluyor. Sokakta gidin bakın, görürsünüz. Hemen anlaşılır. Derin hipnoz. Normalde çok keskin, açık, net bir şuur olması gerekirken, birçok şuurun kapalı olduğunu görüyoruz. Yarı kapalı veyahut tam kapalı veyahut fazla açık olmayan tarzda. Şuur keskinliğinde, tam Kuran talebesi olur. Şeytan büyüyle namazdan alıkoyar, büyüyle Allah’ı anmaktan alıkoyar, kardeşlerimiz buna müsaade etmesinler, dua etsinler karşılıklı, Allah Müslümanları korusun deccalin şerir fitnesinden korusun.
Evet Şeyhim, buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. 19-21 Haziran tarihlerinde, Rusya Federasyonu, Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı nezdinde organize edilen ikinci Kazan Halal Fuarı, bu sene ikinci kez düzenlendi. Kazan şehrinde fuara 100’e yakın, çeşitli firma katılmış. Fuar sırasında Harun Yahya standında, bir yaratılış ve fosil sergisi organize edildi, inşaAllah ve bütün Rusça kitap ve belgeselleriniz sergilendi. Çok büyük ilgi gördü. Ve Rusya Federasyonu dışında, 10 Müslüman ülkelerden daha katılımcı firmalar geldi bu fuara. Bizim standı Tataristan Cumhurbaşkanı Sayın Rüstem Minnihanov, Baş Kürdistan Başbakanı Azam İlimatov ve Tataristan Başbakanı Sayın İldar Khalikov ziyaret etmişler Hocam. Tataristan Cumhurbaşkanı, Baş Kürdistan Başbakanı ve Tataristan Başbakanı, yaratılış sergisine büyük ilgi göstermişler ve değerli misafirlerimize de Yaratılış Atlası, Kuran Mucizeleri ve Evrim Teorisinin Çöküşü adlı kitaplarınız takdim edilmiş. Onlarla ilgili resimler gösteriyorum. Tataristan Cumhurbaşkanı, Baş Kürdistan Başbakanı ve Tataristan Başbakanı, sizin eserlerinize fuarda çok ilgi göstermişler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Merhaba Adnan Oktar Hocam” diyor. “Kuran bir şifadır” diyor. “Allah’ın neden imtihan yaptığını” sormuş. O zaman nasıl olursun? Allah esirgesin, odun gibi olursun. Odunu cennete koyarsan ne olur? Odun olur. İnsan, acı çekmeden derinlik alamaz. Akıl gelişmez, tutku gelişmez, hiçbir şeyin anlamı olmaz. Mesela acıkmayınca, yemeğin anlamı olmuyor. Yorulmayınca, koltuğun anlamı olmaz. Susamayınca, suyun anlamı olmaz. Çirkinlik olmayınca, güzelliğin anlamı olmaz. Bunların hepsinin olması gerekiyor. Eğer biraz düşünürse, ferasetle, basiretle bakarsa, oradaki hikmet anlar. Hayat dümdüz olurdu, her şey dümdüz olurdu. Mesela ben bu canımı çok seviyorsam niye seviyorum? Kıyasla seviyorum. Mesela temiz, kirliye göre bakıyorum, temiz, oradan seviyorum. Bakımlı, seviyorum. Saygılı, seviyorum. Sevgi dolu, seviyorum. Neye göre kıyaslıyorum? Gaddara göre kıyaslıyorum, sevgisize göre kıyaslıyorum. Nur gibi tertemiz. O sevginin kaynağı, kıyastır. Yoksa onu bilemezdim ben. Şu an benim için bir nimet, o. Sadece bakardım, hiçbir şey ifade etmezdim. Adamlar bunu akledemiyorlar. Diyor ki adamlar; “direkt bu şekilde olsaydı.” Hiçbir şey olmazdı o zaman, dümdüz olurdu. Deniz senin için bir şey ifade etmezdi, gökyüzü senin için bir şey ifade etmezdi, Allah aşkını bilemezdin. Allah’ı sevmek, çok ayrı bir lezzettir. Birçok şeyi bilemezdin. Yani derinlik alamazdın. Bakın Hz. Adem (a.s), Ulu’l Azim bir Peygamber olduğu halde, şeytanın tek bir sözüne bile ikna oldu. Allah, “onda bir sebat, kararlılık bulmadım” diyor. Cehennem olmayınca, imtihan olmayınca öyle olur işte. Hz. Havva (a.s) annemiz de, hemen şeytanın bir sözünden etkileniyorlar. Nitekim öyle olur. Ki Allah rahmetini hemen durdurup, hemen dünyaya alıp, hemen imtihana sokup, hemen eğitmiştir. Hz. Adem (a.s)’ı hiç bekletmemiştir. Allah’ın rahmeti. MazaAllah neuzubillah, biraz daha kalsa, belki yine zelle (hata) yapacak. Dünyaya indirdi, eğitti, şu an cennette. Cennet şu an onun için çok anlamlı ve güzel. Beril’i seviyoruz, neyine göre seviyoruz? Kıyasla seviyoruz. Ender’i seviyoruz, neye göre seviyoruz? Kıyasla seviyoruz. Kiminle kıyaslıyoruz? Münafıklarla, ahlaksızlarla, pis adamlarla kıyaslıyoruz. Bakıyoruz, nur gibi tertemiz. Öyle güzel olur. Yoksa cennetin sarayına gidersin, adam bakar, hiç etkilenmez. Zannediyor ki, cennete konulursa, rahatlayacak. Sıkılır, etkilenmez, hiçbir şey ifade etmez ve eğitimden geçmez. Cennet ırmağı onu hiç ilgilendirmez, cennet yiyeceği de ilgilendirmez. Acıkmıyor ki zaten, acıkmadığı için de ilgilendirmez. Yorulmuyor, onun için o koltukta onu ilgilendirmez. Allah geniş döşeklerden bahsediyor, geniş çadırlar. O da ilgilendirmez. “İri siyah gözlü” diyor Allah. Adamı o da ilgilendirmez. Kadının nimet olmasını biz burada dünyada öğreniyoruz. Mesela benim içimde kadına karşı müthiş bir tutku var. Müthiş bir tutku var denize karşı, güzelliğe karşı, çiçeklere karşı, hayvanlara karşı, müthiş bir tutku var. Bu nerede doyuma ulaşır? Cennette doyuma ulaşır. Mesela hatta bugün konuştuk, ben zürafa ile yavrusunu sevmek istiyorum, mümkün mü? Çok zor. Kedi yavrusunu sevmek bile zor. Eşek sıpasını sevmek istiyorum, bulmak çok zor, sevmek de çok zor. Keratalar pasaklı oluyorlar zaten, kucağına alsan bir iş. Öpmek istiyorum, mesela tavşanın kulağını ısırsam, hayvanın canı yanar. Ancak cennette, inşaAllah. Gül oluyor, illa ki dikeni var, özel yaratılmıştır. Hemen solar gül. Kardeşim ben güllerle iç içe yaşamak isterim, derin derin koklamak isterim. Bir çiçek ektiler bahçeye, Hocam bu da kokuyor dediler, baktım, nefis bir kokusu var. Hiç ummadığım bir çiçek. Şahane bir kokusu var, tatlı güzel bir koku. Ben süs çiçeği zannettim. Ötekine bakıyorum, o da şahane kokuyor. Hiç ummadığın çiçekler güzel kokuyor. Cennette bütün çiçekler kokar ve şuurlu. Mesela kediye buraya gel diyorum, bana boş boş bakıyor. Normalde koşarak gelmesi lazım. Tamam Hocam hemen geliyorum demesi lazım. İşte bu, cennette mümkün. Buraya gel diyorum, diğer tarafa bakıyor, hiç alakası yere bakıyor. Kuzuya nasılsın diyorum, kuzu gibi boş boş bakıyor. Halbuki elhamdülillah çok iyiyim demesi lazım. Gel buraya diyince de, gelmesi lazım. O zaman onu sevmek çok zevkli olur. Sen onu öptüğünde, o da seni öpecek. Kuzuyu öptüğünde, o da seni öpmesi lazım, patisiyle sarılması lazım, sarılmıyor. Onun için Allah hassas bir bilgi üstüne, hassas bir imtihan üstüne bizi yaratmıştır. Normal bir vicdanın, Allah’ı anlamak ve sevmenin dışında, bir yeteneği yoktur. Yani mümkün değildir. Ama hayret edilecek şekilde bir kısım ruhlarda, bakın mucize de olsa, ne yaparsan yap, Allah’a isyan edecek şekilde yaratılıyor. Hayrettir, Allah’ın hikmeti. Kardeşimiz, imtihanın sırrını madde madde sormuş, ben de ona genel olarak anlatıyorum. Umut Akyürek geldi, seviyoruz. Neden seviyoruz? Kıyasla seviyoruz. Mesela o delikanlıyı da sevdik, şefkat duyuyoruz. Niçin? Çünkü dinsiz, bozuk tiplerle kıyasladığımızda, onun efendi birisi olduğunu görüyoruz. Mesela Müslüm Baba’dan bahsettik. Neden? Mütevazi, mazlum, acı insanı. Enaniyet yapmaz, kibir yapmaz, havaya girmez, mazlum. Şefkat duyuyor insan. Şefkat duyduğu için seviyor. Herkes seviyor inşaAllah. Kardeşim bu imtihan; acı çekmezse, kibirli ve gaddar insanlar olmazsa, nasıl fark edelim. Hiç kimsenin haberi dahi olmaz, neyi sevecek, muhatap dahi olmazlardı. O kıyastan dolayı seviliyor. Mesela halımızı değiştirdik, sabah söyledim, halıyı kırmızı halı yapın dedim, diğer halıya göre kıyasladığımızda, nasıl oldu, kıyas olduğundan. Kıyas olmasaydı, bu hep burada dursaydı, size fark eder miydi? Fark etmezdi. Kıyas olması lazım. Mesela bu stüdyo mütevazi, daha geniş bir stüdyo olmuş olsa, daha hoşunuza gider, daha tavanı yüksek falan. Kıyas, çok hayatidir. Yoksa dünya dümdüz olur. Bunu bana soran arkadaş, sen sormadın bunu bana, Allah sordurdu. O senin kaderindeydi. 15 madde yazmışsın. “Cevaplamak istemiyorsanız, unutun gitsin” diyor. “Saygılarımla, mutluluklar dilerim size“ diyor. Almanya’dan yazmış kardeşimiz. Müslüm Baba’nın bir şarkısıyla bitirmiş. “Seversin, adına mecnun diyorlar” diyor, güzel. Müslüm Baba bunu söylerken de, Müslüm Baba da insan, kusursuz olmaz tabii ki. Şarkının bazı sözleri, ona da ait değildir şarkı birisinden almıştır, şarkıların bir kısım sözleri güzeldir, bir kısım sözleri bozuktur, eksiktir. “Hep sabır, hep sabır, hep sabır ettim.” Ne güzel. “Hep acı, hep çile çektim.” Ondan güzelleştin, ondan dolayı sevildin. “Hep baktım, hep baktım, seni seyrettim” diyor. İnşaAllah biz bunu Hz. Mehdi (a.s)’a ithaf edelim. Mübarek hep sabredecek Hz. Mehdi (a.s), hep acı çekecek, hep bakılıp seyredilecek, inşaAllah. “Nasıl bir dünyasın, aklım ermedi” diyor. Dünyaya zaten biz tam anlamıyla akıl erdiremeyiz. Allah’ın istediği kadar bilgiye sahibiz. Dünyadan bizim anladığımız, eğlence yeri değil, imtihan yeri. Aklımız demek ki çok güzel eriyormuş. Ama ermediği noktalarda, Allah bize erdirmez, o ayrı. Ama erdiği noktalar bize yetiyor. “Seversin, adına mecnun diyorlar.” Ne güzel. Biz de Hz. İsa (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’a mecnun olacağız, mecnun olarak seveceğiz. “Gülersin, akılsız zannediyorlar.” Boş yere gülersen tabii ki akılsız zannederler. Bir adam durduk yere gülüyorsa, aklından şüphe ederler. “Bize mutluluğu çok görüyorlar” diyor. Deccal çok görüyor, iddia edilen Ergenekon örgütü çok görüyor, Mehdiyet’te bunu ortadan kaldıracak, inşaAllah. “Hep sevgi, hep sevgi, hep kıymet verdim.” Çok güzel, Müslüman’ın vasfıdır. “Hep zulüm, hep hüzün, hep hor görüldüm.” Zulüm görürsen, sevabın artar. Mesela Hz. Mehdi (a.s) hep zulüm görecektir. Ne olacak Hz. Mehdi (a.s)? Pırıl pırıl aydınlık bir güç olarak karşımızda olacak, inşaAllah. Hep hüzün. Müslüman neden hüzünlensin? Bayağı neşeli olur, neye hüzünlenecek? Hani derler ya, argoda bir tabir vardır; kralı gelsin istedikleri gibi ne olacak, kaç yazar, niye hüzünlü olacak. Müslüman hüzünlenmez, haramdır. Hep hor görüldü, Hz. Mehdi (a.s)’ın vasfıdır. Hz. Mehdi (a.s) hep hor görülecektir. Ama ona olan aşkın sebebidir o, hor görülmesi. Şiirlerde de hep, hor görüleceği belirtilmiştir, Tevrat’ta da “hor görüldü” diyor, Tevrat hükmü. “Buna rağmen o, hep güzel davrandı” diyor Tevrat, “çok acı çekti, hor görüldü, o hep güzel karşılık verdi, güzel davrandı” diyor, Tevrat hükmü. “Her zorlukla beraber, bir kolaylık vardır” diyor Allah. Zorluk var ama kolaylıkta var. Ben Ankara’dayken, çocukken terörün, anarşinin içinde yetiştim, zor şartlarda yetiştim. İstanbul’a geldim, hiç pervasız mücadeleme devam ettim. İstanbul’a geldiğimde, hoş geldin karşılaması olarak, beni tımarhaneye koydular. Baş göz üstüne, Allah beni tımarhaneye koydu, Allah vesile etti. Ayağıma zincir bağladılar, ayağıma zinciri Allah bağladı. İftihar ederim. Aşkın kökenidir. 10 ayda hücre hapsine koydular, Allah beni hapse koydu. Beni hapisten Allah çıkardı. Tımarhaneden Allah çıkardı. Bakın şimdi milyonlarca insana, kanaldan konuşuyoruz, anlatıyoruz, Allah konuşturuyor. 10 yıl sonra da İttihad-ı İslam hakim olacak. Eğer olmazsa, gelsinler yüzüme tükürsünler. Kim ne diyorsa, desin. 10 yıla kadar İttihad-ı İslam her yere hakim olacak, Türk İslam Birliği olacak. Bediüzzaman da Allah adına yemin ederek söylüyor; “Allah adına yemin ediyorum, İslam hakim olacak, göreceksiniz” diyor, inşaAllah. Onun için kardeşimiz rahat olsun. Tevrat’tan deliller alarak anlatmış. Kardeşim Tevrat’ın bir kısmı, muharreftir. Ama bir kısmı da, tefsir edilmesi gerekir. Mesela diyor ki: “Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü Ben kıskanç bir Tanrı’yım.” Buna şaşırmış. Burada kastedilen nedir? Yani başka putlara tapmayın, özetle bu anlatılıyor. “Kıskanç” bizim anlamamız için, insanların anlaması için söylenmiş ilginç bir anlatımdır. Yani kafamızda iyi kalması için. İnsanlar diyor ya; “ben kıskancım, seni kimseye göstermem” der. Bu söylem koruma kastıyladır, zarar gelsin istemez. Allah da, zarar gelmemesi için, korumayı anlatan bir şeydir kıskançlık. Allah zalimden bizi korur. Kıskançtır, korur. Bu anlamdadır kıskançlık. Kıskanç deyince, insani bir kıskançlık değil, koruma anlamında kıskançlıktır. Sizi zulümden, kötülükten, şirkten koruyorum anlamındadır bu ifade, inşaAllah.
Süre bittiyse, yarımda var, evelAllah.
SUNUCU:00:30’dan itibaren ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza, A9 Tv, Samsun Aks Tv, Sipas Vizyon Tv, Hatay Hrt Akdeniz Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Bizi yarın 22:00’dan itibaren, A9 Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...