ERDEM ERTÜZÜN: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, A9 Tv, Samsun Aks Tv, Sipas Vizyon Tv, Hatay HRT Akdeniz Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz, inşaAllah. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhim sen, gazetecilerin ne anladıklarından mı, bahsedeceksin?
ALTUĞ BERKER: Mehmet Ali Birand, “Özerklik olsun, birkaç madde sayalım. Öcalan kaale alınsın, özerklik olsun, bu başka türlü olmaz” demiş özetle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi Mehmet Ali Birand, aklı başında koskoca adam. Bilmiyorum, 70 yaşında mı, 60 yaşında mı var. Böyle bir şey, özerklik demek; Türkiye’nin bölünmesi demektir. Bölünürse, bir tek onunla kalmaz, paramparça olmak demektir. Ve kendi içinde de ayrıca, yok olması demektir. Yani, “ver kurtul”, böyle bir konu yok. Yani Ortadoğu’nun, kan revan içinde kalması demektir. Böyle bir şey değil de, tam tersini aklına getirsin; Türk-İslam Birliği’ni aklına getirsin, İttihad-ı İslam’ı. En kolayı budur, bölünme çok zordur. Yani bölünme; 70 milyonun kanına mal olur. Yani 70 milyonun tamamını, şehit ederler, son bölünme olur, bu da Üçüncü Dünya Savaşı demektir. Üçüncü Dünya Savaşı çıkarsa, dünyanın yüzde 99’u yok olur, söyleyeyim. Yani, taş taş üzerinde kalmaz. Türkiye’yi yok etmeye kalkarsa, bir ülke, bir zihniyet, dünyanın tamamını yok etmiş olur. Dünyanın intiharı demektir bu. Kıyamet demektir, Allah esirgesin. Böyle delice bir düşünceye, kimse yanaşmasın bir kere, bu olmaz. Ama İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği; bu Kürtler için de, Arnavutlar için de, Lazlar için de, Çerkezler için de, Türk kavminden her kardeşlerimiz için, ki bana göre hepsi Türk’tür, müthiş bir kurtuluş ve güzellik, ferahlıktır. Senin amacın ne? Mesela, PKK’ya soruyoruz “amacın nedir?”, değil mi? O adamları sen, “komünist yapacağım” diyorsun. Bölge halkı dindardır, yani sosyolojik, bilimsel açıdan bir kere, oradaki insanları komünist yapmak, mümkün değil. PKK’nın ideolojisi, baştan ölmüş zaten. Yani kayanın üstünde, ağaç bitirmeye kalkıyorlar. Kayanın üstünde ağaç bitmez, orada bitecek olan şey İslam’dır, Kuran’dır, bu gelişir. Yani bölgenin, 1000 küsur senelik geçmişi var. Hiçbir şekilde oranın insanı komünist, dinsiz, ateist olmaz. Yani aklını kaybeder, delirir oradaki insanları eğer komünist yaparsan. Hayatının bir anlamı kalmaz, yapmaya kalkarsan, ki kabul etmezler. O yüzden orada en güzel çözüm; Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam’dır. Sosyolojik yönden mümkün, tarihi yönden mümkün, inanç yönünden mümkün, her yönden mümkün. Her yönden kolaylık, güzellik. Ama bölgeyi komünist yapmak, her yönden imkansız. Bir kere Darwinizm, materyalizm zaten çökmüş. Kokuşmuş bir felsefe, Rusya’da çökmüş, dünyanın her yerinde çökmüş. Komünizm için, yapılacak bir şey yok. Bölgede boş yere, zorlama yapmalarına gerek yok. Onun için o arkadaş da, Hürriyet Gazetesi’nde köşesinde, bir “bismillah” desin, Türk İslam Birliği’nden bahsetsin, ağzı bir alışsın. Gece gündüz, gece gündüz federasyondan, federasyon mu, ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Özerklik.
ADNAN OKTAR: Özerklik, yani federasyon gibi bir şeyden bahsediyor. Gece gündüz özerlik, bir kere ağzına Türk İslam Birliği’ni al, de ki “İttihad-ı İslam, olsun” de. Usulen bir söyle sen, hükmen, çok güzel olacağını göreceksin. Çözümün hepsi bunun içerisinde, bırak o uğursuz sözü. O zaten olmayacak, senelerden beri söylüyorlar, kimse de kale almaz onu. “Biz kabadayıyız, yaptırırız, kabadayılıkla hallederiz” yani “el mi yaman, bey mi yaman?” demişler. Bey hepsinden, yaman derler. Sakın böyle bir delilik yapmaya kalkmasın PKK. Yani yaptığına yapacağına, dediğine diyeceğine bin kere pişman olur. Yani sakın öyle bir münasebetsizlik, kabadayılık yapmaya kalkmasın. Yani bizim Türk milleti, son derece mütevazi, mazlum, saygılıdır ve sonuna kadar saygılı, sevecendir. Ama sen, “dinini, bayrağını, milletini, vatanını; elinden almak istiyoruz, kararlıyız” dersen, cevabı verilir. Yani 20 milyon kişiyle, 20 günde cevabını veririz. Bak 20 milyon kişiyle, 20 günde, devletin öncülüğünde, devletin sevkiyle, 20 günde bitiririz. Sakın böyle bir deliliğe, tevessül etmesinler. Yani 20 gün bile, sürmez, dağ, tepe, yer, her yerde buluruz. Yani kabadayılıkla, olmayacağı belli. Ama demokrasiyle çıkın ortaya, fikir özgürlüğüyle çıkın oraya, sonuna kadar karşılaşalım. Ama bunun dışında, yok. Çünkü tartışmada fikirle gelip geliriz. Kabadayılık yapmıyoruz ama onda da galip geliriz, kabadayılıkta da galip geliriz ama ezici şekilde, galip geliriz. Onun hiç böyle münasebetsizliğe, gerek yok. Herkese akılcı, samimi, candan yaklaşsınlar, sevecen yaklaşsınlar. Güneydoğu’da asıl çözüm; İttihad-ı İslam’dır. O yazarlarımız da, onu savunsunlar, onu anlatsınlar. Sözümün bir kısmı PKK’ya, bir kısmı bu arkadaşa, bir kısmı BDP’ye, herkes yerli yerince, sözümü alsınlar. Hepsine uygun bir şekilde dağıttık, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Afganistan’dan görüntüler göstermek istiyorum Hocam. Afganistan’da her gün iki çocuk, saldırılar nedeniyle hayatını yitiriyormuş. Sadece 2010 yılında; 10.000’den fazla Afganlı hayatını yitirmiş. Bombalar nedeniyle sakat kalan, ayağını, kolunu yitirenlerin sayısı ise, tahminlerin çok üstündeymiş.
Deccalin, Hz. Mehdi (a.s)’ı ikiye bölmesiyle ilgili bir hadis, daha evvel anlatmıştınız, Hocam. “Deccal genç bir adamı kendisine imana davet eder. Deccal (kendisini reddetmesine öfkelenerek) onu kılıçla vurup ikiye böler. Her iki parçayı bir ok atımı mesafeye fırlatır. Sonra o genci çağırır. Genç dirilip parlak bir yüzle ve gülerek ona yönelir” siz bunu şerh etmiştiniz, Hocam. Hz. Mehdi (a.s)’ın, yenilemez olduğuna ve Allah’ın inayeti içinde olduğuna ve mutlak galip olacağına, deccalin ona zarar veremeyeceğini ve Hz. Mehdi (a.s)’ın deccaliyeti yok edeceğini anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: A9 Tv kanalını seyrederken, mozaiklenme oluyor mu? Seyreden kardeşlerimiz bize bildirsinler, öyle bir şeye rastlayan varsa yurt içinden, yurt dışından, teknik tedbir alırız.
“Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam CNN Türk’te bugün tahliyeleri durdurulan Haberal ve Balbay hakkında kendisine soru sorulan Nazlı Ilıcak, çok garip bir açıklamada bulundu. Ve aklıma sizin daha evvel yaptığınız Nazlı Ilıcak analiziniz geldi. Nazlı Hanım olayların bu noktaya gelmesinin tek suçlusu yargı değildir, siyasilerin ve iktidarların bundan sorumlusu vardır gibi taraf bildirmek bir yana, ne anlatmak istediği belli olmayan garip bir açıklamada bulundu, ne diyorsunuz?” diyor. “Bu noktaya gelmesini” noktaya geldiği, ileri, geri gittiği yok; kanun, hukuk neyse o uygulanıyor. Ne kanunda değişiklik oluyor, ne uygulamasında değişiklik oluyor, ne de özel bir uygulama var. Suçlu muçlu da yok, ayrıca. Suç da işlendiği de yok, Nazlı Hanım uçuyor. Yargıda da bir suç olmaz, siyasilerde de bir suç olmaz. Kanunlar böyle, hukuk böyle, hukukun gereği yapılıyor, konu bu. Kendilerine yeni bir kanun çıkaramazlar. Hüküm, tüzük çıkaramazlar, neyse onun gereğini yapıyorlar. “Siyasilerin, iktidarın bunda sorumluluğu vardır.” Milletvekili olsaydı böyle demezdi. Milletvekili olmayınca Nazlı Hanım, ortaya çıktı, böyle kendince bir şeyler söylüyor. Kimse itibar etmesin böyle insanlara, konuşmalarına önem de vermesinler. Yargı, kanunda ne yazıyorsa onu uyguluyor. Siyasiler de zaten yargıya karışmaz, hükümet de zaten yargıya karışmaz. Yargı bağımsızdır. Yargı da kendi kafasına göre hareket edemez, kanuna hukuka göre hareket eder. Yazan neyse bakar ve onu uygular. Yeni bir hukuk mu çıkartsın yargı, ne yapsın? Yeni kanun mu çıkartsın? Kanun koyucu değil onlar, kanunu uygulayan insanlar. Onun için Nazlı Hanım’ı kaale alanlar hata yaparlar. Nazlı Hanım ilginç, değişik bir insandır. Zaman zaman böyle ilginç şeyler yapar. Daha önce de var 1986’larda, onun Bulvar Gazetesi vardı, tam sayfa 6-7 gün benimle ilgili röportaj yayınladı. Orada “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye bir söz var. Onunla ilgili olarak bizi on ayı tımarhanede, dokuz ayı da cezaevinde olmak üzere, içeri aldılar. Biz kimseye gıkımızı çıkartmadık. Hiçbir şey demedik. Normalde kanunen benim akıl hastanesine gitmemem gerekiyordu. Kanunen öyle bir şey yoktu. Ama yaptılar. Sonradan da çok akıllı, hiçbir şeyi yok diye geri bıraktılar. Cezaevinde de savcı “suç unsuru yok” dedi ama aynı savcı, “tahliyesini talep ediyorum” dedi, tahliye olduk. O devirde Hürriyet Gazetesi samba yapıyordu biz içerideyken, bayağı sevinçliydiler, mutluydular. O arada onu getirdiler, ben tutuklu getirilmiştim, hanımefendi gıcır gıcır giyinmiş, normalde yayınlayan o, eğer suç unsuru varsa, eşitiz. Ben söyleyenim, o da yayınlayan. İkimiz yargılanıyorduk. O bir satır bir kâğıt verdi hâkime, teşekkür edip çıkıp gitti. Biz doğru tımarhanenin yolunu tuttuk, hapishanenin yolunu tuttuk on dokuz ay. Onun için Nazlı Ilıcak ince işleri iyi bilir, ince konuşmaları da, ince mesajları da iyi bilir.
Hükümete sahip çıkmak lazım, devlete sahip çıkmak lazım, önemli günlerdeyiz ordumuza sahip çıkmak lazım, polisimize sahip çıkmak lazım, hâkimlere savcılara sahip çıkmak lazım. Milleti başıboş zannediyorlar. Yani iradesi kırıldı, güçsüz zannediyorlar. Bizim milletimizin iradesi pek yamandır. Daha önce de öyle zannetmişlerdi, Kurtuluş Savaşı öncesinde, hasta adam falan diyorlardı. Hasta zannettikleri adam onları iki seksen bir doksan yere uzattı. İşte öyle olur. Aynı şeyi yine bekliyorlar gibi bir üslup var. Akıllı olacaklar.
“Nurlu Hocam yayında okumayın. Eğer okursanız da adımı okumayın, inşaAllah. Allah razı olsun. Gerçekten çok utanabilirim” diyor. “Hocam bu gece içimde öyle bir sevinç var ki, sözle tarif edemem. Hocam size bakıyorum farklı bir şeyler görüyorum, farklı hissedebiliyorum, elhamdülillah. Rabbim ne kadar da güzel. Hocam bu gece ziyaretinize gelmiş olmayı ve yüzümü görmenizi çok arzu ederim inşaAllah.” O deminki ziyaretteki güzelliği yaşamak istiyorum der gibi bir üslup. Ne var bunda, gayet güzel. “Canımsınız, elhamdülillah.” Gayet güzel yazmışsın suç mu bunlar, sevgi ifade eden sözler. Bilmukabele, ben de seni çok seviyorum.
ALTUĞ BERKER:Yarın İtalya’da bir konferans vardı Hocam. Hıristiyan bir organizasyonun düzenlediği evrime karşı konferansta sizin adınıza Doktor Cihat davet edilmişti. Fakat o, önceden belirlenmiş başka bir programı olduğu için yerine Sadun katılıyor, sizi temsilen. Daha evvel katıldığımız Milano’da yapılan konferans da bu organizasyon tarafından yapılmıştı. Bu konferansın ilanı var Hocam ekranda. Bir de haberler çıkmış konferansla ilgili İtalya basınında. Çıkan haberlerden birinde şöyle diyor; “Sponsorluğunu Viterbo Belediyesi’nin yaptığı konferansta açılışı belediye başkanı yapacak. Bu konferansa Harun Yahya grubunu temsilen Sadun Engin katılacak. Sadun Engin, doğal seleksiyon, ilk hücrenin meydana gelişi, türlere ait ara geçiş formlarının olmamasına dair bilimsel delilleri sunacak. Konferansta Padova Üniversitesi profesörü Ferdinando Catalano ise Stefan Hawking’in tezini çürütecek. Konferans İtalya saati ile 17:00’da Viterbo Palazzo dei Priori’de yapılacak.
Türkiye Çin arasında din açılımı anlaşması Sayın Profesör Görmez, Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanımız, 40 yıl sonra Çin’e tarihi bir ziyaret gerçekleştirmiş. Pekin’de İmam Hilalunddin Chen Guangyuan ile görüşmüş ve bir işbirliği protokolü imzalamış.
ADNAN OKTAR:Çin mi? Pekin mi? Diyanet İşleri Başkanımıza, Allah esirgesin Hocamıza bir şey yaparlar orada.
ALTUĞ BERKER:İmzalanan protokolle birlikte 2012 yılında İstanbul’da Çin İslam Kültür Fuarı, 2013’de Pekin’de Türk İslam Kültür Fuarı düzenlenmesi kararlaştırılmış. “Geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye, İslam medeniyetinde büyük rol oynamaktadır. İki dost ülke arasındaki dini bilgi paylaşımı son derece önem arz etmektedir” ifadelerini kullanmış Pekinli imam Chen. “Görmez’in bu ziyareti ile iki ülke arasındaki ilişkilerin yeni bir boyut kazandığını” ifade etmiş. İmam Chen, “Türkiye’den dini pek çok konuda öğrenecekleri şeyler olduğunu” dile getirmiş. “Çin’de 23 milyon Müslüman nüfusunun olduğunu” da hatırlatmış. “Ülkedeki beş büyük dinler arasında uyum olduğunu ve çatışma yaşanmadığını” söylemiş.
ERDEM ERTÜZÜN:Sahabeler, Peygamberimiz (s.a.v.)’i görenlerin nasıl etkilendiklerini anlatıyorlar. El-Bera şöyle söylüyor. “Resulullah (s.a.v.)’den daha güzel hiçbir şey görmedim” demiştir. Ummu Ma'bed, Rasulullah'ı (s.a.v.) tarif ederken şöyle demiştir: "Ben güzelliği besbelli ve parlak yüzlü bir zat gördüm" demiştir. Muhammed Ibn Ammar, er-Rubeyyi' Bint Muavviz'e: "Bana Rasulullah'ı (s.a.v.)’i tarif etsene dedim. Er-Rubeyyi': ‘Yavrum! O'nu görseydin, güneşi doğuyor zannederdin’, dedi."
ADNAN OKTAR:Yani parlak heybetli, gösterişli. Yani sevgide, insan o tarz bir üslup kullanır, inşaAllah.
Çorum Sungurlu’dan Bülent Kaleli: “Hocam sizi çok seviyorum. Hocam övülmeyi neden çok seviyor?” diyor. Seviyorum, hoşuma gidiyor. Yani adam ters laf söylerse, hoşuma gitmez, övülmek hoşuma gidiyor. İnsanları öyle bir yetiştirdiler ki, bir kısım insanları, kardeşimi tenzih ederim, odun gibi yaptılar. Laf soksunlar, gıybet etsinler, çekiştirsinler, ters konuşsunlar, azarlasınlar, münasebetsizlik yapsınlar, hakaret yapsınlar. Bunun yerine sevgi sözcükleri kullanın. Muhabbetten bahsedin, güzellikten bahsedin, dostluktan, kardeşlikten bahsedin. Öveceksiniz, tabii öveceksiniz. Mesela benim güzelim olağanüstü güzel. İçimde olanı neden gizleyeyim. Allah öyle hoş yaratmış, tabii güzelliğini söylerim. Allah onları öyle güzel yaratıyor, sevdiriyor. Güzel olurdu, Allah sevdirmeyebilirdi. Ve sevdiriyor da Allah. Sevdiren de Allah. Mesela birçok kişide kadın sevgisi yoktur, düşmandır hatta kadınlara. Allah’ın güzel tecellisi olarak görmez onu. Onlar çözüm olarak ne yapıyorlar, en iyisi övmeyi kaldıralım, neyi bırakalım sadece yermeyi bırakalım. Kimse kimseye iltifat etmesin, övmesin. Çünkü onun saltanatı öyle devam edecek. Hep ters laflar olacak, kötü sözler olacak, onun çözümü o. Mehdiyet’te hep iltifat, hep sevgi, hep gönül alma, hep muhabbet. Sabahlara kadar muhabbet meclisleri olacak. Sabahlara kadar sohbet edeceğiz, eğleneceğiz, güleceğiz, konuşacağız. Sabahlar olmayacak inşaAllah. Tabii ki muhabbet ehli olacağız. Kedilere iltifat edeceğiz, kuzulara iltifat edeceğiz, çiçeklere iltifat edeceğiz. Çiçeklerle konuşacağız, belki deli olduğumuzu düşünecekler ama konuşacağız. Ben kedilerle konuşuyorum “çok sevimlisin buraya bak” diyorum hakikaten de bakıyor keratalar. Her şeyde Allah’a iltifat ediyoruz, Allah’a güzelliğini söylüyoruz. “Ya Rabbi çok güzelsin, sonsuz güzelsin” diyoruz. İltifat ederken de, Allah’ın tecellisine iltifat ediyoruz. Allah sevdiriyor. Yanlış biliyorsunuz. Kardeşim ben samimi adamım. Bir kısmınız diyor ki, Mehdi bilmem ne. Hz. Mehdi (a.s) ulanlı konuşmaz, sizin kafanızda. Ben de onun için özellikle söylüyorum ki, Hz. Mehdi (a.s) olmadığımı anlayın diye. Çünkü evliya havası istiyorlar benden “ey oğul” diyeceğim böyle, yavaş yavaş, tane tane konuşacağım. “Bana ilham oldu” diyeceğim böyle “rüya gördüm” diyeceğim. “Ey evladım” diyeceğim, bakınca birden yüzümü çevireceğim “Haşa” diyeceğim. Ben öyle adam değilim, Samimiyim inşaAllah. Ulan da derim, kerata da derim, hepsini derim. Zaten gerekene söylüyoruz. Gerekmeyene söylemem. Özel pozlara, hoca pozlarına giriyor muyum? Alim pozlarına giriyor muyum? Girmiyorum. Bak fetva soruyorsunuz, hemen Mehmet Talu Hocama gönderiyorum. Alim, evliya havasında değilim. Bak adam “uçuyorum” diyor, uçan kaçan dolu ortalık. Benden tek kelime böyle bir şey duydunuz mu? Yok. Yapmam, utanırım, Allah’tan korkarım. Allah’tan korkarım, Allah’tan korktuğum için de utanırım. Niye alaka yani?
“Selam Hocam, kaç gündür sizi bekliyorum. MaşaAllah, süpersiniz.” diyor Allah razı olsun. Allah süper yapıyor, süper yaratır.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Biz de Seyyid Hocamızı Allah (c.c) için kıyas yapılmayacak kadar çok seviyoruz inşaAllah” diyor “Hak Teala yardımcınız olsun” diyor. Yakışıklı anlat.
ERDEM ERTÜZÜN:Estağfirullah Hocam. Peygamberimin (s.a.v.)’in iltifatları var Hocam. Sahabeler bildiriyor. Hz. Ali Efendimizden (r.a) nakledilen bir rivayeti aktarmak istiyorum. “Bir gün ben, Cafer ve Zeyd, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna gittiğimizde Zeyd’e ‘Sen bizim kardeşimiz, dostumuz ve arkadaşımızsın’ buyurdu. Zeyd sevincinden yerinden sıçrayarak oynaya oynaya gitti. Kardeşim Cafer’e de ‘Sen hem huy hem de vücut yapısı bakımından bana benziyorsun’ buyurdu. Cafer’de sevincinden Zeyd gibi sıçrayıp oynaya oynaya gitti. Ondan Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) bana da ‘Sen bendensin, bende sendenim’ buyurdu. Bende Zeyd’in arkasından sıçrayıp oynaya oynaya çıktım.
ADNAN OKTAR:Tabii orada dediği, ondan kastı yani neşeli, sevinçli, hayat dolu. Yani demek ki iltifat güzel, gönül almak güzel, sevgi güzel. Ben iltifattan hoşlanırım. Bana iltifat edildiğinde hoşlanırım, başkasına iltifat ederim ben, sürekli gönül alırım. Güzel olanı çok överim ben, öyle ruhum tatmin oluyor, hoşuma gidiyor. Güzel olana doya doya bakmak isterim, ona sevgimi ifade ederim. Allah bizi öyle yaratmıştır, cennette öyledir. İnşaAllah, kalp sevgiyle doludur. Allah sevgisiyle doludur, Allah öyle yaratır. Kalbi kararmış adamlar, bana hiç kararma edebiyatı yapmasınlar, öyle bir şeye yanaşmam. Değil mi? Benim ruhum aydınlık. Coşkuluyum ben, sevgi doluyum. İyiyim, herkesi korur kollarım, herkese iyilik yaparım. Bak dünyada malım mülküm de yok. Hiçbir şeyim yok, her şeyi Allah yolunda harcıyorum, evlenmedim de. Bütün varlığımı Allah’a adadım. Bütün hayatın sosyal yönlerinden, hepsinden çekildim. Bak gecenin bu vaktinde, sürekli Allah’ı anıyorum. Eve gidiyoruz orada da devam ediyoruz, sabahlara kadar inşaAllah. Tabii, öyle, ruhum öyle, güzel. Kuzularım şapkayla geziyor, şimdi ben niye sevmeyeyim yani. Çok komik kulaklarının şapkadan çıkması. Öyle bir şapka olması çok komik. Mesela kedimiz ne güzel, mesela yavrusuyla geliyor oraya, onu seviyorum, balık var, akvaryum. Onları seviyorum. Kuşlar var sabah bana fasıl yapıyorlar, tam namaz vakti acayip güzel ötüyorlar. Şahane oraya geliyor hayvan, nefis.
ALTUĞ BERKER:Cemil Çiçek’le ilgili bir yazı vardı, Taraf Gazetesi’nden Emre Uslu: “AK Parti’ye tavır almış bir kısım medyada, Cemil Çiçek sevgisi başladığını düşündüğünü” yazmış.
ADNAN OKTAR:Cemil Çiçek, Efendi Çiçek.
ALTUĞ BERKER:Evet meclis başkanlığı için, adı geçiyormuş. “AK Parti’ye tavır almış, bir kısım medyada Cemil Çiçek sevgisi başladığını düşünmüş. Ama Cemil Çiçek başkan olursa, meclisin bir anayasa yapılacağına inanmıyorum” demiş. “Çünkü Adalet Bakanıyken, Yeni Türk Ceza kanunundaki eksiklikler nedeniyle demiş bir, ikincisi Terörle Mücadele Yasası yapmak istediğini ama diğer partililerce antidemokratik bazı uygulamalar yapacaktı Cemil Çiçek, onu engellediler neyse ki, bu nedenle” demiş. Bir de savcıyı örnek vermiş, “Cemil Çiçek zamanında görevden alınmış, şimdi görevine iade edilmiş.” O uygulamaları antidemokratiktir onun olduğu yerde anayasa çıkmaz, diyor kısacası.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu adam benim bildiğim, her hükümette her yerde biter, ne hikmetse, Allah’ın hikmetiyle. Her yerde olur. Yani hükümetler değişiyor, olaylar değişiyor ama adam mutlaka karşımızda, bir şekilde karşımızda. Ne özelliği vardır, anlayamadım. Bakın hodri meydan diyorum, götürün onu, Yozgat onun memleketi, gitsin Yozgat’tan 5 tane oy alsın, 5 kişi bak 5 tane, ben kabul edeceğim ne diyorsanız. 5 kişi bile oy vermez. Kontenjandan seçildi. Yok öyle bir şey yani. Yozgat delikanlı doludur, inşaAllah. İnşaAllah. Ama tabii şimdi hassas bir dönem, Başbakan’ın yapıp ettiklerinde inşaAllah hayır vardır. İnsancıl, mazlum, Anadolu delikanlısıdır. Onun için bu girift dönemde hükümete destek olmak lazım. Yardımcı olmak lazım. Millet olarak devletin yanındayız. Polisin yanındayız, askerin yanındayız. Emretsinler ne gerekiyorsa yapalım. O kadar. Vatanı böldürtmeyiz, bunu bilecekler. Bölmeye kalkanlara Allah hidayet etsin, hidayet etmediklerini, Allah helak etsin, paramparça etsin Allah, vatanı bölmeye kalkanları. Kabus bu, müthiş bir kepazelik. İttihad-ı İslam’ı isteyenler, Türk-İslam Birliği’ni isteyenleri de Allah ihya etsin. Allah onlara hidayet versin, kalplerine ferahlık, işlerinde bereket, bolluk versin, Allah yolarını açsın, güzellik versin. Allah hainlerin ağzını, burnunu birbirine karıştırsın. Yani vatanı bölmek isteyen hainlerin. Hidayetle düzeltmediklerini, Allah helak ederek düzeltsin, helak ederek, inşaAllah. Kahhar, ismiyle Allah tecelli etsin üstlerinde, kahredici ismiyle tecelli etsin. Hidayet vereceklerine hidayet versin, hidayetle düzeltsin, hidayet olmayacakları, Allah helak etsin.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bir kitabınızı tanıtıyorum Hocam. “Darwin Bu Gerçekleri Bilmiyordu.” Bu kitapta yerli ve yabancı medyada, evrim teorisi ile ilgili yer alan önemli bazı yanılgıların cevapları yer almakta. Bazen bir köşe yazısında, bazen bir haberde, kimi zamanda, bir televizyon programında evrim teorisini bilimin gereği göstermeye çalışanlar Darwinizm propagandası yapmakta ve bu konuda yeterli bilgisi olmayan pek çok insanı da, büyük bir aldatmacanın içine sürüklemektedirler. Oysa Darwinizmin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Bu kitapta, evrim teorisinin tüm açmazlarını anlatıyorsunuz ve bilimsel olarak çökertiyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Lütfen oku canım Hocam” diyor. “Geçenlerde Ömer Çelakıl Hocamız konuşurken söyledikleri; ‘kader iki cüz olur. Biri ihtiyari kader, biri hiç değişmeye kader.’ Hocam bu söylediği doğru mu?” diyor. Ömer Çelakıl dürüst, iyi çocuktur, samimidir. Ama kader bir tanedir. Yani şimdi şöyle anlatayım siz ona göre anlayın: 1 saniye ne kadar? Çok kısa bir zaman. Saniyenin yüz binde biri ne kadar? Çok kısa. Milyarda biri ne kadar? Çok çok kısa, değil mi? Sonsuz kısa zamanı düşün, katrilyonda birinden daha küçüktür diyemiyoruz, kıyası mümkün değil. Sonsuz kısa zaman içinde, sonsuz zamanı yaratmıştır Allah ve bitirmiştir. Şimdi kader bunun içinde işte. Yani sonsuz kısa zaman içerisinde, sonsuz uzun zamanı bitirmiştir Allah. Şimdi burada cüzisi, ihtiyarisi hepsi bunun içinde işte. Bak şu kadar, bu, bir saniye, değil mi? Bunun katrilyonda birinden daha kısa bir zaman. Sonsuz kısa zaman, Allah bitirmiştir. Cüzi, külli hepsi onun içindedir işte. Yani bizim bu konuşmalarımız, bu şeyler daha anamızdan doğmadan, o kısa sonsuz zaman içerisinde bitmişti. Sonsuz kısa zaman içerisinde. Kaderde olanı konuşuyoruz. Konuşmamam gerektiğinde Allah konuşturmaz, konuşmam gerektiğinde Allah konuşturur. Bazen konuşmuyorum, bunlara veriyorum sözü dikkat ederseniz, bazen de gelmiyorum, çocuklar anlatsın diye, bazen de geldiğim halde konuşmuyorum sizleri konuşturuyorum. Bazen de sürekli ben konuşuyorum. Kaderde ne ise o oluyor, başka bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nutku verip konuşturan Allah, bizi konuşturdu” diyor ayet-i kerimede Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Haydar, Hz Ali (r.a)’ın lakabıdır biliyorsunuz, Ali Haydar Mürtaza, çok şahane isimdir. Haydar-ı Kerrar, döne döne dövüşen Allah’ın arslanı. Çok güzeldir lakapları. Aliyel Mürtaza, yine Hz. Ali (r.a)’ın lakabıdır, Mürtaza. “Önü sıra kamberi Aliyel Mürtaza geldi” diyor “eyvallah şahım eyvallah” diye devam eder. “Adı güzel, kendi güzel şah.” Alevi türkülerinin çoğu çok çok güzeldir. Bayağı hoştur, inşaAllah. Ama o şarkıda (Haydar Haydar) yanlış yönler var. Haydar Haydar birkaç tanedir ama ben biri için söylüyorum. “Canlar canı Ali Haydar” maşaAllah. Hz. Ali (r.a) Keremullahi veche, dedemin videosunu gösterteceğiz. Hadi bakalım inşaAllah, bismillah.
VTR - Hz. Ali (r.a)
ADNAN OKTAR:Hz. Ali (r.a)’ın ismi bile insana ferahlık veriyor. Yiğitlik, delikanlılık, dürüstlük, latif olmak, sevecenlik, say say bitmez Hz. Ali (r.a)’da, maşaAllah.
“Hocam, Allah sizlerden razı olsun, sizleri çok seviyoruz. Hem Erbakan Hocamız’ı övüyorsunuz hem Erdoğan’ı. Bence bu bir çelişki, ne diyorsunuz? Mustafa Taner” diyor. Ben, akılcı olan yolu söylüyorum. Erbakan Hocamız, Sayın Erdoğan’ı yetiştiren insandır, evladı gibidir. Erbakan Hocamız’ın elinde yetişti o. Siyaseti, gençliği falan hep orada yetişti. Bu, azimli olması, cesareti, kararlılığı hep Erbakan Hocam’dan kalma bir ahlaktır, onun ona öğrettikleridir. Erbakan Hocamız’ın Türkiye’de bugün, temiz bir yüzde 70 oyu vardır. Allah rahmet etsin, eğer hayatta olsaydı, bunu görürdü. Türkiye’de hakim olan, Milli Görüş hakimdir, en az yüzde 70-80. Ak Parti’de, Erbakan Hocamız’ın açtığı çığırdan istifadeyle, bu çizgiye gelmiştir. Bu gösterilen ilgi ve alakanın, itibarın kökeninde, yine Erbakan Hocamız vardır. Ak Parti’nin ileri gelenleri hep, Erbakan Hocamız’ın eğitiminden geçmiş, onun dirayeti, onun kararlılığı, onun akılcılığından istifade etmiş insanlardır. Erbakan Hocamız’da yılmama vardır, delikanlılık vardır, kararlılık vardır. Zamanında “fasa fiso” dedi, o Hz. Hızır (a.s)’ın ona söylediği bir şeydi, onu o şekilde söylemesi gerekiyordu. Ama şimdi bambaşka bir söz var, bambaşka bir üslup var. Kafalarını karıştırmasınlar, hepsi birdir, kökende hepsi aynıdır, inşaAllah. Sonuç güzel olacak, özetle iyi olacak, inşaAllah.
“Nur yüzlü Hocam, Cuma Namazı’nda genelde hangi camiye gidiyorsunuz? Sizi görmek istiyorum. Bir hafta söyleseniz de, biz de oraya gelsek, sizi görmüş olsak inşaAllah, ölmeden” diyor. Allah uzun versin. “Sizi görmek nasip olur, inşaAllah” diyor. Şimdi Sultanahmet’e gitsek olmaz, Süleymaniye’ye de gitsek olmaz. En iyisi yine kardeşlerimizin evinin geniş salonlarında Cuma namazı kılmak, iyi oluyor. Ama inşaAllah o da olur, ama önceden yer belirtmem, o biraz acayip olur. Aniden bir yerde olabiliriz, rastgele bakalım, inşaAllah. Ama asıl namaz ahir zamanda; Hz. Mehdi (a.s) ile Hz. İsa (a.s) ile kılacağımız, o kastedilen namaz hadislerde. Asıl derken, bütün namazlar aynıdır, hepsi değerlidir de, hadislerde belirtilen namazda, Hz. İsa (a.s), Hz. Mehdi (a.s) namaz kılarken, biz de geri saflarda, bir yerde, bir köşede namazımızı eda ederiz, orada görürsünüz bizi, inşaAllah. Şeyhim de olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah, hadi bakalım. “Kenan Arabacı.” “Diyarbakır’dan Yusuf.” “Rasim.” “Selim.” “Fırat.” MaşaAllah.
Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER: Hocam, bir sözünüzü tekrarlamak istiyorum. Şöyle söylemiştiniz; “Kuran sevginin zeminini bize anlatır, sırf sevin demez Kuran. Sevmek için sabır gerekir, fedakarlık gerekir, cömertlik gerekir, dikkat gerekir, koruyuculuk gerekir, diğergamlık gerekir. Egoist, bencil olan, sevgiyi yaşayamaz. Egoist, bencil olan, mutlaka sevgiyi kaybeder. Sabırlı olmayan, sevgiyi kaybeder. Affedici olmayan, sevgiyi kaybeder. Sevgi durduk yere oluşmaz, mutlaka emek verilmesi, dikkat verilmesi ve özen gösterilmesi gerekir. Nasıl çiçeği koruyorsun, onun korunduğu gibi sevginin korunması lazım” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam, Allah’ın çirkin kulları da var. Onlar hakkında ne diyeceksiniz?” diyor. Çirkin, bana bir tane Müslüman gösterin çirkin. Neredeymiş bana adres versinler, bir göreyim. Çirkin Müslüman olmaz. Ağzıyla, burnuyla, kaşıyla gözüyle olmaz, elinden yüzünden nur akar. Neredeymiş çirkin Müslüman, ben göremedim şu ana kadar. Gören varsa bana söylesin, getirsinler, bir göreyim bakayım. Çıkaracağım buraya, neresi çirkin bir anlayalım. Nur akar yüzünden, nur, ışık gibi olur Müslüman. Tavır, bakım, kalite, üslup, bunlarla insan güzel olur, etle kemikle olmaz. Eşekte de et var, katırda da var. Var mesela, sığır gibi herifler var, eni boyu herifin şey ama tam kütük, odun. Mesela kambur olur ama elinden yüzünden nur akar, değil mi? Işık saçılır, yanında olmaktan mutlu olursun, kalbine ferahlık gelir, etle kemikle olmaz. Mesela bazı hanım kardeşlerimiz de var, kendini beğenmiyor içine kapanıyor, içindeki nuru göremiyor. Halbuki o imanın nuruyla hareket etse, aklıyla hareket etse, dünyalar güzeli olur, değil mi? Güzel, temizliğiyle, bakımıyla, kalitesiyle, aklıyla, zekasıyla, dünya güzeli olur. Yanlış biliniyor bu, onu açıklamak istedim. “İstanbul’da sizin sohbetinizi canlı izlemek isteriz. MaşaAllah, sizi televizyon dışında izleyip dinleyebileceğimiz bir ortam var mı acaba? Hasip Emir.” Var işte burada, gelirsen burada olur. Dost meclisleri de oluyor kardeşlerimizin, akşam çıktığımızda onların evine gidiyoruz bazen. Kalabalık oluyorlar, sohbet ediyoruz. Hasip oraya gelirsen, konuşuruz.
“Çağlar Genç.” Estağfirullah. “Aslanlar aslanı Hocam, sizleri çok özledim. Hocam, gel dediğiniz anda gelmeye hazırım, emrinizdeyim Hocam” diyor. Biz sizin emrinizdeyiz, sizin hizmetçiniziz, kapı hizmetçisiyiz.
“Hz. Mehdi (a.s) şu an nerede desem, söyler misiniz lütfen? Mahmut Kaygusuz.” Mahmut, senin kaygun yok bizim kaygumuz var, maşaAllah. İşte, sevgi gözüyle bakarsan, iman gözüyle, Allah sana gösterir değil mi, ferasetle, basiretle. Bediüzzaman diyor ki: “İmanın nuruyla bakan görecek” diyor. Karmaşık bir şey söylemiyor bakın, gayet net, “İmanın nuruyla bakan, onu bilir” diyor.
ALTUĞ BERKER: Seyit Salih Hocamız söylüyor inşaAllah nerede göreceğimizi.
ADNAN OKTAR: “İstanbul’da göreceğiz” diyor. Yer veriyor artık ne diyeyim, İstanbul. Peygamberimiz (s.a.v.); “İstanbul” diyor, Bediüzzaman; “İstanbul” diyor, Seyit Salih Özcan Hocamız; “İstanbul” diyor, İstanbul’da göreceğiz, inşaAllah. İstanbul, artık çok daraltılmış bir koordinat. Hatta “denizin kenarında, yakın, denize de uzak değil” diyor, daha da koordinat daralıyor, değil mi? Sakın ben kendimi ima ettim falan diye de ortaya çıkarmayın. Bakın, lanlı konuşuyorum ben, lanlı konuşan adamın Hz. Mehdi (a.s) olmayacağı belli. Alın size bir delil, değil mi? Daha ne diyeyim, yemin ettim olmuyor. Ama inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz, o tamam. Hz. Mehdi (a.s)’ın aciz, naçiz bir talebesiyim, Müslümanların kapıcısıyım. Gani gönüllüyüm, kalenderim, öyle benim bir derdim yok, inşaAllah, Allah’tan korkarım. Her gün korkuyorum Allah vermesin. Ufacık, ayağım bir yere takılsa bile, acaba diyorum Allah’a karşı bir kusur mu işledim? En ufak bir şey, mesela başım ağrısa acaba bir suç mu işledim Allah’a karşı diyorum. Sürekli cehennem korkusu içerisindeyim, Allah korkusu içindeyim. Ben öyle büyüklük gibi Allah esirgesin, Allah vermesin.
Cübbeli yine dağıtmış. Yalnız doğru mu bu sözler, ona bir bakalım da yarın ona bir cevap vereyim, o kerataya.
“Hocam, Miraç Kandili gecesini nasıl geçirmeliyiz, biraz bilgi verir misiniz? Deniz Şahinoğlu” diyor. Miraç Kandili, sabaha kadar ihya edilir, namaz kılacaksın, Kuran okuyacaksın, Allah’tan bahsedeceksin, dua edeceksin, tevbe edeceksin, değil mi? İhya edeceksin, ne güzel. Çocukluğumuzda ne hoştu, şimdi de çok güzel de. Çocukken giderdik böyle, koca koca tesbihler vardı o zamanlar tahta tesbihler. Otururduk camii camii gezerdik, bir o camiye giderdik, bir o camiye giderdik, o da güzel olur. Sabaha kadar gezerdik biz küçükken. Güzel Müslümanlarla konuşmak, muhabbet etmek, bu çok hoştur, güzeldir. Müslümanlara sevgiyi sunmak, onlara muhabbetini ifade etmek, sevgiyle yaklaşmak, eğer öfkeliyse öfkesini gidermek, küskünse küskünlüğünü gidermek. Sevgi insanı olmak lazım, kinden, nefretten kaçınmak lazım, herkese güzel bakmak lazım, şefkatle bakmak lazım, dua etmek lazım. Zalimse Allah’a sığınacağız, zalime yapacak ne var? Dua ederiz, uzak duracağız başka yapacak bir şey olmaz. Ama vatana, millete, bayrağa yönelik bir şey olursa, o zaman ne yapacağımızı görürsünüz. Çok merak edenler görürler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri de, Hocam maşaAllah, öyle bir şey olduğunda cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: Veli insan, namazında niyazında. Ama vatana saldırı olduğunda albay, milis albayı, devletin emrinde. Bütün talebeleri şehit olmuş, helal olsun. Benim mesela, bütün talebelerim şehit olsun, helal olsun vatana millete. Ben de şehit olayım, kanımız vatana, millete helal olsun. Gerekirse hiç gözümüzü kırpmayız. Vatan, millet, bayrak, din, iman, bunlara laf söyletmeyiz. Onun dışında ne yapıyorsanız yapın, serbest, ona karışmayız, demokrasi var. Sen vatanın, “azıcık bir şey alacağız ne olur” diyor. Şimdi ben ona bir cevap verecektim ama yakışık almaz, olmaz. Yetmiş milyonun şahadeti sonucunda alabiliyorsan, alırsın. Bu da, dünyanın yok olması demektir. Bölge değil bakın, dünyayı yıkarız Allah esirgesin. Bütün dünya yerle bir olur. Bu sevdadan vazgeçecekler, bu kafadan vazgeçecekler, bu mümkün değil. Demokrasi isteyin, sonuna kadar yanınızdayım. Laiklik isteyin, sonuna kadar yanınızdayım. Fikir özgürlüğü isteyin, sonuna kadar yanınızdayım. Hukukta düzenleme isteyin Avrupa hukukunu daha da aşsın, sonuna kadar yanınızdayım. Zaten gece gündüz anlatıyoruz. Siyasette özgürlük olsun, sonuna kadar yanınızdayım. Ama bölünme lafının b’sini bile duymak istemiyorum, bunu bırakacaksınız. İttihad-ı İslam’ı duyayım, Türk İslam Birliği’ni duyayım, bunlar güzel, ruhumu açıyor bunlar. Ama böyle psikopat sözler duymak istemiyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mustafa Sungur Ağabey, 1956’dan bahsediyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Üstad Hazretleri’nin talebelerinin ve eserlerinin 1956’da beraat ettiklerini anlatıyor iki cümle. “Denizli Ağır Ceza Mahkemesi muhakemesinde, ittifakla beraat kararı verildikten ve eserleri kendisine iade edildikten sonra 1947 nihayeti arasında, bizimde bulunduğumuz talebeleri” diyor Mustafa Sungur Ağabeyimiz, “birlikte tekrar tevkif edildi ve Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’nde muhakemesine başlandı. Muhakeme sırasında Üstad, Afyon Cezaevinde 20 ay kaldı. Dava temyize gitti ve mahkeme dosyayı incelemekte o kadar ağır davranıldı ki, Üstad Hazretleri’nin serbest bırakılmasına karar verildiği zaman bozulmuş olan hapis cezası, çoktan infaz edilmiş oluyordu. Ve ondan tam 8 yıl sonra 1956’da mahkeme nihai kararını verdi, Üstad Hazretleri, talebeleri ve eserleri beraat etti.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. “1956 münafıkane sistemin bitiş tarihi” diyor Bediüzzaman. Ondan sonra artık fütuhat ve bereket. Hakikaten 1956’da büyük olaylar olmuştur, çok büyük olaylar olmuştur, bir tane, iki tane, on tane değil. Bakın, 1900 bitiyor, 50’ye gelmişsin, 55 bitmiş, 56’ya geçiyorsun. 1900’lü yıllar bitmiş oluyor artık, 2000’e geçmiş oluyorsun. O yüzden çok kritik ve hassas bir tarih, inşaAllah. Aynı şekilde hicri 1545’te öyle, kritik bir tarihtir, Kıyamet’in kopma tarihi. Mesela, 46 olmuyor, 1545. 46 olunca, başka bir şey olur, inşaAllah.
Ufuk da “Görmek istiyorum sizi Hocam” diyor. Nereden geliyormuş, Belçika’dan. Tamam, gelin, burada görüşürüz. Ama ben kısa görüşüyorum, kusuruma bakmayacaksınız. Beş dakika, on dakika en fazla görüşürüm. Bir kere görüşmekte yeterlidir, ikinci, üçüncü görüşmeye gerek yok, artık ondan sonra davaya devam ederiz. Çok görüşmemiz ne zaman olacak, İttihad-ı İslam olduğunda, Türk İslam Birliği olduğunda. O zaman seyyah gibi gezeceğiz zaten. Bir gün Şam’dayız, bir gün Mescid-i Aksa’dayız, bir gün Azerbaycan’dayız, bir gün Tur-i Sina’dayız, gezeceğiz inşaAllah. Ama şimdi böyle, İstanbul’u bırakamayız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum. www.dorthakmezhebegoremehdi.com Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ve Hz. İsa (a.s)’ın gelişi tüm mezheplerde bildirilmiş, anlattığınız gibi. Sizin de bu konuda bir siteniz var, www.dorthakmezhebegoremehdi.comBu sitede, Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhep imamlarının, risalelerindeki ve ilmihallerdeki Hz. Mehdi (a.s)’ın ve Hz. İsa (a.s)’ın gelişini anlatan açıklamaları bulunuyor. Ayrıca Mehdilik hakkında Kütüb-i Sitte’de yer alan bazı hadislere ve Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini söyleyen ehl-i sünnet alimlerine de bu sitede yer verilmiş. Sizin sohbet programlarınızda da bu konurdan yaptığınız açıklamalar, filmlerde yine ziyaretçiler için, bu sitede derlenmiş. Sitenin ismini tekrar ediyorum: www.dorthakmezhebegoremehdi.com
ADNAN OKTAR: Şimdi adam onu gördüğünde, dört hak mezhebe göre konuşacak tek kelimesi kalmıyor, ne konuşsun? Dört mezhebin dördü de “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor. Köşe yazar dedeler var ya, yani konuşacak haliniz kalmış mı? Sünnilikte kesin, Şiilikte kesin, Caferilikte kesin, Vahabilikte kesin, Bektaşilikte kesin, hepsinde, Hz. Mehdi (a.s) hepsinde haktır.
“Hocam, ulan da deseniz, kerata da deseniz, ne derseniz deyin, her haliniz size çok ama çok yakışıyor, inşaAllah. Bu tür sözleriniz ve hatta arada yaptığınız muhteşem esprileriniz, insanın içini açan yakışıklı görüntünüze adeta bir süs oluyor ve bizleri hem onurlandırıyor, hem sevindiriyor inşaAllah. Çok özür diliyorum ama birçok kişi evliya havalarında olmanızı bekliyor. Ama siz alabildiğine samimi olduğunuz için bu tür yorumlar geliyor Allahualem” diyor. “Biz sizin her halinizi canı gönülden çok ama çok seviyoruz. Çok ama çok yakışıklı görüntünüzü izlemeye doyamıyoruz, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah” diyor. Estağfirullah, biz Allah’ın bildirdiği kadarını biliriz, biz Allah’ın zavallı kuluyuz, değil mi? Allah ne derse, o kadarını söyleriz. Dünya kainat içinde toz, biz de dünyanın içinde bir tozuz, hiçiz, inşaAllah. Allah vardır ve Allah’ın tecellileri vardır. Allah ne derse onu konuşuruz, ne yaratırsa onu konuşuruz. Şirkten çok kaçınmak lazım. Mesela, hasta oluyor, ilaç alıyor, ilaca ümit bağlıyor. İlaç bir şey yapmaz, Allah yapar. Kolu ağrıyor, koluna masaj yapıyor, geçiyor, senin koluna masajı yaratan da Allah’tır, Allah geçirir. İlacı put etmemek lazım, tedaviyi put etmemek lazım, başka şeyleri put etmemek lazım. Put hayatın her yerinde insanların yakasına yapışıyor, puttan kaçınmak lazım. Vaktimiz bitmiş.
ERDEM ERTÜZÜN: Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...