SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, Art Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT TV ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ALTUĞ BERKER:Sayın Hocamız az sonra teşrif edecekler programa inşaAllah, birkaç dakika sonra. Biz insanlık tarihini Kuran’dan öğreniyoruz; yani Cenab-ı Allah’ın vahyinden, Kuran’dan. İnsanlık, gerçek insanlık tarihini, peygamberlerin kıssalarından ve Cenab-ı Allah’ın ayetlerinden öğreniyoruz. Şimdi materyalistlerin de bir tarih anlayışı var; bu tamamen hayali bir tarih anlayışı. Çünkü evrim teorisine dayandırılarak yapılmış bir tarih. Yani Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri gibi bize öğretilen şeyler, hep yurtdışında tabii bu evrim teorisini gündeme getirenlerin özellikle çizdiği bir tarih. Fakat doğru değil. Çünkü insan evrim geçirmedi, insanı Allah yarattı. O yüzden gerçek tarihi Cenab-ı Allah bize bildiriyor. Evrimcilerin oluşturduğu tarih, tamamen hayali ve bilim dışı. Şu anda bilimsel delillerle öğrenilmiş bu gerçekler, Kuran’ın anlattığı tarihin gerçek olduğunu, evrimcilerin anlattığı tarihin tamamen uydurma ve hayali bir tarih olduğunu bize kanıtlıyor. Sayın Hocamız daha evvel göstermişti; Mısır piramitlerinde ve Mısır’da kullanılan elektrik. Bakın onların düşüncesine göre çok ilkel bir devir olması gerekiyor onlara; ama bizden ileri bir teknoloji kullanıyorlar, geçmiş dönemde. Kaç bin yıl evvel? Dört bin yıl evvel elektriği -hem de ne metotla- kullanıyorlar. Şimdi filmimizi izleyelim. Çok ilginç, güzel, çok güzel hazırlanmış maşaAllah. İzleyelim inşaAllah.
VTR: Mısır Piramitlerinde Saklı Sırlar
ALTUĞ BERKER:Evet, Sayın Hocamız teşrif ettiler. Hoş geldiniz Hocam. Buyurun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk. Zatıaliniz...
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:… biz gelmeden evvel herhalde bir şey anlatıyordunuz. Ne anlatıyordun Hocam?
ALTUĞ BERKER:Bu konunun girişiyle ilgili birkaç cümle söylemiştim.
ADNAN OKTAR:Bu herifler nasıl yapmışlar bu şeyi? Hayret. Bu piramit olayı çok önemli bir konu. Bölgede öyle bir taş yok. Ağırlığı çok fazla taşların ve hacmi çok büyük. Tahtanın üzerinde kaydırılarak falan getirilecek gibi değil; paramparça eder tahtaları mahtaları falan. Olacak iş değil, o kadar uzak mesafeden gelmesi teknik olarak mümkün değil. Bir de bunlar net olarak elektrik yapmış. Elektriği indiren bir sistem kurmuşlar. Muhtemelen altın kaplama bir düzenekte iç kısımda da olmuş anladığım kadarıyla. Fakat sonra mezar hırsızları onları almışlardır, iç kısımdaki parçaları, diğer teknik, yani metal aksamı almışlar. Dev bir elektrik jeneratörü gibi bir şey olduğu anlaşılıyor bu sistemin. Bilim adamları bunu inceleyip, bu adamların kurduğu tekniği kullanmaları lazım.
ALTUĞ BERKER: Evet, Hocam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet, onların kullandığı teknik şahane bir şeye benziyor. Nedir o taş?
ALTUĞ BERKER: Hocam bu kurbağa fosili inşaAllah, bir de sincap kafatası.
ADNAN OKTAR: Hergele kim bilir ne yapıyordu, tam o anda yakalanmış minik ağzıyla. Kaç yıllık bu?
ALTUĞ BERKER: Hocam, sincap elli yedi milyon yıllık Allahualem.
ADNAN OKTAR: Elli yedi milyon. Sincap insana dönüşmemiş, hep sincap kalmış. İşte sırf şu kafatası konuyu bitirir. Tıraşı bıraksınlar abuk sabuk, yani yok şöyle yok böyle bilmem ne. Evrim varsa her yerde olur; hiç birinde yok. Bir tek insana mı rast geldi bu mübarek? Milyonlarca çeşit hayvan var, hiçbirinde evrim olmuyormuş, bir tek insanda olmuş ne hikmetse. “Fosil göster” diyoruz. “Fosil de yok” diyor, “tahmin ediyoruz” diyor. Atış serbest!
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Geçmiş tarihi iyi inceleyelim. Bu Çin’de de var, Türkler de o zamanlar yapmışlar, daha büyüğünü yapmışlar bu piramitlerin. Daha içine girilmedi onların. Çin hükümeti artistlik yapıyor, o üçgenin tepe kısmını kaldırmışlar, böyle dağa benzetmeye çalışmışlar, bir şeyler yapmışlar. Çok fazla piramit var Türklerin yaptığı, daha eski ve daha büyük. Onların iç odalarına daha girilmedi, alt odalarına. İçinde neler yazıyor, neler var belli değil. Türk tarihiyle ilgili çok önemli belgelere ulaşılacağını tahmin ediyorum. Bir kere Çin’le o konuda anlaşmaya varmamız şart. Bir de niye çekinirler, o da acayip. Açın, girilsin bakalım, değil mi? Her yerde her şey inceleniyor, o da incelensin, ne var yani? Türk tarihiyle ilgili çok acayip bilgilere ulaşılacak, benim kanaatim. Daha tarihin t’si yazılmamış. Yazdırmıyorlar tarihi. Normal tarih yok. Müsaade etmiyorlar. Beş on tane tarihçinin elinde dünya tarihi. Bilim adamlarına devredilmesi lazım. Arkeolojik bulgu oluyor, saklıyorlar; bilmem ne oluyor, saklıyorlar yahut parçalıyorlar. Bu edebiyat Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunda bitecek. Sıkıysa parçalasınlar, sıkıysa saklasınlar da göreyim. Kim bilir ne sırlar var dünyada, kim bilir neler var. O piramitlerin içerisinde, o ne aslan kafalı, “sfenks” mi diyorsunuz ona?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun içinde odalar var. Daha onun içine girilmedi. Ve yazıyor da adam; “içinde her türlü sır var” diyorlar, “her türlü bilgi var.” Bu sıralar kimsenin bu işe yanaşacağı yok Allahualem, kimse de cesaret edemez. Dünya her yönden Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor. Amerika’nın da ihtiyacı, Rusya’nın da ihtiyacı, İslam aleminin de ihtiyacı; her yerin ihtiyacı. Dürüst, akıllı, samimi bir insanın başta bulunması gerekiyor.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Piramitler nasıl incelenmez? Bırakın inceleyelim, ne var yani? Çemberlitaş’ta bir taş var, onun altında da bir şeyler var. İstanbul çaka çaka dolu. O Sultanahmet’teki taşlar, onların altı, oralar dolu, Ayasofya’nın altı dolu. Bunların hep böyle, o binalara zarar vermeden güzelce açılıp tespit edilmesi gerekiyor. Kim bilir neler çıkacak. Daha Tevrat’ın orijinali bulunacak. Bir tane, iki tane değil; çok fazla çıkar Tevrat’ın orijinali. İyi aranmadı. İncil’in orijinali bulunacak daha. Dağ tepe aranır. Mağaralar hep dolu, her yer dolu bu tip şeylerle. Zamanında adamlar çekindikleri için oralara saklamışlar. Bunları bulacağız. Ama bunlar masraflı zor işler, devletin yapacağı işler. Mesela bu Nemrut Dağı’nda, bu Nemrut Harabeleri; taş yığma bir mezar, taş yığma. Bütün teşkilat onun altında ama taşı indirmek mümkün değil. Kazmaya başladığında dağ çöküyor, zor. Ancak teknik çalışma gerekiyor. Tepeden çalışılması gerekiyor. Önce tepeden bir oyuk açılması gerekiyor. Çünkü öyle kurnaz ki yapan adamlar, alttan aldığında dağ çökecek gibi yapmışlar, üstten aldığında üstten de çökecek gibi yapmışlar. Adamlar dağın dibine kadar uçarlar oradan, eğer rahat durmazlarsa. Onun için orada çok akılcı teknik çalışma gerekiyor, teknik alet edevatla. Sabit, mesela etkilenmeyen bir mekan. Belirli bir bölgeden taşın aşağıya doğru yuvarlanması lazım. Alanın boşaltılması gerekiyor. Dağdan aşağı yuvarlayacaksın, başka çaresi yok. Yahut orada bir set yapılacak, oraya doğru çarpacak taşlar. Mezarın içinde kim bilir neler var. Dağın altını doldurmuşlar. Dağın tepesine o taşları da yığmışlar, o da mucize, hayret edilecek şey. Bütün masonik semboller var dağın tepesinde, hepsi var. Aslanın üzerinde on dokuz yıldız, kartal, şu bu, bütün, çok fazla masonik sembol orada. Anladığım kadarıyla orayı aynı zamanda mason mabedi olarak da kullanmışlar. Kim bilir altında nerelere gireceğiz, dağın altında. Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi bulundu, hiçbir odasına daha girilemedi, diğer kamaralara girilemedi. Kimsenin de ilgilendiği yok. Duruyor gemi orada. Bir tane, iki tane değil; çok fazla odası var. Dağın tepesinde. Halen, şu an bile kar orası, girilemiyor. Buralara devlet imkanıyla girilir. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında inşaAllah girilecek. Bütün odalara girilir. Belki Hz. Nuh (a.s.)’a gelmiş Kitap orada, Hz. Nuh (a.s.)’ın eşyaları orada, o devirde kullanılan eşyalar orada. Hepsi çıksın. Allah Allah. Duruyor, kimsenin girdiği yok. Kapalı bekliyor. Uzaktan bakabiliyorlar odaya. Yani yanına kadar oksijen olmadığı için inemiyorlar aşağıya. Bas oksijeni aşağıya boruyla, değil mi? Saf oksijeni götürün, adamlar rahat rahat çalışsın. Açın bütün dolapları, her yere girin. Diğer kamaralara girin. Girilemiyor. Nemrut Harabeleri’ne girilemiyor. Firavun’un alt kısımda asıl teşkilat, kazılıp girilemiyor. Kapalı taşla kapatılmış odalar var, girilemiyor. Geçenlerde bir tanesine makine ile girdiler. Kamera gönderdiler. Kamera birinci delikten girdi. Bir taş odaya girdi kamera. İkinci odaya giremediler. Orada yine var, bir delik daha var orada, devam ediyor. Ama devam edemediler. Oranın da açılması lazım, ileri geçilecek. Kim bilir belki de Tevrat’ın orijinalini orada saklıyorlar. Yani Firavun çok ehemmiyet vermiş Tevrat’a, çok önem vermiş. İnandığı için değil; tehlikeli gördüğü için önem vermiş. Oradaki bilgilerden çok istifade etmiş, Tevrat’taki bilgilerden ama Tevrat’a inanmamış. Yani onu istifade cihetiyle değerlendirmiş; tabi olma cihetiyle değerlendirmemiş. Bunlara bakılması gerekiyor. Atomun yapısı çok harika. Mesela atomu daha tam anlatamadık. Çok sathi anlattık, çok yüzeysel anlattık. Daha, çok kapsamlı anlatılması lazım. Atomda Allah’ın sanatı çok ince. Bütün kainatta matematik mükemmellik, geometrik mükemmellik kılıç gibi. Proton, elektron, nötron; hepsi jilet gibi düzgün. Elektronun içindeki alemi bilmiyoruz. Protonun içindeki alemi bilmiyoruz. Çekirdekteki alemi bilmiyoruz. Onlardan hangi alemlere geçiliyor bilmiyoruz. “Allah’ın kadrini, büyüklüğünü” diyor, “hakkıyla takdir edemediler” diyor Cenab-ı Allah. Allah çok büyük. Ama insanlar yine de belirli bir dereceye kadar Allah’ın gücü var zannediyorlar. Sonsuz güce sahip. İmtihanı Allah değerli görüyor, insanı değerli görüyor, önemli görüyor. Ama insanlar diyor ki, kendilerine sahip çıkıyorlar, mesela diyor ki adam; “ya” diyor, “ben” diyor, “zorluklar çekiyorum” diyor. Sen kimsin? “Bu beden” diyor. Kime ait beden? “Bana ait değil” diyor. Kime ait? “Allah’a ait”. “Bana ait” diyemez. Onu yaratacak bir gücü yok. Ruh? Ruhu hazır bulmuşsun sen zaten. Allah’ın ruhu sana da ait değil. Bir tek hatıraları var. Hatıraları kim yaratıyor? Onu da Allah yaratıyor. Sen nereden çıktın o zaman öyle “acı çektim” bilmem ne falan, neyi anlatıyorsun sen? Beden sana ait değil, ruh da sana ait değil, hatıralar da sana ait değil. Sahip çıkıyorsun, sonra da yok “acıların çocuğuyum” diye ortaya çıkıyor. Sahip çıktıklarından acı çekiyorlar. Sahip çıkmasalar orada bir metafizik sır var. Sahip çıktıkça, şirke girdikçe acı, katlamalı artar. Şirki bıraktıkça acı kalkar; ferahlık ve rahatlık gelir. Hamd etmek mesela çok az insanlar arasında, hamd etmek. Geçenlerde bizim bir tanıdığımızla konuşuyordum. Sürekli bir nimetler anlatıyor. “Elhamdülillah” diyorum, “Elhamdülillah” demiyor. Yine konuşuyorum, “elhamdülillah” demiyor. “Arkadaşım, canım kardeşim” dedim, “hamd etmek çok önemlidir. Senin anlattıklarının hepsi nimet” dedim, “bak, hamd et” dedim “her şeyine.” Hamd etmeyi Allah Kuran’da söylüyor bak; “hamd ederseniz nimetimi arttırırım” diyor, “şükrederseniz”. Adam anlamıyor, halbuki artıyor. Bütün Türkiye’de zenginlik olur, bereket olur. Kendinde de zenginlik olur, bereket olur. Hamd etmediği için artmıyor. O, bir saat sonra istiyor. Bazen bir ay sonra olur, bazen bir sene sonra olur ama artar.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hamd etmek çok önemlidir. Elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:İlk kelime Fatiha’da.
ADNAN OKTAR:Evet. “Elhamdülillahi Rabbi’l-alemin” diye başlıyor, değil mi Cenab-ı Allah? Elhamdülillah, maşaAllah.
VTR: Atomun Olağanüstü Özellikleri.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama şimdi bak anlatıldı ama bu yüzeysel olur işin doğrusu. Bunları tek tek ele alalım. Nötronu ayrı, protonu ayrı; bir bir üstünde durarak, bölümlere ayırıp o şekilde anlatalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü çok büyük alem bu, yani hayret edecek düzgünlükte, jilet gibi atomlar. Bütün kainat böyle. Ve adamlara hiçbir şey olmuyor. On beş milyar yıldan beri adamın gazı, tuzu, hiçbir şeyi yok. Habire dönüyor. Cenab-ı Allah “dön” demiş, dönüyor. Enerji kaynağının nereden geldiği bilinmiyor, dönüyor da dönüyor sürekli. Üzerine vuruyorsun, tınmıyor; atom bombası patlatıyorsun, yine tınmıyor; balyozla vuruyorsun, yine dönüyor, hiç muhatap dahi olmuyor, çok büyük olay bu. Nötronların içindeki alemler, protonların içindeki alemler; onlara bakalım sonra, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “canım Hocam. Hocam çok yakışıklısınız. Gülüşünüz, bakışınız o kadar etkili ki ekran karşısında adeta” efendim “hoşnut oluyoruz” diyor. Evet, Derya Hanım. Allah razı olsun, teşekkür ediyorum, maşaAllah.
Pınar Yaşar; “yirmi iki yaşındayım Hocam, sizi beğeniyle izliyorum. MaşaAllah, nur gibi etrafınızı aydınlatıyorsunuz. Keşke bende sohbetinizde bulunabilseydim.” Gel, ne güzel. Beril Hocam’ın yanına oturtayım seni, inşaAllah.
“İki gündür sitedeki program videoları izleyemiyoruz. Sitedeki arızayı gidermenizi rica ediyoruz.” Yekûn giriş toplamları da bize gelmedi, onda da bir arıza var. Coşar Hocam, Coşan Bey bak duyuyorsun, yeri göğü inlet, bir acayiplik var. Bak ayrıca bir gariplik daha var: “A9 TV yayınını az izlenen programlar olduğunda sorunsuz izleyebiliyoruz” diyor, “canım Hocam” diyor, “fakat Seyyid Muhammet Adnan Hocam’ın” diyor, “programa çıktığı saatlerde mozaiklenme, hatta ‘sinyal yok’ diye kesilme oluyor” diyor. “Bu özellikle çok izlenen programlarda oluyor. Bilgilerinize, saygı ve sevgilerimle” diyor, “Kemal Zengin, Gaziantep’den” diyor. Bak kaç kişi birden söyledi, bir acayiplik var. Yeri göğü araştırın.
“Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 2010 yılının Şubat ayının başında Cübbeli Ahmet’in Haber Türk’e çıktığı programlarda konuştuklarına ‘inciler’ diyerek hafife almıştır. Cübbeli’den cevap ise 2011 yılının Haziran ayı sonlarına doğru geldi” diyor. Şimdi Bülent Arınç, Erbakan Hocamız'ın talebesidir. Dindar, muttaki, efendi bir insandır. Halim selim, kendi halinde bir insandır. Dinî, imanî, Kuranî bir konuya “inciler” der mi? Cübbeli’nin münasebetsizliklerine “inciler” diyor, münasebetsizliklerine.
ALTUĞ BERKER:Şüphesiz.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor, ben de diyebilirim bunu. Kuranî konuya der mi? Adamlar hakır hakır yerlere yatarak gülüyorlar orda. Abuk sabuk laflar ediyor. İnci dedikleri o. Kuran’a yönelik, hadise yönelik sözler için inci demez, demedi de. Lafı yanlış anlamayın.
“Biri bana; ‘aşıklık nedir?’ diye sordu. Dedim ki; ‘ben ol da bil’.” Bir kardeşimiz yazmış. Farsça da öğreneceğiz bu şekilde, inşaAllah. Bir doktor kardeşimiz yazmış.
“Canım Hocam” diyor, “ben kendime gıcık oluyorum” diyor bir hanım kardeşimiz. Al buyur… Niye öyle oluyorsun? Seni yaratan Allah. Beden geçici. En güzel adam, en güzel genç kız düşünelim; toprağa konacak. Sen de toprağa konacaksın. İskeletlerin yakışıklısı güzeli diye bir konu olmaz; herkes aynıdır. Nedir o?
ALTUĞ BERKER:Resimler var; gençlik ve yaşlılık resimleri. Uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam haydi bakalım.
VTR: Gençlik Ve Yaşlılık Fotoğrafları
ADNAN OKTAR:İşte bu kadar, dünya bu kadar işte bak. Peki, şu an, mesela şu an -işin doğrusu- yaşlanmış. Demek ki hayat böyle. Kısa sürede oluyor. Neyine üzülüyorsun? Ahiretteki asıl hayatına baksana sen, değil mi? Asıl sonsuz hayatına bak. Burası kısacık bir yer. İki on senede, üç on senede bitecek bir yer. Onun için ahireti esas almak lazım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Görüntüden ibaret bir yer. Aslını zaten göremiyoruz, asıl olan o şeyi. Görüntüsünü görebiliyoruz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hilal Hanım. İngiliz bir arkadaşımız. Evet, İngiltere’den yine bir kardeşimiz daha yazmış. Çorum Sungurlu’dan; “Adnan Ağabey” diyor, “ben sizi çok seviyorum” diyor. MaşaAllah, ben de sizi çok seviyorum.
Gereksiz detaylara giriyorsunuz. En önemli konu İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam olduğunda zaten anlattığınız detayların hepsi hallolur. Siz toprağın altında debeleniyorsunuz. Çıkın toprağın üstüne, toprağa bir hakim olun. Onlar zaten hallolur. Altta karınca gibi küfrün ayağının altını gıdıklıyorsunuz. Hiçbir şey çıkmaz ondan, öyle yöntem olmaz. Boş işlerle uğraşıyorlar. Asıl konu İttihad-ı İslam’dır, Türk İslam Birliği’dir. Onu yaptın mı sosyal konular da hallolur, siyasi konular da hallolur, her şey hallolur. Siyasete de ahlaki yönden çok güzel bir düzen gelir, İslam ahlakı hakim olacağı için. Tıpta da her şey yerli yerine oturur, ekonomi yerli yerine oturur. Çünkü güzel ahlak her şeye çok olumlu etki yapar. Bunu düşünmesi lazım kardeşlerimizin. Haklı mıyım Şeyhim?
ALTUĞ BERKER:Çok haklısınız Hocam. Allah razı olsun, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Yani en zayıf noktalardan olaya giriyorlar. Bir şeye tepeden yaklaşmak lazım. Arkadaşlar topuktan yaklaşıyorlar. Bir şey elde edemezsiniz öyle. Oturuyor, hiç alakası olmayan boş işlerle uğraşıyor. En hayati konuyla uğraşsana, Kuran’ın bütününü ele alsana. Kuran’ın bütünü sizi niye ilgilendirmez? Hurafeyle ilgileniyor, hurafelerle uğraşıyor, hurafelerle boğuşuyor. Hurafeyi bırak; Kuran ahlakının dünyaya hakim olması için uğraş, İttihad-ı İslam’ı iste. Çok zor bir şey zannediyor; gayet kolay, gayet kolay. Siz istemediğinizden olmuyor. İsteseniz hemen olur. Bir hafta da bile olur. İstenmeye bağlı olan bir şeydir. Misafir istenmeyen yere geliyor mu? İslam'da istenmeyen yere gelmiyor işte. Davet edilirse gelir, Allah’ın izniyle. Davet etsin İslam alemi, yüzde onu davet etsin; gelir. Davet etmedikleri için de gelmiyor, Allah göndermiyor. Çoktan İttihad-ı İslam olurdu. Her biri ayrı bir dertteler. Kimi kendi vatanını kurtarmanın peşinde, kendi kendine. Hepsini düşünsene, genel düşünsene. Egoist düşünüyorlar. “Kurtarınca olacak?” diyoruz. “Nargile içeceğiz denizin kenarında.” Kadın oynatsın, işine gücüne baksın, oyun oynasın, tenis yapsınlar… Yani, “amacın ne?” diyorsun; amacı yok adamın. Tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorlar. Yeri göğü yarıyorlar, bayağı bağırıyorlar, sloganlar atıyorlar. Zannediyorsun esaslı bir şey çıkacak, güzel bir şey söyleyecek zannediyorsun. Altı fos, hiçbir şey yok. Mesela bir yerde bir hareketlenme oluyor. Diyorsun; “herhalde bunlar İttihad-ı İslam’ı istiyor.” “Yok” diyor, “rahat etmek istiyoruz” diyor. Allah size rahatlık vermez, belanızı verir. Bu dünyaya rahat etmeye gelmediniz siz. Allah’a kul olmaya geldiniz. İttihad-ı İslam’ı istemeyen adama Allah rahatlık vermez. Dünyanın hiçbir yerinde de huzur olmaz. İttihad-ı İslam’ı isterseler hemen peşinden huzur ve rahatlık.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda Türkiye’den bir beklentiye dair Suriye’de bir gösteri sırasında pankart açmışlar, Türkçe.
ADNAN OKTAR: Ne diyor pankartta?
ALTUĞ BERKER:“Ey Müslüman Türk kardeşlerimiz; çocuklarımız öldürülüyor, kadınlarımıza tecavüz ediliyor, dinimizle savaşıyorlar, nerdesiniz?”
ADNAN OKTAR: Arkasından ne diyecekti? “Allah, İttihad-ı İslam’ı nasip etsin” diyecekti. Türkiye hangi birine yetsin? Sırf Türkiye ile olur mu? Türkiye’den öncülük isteyecekler. Türkiye’ye bağlanacaklar, Türkiye öncülük edecek. Türkiye tek başına, bir gücü olmaz Türkiye’nin tek başına. Türkiye’nin emrine girecekler İslam alemi. Yani itaat edecekler, sevgi duyacaklar. Emir derken, nedir? Mesela biz belediyeye tabi oluyoruz, belediye ama bize hizmet ediyor; bu tarz. Bir belediye hizmeti yapacaktır Türkiye; ama bağlanmaları lazım, İttihad-ı İslam’ı istemeleri lazım. Dönüp dolaşıp o sözü söylemiyorlar. Söyleyin, İttihad-ı İslam’ı isteyin, yani bunu söyleyeceksiniz. İttihad-ı İslam’ı söyleyince tabii Hz. Mehdi (a.s.)’ı da söylemiş olacaklar; onu söyleyemiyorlar. Zehre döndü bu söz adeta. Ağızlarına almıyorlar, yakıyor ağızlarını bu söz. Onu uzun uzun anlatacağına, “Ya Rabbi bize İttihad-ı İslam’ı nasip et” desene. Allah sana hemen yardımı gönderecek. Söyleyin, yüzde onu söylese bitecek, inşaAllah. Tevrat’ta da var. Allah’a soruyorlar, Hz. İbrahim (a.s.) soruyor. “İnsanların” diyor, “yüzde onu olsun” diyor, “insanlardan on kişi olsun” diyor, “yine hakim ederim” diyor. Bak; “on kişi”, “içinizden on kişi olsun.” İstenmesi çok önemli bak. Doğrudur, Suriye’de komünist idare olduğu için, Baas Rejimi olduğu için, buradaki komünistler destekliyor onu zaten. Komünistler hakikaten Müslüman genç kızlara, kadınlara tecavüz ediyor, çocuklara tecavüz ediyorlar. Akıl almaz bir zulüm var. Derin devlet hakimiyeti var. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün en güçlü kalesi orada, Suriye’de. Mahvediyorlar milleti. Muazzam bir Müslüman düşmanlığı var, muazzam bir ehl-i imana karşı nefret var. Dinsiz imansız Suriye askerleri küfrederek, pis ağızlarıyla kudurmuş gibi saldırıyorlar. Ayaklarıyla çiğniyorlar, kurşunluyorlar; alışmışlar psikopatlığa, suikastlara alışmışlar. Fakat tırsıklar, mesela İsrail’den it gibi korkuyorlar, it gibi. Ama bak Müslüman’a kabadayı. İsrail’in adını dahi ağızlarına alamıyorlar. “Yamulturlar” diye korkuyorlar. Ama Müslümanlar’ı bak nasıl ayakları altında eziyorlar. Delikanlıysanız çıkın, İsrail’in karşısına çıkın bakayım. Çıkın, Amerika’nın karşısına çıkın. İtlik yapan Müslüman’a yapıyor. Afganistan’da da öyle. Afganistan polisi mahvediyor Müslümanlar’ı, Müslüman polis. Mısır’da da, Mısır polisi mahvediyor Müslümanlar’ı. Fas, Tunus, Cezayir hepsinde, Libya’da mahvediyorlar Müslümanlar’ı. Direkt suratına kurşun sıkıyorlar çocukların. Yalvarıyor. Geçende de gösterdik, burada da gösterdik. Yalvarıyor çocuk “yapma” diye. Direkt suratına sıkıyor piyade tüfeğiyle, G3’le. Böyle alçak herifler, birçoğu böyle. Tabii içlerinde iyi olanları da var, onları tenzih ederim. İttihad-ı İslam’ı istemedikleri için bir felaket furyası her yerde var. Aklı başında birçok Müslüman da görüyorum, söyleyemiyor. Niye söylemiyorsun? “İttihad-ı İslam’ı söylersek” diyorlar, “Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmiş oluruz. Hz. Mehdi (a.s.)’dan da bahsedersek seni ima etmiş oluruz.” Benim kadar kafanıza taş düşmesin. Tevbe estağfirullah. Benim zorla ağzımı bozduracaklar şimdi, yağmur gibi yağdıracaktım. Ne alaka? Manyak mısınız siz? Şu mantığın çarpıklığına bak, bu deliliğin şiddetine bak. Yemin billah ediyorum, yani daha ne diyeyim? Sarıkla, cübbeyle de karşınıza gelmiyorum. Bak mesela; “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, “sarıklıdır” diyor rivayette. Kafama sarık sarıp çıktım mı karşınıza? Yok. Bak, Hz. Mehdi (a.s.) olmadığımın ispatı bu işte. Olsam, karşınıza Cübbeli gibi kafama sarık sarar çıkardım, değil mi? İma ederdik öylece. Yok, öyle bir şey yapmıyorum. Bırakın bu densizliği. İttihad-ı İslam’ı savunun siz, ben gideyim Konya’da yaşayayım tek, gideyim nereye istiyorsanız. Oraya gitsek, orada daha da şüphelenirler bu sefer. Bir acayip kafaları var. Haydi Türkiye’de çekiniyorsunuz, Filistin’de zorunuz nedir? Orada deyin. Mısır’da deyin. Libya’da deyin. Demiyorlar. Allah Allah. Her şeyi diyor, her türlü slogan, her türlü konuşma var; Hz. Mehdi (a.s.) konusu geldi miydi çıt yok. Ahir zamanda deccaliyetin hakim olduğu devirde alamettir, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedilemiyor.
Ara mı vereceğiz?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz, inşaAllah.
Programımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Nasıl devam etmek istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Sende bazen çok şahane konular oluyor, bazen de detaylar oluyor. Neler var bana bir kısaca bir anlat. Ben ona göre sana söyleyeceğim.
ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök’ün Üstad hakkında bir mülakatı var, Yeni Asya ile yaptığı daha önce. Onun üzerine bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:“Dindar insanların daha vicdanlı olduğuna dair eski görüşüm daha pekişti” diyor. Çünkü eleştirilmiş Üstad ve Risale-i Nur’la ilgili röportaj yapınca. Ondan sonra, Allah duygusunun da kendisinde kuvvetli olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Bu bazen çok abuk sabuk şeyler yapıyor. Oturuyor mesela insanlara sanki böyle hastaymış gibi bir üslup kullanıyor. Garip şeyler yani, böyle insanı kuşkuya düşürecek acayip şeyler söylememesi lazım. Normal insan gibi konuşsun. Ne gerek var yani? Böyle laflar ediyor ki, insan gayri ihtiyarı “acaba bu hasta mı?” diye şüphe ediyor. Ne gerek? Böyle normal, samimi, düz, sağlıklı bir insan üslubu kullan. Eğlencede özgür ol, müzikte özgür ol, kılıkta kıyafette özgür ol; kimsenin bir şey dediği yok; ama Kuran ahlakından taviz verme, oraya yanaşma, orada bir yanlış yola girme, yanlış bir çizgiye girme. O zaman insanın ne saygısı kalır, ne de değer verecek bir gücü kalır. Saygı duyacağımız gibi olsun, rahat edelim. Şimdi beni zorla konuşturmasın. Böyle abuk kafadan kaçınsın, çirkin yollardan kaçınsın; normal, temiz, aklı başında, modern bir Müslüman olsun. Modernliğine bir şey dediğimiz yok. Ama yani mesela başka birkaç kişi daha var öyle, ben daha önce seviyordum onları, saygı... Durduk yere çıktı adam, sapkın bir şeyler söyledi, kafamızı bulandırdı. Ne gerek var? Niye öyle pis şeyler konuşuyorsunuz? Niye bizi şüpheye düşürüyorsunuz? Belki öyle pis bir yolun da yok. Niye pis sözler edip de bizi şüpheye düşüyorsun kendinden ve saygımızı kaybettiriyorsun Yoksa çok hoşumuza gider; dindar, modern dindar olsun, aklı başında, samimi. Biz mutaassıp, yobaz olmasını zaten istemeyiz. Atatürkçü, aydın, laik, demokratik kafalı, Yaratan’ı açıkça gören bilen bir insan olmasını isteriz. Allah’ı bilmek olağanüstü bir yetenek gerektiren bir şey değil ki. Normal bir zekaya sahip olan bir insan, sonuna kadar Allah’ın farkına varır. Tam anlamıyla bilir, tam anlamıyla iman eder. Şimdi ben birdenbire odadan bir yere gelsem, çok düzgün bir sistem görüyorum; bardaklar var, kalemler var, güzel insanlar var. Ben buna ne mana veririm? İlk aklıma gelen; “bunun bir sahibi var” derim, “bir Yaratan’ı var” derim. Bunda şaşacak bir şey var mı? Ben; “bu tesadüfen nasıl oldu?” diye, bunu mu araştırırım; yoksa net olarak “sahibi kim?” mi derim? “Sahibi kim?” derim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onun için iman etme de öyle şaşacak bir olay değil; gayet normal. İman etmemek anormaldir, hastalıktır. Onun için aydın kesimin artık böyle garip şeylerle bizi tedirgin etmeleri ayıp oluyor. Bunlar çok çirkin. Rahatsız oluyoruz. Biri çıkıyor, bölünmeden bahsediyor; biri çıkıyor, korktuğunu söylüyor. Orası burası titriyormuş. PKK’dan korkuyormuş. Deli misiniz siz? Nasıl bir insansınız siz? Herkes herkese kabadayılık yapar. Aklı başında bir adam elinin tersiyle cevabını şak diye oturtturur ona. Uzatacak bir şey yok. Her ülkeye kabadayılık yapan var. Hangi ülke taviz veriyor? Rusya’ya da kabadayılık yapıyorlar, cevabını veriyor; Çin’e de kabadayılık yapıyorlar, cevabını veriyor; Amerika’ya da, Fransa’ya, İngiltere’ye, her ülkeye kabadayılık yapılır. Ama böyle tırsık ülkeler var, ürkek; kabadayılık yapan “höt” dedi mi masanın altına giriyorlar hakikaten. Ne diyorlarsa yapıyor. Böyle devlet olmaz. Olur mu öyle şey? Özellikle bu bölgede bölünme olayı süper tehlikeli bir şey. Birleşme esastır, bölünme değil; birleşme ve büyüme. Büyük Türkiye esastır. Bunu bırakacaklar, aksini. Haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER:Çok haklısınız Hocam.
SUNUCU:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Yazarlardan biri de canlı yayında yazıları ve televizyonu bıraktığını açıklamış; Mehmet Ali Birand.
ADNAN OKTAR:Ne? Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER:Sürpriz bir şekilde, canlı yayın sırasında sağlık sorunları gerekçesiyle Hürriyet ve Posta’daki yazılarını ve televizyon programını bıraktığını açıklamış.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Hay maşaAllah. Böyle bir müjde akşam akşam hiç ummuyorduk yani. Gözlerime inanamıyorum. Bir daha söyler misin? Bu akşam seni eğlenceye götüreceğim, inşaAllah. Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Ali Birand bugün canlı yayında sağlık sorunlarını gerekçe göstererek Hürriyet ve Posta’daki yazılarını ve televizyon programını bıraktığını açıklamış.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Sağlığına Allah şifa versin. Bizim kimseye bir düşmanlığımız, öfkemiz olmaz. Allah hidayet versin, Allah aklını açsın. Ama o yazılar zarar veriyordu. Hay Allah ondan razı olsun. Cenab-ı Allah bir şeyi vesile etmiş demek ki, vazgeçmiş. Kim bilir neyi vesile etti.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Sungur Ağabey, Üstad Said Nursi Hazretleri’nin Alevi- Sünni kardeşliğine dair sözlerini şöyle aktarmış Hocam; “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Alevilerin, ‘la ilahe illaAllah’ dediklerini ve Ehl-i Kıble olduğunu belirtmekte; Peygamberimiz (s.a.v.)’in aleyhinde olmak bir yana, onun Al-i Beyt’ine ifratkerane muhabbet beslediklerini işaret etmektedir. Ehl-i Sünnet ve Aleviler arasında düşmanlığı icab ettirecek bir ihtilaf yoktur. Bilakis, aralarında çok kuvvetli iman ve kardeşlik rabıtaları bulunduğu gibi, her ikisinin de hariciler ve dinsizler gibi ortak düşmanları bulunur. Bediüzzaman Hazretleri, Ehl-i Sünnet ve Aleviler arasındaki husumetin, iki kuvveti birbirine kırdırmak isteyenlerden başka kimsenin işine yaramayacağını şu sözleriyle ifade etmektedir; ‘ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve cemaat! Ve ey Al-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden (kabul eden) Aleviler! Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız ve zararlı olan nizaı (çekişmeyi) aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birbirinizi diğerinin aleyhinde alet edip, ezmesinde istimal edecek (kullanacak).”
ADNAN OKTAR:Alevileri tanımıyorlar da onun için. Aleviler çok güzel insanlardır. Ahlaken, ruh olarak, derinlik olarak muhteşem insanlardır. Öyle “Alevi” deyip geçilecek gibi bir olay yoktur.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müthiş bir insan sevgisi, müthiş bir hayvan sevgisi, müthiş bir çiçek ve güzellik sevgisi, Allah’ın güzel yarattığı her şeye karşı müthiş bir sevgi ve çok merhametli, derin insanlardır. Allah’a çok derin aşkla bağlıdırlar. Ve kafa adamlardır, kafa; derin düşünürler, çok derin tefekkürleri vardır. Bakın Alevi şiirlerine, Alevi özdeyişlerine, Alevi nefeslerine bakın, bu muhteşem derinliği görürsünüz. Yani, çok muhteşem bir ruhu içinde barındırır Alevilik. Dolayısıyla bu güzel insanlar, güzel Türkiye’mizin güzel bir yönüdür, güzel bir parçasıdır, güzel çiçeklerindendir, güzel bir çiçektir. Onun için Aleviler bizim canımızdır, baş tacımızdır. Mehdiyet’e aşkla bağlıdırlar, Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır Aleviler. Ehl-i Beyt aşığıdır, Hz. Ali (r.a.) aşığıdır. Dedemin adı anıldı mı coşarlar, Resulullah (s.a.v.)’den bahsettin mi coşarlar. Ne güzel, mesela meclis kuruyorlar sazla; Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan bahsediyorlar aşkla, muhabbetle, derin bir sevgiyle. Kalpleri ferahlamış, Allah sevgisiyle içleri coşmuş olarak evlerine dönüyorlar. Nur insanlardır, çok temiz insanlardır. İblisat ve İblisun, şeytanın orduları, deccalın orduları onları öyle kendilerince ezmeye çalışıyor. Alevilerin kılına dokundurtmayız, kılına. EvelAllah. Şiiler, Caferiler, Vahabiler; onlar nur gibi, tertemiz insanlardır, Allah’ın tertemiz kulları. Mazlumdur insanlar, inşaAllah. Allah’ın hikmeti işte, Cenab-ı Allah tarihi öyle yapmış Allah. Bir çile devri, bir acılar devri olmuş. Son devir güzel, sevgi devri.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayret, mesela İttihad-ı İslam’ı herkesin istemesi gerekiyordu, çok güzel bir sistem. Şeytan devreye girmiş; “tamam” diyor, “İttihad-ı İslam’ı yapacağız”. “Nasıl yapacağız?” “Yobazlık şeklinde yapacağız.” Delirdin mi? Komünizmden daha beter yobazlık. Komünizmden daha vahşettir, daha rezalet bir sistem. Yani; “ölümlerden ölüm beğen” gibi olmuş oluyor; “ya komünizm ya yobazlık.” Din, nurdur; hiçbiriyle alakası yok. Eskiden ben şaşırırdım; “bu yobazlığa niye karşılar?” diyerek. Mesela birçok kişinin, birçok topluluğun, kurumun yobazlığa karşı olmasına biraz kızardım ben çocukken. Dine karşılarmış gibi gelirdi bana. Ben o zaman, çocukken bilmiyordum. Baktık, adamlar yerden göğe kadar haklıymış; çok büyük bir pislik varmış, büyük bir rezalet. Acayip aşağılıklar. Sahtekarlık bunlarda, yalancılık bunlarda, delilik bunlarda, pislik bunlarda, kokuşmuşluk bunlarda, vahşet bunlarda; yağcılık, üçkağıtçılık, karaktersizlik; manyak gibiler, çok acayip bir şeyler. İmkan buldu mu ortaya çıkan, imkan bulmadı mı tırsan. Bir de it sürüsü gibiler. Ben zannediyordum öyle ufak tefek bir şeyler. Bayağı ciddi bir tehlikeymiş. Atatürk’ten Allah razı olsun, konuya noktayı koymuş. Allah vesile etmiş. Hz. Mehdi (a.s.) mukaddemesidir.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bembeyaz bir sayfa açmış Türkiye’ye. Bunun üstüne Mehdiyet gelişmesi o kadar kolay ki, süper kolay. Karanlığı önce bir biçmiş Atatürk, kaldırmış. Bunun üstüne çok kolay. Mehdiyet’in birinci mukaddimesi Atatürk, ikinci mukaddimesi Hz. Mehdi (a.s.)’dır.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Estağfirullah. “Cereyan-ı münafıkaneyi bitirecek” diyor Üstad Hazretleri, sizin anlattığınız gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, “öldürüp, dağıtacak” diyor mübarek için, Hz. Mehdi (a.s.) için.
ALTUĞ BERKER: Üstad Hazretleri’nin, musibetleri neşe ile karşılamak gerektiğine dair sözleri var. “Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür” diyor Üstad Hazretleri.
ADNAN OKTAR: “Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.” Bak, o demin dediğim sırrı veriyor. Çünkü musibette, şimdi adamın evi mesela yanıyor. “Kimin evi?” diyorsun. “Benim evim” diyor. Allah Allah. “Sen mi yarattın evi?” “Yok.” “Bedenini sen mi yarattın?” “Yok.” “Sana kim gösteriyor?” “Allah gösteriyor.” “Bedenini kim gösteriyor?” “Allah gösteriyor.” “Ruh kime ait?” “Allah’a ait.” Sana ne oluyor? Değil mi? İstediği şekle sokar Allah, istediğini yapar. İmtihan nasıl olacak bana bir göster, anlat. Başka türlü nasıl olur? İnsanların başka bir eğitilme şekli varsa bana yazsınlar, olabilecek yani. Olabilecek en akılcı, en mükemmel yol budur. Başka yol yoktur. Hiçbir yolu yoktur imtihanın, başka bir yolu yok. Onun dışında hayat tamamen anlamsız olur, imtihan olmadığında. Yani hiçbir şeyin anlamı olmaz. Ne bardağın, ne suyun, ne dostluğun, ne kalemin, ne kardeşliğin; hiçbir şeyin anlamı olmaz. Allah’ın varlığından ve Allah’ın bizi imtihan etmesiyle her şey anlam kazanıyor, güzellik kazanıyor. Eğitiliyoruz. Mükemmel eğitiliyoruz. Ondan sonra sonsuza kadar yaşamak çok zevkli, bayağı güzel. Bitmiyor. Kırk katrilyon sene geçiyor, daha dün gibi oluyor. Bir kırk katrilyon sene daha geçiyor, daha dün gibi geliyor. Kırk katrilyon daha geçiyor, bitmiyor. Acayip bir şey, yani sonsuzluk, çocukluğumdan beri hayret içinde kalırım. Bitmiyor. Yani Allah ne kadar büyük, hayret, maşaAllah. Ve o bütün sonsuzluğun da, hepsinin kaderi var. Mesela bak, bizim yetmiş trilyon sene sonraki hayatımız ve orada, mesela cennet -inşaAllah Allah nasip ederse- orada ne yiyip içeceğimiz, hangi sandalyeye oturacağımız, kimlerle sohbet edeceğimiz; hepsi belli, kaç tane meyve yiyeceğimiz, bak, yetmiş trilyon sene sonra. Yedi yüz trilyon sene sonraki de belli, Allah Katında bitmiş durumda. Allah çok büyük. Ama insan aklı tabii bir dereceye kadar şey yapıyor. Yani “herhalde” diyor, “Samanyolu Galaksisi kadar” veya dar bir alanda Allah’ı anlıyorlar. Belki bir elektronun içindeyiz, belki protonun içindeyiz, küçük, belki bir nötronun içindeyiz, tabii, bütün âlem belki bir nötronun içinde. Bu büyüklüğü iyi takdir etmek lazım. “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor Cenab-ı Allah. O’nu takdir edebilmemiz için bizi buraya gönderiyor, daha iyi fark etmemiz için. Onun için biz Allah’ı anıyoruz, anlatıyoruz. Bunu genişletmek lazım, yani teknik anlatıp bırakmamak lazım. Şimdi atomla ilgili film hazırlandı, o çok yüzeysel o, olmaz öyle. Yani o bilinen klasik bilgiler onlar. Açmak lazım, parça parça, bölüm bölüm getirip, bölüm bölüm açalım, inşaAllah. Genişletelim, derinleştirelim, inşaAllah. Ucu bucağı yok. Hayretten hayrete düşelim, Allah’a hamd edelim. Elhamdülillah. Şahane bir sistem kurmuş Cenab-ı Allah. Şeytan da diyor; “sana” diyor, “kulluk etmez onlar” diyor. Hani kulluk etmezdik şeytan? Bak, ediyoruz işte ve dünyaya güç yetiremedin. Hani Darwinizm’le bütün dünyayı fethedecektin, alacaktın? Bak, tepene çökerttik. Hani senin üniversitelerin, profesörlerin, hocaların ucun bucağın yok? Bak, bizim bir avuç arkadaşımızla bütün sistemini tepene çökerttik. Ciyak ciyak ötüyorsun ki daha hiçbir şey yapmadık. Ya Allah Bismillah. Leblebi gibi ezeceğiz kafasını, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İyi akşamlar. Programınızı zevkle seyrediyorum. Son zamanlarda kanalınızı takip ediyorum. Çok ilgimi çekti. Otuz yaşındayım. Sosyalist bir insanım. Ben inançsız bir insandım. Hiçbir zaman dini konu malzemesi olarak kullanmadım. Her zaman şükrettim, her esnaftan hayırlı işler dileyerek çıktım ama dünyanın bu kadar adaletsiz olmasından kaynaklı, küçüklüğümden beri dine karşı çok soğuktum. Fakat bu kadar bilim, bu kadar ilim, bu kadar denge üzerine düşündükçe yaratılışı araştırmaya başladım. Kitaplarınızı okudukça, programlarınızı izledikçe faydalanıyorum. Şu an iman etmek üzereyim.” MaşaAllah. “Allah sizlerden razı olsun bu bilgiler, bu çalışmalar, bu emekler için. Benim sorum dünyanın adaletsizliği üzerine olacak. Allah neden kulları arasında ayrım yapsın; örnek olarak; birini tok, birini aç bıraksın veya bir bebek daha hayatı tanımadan, hiçbir günahı yokken anne karnında hayatını kaybetsin? Şimdiden teşekkür ederim. İyi geceler, Murat.” Murat, o zaman çocuk, deprem olsa, böyle elini kolunu sallayarak depremden çıksa; adamın kafasına taş atsalar, adamın pestili çıkacak, çocuğun üstüne taş attı mı taş zıplayıp geriye atlayacak, çocuk da gülerek karşısına gelecek. Bütün sistem mahvolur, her şey mahvolur. Hiçbir şeyin anlamı kalmaz, mutlu olmazsın. Bardak da gider, kahve de gider, cam çerçeve de gider, hayatta hiçbir şey kalmaz. İmtihan yerle bir olur. Güzelliklerin bütün kökeni gider. Çocuk küçükken ölürken, hangi çocuk ölüyor? O çocuk dediğin kim, biliyor musun sen? Bilmiyorsun. Senin beyninde gösterilen çocuk kim? Ondan haberin yok. Adaletsiz diye beyninde gösterilen kim? Ondan da haberin yok. O çocuğa sor bakayım, adaletsiz bir olay olmuş mu? Çocuğa sordun mu sen? Sormuyorsun. Ahirette bir sor bakalım çocuğa, adaletsiz bir şey olmuş mu? Adaletsizlik yapılan adamlara bir sor bakayım, öyle gibi görünenlere, adaletsizliğe uğramışlar mı? Zerre miktar olmaz. Allah’ın nefis dengesini fark edemiyorlar da ondan. Bak, mesela ben şimdi kahveden hoşuma gidiyor. Eğer imtihan olmasa bunun hiçbir anlamı kalmazdı. Fincanın da anlamı kalmaz, üstündeki yaldızın da anlamı kalmaz, hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Mesela bak, benim güzelim çok tatlı, gözleri renkli, küçük burunlu, her yeri çok güzel, kaş, göz, ağız, burun, saçı çok güzel; imtihan kalksın, hiçbir anlamı kalmaz. Yani hatta korkarsın ben söyleyeyim yani. Hiçbir anlamı kalmaz. İmtihandan dolayı bu kadar hoşnut oluyoruz, bu kadar zevk alıyoruz, güzelliğin anlamı oluyor. Beril’i benim sevmemin nedeni; imtihandan, imandan dolayı. Muhatap dahi olmazdık, hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Bu masanın etrafında hiçbir şekilde toplanmazdık, Yaratılış Atlası da yazmazdık, hiçbir şey olmazdı. Hayat dümdüz olurdu, simsiyah olurdu. Bu imtihan sisteminden oluyor. Allah’a kimse merhamet öğretmesin; merhameti Allah bize öğretiyor. Çocuğa merhamet etmeyi Allah bize öğretiyor. Hiçbir çocuk acı çekmez. Benden bir sır. Hiçbir çocuk acı çekerek ölmez. Hiçbir mümin, muttaki mümin ölüm anında acı çekmez ama o ana kadar çeker, imtihan olur. Ama ölüm anında mümkün değildir. İmkansızdır yani. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah’ın çok sevdiği peygamber, dört tarafı düşmanla sarılı. Adamların elinde bak, bıçak, kasatura, topuz, kargı, ok, yay, kılıç, iki uçlu kılıçlar, zehirli kılıçlar; hepsi var. Burada bir insanın şehit edilmemesi, düşman tarafından şehit edilmemesi mümkün mü teknik olarak?
SUNUCU:Değil, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İki saat kalıyor Resulullah (s.a.v.) yanlarında, iki saat, ortada kalıyor; hiçbir şey olmuyor. Sadece mübarek, üst, yani şuradaki dişi -ne deniyor o dişe bilmiyorum da- azı dişiden daha ileride, kesici dişlerin biraz yakınındaki dişi; bir tek o kırılıyor, o kadar. O da yani öyle imtihan gereği olarak. Hiçbir şey olmuyor. Altmış üç yaşına kadar yaşadı, hiçbir şey olmadı. Ama vefat ederken ter döküyordu böyle, imtihan olarak. Çünkü o da insan, mutlaka imtihan olması lazım. Allah isterse güler haldeyken canını alır. Mesela bak Hz. Mehdi (a.s.) da “vasıtasında giderken” diyor Allah, “feceten, aniden alacağım canını” diyor hadiste. “Feceten.” Onun ki öyle. Mesela Bediüzzaman’da bir parça ateş olmuştur, vefat etmiştir. Ama kaç yaşında vefat edeceğini bildiriyor Allah; biliyor. Nerede vefat edeceğini biliyor. Hatta cesedinin uçakla taşınacağına kadar biliyor, haber var yani. Yani hepsinden haberdar, biliyor. Hayret edilecek bir durum. Şimdi ahir zamanda -bu sosyalist kardeşimizin hoşuna gidecek bir şey söyleyeyim- hem Hz. Mehdi (a.s.)’ı görecek, hem Hz. İsa (a.s.)’ı görecek. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı görecekler. Yani bu, bu nesil için muazzam bir olay. Ben Katoliklerle konuşuyorum, Protestanlarla konuşuyorum; Allahualem hikaye gibi anlatıyorlar, inanmıyorlar geleceğine. “Gelecek ama” diyorlar; onların anlatışına göre mümkün değil. Halbuki şu an Hz. İsa (a.s.) hayatta ve görecekler, acayip şaşıracaklar. Mesela Hz. Mehdi (a.s.); anlatılıyordu Hz. Mehdi (a.s.), diyorlar, anlatıyorlar ama ben, çok ilerde olacak bir şey olarak bilirdim. Çocukluğumuzda duyardık “Hz. Mehdi (a.s.)”. O kelimeye ben hassastım, yani Hz. Mehdi (a.s.). Hoşuma giderdi o kelime, bana bir hoş gelirdi. Yani tanıdığım bir kelimeydi benim böyle çocukluğumda Hz. Mehdi (a.s.). Hoş, değil mi kelime olarak? İnsan, o, mesela harika bir kelime: Hz. Mehdi (a.s.). Hep bilirdim. Baktık, hakikat Mehdiyet. Bütün alametler doğru, hepsi doğru. Peygamber (s.a.v.)’in dediklerinin tamamı çıkmış. “Ya” dedik, “herhalde hocaefendiler yeri göğü birbirine katarlar. Bu çok büyük olay olur” dedik. Koro halinde herkes susuyor. Yani tabi konuşanlar var da, büyük çoğunluk susuyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi var; bağırın, müjdeleyin; çok heyecan verici bir şey, bu çok büyük bir olay. Söyleyemiyor arkadaşlar. Şeyhinizi Hz. Mehdi (a.s.) ilan edin. Korkmayın, bir şey olmaz. Hocanızı Hz. Mehdi (a.s.) ilan edin, bir şey demeyeceğiz. Yeter ki Mehdiyet’i savunun. Korktu adamlar; “yok arkadaş” diyorlar, “biz bu alametleri söylersek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerini söylersek seni Hz. Mehdi (a.s.) ilan etmiş oluruz. Söyleyemeyiz, özür dileriz” diyorlar. “İttihad-ı İslam’dan bahsedin” diyorum. “Onu da söyleyemeyiz” diyorlar. “Ne olacak?” diyoruz. “Çünkü o zaman yine sana yarar o” diyorlar, “senin Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu çağrıştırır.” Allah belanızı vermesin, artık ne diyeyim ben, sizin yani? Kafayı mı çizdiniz siz? Delirdiniz mi siz? Benle ne alakası var? Kuran’ın istiyorsun artık, bak Kuran’ın dünyaya hakimiyetini istiyorsun. Benle ne bağlantı kuruyorsun? Allah’ın gariban bir kuluyum ben. Ne alaka? Söyleyin kuzey kutbuna gideyim. Ne alaka yani? Kuzey kutbunda Hz. Mehdi (a.s.) olmayacağına göre. Yeter ki İttihad-ı İslam isteyin siz. Getirin bir şeyh efendi, elini öpeceğim, peşinden gideceğim; bir şey yok. Deli gibi korktular. Ne Libya’da duyuyoruz, ne Fas’ta, ne Tunus’ta, ne Cezayir’de, ne Avrupa’da. Kitlendi ağızları, İttihad-ı İslam’ı söyleyen yok, Türk-İslam Birliği’ni. Bak Muhsin Yazıcıoğlu mübarek, canım benim, koç yiğidim, Ulubatlı Hasan’ımız; nasıl inletiyor ortalığı! MaşaAllah. Esrarengiz bir olayla şehit ettiler, ama acayip esrarengiz, acayip esrarengiz. Allah adına yemin ediyorum, intikamını alacağız. İntikamı nedir? İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir, inşaAllah. Onun filmini göstersinler. Şahane, şahane, koç yiğidimiz bizim, maşaAllah. Biz söylediğimiz her konuda mutlaka imanla, sevgiyle; mesela diyelim ki; “kafalarını leblebi gibi ezeceğiz.” Neyle? İlimle, bilgiyle, fenle. Kanla, irinle değil; sevgiyle, bilimle. Evet, buyurun bakalım.
VTR: Muhsin Yazıcıoğlu
ADNAN OKTAR:İnşaAllah bu mübareğin, bu güzel şehidimizin bu büyük ülküsünü, büyük idealini bizler, Büyük Birlik Partisi gençliği, ülkücü gençlik, Saadet gençliği, AK Parti gençliği, hatta CHP gençliği hep birlikte inşaAllah yerine getireceğiz, Allah’ın izniyle. Büyük bir Türk-İslam Birliği oluşacak Allah’ın izniyle. Çok mübarek, çok tatlı bir kardeşimizdi. Allah gani gani rahmet etsin, şehidimiz. Bize de ben cezaevinden çıktıktan sonra ziyaretime gelmişti. Daha önce de anlatmıştım. Çok şakacı, acayip sevimli, çok hürmetkar, güzel bir insandı. “Hocam” dedi, “bizim tutuklama kararımız var” dedi, “şimdi” dedi, “vicahiye çevirdik” dedi. Yani gelip teslim olmuş oluyor. Ben de mahkeme başkanı olarak vicahiye çevirmiş oluyorum. Sürekli tutuklandığı için -işte tatlı, dünya tatlısı maşaAllah- o cezaevi üslubunu, mahkeme üslubunu bildiği için -benim de sürekli tutuklandığımı biliyor- yani ortak üslubumuz olduğu için o güzel üslupla konuşuyor. Nazımız geçerdi. Çok değerli bir mübarek veli insandır. Mürşittir aynı zamanda. Bilinmiyor ama öyle bir yönü vardır. Tasavvuf ehlidir ve mürşittir. Evet, Nakşi’dir inşaAllah Hocamız. Allah gani gani rahmet etsin. Cennetin güzel süslerinden, inşaAllah. Tabiî bir de Erbakan Hocamız vefat etti, şehidimiz de şehit oldu. Aslında her ikisi de şehitler, Erbakan Hocamız da şehit.
ALTUĞ BERKER:Ama kendi partisinde genel başkan olarak şehit olmasına vesile oldunuz bir anlamda da Hocam, Erbakan Hocamız’ın.
ADNAN OKTAR:Evet. Çünkü -Allah esirgesin- onu önemsiz bir insan haline getireceklerdi. Numan Kurtulmuş’u getirdiler. Aydın Doğan devreye girdi, adamlarıyla bir heyula havaları esti, böyle bir şeyler oldu. Baktık, Erbakan Hocamız’ı yok edecekler adeta. Milli Gazete’ye bakıyoruz; tek kelime Erbakan Hocamız’dan bahis yok. Resmine bakıyorum, sayfaları ayırıyorum bakıyorum, tek kelime ifade yok. İnternet sitesine girdik. Allah Allah! Orada da yok. Resmi de yok, ismi de yok. Yeri göğü birbirine kattım o devirde, biliyorsun.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani aklımızla, fikrimizle, sevgimizle bilginin bütün aktarımlarını ortaya koyduk ve hak yerini buldu. Ben dedim; “bu adam sıfır virgüllü oy alır” dedim. Aydın Doğan kafasında. Aynen dediğim gibi çıktı. “Erbakan Hocam da” dedim, “zaferle ortaya çıkar” dedim, inşaAllah. O da ezgi geçti ve partinin başına geçti. Bak, cenazesinde yer gök birbirine karıştı, maşaAllah. Bütün dünya ayaklandı. Bütün Müslümanlar’ın lideriydi Erbakan Hocamız. Dünya tatlısı, çok mütevazi ve mazlumdu. Bunlar şahane insanlar. Ne Erbakan Hocam’a vefam bir biter. Allah ömür versin, inşaAllah. Ne de Muhsin Yazıcıoğlu şehidimize. Bu dünya tatlılarını kıyamete kadar andıracağız, kıyamete kadar Allah’ın izniyle. Kimseye de unutturmam, inşaAllah. Haklarını da yedirtmedik Elhamdülillah. Yani ne Erbakan Hocamız’ın… Şehidimiz zaten delikanlıydı, Allah’ın izniyle. Erbakan Hocamız da delikanlıdır.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bu kadar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU:00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Aba TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Konferans setleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...