SUNUCU:‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan, Aydın Doğan’la röportaj yapmış. Birkaç cümlesi vardı.
ADNAN OKTAR:Evet, söyle.
ALTUĞ BERKER:Aydın Doğan, çeşitli kişilere yönelik olan davalarını ülkenin tansiyonunu düşürmek için geri çevirdiğini açıklamış. Ancak kendisine, “Tansiyonu düşürmek için davaları geri çekeceğinize, yayın politikanıza dikkat edin.” diyenler olmuş. Bu konuya cevaben de kendi yayın organlarının bugüne kadar hiçbir zaman kasıtlı olarak tansiyonu yükseltici bir yayın politikası benimsemediğini, kendi gazetelerinde sadece gazetecilik yapıldığını, hiçbir zaman hesap-kitap işine girilerek haber yapılmadığını söylemiş. Kendilerinin toplumdaki gerilimi artırıcı haber yapmadıklarını, ancak toplumdaki gerilimden kendilerinin etkilenmiş olabileceklerini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi laf söyledi hazret, diyelim. İspat ederim; gerilimi artıcı yayınlarının listesini vereyim, görsünler. Birçok insanın tutuklanmasına sebep oldular; listesini vereyim, görsünler. Basında infial meydana getiriyorlar. Bizim tutuklanmamızın sebebi basında infialdi. Kim sebep oldu? Aydın Doğan. Bıraksınlar, hepsini teker teker ispat ederim. Bundan sonra elleri-kolları bağlandı, çünkü ben onların sanatını, yöntemini, stilini, taktiklerini, hepsini deşifre ettim, anlattım. Şu an nefes alacak, adım atacak halleri kalmadı. Onun için, “Biz ne yaptık ki?” falan demeye başladılar. Siz çok şey yaptınız; eliniz-ayağınız bağlandı. Olay bu. İlimle, fenle, bilimle, akılla, sevgiyle devam ediyoruz.
“Selamun Aleyküm Sevgili Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizin sesiniz şimdiye kadar duyduğum seslerin en güzeli, en rahatlatıcısı” diyor. MaşaAllah. Bir vasfımı daha keşfettim böylece, maşaAllah. “Her gün daha genç gözüküyorsunuz. Sizi çok seviyorum. Sizi hayal ediyorum, gözlerimi kapatıyorum. Ahireti özlüyorum. Sizin gözlerinize bol bol bakmak için sabırsızlanıyorum. Sizinle gerçek sevgiyi öğrendim. Allah sevgisini öğrettiniz bana. Sonra da Allah’ın tecellisi olarak sizi sevmenin ne kadar zevkli bir şey olduğunu öğrettiniz bana. Benim kamil iman sahibi olmam için dua edebilir misiniz? Bir de bana bakar mısınız ekrandan?” Bakıyorum. Şu an dikkatlice bakıyorum. “Sizin bakışlarınız başka çünkü. Gözlerinizdeki o nuru, sevgiyi alıyorum ben. Allah’a emanet ol Hocam. Sizi ahirette çok görmek istiyorum.” diyor. “Sevgilerle, saygılarla. Leman Mehdizade, Azerbaycan.” Azerbaycan’ın bütün koç yiğitlerine, canlarına selam, hürmet ve sevgilerimi sunuyorum. Azerbaycan dünya tatlısı, maşaAllah. Ama orada devlete, hükümete güven verici, sevgi dolu davranın. Gereksiz tedirgin etmeyin. Biz, devleti korumakla mükellefiz Azerbaycan’da, değil mi? Laikliği, demokrasiyi korumakla mükellefiz. Yobaz takımıyla sizi karıştırabilirler. O konuda titiz olun, inşaAllah. O zaman gereksiz tedirgin olurlar.
“Özel… Nurlu Hocam’a iletin, inşaAllah. Allah razı olsun. Selamun Aleyküm güzelleri güzeli Hocam, nur ala nur Hocam, canım Hocam. Cumanız mübarek olsun inşaAllah.” Allah cümlemize bu güzel günleri tekrar tekrar yaşatsın inşaAllah. Rabbim hesapsız razı olsun inşaAllah. Rabbim sizden ve talebelerinizden, İsa Mesih (a.s) ve talebelerinden sonsuz razı olsun. Gücünüzü, kuvvetinizi, heybetinizi artırsın. Kötülerin, münafıkların şerrinden korusun inşaAllah.” MaşaAllah, ne güzel. Dua çok hayati bir şeydir. Dünyanın, kainatın bir sırrıdır. Bilinmeyen bir sırdır. Biliniyor da ama bilinmeyen bir sırdır. Her şey duayla, dua çok önemlidir Müslümanlar için. Şirki de ortadan kaldıran bir nimettir, inşaAllah. “Güzel Hocam, akşam coştum, çok sevindim. Tekrarını ancak akşam görürüm diye düşünürken biraz önce benimle ilgili kısmı gördüm. Bu bana hediye oldu inşaAllah. Elhamdülillah, sübhanAllah, maşaAllah. Yüceler Yücesi, tek olan Rabbim’e sonsuz hamd ve şükürler olsun.” MaşaAllah, bak hamd etti kardeşimiz. Hamd çok hayati bir ibadettir; hamd etmek, şükretmek.
“Güzel Hocam, canım Hocam, ben açık sözlüyümdür ama inanın çok utanıyorum. Abartıyorum sanmayın. Dakikalarca Rabbime şükrettim, inşaAllah. Hatta sevinçten ağladım.” diyor. Ne güzel. Siz ne şefkatli insansınız, ne güzel insansınız, sübhanAllah, maşaAllah. Sizi yaratan Rabbime kurban olayım inşaAllah.” ‘Allah’ına kurban olayım’, güzel bir sözdür, maşaAllah. “Canımsınız, bir tanemsiniz. Rabbim maneviyatınızı artırsın.” diyor. Güzel dualar etmiş kardeşimiz, bir hanım kardeşimiz; maşaAllah, Allah sevgisini kat kat artırsın inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s)’ın adının sözlük anlamıyla ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) ismi Süryanice ve İbranice bir kelime olan ‘İysu’ kelimesinden türetilmiş.
ADNAN OKTAR:‘İysu’ evet.
ALTUĞ BERKER: Bu kelime ‘İyşu’ ve ‘Yeşu’ olarak da okunmuştur. Kelimenin anlamı ise ‘mübarek’ demek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mübarek; mebruk, evet, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s), siz daha önce anlatmıştınız Hocam hadis-i şerifi, ümmetin övülmesinden dolayı dua ediyor. Allah da duasını kabul ediyor, tekrar nuzülüne vesile olarak, inşaAllah. Hadis-i şerifte şöyle geçiyor inşaAllah; Kütüb-i Sitte’de, tercümesinde; “Hz. İsa (a.s), İncil’de bu ümmetin övgü dolu sıfatlarını gördüğünde onlardan eylemesi için Allah’a dua etmiş, Allah da onun duasını kabul etmiştir. Günü geldiğinde müceddid olarak yeryüzüne inmesi bunun içindir” diye geçiyor hadis-i şerifte.
ADNAN OKTAR:Evet, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması tamam, harika da, Hz. İsa (a.s)’ın inmesi çok şaşırtıcı, maşaAllah, acayip güzel. Aslında her gün insanlar yaratılıyor ama insan yine de çok şaşırıyor. Mesela şu an bir faaliyet içerinde. Mehdiyet alenen faaliyet içerisinde ama İsa Mesih (a.s) gizli faaliyet halinde. Bakalım o faaliyet nasıl bir faaliyetmiş, sonra göreceğiz. Sezdirmeden nasıl faaliyet yapıyor, hayret, maşaAllah. Mehdiyet açık, galibanedir. İseviyet gizli galibanedir. Sonradan “gizli mağlubane” diyor Bediüzzaman; 1506’dan sonra, gizli mağlubane. “Ta 1542’ye kadar vazife-i tenviriyesini yapmaya devam eder.” diyor. “Ümmetimden bir taife,” Hz. Mehdi (a.s) talebeleri, inşaAllah. “1545’te kafirlerin başına kıyametin kopmasına remzen ima eder.” diyor. “Gerçi bu bir işarettir, bir imadır ama çok kuvvetli olunca artık bunun bir gerçek olduğu anlaşılıyor.” diyor. Çünkü bir tek orada değil, birçok ayetten aynı şekilde işaret çıkıyor. Hadis de bu şekilde olunca, “Sadece bir imaya benzemiyor,” diyor Bediüzzaman, “bir gerçek olduğu anlaşılıyor.” diyor. 1545 inşaAllah...
“Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, benim bir sorunum var. Evlilik konusunda çok ağır davranıyorum.” İyi yapıyorsun. Ne yapacaktın evlenip? “Özgür yaşayıp, özgürce Allah’a hizmet ediyorum.” Evet, tamam, güzel. “İmkanım olsa sizin yanınıza gelip hizmet etmek isterdim ama burada da İslam’ı tebliğ etmek bana mutluluk veriyor inşaAllah. Ama evlilik konusunda büyüklerim çok baskı yapıyor. Ne yapayım Hocam? Nasıl davranayım inşaAllah? Bana ne meslehet verirsiniz? Büyüklerimle nasıl konuşayım, ne yapayım ki bana evlilik konusunda baskı yapmasınlar?” Meslehetten ne anladın, nereden yazıyorlar? Azerbaycan. İsmini vermeyeyim, bir hanım kardeşimiz. Bu ailelerin ben bir kısmına gıcık oluyorum. Genç kızlar yetişince, daha çocuk 18 yaşında, “Git kendine koca bul!” Ne kadar basit bir söz, ne kadar acayip bir söz; çocuk, peynir-ekmek mi ki bunu gidip bakkaldan alsın. Olacak iş mi şu? Ne kadar saygısızca bir ifade; “Git kendine koca bul!” Yani çocuğu bir an önce evden uzaklaştırıyor. Niye doğuruyorsun o zaman o çocuğu? Bakacaksın, ölünceye kadar bakmaya sen mükellefsin; o yüzden doğuruyorsun. Kız çocuğuna öyle söylenir mi? Ne kadar edebe, adaba aykırı bir söz, ne kadar yakışıksız ve mahcup edici bir söz. Çocuk nereden bulsun, olacak iş mi? Allah ona mümin, muttaki bir insanı kaderinde varsa nasip eder. Dava adamı, cihat adamı bir insanı nasip eder. Onun dışında çocuk sürünür. Ne zoru, niye öyle bir şey olsun, niye acı çeksin? Elin hanzosuyla, çakalıyla uğraşacak, ömür boyu. Zaten imtihan şartları zordur, kolay değildir dünya. Bir de elin ayısıyla uğraşacak; elin kıllı kılçıklı sığırıyla, değil mi? Leş gibi herifle. Akşama kadar elin ayısına laf anlatacak çocuk. Ne alaka? Dinden bahsedecek, adam acayip sesler çıkartıyor. İmandan bahsedecek, acayip sesler çıkartıyor. Kız çocuğu onunla nasıl baş etsin? Ama mümin, muttaki, güzel ahlaklıdır; sevecen, mazlumdur, derin düşünen bir insandır, dünyadan geçmiştir, Allah’a kendini adamıştır; dava arkadaşı olarak tamam. Allah’ın rızasını en çok onda görüyorsa, evlenebilir. Balta gibi herif, “Selamun Aleyküm, ben geldim, evlenmek istiyorum.” diyor. “Ne istiyorsun?” diyor, kız soruyor. Bulaşık yıkatmak istiyormuş, çamaşır yıkatmak istiyormuş; yemek yapacak, pisliğini dökecek; yani toptan hizmetçi arıyor adam. Onu da uygun bulduğunu söylüyor. “Ben sana para vereyim, sen de bu işleri yap.” diyor. Şimdi buna verilecek cevabı ben biliyorum da, nezaketiyle söylemeyeyim. Cevap verip göndermesi gerekir. Genç kız asil bir insandır, asil bir varlıktır, Allah için yaşar. Açlıktan ölmez, bir şey olmaz. Onurla, dik başlı yaşayacak. Elin kömüşüyle oturup uğraşmaya ne mecali yetecek. Ne zoru? Amonyak kokulu sığırla oturup uğraşacak. “Yaşın geldi, git evlen.” Bu kanun değil ki, böyle bir şey yok. Kaderinde ne varsa o olur. O kendisini eğitecek, bilgisini artıracak, ilmini artıracak. Kız çocuğu ne çalışmaya zorlanır, ne evlenmeye zorlanır. Ayıptır, vicdana da uymaz. Bırak kendi haline çocuğu, kendini yetiştirsin. Makul bir iş olursa gider çalışır, onu yıpratmayacak bir işse. Yıpratacak bir işse yine olmaz. Kız çocuğu çiçek gibidir, zorlamaya gelir mi o? Kuzu gibi o. Kadınlar evcimendir, sokağa olmaz öyle. “Kuşlar, hayvanlar belli bir yaşa gelince yavrularını yuvadan atıyorlar.” Diyor. Sen hayvan mısın, sığır? O hayvan, sen hayvandan örnek veriyorsun. “Kuş yavrusunu atıyor,” diyor, “eşek bilmem ne yapıyor.” diyor. Sen kimlerden örnek veriyorsun? Hayvandan örnek veriyorsun. Hayvan değilsin ki sen. Hayvan olduğunu kabul ediyorsan, o ayrı mesele. Kız çocuğu Allah’tan emanettir. Çok özen gösterilir. Nazik, nazenin bir varlık zaten. Sen onun için doğuruyorsun zaten, doğururken onu göze alacaksın sen; koruyup kollamayı. Eşini gönderiyor musun? Göndermiyorsun. O, daha da titiz koruman gereken bir varlık, kız çocuğu, değil mi? Ömür boyunca bakıyorsun eşine, ona da bakacaksın ömür boyu. Yoksa ortaya çıkma, inşaAllah. Onun için böyle zorlamaları genç kız kardeşlerimiz hiçbir şekilde kabul etmesinler. Çok nezaketsiz bir üslup o. Bir kere evleneceği insanda derin bir iman, Allah korkusu, Allah sevgisi, yüksek bir akıl, kaliteli bir insan olmayı arayacak, dava adamı olmayı arayacak; nurlu, temiz, güvenilir, afif, nezaketli, değerli bir insan olması lazım ki ömrü onunla beraber geçebilsin. Çünkü ahiret arkadaşını seçmiş oluyor. “Biz bulduk.” diyor. Ne buldun? “Paralı birini bulduk, iyi parası var adamın.” diyor. Çok büyük ahlaksızlık bu, paraya karşı kız çocuğu verilir mi? “Adamın işi iyi, parası da var, daha ne olsun?” diyor. Bir sakatlığı da yok.” diyor. Tamam işte, şartlar oluşmuş oluyor. Çok ayıp, böyle şey olmaz. Parası için, pulu için, genç kız sokağa atılır gibi elin evine gönderilmez. Günahtır, ayıptır. Huyunu bilmiyorsun, suyunu bilmiyorsun. Adam hatta alıp başka ülkeye de götürüyor. “Al, götür.” diyorlar. “Kız çocuğu gelinlikle çıkar,” bak, ne kadar korkunç bir ifade, “tabutla döner.” Ne kadar çirkin, ne kadar korkunç bir ifade, ne kadar zalimane bir ifade. Gelinlikle de çıkar, gelinliksiz de çıkar; çiçekle de döner. Niye dönmesin? Kendi babasının evi, kardeşinin evi, istediği gibi döner. Ne mecburiyeti var, niye tabutla dönsün? Ne korkunç bir ifade bu, ne kadar zulüm dolu bir ifade, ne kadar çılgınca bir ifade. Nasıl teşvik ediyorlar böyle şeylere? Bu nasıl bir laftır böyle? Böyle şeylere hiç itibar etmesin kardeşlerimiz. Kadın aşk arar, tutku arar, derinlik arar, akıl arar, samimi sevgi arar, gönlünün rahat etmesini arar. Annesinin, babasının yanında niye rahat? Çünkü sevgiyle yaklaşırlar, şefkatle yaklaşırlar, onu koruyup kollarlar. Evlenince annesinden, babasından belki daha şefkatli, daha koruyucu, daha güvenli bir insan olması lazım ki onun yanına gidebilsin. Yoksa ne işi var, değil mi? Onun için kardeşlerimiz, genç kızlar hiç böyle şeylere itibar etmesinler.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum; HadislerdeMehdi.com Bu sitenizi Tarık Özten isimli, sizi çok seven gönüllü bir kardeşimiz hazırlamıştı. Bu sitede ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili hadislere sınıflandırılarak yer verilmiş. ‘Hadis ara’ bölümünden kardeşlerimiz bulmak istedikleri hadisin kelimelerini yazarak ilgili hadislere ulaşabilirler. Sitede bir hadis arşivi de bulunuyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri için tek tek hazırlattığınız videolar da var. Bu videoları da bu siteden seyredebilirler. Bu siteyi hazırlayan kardeşimizin hazırladığı yine çok kapsamlı başka siteler de var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
“Allah’ın nurunun güzel tecellisi, gül yüzlü canım Hocam. Peygamberimiz (s.a.v)’in torunu, güzel sözlü, yakışıklı Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” diyor, maşaAllah; sevgileri çok güzel. “Asıl maksadım kitap, disk ve jurnal paylaşmak istiyorum.” diyor; haber. Bu Azerbaycanlılar ne şeker insanlar, maşaAllah. Betül Shafak. “Dua edince, kalbimiz ferahlıyor, ufkumuz açılıyor Hocam. Şevkimiz, heyecanımız çok güzel oluyor. Sizi çok seviyoruz. Bize hep dua edin. Sizi çok seviyorum. Gül kokulu, güzel yüzlü Hocam.” diyor, maşaAllah. Betül; tanımıyorum, Azerbaycan’dan çok şeker bir şey, maşaAllah.
Selamları tek tek söylemiyorum, hepsi selam veriyor kardeşlerimizin. Hepsine toptan, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu diyorum.
“Türk-İslam Birliği tişörtünü giyiyorum, Allah’ın izniyle deccal kuduruyor, inşaAllah. Sizin kitaplarınızı dağıtıyorum ama bazılarının içi kavruluyor. Çevremdeki çoğu insanın eski samimiyetleri, sıcaklıkları kalmadı. Bana karşı tavır aldılar.” diyor, özetle diyorum. “Allah hidayet versin Hocam. Hocam üç tane oğlum var; biri dört yaşında, biri yedi yaşında, biri on yaşında. Duanızı bekliyorum.” diyor. Murat kardeşimiz yazmış, Murat Gürcan. Tişört giymek güzel de, adama, “Ben bu görüşteyim...” diyorsun, o zaman ön yargılı olabilir. Ne yapacaksın? Gerçi fark etmez ama araziye uymak daha iyi olur. Çünkü biz avcıyız, şeytanı avlamaya çıkıyoruz. Avcı, araziye uyacak inşaAllah. Şeytanın rahat yakalayacağı gibi olmaz Müslüman. Şeytanı gafil yakalayacaksın. Baktın ki bir Müslüman’ı şeytan yakalamış, onun sırtındaki şeytanı avlayacaksın sen, değil mi? Kıyafetin avcı kıyafeti olacak. Yakalanmayacaksın şeytana, ani çökeceksin. Alıp şeytanı sırtından atacaksın, sonra kardeşini kurtaracaksın; ilimle, bilgiyle, sevgiyle. İlk yaklaştığında kim olursa olsun sevgi, muhabbet esastır; şefkat esastır. Çünkü hepsi Allah’ın kulu, dünya kardeşimiz. Dinsiz, imansız, komünist, mason hiç fark etmez. Hele Ehl-i Kitapsa, hiç fark etmez; Yahudi, Musevi, Hıristiyan, herkese şefkatle yaklaşmak lazım. Önden, açık açık “Türk-İslam Birliği” dersen, iblis bir hoplar; iblisi gafil avlamak lazım. Onun için; nasıl şeytan bize yaklaşırken, “ben şeytanım, kıyafetim şu” demiyorsa, biz de ona yaklaşırken “biz Müslümanız, kıyafetimiz bu” demeyiz. O nasıl gizli geliyorsa, biz de gizli geliriz, değil mi? İnşaAllah. Madem şeytan öyle bir taktik güdüyor, biz de aynı taktiği güderiz ona karşı. Öbür türlü avantajlı olur şeytan. Onun için sarıkla, cübbeyle tebliğ ancak medreselerde yapılır; halk içerisinde halka benzemek lazım, insanlara benzemek lazım. Onlarla aynı kıyafet, aynı yemekler, aynı ortam olması lazım ki üzerlerindeki iblisi yakalayabilelim. Onları o acıdan, beladan kurtarabilelim, değil mi? İnşaAllah. Başka türlü olmaz. “Hocam, siz alenen yapıyorsunuz.” diyor. Benim ayrı, benim hususiyetim var o konuda. Ben ruhsatlıyım, inşaAllah. Ama genelde olmaz. Mesela bir genç kızla konuşurken, oturup çarşafla yaklaşırsan darmakeşan edersin. Olmaz, konuşmaz seninle, değil mi? Şeytanını kudurtursun, olmaz. Şeytan üzerine çöker onun. Normal, onun gibi normal yaklaşacaksın. Sevgiyle yaklaşacaksın, muhabbetle yaklaşacaksın. Bak, diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Bana uyun, size doğru yolu göstereyim.” Bak, daha doğru yol gösterilmemiş, dikkat et. “Bana uyun, size doğru yolu göstereyim.” Önce ona uyacak, sonra doğru gösterecek. Uyması için şefkat ve dostluk gerekir. Resulullah (s.a.v)’ı acayip seviyordu Ehl-i Kitap. Müşrikler de, ‘Muhammed-ül Emin’ diyorlardı. Herkes emin güzel ahlaklı olduğundan. Sözünü, sohbetini beğeniyorlar. Sonra iman hakikatlerini anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v). Kuran’dan, Kuran mucizelerinden bahsettikten sonra kalpleri yumuşuyor ve İslam’a dahil oluyorlar. Sert yaklaşmıyor, acımasız yaklaşmıyor. Mesela; Hıristiyanları görüyor, cüppesini çıkartıyor, altlarına seriyor. Bu nedir? “Ben size karşı saygılıyım, nezaketliyim, şefkatliyim” mesajıdır bu. Bir insan cüppesini serer mi bir insanın altına, değil mi? Sonra alıp giyiyor cüppeyi üstüne. Bu ne demektir? Derin bir şefkat, derin bir nezaket, derin bir saygı demektir. Müşrikler de sarık takıyordu, Peygamberimiz (s.a.v) de takıyordu. Hıristiyanlar da sarık takıyordu. Müşrikler, Hıristiyanlar, Museviler, her üçü de sarık takıyordu, Resulullah (s.a.v) de takıyordu sarık. Hepsi cüppe giyiyordu; müşrikler, Hıristiyanlar, Museviler, Peygamber (s.a.v) de cüppe giyiyordu. Şimdi olsa, ahir zamanda olsa, insanlar ne giyerse Peygamberimiz (s.a.v) de onu giyerdi; avcı çünkü aynı zamanda. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyle; sarıkla, cüppeyle gezmez Hz. İsa Mesih (a.s); böyle, bu tarz. Şaşılacak bir şey yok. Teknolojinin bütün imkanlarını kullanır. Şık, takım elbiseyle de gezer, söyleyeyim. Bilemezsiniz. Hz. Mehdi (a.s) da öyle, başında sarıkla gezmez. “Ben buradayım” der gibi hareket etmez. Hz. Mehdi (a.s) da avcı, fark edemezsin. Fark edilememesinin nedeni nedir? Herkes gibi olmasıdır. Yoksa hemen fark edilirdi Hz. Mehdi (a.s). Yani alenen “ben buradayım” der gibi bir şey olurdu. Sarık yok, sarık onu işaret edenlerde. Belki evinde gizli giyer, ayrı mesele; namazında takar. İbadet kıyafetidir zaten o, ibadetlerinde giyebilir. Dolayısıyla yaklaşmada sevecenlik esastır. Yıldıran bir üslup olmaz, çünkü Müslüman olduğunda hürriyet, ferahlık, bilgi, kültür, sanat, neşe, mutluluk, sevinç gelecek üstüne ve güzellik olacak. Durduk yere adamı niye tedirgin ediyorsun? Ne gerek var? Şimdi mesela, adam Cübbeli’yi gördü mü eli ayağı boşanır. Ağzına misvakını sokuyor, dişini karıştırıyor, geri cebinin içine koyuyor. Bir daha çıkarıyor, bir daha ağzına sürüyor, bir daha cebinin içine koyuyor. O durumda adam yanaşmaz. Nitekim hakikaten başarılı olamıyordu o zamanlar; biz konuştuğumuzda, ziyaretime geldiğinde, “Biz başarılı olamıyoruz.” dedi. Kendisi anlattı; “Siz çok başarılı oluyorsunuz, Allah razı olsun. Sizin vesilenizle İslam’a ısınan, Kuran’a ısınanlar bize geliyorlar, biz de anlatıyoruz. Kolaylık oluyor. Onun için sizi çok destekliyoruz.” dedi. “Hiçbir farkımız da yok. Sadece kıyafetiniz farklı bizden.” dedi o zamanlar. Bunu herkese söylüyordu ve dergilerinde de bizim yazılarımız sürekli yayınlanıyordu, Cübbeli’nin döneminde. Ve kitaplarımız cayır cayır dağıtılıyordu Mahmut Hocamız’ın cemaati tarafından, cayır cayır. Son anda, ne olduysa Cübbeli Hazretleri bir hopladı. Birileri bir yerden dürttü herhalde, bir havaya hopladı. Şöyle havada bir takla attı, geri düştü, tavır aldı ondan sonra. Dergisinde yazılarımız çıkıyordu, bir; kitaplarımızı cayır cayır dağıtıyorlardı, iki ve tebliğimizi çok mükemmel buluyorlardı. Hatta Mahmut Hocamız’ı ben ziyarete gittiğimde o da oradaydı. Mahmut Hocamız’ın yanında, kediden de bahsediyordu, “bu onun yavrusu” falan diye anlatıyordu kedileri. Birçok şeyi bizden öğrendi aslında Cübbeli. İyi de oldu. Birçok adabı, edebi, yöntemi, birçok şeyi öğrendi. Ama kitaplarımıza hayrandı, bu bir gerçek. Fakat o kılıkla, o şeyle hala tebliğ yapamıyor ve yapamaz da. Bizim etkimizle rahat ediyorlar. Deccalin kılıcını boyunlarından kaldırdık. Deccal boğacaktı onları. Bir tek onları değil, birçok kişiyi boğacaktı. Deccalin kılıcını kırdık, herkes biliyor. Sungur Ağabey çok açıkça söyledi. “Sen Sedd-i Zülkarneyn oldun. Seni aşıp bize gelemiyorlar.” dedi. Çünkü benim nerede olacağım hiç belli olmaz. Bizim çocukların da nerede olacağı hiç belli olmaz. Her yerdeyiz. Fethullah Hocamız’ın görüşlerine bakıyoruz. Aynı bizim paralele yakın. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız diyor ki; “Bu devirde sarık ve cüppe takmak şöhrettir. Şöhret de fitnedir, dikkat çekmektir. Herkes gibi giyinmek lazımdır.” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s) nasıldı? Herkes ne giyiyorsa o dönemde aynı kıyafeti giydi. Her peygamber kendi devrinin kıyafetini giymiştir. Hz. Mehdi (a.s) da geldiğinde fark edilemeyecek. Fark edilmemesinin nedeni herkes gibi olmasıdır.
-VTR- Fethullah Güleh Hocaefendi Peygamberimiz (s.a.v)’in 1400 Yıl Önceden Günümüzde Olacak Olayları Bildirmesini Materyalistlerin Açıklayamadıklarını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Özetle, Bediüzzaman’ın anlattıklarına paralel bir anlatım yapmış Fethullah Hocamız. “Peygamberimiz (s.a.v) ahir zamanda olacak her türlü olayı görmüştür ve olduğu gibi de aktarmıştır. Doğru da çıkmıştır.” diyor.
“MaşaAllah canım Hocam, bu gece ne kadar çok sırlar verdiniz. Sohbetlerinizle ve verdiğiniz sırlarla ruhumuzun miracına sebep oluyorsunuz, inşaAllah. Allah sizden razı olsun. Canım Hocam, evliliği soran bir kardeşimize ‘Ne yapacaksın evliliği?’ dediniz. Ne güzel dediniz. Kendimizi yetiştirmeden evlendik, evliliği berbat ettik. Aman canım Hocam! Duygularımıza ne kadar güzel tercümansınız. Bir tanesiniz, bir tane!” diyor bir kız arkadaşımız. Çok tatlı, maşaAllah. Evliliği de düzeltmek lazım; yaptıysanız, bir yanlış görüyorsanız, düzeltmeye çalışacaksınız, inşaAllah. Eğitin evli olduğunuz vatandaşları, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadiste deccalin ilk gireceği şehrin İstanbul olduğu haber veriliyor, inşaAllah. “Müslümanlar için üç şehir olacak. Bir şehir iki denizin birleştiği yerde, bir diğeri Cezület-ül Arap’ta, bir diğer şehir de Şam’da. İnsanlar üç kere korkutulur. Bu arada deccal büyük bir orduyla çıkar. Doğudan başlayarak önüne geleni hezimete uğratır. İlk gireceği şehir iki denizin birleştiği yerdeki şehirdir.” diyor, inşaAllah. İstanbul, iki denizin birleştiği yer.
ADNAN OKTAR:“‘Haydar Haydar’ türküsünde hangi bölümleri değiştirdiniz?” diyor. Birkaç tane var ‘Haydar Haydar’; bir tanesi güzel, bir tanesinde de düzeltme gerekiyor. Söylemeyeyim şimdi onu, gereksiz ama diğerleri çok hoş.
Şimdi, kardeşimiz Ersin; Allah’ın büyüklüğünü anlayan insan zaten Allah’tan korkar hemen, derin bir saygıyla korkar. Allah’ın büyüklüğünü kavratmak çok önemlidir. Allah’ın büyüklüğünü kavrayamayan adama sen cehennemden bahsetsen de korkmaz, hadis de söylesen korkmaz. Ama Allah’ın büyüklüğünü kavradın mı zaten deli olması lazım korkmaması için. Yani hem de ne korkmak. Ama bu korku silahtan korkan bir insanın korkusu gibi değildir, yahut bir şey gördü mü korkan, o anlamda korku değildir. Neşeli, sevinçli bir korkudur bu. Tarif etmek tam mümkün olmaz bunu. Yaşayanlar bilirler. Allah korkusu insana neşe verir, akıl verir, ufuk verir, güzellik verir. Öbürü şirk korkusudur. Mesela adam korkar, her yeri kasılır, beti benzi atar, eli ayağı boşanır, değil mi? Öyle bir korku değildir.
“Hocam, Allah sizi çok güzel konuşturuyor, maşaAllah.” İnsan konuşmaz, Allah konuşur. “İmanımıza, Allah’ın tecellisi olarak çok çok vesile oluyorsunuz, maşaAllah. Azerbaycan’dan sizi çok seven kardeşiniz.” “İnşaAllah, büyük adam olayım, gelip ellerinizden öpeceğim.” diyor; küçük herhalde yaşı, çok şeker.
Kızılcahamam’dan da bir kardeşimiz yazmış; Ankara’dan, İsmail Sarıkaya. Kızılcahamam çok güzeldir. Soğuksu denilen bir yer var, yukarıda, üst kısımda, çamlık yerde; orada ağaçtan yapılmış güzel bir lokanta vardı. Şimdi reklamını yapmayayım da. Kardeşim, biber dolmasını ilk defa Kızılcahamam’da yedim, başka yer kabul etmiyorum. Koskocamandı, ağzım sulanıyor. Tiriti de çok şahaneydi. Mütevazi bir lokantaydı; kapısına bir kavun koymuşlar, balık ağı gibi bir şeyleri vardı. Ben hiç ummadım yani öyle şahane bir şey çıkacağını. Karnıyarığı da ilk defa orada yedim kardeşim. Olamaz böyle bir şey, çok şahane. Zeytinyağında kızartmışlar. Nar gibi fırında da kızartmışlar. Kuzu kıymasıyla yapılmış. Erimiş böyle, şahane bir şeydi, maşaAllah. Hiç unutmam. Kızılcahamam’da, orada da yine açık havada yemek yemiştik. Kızılcahamam’ın bir kudret hamamı var. Oraya da gitmiştik, inşaAllah. Güzel, fokur fokur kaynıyor, inşaAllah. Çok güzel suyu var, sıcak. Oradan da, güzel bir bahçesi var, orada da domates, peynir yemiştik, çayla falan. Şahane bir yerdir. Aşağıda da bir ırmak geçer Kızılcahamam’da. Balıklar arada sırada geçer, takla atar. Gerçi balık tutmak için bayağı beklemiştim ama pek bir şey olmamıştı. Aşağıda yüzme havuzu olan bir yer vardı. Çok güzel bir yerdir Kızılcahamam, inşaAllah. Kaç kilometredir buradan orası?
ALTUĞ BERKER: 300 vardır herhalde.
ADNAN OKTAR:300 kilometre. Nereden baksan bir 3 saat sürer herhalde. Ama Kızılcahamam’a geldin mi zaten Ankara kolay, az bir şey kalıyor geriye. Bolu güzeldir, Kızılcahamam güzeldir. Hamit Kaplan tesisleri vardı eskiden. Kardeşim, ilk defa bir döner yedik orada, şahaneydi. Gece üç gibi falan Hamit Kaplan tesislerine gelmiştik. Şu kadar falan döner kalmış; gecenin üçünde oraya gelmiştim, aç gözlülükten midir nedir, Allah affetsin, bir buçuk porsiyon istedim orada. Erimiş, acayip güzel pişmişti, maşaAllah. Bir Ankara döneri vardı, yok öyle bir olay; ben bir daha görmedim. Hiçbir yerde daha yok öyle bir şey. Yüz metreden kokusu gelirdi, şahane. Domatesler de mis gibi kokardı, Çanakkale domatesi gibi iri domatesler. Şahaneydi, maşaAllah. Özel bir kokusu vardı domateslerin. Geçenlerde bir tane aldım, onda vardı o. Kızılcahamam deyince, Türkiye’nin her yeri çok güzeldir. Bütün Kızılcahamamlılara da selam ediyorum, canım kardeşlerime. Hoş yerdir, güzel yer, maşaAllah. Pirinci güzeldir Kızılcahamam’ın; Ankara’nın çiltikçi pirinci, kılaksız pirinç, kırmızıdır hafif. Pilavı çok güzeldir onun. Lekelidir, kırmızı lekeli. Bak çeltikçi değil; çiltikçi pirinci; kulaksız değil kılaksız. Üslupları falan çok güzel Anadolu’nun. Türkiye, her yer çok güzeldir. Benim memleketim şahane bir yerdir, insanları da çok güzeldir. Allah hepsine uzun ömür, sağlık, sıhhat, güzellik versin. Allah bozmasın doğallıklarını, güzelliklerini. Evlerin doğallığını, nehirlerin doğallığını Allah bozmasın, çok güzel. Hele hayırlısıyla İslam ahlakı dünyaya bir hakim olsun, Türk-İslam Birliği olsun, teker teker gideceğim. Tokat, Turhal, Çorum, Yozgat, Osmancık, Antalya, Mersin, Mardin, Siirt, Urfa, inşaAllah. Urfa’da bir sıra gecesi yapacağız, inşaAllah. Nasıldı, Urfa türküsü vardı? Cümbüş, klarnet, kemanla, inşaAllah. Yerde oturacağız, güzel ala. Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar... Şimdi tabii öyle şeylere vakit ayırmış olsak tebliği durdurmuş olacağız, olmaz. Onun için devam edeceğiz.
“Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan Miraç Kandilinde, Hocam bizlere ne tavsiye edersiniz?” diyor. Dua, ibadet; sevdiklerimizi sevindirelim, küsler barışsınlar.
“Kendimden önce sizi düşünüyorum Hocam. Siz olmasanız yanlış insanların eline düşecektik, Allah muhafaza. Allah sizlerden razı olsun.” diyor, Mustafa Taner.
Peygamberimiz (s.a.v)’in miraca yükseldiği gece, Miraç Gecesi, inşaAllah.
Hz. Ebubekir (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v)’in en sevdiği sahabesi; dünya tatlısı, mübarek. Allah cennette kardeş olmayı, karşılaşmayı nasip eylesin.
-VTR- Hz. Ebu Bekir Sıddık (a.s)
ADNAN OKTAR: Şimdi, Hz. Ebu Bekir’i niye sevdiğimizi gördük mü? Bu çile değil mi, bu çileyi çekmese bu sevgi oluşur mu? Bu zorluklar olmasa, bu sevgi oluşur mu? İnsan sevdiğinde bile onu arıyor, değil mi? Bir insan, mesela bir hanım düşünelim, helali; vefa gösterirse seviyor, vefasızlık gösterirse, “vefasız” diyor, değil mi? Bir insan dostuna sadakat gösterirse, sadık olduğu için onu seviyor. Ama aksi olduğunda ne diyor? “Kalleş” diyor, değil mi? Allah da kendisine kalleşlik yaptırmaz, vefasızlık yaptırmaz ve istemez bunu. Dünyada vefa nasıl güzelse, ahirette de vefa güzeldir. Burada kalleşlik nasıl kötüyse, ahirette de kalleşlik kötüdür. Hep maneviyat üzerinedir imtihan; sevgi de bunun üzerine kurulmuştur, hayatın anlamı da bunun üzerine kurulmuştur; bunlar gitti mi, hayatın anlamı da gider. Allah’ın buradaki sanatını, bu kanunu iyi kavramaları için kardeşlerimize zaman zaman anlatacağız.
“Muhterem Muhammed Adnan Hocam, Güneydoğumuz’un ve Gaziantep’imizin sevilen alimlerimizden Hasan Arslan Hocaefendi, 23 Haziran Perşembe günü, 85 yaşında vefat etti. Bugün Cuma namazı sonrası, ahirete uğurlandı. Mekanı cennet olsun, ihvanı ve sevgili Gaziantepli kardeşlerimize sabr-ı cemil ve baş sağlığı diliyoruz.” diyor kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Resmi var Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım. Hay mübarek, ne tatlı insanmış, maşaAllah. Ne nurlu, maşaAllah. Allah rahmet etsin, Allah mekanını cennet etsin, maşaAllah. “Ahir zamanda alimler birer birer çekilecek.” diyor Peygamberimiz (s.a.v), büyük alimler. Bakın, bir kişi daha, Resulullah (s.a.v)’in yanına gitti, inşaAllah. Fatih Ateş; Fatih, fetvayı Mehmet Talu Hocamıza soracaksınız. Fetva için o, sağlam fetva. Cahile fetva sorarsan olmaz. Biz Hocamızın talebesiyiz, daha dur bakalım, destur bismillah, daha kapıdan yeni giriyoruz. Mehmet Talu Hocamız, derin alimdir, fetva sorarsanız, sağlam bilgi alırsınız. “Ben bir Milli Görüşçü’yüm, Erbakan Hocamız’ı canım gibi severdim ve halen seviyorum. Hocam, Sayın Erdoğan’ı niye övüyorsunuz?” diyor. “Oysa o, bizim çizgimizden on sene önce ayrıldı. Faizci bir yola girdi, Amerika’nın peşinden gitti.” diyor. Erbakan Hocamız, başbakan olduğunda faiz sistemi cayır cayır işliyordu; yapmayın bunu, ayıp yapıyorsunuz. Amerika’yla ittifakımız devam ediyordu, Erbakan Hocamız’ın zamanında. Amerika’yla bağı koparmadı. Sayın Erdoğan, samimi bir Müslümandır, samimi bir Anadolu delikanlısıdır; bu şartlarda bu kadar. Var gücüyle gayret ediyor, elinden geleni yapıyor. Hatası, kusuru yok mu? Her insanın hatası, kusuru var. Ama mevcut sistem içerisinde en iyisini yapmaya çalıştığına inanıyorum ben. Hayır bir şey olduğunda, hayır yönünü takdir etmek lazım; anormal bir şey olursa da eleştiririz. Ama bu kadar çok insanın üzerine gittiği hengamda, böyle mümin bir insanı, muttaki bir insanı yıpratmaya çalışmak mı doğru olur, teşvik etmek mi doğru olur? Sen olsaydın Hakkı, sen ne yapacaktın? Sen de aynısını yapacaktın. Erbakan Hocamız da olsa, aynısını yapmak durumundaydı ve aynısını yaptı. Mühim olan İttihad-ı İslam’ın oluşması, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasıdır. Gördüğümüz kadarıyla da Sayın Başbakan, Türk-İslam Birliği için elinden gelen gayreti göstertiyor. Sayın Dışişleri Bakanı, mübarek, var gücüyle gayret ediyor. Benim gördüğüm, cumhuriyet döneminde böyle, bu kadar bir gayret, Türk-İslam Birliği için gayret ben hatırlayamıyorum. Muazzam bir gayret içindeler. Anormal, eksik yönleri de varsa, düzeltmek için gayret ederiz, konuşuruz. Ama hayır yolunda ilerleyen bir insana, ayağına takoz olmak değil, destekçi olmak lazım. Hayır yönünde, faydalı olmak lazım. İyi bir şey biliyorsan, uyarırsın. Şimdi Erbakan Hocamız çıksa dese ki o dönemde, çıksa “ben faizi kaldırdım” deseydi, o da yakışık olmuyor. Önce Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam; bunu isteyeceksiniz. Erbakan Hocamız, yanlış talebe yetiştirmez; sağlam talebe yetiştirir, gönlünüz rahat olsun. Yamuk yumuk bir durum olsa, evelAllah, ölümüm pahasına müdahale ederiz; ilimle, fenle, akılla, fikirle, bilgiyle. Yapmayın bunu, ayıp yapıyorsun. Elif Akgül isimli bir hanım kardeşimiz yazıyor, diyor ki; “Canım Hocam, Elif, Elif olalı böyle eziyet görmedi.” diyor, “Gecenin bu saatinde, yiyecekleri ne güzel anlattınız, maşaAllah, sübhanAllah.” diyor. Dağılmış Elif, maşaAllah. “Allah’a emanet olun, inşaAllah. Rabbim hep birlikte yemekler yemeyi nasip etsin, size layık talebe olmak duasıyla...” diyor, maşaAllah. Ama bir gerçek anlattıklarımız, maşaAllah.
Diyarbakır’dan Yusuf kardeşimiz. Diyarbakır’a selam, koçyiğit doludur Diyarbakır; Mardin, Siirt, Urfa… MaşaAllah oranın çok hoş bir şivesi var. “Allah’ına kurban olduğum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sorulan sorulara verdiğiniz cevaplar çok anlaşılır seviyede, uygun ve çok doyurucu ve çok vurucu, inşaAllah. Allah dostu olan,” inşaAllah, “muhterem Hocam, Rabbim sizi ahir zamanın acib zatlardan eylesin inşaAllah.” diyor. İnşaAllah öyle eder; büyük, değerli alimlerden, hocalarla birlikte olursak, inşaAllah, biz de aciblerden oluruz, inşaAllah. Acayiplerden oluruz inşaAllah. “En sevilenlerden olursunuz inşaAllah. Tahkiki iman için duanıza muhtaç bir gönül.” diyor, maşaAllah. Allah, derin iman versin; kalbine ferahlık, suhulet versin, inşirah versin. “Elem neşrahleke” ile belirtilen bu ferahlığı Cenab-ı Allah, kalbine ve bütün müminlerin kalbine versin. Üstlerinde deccaliyetin ağırlığını, büyüsünü bozsun Allah. Allah deccali kahreylesin; müminlerin kalbine ferahlık, inşirah, kalp genişliği versin, inşaAllah. “Ey aklına hayran olduğumuz, ey hem gizli hem aleni olan!” diyor. Ne demek gizli? “Ey şeytanın avcısı!” diyor, doğru. “Ey sözüne acıktığımız, ey gönlü sevgi ve şefkat dolu olan canım Hocam.” diyor, inşaAllah. MaşaAllah, çok sevimli, sevgi dolu bir hanım kardeşimizin yazısı. “Hem gizli,” tabii, kalbimizi Allah bilir, yani hayırlarımız gizli oluyor, birçok duamız gizli oluyor, birçok ibadetimiz gizli oluyor; onlar gizli olan, aleni olanlar da bunlar tabii; açıkladıklarımız, inşaAllah. Bak, sahte adres vermişsin, ben de okumam yazını, olmaz. “Allah aşkına” diye başlamışın yazına, güzel. Ah, ah, ah, haset seni; güzel olduğunuzu söylüyor üçünüzün de. Hasetten çatlıyor, bir hanım kardeşimiz yazmış. Olmaz, Müslüman genç kızda hasetlik olmaz, inşaAllah; gıpta olur, gıpta edeceksin. Hasetlik olmaz. Sahte adres, ne gerek var? Ben zaten anlayışlı davranıyorum, yani ne olur? Değil mi? İnşaAllah.
“Hocam sizi gördüm, hayatım değişti. Sizi seviyorum, her konuda üstün geliyorsunuz. Varlığınız bana mutluluk veriyor. Saygılar. Allah’ın aciz bir kuluyum. Bana dua edin.” diyor. Tarık Arslan, Amasya’dan yazıyor. MaşaAllah, bütün Amasya’ya selam.
ALTUĞ BERKER:Einstein’in dinle ilgili güzel bir sözü vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, söyle.
ALTUĞ BERKER:“Hedefi din tayin eder. Fakat hangi vasıtalarla başvurulması gerektiğini en geniş manada ilimden öğrenir. İlim, hakikati tamamıyla bulmak isteyenler tarafından kurulabilir. Fakat bu duygunun da kayağı dindir. Bu derin imana sahip olmayan bir alim tasavvur edemiyorum. Dinsiz ilim topal, ilimsiz din kördür.”
ADNAN OKTAR: “Güzeller güzeli Hocam, nur ala nur Hocam, canım Hocam,” diyor, maşaAllah, “Cumanız mübarek olsun” diyor. Allah hepimize mübarek etsin, inşaAllah. “Hocam, ‘Allah’ diye yüksek sesle bir nida ettik.” diyor, maşaAllah. “Güzel Hocam” diyor, maşaAllah. “Fransa’dan selamlar.” Aleyküm Selam. “Selam Sayın Harun Yahya Hocam. Ben Eyüp, size Fransa’dan yazıyorum. MaşaAllah, her zamanki gibi zinde ve dinçsiniz, maşaAllah. Oradaki herkes çok güzel.” diyor, maşaAllah.
SUNUCU:Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Güzel.
ALTUĞ BERKER:Hadis-i şerif okuyorum, Hz. Mehdi (a.s)’yle ilgili. “"Ey İnananların Efendisi, bize senin Mehdin hakkında haber ver." Peygamber Efendimiz (s.a.v) dedi ki: "Herkes dejenere olduğunda Hz. Mehdi (a.s) saflık mekanı olacaktır. Başı vakar içinde diktir, asaleti en seçkin karakterde sebatla kökleşmiştir."”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili güzel bir şarkı vardı, var mı o sende?
ALTUĞ BERKER:Bakayım Hocam, inşaAllah.
-Ya Mehdi-
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Ne yapıyoruz?
SUNUCU:Devam edeceğiz, inşaAllah Hocam. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Aba TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo-Ankara ve HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Kuran Mucizeleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...