SUNUCU:Yayınımıza A9 TV, TV Kayseri, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim en gıcık olduğum şeylerden bir tanesi, hoşlanmadığım şeylerden bir tanesi, değerli insanların unutulması veya unutturulmaya çalışılması veyahut yeteri kadar onların gündemde tutulmamasıdır. Birisi Erbakan Hocamız’dır, birisi rahmetli Türkeş’tir, biri de şehidimizdir. İnanılır gibi değil, sürekli gündem olmaları lazım. Aynı yaşıyorlarmış gibi olması lazım. Mesela Türkeş yaşıyor gibi olması lazım. Bu çağın imkanlarıyla, teknolojisiyle bu mümkün mü, değil mi? Mümkün. Biz tok sesiyle Başbuğ’u dinlerdik. Aynı şekilde dinleyeceğiz bundan sonra. Şimdi hazırlatıyorum, başka filmlerini de hazırlatıyorum. Erbakan Hocamız’ı da güzel güzel dinleyeceğiz. Ne fark eder vefat etmiş olmaları? Fikirleri önemli değil mi? Zaten şehitler, zaten başka bir boyutta hayattalar şu an, inşaAllah. Evlerinde de oturuyorlardı; ha evlerinde oturuyorlar, ha şehit oldukları mekan. Şehit oldukları mekan evlerinden daha yakın, çok çok daha yakın. Tabii. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz, o da öyle, onu da söyledim. Onun da filmlerini hazırlıyorlar, sürekli gündemde olacaklar. Yani unutulmaları yahut yeteri kadar gündemde olmamaları çok vahimdir, yani çok acayip bir şey. Çok değerli insanlar. Kıyamete kadar da unutturmayacağız inşaAllah. Allah’ın izni ile. Çünkü muazzam hizmet verdiler, muazzam. Mesela Başbuğ’un konuşmalarından gördünüz; son derece isabetli, teşhisler tam, yerli yerinde, çok akılcı, makul, tutarlı, fitneyi tam yatıştıran bir üslup. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin konuşmalarını duydunuz. Ne coşku, tüylerim diken diken oldu konuşurken. Şahane bir üslubu var, değil mi? Erbakan Hocamız, bu Milli Görüş’ü anlatımı, mesela ağır sanayi hamlesi, milli harp sanayinin kurulmasını istemesi, bütün bunlar, İttihad-ı İslam’ı istemesi, Türk-İslam Birliği’ni istemesi… Atatürk’le ilgili özel bir konuşması olmuştur onun bir gün, hatırlıyor musun? Bir partinin kongresinde; sırf bu konuyu ele aldı, çok iyi hatırlıyorum. Çünkü ben Erbakan Hocam’ı çok yakından takip etmiştim. İnşaAllah, onun bandını ele geçirebilirsem, onu da yayınlatacağım, inşaAllah. Çok makul insanlar, her üçü de ılımlı, sevecen, halkla iç içe, insanlarla konuşmaktan kaçınmayan, çekinmeyen insanlardan. Sonra bazı lider türleri çıktı, aman şununla görüşmeyeyim, aman şununla konuşmayayım, basına yansır, şu duyar, bu duyar… Kardeşim ondan sona tek kalıyorsun, yok olup gidiyorsun, buhar oluyorsun. Bu kafa mı yani, mantık mı şimdi bu? Sen basına göre mi hareket ediyorsun, ona göre mi yaşıyorsun sen, değil mi? Basın senin baban değil, anan değil; ne alaka oturup ona göre hareket ediyorsun? Allah’ın sana verdiği ilhama göre, Kuran ahlakına göre, Resulullah (s.a.v)’ın ahlakına göre hareket et. Resulullah (s.a.v)’ın ahlakı da Kuran’dı. Onun için bu değerli insanların gündem olması, onların ahlakının buram buram Türkiye’nin üzerinde bulut gibi dolaşması gerekiyor. Çok vahimdir, öbür türlü garip bir şey gelişebilir Türkiye’de, çok tehlikeli olabilir bu. Bediüzzaman’ın hiç vefat etmemesi gerekiyor, Bediüzzaman’ın yaşaması lazım. Biz mesela yaşatıyoruz, Allah’ın izniyle; gece-gündüz konuşmalarını gündemde tutuyoruz. Ama Bediüzzaman’ın yolunda olan, Fatih Sultan Mehmetler’in yolunda olan, Resulullah (s.a.v)’ın yolunda olan bu mübarek insanları da sürekli yaşatmak durumundayız. Vefat ettiler dedirttirmem. Şehit oldular ve her gün yaşadıklarını göstereceğiz inşaAllah. Türkiye buram buram mukaddesatçı olacak, buram buram maneviyatçı olacak. Milli değerlerine çok bağlı; daha bağlı, daha da bağlı olacak. Bölünmeye karşı acayip kararlı bir Türkiye, acayip azimli. Böyle çıkıyor it-kopuk, bağırıp çağırıyor, kendilerini gariban gibi gösteriyorlar. İstediğiniz nedir? Bölünmek istiyorsunuz. Bunda masum hareket var mı? Nerede burada masumluk? Demokrasi iste, alnından öpeyim; özgürlük iste, alnından öpeyim. Sen bölünmek istiyorsun. Bölünmeyle nerede sana saygı duyalım biz? Sen benim kardeşlerimi, sevdiklerimi, benim can Kürt kardeşlerimi benden alıp Kürt yapmak istiyorsun. Benim Kürt annelerimi, başı yazmalı annelerimi alıp komünist yapmaya kalkıyorsun. Utanmıyorsun da yani. Başı yazmalı, namazında, niyazında annelerimin komünistlikle ne işi olabilir? Oturup, ne alakadır bağlantı kurmaya çalışıyorsun? Söylüyor musunuz onlara komünist olduğunuzu; dinsiz, imansız, Allahsız, kitapsız olduğunuzu? Söylemiyorsunuz. İşte, “biz demokrasi istiyoruz; bağımsızlık, kardeşlik istiyoruz” falan, yok öyle istemiyorsunuz siz, o canavarın dişine sürdüğünüz oje. Bırakın onları yani. Oyun oynamayacaksınız, dürüst konuşacaksınız. Stalinist, komünist bir rejim istiyorsunuz; deccali bir rejim istiyorsunuz. Ben Güneydoğulu vatandaşlarımı bir tanesini bile size teslim etmem, Allah’ın izni ile. Müsaade etmeyeceğiz; özgürlük bütün Türkiye’nin hakkı, demokrasi bütün Türkiye’nin hakkı. Avrupa’dan daha ileri bir demokrasi anlayışı olsun, daha güçlü bir laiklik anlayışı olsun, daha güzel sanat anlayışı olsun. Bilim alabildiğine gelişsin. Servet adaletle dağıtılsın, sosyal adalet tam olsun. Kuran istiyor bunu, Cenab-ı Allah’ın emri. Ama bize böyle karanlık, pislik ideolojileri çaktırmadan, el altından getirmeye kalkarlarsa, onu alır suratlarına çarparız. İşte, “adadaki deccal böyle istiyor,” adadaki deccalinize de şimdi başlayacağım, tövbe estağfirullah. Beni zorla konuşturacaksınız yani. Bırakın bunları. Bütün Türkiye’nin mutlu olması esastır. Bir bölgenin değil, belirli insanların değil. Herkes zengin olsun, herkes özgür olsun, herkes de mutlu olsun. Benim milletimin tamamı seçkin ve birinci sınıftır. Çok şahane insanlar. Güneydoğu, Bediüzzaman demektir, Selahaddin Eyyubi demektir, değil mi? Çok mübarek insanlar demektir. Git Çanakkale’ye, şehitlere bakın, hep Kürt’tür; Kürt, Kürt, Kürt... Laz, Çerkez, Kürt, hepsi vatan için şehit olmuşlar. Ne alaka? Sen onlara orada desen, Çanakkale’deki o koç yiğitlere, o zaman “Türkiye’yi bölelim mi” desem, değil mi, alır silahı kafana küt diye vurur, yani “ne biçim laf bu” der. Asla kabul etmeyeceği bir şey, onun için bizi bu laflarla kendi kafalarınca tedirgin etmeye çalışmasınlar. Ve sükunetimizi, saygımızı, nezaketimizi de yanlış anlamasınlar, inşaAllah. Yani şirretlikle bir yere varılmaz, yaygaracılıkla bir yere varılmaz. Öyle diyelim.
ALTUĞ BERKER:Üstad Hazretleri’nin Sandıklı’daki son mümessili Adil Çelik Ağabey dün 96 yaşında vefat etmiş. Kendisi Üstad’ın bir kerametini geçen yıl şu şekilde anlatmış, bir resmi de vardı Hocamız’ın; “1948’de Afyon hapishanesine gittik.” diyor rahmetli Çelik Ağabey. “Bediüzzaman’a gittik hapishaneye. Bir kilo şeker aldık.” Bediüzzaman, gardiyan odasındaymış. “"Esselamun Aleyküm Ya Efendi Hazretleri." dedik. "Siz hoş geldiniz" dedi. "Üstadım, bir okka şeker getirmiştik." dedik. "Ben sizin şekeri aldım, kabul ettim; kardeşlerim, ‘çay için şeker yok’ derlerdi, kardeşlerime dağıtın." dedi. Orada bulunan Cumhuriyet Savcısı Üstad’a Kürt diye şeker vermemize kızıp bir şeyler söyledi. Ve bizim Hacı Ahmet de cevap verince savcı bizi tutuklattırdı. Üstad da orada her şeyi duydu, bizi tutuklattıklarında şöyle toparlandı, "Ben dua ediyorum, sizi tutamayacaklar." dedi. O günkü hali nasıl unuturum bilmiyorum. Unutulacak bir şey değil. Bizi attılar içeri. Daha sonra komiser ifademizi almak için çağırdı. Hepimize anne-baba adımız, nereli olduğumuz sorulmaya başlandı ve bu böyle devam etti. Amir girdi içeriye, "Ne yapıyorsun komiser bey?"dedi. "Efendim, bunların ifadesi alınamıyor, parmağımı ‘A’ harfine basarken ‘B’ harfine basıyorum, alınmıyor bunların ifadesi."dedi. "Nasıl alınmaz yahu?"deyince, "Buyur" dedi, çekildi komiser. Ancak amir de ifadeyi alamadı. Beraber savcıya gittik, "Savcı bey, bunların ifadesi alınmıyor, alamadık."dedi. Sonra bırakmışlar.
ADNAN OKTAR: Ama kardeşim, çok aleni keramet. Şahane, çok net, maşaAllah. Bak, Allah, basiretlerini bağlamış, çünkü beyninin fonksiyonu bozulmuş, çok şaşırtıcı, hayret verici bir şey. Bu olay gerçek, bu doğru. Bazen, şeyhleri savunmak için, hoca efendileri savunmak için abuk sabuk yalanlar söylerler. Bediüzzaman’la ilgili anlatılanların, yazılı olanların hemen hemen tamamı doğru. Yani ben özenle takip ediyorum, mesela bu net doğru olanlardan bir tanesi.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Üstad Hazretleri’nin, aslında küfrü yaşamanın zor olduğunu anlatan birkaç cümlesi var; yani tevhidin kolay olduğunu, küfrün zor olduğunu. Şöyle diyor: “Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise suda, havada, ziyada yürümek, yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Mesela bir insan, gövdesinin cihad-ı sittesini (her noktasını) güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevi gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir. Veya güneşi o mesafe-i baideden (uzak mesafeden) celple getirmekle gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidi kolaylığına misaldir (örnektir). İkincisi ise, küfrün zahmetlerine misaldir (örnektir).” diyor Üstad Hazretleri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Üstad’ın Risele-i Nur’u, bilmeyenler bilmez; özel bir zevki vardır. Yani kendine has özel bir zevki vardır. Mesela İmam-ı Rabbani’nin Mektubatı’nın bir lezzeti vardır ama Bediüzzaman’ın Mektubatı’nın lezzeti daha şiddetlidir, daha hoştur. Yani beyne, kafaya bir ferahlık verir; insanın ruhuna bir ferahlık verir. Bir inşiraha sebep olur. Cümlelerin, kelimelerin özel, böyle ruhu okşayan bir üslubu vardır. Yeni Türkçe’ye çevrilmesi o bozar, yani sistemi bozulur. Çünkü oradaki üsluptan, olayın doğru olduğunu cümlenin kuruluş şeklinden, o konunun net olduğunu anlamış oluyor insan. Mesela Bediüzzaman diyor ki, İsa (as) için; “Kendisi dahi kendisini bilmez.” diyor. “Yakın talebeleri ve havası onu imanın nuruyla tanır.” diyor. Şimdi bu, çok özel bir bilgidir; yani çok çok özel bir bilgidir. İlhamla verilmiş, özel bir bilgidir. Yani gözüyle görmeye dayalı bir bilgidir. Bediüzzaman’ın hayatı, bir insanın dayanabileceği gibi değil. Yani herhangi bir Müslüman’ı bir düşünün, çok hoca efendi falan tutuklanmışlardır ama 3 ay, 2 ay, 1 ay… bakın, çok azdır, kısadır. Bir kısmı da yılmıştır, tutuklanmalardan sonra ahlaki kişiliği değişmiştir, bozulmuşlardır. Yani iyi izleyin, bunu görürsünüz; teknik olarak bakın, kişiliği bozulmuştur; dayanamamıştır, yani hapis hayatına dayanamamıştır. Bediüzzaman da hapishane, çile, hakaret, baskı, fakirlik hiç etkili olmamıştır; yani yüzde yüz kendinden emin bir imana sahip. Ama kardeşim, maşaAllah, şimdi bir acayiplik var. Şimdi diyor ki Bediüzzaman; “Kardeşim, yemin ediyorum, ertesi gün olacak olaylara ait bütün detayları akşam rüyamda görüyorum.” diyor. Şimdi bunu diyor ama ispatı var mı? İspatı var. Şimdi talebelerinin, Hocalarımızın hatası, günlük tutmamış olmaları. Halbuki günlük tutmaları lazımdı. Binlerce kerameti var, binlerce kerameti kaybolmuş durumda. Çok az bir kısmı naklediliyor şu an. Bak, oradan buradan duyuyoruz, dikkat ediyor musun? Bir gün bir tane daha duyuyoruz, bir gün bir tane daha duyuluyor; böyle şey olur mu kardeşim? Hepsinin bir kitapta çok kapsamlı tutulması lazımdı ve mutlaka günlük tutulması gerekiyordu, kapsamlı. Çünkü abdeste kalkıyor, bir keramet; namaz kılacak, bir keramet; yemek yiyecek, bir keramet. Mesela bir açıyor Risale-i Nur’u, tam ilgili bölüm çıkıyor. Bir konu konuşma yapıyor, tam ilgili adam kapıya geliyor. Bir şey oluyor, adamın ayağı takılıyor, düşüyor, gidemiyor. Bir tane, iki tane, on tane değil. Çok ehemmiyetli görmedikleri için bunları zapt altına almamışlar. Şimdi bu, işin doğrusu bende de oluyor, bizde de oluyor. Arkadaşlarımda, birçok insanda olur, herkeste olur, hemen hemen birçok insanda olur. Mesela bende olanlardan üç-beş tanesi var, hatta unutulacaktı; şu karıncalarla ilgili olan şey, “Bunu yazalım, çünkü unutulacak.” dedim. Anlatılırken, baktım ekler, ilaveler olacak gibi olmaya başladı. Tam net böyle, görgü şahitlerine yazdırttım. Böyle şeyler unutulabiliyor, çok rahat unutulabiliyor.
“Canım Muhammed Adnan Hocam, Cübbeli Hoca’nın şimdi de, şu an Türkçe olimpiyatları gereksizmiş, yurtdışındaki Türk okullarına gerek yokmuş gibi uzun bir konuşması var.” diyor İrem. Ben açıkça söyleyeyim, Cübbeli hayatında hiç başarılı olamamış, ömrü boyunca uğraşmış fakat insanlar tarafından benimsenmemiş, bir kenarda kalmış, çevresinde seveni olmayan bir insandır. Yani üç-beş kişi dahi seveni yoktur. Yani alkışlayan falan var ama o da Mahmut Hocamız’dan dolayı nezaketen yapılıyor. Cemaatte kimse sevmez onu, açıkça söyleyeyim, kendi cemaatinde. Türk okullarına gerek var, Türkçe öğretiyorlar; sırf bu bile yeter. Gayet güzel, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın dilini öğretmiş olmaları çok güzel, bu bir. İkincisi; Türkçe olimpiyatları… Niye kardeşim? Baktım mesela, herkes orada, o çocukları toplamışlar; bakanlar orada, milletvekilleri orada, çok iyi. Yani böyle bir Müslüman cemaatin resmi tasdiki demektir o. Yani bir kaynaşma; bir cemaatle devletin kaynaşması. Devletin böyle bir gayreti resmi kabulü; bu çok güzel, iyi. Çünkü bu biraz sorundu. Bu güzel. Baktım muhalif tipler de orada, bu da çok güzel. Fethullah Hoca bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a verdi. Yok, CIA ajanı, yok kardinal falan… Köpek herifler, ne ahmak adamsınız. Yani bu yaşta adamcağızda, şeker var, kalp var, olmayan yok, her türlü hastalık var yani. Bin bir türlü ilaçla, kırk-elli çeşit ilaç alıyor günde, onunla yaşıyor. Ne zoru gidip kardinal olsun, bilmem ne. Yok, CIA ajanıymış falan. O kadar dangalak, o kadar münasebetsiz insanlar ki, aklım hayalim duruyor. Mesela Başbakan için de öyle, olmadık laflar söylüyorlar. Ya kardeşim, bir on yıl önceki resmine bakın, bir de şimdiki resmine bakın. Siyaset acayip yoruyor onu, acayip yoruldu, yıprandı Başbakan. Anadolu insanı, ne zoru kardeşim? Acayip zordur Başbakanlık, yani acayip zordur. Ne uykun var, ne yatman var, ne kalkman var; oradan oraya koş, oradan oraya koş; git konuş, milletin, başka insanların dertleriyle falan ilgileniyor. Kimi iftira ediyor, kimi hakaret ediyor. Cevaplar vereceksin, yani çok çok zor. Devletin her kurumuna ayrı talimat verilecek, her birine ayrı imzalar atılacak. Bin bir türlü sorumluluk. Kardeşim, bu insanlar dürüst insanlar, bırakın böyle şeyleri. İşin doğrusu, bütün siyasi parti liderleri dürüst, benim gördüğüm. Bir tek şu BDP’den biraz rahatsızım. Yani şu irili ufaklı partileri kastetmiyorum, klasik partileri kastediyorum. Dolayısıyla böyle laflar çok kızdırıcı, Türkiye’ye gitmez bu, bizim milletimize gitmez. Böyle yıpratıcı konuşmaların kalkması lazım; böyle pis ağız, pis üslubun kalkması lazım. Bizim milletimiz dürüst, öyle bir şey yok. Kimse hain main değil, öyle bir olay yok. Yani kardeşim, şu Haydar Baş bile, bayağı gıcık olanlar var; işin doğrusu, o da garibanın teki, yani öyle bir şeyi de yok adamın. Biliyorum abuk hareketleri falan var ama ne yaptığını bilerek yapmıyor o; yani kötülük olsun, pislik olsun diye yaptığını zannetmiyorum. Yani nesine lazım adamın, bu yaşta ne zoru var yani, ne kazanacak adam ondan? Yok, dürüst, iyi niyetli ama yanlış yola giriyorlar. Ama iyi niyetli adamlar. Öyle bir şey yok. Yani bilmiyor nereye gittiğini, ne yaptığını farkına varmıyor. Yani açıklasan, anlatsan farkına varır. Nitekim bir kısmı anlattın mı farkına varıyor. Dolayısıyla böyle sert üslup bizim memleketimizin insanına gitmez, bizim milletimiz iyi niyetli, güzel. Tam ittifak edelim. Şimdi en büyük tehlike bölünme tehlikesi. Adamlar kafayı taktı, Armageddoncular, illaki Güneydoğu’yu alacağız diye. Şimdi kardeşim, acayiplik şurada; Amerika, ben Türkiye’nin tamamını kabul ediyor zannediyordum, resmi olarak Amerika Türkiye’nin bütünlüğünü kabul etmiyor. Haberin var mı senin bundan?
ALTUĞ BERKER:Bazı haritaları görmüştüm Hocam.
ADNAN OKTAR:Yok, resmi olarak adam, “Ermenistan diye bir yer var, ayrı Türkiye’den.” diyor. Yüz seneden beri adamların politikası bu, hiçbir şekilde kabul etmiyorlar. “Böyle bir şey yok.” diyorlar yani. Kendilerine göre bir haritaları var, milli harita, ona göre kabul ediyorlar. Yani bizim bu bildiğimiz Türkiye haritasını onlar kabul etmiyor. Kardeşim, bu kafada adamlar olursa, adamların zoru nedir işte? Böyle şeyler yapacaklar demektir. Millet olarak birbirimize sahip çıkalım. Kürt kardeşlerimize sırf sevgiyi herkes yöneltsin, PKK’nın sırtı yere sürter. Sırf oradan bile biterler. Sevgi ve şefkat esas, çok önemli. Bak, sevgisizlik ve şefkatsizlikle Güneydoğu’daki birçok insanı PKK’ya doğru ittiler. Çok çirkin laflar; ben şaşırıyorum, bazen internetten falan bakıyorum, hakikaten Kürt kardeşlerimize karşı ruhunda nefret tohumları taşıyan, böyle iblisun ve iblisat var. Bunları hiç kaale almasınlar, biz bunları insan olarak kabul etmiyoruz. Hangi Müslüman kardeşine böyle bir gözle bakar? Nur gibi tertemiz insanlar, gayet efendi insanlar. Alenen biz sevgimizi şefkatimizi gösterelim, gerisine karışmasınlar; çok rahat olsunlar, inşaAllah.
“İyi akşamlar, az önce Çay TV kanalında Adnan Oktar Hocamız’ın programında dikkatimi çeken bir şey oldu. İki tane bayrak var, öbür bayrak niye farklı?” diyor, “Nedir o bayrak?” diyor, Metin Aydoğan. Metin, şimdi ben sana bir şey diyecektim ama buradan; Azerbaycan bayrağını bilmeyen bir adam nasıl Türk delikanlısı oluyor? Bu nasıl iştir? Bütün Türk bayraklarını sen bileceksin; onlar da bizim, onlar da bizim kardeşimiz, onlar da bize ait. Ha Azerbaycan ha Türkiye, ne farkı var? Azerbaycan bayrağını nasıl bilmezsin sen? Azerbaycan, canımız-ciğerimiz, parçamız bizim; taşı, toprağı bizim, inşaAllah.
Herkes görüşelim, görüşelim diyor; gelin keratalar, bir şey demiyorum, hoşuma gider, Allah razı olsun. Ama kısa görüşüyorum, onu söyleyeyim. Yani üç dakika, dört dakika görüşebilirim, bir kereliğine mahsus görüşüyorum nezaketen. Tabii ki çok görüşmek isterim, tekrar tekrar görüşmek zaten güzel bir şey ama şu an çok kritik bir dönemdeyiz, yani nefes alacak vaktimiz yok. Çok gayret etmemiz gerekiyor, çok çalışmamız gerekiyor. Onun için görüşmeleri televizyonla yapalım, değil mi? Her yerde bastırsınlar; devam edeceğiz, inşaAllah.
“Canım Hocam benim,” bir hanım kardeşimiz yazmış, sadece ismini yazmış, o kadar; çok güzel mesaj, o kadar.
Suriye’deki rejim, Baas rejimi, komünist bir rejimdir. Hakikaten acımasızdır, ordu hükümeti kale almaz, öyle bir yapısı vardır. Derin devlet hakimiyeti vardır. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün kafası orada hakimdir. Ordu, Suriye’de züppedir; çok özür dilerim, üst perdeden gider. Hepsi değil de, bayağı bir bölümü böyledir. Hepsini tenzih ederim, tabii içinde Müslüman olanlar da var. Halka tepeden bakar, adam yerine koymaz. İsrail’den it gibi korkar, Müslümanlara kabadayılık yapar. Müslüman bir ülke olsa, ona da kabadayılık yapar; böyledir. Beşir Esad; gariban o, işin doğrusu. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün Suriye şubesine karşı adamın yapabileceği pek bir şey yok. Çekinik o zaten, bakarsınız resmine, erken uzamış tipler olur ya böyle, ergenleşmiş gençler olur böyle, öyle bir tip. Kendi halinde; hanımı da öyle, efendi bir kızcağız. Ama onun yapabileceği bir şey yok, gücü yetmez. Suriye’de asıl devlete hakim olanların eşkali çok bozuk, at hırsızı gibi tipler. Derin devlet mensupları, onlar böyle arada sırada görünüyorlar; herifin elinden yüzünden katillik akıyor böyle, pislik, yani lağım gibi adamlar. Çok aşağılık herifler yani.
ALTUĞ BERKER:Orada başbakanları dövüyorlar, siz anlatıyordunuz.
ADNAN OKTAR:Tabii, süper çakallar yani, acayip çakallar. Dolayısıyla Beşir Esad’ı hiç kaale dahi almazlar. Müslümanların başına bela bunlar ve İslam’dan nefret eden tipler. Suriye ordusunda komünistlik hakimdir, Darwinist düşünce hakimdir. Namaz kılan çok nadirdir Suriye ordusunda, çok çok nadirdir. Darwinist, materyalist düşünce esastır ve İslam ülkelerinin çoğunda bu böyledir. Pakistan ordusunda da öyledir; git aşağıya, Ürdün’de de öyledir. Mısır’da öyle, Mısır yine bir derecede, Mısır’a güç yetiremiyorlar Allahualem. En mükemmel ordu Türk ordusudur; çok efendi, terbiyeli ve vicdanlıdır, merhametli ve makuldür, devlete karşı son derece saygılıdır. Bak, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı ordu gayet kararlı tavır alıyor. Bir şey oldu mu hemen görevini yerine getiriyor ve hep jandarma görevde, dikkat ederseniz. Üstüne düşen görevi anında yerine getiriyorlar, hiçbir sorun da çıkartmıyorlar. Bayağı dürüst, sevecen, sıcak bir tavırları var. Ama orduyu, tabii iyi koruyup kollamak lazım Türkiye’de, ordu milletin sevgisiyle ayakta durur. Milletin teşviki, coşkusu, hayranlığı ve muhabbeti orduyu besler. Ordunun morale ihtiyacı vardır. Ekmekle beslenmez ordu; moralle beslenir Türk ordusu, sevgiyle beslenir. Milletin sevgisi onları coşturur. Bizi sevin demez ordu, biz bunu sağlamak durumundayız. Ordunun ihtiyacı, milletin onlara duyduğu aşktır, muhabbettir, derin sevgi ve güvendir. Ordu kendine güvenilmesini ve sevilmesini ister. Bunun sağlanması lazım. İşin doğrusu, Allah’a çok şükür, elhamdülillah, bölgenin en güçlü ordusudur Türk ordusu. Tabii, gerek eğitimi, gerek özel güçleri, gerek zahiri güçleri olarak her yönden güçlüdür, maşaAllah. Disiplini iyidir, terbiyesi iyidir, Osmanlı terbiyesi vardır; çok edepli, adaplı. Mesela bir komutanın huzuruna gider, gittiğinde acayip hürmetkar bir üslup olur. Mesela korgeneral, orgeneralin huzurunda acayip hürmetkardır. Bir üstü, müthiş hürmet gösterir. Böyle efendimli konuşur, çok nezaketli, hazırolda; çok saygılı olur, mesela direkt sırtını dönüp gitmez, çok nezaketli bir dönüş yaparlar. “Arz ederim efendim” diyor mesela, çok şahane bir üslup vardır. Gören bilir ancak yani. Tertemiz; düzen öyledir, bakım öyledir, pırıl pırıldır her şeyi yani. Hani derler ya, ‘Peygamber ocağı’ diye, hakikaten Peygamber ocağıdır, inşaAllah.
ATUĞ BERKER:Sahabeler, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in gelecekteki olayları önceden gördüğünü anlatıyorlar. Harib ibn-i Evs şöyle anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) Tebuk seferinden döndüğü günlerde ben de Medine’ye gelip Müslüman oldum. Bu esnada Resululah (s.a.v): "Gözümüm perdesi kaldırıldı, işte Hıyre’nin beyaz saraylarını görüyorum. Est kabilesinden Nufeyle’nin kızı Şeyma, başını siyah bir başörtüyle bağlamış ve beyaz bir katıra binmiş gidiyor." demişti. Aradan zaman geçip de Ebu Bekir halife olunca Hıyre’ye hareket ettik. Hıyre şehrine girerken ilk gördüğümüz, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in haber verdiği gibi Nufeyle’nin kızı Şeyma oldu. Gerçekten de siyah bir başörtüyle örtünmüş, beyaz bir katıra binmiş olarak gördük.” Peygamber Efendimiz (s.a.v), yine sahabeleriyle otururken geleceğe dair bir başka olayı şöyle anlatmış: “Suriye’nin anahtarlarını bana veriyorlar, Allah adına yemin ederim ki şu anda buradan şehri ve sarayın kapılarını görüyorum.” demiştir. Peygamber (s.a.v)’in bütün bu gördükleri birkaç yıl sonra gerçekleşmiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de Ebu-l Bahteri anlatıyor: “Ali ve Muaviye arasında meydana gelen Sıffin Savaşı’nda, bir gün susamış olan Ammar bin Yasir için az bir süt sunuldu. Sütü görünce tekbir getirip gülümseyen Ammar’a gülümsemesinin sebebini sordular. Ammar, Hz. Muhammed’in (s.a.v)’in kendisine, "Ey Ammar, dünyada en son içeceğin şey süt şerbeti olacaktır." dediğini ve bu sütü görünce onun için gülümsediğini belirtmiş. Ammar bin Yasir, bu konuşmadan birkaç saat sonra şehit olmuş.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah; elhamdülillah, çok çok acayip. Mesela, bu doğru, yani değişime uğramış bir hadis değil. Bu doğru. Her halinden belli oluyor hadis.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum; Peygamberlerimiz.org.Bu sitede Kuran’da anlatılan Peygamberlerimizin kutlu hayatları anlatılıyor, inşaAllah. Ayetlerle Peygamberlerin çektiği zorluklar, Kuran’dan kıssalar ve bu kıssalardan alınacak dersler açıklanmış. Sizin Peygamberlerimizle ilgili yazdığınız kitaplara da bu siteden ulaşabilirler. ‘Hz. Muhammed (s.a.v)’, ‘Peygamberimizin Mucizeleri’, “Hz. İsa (a.s) Gelecek’, ‘Mesih Müjdesi’, ‘Yusuf Medresesi’, ‘Hz. Süleyman (a.s)’, ‘Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. Lut (a.s)’ isimli kitaplarınız ve diğer Peygamberlerimizle ilgili kitaplarınızın tüm metnine bu siteden ulaşabilirler. İsterlerse kitapları pdf veya word olarak da bilgisayarlarına indirebilirler. Tekrar ediyorum sitenizin ismini, Peygamberlerimiz.org,inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, yüzlerce internet sitemiz var, maşaAllah. Hayret! Bak, 1979’da Fındıklı’ya geldim, Güzel Sanatlar Akademisi’ne gelmiştim, tek kişiydim. Komünistler falan uzaktan bakıp birbirlerine işaret edip gösteriyorlardı beni. O zaman daha uzundu sakalım, inşaAllah. Böyle siyah giyiniyordum, saçlarım uzundu, ortadan ayırmıştım. Hz. İsa (a.s.)’ın ve Peygamberimiz (s.a.v)’in de yaptığı gibi böyle, uygun olarak hareket ediyordum. O zamanlar mesela hiç aklımın ucundan geçmezdi, uydu yayınıyla böyle bütün dünyaya hitap edebileceğim. Bekliyorduk tabii İslam’ın hakim olmasını ama bizim için ütopyaydı yani. Acaba nasıl olacak bilemiyorduk, yani çok zor televizyon çünkü, değil mi? Ben trilyonluk tesis olarak biliyordum böyle, çok zor. Allah nasip etti elhamdülillah, rahat rahat hitap edebiliyorum. Hem de bir kanaldan da değil, birçok kanaldan hitap ediyoruz. Mesela, Darwinizmi dünya çapında böyle yenmemiz çok şaşırtıcı, hayret. Deccalin orduları karşımızda eridi gittiler; üniversiteler, okullar, enstitüler, müzeler, on binlerce profesör, yüz binlerce doçent, adamlar toz duman oldu. Yok oldular karşımızda, dünya çapında. Bir kısmı deccale uydular, haberi bile yok, bir kısmı bilerek uyuyor. Ama tozunu dumanını birbirine kattık ve adamlar bitti. Bakıyorum her gün gazetelere, bir iniltiler gelir mi diye veya ciyaklamaları gelir mi diye, kıpırtı yok. Hani her gün buluyordunuz; halka bulduk, simit bulduk, ek kısımları bulduk; işte atanız mikrop, solucan, bilmem ne diye ortaya çıkıyordunuz, ne oldu? Böyle boğazlarına ot tıkanmış hindi gibi çıt yok. Hafif bir gurultu bile çıkaramıyorlar. Kodun mu oturtma diye buna derler işte. Sessiz sedasız konuyu bitirdi, maşaAllah. Şimdi imani konuları anlatıyoruz ama tabii şu ana kadar anlatılanlar genel anlatımlar. Şimdi ihtisas anlatımları çok önemli, ihtisasta asıl sırlar ortaya çıkar. Mesela biz diyoruz ki; “kromozom çok harikadır,” “bir proteinin yapılması çok harikadır;” oradan küçük bir bölüm, kesit anlatıldığında nefes kesici olur. Bir şeyin tamamını yoğun anlattığında, onun insanlar hemen hemen hiçbir şeyini anlayamazlar, yoğun anlatımlarda. Ama bir bölümü ayırıp, küçük bir noktayı ayırdığında, mesela çok küçük bir bölümü aydınlattığında o zaman çok iyi anlarlar. Yapacağımız yöntem bu olacak, inşaAllah. İmani konuları anlatmamız bizim çok güzel, çünkü hakikaten Allah’a inandığımız için anlatımımız da güzel oluyor. Kardeşim, bütün mesele ne? İnsanlar olmaz zannediyor; anlatan adamın Allah’a, kendinden daha emin şekilde, kendi varlığından daha emin bir şekilde iman etmesi lazım. Böyle bir adam normal sohbet etse bile acayip feyz saçar, acayip etkiler. “Nasılsın, iyi misin?” bile dese, adamı yıldırım çarpmış gibi olur. Tabii. İnsanlar diyor ki, “Bol bol okuyorum, araştırıyorum.” Allah ayette, “Kitap yüklenmiş eşek gibidirler” diyor. Su gibi ezberlemeye gerek yok. Bilgisayarın düğmesine bastın mı her türlü bilgiye ulaşıyorsun. Bilgisayarın hafızası kadar senin hafızan olabilir mi? Olamaz. O zaman hakiki alim bilgisayar oluyor. Geriye, senin aklın kalıyor. O alimi aklınla teshir edecek hale getireceksin, yani konu bu. Müslümanlar düşünüyor, mesela, “Nasıl iyi tebliğ yapabilirim? diyor. “Bol param olsa...” diyor; hiçbir şey olmaz bol paran olsa. Olur da, yani o zannettiğin gibi olmaz. Bol parayla alakası yoktur. Mesela Bediüzzaman, gerçekten iman ettiği için titretiyordu ortalığı, hakikaten iman ediyordu. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın bu kadar etkili olmasının nedeni ilmi değildir, gerçekten iman etmesidir. O anlattıklarını herkes anlatır. Yani bir kısmı ledün ilmi, tabii onlar ayrı, onları anlatamazlar da ama makul anlattığı şeyler, yani bilinen şeyler, nakil. Etkisinin nedeni, derin bir aşkla, büyük bir samimiyetle ve gerçekten iman ediyor olasıdır; o yüzden bu kadar etkili oluyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ı taklit eden, böyle bizon kılıklı bir tip var, kendi kafasına göre taklit etmeye çalışıyor. Ama kafasının boş olduğu, aptal olduğu anlaşılıyor, hiç kimse de yanına yanaşmıyor. 3 kişi, 5 kişi var etrafında. Darbuka çalıp, onu da oynatıyor; birkaç tane adamı var, öyle oynatıyor; sıkı darbukacı, başka bir şey bildiği yok, çünkü ruhu boş adamın. İçi dolu olan bir insan çok etki oluyor. Mesela Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a bakıyorum; bu insanda, bir kere ciğer var, ciğerli adam yani, samimi ve delikanlı, dürüst. Onun için çok etkili oluyor üslubu, yani aşkla hareket ediyor, samimi. Onun en güzel gücü, o samimiyeti, ilmi değil. O anlattığını herkes anlatır onun; öyle on binlerce, milyonlarca hoca bulursun, onun anlattıklarını anlatan. Yani bir fevkaladelik yok anlattıklarında, samimiyetinde fevkaladelik var. Şeyh Nazım Hocamız’ın samimiyetinde ve derin imanında fevkaladelik var. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin, Bediüzzaman’ı bir övmesi var, ancak derin imanla olur. Hasut, ahmak tiplerin üslubuna bir bak, bir de oradaki o mübareğin candan ve sıcak üslubuna bak. Var mı o sende?
ALTUĞ BERKER: Bakıyorum. “Bediüzzaman Hazretleri Türkiye’de en sevdiğim zattır.” demiş Hüseyin Hilmi Tunahan Hazretleri ve şöyle devam demiş, “Said Nursi’ye makamını bizzat Resulullah (s.a.v) vermiştir. En yüksek dereceye çıkmıştır. Hz. Allah’ın ilham ettiği şekilde yazacak. Onun hizmeti de öyle… Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u İlahi’de iki elim yakanızdadır.” demiş.
ADNAN OKTAR:Bak, ‘en sevdiğim insan’, ne demek bu? ‘En sevdiğim insan’ ne demek? ‘En yüksek dereceye çıkmıştır’ ne demek? Enaniyeti olan bir insan bunu söyleyebilir mi? ‘En yüksek derece’ demek, ‘kutup’ diyor, ‘asrın kutbu’ diyor. ‘Benden daha büyük’ diyor Allahualem. ‘Asrın kutbu’ diyor. Dava adamı bu, şeyh; bunu duyan talebesi ne der? ‘O zaman biz ona uyalım’ der, ‘Bediüzzaman’a uyalım’ der, değil mi? Bunu göze alarak bunu söylüyor. Kendini ön plana çıkartmıyor. En azından, farkına varsa bile, ‘ne olur ne olmaz, talebelerim gider, Bediüzzaman’a gider, benim etrafım dağılır, ben bunu söylemeyeyim’ diyebilir. Bak, candan bir aşkla ve samimiyetle bunu söylüyor. Ancak derin imanla bu olur. Bakıyorum, resmi var Süleyman Hilmi Tunahan’ın, zaten herkeste bulunan bir resmi bu; nur akıyor yüzünden, hakikaten çok dürüst bir insan, belli; iman ehli. Mesela Menzil Cemaati’ne bakıyoruz. Menzil Cemaatin’den Muhammed Raşid Erol Hazretleri. Yüzüne bakıyoruz, hakikaten bir şey var, fevkaladelik var. Bakalım Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne. Çok tatlı münevver bir ifade var gözlerinde, görüyor musunuz? O zor şartlarda derli toplu, çok efendi bir insan. Böyle bir insanın yüzüne baktığında bir insan ne hisseder? Güven ve saygı ve sevgi hisseder. Ne diyor? ‘En yüksek dereceye çıkmıştır’ diyor Bediüzzaman’a. Mükemmel bir üslup ve enaniyetini tamamen ezdiğini açıkça gösteren bir durum. Tam veli üslubu, maşaAllah. Bediüzzaman; böyle bir hayata dağ, taş dayanmaz. İnsan değil, taş dayanmaz. Bediüzzaman’ın çektiği çilenin binde biri bile aktarılamamıştır, binde biri bile. Bediüzzaman kendine edilen küfürlerin hiçbirini söylememiştir. Saldırıların, fiili saldırıların, itip kakmaların binde birini söylememiştir. Aç bıraktılar, soğuk yerlerde bıraktılar, tecrit ettiler, çok berbat ortamlarda tuttular; çok nezaketli bir üslupla, onları çok yüzeysel geçiştirmiştir Bediüzzaman. Kaç yıl biliyor musunuz? 30 yıl hapis, 30 yıl hapis yatmıştır toplam. Dağ taş dayanmaz buna. Ve hep güler yüzlü, hep neşeli, hep sevinçli, hep imanlı, hep derin. Allah, elhamdülillah, Cenab-ı Allah’a hamdolsun, bir gününü boş bırakmamış neredeyse. Her gün keramet, her gün harika; Cenab-ı Allah sürekli desteklemiş, maşaAllah. O da rahat rahat cihadını devam ettirmiş, mücadelesini devam ettirmiş. Adnan Menderes, rahmetli o dönemde Bediüzzaman’a yapılan zulmü görmezden geldi. Yani benim anladığım, biraz da teşvik etmiş. Başbakan olarak haberinin olmaması mümkün değil. “Pardon, benim haberim yok.” Başbakan, “Benim haberim yok.” nasıl desin? Devletin istihbaratı emrinde, askeri istihbarat, hepsi emrinde, nasıl bilemezsin sen? Bir tane yaşlı insan, mübarek bir insan; kılına, tüyüne dokundurtmazdı istese. Ezim ezim ezdirtti. Bediüzzaman da demiş, “Ona olan manevi desteğimi çekiyorum.” demiş. “Onlar da yıkılıp gidecekler.” demiş. “Ben gidiyorum, onlar da gidecek.” demiş. Vefatından hemen kısa bir süre sonra, onlar da gittiler.
Cübbeli Hazretleri’ni yine dinleyelim. Nam-ı diğer?
ALTUĞ BERKER:Astronot.
ADNAN OKTAR:Astronot, evet.
-VTR- Cübbeli Anlatıyor; Kıyamet Alametleri Çıktı
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Her An Çıkabileceğini, Ancak Bidatlara Alışanların Hz. Mehdi (a.s) Zuhur Ettiğinde İnkar Edeceklerini Anlatıyor
-VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah’ın Koruması Altında Olduğunu, O’nun İzni Olmaksızın Kimsenin Hz. Mehdi (a.s)’a Zarar Veremeyeceğini Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Hiç Kan Akıtmayacağını Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, “Hz. Mehdi (a.s)’ın Yardımcıları Arap Değil, Türklerden Olacak” Diyor
-VTR- Cübbeli, “Hz. Mehdi (a.s) Ümmet-i Muhammed’in İmamı Olacak, Onu Bekliyoruz” diyor
ADNAN OKTAR:“Gözleri, sözleri nurlu, bir tanecik canım Hocam, sizin nurunuz bende tutkuya dönüştü. Nurunuza hasret kalıyorum sizi görmezsem. Kelimelerimden hissedersiniz, sizi çok seviyorum. Ekranın başına kilitlendim sizi izliyorum. Allah sizi başımızdan eksik etmesin.” Beyhan Hanım yazmış, maşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah, ortalık inliyor. MaşaAllah, çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylediniz, “En uydurma, en anormal hurafeleri bile ballandıra ballandıra anlatan adamlar, açıkça ve alenen Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinin tahakkuk ettiğini gördükleri halde, bilimsel olarak, açık, net olarak tek kelime bahsetmek istemiyorlar. Ağırlarına gidiyor. Çünkü kendi şeyhi fark edemediği için, kendi hocası fark edemediği için; ikincisi, kendi şeyhinin Hz. Mehdi (a.s.) olamayacağını düşündüğü için; üçüncüsü, keyfi kaçacağı için; dördüncüsü, itaat ağırına gittiği için; beşincisi, hurafelerini artık anlatamayacağı için; altıncısı, yerleşik saltanatı darmadağın olacağı için; sayarız da sayarız. Hiçbir şekilde Mehdiyet’i gündem yapmak istemiyorlar. Onlar kapattıkça biz de çok fazla gündem yapıyoruz ve yapacağız.” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, deccalin kudurmasından da zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını anıyoruz. Güneydoğu’da deccal kudurdu, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde bir kudurma var deccalde ve görülmemiş bir azgınlık var, görülmemiş bir pervasızlık var. Sevr Antlaşması’ndan önce, yabancı ülkeler Türkiye’yi paramparça etmek şeyindeydiler. Sonra Sevr Antlaşması’nı yaptılar, tam bu kafalarını ortaya koymuş oldular. Şimdi Sevr takımı, tam takım yine, hani tam saha pres mi diyorlar böyle, tam takım ayaktalar aslında. Güneydoğu’yu bölerek oradan işe başlamayı düşünüyorlar. Yani Anadolu’yu, Türkiye’yi parçalamaya kesin karar vermiş adamlar. Biz de diyoruz ki; hodri meydan o zaman. Şimdi bir Kurtuluş Savaşı daha yaşanıyor. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yok etmek için Sevrci takım ayakta. Eskiden askeri dışarıdan getiriyorlardı, şimdi içeriden asker kullanıyorlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü kullanıyorlar ve onların yetiştirdiği hampaları, it-kopuk takımını ve PKK’nın kiralık katillerini kullanıyorlar, azgın katillerini kullanıyorlar ki onların çoğunu Avrupalı uzmanlar yetiştirdiler, dağlarda. Onun için milletimiz aynı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi devletten yana, milletten yana, askerden yana, polisten yana tavrını net koyacak. Siyasi manevralar ve politik oyunların vakti değil, hayat memat meselesi çok önemli günlerdeyiz; devletin yanında bütün milletimizin kilitlenmesi lazım. Öyle oldu mu ne olur? Hiçbir şey yapamazlar. Bütün mesele kenetlenip bütün olmakta, öyle bir sistemde onların oyunu işlemiyor. Çünkü Kurtuluş Savaşı döneminde o kadar namüsait şartlar vardı ki; ordu dağılmış, silah fabrikalarına el konmuş, çok acayip zor bir ortam vardı. Bir avuç askerle, bir avuç silahla, sağlam iman ama kararlılıkla; çünkü herkes devletin yanında kilitlendi, yekvücut oldular, darmakeşan ettiler, bitti. Şimdi yine aynı mantığın olması lazım, çünkü o döneme göre şu an kat kat güçlüyüz, yani kıyası kabil olmayacak şekilde güçlüyüz. Bütün mesele devletin yanında kilitlenmekte ve el birlik olmakta; politik manevralarla, politik düşüncelerle ayrıya gayrıya düşmemek lazım. Yani bu iş, hükümet-parti işi falan değil; devletin yanında kilitlenme meselesi. Konu bu, bu oldu mu, evelAllah tozuna, kılına zarar gelmez milletin. Hiçbir şey yapamazlar, inşaAllah.
Atatürk’ümüzün vasiyetiyle ilgili çok detaylı bir bilgi geldi ama şimdi onu bir inceleyeyim, bir dahaki sefere inşaAllah okuyalım.
“Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu suikasta maruz kalmasaydı, Atatürk’ün gizlenen vasiyetinin açıklanmasını sağlamak için dava dosyamızı TBMM gizli genel kurulunda gündeme getirecek ve kamuoyunu resmen bilgilendirecekti. Son görüşmemizde kendisine dosyalarını takdim etmiştim. Ruhları şad, mekanları cennet olur, inşaAllah.” Allah Allah! İlgili kişiler çok detaylı bilgi vermişler. “Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Rahmetli Şehit Turgut Özal Bey, Atatürk’ümüzün gizlenen vasiyetini uygulamaya koyduğu Türk ülkelerini, İslam ülkelerini bilgilendirmek ve İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği için emir verdiği için şehit edilmiştir.” diyor. “Oğlu Ahmet Özal bu konuda bilgi sahibi olup kendisiyle bu konuda altı saat süren bir toplantımız olmuştur.” diyor kardeşimiz. Evet, Ahmet Özal’ı ben de tanırım, çok kalender bir delikanlı. Çok mühim bilgiler vermiş kardeşimiz.
“Sayın Adnan Oktar Bey, sizler Türk-İslam alemine hizmet etmekte olan A9 TV olarak, Atatürk’ün 23 yıldır gizlenen vasiyetinin bir an evvel açıklanması gerektiğini yayınlarınızda samimice dile getiriyorsunuz. Yüce Allah’ım (c.c) sizleri ve maiyetinizdeki insanları manevi anlamda inşaAllah ödüllendirir.” diyor. Allah Allah! MaşaAllah, çok önemli. Bu bilgiler duyulsa bayağı hayret uyandırır insanlarda, çok şaşırtır. O zaman biz bu beyefendiyle görüşelim de daha detaylı bilgiler alalım. Demek ki öyle ulaşılamayacak bir bilgi değil. “Bu konuyla ilgili Türk Milleti adına, 2307 sayılı kanuna istinaden 2005 yılında Ankara 12. Sulh, Hukuk ve Tereke Mahkemesi’nde, 2005/408 esas sayılı açmış olduğumuz dava, Türkiye yargısına…” Evet, dava şimdi 2011 yılında esastan görüşülmeye kabul edilmiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de olay intikal ettirilmiş. Hayret, niye saklıyorlar Atatürk’ün vasiyetini? İnanılır gibi değil yani. Ama pek saklanacak gibi bir şeye de benzemiyor.
ALTUĞ BERKER:“Açmazlarsa ben açacağım” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allahualem gidişat öyle görünüyor, inşaAllah. MaşaAllah, hep metafizik olaylar oluyor.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylediniz Hocam, “Peygamberimiz (s.a.v)’in haber verdiği alametleri anlatmayınca, onu insanlara duyurmayınca, Hz. Mehdi (a.s)’ı durdurabileceklerini sanıyorlar. Mehdiyet durmaz, daha hızlı gelişir. Çünkü bir anormallik olduğunu görüyor Müslümanlar.” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok tarihi, çok acayip günler yaşıyoruz. Mesela bu önümüzdeki günlerdeki olaylar, Mehdiyet’in çok büyük bir alameti olacaktır. Deccal, en son aşamada en azgın dönemine girer, yani en kudurmuş dönemine. Hani hayvanı kestiğinde, kurbanı kestiğinde omuriliğine geldiğinde, hayvan bir çırpınır ya, şimdi deccaliyetin de omuriliğine gelmiştir. Onun için muazzam bir çırpınma halinde. Avrupa’daki deccal ordusu da nefesini kesmiş bu mücadeleyi seyrediyor. Onun için milletimizin deccaliyete karşı devletin yanında tavır alması gerekiyor. Politik, siyasi şeyler falan, bunlar çok lüks olur bizim milletimize; sakın, hiç vakit kaybedilecek gibi değil. Direkt, candan bir tavırla hakkı-hakikati savunmak lazım; haktan yana tavır konması gerekiyor, doğrudan yana tavır konması gerekiyor. Askerin, polisin, devletin tam anlamıyla desteklenmesi lazım; hükümetin de bu yöndeki başarılı çalışmalarının desteklenmesi gerekiyor. Yani biz hükümeti her yönden destekleyin demiyoruz, ama milli birlikle ilgili, vatanın bütünlüğüyle ilgili bir çalışma varsa orada hükümetin desteklenmesi gerekir ki var, yani yıpratıcı olmamak lazım. Yani çok dikkatli izliyoruz olayları, Allah’ın izniyle hiçbir yerde yamukluk olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Üstadın talebelerinden Bayram Yüksel Ağabey bir kerametini daha anlatmış Hocam. Üstad Hazretleri bir gün uçağa bakıp, “Ben uçağa parasız bineceğim.” demiş. Vefatından sonra Urfa’daki kabrinden çıkartılıp uçakla bilinmeyen bir yere nakledilmesine işaret olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Evet, bunu konuşmuştuk, çok önemli bu. Ama yüzlerce, binlerce kerameti dolaylı olarak bize geliyor; sanki arada söylenmiş bir söz gibi. Artık olmuş bir kere, ama bakın, sürekli ağabeyler vefat ediyorlar. Onun için Sungur Ağabey’le konuşup mümkün mertebe bildiği her şeyi, her türlü sırrı almak lazım. Abdullah Yeğin Ağabey’le de görüşüp bildiği her türlü sırrı almak lazım; yani ne biliyorsa, ne duyduysa hepsini almak lazım.
Mübarek Hocam, bugün sizi hiç konuşturmadık. Buyurun güzel sesinizle hem Kuran kıraat edin hem de bizi ilminizle bir tenvir edin, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:Estağfirullah Hocam. Allah razı olsun Hocam. Sizden öğrendik, sizin vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan, hadisten ve benden, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:İnşaAllah. Allah, İbrahim Suresi, 22. ayette, şeytanın hileli düzenlerini anlatıyor. Buyuruyor, diyor ki, “İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır."”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Hocamız’ın kıraati de çok güzel. İlm-i Arabi’ye vakıf Hocamız, maşaAllah. Türkçe ayet ezberi de çok mükemmel. Kuran’ı baştan sona ezberden bilir. Arapça olarak da ezberden biliyor. Hocamızla kaç yıllık talebelik-öğretmenlik ilişkisi var?
MÜZEYYEN HANIM: 10 yıllık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 10 yıl, maşaAllah. 10 yıldan beri talebemdir Hocam, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Allah razı olsun Hocam. Siz yetiştirdiniz bizi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah. Ya Allah, Bismillah! Necm Suresi’nde Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur.” Allah güldürür, Allah ağlatır. Güldüğümüzde kim güldürüyor? Allah güldürüyor. Ağlattığında, Allah ağlatır. “Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur.” “Öldürmeyi de Ben yaparım.” diyor Cenab-ı Allah. “Diriltmeyi de Ben yaparım.” diyor. Necm Suresi, Necmettin Erbakan Hocamız’ın isminin başlangıcı, maşaAllah. Dinin necmi. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar.” Yobaz takımı neye uyuyormuş? Zanna uyuyor, zan ve tahminle yalan söylüyorlar. “Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.” diyor Allah. Zan ile olmaz; açık hüküm, muhkem hüküm gerekir, uydurmayla olmaz. “Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.” Kuran’dan ayrılmış adam, hurafeye girmiş. “Dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.” Ehl-i dünyaya yalakalık yapıyor. Allah, “Onlardan yüz çevirin.” diyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım Kamer Suresi, “Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür." derler.” Biz de diyoruz ki, “Bak, Peygamberimiz (s.a.v)’in böyle hadisi çıktı, aynısıyla.” diyoruz, adamdan homurtu geliyor. “Kuyruklu yıldız çıkacak,” diyor, “iki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak,” diyor, “hepsi çıktı.” diyoruz. “Ondan önce yağmurlar kesilecek.” dedi, bu da oldu. “"Ondan sonra yağmurlar çoğalacak" dedi, o da oldu.” diyoruz. Adamdan yine homurtu geliyor. Ne diyor ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler.” Yani “muhatap olmazlar” diyor Allah. “Ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür." derler.” “Büyü bu, biz buna bu gözle bakmıyoruz.” diyorlar. “Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.” Yobaz takımına sürekli uyarı geliyor ama adamlar muhatap olmuyorlar. “(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir.” “Çok anlamlı ve güzel sözler duydukları halde,” diyor Allah, “fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.” Yobaz takımını hiç etkilenmiyor. Darwinist, materyalistlerin de bu azgın ve saplantılı takımına bunlar da etki etmiyor, yobaz takımına da hak-hakikat etki etmiyor. “Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün…” Bak, “'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...”
Necm Suresi 56. ayet, 1956’ya bakıyor, inşaAllah. “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” Daha önceki Mehdilerden bir Mehdi’dir. Ebcedi kaç? 2031. 1956’ya bakıyor. “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” 2031’e bakıyor. “O yaklaşmakta olan yaklaştı.” Kıyamet yaklaştı. “Onu Allah'ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur).” “Kıyameti Allah ortaya çıkaracak” diyor. “Şimdi siz, bu sözden mi şaşkınlığa düşüyorsunuz?” “Kıyamet yakın” diyoruz, adamlar şaşırıyorlar, inanmıyorlar; kabul etmiyorlar. “Yok, bir milyon sene var daha.” diyor. “Yetmiş milyon sene var.” diyor. Göreceksin yetmiş milyon seneyi sen. “(Alayla) Gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz.” diyor Allah. Küfre söylüyor bunu, delalete. “Gülüyorsunuz, alaycısınız ve ağlamıyorsunuz ve şuursuzca başkaldırıyorsunuz.” Yani, “Akılsızca, basiretsizce ferasetsizce başkaldırıyorsunuz.” “Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.” diyor Allah, inşaAllah.
Cenab-ı Allah Kamer Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım, “Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri,” hamd edenleri, “böyle ödüllendiririz.” diyor Allah. 2027 tarihi, ebcedi. “Böyle ödüllendiririz.” diyor Allah, yaptığı bir şeyi hatırlatıyor Allah. Meydana gelmiş bir şeyi. “Yakında o topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.”diyor Allah 45. ayette.
Cennetten bahsediyor Allah 17. ayette; “Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır.” Bayanlar ve beylerden oluşan cennet gençleri var, sürekli hizmet ediyorlar. Allah onlara dikkat çekiyor. “Kaynağından (doldurulmuş) testiler,” evrimci dedeler anlatsınlar bana; bu testiler, cennet testileri evrim ile mi oldu? “İbrikler ve kadehler,” cam kadehler; süslü, mesela kristalden, zümrütten, yakuttan kadehler, “Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” Hani şarabın baş ağrıtıcı, hastalandırıcı özellikleri var ya, “onlar yoktur” diyor Allah. “Arzulayıp-seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş eti.” Güzel böyle, kim bilir cennetin ızgarası nasıl, kebapları nasıl, inşaAllah. “Ve iri gözlü huriler,” bak, hemen göze dikkat çekmiş Cenab-ı Allah, vücudunun en önemli parçası olarak. Çünkü göz en şiddetli tutkuyu, aşkı ifade eden yerdir. Alnından anlamazsın, saçından anlaşılmaz, boynundan anlaşılmaz. Tutku ve aşk gözden anlaşılır. Allah diyor ki, “Ve iri gözlü huriler, sanki saklı inciler gibi” pırıl pırıl, çok düzgün, muhteşem bir cilde sahip. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bir hadis okuyorum. Hz. Mehdi (a.s)’ın Kuran’ın doğru yorumlanması için mücadele edeceğini buyurmuş Peygamberimiz (s.a.v). “O (Hz. Mehdi a.s), Allah’ın kelamının tevili (yorumu, açıklaması) için savaşacak, nitekim ben Allah’ın kelamının tenzili (nazil oluşu) için mücadele ettim.” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Vakıa Suresi 37. ayet; “Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt” diyor Allah. Sevgi olmadıktan sonra, tutku olmadıktan sonra, et-kemik hiçbir şey ifade etmez. Allah onun için gözlere dikkat çekiyor. Ruh, ruhta olan o şiddetli etki çok önemlidir. O zaman insan bir anlam ifade ediyor. Cennette de aynı sistemin var olduğunu söylüyor Allah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...