SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Şeyh Efendi, ne anlatıyoruz?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Hocam, Türkiye, ekonomide dünyada birinci olmuş, rekor kırmış yüzde on birle.
ADNAN OKTAR: Neden?
ALTUĞ BERKER: Ben sizin bir sözünüzü hatırlatmak istiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, söyle.
ALTUĞ BERKER: 24 Kasım 2010 yılındaki röportajınızda ekonomik krizin çözümü için şöyle söylemiştiniz; “Sadece cömertliğin ve para harcamanın, paranın hareketinin canlandırılması gerekiyor. Parayı tutmayacaklar, altını tutmayacaklar; hareket edecek. Aç parayı, gevşet, hareket etsin para, aksın, ondan ona, ondan ona. Fakire fukaraya sürekli para dağıtılması lazım. Gitsin, alışveriş yapsın onlar. O zaman senin fabrikandan mal talep edecek o, akacak mal, sen de bol mal sattıkça daha çok kazanacaksın, kazandıkça daha çok mal dağıtacaksın ve katlamalı olarak, iki dört on altı şeklinde bir gelişme oluyor. Cenab-ı Allah onun için orada cömertliğe teşvik ederken, arkasından Cenab-ı Allah diyor ki; ‘daha çok kazanırsınız’ diyor. Bak bu sırra dikkat çekiyor Allah. ‘Allah size daha fazla karşılığını verir’ diyor. Teknik olarak da, ekonomi tekniği olarak da baktığımızda bunun böyle olduğunu görüyoruz.” Nitekim ekonomistler de rekorun sırrının canlı ekonomi olduğunu söylemişler. Büyümenin dörtte üçünün tüketim harcamalarından olduğunu ve ticarette büyüme olduğunu söylemişler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Malın hareketlenmesinden değil; Mehdiyet bereketiyle. Tabii ki malın hareketlenmesi önemlidir fakat Mehdiyet bereketi Türkiye’nin üstünde. Bütün dünya karışırken, perişanken, mesela Yunanistan mahvoluyor, İspanya mahvoluyor, Amerika’da muazzam fitneler, belalar, kasırgalar oluyor ama Türkiye’de müthiş bir bereket var, müthiş bir güzellik var. Her ülke Türkiye’ye güveniyor. Bir şey var Türkiye’de. İşte o ‘bir şey’ Mehdiyet’tir, inşaAllah. Ama tabii bu komünistlerin azgınlığına karşı da çok dikkatli olmak lazım. Bak, Marksistler ne diyor? “Marksizim” diyor, “sınıf mücadelesine dayanır, toplumsal barışa değil.” “Toplumsal barışı komünistler, Marksistler hedeflemez” diyor. Adamlar toplumsal barıştan bahsediyorlar, adam ne diyor? “Sınıf mücadelesine dayanıyoruz biz” diyor, “toplumsal barış diye bir olay yok” diyor. “Belirli keskin siyasal ve iktisadi bunalım dönemlerinde sınıf mücadelesi, doğrudan bir iç savaş yani toplumun iki kesimi arasında silahlı mücadeleye doğru gelişme gösterir” diyor Marksist düşüncede. “Böyle dönemde Marksizm iç savaştan yana yerini almak zorundadırlar.” Bak; “iç savaştan yana yerini almak zorundadırlar”. Diyorlar ki; “sizi Kandil’den indirelim, Mendil’e çıkaralım.” Böyle bir olay yok. Böyle bir olay yok. Yani; “Marksist düşüncede iç savaştan yana yerlerini almak zorundadırlar” diyor. “İkinci bir ihtimal yoktur” diyor adamlar,“yok olursunuz” diyor. Abdullah Öcalan, oradan adam höykürdü. Bir tanesi çıktı dedi ki; “silahları bırakalım, terör de bitsin, işimize bakalım siyasi partilerle.” “Ulan” dedi, “ne alaka?” dedi deccal. “Biz” dedi, “bu başarıyı silahla elde ettik” dedi, “şu ana kadar. Terörle, kan akıtarak elde ettik. Bundan sonra da terörle ve kan akıtarak elde edeceğiz” dedi. Adamlar daha hala barıştan bahsediyorlar. Olmaz böyle bir şey. Adamlar böyle bir şeye yanaşmaz. Çözüm bilimsel moral mücadeledir. Yani anti-Marksist, anti-Darwinist, antikomünist faaliyettir. Moral yönden çökertilebilir, başka türlü çökertilemez. “İç savaşın herhangi bir ahlaki suçlaması, Marksist açıdan kesinkes benimsenemez”diyorlar. Bak; “iç savaşın herhangi bir ahlaki suçlaması” yani “niye Mehmetçiği şehit ettin? Niye evleri bombaladın?” diyemiyorsun Marksist’e. Adam diyor ki; “Marksist açıdan kesinkes benimsenemez” diyor. “Sen ne konuşuyorsun?” diyorlar, “sen neden bahsediyorsun?” diyorlar. “Ev de yıkacağız, okul da yıkacağız, polis de öldüreceğiz, asker de öldüreceğiz. Böyle bir ahlak yok” diyor, “Marksizm’de” diyor, “Marksist düşüncede.” Bir din Marksizm. Adamlar da sakin sakin onlarla sohbet edip onları iknaya çalışıyorlar. Öyle bir konu yok. Bak, komünistlerin görüşünü Lenin nasıl açıklıyor bak. Marksist, Leninist düşüncenin pratisyeni, yani pratik uygulayan adamı, ne diyor Lenin? “Sosyal demokratların” var ya Türkiye’de sosyal demokratlar, işte kimse artık veyahut başka yerlerde, “gururla ve böbürlenerek, ‘biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz; biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz’ dediklerini görünce kendime soruyorum” diyor Lenin, “‘bu adamlar ne söylediklerinin farkındalar mı?’ diyorum” diyor. “‘Ne konuşuyorsunuz?’ diyorum” diyor, yani anormal oldukları kanaatinde. “Ülkenin her yerinde” diyor bak; “kara yüzler hükümetiyle halk arasında silahlı çatışmalar, çarpışmalar oluyor. Devrimin gelişmesinin bugünkü aşamasında bu kesinlikle kaçınılmaz bir olgudur.” Çünkü karşıda bir düşünce, fikir akımı var. Buna karşı fikir akımı var mı? “Yok” diyor adam. O zaman tek yanlı gelişir işte. Anti-Marksist, antikomünist faaliyet şarttır, başka hiçbir açıklaması yoktur. Bak, Lenin diyor ki; “bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, gerçek, silahlı mücadeledir”diyor. Yani; “bizim anlayacağımız dil budur, silahın dışında bir anlatım yoktur”diyor. Deccal de adadan höykürdü biliyorsunuz adam, söyledim ya. “Lan” diyor, “nerenin barışından bahsediyorsunuz siz?” diyor, “silahsız bu iş olmaz” diyor. “Bu mücadele bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir ve yürütülmelidir.” “Küçük gruplar tarafından”, yani çete faaliyeti, gerilla faaliyetinden bahsediyor. “Silahlı mücadele birbirinden kesinkes ayrılması gereken farklı iki amaca yöneliktir. Önce bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere” bak hedefi Lenin belirlemiş, Apo Lenin’in dediğini yapıyor adam. Güneydoğu’da komünistler Lenin’in dediğini yapıyor. Din, dini uyguluyor. Yani Marksist, Leninist dinin ibadetini yapıyor adamlar, olay bu. Bak ne diyor; “önce bu mücadele kişilere,” halka yani ”liderlere” her türlü lider, işte parti lideri olur, siyasi lider olur veyahut sosyal lider olur, bir şeyin lideri “ve ordu ve polisteki görevlilere” yani Mehmetçiğe ve polisteki Mehmetçiğe “suikast yapmayı amaçlar.” “Onları şehit yapmayı amaçlar” diyor. “İkinci olarak, hem hükümete ait hem özel kişilere ait para kaynaklarına el koyar.” “Gasp yapar, hırsızlık yapar” diyor. Sosyal demokratlar da kibar takılıyorlarmış, bak diyorlarmış ki; “biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz.” Onlar da diyorlar ki; “evet” diyorlar, “anarşistiz”, soyguncu olduklarını kabul ediyorlar, hırsız olduklarını kabul ediyorlar. “Çünkü bunu bize Lenin söylüyor” diyorlar. Yani; “Marksist, Leninist olmanın bir gereğidir bu” diyorlar, “siz bunu yapmazsanız çok kötü bir konuma düşersiniz” diyor, “yani asıl Marksist ahlaka uymamış, Marksist ahlak açısından ahlakını kaybetmiş olursunuz” diyor, “dönek olursunuz” diyor. “Oportünist” bilmem ne, artık saydırıyorlar onlar, inşaAllah. Veyahut “sosyal faşist” bilmem ne, vardı bizim zamanımızda. Bak; “el konulan paralar” yani halktan gasp ediyorlar, mesela mafya metoduyla gidiyor, geliyor; “selamun aleyküm” diyor. Mesela fabrika sahibi Güneydoğu’da, Mardin’de; “buyurun” diyor. “Biz PKK’dan geliyoruz” diyor adam, kart gösteriyor. “Ne istiyorsun?” diyor. “Vergi almaya geldik” diyor. “Ne kadar?” “Kazancına bakalım” diyor. Adam mesela; “yüz milyar.” “Tamam, elli milyarını alıyoruz” diyor, “haydi bakalım, bize müsaade” diyor. “Vermiyorum” var mı? Yok; fabrikayı yakarlar. Bak; “el konulan paralar kısmen parti kasasına” PKK’ya,“kısmen özel silahlanma amacına” bunu Lenin söylüyor, bak; “kısmen özel silahlanma amacına” otomatik silahlar alıyor, dürbünlü silah alıyor, el bombası, kalaşnikof bilmem ne; her şey, “ve ayaklanma hazırlığına ve kısmen tanımlamakta olduğumuz mücadeleye katılan kişilerin geçimine gider” yemesi içmesi, ayakkabısına PKK’nın, iti kopuğu var ya onların, “gider.” Büyük el koymalar yapılması gerektiğinden bahsediyor. Evet, şimdi yapılan olay budur Güneydoğu’da. Marksist, Leninist düşünce hakimdir. Dolayısıyla barışla, uzlaşmayla öyle bir olay olmaz, mümkün değil. Tek yapılacak şey, geniş çaplı bilimsel çalışmadır. Amerika’nın yaptığı hataya düşülüyor. Kamboçya, Laos, Vietnam; hepsinde kaybettiler, Kore. Çünkü fikirle karşı koymadı Amerika, dolarla karşı koydu, parayla, bombayla karşı koydu. Fikri yok Amerika’nın. Çünkü Amerika da Darwinist, onlar da materyalist. Sen Darwinist-materyalistsen, Darwinist-materyalist adamla nasıl baş edeceksin sen? Amerika Darwinizmin kalesidir, materyalizmin kalesidir. Yani bütün Darwinist-materyalist hocalar mocalar oradan çıkar, adamlar. Nasıl anlatımlarım?
SUNUCU:Güzel, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Şeyh Efendi.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bu konuyla özel olarak bir haber vardı. ‘96 tarihinde askerlerin bayrak merasiminde, hamile kadın kılığında düzenlediği intihar saldırısıyla, sekiz askerin şehit olmasına, yirmi dokuz askerin de yaralanmasına sebep olan kadının anma törenine BDP’li milletvekili Sabahat Tuncel de katılmış. Kürtlerin bu kadar rahat konuşmalarını ve bu kadar rahat siyaset yapmalarını bu gerillaların bu mücadelelerine borçlu olduklarını söylemiş ve intihar saldırılarını övmüş.
ADNAN OKTAR:İşte Amerika da zamanında gitti Kore’de kabadayılık yaptı, silahla karşı koymaya kalktı. Komünizmin özelliğidir; üstüne gittikçe daha gelişir, kan döktükçe daha gelişir, yani saldırdıkça daha gelişir komünizm. Ama fikirle karşı koyduğunda tuzun suda eridiği gibi erir. Fikre dayanamaz, komünizm çok hassastır fikre karşı. En hassas damarıdır. Yani şah damarı odur. Fikirle yaklaştın mı biter. Ve dindir çözümü. Yani komünizmin karşıtı Kuran’dır. Ama önce felsefi yönden o Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist dinin yok edilmesi lazım, putun yok olması lazım. Put dururken din anlatılmaz. Önce putun yok edilmesi, sonra dinin anlatılması gerekir. Anlamazlıktan gelirlerse, adamlar devam ederler. Yani kabadayılık üstüne kabadayılık yapıyorlar, buradan da ihtiyarlar gidiyor onların yanına; “işte böyle diyorlar, aman, bizi ezeceklermiş” bilmem ne, falan feşmekan. Yani onların kabadayılıklarını bize gelip anlatıyorlar. İş kabadayılığa kalırsa, biz millet olarak kabadayılığın ne olduğunu biliriz, onu söyleyeyim. Fakat biz akılla fikirle bitireceğiz, düşünceyle bitireceğiz. Bak diyor ki Bediüzzaman… Nerde Sözler? Şualar’da, deccaliyeti bak çok şahane anlatıyor burada Bediüzzaman. Şimdi Risale-i Nur’da hemen bir yeri bulmak o kadar kolay değildir, üstad olmak lazım.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Kat'i ve sahih rivayette var ki: ‘Hz. İsa Mesih Aleyhisselam büyük deccalı öldürür.’
Allahualem Vel'ilmü indAllah, bunun da iki vechi var. Bir vechi şudur ki: Sehr” yani sihir “ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidraci harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mucizatlı (mucize gösteren) ve umumun makbulü (bütün Müslümanlar’ın makbulü) bir zat olabilir” şahıs değil, “bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alakadar” yani herkesle alakadar “ve ekser insanların” yani dünyadaki insanların büyük bir bölümünün “Peygamberi olan Hazret-i İsa Mesih Aleyhisselam'dır” diyor. “Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal'in teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azameti” yani Marksist, Leninist, komünist cereyanın, Darwinist, materyalist cereyanın “azameti ve heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek, ve inkar-ı uluhiyet” Allah’ı inkar etme fikri “olan fikr-i küfrisini mahvedecek olan İsevi ruhanileridir ki;” Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte hareket edecekler “İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezc ederek” yani İslam’a tabi olarak, Kuran’a tabi olarak “o kuvvetle onu dağıtacak ve manen öldürecek.” Yani; “bu dünyadaki Darwinist-materyalist sistemi bu şekilde yok edecekler” diyor. “Hatta, ‘Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi (a.s.)'a namazda iktida eder, tabi olur’ diye Peygamberimiz (s.a.v.)’in rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kuraniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder” diyor.Özetle; Bediüzzaman bu düşüncenin süratle yayılacağını, buna karşı ancak Mehdiyet’in karşı koyabileceğini söylüyor Bediüzzaman, onu da göstereyim.
ALTUĞ BERKER: Amerika’da Watson Enstitüsü’nün yayınladığı bir raporda; Irak, Afganistan ve Pakistan’daki savaşın Amerika'ya maliyetinin 3.7 trilyon dolar olacağı bildirilmiş. Bundan evvel, Amerika Maliye Bakanlığı, savaşın Amerika’ya toplam maliyetini bir trilyon dolar olarak açıklamıştı. Watson Enstitüsü’nün açıklanan raporunda ise Amerika’ya toplam maliyetin 3.7 trilyon doları bulacağı ve bu rakamın 4.4 trilyona da çıkabileceği belirtilmiş. Ölenlerin sayısından bahsetmiş rapor. Doğrudan savaş nedenleriyle iki yüz yirmi dört bin ile iki yüz elli sekiz bin kişi arasında ve bu sayının yüz yirmi beş binini Iraklı sivillerin oluşturduğunu rapor söylemiş.
ADNAN OKTAR:Amerika bol bol bomba yağdırır. Halktan parayı toplar, Amerikan halkından. Bomba yapar. Fabrikalara verir onu. Fabrikalar zengin olur. O malzemenin, bombanın mutlaka bir yere atılması gerekiyor. Amerikan silah sanayi cayır cayır silah üretiyor. Stoklanıyor doluyor. Geliyorlar Amerika’da Amerkan derin devleti, diyorlar; “her yer silah doldu, ne yapacağız?” “Kolay” diyor, “ne yapacağız? Beş dakikalık işi var” diyor, “bir bakalım haritaya” diyor, “neresi müsait?” “Libya müsait” diyor. “Başka?” “Cezayir de müsait” diyor, “Afganistan, mis gibi buralar çok iyi” diyor, “tamam” diyor. “Hemen bir provokasyon oyun yapalım” diyor, “asker sevk edelim. Yağmur gibi yağdırırız bombayı” diyor, “ne olacak?” diyor ve bombayı tüketmiş oluyorlar. Fabrikalara diyorlar; “daha varsa malınız alalım” diyorlar. Amerikan halkı da çalışıyor, cayır cayır çalışıyor, fabrikalara cayır cayır para gidiyor. Bir avuç zengin Amerika’yı yönetiyor, üç yüz kişi falan toplam.
Bak diyor ki, Bediüzzaman; “çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resul’ün temsil ettiği kudsî cemaatinin” Hz. Mehdi (a.s.) var ve cemaati var ve onun temsilcisi de Hz. Mehdi (a.s.) “şahs-ı mânevîsinin” bak Hz. Mehdi (a.s.), cemaati var ve şahs-ı manevisi var; üçü birlikte tek parça, üç parçadan oluşuyor; şahıs, talebeleri ve sahs-ı manevisi. Çok makul, değil mi? Şimdi ben burada bir şahısım, sizin de talebem olduğunuzu farz edelim, bir de burada şahs-ı manevi meydana geliyor. Veyahut mesela Berker Hocam şeyhimiz.
ALTUĞ BERKER: Estağfiğrullah.
ADNAN OKTAR:Biz de talebesiyiz, bir şahs-ı manevi meydana geliyor.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlâhiye’den bekliyoruz. Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) üç büyük vazifesi olacak”. Ölüyken değil; diriyken. Bu çok önemli. Orada samimiyetsizlik yapmasınlar. Bak; “birincisi” diyor, komünizmin, komünist, Darwinist, materyalist düşüncenin, PKK’nın belini kıracak sistemi açıklıyor Bediüzzaman. “Fen ve felsefenin tasallutuyla”. Neymiş? Fen ve felsefeyle karşımıza çıkıyorlar. PKK neyle çıkıyor karşımıza? Fen ve felsefeyle çıkıyor. PKK bir ideolojidir, düşüncesi var adamların. Akşama kadar kitap okuyor bu herifler, komünistler. Darwinizmin eserlerini, Darwin’in kitaplarını okuyorlar. Lenin’in, Marks’ın, Stalin’in; hepsinin kitaplarını okuyorlar. Akademi bilmem ne diye orada uydurma akademiler kurmuşlar, gece gündüz bu herifler okuya okuya hepsi gözlük olmuş zaten. Eğitim görüyor herifler. Bak; “fen ve felsefenin tasallutuyla”. “Tasallut da etmiştir” diyor, “fen ve felsefe.” Fen nedir? Biyoloji, fizik, astronomi ve arkeoloji, paleontoloji, mikro-biyoloji; hepsi. “Fen ve felsefenin”. Fenden kaynaklanan felsefe nedir? Biyoloji felsefesi; Darwinizm. “Fen ve felsefenin tasallutuyla” yani Marksist, Darwinist, materyalist felsefenin “tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu” yani maddeci, Marksist, Leninist düşünce “ve tabiiyyun” yani Darwinizm “tâunu” bak veba diyor, “taun” veba “beşer içine intişar etmesiyle” İnsanlık içinde gelişmesiyle. Hangi beşer? Bak, Güneydoğu’da da gelişti, Kamboçya, Vietnam, Çin; her yerde olay gelişiyor. Suriye’de sel gibi kan akıtan kimler? Komünistler. O beyinleri patlamış kardeşlerimizi gösterdiler, şehid olmuş; gördün mü dün?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Kim yapıyor? Baas Rejimi, komünistler. “Beşer içine intişar etmesiyle her şeyden evvel”. Hz. Mehdi (a.s.) ne yapıyormuş? Her şeyden evvel hayatın bütün sosyal yönlerinden çekiliyor. Bak; “her şeyden evvel, felsefeyi”. Hz. Mehdi (a.s.) neyle çıkıyor? Silahla mı çıkıyormuş? Felsefeye felsefeyle çıkıyor. “Ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Elinde ne kılıç var ne tabanca var ne tüfek var Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Ne varmış? “Felsefeyi ve maddiyun fikrini” yani Darwinizm ve materyalizm fikrini “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Silahı bilimmiş ve felsefeymiş, bunu görüyoruz, Hz. Mehdi (a.s.)’ın silahı bu. “Kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek”. Yani Müslümanlar’ın da Darwinist materyalist olmasını engelliyor. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”. Bak, Hz. Mehdi (a.s.) ne yapıyormuş? Dünya’yı bırakmış, dünya ile işi yok. Evlenmiyor, onun için evlenmiyor. Evlenmemesinin nedeni budur. Malının olmamasının nedeni de budur. Bak; “bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”. Her şeyi bıraktığında ne oluyor? Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmiş oluyor. “Her şeyi bırakmakla çok zaman”. Çok zaman ne demek? Gün yirmi dört saatse; yirmi saati, on sekiz saati. “Çok zaman tetkikat ve meşkuliyeti iktiza ettiğinden” sürekli araştırma ve inceleme gerektirdiğinden “Hz. Mehdi (a.s.)’ın o vazifesini” yani Darwinizmi ve materyalizmi yıkma vazifesini “bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Bak; “ne vakti, ne de hali müsaade edemez” diyor. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihedindeki saltanatı onunla iştigale vakit bırakmıyor” diyor. Yani; “Mehdilik halleri, Mehdilik cezbesi, Mehdiyet faaliyetleri onunla ilgili faaliyete vakit bırakmıyor” diyor, yani “o vakti dar” diyor. “Herhalde” diyor, büyük söylememek için ama bak. Gördüğünü anlatıyor. “Herhalde” diyorsa gördüğünü anlatıyor demektir. “O vazifeyi” yani Darwinizm ve materyalizmi çökertme vazifesini, “ondan evvel bir taife bir cihette görecek”. “Taife”, Müslümanlar’a taife demez Bediüzzaman. Gayri Müslimlerin çalışmasını söylüyor. Yani; “Avrupa’da bir kısım bilim adamları Darwinizm-materyalizm aleyhinde çalışmalar yapacaklar” diyor, “bilimsel deliller oluşturacaklar.” “O zat” Hz. Muhammed Mehdi (a.s.), “o taifenin” yani Avrupalıların, gayri Müslimlerin yaptığı Darwinizm ve materyalizm aleyhinde yaptığı faaliyetlerin, anti-Marksist faaliyetlerin bilimsel sonuçlarını “uzun tedkikatıyla yazdıkları eserleri”. Bak, “uzun tedkikat”. Çünkü laboratuvara giriyor adam, taşları kayaları eşiyorlar, değil mi? Paleontologlar gece gündüz Avrupa’da çalışıyorlar, dünyanın her yerinde. Hz. Mehdi (a.s.) bunu yapamaz. “Onlardan hazır gelen bilgiyi” bak, “uzun tedkiklerle yazdıkları eserleri kendine hazır bir program yapacak.” Yani hep hazır eserlerden istifade edecek; Risale-i Nur’dan, bu bilim adamlarının eserlerinden. Onu ayrı belirtiyor yalnız. Bu felsefeyle ilgili kısım, o ayrı. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Şimdi, “Hz Mehdi (a.s.)’ın birinci vazifesi Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist sistemi yıkmaktır” diyor. “Bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas” samimiyet, “sadakat” delicesine sadık “ve tesanüt” tam böyle birbirlerine bağlı “sıfatlarına tam sahip olan” yarım değil bak “tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” Hepsi değil şakirtlerin, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin tamamı bu işle ilgilenmiyor. Mesela belki yirmi kişi veyahut otuz kişi bu konuyla ilgileniyor. “Bir kısım şakirtlerdir.” “Darwinizmin materyalizmin yıkılmasında faaliyet yapan, Hz. Mehdi (a.s.)’a yardımcı olan, kitapların hazırlanmasında bir ekibi var” diyor Bediüzzaman. “Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kıymetli ve kuvvetli sayılırlar.” “Kahredici bir güce sahip olacaklar” diyor, “dünya çapında.” İkinci, üçüncü vazifelerini de anlatıyor Bediüzzaman. Evet, bilmem anlatabiliyor muyum?
SUNUCU:Estağfiğrullah.
ADNAN OKTAR:Onun için, yani şu anda hükümetin güçlü olmasının nedeni de Mehdiyet’in kahredici gücüyle komünist düşünceyi, Marksist, Darwinist düşünceyi yerle bir etmesidir. Hükümetin eli güçlendi şu an. Yüzde ellinin kökeninde de o var, son derece rahat. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün de bu kadar süklüm püklüm ve perişan olmasının nedeni yine fikren yenilmeleridir. PKK’nın kudurmasının nedeni de, o hanzolara Mehdiyet’in elinin yetişememesidir. Çünkü dağlık bölge, Ye’cüc Me’cüc zuhuru var orada. Dağlık bölge olduğu için oraya Mehdiyet yetişemiyor; konu bu. Yoksa orada da yerle bir ederdi Hz. Mehdi (a.s.). Radyo yok, televizyon yok, kitap yok; adamlar hayvan gibi yaşıyorlar orada, dağın tepesinde. Tek yanlı komünist düşünce alıyorlar, Marksist, Darwinist. Ama en vahimi ne biliyor musun? Adamlar mesela ilkokul mezunu, cahil adamlar; “hoş geldin” diyor, devletin bastırttığı biyoloji kitabını açıyor, ortaokul ve lise. “Siz” diyor, “yeni başladığınız için, kolaylık olsun size” diyor. “Bak, insan nasıl yaratılmış size anlatalım” diyor. Devletin kitabından Darwinist, materyalist düşünceyi onlara anlatıyor, diyalektik felsefeyi anlatıyor. Devletin bütün kitaplarında Darwinist, materyalist düşünce anlatılıyor. “Allah yarattı” denmiyor. Öyle olunca adamların eli kuvvetleniyor işte. Ve adamlara biz de Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olarak şu an bir şey yapamıyoruz. Ben şimdi Mardin’e gidip tebliğ mi yapayım dağların tepesinde adamlara, yani elimizde kitapla? Herifler silahla karşımıza çıkıyor, kitap ile çıkmıyor ki karşımıza. Devletin televizyonu var işte. Onun için diyoruz, şu şeş mi beş mi; mesela onu verebilirler, yarım saat bir saat bir imkanımız olsa. Devletin profesörleri var. Biz anlatalım, gitsin devletin profesörü anlatsın. “İlla biz çıkalım” demiyoruz. Ama onlar beceremiyorsa biz çıkalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka da çözümü yoktur. Yani; “gelin gençler size çorba yapalım, anneniz sizi bekliyor. Ayıp yapıyorsunuz, dağın tepesinde ne işiniz var? Gelin işte dağdan inin, bağda siyaset yapın.” Adamlar geldiler dağdan, hemen komünist propagandaya başladılar. Ben dedim; “bak bu herifler” dedim, “şimdi propaganda yapacak, komünist propaganda yapacaklar” dedim. Komünist propaganda yaptıkları için yakalandılar, onlar da apar topar geri kaçtı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Gelir gelmez söyledim; “bunlar propagandaya gelmişler, komünist propaganda yapacaklar” dedim. Adam Lenin gibi bakıyor, gözlüğü düzeltiyor böyle. Herif ayar olmuş yani, onun için gelmiş.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ruh güzelliği çok önemlidir. Sen, ruhun çok çok güzel, kişiliğin çok güzel. Teknik güzelliğin üstünde o kadar durma.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Yani karakterin çok güzel, o da sana güzel bir yansıma olarak yüzünde oluşuyor. O yüzden de seni çok seviyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Merhum Alparslan Türkeş’in ‘80 İhtilali yargılaması sırasında bir konuşması var. Onu kısaca okuyabilir miyim Hocam? Kaderi ve tevekkülü hatırlatan bir konuşması, şöyle diyor; “Elhamdülillah, inanmış samimi bir Müslümanım. Fanilik hissine aşinayım. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu biliyorum. Şu anda burada bulunuşumuz da inanıyorum ki her şeyden önce bir kader tecellisidir, İlahi bir imtihandır. Sabır ve şükürle karşılıyor ve bu imtihandan da yüz akıyla çıkmayı Allah’ın bize nasip etmesini niyaz ediyorum. Rahmet ve şaşmaz adalet ümidimiz yalnız Allah’tandır. Ben burada önce Allah’ın huzurunda, sonra tarihin ve milletin huzurunda olduğumun huşu, mesuliyet ve vakarı içinde konuşacağım. Benim için bir hesap verme bahis konusu ise, o hesabı milletime ve tarihe vereceğim. Türk Milletinin vicdanında teşekkül edecek olan hüküm ve tarihin hükmü, mahkemenin hükmünden önde gelir. Huzur-u İlahiye yüz akıyla çıkmaktan başka bir endişeye gönlümde yer yoktur” demiş.
ADNAN OKTAR:Yani ancak bir mürşid, bir veli böyle konuşabilir, maşaAllah, muhteşem. Başbuğ beş vakit namazındaydı, biliyorsun, hacıydı.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok çok dindardı ve muazzam ilmi vardı. Yani en az bir müftü kadar ilmi vardı, maşaAllah. Çok acayip genel kültüre sahip bir insandı. Yani sosyal kültür, siyasi kültür, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, fıkıh; çok güzel bilgiye sahip bir insandı. Nefis hitabeti olan ve çok zeki, değerli bir insandı. Allah rahmet etsin. Onun için Başbuğ’u asla unutturmayacağız, inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfiğrullah Hocam. Ben, evrimcilere bir fosil, her zamanki gösterdiğiniz delilli konuşma. 95 milyon yıllık yılan balığı; bakın, en ufak detaylarına kadar, kılçıklarına kadar burada belirgin. Yılan balığı henüz günümüzde yaşıyor. 95 milyon yıl önce nasılsa günümüzde de aynı, hiçbir değişiklik yok. Evrimciler, Darwinistler; “değişti, evrim oldu böylece de” diyorlar. Değişmediğinin kanıtı işte, yaratılışın delili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Beril Hocam ne anlatayım?
SUNUCU:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Ama komünizmle, Darwinizmle ilgili konuşmalarınız çok güzel oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Komünizme karşı mücadelede, zamanında 1960’larda da o zamanlar vardı ama ilmi mücadele şu an çok güçlü.
“Maddiyunluk (ateist ve materyalist ve Darwinist felsefeler)” -Bediüzzaman’ın konuşması- “manevi taundur (vebadır)” diyor Bediüzzaman. Bak; “maddiyunluk” ateist, materyalist, Marksist, Darwinist felsefe, yani komünist, Leninist düşünce “manevi taundur ki, beşere (bu insanlığa) bu müthiş sıtmayı tutturdu”. Yani; “insanlığı titretiyor” diyor. “Ve Gazab-ı İlahi’ye çarptırdı.” “Ve büyük bir bela geldi insanlara” diyor. “Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü ettikçe”. Bak ‘telkin’, anlatım. Apo’nun konuşmalarına baktım; çok bilmiş. Böyle, üslubundan örnekler de veririm, acayip bilmiş. Bir kısım hırbolar da onun öyle bilmiş üslubundan etkileniyorlar. Halbuki hep ezberleme oradan buradan. Yani klasik hanzodur aslında, hiçbir şey bildiği yok, inşaAllah. Bak; “telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü ettikçe (geliştikçe) bu taun da (bu veba hastalığı da) tevessü eder (gelişir)” diyor Bediüzzaman. Yani; “komünizm gelişir” diyor, “Darwinist-materyalist düşünceyle.” “Telkin ve tenkid kabiliyeti”. Hem telkin yapıyorlar, bir de karşı tenkitte bulunuyorlar; İslam’ın aleyhinde konuşuyorlar, mesela hükümeti eleştiriyorlar, başka karşıt düşünceleri eleştiriyorlar, sürekli tenkit. Onlarda dikkat edersen geceli gündüzlü bir eleştirme sistemi vardır. Bağıra çağıra sürekli eleştiri yaparlar ve sürekli de dağda da telkin yapıyorlar. “Bunu yaptıkça” diyor, “bu hastalıklar tevessü eder, gelişir” diyor. Buna karşı antikomünist faaliyetin dışında, anti-Darwinist faaliyetin dışında bir yol yok.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bak; “tabiiyyun, maddiyyun” yani Darwinist, materyalist, Leninist “felsefeden tevellüd eden (doğan) bir cereyan-ı Nemrudane” bir deccaliyet, yani Nemrut cereyanı gibi, ondan çıkan; ‘Nemrudane’ demek, yani Nemrut’a benzeyen, deccala benzeyen fikir, “gittikçe âhir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla” yani materyalist, Darwinist felsefe vasıtasıyla “intişar ederek (yayılarak) kuvvet bulup, Uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkâr edecek bir dereceye gelir.” Şu anda da öyle; PKK, toptan -haşa- Allah’ın düşmanı oldular.
“Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun (materyalist, Darwinist, Lenininst) mezhebinin başına geçen o eşhas (şahıslar)” işte Apo, Lenin, şu bu deccallar “kuvvetleri nispetinde kendilerinde bir nevî rububiyet (terbiye edicilik) tahayyül ederek” yani kendini üstad gibi görerek “raiyetini (saygısını) kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârâne (kulluk ederek) serfüru ettirirler”. Yani; “kendilerini -haşa- Allah gibi gösterip, başa geçip onları yönlendirirler” diyor.
“Büyük Deccal, şeytanın iğvası (telkinleri) ile ve hükmü ile şeriat-ı İseviye'nin ahkâmını (İseviyet’in hükümlerini) kaldırıp Hıristiyanlar’ın hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını) idare eden rabıtaları (birleştiren unsurları) bozarak, anarşistliğe ve Ye'cüc ve Me'cüc'e zemin hazır eder.” Şimdi al işte Güneydoğu’da olan o. Yani önce manevi rabıta, din ortadan kaldırılıyor; sonra anarşi ve Ye’cüc-Me’cüc hareketi başlıyor.
“Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği Kuran ahlakının gereklerinin) ebedi bir kısım ahkâmını (hükümlerini) nefis ve şeytanın desiseleriyle” yani insanın nefsinin ve şeytanın desiseleriyle, mesela Darwinizm materyalist aldatmacalarla “kaldırmaya çalışarak hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak,” sevgiyi, kardeşliği, barışı, merhamet, koruyup kollama; bunları bozarak “serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer” deccal, deccaliyet; “hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz.” Yani; “şiddetli bir zapttan başka, muhafazaları mümkün olmaz” diyor, “acayip saldırganlaşırlar” diyor. Bak; “bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açarlar” diyor Bediüzzaman. Şu anda karşılaştığımız olay bu. Ve tek çözümün ilmi olduğunu söylüyor Bediüzzaman da. Bu ilmi çözümü de Mehdiyet’in yapacağını söylüyor. Bediüzzaman Darwinizmi hiç ellememiştir, tamamen Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. Darwin’in ismini hiç ağzına dahi almamıştır. Hâlbuki Darwin o zamanlar çok meşhurdu, Bediüzzaman’ın zamanında. Herkesin adını ağzına almıştır, onun adını ağzına almamıştır; Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. “O yapacak” diyor.
“Hazret-i Mehdî (a.s.)’ın cemiyet-i nuraniyesi” bak, Hz. Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var, “Süfyan komitesinin” yani bu Hafız Esad’ın meydana getirdiği bu Baasçı rejim, sosyalist-komünist düşüncenin “tahribatçı rejim-i bid’akârânesini” tahribat yapan rejim; şu an Suriye’yi ne yaptı? Kan revan içinde bıraktı. ‘Bid’atkâr’ ne demek? Abuk sabuk yeni düşünceler, işte Darwinist-materyalist düşünceler. “… tamir edecek” Hz. Mehdi (a.s.)’ın vazifesi bu; “tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek” yani Asr-ı Saadete yeniden döndürecek “yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediye’yi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediye’yi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi” yani iddia edilen Ergenekon terör örgütü, “Hazret-i Mehdî (a.s.)’ın ve cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülüp, dağıtılacak.” Fikir sistemiyle, bak; “manevi kılıç” diyor, “maddi kılıç” değil. “Öldürülüp dağıtılacak”; şu an yapılan da budur. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün dağıtılmasının sebebi Mehdiyet’tir, inşaAllah. Hafız Esad Rejimi’nin çökmesinin nedeni de yine Mehdiyet’tir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bu teröristbaşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi savunmasında, 2007’de, daha hemen başında evrimi anlatmaya başlıyor.
ADNAN OKTAR: E bak, buyur.
ALTUĞ BERKER: “Evrim kuramının antropolojiye uygulanmasıyla, ilkel primatların insanların ilk maymunsu ataları altmış milyon yıl önce oluştukları, yirmi milyon yıl önce de iklimsel koşullar sonucu Doğu Afrika’da ilkel araçlarla iki ayağı üstünde yürüyen türün gelişme gösterdiği kanıtlanmaktadır” diyor. “Yabanil toplum aşamasında insan grupları, bir nevi gelişkin hayvan topluluklarının düzenini yaşıyordu” diyor.
ADNAN OKTAR: Adam sığır gibi kokuyor, göbeğini haşırt haşurt kaşıyor, filmi var, isterseniz gösterteyim; ondan sonra Darwinizmi anlatıyor. Oradan buradan, dergilerden mergilerden okuması. Darwinizm hakkında Darwinizmin ‘d’sini bilmez. Yani bir proteinin molekül yapısını bilmez Abdullah Öcalan, bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini bilemez. Tesadüfen meydana gelemeyeceğini aklının ucundan dahi geçirmez. Ona göre protein çok rahat oluşabilen bir şeydir; bilmiyor. 350 milyon fosil olduğundan da haberi yok, yaratılışı ispat eden. Tek bir tane ama bir tane Darwinizmi destekleyen delil yok, bir tane paleontolojik bulgu yok. Bundan da haberi yok Abdullah Öcalan’ın. Cehalete dayanan bir sistem var. Kimseyle görüştürmüyorlar PKK militanlarını. Adamlar zır cahil. Tek yanlı kırk yıl, elli yıl, altmış yıl öncesinin bilimini onlara aktarıyorlar. Onlar da kendilerini filozof zannediyor, adam gözlük düzelterek geziniyor. Görsen, acayip bilmişler PKK’lılar. Çok şey biliyor! Hiçbir şey bildikleri yok. Bir proteinin yapısını sorsan, git, istersen denesinler, gidin sorun Abdullah Öcalan’a, avukatları gidip sorsunlar; “bize bir proteinin yapısını anlat bakayım” desinler. Haberi bile yok, bilmez. Bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi? Bir sorun bakayım. O der; “gelir” der. Halbuki bilim adamlarının hepsi, yani inanan-inanmayan hepsi biliyor ki; bir proteinin meydana gelmesi için başka bir proteine ihtiyaç var. Bitti. Sıfır ihtimal. Mümkün değil. O zaman ne ortaya çıkıyorsunuz kardeşim? 350 milyon fosil var, biz gece gündüz gösteriyoruz; PKK bize bir tane fosil gösterebilir mi, bir tane? Yok. Boş bir ideolojinin üstüne komünist ideolojiyi, elli yıllık, altmış yıllık bayat ideolojiyi kaynatıp milletin önüne getirdiler Güneydoğu’da. İnsanların da kitap okuma imkanı olmadığı için… Radyo, televizyon seyredemiyorlar; sadece bunların programlarını seyredebiliyorlar. Yasak, başka radyo da dinlettirmiyorlar, başka gazete de okutturmuyorlar; sırf kendi yayınlarını izletiyorlar. Cehalet bir yandan, baskı bir yandan, ölüm tehdidi bir yandan; o ortamda PKK’nın düşüncesi gelişiyor. Karşı atak da olmadığı için, cevaplama da olmadığı için adamlar elini kolunu sallayarak bu bayat ideolojiyi kaynatıp kaynatıp milletin önüne getiriyorlar. Baş edilemiyor bak görüyorsun şu an. Baş edilmesi için bilimsel çalışma şart. Milyonlarca kere söyleyeceğim gerekirse; bilimsel çalışma şart. Önümüzü açsınlar, biz bunu yapalım. Yolumuzu açsınlar. Veyahut devletin profesörleri, doçentleri var, biz yardımcı olalım, gidip anlatsınlar. Radyo yayınını durduramazlar, PKK mecburen dinleyecek Güneydoğu’da. Kitap dağıtsınlar, devlet dağıtsın. Biz nasıl dağıtalım? Şimdi ben Mardin’de kitap mı dağıtayım yani? Ne maddi yönden imkanım olur ne de güvenlik yönünden. Ben silaha karşı kitapla nasıl mücadele edeyim ben onlarla? Ev ev dolaşıp kitap dağıtsınlar. Anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist kitap dağıtılması lazım. Halkın aydınlatılması lazım. Halka konferanslar verilebilir. Ev sohbetleri yapılabilir. Ama bu güvenlik güçlerinin desteğiyle olur. Biz bunu nasıl yapalım? Devlet bize güvence versin, yapalım. İki aya kalmaz biter. En fazla iki ay yani. Bu kandırmaca devam ettiği müddetçe adamlar kendinden çok emin, acayip bilmişler. Konuşmalarını bir görseniz! Zır cahil adam, ama tek yanlı bilgiye sahip olduğu için; “cahil cesur olur” derler, cahil cesareti var ve hepsi de ölümü göze almış adamlar. “Anneniz sizi özlemiştir evladım” diyor, “anneniz size çorba yapmıştır” diyor, “gidip çorbanızı için.” Dalga geçer gibi, adamları kızdırıyorlar yani. Çorbayla morbayla ne alakası var bu işin? Dünya çapında bir komünist ideoloji var ve bütün komünistler de, militan olanların hepsi ölmeye hazırdır. Ölümü isterler adamlar. Ne çorbası? Ya proleter dünya devrimi, proletarya diktatörlüğü; ya ölüm onlar için. Onun için, bölgesel bir talep yok -bölgesel talebi de kabul etmeyiz ayrı mesele de- bölgesel bir talep yok; bütün Türkiye’yi komünist yapmak istiyorlar, bütün bölgeyi komünist yapmak istiyorlar. İran’ı da komünist yapmak istiyorlar. Sonra da “Armagedon’u çıkaracağız” diyorlar. Amerika devreye girecek güya, kendi kafasınca. Amerika’nın pestilini çıkarırlar sonradan onlar. Amerika içten içe gidiyor zaten, Amerika’nın bir gücü yok. Yemek yemeğe para bulamıyorlar. Bütün millet çöplükten yiyecek topluyor. Onlar, ha bire Amerikan silah sanayine malzeme oluşturmak peşindeler. Garibim, Müslümanlar’ın tepesine yağmur gibi bomba yağdırıyorlar. Olur ya hani, it çakal bazen gelir insana omuz vurur, “ne diyorsun hemşerim?” kavga çıkartır; Amerika böyle. Libya’ya gitti, beş dakikada kavga çıkarttı bak, olay çıkarttı, birbirine kattı ortalığı. Her tarafa bomba atıyor herif; isyancılara da atıyor, karşı tarafa da atıyor, araziye de atıyor. Bomba tükensin yeter ki. Boş araziyi de bombalıyorlar, fabrikalara atıyor, her yere atıyor bombayı yağmur gibi. Afganistan’da yağmur gibi bomba yağdırıyorlar her gün havadan. Ondan sonra da halktan yine para topluyorlar, yine silah sanayine gidiyor. Çünkü uçak sanayi var mesela. Çok bunlar büyük sermayeler, vahşi kapitalizmin kanlı elleri bunlar. Mesela jet uçağı fabrikası var adamın. Jet uçağı sürekli kullanılacak, hurda olacak ki adam yeni uçak yapsın, devreye soksun. Uçaklar gıcır gıcır bekliyor, adamlar darlanıyorlar. Olmaz, onların kafasına göre. Ne olması lazım? Onların kullanılması gerekiyor. Bombanın kullanılması gerekiyor, roketlerin kullanılması gerekiyor. Mesela bir roket, mesela Türk parasıyla yüz milyona mal oluyor, yüz milyon liraya mal oluyor yahut milyarlarca lira diyelim. Bir atışta bitiyor. Adamlar, takırt, gidip parayı ödüyorlar onlara. Berker Hocam ne diyorsun anlattıklarıma? Haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER:Estağfiğrullah Hocam. Çok haklısınız. Vietnam’ı örnek göstermiştiniz. Amerika üç yıl içinde 500.000 ton bomba atmış. Ondan sonra da kaçıp gitmiş oradan mücadele edemeyip.
ADNAN OKTAR:Bak, 500.000 ton! Aklınıza karabiber suyu ekeyim ben. Artık şu akılsızlığa bak! 500.000 ton bomba atacağına, 500.000 ton kitap atsana, akılsız adam. Daha ucuza gelir sana. Beş dakikada bitirirsin. Ama adamlarda fikir yok ki, kafa yok, iman yok. Neyi anlatsın? Teslis inancı var. İnanmıyor zaten, kendi de inanmıyor, imansız. İnanmadığı için inanmadığı bir şeyi anlatamıyor. O da Darwinist-materyalist, o da Darwinist-materyalist. Kiminle savaşıyorsun sen o zaman?
ADNAN OKTAR:“Sevgili Hocam, yine çok şık görünüyorsunuz” diyor. Evet, doğru. “Allah razı olsun Hocam. İslam’a hizmet ediyorsunuz Hocam” diyor, “anlamadığım tek konu şu;” diyor, “yayınlarınızda sürekli güzel ve makyajlı bayanlar” diyor, “oluyor” diyor. “Bunun hikmeti nedir?” diyor. “Bayanlar konuşmuyorlar” diyor. Ne yapayım bak? Görüyorsun. Söz, konuşacaksın. Söz ver, duyayım.
SUNUCU:Söz.
ADNAN OKTAR: Söz?
SUNUCU 2: Söz.
ADNAN OKTAR: Kadınlar dünyanın en güzel, en tatlı varlıklarıdır. Benim içim açılıyor bunları görünce, açıkça söyleyeyim. Yani adrenalin geliyor böyle. Dünya tatlısı, bakışları çok şeker. Sevgisi hoşuma gidiyor, iltifatı hoşuma gidiyor. Onların beni sevmesi hoşuma gidiyor, benim onları sevmem hoşuma gidiyor. Yani biraz deli gönüllüyüm. Allah’ın delisiyim ben. Sevgiden hoşlanan bir insanım. Ben öyle kemik kafalı herifler gibi yapamıyorum, darlanıyorum yani. Hoşlanmıyorum yani. Sığır gibi adamlar var ya bazı yerlerde. Ağır ağır, aksak aksak konuşuyor, suratında böyle ruhsuz, uğursuz bir şey var, tam taş kafa yani. Tek kelime sevgi yok, tek kelime coşku yok. Allah’tan bahsetmez. Bahsederse riyakârca bahseder. Ne fikir savunduğu belli değil, ne anlattığı belli değil. Bak, çiçekten hoşlanıyorum, bu bile, suni; hoşuma gidiyor. Kalem mesela, bak, çok güzel kalemim, bak gösteriyorum, şahane; hoşuma gidiyor. Güzellik hoşuma gider. Beril güzel mesela, hoşuma gidiyor. Bu sevimli, benim canım çok güzel; bu benim bir tanem çok güzel, doğru mu? Sen kendini güzel değil zannediyorsun ama sen güzelsin. Ben seni çok seviyorum ve beğeniyorum. Sen yanlış biliyorsun. Sen bana inan, ben yalan söylemem, inşaAllah. Bu bir coşkudur. Benim milletimin insanları da çok güzel. Mardin’e giderim ben, dedeleri severim, anneler var, yaşlı anneler var, onlar da çok güzel. Tokat’ın bağları güzel, Edirne’ye gideriz, Edirne’nin şivesi güzeldir. İzmir’in denizi, insanları çok güzel, çok şekerdir İzmirliler, çok tatlı insanlardır. Antalya ayrı güzeldir. Deli gönüllü olmak lazım, yani coşkulu olmak lazım, sevgi dolu olmak lazım. Ben hoşlanmıyorum yani öyle kemik, bir garip dünya, ben nefret ediyorum öyle dünyadan, hoşlanmıyorum. Nasıl insanlar? Mesela toplanıyorlar, yuvarlak masa toplantısı, “Naci Bey siz buyurun” filan. Yani acayip gıcık bir üslup. Bu nedir kardeşim? Böyle hayat mıdır olur? Mesela dünya güzeli kız oluyor, acayip tatlı, mesela şu Habertürk’te Pelin Batu var, dünya tatlısı, acayip şeker bir şey. İnsan yani ne diyeceğini şaşırıyor. Çocuğu mahcup ediyorlar, bilmem ne. Tabii bu deminki sözlerim onlar için değil de. Ama yani insan bir iltifat eder. Çok tatlı ya, insanın kanı kaynar. Onun canı yakılır mı? O üzülür mü? O çocuk mahcup edilir mi? Velev ki yanlış söylese bile genç kız mahcup edilir mi binlerce, milyonlarca insanın önünde? Onore edilir genç kız. Hayret ediyorum. Mesela yine çok tatlı bir genç kız var, yine öyle köfte gibi acayip tatlı bir şey, onlarla beraber çıkıyor. Tek kelime ne çocuğa bir iltifat var, ne bir şey var. Dünya tatlısı. Sanki o orada bir taş var sanki. Acayip güzel bir varlık o ve çok tatlı bir varlık o. Yani nasıl insanın dikkati? Yok hükmünde, yani yokmuş gibi, yani üslup -ben bakıyorum- yok hükmünde. Ben yok hükmünde davranmam. Mesela ben bu güzel gözlere yok hükmünde davranmam. Mesela benim canıma yok hükmünde davranmam. Bu tatlı varlığa yok hükmünde davranmam. Seviyorum. Normal insanın böyle olması lazım. Bağa gideceksin, üzümleri seveceksin. Yaprağını hart diye ısıracaksın. Kediyi yakalayacaksın, poposuna vurarak seveceksin. Kuzuyu alacaksın, havalandıracaksın herifi, burnunu ısıracaksın. Birileri yapamıyor bunu. Bir acayip soğuk bir dünya yapmışlar, acayip bir şey yapmışlar. Ne çocuk seviyor… Bazen mağazaya gidiyorum, çok şeker çocuklar var. Yok hükmünde, bak, inanın kimse bakmıyor. Bak, doyamıyorum bakmaya, anormal tatlı. Böyle mesela Çinli çocuklar oluyor, gözleri çekik böyle, burun şu kadar, yani adamın hart diye ısırası geliyor, çok süper tatlı. Böyle rustik bir surat adamlarda yani.
ADNAN OKTAR: Çok katı bir yüz. Ben öyle kemik kafa olamıyorum, olmak istemiyorum. Sevmiyorum ben öyle insanları. Sevgi dolu insanları seviyorum. Mesela bak, Tokat’tan geçen günler bana Tokat ekmekleri göndermiş kardeşlerimiz. Allah razı olsun. Sonradan bana söylediler. Şahane bir şey. Gerçi bayatladıktan sonra getirmişler. Meyve de göndermişler Tokat’tan, çok güzel. Kardeşim, onun bir manevi havası var. Mesela o ekmek bana Tokat’ın havasını getirdi yani. Mesela ekmek olarak sadece orada bir güzellik yok. Orada Tokat’ın güzelliği de var, oradaki insanların güzelliği de var. Hoşuma gidiyor, psikolojik etki yapıyor bana, zevk alıyorum. Uğur Kardeş, anlatabildim mi bilmiyorum, eksikse anlattıklarım.
Bahtiyar Kardeş, Azerbaycan. Erkan kardeşimiz yazmış. “Bugün işyerinde karşılaştığımız bir olayı size anlatmak istiyorum.” Allah aşkına bana özetin özetinin özeti; ben tezcanlı bir adamım, uzun uzun böyle sakin sakin bazı tipler oluyor böyle konuşuyor; ben kısa özlü konuşmaktan hoşlanırım. Yani seri ve direkt şak neyse doğrusu o. Bazı hocaefendiler var, konuşuyor konuşuyor konuşuyor… Adama ben bütün dikkatimi veriyorum. Bir “şahıs” diyor, bir “şahs-ı manevi” diyor; bir bilmem ne diyor, bir “bilmem ne”. “Suyuti şöyle der, Hakim böyle der, şu şöyle”. Sonucu söylesene hemşerim. Neyi anlamıyorsun? İnancını söyle sen. İnanın, dinleteyim size, anlamanız mümkün değil. Sonuçta ne söylediği çıkmıyor, anlaşılmıyor. Ne uzatıyorsun? Mehdiliğe inanıyorsan de; “Hz. Mehdi (a.s.) var” de işte “geliyor” de, bu kadar. Yahut “gelmiştir” de, ne ise. İnanmıyorsan da “inanmıyorum” de. Ne uzatıyorsun? Yani böyle abidik gubidik üslup, gıcık oluyorum yani samimiyetsiz üsluba. Çok gıcık hareketler bunlar. Dürüst olmak lazım. Neye inanıyorsan, şakırt diye onu söyle. Haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Haklısınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hakk’ın Habibi’nin sevgili dostu” diyor, “Yemen ellerinde Veysel Karani” diyor, maşaAllah.
“Hocam Azerbaycan’la ne zaman birleşeceğiz? Lütfen yakın bir zamanda olacağını söyleyin” diyor Burak. Kardeşim, canım ciğerim işte gayret edin. Bu sevgi bağıyla olacak bir şey. Allah vermesin mesela sevgi olmasa, Azerbaycan’la birleşsek; ne olur, birleşsen ne olur? Hiçbir şey olmaz. Pasaportlar kalktığını farz et, vizelerin kalktığını; sevgi yoksa kaç yazar yani? Adam komşusuyla muhattap olmuyor, komşusuyla; sevgi olmadıktan sonra. Desek ki, şimdi biz apartmandayız mesela, bir duvar var; “yıkılsa da şu duvar, komşuyla görüşsek” diyoruz, değil mi? Sevgi yoksa neyine, yıkılsa ne olur o duvar, yıkılmasa ne olur? Bir özlem duyacaksın ki içinde, bir muhabbet olacak ki duvarın yıkılmasının bir anlamı olsun. Onun için sevgi dolu olun. Yani çok coşkulu olun. Sarhoşça bir sevgi, böyle delice bir sevgi olması lazım. Azerbaycan bizim canımız. Ama hükümet bak korkuyor. Ufacık bir şeyden hemen işkilleniyorlar. Bin kişi falan toplanıyor, hemen şey. Kardeşim, rejimi niye korkutursunuz? Devleti niye korkutuyorsunuz? Ne gerek var? Azerbaycan Devleti bizim canımız. Gayet samimi, şeker adamlar yani, bir şey yok. Modern, dindar, Müslüman, muttaki insanlar. Adamlar radikal, deli bir hareketten korkuyor. Haklı. Sen de kendini anlatmıyorsun. Şimdi karanlıkta kafana kar maskesi geçirip gelirsen, elinde paketle; ne bilsin adam senin ne getirdiğini? Bomba da olabilir, şeker de getirmiş olabilirsin. Aç paketi, kafandan çıkart o “kükületa” diyeyim yahut “kukuleta” diyeyim. Kendini tanıt. Yani gizemli olmaya gerek yok. Biz laikiz, laik. Demokratız. Fikir özgürlüğünün tarafındayız ve baskıyı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Kanı ve şiddeti asla kabul etmiyoruz. Hayvana bile uygulanmaz şiddet; değil ki insana. Ne alaka? Adamın fikrini beğenmiyoruz. Adamın fikri değişecek, ne? Bu zor bir şey değil ki. Anlatırsın. Adamı altına alıp boğmanın, kafasını gözünü patlatmanın alemi ne? Çok büyük bir zulümdür ve ahirette bunun hesabını verecekler. Mesela Suriye’deki yapılan hareketler, dangalak hareketler. Ahmak herifler. Suriye’de halk ayaklandıysa topla, “ne istiyorsunuz?” dersin. “Şunu.” “Tamam, derhal yapalım” dersin. Bu kadar basit. Adamların zaten makul istekleri var. “Bakalım, düzeltmeye başlayacağız.” İlla kemik kafa hareketi yapacak yani. Milletin bekleyecek hali var mı? Ne bekletiyorsun? Dakikasında, saatinde yaptır. “Tamam, karar verdik, reformlara başlayacağız.” Gelecek ayın son çarşambası. Bekle babam bekle. İş mi şu? Bu ağır bürokratik üsluba ne gerek? İşte Mehdiyet’in güzelliği orada. Bürokrasi yok Mehdiyet’te. Hz. Mehdi (a.s.) soruyor; “neye ihtiyacınız var?” “Buna.” “Derhal” diyor, “hemen.” On beş dakika içerisinde, yarım saatte bitirir Hz. Mehdi (a.s.).
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bir yerde anarşi var. Yalnız; olmaz, olmaz ki. Yani PKK hareketi olmaz. Yani ben diyeceğim ki; “Hz. Mehdi (a.s.), PKK hareketini kaldırır” diyeceğim ama olmaz ki kaldırsın. Yani Hz. Mehdi (a.s.) olacak da PKK hareketi olacak? Öyle bir şey olmaz. Evliya olurlar anında. anında araziye geçerler, dümdüz olurlar. Öyle bir konu olmaz. Yani itlik, çakallık yapan kimse kalmaz. Öyle bir olay olmaz. Olmadığı için olmaz yani. Herkes cömert olur. Ama şahs-ı maneviye bırakırsan bir milyon değil, bir milyonu bir milyonuyla çarpışır. “Şahs-ı manevi” dedin mi, her beyin kendi başına devlet gibi olur, her kafa ayrı bir şey olur. O, ona muhalif düşünce geliştirir; o, ona muhalif düşünce geliştirir. Mesela bak Nur talebelerinde şahs-ı manevi mahvetti Nur talebelerini. Yeni Asya’ya ben giderdim, Kutlular Ağabey’in mekanına. Cağaloğlu’ndaydı binası.
ADNAN OKTAR:Bütün ağabeyler orada olurdu. Şahs-ı manevi paramparça etti. Her şey ayrıldı, ayrıldı, ayrıldı; sonra da içlerinde bitkinliğe düştüler ve şevkleri gitti. Ve sonradan ağabeylerin bu canlı çıkışları oldu. Mesela şu ağabeylerin konuşmaları var ya, hiç duyulmamış konuşmalardır bunlar.
ALTUĞ BERKER: Sizin vesilenize ancak oldu, evet.
ADNAN OKTAR: Bir yerde, internette falan gördüyseniz bana gösterin siz. Hiçbir yerde yok. Hiçbir kitapta rastlayamazsınız. İlk defa konuştular, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yol açtık, vesile olduk, elhamdülillah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, hiç yoktur. Hep böyle bitkin, sakin bir üslup vardı. İşte “sessiz, sakin olalım” işte “derinden gidelim”; gerek yok.
ALTUĞ BERKER:Azerbaycan’daki sizi takip eden ve seven kardeşlerimizin orada sizin eserlerinizden faydalanarak çıkardıkları dergiler ve kitaplar var Hocam, maşaAllah. Göstereyim. “Düşünen İnsan Dergisi”. Hayatın Gerçek Kökeni isimli sizin kitabınızı konu edinmişler, maşaAllah. İlmi Mercek derginizin bir benzeri. Sonra “Küçük Yaratılış Atlası” sizin isminizi kapakta yazarak “Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası isimli kitabından alınmıştır” diye, içinde fosiller ve…
ALTUĞ BERKER:“Tekamül nazariyesinin sükutu” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne şahane üslup şu Azeri lehçesi şahane. Şahane, ellerine sağlık. Allah yollarını açsın, ferasetlerini, basiretlerini çözsün. Koçyiğitlere Allah daha da şevk versin.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir haber var iki gündür gazetelerde. Kısa bir süre önce, elli dört yaşında ve kanser tedavisi gören Selma Taran’dan boşanan ünlü reklamcı Ali Taran’ın bugün Neco’nun kızı Ayşe Özyılmazel’le evleneceği haberleri var gazetelerde. Siz, dünyevi amaçlarla yapılan evliliklerde vefa, sadakat olmayacağını, en küçük bir hastalık veya maddi durumdaki bir eksilmede hemen boşanacaklarını zaman zaman anlatıyorsunuz. Yirmi bir yıllık eşinden kanser olmasından sonra boşanması yönüyle dikkatimizi çekmişti bu haber.
ADNAN OKTAR:Şimdi yarın bir gün de o kanser olur, Allahualem. O genç kız da ondan boşanır. Ondan sonra o olur. Yani bu, sosyetenin içinde böyle çok acı bir dünya, çok soğuk bir dünya, çok garip bir dünya geçerli. Yani benim hiç uyum gösteremeyeceğim, böyle ürpertiyle baktığım bir dünya. Çok acayip. Kadın kanser olacak da benim eşim olacak o, boşayacağım. Olacak iş mi şu? Yerlerde sürünürüm, yine boşamam. Yerde sürünürüm, yine boşamam. Nasıl kıyılır ona? Yirmi bir sene sana emek vermiş. Nasıl kıyılır? Bilmiyorum ben. İnanılır gibi değil! Bana kâbus gibi geliyor bu yani çok acayip. Herkes olabilir kanser. Dünyada ahirette kardeşin, değil mi? Yani insan daha da bağrına basar, daha çok sever. Nasıl kıyılır ona? “Haydi sen git. Ben daha genç, bir tane daha düzgün bulacağım, hastalıksız bulacağım.” Yarın bir gün sen kanser olduğunda o seni alır kapıya koyar. Onun için demiyorum da genel olarak söylüyorum. Ali Taran, bilmem tarhana, ben tanımam onları, bilmiyorum.
“İsmim gizli kalsın Sayın Hocam” diyor, tamam. “Selamun Aleyküm. Türkçe Olimpiyatları’nda ülkemizi Türk dünyası ve İslam Birliği açısından değerlendirir misiniz? Hayırlı geceler, Ferhat.” Çok iyi, ne güzel dünyanın her tarafından çocuklar, gençler geliyor. Şimdi onların kafasında olumlu kalır. Neşeliler de, sevinçliler de. Gerçi orada din pek hakim değil ama dine yatkınlık hakim. Yani ondan sonra dine geçiş çok kolay. Türkçeyi öğretmiş mi? Öğretmiş. İnsancıllığı öğretmiş, merhameti öğretmiş, dürüst olmayı öğretmiş, temiz olmayı, muhabbeti öğretmiş; kolay onun üstüne İslam’ı öğretmek. Yani o aşaması kolay. Onlar camiye kadar getirmiş, biz de namaz kıldırırız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.)’ın dilini öğretiyor” demiştiniz Hocam, hizmet, Türklerden çıkacağı için.
ADNAN OKTAR:Evet. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dili Türkçe olacak inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam. Ben Mahmut, Almanya. Hocam size katılıyorum. Darwinizmi yok etmek için” diyor, “faaliyetleriniz güzel olur” diyor Mahmut Öner. Şimdi bu sadece teröristbaşıyla iş hallolmuyor ki. Herife şimdi, teröristbaşına biz Darwinizmin geçersiz olduğunu anlatsak, bu namazına da başlasa ne diyecek PKK? “Sapıttı” derler, o kadar. Takmazlar onu. Zaten takmıyorlardır. Usulen kullanıyor. Apo onlar için ne ki? Öyle bir konu yok. Uyuşturucu mafyası dünya çapında bunları kullanıyor, bölgedeki insanları da kullanıyorlar. Ama bir komünist ideoloji zeminde şeytanın desteğiyle ilerliyor. Yani Apo’yla olacak bir şey değildir bu. Yani deccalın hallolmasıyla bir şey değişmez. Apo dese ki; “ben evliya oldum” dese, beş vakit namaza başlasa hiçbir şey değişmez. Yani bunla alakası yok. Bütün millet ona kafayı takmış. Onla alakası yok. Oradaki kitlenin anti-komünist eğitimden geçmesi lazım. Anında dışlar, ezerler, gerekirse de öldürürler yani muhalif bir hareketi. Öyle bir şey olmaz. Yani tamamının toplu eğitilmesi gerekiyor, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Muhammed Adnan Hocam, ben sizin gibi her güzelliği vurgulayan birini ilk defa gördüm. Allah’ın tecellisi olarak gördüğünüz güzellikleri yok saymıyor; her detayı fark ediyorsunuz gerçekten. Çok detaylı düşünüyorsunuz ve çok samimisiniz. Sizi çok seviyorum” diyor Alara Yaman. Doğru, maşaAllah. Ben de seni çok seviyorum Alara. Niye sevilmesin? Mesela ne şeker, gamzeleri tatlı, üslup tatlı. Bana niye gelmiş yanıma? Allah’ın emaneti. Bu da çok şeker, nur gibi bir şey, kocaman kedi gibi bir şey. Tabii ki severim. Niye? Ne yapacağım? Yok saymak çok büyük bana göre terbiyesizliktir, anormal bir harekettir, garip bir şeydir. Yani ben kimseyi kastetmiyorum, adını saydığım kişileri de kastetmiyorum ama genel mantıkta ben bunu görüyorum. Vicdana uygun bir şey değil.
Adam mesela bir mobilya mağazasına gittim, meşhur bir mobilya mağazasına gittim. Adam diyor ki; “Hocam” diyor, “adam” diyor, “almıyorsa” diyor... Ben, mobilyaların hepsini beğendim. “Bu çok güzel”, uzun uzun övdüm güzelliklerini. “İlk defa gördüm Hocam böyle” diyor. “Almayacaksa” diyor, “hepsini kötülüyorlar” diyor. “Sadece alacağını” diyor, “övüyor” diyor. “Halbuki çok güzel” diyor “ama pahalı bulduğu için kötülüyor” diyor “veyahut işine gelmediği için kötülüyor” diyor. Güzellik övülür. İşte konuşmalarımda da genel anlatıyorum, şimdi kimse de üstüne alınmasın yarın bir gün. Bazıları da öyle pimpirikli oluyor, “yok, bana laf söyledin” bilmem ne. “Yok hemşerim” diyoruz. İnanmıyor. Uğraşmayayım yani, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, haydi bakalım.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kocaeli TV, Aba TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...