ALTUĞ BERKER: İyi akşamlar Sayın İzleyicilerimiz ve Dinleyicilerimiz. Bu akşam; A9 TV, TV Kayseri, Samsun Aks TV, Gaziantep Olay TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya, Tokat Sefa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV, Kütahya TV, Giresun Kanal G TV, Mercan TV Adıyaman, Iğdır TV, Nezip NRT TV, Canik TV, Ordu Tavşanlı TV, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT TV ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM, 8sutun.com, Habername.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Konuklarımız var; Julia Hanım, Sesil Hanım, Esra Hanım ve Kübra Hanım. Buyurun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun, mutat üzere.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız iki gün evvelki yazısında; ülkemizin, dünyanın manevi sosyolojik fırtınalar ve zelzeleler bölgesi olduğunu, bugüne kadar Türkiye’de hiçbir zaman iç barış ve genel huzur sağlanamadığını, ancak beklenen Mehdi (a.s) devrinin hariç olduğunu yazmış. Hz. Mehdi (a.s)’ın altın çağ dışında bu sıkıntıların süreceğini belirterek bugünkü süfyaniyet ve deccaliyetin de Hz. Mehdi (a.s) öncesi devirde olmamızdan kaynaklandığını ve önemli olanın böyle bir dönemde din ahlakına hakim kılmak, ilahi sınırları korumak; adalet, huzur ve güveni sağlamak için gayret etmek olduğunu belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehmet Şevket Eygi Hocamız çok mübarek, muhterem bir insandır. Mana gözüyle bakıyor, derin gözle bakıyor, candan değerlendiriyor. Çok güzel bir açıklama yapmış, çok güzel anlatmış. Hakikaten ahir zamandayız. İnsanlar nereye elini atsa bir anormallik, bir kokuşmuşluk, bir bozulmuşluk, bir hastalıkla karşılaşıyor; dünyanın hemen hemen her tarafında. Bela her tarafı sarmış vaziyette ve insanlar da buna çözüm bulamıyor; hükümetler, devletler, şahıslar çözüm bulamıyorlar. Bu yüzden de genel olarak insanlar mutsuz, tedirgin ve korku içinde yaşıyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde güven içinde yaşayan insan bulamazsın. Her yerde insanlar korku içinde yaşıyorlar, güvensizlik içinde. Hakim de korku içinde, polis de korku içinde, halkta korku içerisinde; subay da, asker de, herkes korku içinde yaşıyor dünyanın genelinde. Mehdiyet işte bu belayı ortadan kaldıracak sistemdir, inşaAllah. Fakat tabii imtihan olmamız gerekiyor. Çünkü imtihan olmadan hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Mesela bakın; şimdi kahve yapmışlar. Kahvenin özelliği nedir? İçinde kafein olması, işte daha canlandırıcı özelliği vardır; tatlı, şeker. İnsanlar kahveyi niye içer? Biraz daha canlanayım diye içer. Gerçi benim canlanmaya ihtiyacım yok da. Mesela kulp yapılmış, bir süs, elini yakmasın diye. Bakın, acı var; acıdan kurtulmak için kulp yapılmış. Ama kulp ona bir süs veriyor, bir güzellik vermiş oluyor. Bir kap haline getiriyor Allah bu şekilde. Mutlaka zorluklar gerekiyor. Mesela biz kimi sevsek, mutlaka zorlukla çatıştığı için seviyoruz. Mesela benim güzellerim gelmiş; çok bakımlı, temizler ama emek vermiş oluyorlar. Emek bir çiledir, zor bir şeydir emek vermek. İsterse bakımsız da gelebilir ama saygısından, sevgisinden bakımlı geliyor, temiz geliyor. Çilenin arkasından bir güzellik oluşuyor, bir hoşluk oluşuyor, o yüzden seviyoruz. Yoksa herkes sıradan olur, her şey çok sıradan olur; dümdüz ve anlamsız olur hayat. Burada aldığımız bilgi, sonsuza kadar yaşayacağımız bilgidir ve bir de burada hayat acayip süratli geçiyor, çok çok hızlı geçiyor. Türkiye de, bu hayırlı işlerin, ahir zamandaki zor imtihanların kilit noktasıdır. En ziyade acıların yaşandığı, zorlukların yaşandığı, gerilimin yaşandığı yerdir. Her gün, sık sık duyuyoruz; şehit cenazeleri geliyor, polis ızdırap içinde olabiliyor, asker zorluk içinde oluyor, memurlar ızdırap içinde oluyor. Yargıda sorunlar var, birçok yerde bayağı problemler oluyor. Ama bunlar bir toplumun olgunlaşması için, insanların olgunlaşması, daha iyi olması için şart, başka türlü olmuyor. Anadolu ahlakı dediğimiz o güzel ahlakın kökeni çekilen acılar, ızdıraplardır. O acılarla benim Anadolu halkımdaki güzellik oluşmuştur. Almanya’ya gittiğimizde daha küt bir ahlakla karşılaşıyoruz; daha sevgisiz, daha insanlıktan uzak bir tavır görüyoruz. Ama Anadolu’ya gittiğimizde sımsıcak bir Anadolu ahlakı ile karşılaşıyoruz. Bu arada hükümette kurulmuş, yeni hükümet; hayırlı, uğurlu olsun, inşaAllah. Adalet Bakanımız yine o mübarek görevine devam edecek, inşaAllah; güzel olmuş, hayırlı olmuş. Hazır film var mı bizde, ne var? Onu bir yayınlayalım, sonra konuşacağım.
-VTR- Sayın Adnan Oktar’ın 5 Temmuz 2011 A9 TV Röportajından
ADNAN OKTAR: “Çok önemli, şehit aileleri hakkında! Sayın Çok Değerli Adnan Hocam, nur saçan o ellerinizden öperim. Hayırlı akşamlar olsun, inşaAllah.” Biz de sizin ellerinizden öpüyoruz. “Hocam, şu konuyu gündeme getirmenizi rica ediyorum mümkünse. Bundan daha önce hükümetin gündeme getirdiği ve reklam panolarında halk oylamasından önce şehit ailelerinden ikinci bir kişiye iş hakkı verileceği ve maaş alan anne ve babaların ve yetimlerin maaşlarının düzeltileceği taahhüdünde bulunuldu ve o gündür hiçbir çalışma başlatılmadı, resmen rafa kaldırıldı. Sizin bu konuda duyarlı olduğunuzu biliyor ve yardımcı olmanızı rica ediyoruz. Şehit aileleri olarak gerçekten çok az maaş veriliyor. Şehidin anne ve babasına ve yetimine niçin reklam yapıldı da haklar verilmedi? Çok önemli bir konu askıda kaldı, merak ediyorum. O yüzden sizden yardım istiyoruz, tekrar gündeme getirmenizi rica ediyorum. Saygılarımla, Ümit Aydın.” Bir kere şehit ailelerine, Allah vermesin, o koçyiğitlerimiz şehit olduğunda önden bir yüz milyar para verilmesi lazım, o şart. Çünkü o çocuğun geliri oluyor, o aslanın; o birden bire kesiliyor, bu çok acayip bir durum. Yaşlı anne-babası var, ona güveniyorlar. Ne yapsın bu insanlar? O zaman komünistlerin, o it-kopuk takımının, o çakalların amacı yerine gelmiş oluyor. Çünkü adam şehit etmiş oluyor, ailesini de vurmuş oluyor ayrıca. Ailesi bize emanet. Yüz milyarı nereden bulacağız? Buluruz kardeşim, ben yalın ayak gezerim, istemiyorum; şehit ailelerine para verilsin, yüz milyar. Şehit ailesi hiç uğraşmadan, şehit olduğunda çocuk; evraka, şuna, buna gerek yok, parayı getirsinler, kutuyla koysunlar, imza alıp versinler, o kadar. Şehit ailelerinde bürokrasi kaldırılsın. Bir de daha önce de söyledim, bir mağazaya şehit ailesinden bir kardeşimiz geldiğinde, zaten aile mensuplarına madalya verilecek, şehit ailesinden para alan insanların eli ayağı kopar, şehit ailesinden para alınır mı? O senin dinini, namusunu, vatanını, milletini, bayrağını korumak için canını veriyor, Allah rızası için. Sen ona dükkanındaki küçücük bir şeyi vermeye kıyamıyorsun. O canını vermiş, canını, değil mi? Annesinin, babasının ciğer paresi, Allah yolunda canını vermiş. Senin de ona ufak bir hediyen olsun; kalbini kırmadan, nezaketiyle. Mesela şehit çocukların evlerine bakıyorum, evler hep gecekondu, ışıklandırılmış; feryat figan kapıda. Bütün mahalle birer milyar toplasa ihya olurlar. Evini güzel bir düzelttirin, genişlettirin; iskan yoksa iskan da verin, açılsın. Bürokratik işlemler şehit ailelerinde olağanüstü kolaylaştırılsın. Şehit evi bayram evi olsun, bayram evi olsun. Yolum asfalt yapılıyor, ben istemiyorum asfalt yapılmasını; şehit ailesine para verilsin, imkan verilsin, yedirilsin, içirilsin, üstü başı değiştirilsin. Ev perişan bir evse orada niye tutuyoruz, orada bir ev yapılsın. Paramız var, öyle bir konu yok; biz bu işlere para veririz, böyle şeylere. Hükümet pek böyle bir şey yapmazdı ama bir yanlışlık olmuş anladığım kadarıyla. ‘İkinci bir iş hakkı’, şimdi şehidin kardeşi diyor ki; “ben iş talebinde bulunuyorum.” “Nedir adın? Özelliğin nedir?” “Şehit kardeşiyim.” Bitti, hemen alacaksın. Oraya bereket gelir. Yeteneğini meteneğini boş ver sen, değil mi? Allah rızası için orada ona yardımcı ol; o aslan sana yardım eder, yardımcı olur, bereket gelir, güzellik gelir. Devlet dairesinde, şehit aileleri şak işe girsinler, bu kadar. Ama millet de kucaklasın o can pareleri. Allah razı olsun, daha önce uyarmıştık diğer konularda; hükümet yaptı, burada uyardığımız her konuyu yaptı. Allah bin kere razı olsun, Allah’a hamd olsun, elhamdulillah. Biz şehit ailelerinin mağdur olmasını istemiyoruz. Ben ağlayan şehit ailesi istemiyorum; gülen şehit ailesi istiyorum, güçlü şehit ailesi istiyorum, inşaAllah. Mahalleye spor tesisi yapılıyor; yapılmasın, onlara para verilsin. Ne yapacağım ben spor tesisini, evde yaparım ben sporumu.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Herkese aynı şekilde selam veriyorum, selamlarını da alıyorum. “PKK’nın komünist, Leninist, materyalist bir örgüt olmasıyla ilgili Uludağ Sözlük, Facebook gibi sitelerde konuşulur olduğunu gördüm. Sizin söylediklerinizin çıktığına bir kez daha şahit oldum, inşaAllah.” Hele şükür. Devletin en yetkili organları anlatıyor PKK’yı, bir türlü komünist diyemiyor. İşte komünist, Stalinist örgüt, niye söylemiyorsun? Söylemiyor. Söylemezsen tedavisi olmaz, ilacı olmaz. “Sizin söylediklerinizin çıktığına bir kez daha şahit oldum, inşaAllah. Tüm milletimiz bu gerçeği yakın zamanda görür.” Bizim milletimiz görüyor da, görmeyenler önemli. “Fatih Altaylı ile ilgili bir konudan bahsetmek istiyorum. Fatih Altaylı, bir programda stüdyoya giren bir sinek ile savaş veriyor. Sinek bir anda tüm programa hakim oluyor. Ama kendisi ayette olduğu gibi hala acizliğinin farkında değil” diyor. Hac Suresi’nden 73. ayeti vermiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” (Hac Suresi, 73) Fatih Altaylı ilginç bir şahıstır, 12 yıldan beri uğraşır benimle. Hele şükür mahkemeden çıkardılar, müdahillikten. Hayrettir, kaç seneden beri biz hukuku inceleriz, herkes inceler biz de, avukat arkadaşlarımız da var ama bakın işin ilginç yanı çok fazla profesörle görüştük Yargıtay’dan; kimsenin aklına bu adamların müdahil olmadığı gelmedi, on yıldan beri, Allah’ın hikmeti. Baktık, adamlar müdahil değil, ancak savcının görevi bu. Savcının görevini Fatih Altaylı üstlenmiş. İnanılır gibi değil, farkına sonradan vardık. Onun için de kimseyi suçlamıyorum ben. Savcının da farkına varamaması, pek karşılaşmadığından da olmuş olabilir bir kısmının, bazı kişilerin. Ama burada biz bunu açıkladık, 20 tane mütalaa verdik.
ALTUĞ BERKER: Bahsettiğiniz hocalar, o savcıların tabi olduğu kanunun çoğunu hazırlayan hocalar.
ADNAN OKTAR: Kanunu devlete hazırlayan hocalar, bizim mütalaa aldığımız hocalar. Devletin kanununu yazıyor ve savcıyı ve başsavcıyı yetiştiren hocalar, onlar talebeleri. Onlar mütalaayı veriyor ve “ bu dava düşmüş, yok hükmünde” diyorlar. Fatih Altaylı’nın dediği niye olsun? Devletin savcısının dediği olsun. Fatih Altaylı savcı değil ki onun mütalaası ile hareket edilsin veyahut onun sözüyle hareket edilsin. Ama çok şükür ki mahkemeden çıkardılar apar topar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben o programı dinledim Hocam. O sineği buraya Yiğit Bulut göndermiştir diyor programda.
ADNAN OKTAR: Önemli değil tabii, her şeyde bir hayır vardır. Yiğit Bulut, efendi çocuktur; aslında öyle yazarların çok olması lazım. Bir kısım yazarlar, eski tüfek komünistler, PKK yalakalığı yapıyorlar. Kendilerinin yapamadığını PKK yaptığı için onlara hayranlar. Vardır ya böyle kabadayılık yapmak isteyen güçsüz insanlar olur, mahallenin kabadayısına hayran olur, ağzı açık bakar; bunlar da böyle itlik yapan PKK’lılara hayranlar, çakallık yapan. Neyine hayran oluyorsun, cinayet örgütü.
ALTUĞ BERKER: Gösterebilir miyim Hocam? Dün iki şehidimiz vardı. Pusu yapmışlar, çavuşları şehit etmişler. Normalde üst subaylara lojman tahsis ediliyormuş ama uzman çavuş kadrosunda olanlar koruma altındaki lojmanlarda kalamıyorlarmış, yer olmadığı için. Bu nedenle yolda gidip gelirken şehit ediliyorlarmış. Yüksekova’da, son dönemde bu üç kere üst üste olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaç şehit var?
ALTUĞ BERKER: İki şehidimiz var.
ADNAN OKTAR: Bugün mü bu?
ALTUĞ BERKER: Dün.
ADNAN OKTAR: Elli kere söyledim, bir kere kurşungeçirmez yelek giymeleri gerekiyor bu koçyiğitlerin; bir de çapraz korunmaya alınmaları lazım askerlerin. Aslında sivil kardeşlerimiz de yardımcı olabilirler askere. Mesela, devlet bir kanun çıkarsın, siviller de gönüllü yardımcı olsunlar. Asker gidiyorsa, mesela çaprazdan iki tane sivil onu takip edebilir. Ben yaparım mesela, devlet bana görev versin, bir askerin korumalığını yaparım. Sıkıysa bir yanaşsınlar bakayım, bir göreyim nasıl oluyormuş? Gayet de kolay kardeşim. Kıro, öküz gibi hanzo herifler çekiyor silahı, paslı silahı, sokağın ortasında vuruyor benim koçyiğitlerimi. Dümdüz gidiyor benim aslanım, kendi vatanında diye gönlü rahat gidiyor. Ne bilsin çakalın böyle kahpece, kalleşçe arkadan vuracağını, sırtından vuracağını? Onun için devlet bir kanun çıkarsın, siviller de devlete yardımcı olsun, değil mi? İlla maaş mı alması gerekiyor? Versin devlet, sembolik maaş da verebilir; mesela beş lira versin ayda, sembolik. Ben yaparım şahsen; bir asker olacak, koçyiğit, gidip çaprazdan takip ederim. Sıkıysa bir yanaşsınlar bakayım da bir göreyim. Zaten bu öküzler alenen geliyor; bu ayılar, bu hanzolar. Herif, sarı dişleri kokmuş kömüş gibi, elinde silahla alenen geliyor, kokmuş sansar gibi; gizli yapmıyor adam. Bir de yaralı ayı gibi de kaçıyor bu köpekler, yine yakalayamıyorlar. Nasıl yakalayamazsınız, ben anlayamıyorum. İnsan on saniyede yakalar o çakalları. Tut, çök üzerine, al altına, değil mi? Götür, polise teslim et. Bir de insan nasıl görmez, şahit de olan olması lazım. Bütün halkımızın, milletimizin askere, polise, derin bir sevgiyle sahip çıkması lazım. Kendi evladımız, aynı kendi evladımız çünkü. Senin çocuğunu birisi sokakta vurmaya kalksa, ne yaparsın sen? Canın gibi korursun. Kendi evladımız, kendi evladımızı vuruyorlar, durulur mu? Devlet korusun, tamam güzel ama devlet sivile görev versin. Ben istiyorum, hayretler içinde kalıyorum ben bu olaylara. Kadınları çatır çatır vuruyorlar, sokakta öldürüyorlar döve döve. Televizyonda gösteriyorlar, millet de seyrediyor eli arkasında, sığır seyrediyor. Ne seyrediyorsun? Bağır hiç olmazsa, polis çağır, telefon et, hiç mi bir şey yapamıyorsun? Hatta bazen polis geliyor, polis de seyrediyor. Gördüm ben, gazetelerde de gördüm, televizyonda da gördüm. Onun için, askerin dışarıda sivil gezerken, milletimiz bütün Diyarbakır’da, Mardin’de birçok koçyiğit var, canımız kardeşlerimiz var, çok rahat korunabilir. Mutlaka çapraz koruma ile gezmeleri lazım. O onu çapraz korumaya alabilir, o da onu. Mesela biri önde yürürken, biri yandan onu takip edecek. Biri o yana giderken, öbürü onu yandan takip edecek, bu çapraz koruma. Bu çakallar belli zaten, ortada, anında da yakalanırlar bunlar. Bunların seyredilecek bir yönü yok. Ben hayretler içinde kalıyorum.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda siz Hocam, şiddet gören kadınların mutlaka özel olarak polis koruması altına alınması gerektiğini açıkladıktan sonra, tehdit edilen kadınlar bu talepte bulunmaya başladılar. Son olarak da Hatay’da, eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle eşini defalarca polise ve karakola şikayet eden Firdevs siper isimli genç kadın, her gün eşi tarafından tehdit edildiğini, bu kişinin camide namaz kılarken bile camiinin içine girip kendisini dövdüğünü belirterek, “bu adama karşı beni ve annemi polise zimmetlesinler, bizi öldürmeden bir an önce önlem alınsın” diye çağrıda bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Bağırıyor adamlar artık yani. Bir de mahallenin delikanlılarının eli ne topluyor, ben anlamıyorum. Bir de bakın, kadın söylüyor, camide; “Müslüman’ım, muttakiyim” diyor. Bu ne demektir? “Cami cemaatine güveniyorum, yardımcı olun” diyor kadın. Delikanlıyım diye geziyorsun, kadın dışarı çıktığında işinin-gücünün adı ne? Kolla, bir koruyup kollayın. Nedir yani, en nihayetinde? Hep içimde bir uktedir; bir kızcağız, mübarek bir öğretmen; bir çakal, kömüş, kokmuş kömüş, kız senden nefret ediyor demek ki, pislik herif, mecbur mu seninle beraber olmaya? İstememiş, kızcağız başka yere tayinini yaptırmış. Gitmiş peşinden, satırla parçalamış kızı arkadan. Kızcağızda da şey var, herkesi ayaklandırsana; cami cemaatine söyle, muhtara söyle. Bakın, aferin bu hanım kıza, gazeteye de söylemiş. Bir kere basın sürekli haber yapsın bu çocukları, mahalleyi ayaklandırsınlar, muhtara da söylesin, herkes bilsin ve bu psikopatın sürekli gözaltında bulunması lazım. Baktınız bu çakal, bunu yapacak adam, yüzlerce gözün onu gözetlemesi lazım, her hareketi gözetlenmeli. Adam suç işlemedi, boş yere,” olur mu kardeşim? Psikopat, ömür boyu kontrol edilmesi gereken adam demektir. Kontrol edilecek, bir şey yok bunda. En ufak hareketinde çökeceksin; yakalayıp, polise teslim edeceksin, inşaAllah. Bu hanımefendinin talebinin yerine gelip gelmediğini takip edelim. Ben anlayamıyorum, bu büyük bir zevktir; bir insanı korumak, bir kadını korumak ne kadar büyük zevk; ne hoş bir şey, ne kadar güzel onlara huzur vermek. Mesela iki tane kadın, polis maaşını biz verelim. Polis kadrosu arttırılsın. Adam yok mesela kadroda, kaç bin polis gerekiyor? En fazla iki bin kadın tehdit altındadır. Dört bin polislik kadro açsınlar. Para mı istiyor devlet, verelim; bir sorun yok. Az yeriz daha iyi, hiç olmazsa rejime gireriz. Sorun mu? Veyahut buraya çiçek alacağımıza almayız. Yeter ki onlar korunsun, kurtulsunlar.
ALTUĞ BERKER: Benzer bir konuda daha evvel söylediğiniz, her söylediğinizin çıktığı gibi inşaAllah, 1300’ü aştı söylediklerinizin gerçekleştiği. Bugünkü gazete haberini okuyorum; “Hastanede vefat edenlerin borçları tahsil edilmeyecek.” Bu karara varıldı. Siz 3 yıl önce söylemiştiniz Hocam; “Kuran’da borcu olanın borcunu affetme vardır. Yani asıl sistemde bunun olması gerekir. İşin doğrusu, borçların affedilmesi” demiştiniz. Sağlık alanında da; “Hastadan para alınmaz; en kaliteli, en güzel hastaneye gidecek, birinci sınıf hastaneye gidecek. Kanser hastası orada aslanlar gibi tedavi olacak, hürmet görecek. Sevgi görecek, hatta oranın güzel, geniş salonlarında oturacak. Hastadan para alınmaz, biz bunu milli bir terbiye olarak alacağız. Bu asla kabul edilecek bir şey değil” demiştiniz. İnşaAllah, kademe kademe gerçekleşiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben bu haberi okudum, içim burkuldu. Diyor ki; “Fakir aileden öldüğünde parası alınmayacak hastanede.” Çok affedersiniz, lütuf gibi; bu zaten alınmaz, söylemeye bile gerek yok. Fakir insan, garibim hastanede vefat etmiş, “bir yüz milyar borcunuz var,” bu ne biçim laftır? Bana söylense, ben bunu hakaret olarak kabul ederim; çok acayip bir laf, bu ne biçim bir söz. Tabii alınmaz, ne alınacak? Bunu ilana ne gerek var, zaten olmayacak bu? Hem de gariban bak, fakir; zaten parası yok ki. Hakikaten zengin olsa alırsın, o parayla başka hastalara bakarsın. Ama ben daha önce de söyledim; kanser hastasından kati surette; kanser zaten çok ağır bir hastalık, o şahısta çok derin etki yapar kanser; annesinin, babasının, çocuğunun neşesini kaçırabilir bu. Ama biz onları koruyup kollarsak neşeleri yerine gelir. En kaliteli hastaneler onlar için olsun. Yarış pisti, bilmem ne falan, biz bunları istemiyoruz. Önce hastane yapılsın, değil mi? Hiç akla-hayale gelmeyecek şeyler yapıyorlar bazen, pinpon tesisleri falan. Önce hastane, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce Sayın Dışişleri Bakanımızdan da bahsettiniz. Sayın Davutoğlu 90 kişilik bir heyetle Libyalı muhaliflerin başkenti Bingazi’ye ziyaret yaptı. Burada tekbirlerle ve büyük sevgi seliyle karşılanmış. Arapça yaptığı konuşmasında, “geçmişimiz bir, kaderimiz bir, geleceğimiz de bir olacak, inşaAllah” mesajı vermiş. Sayın Davutoğlu gezi sonrasında artık bizim hedefimizin, bize dönük beklentilerin Konyamızla, Anadolumuzla, ülkemizle sınırlı olmadığını çok daha büyük bir misyonun temsilcisi olduğumuzu bir kez daha hissettim” demiş.
ADNAN OKTAR: Hay mübarek hay! Tam alperen, maşaAllah. Tam Osmanlı efendisi, tam Cumhuriyet efendisi, koçyiğit. Yedi ceddine rahmet olsun, Allah razı olsun. Canı gönülden seviyoruz. Yediği içtiği helal; çok güzel faaliyetleri var, Allah muvaffak etsin, Allah mübarek etsin faaliyetlerini. Nefis, böyle Dışişleri Bakanı Türkiye’ye gelmedi. MaşaAllah, helal olsun. Var gücümüzle destekleyelim. Herkes de çok sevsin; AK Partili olan, olmayan herkes. Çok mübarek bir insan; Adalet Bakanı bir, o iki.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi tanıtıyorum inşaAllah; ‘Kolaylık Dini İslam’ kitabınızdan istifade edilerek hazırlanmış. Sitenin ismi; Kolaylikdiniislam.imanisiteler.com. Allah dinini insanların yaşayabilmesi için kolay kılmıştır. Din insanların üzerindeki tüm kısıtlayıcı ve sınırlayıcı ve insanlara zorluk getiren ağırlıkları giderir. Allah kolay olanı emretmiştir. Kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez, inşaAllah. Allah’ın bizler için tarif ettiği Kuran ahlakı, fıtratımıza, yani yaratılışımıza en uygun olan, en kolay olandır. Sitede ayrıca ‘Kuran-ı Kerim Meali’, ‘Kuran Fihristi’ ve ‘Allah’ın İsimleri’ linkleri de bulunuyor. Büyük kolaylık sağlıyor, inşaAllah. Sitenin ismini tekrar ediyorum; Kolaylikdiniislam.imanisiteler.com.
ADNAN OKTAR: ‘Kolaylık Dini İslam’ önemli; öbür siteler de önemli ama ‘Kolaylık Dini İslam’ çok hayatidir, çok kilittir. Çünkü şirke indirilmiş bir darbe o. Mesela benim canlarım buraya geliyorlar, benimle sohbet ediyorlar; birçok yobaz benim canlarımı dışlar. Daha iyi, dışlamaları önemli değil, onlar layık değiller, Allah onlardan da uzak tutuyor, zehirlerinden uzak tutuyor Allah. Halbuki din herkesi saran, herkese mutluluk veren, Allah’ın güzelliğinin bir tecellisidir. Ferahlıktır, iyiliktir, berekettir. Dünyayı nasıl kullanacağımızı öğreten bir prospektüs gibidir; haşa, benzetmek gibi olmasın. Nasıl ilaç verirken yanında prospektüs oluyor, ilacı kullanıyoruz; dünyanın da nasıl kullanılacağını bize bildiren bir prospektüs gibidir Kuran. Herkese güzellik veren Allah’ın tecellisidir. Mesela ben kendimden alıyorum, din hayatıma renk katıyor, anlam katıyor. Allah vermesin, din olmasa, düşünüyorum; her şey anlamsız olurdu, Allah vermesin. Deniz anlamsız olur, gök anlamsız olur, kadınlar anlamsız olur, çocuklar anlamsız olur, her şey anlamsız olurdu. Din nurdur, acayip bir güzelliktir. Ama yobaz takımı, dini -haşa- azap çeşmesi haline getiriyorlar. Ne kadar acı ve ızdırap varsa, ne kadar yasak varsa, ne kadar insanın hürriyetini kısıtlayan şey varsa hepsini ortaya koyuyor. Sağa döndün yasak, sola döndün yasak.
“İlluminati hakkında, Hocam bilgi verirseniz sevinirim.” Var benim kitaplarımda, bakın; internete girip bakarsınız; bir mason teşkilatı işte. Yarın masonlar geliyor, bütün dünyanın en ünlü masonları; bunlar, asıl baba masonlar, en önde gelenleri, dünya idarecisi olan masonlar. Yarın bir toplantı yapacağız. Israrla, “Hocam seni de mason yapalım” diyorlar. Bir o eksikti. Yalvarıyorlar, “Hocam, seni de mason yapalım” diye. Allah aşkına beni mason yapmasınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar.
ALTUĞ BERKER: Estağfiğrullah Hocam, siz onları ehl-i namaz yaptınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Namaz kılmaktan çok hoşlanıyorlar, elhamdülillah, maşaAllah. Gelir gelmez hemen camiyi istiyorlar, hemen namaza. Caminin havası da hoşlarına gidiyor, namaz kılmak da hoşlarına gidiyor, maşaAllah. Gayretli gayretli abdest alıyor hepsi, maşaAllah. Kuran’ı çok sevdiler, hepsine Kuran dağıttım, gece-gündüz okuyorlar. Hep Amerikalı masonlara falan tavsiye etmişler. “Hocam, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak; siz de, inşaAllah vesile olacaksınız gibi görünüyor” diyorlar. MaşaAllah. Hüsn-ü zan ediyorlar, inşaAllah. Allah razı olsun, inşaAllah öyle oluruz.
Sevgi çok güzel bir şey, sevgiyle yaklaşılırsa insana; din sevgiyi, güzelliği istiyor. Açın bakın Kuran’a, hep dürüstlük, sevgi, iyilik, aklı başında olmak, kimsenin canını yakmamak. Çünkü insan hassas bir varlık. Psikopat biri oldu mu rahatsız oluyoruz, kötü niyetli birisi oldu mu rahatsız oluyoruz. Allah “bunlar olmasın; iyi niyetli, rahat, güzel yaşayın. Size sonsuza kadar daha da güzelini vereceğim” diyor. “Şükredin” diyor. Din budur; sevgidir, muhabbettir. Eziyet, ızdırap, yasaklar; sağa döndün yasak, sola döndün yasak; böyle bir şey yok. İşte, “yemeği yerde yiyeceksin,” ne alakası var? Yemeği yerde de yerim, masada da yerim, ayrı mesele. Bazen hoşuma gidiyor, tepsiye koyuyorum, bağdaş kurup yerde yiyorum; şahane oluyor. Özellikle Ramazan’da. Mesela Hüseyin Hilmi Işık Hocamız; “yemeği yimek lazımdır” diyor Tam İlmihal’de. Öyle bir yemek tarifleri var ki insanın ağzı sulanıyor, acayip şahane. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, rahmetli; dünya tatlısı, dünya iyisidir, maşaAllah.
Şair, araştırmacı yazar Ramazan Hoş; “Size yapılan haksızlığı kınıyorum Sayın Adnan Hocam. İlk evvela mübarek ellerinizden öperim.” Estağfiğrullah, biz sizlerin ellerinizden öperiz. “Ayrıca size yapılan haksızlığı kınıyorum. Yazmış olduğum makaleyi okursanız Adnan Hocam, yerinde olacağını inanıyorum. Şair, araştırmacı yazar Ramazan Hoş.” Türk-İslam Birliği ile ilgili güzel bir yazı yazmış kardeşimiz, gördüğüm kadarıyla. Evet, sonu da güzel bitiyor. Ne diyor; “Ben diyorum ki; "Hey Türk Milleti! Türk-İslam Birliği’nde bir olalım, bu oyunu bozalım."” Ne güzel, “Türk Birliği’nde bir olalım, bu oyunu bozalım.” MHP’li, Ülkücü gençler koçyiğittir, aslandır onlar; mübarek bir camiadır. Onlara oyun oynayanları -dün de söyledim- hiç kaale almasınlar. Zerre miktar ehemmiyeti yok. Ben hiç takmadım, hiç önem vermedim. Kimse de önem vermesin, hiç önem vermesinler. Olur böyle, büyük bir dava çünkü. Büyük davalarda böyle itin-kopuğun oyunları olur. Saadet gençliği nur gibidir, şahane bir gençliktir. Allah muvaffak etsin. Mutlaka bir olmaları lazım; Ülkücü gençlik ile Saadet gençliğinin omuz omuza olması lazım. AK Parti gençliği zaten muhafazakar bir gençliktir. CHP gençliği çok kaliteli, aslandır onlar da; aydın, aklı başında, diğer gençlerimiz gibi hakkaniyetli insanlardır. Omuz omuza olalım, inşaAllah. Siyasette rekabet olur ama tabanda bir olalım. Ama siyasetin hakikaten kendince bir kapışması oluyor. Onu hiç ciddiye almasınlar. O, bize bir düşmanlık, bir muhalefet getirmez. Temelde hepsini de çok seviyoruz, hepsi de kardeştirler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Amerika’da doğal afetler peşi sıra devam ediyor. Şimdi de dev kum fırtınası olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Amerika’nın bunlardan ibret alması lazım; peş peşe bu kadar felaket hiç olmamıştı, baksana.
ALTUĞ BERKER: Filmi de var uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Göreyim.
-Video- Amerika Kum Fırtınası
Özetle, kum fırtınası olmuş. Sürekli oluyor. Büyük yangınlar oluyor, büyük tsunamiler oluyor, kasırgalar oluyor. ‘Bana ne’ kafasında olmayacaklar. Yavaş yavaş anlamaya başlayacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yeryüzüne indiğinin alametleri. İncil’de çok detaylı geçer. Daha da sıklaşacak önümüzdeki günlerde, daha da çoğalacak; bunu da görecekler.
ALTUĞ BERKER: Mısır’da kuraklığın 7 yıl yaşandığına dair yazıtlar bulundu Hocam, Kuran’ın bize bildirdiği. Belgelerle gerçekliği ortaya çıktı. Kaya yazıtlarında Antik Mısır’da 7 yıl kuraklık yaşandığı anlatılıyor. Charles Wilbour tarafından Sahal Adası’nda keşfedilen kaya üzerine yazılmış bu yazılarda Mısır’ın Nubya bölgesinde 7 yıl süren kıtlık şu şekilde anlatılıyor: “Kral oturduğunda, getirilen raporlar sebebiyle büyük sıkıntıda olduğunu bildiren mektubu Mater’e gönderdi. Çünkü 7 yıldan beri Nil Nehri tatmin edecek kadar su vermiyordu. Bundan dolayı kıtlık olduğunu, sebze ve her çeşit bahçe ürününün olmadığını ve kişilerin komşularını soyduklarını, yiyecek yemeğe bile ihtiyaçları olduklarını belirtti. Kral Tcheser, Mater’den Nil’in yükselmesi için kısa zamanda yardım istedi. O Elephantine Adası’ndan ileriye doğru Nil’in taştığını söyledi. Bunun üzerine ilk şehir ayağa kalktı ve bugüne kadar var oldu” diye geçiyor yazıtlarda, inşaAllah. Kuran’da Hz. Yusuf (a.s) döneminde, Mısır’da 7 yıl süren bir kıtlık olduğu ve ardından bolluk olacağı şöyle bildirilmektedir. Bu kaya yazıtında anlatılan 7 yıl kıtlık Hz. Yusuf’un (a.s) yaşadığı dönemde gerçekleşmiş olabilir. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yusuf Suresi, 48 ve 49. ayetler; “Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir. Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar.”
ADNAN OKTAR: Evet, bu belgeler gittikçe sıklaşmaya başladı. Asıl belgeler daha sonra ortaya çıkacak, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.” Allah’tan korkma, silahtan korkma veya başka bir şeyden korkma gibi değildir. Allah’tan korkma; zevkli, güzel bir korkmadır, asil bir korkmadır. “Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin.” Yani o devirde gelen Allah’ın hükmüne, mesela bu devirde gelen Kuran’a itaat edin. “Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum.” Demek ki dini tebliğ eden, anlatan insanlar hiçbir şekilde çıkar sağlamayacaklar. Allah rızası için yapacaklar. “Ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.” Yani, “Allah’ın rızası olsun yeter” diyor. Allah memnun olsun ondan, yeter.
“Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız? Bahçelerin, pınarların içinde, ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında? Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin.” Yani ahlaksızlık yapan, itlik yapan, devletin içinde de olsa, dışarıda da olsa, bütün dünyaya bir hitap bu tabii, “itlik yapan kişiler olursa bunlara itaat etmeyin.” “Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik bırakmıyor.” “Müslümanları, insanları yahut Hıristiyan, kim varsa, “rahatsız ediyorlar, can yakıyorlar, huzursuz ediyorlar” diyor Allah. “Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."” Hep Peygamberlere, Allah yolunda mücadele edenlere bu şekilde sözler edilir. “Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin.” “Normal, sıradan bir insansın. Senin öyle bir özelliğin yok” diyorlar. “Eğer doğru söylüyorsan, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim.” Hep böyle, “varsa bir delilin, bir görelim.” Önümüzdeki günlerde işte bu merak ettiklerini görmeye başlayacaklar, inşaAllah.
“Hocam, ben İzmir’den sizi seven ve izleyen bir gencim. Söyledikleriniz, dilinizden dökülenler benim aklımdan geçenler, gönlümde yatanlardır. Sizden Allah razı olsun. Fakat etrafımda kimle karşılaşsam dine yatkın olsun-olmasın, bazen anormal davranıyorlar, anormal düşünüyorlar. Hocam, bazı kişiler, sizin kendinizi Mehdi ilan ettiğiniz iddiasıyla suçluyorlar” diyor. Suç mu? Öyle bir şey demiyorum ayrı da, diyenin de zaten aklından zoru vardır, sorun değil, inşaAllah. Müslüman Allah’tan korkar. Nasıl “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” desin? “Günahsızım, cennete gideceğim” diyebilir mi Müslüman? Onların derdi, ben diyeceğim ki; “bu adamlar şimdi bana Mehdilik iddiasında bulunduğumu söylerler, ne yapayım? Araziye uyayım, bir kısım insanlara uyayım, ne yapayım? Anlatmayayım, ses çıkartmayayım.” Yok öyle şey, anlatacağız.
“Allah sohbetlerinizi daim etsin” diyor, Aziz Mustafa Yüksel.
Bak, demin Peygamber kıssalarını anlattım. Halkı görüyorsunuz, zırvalıyor bir kısım insanlar. Peygamberlere karşı küstah, münasebetsiz, avanakça izahlar yapmışlar. Biz de Allah yolunda giden, Allah için İslam’a hizmet eden bir insanız. Adam ne diyecek yamuksa, kıroysa, hanzoysa? Gereğini yapacak. Ayı ayılığını yapar, insan insanlığını yapar. Ayıya niye homurdanıyorsun denir mi? Ayılığının gereğidir o. Onun için ayıların ayılığından dolayı onlara hayretle bakmak doğru olmaz, inşaAllah. Ayı homurdanacak.
“Can parem, canım Hocam, her şeyde bir hayır vardır. Sizi çok seviyoruz. Belki de bazı insanların derdine derman olacaksınız” diyor kardeşimiz. İnşaAllah.
Yeni Zelanda’nın bir adasında 7,8 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş. Depremler o kadar sıklaştı ki, görülmemiş halde. Dünya tarihinde görülmemiş derecede sıklaştı. Peygamberimiz (s.a.v) bunun Hz. Mehdi (a.s) devrine ait bir özellik olduğunu söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Bir rakam verebilir miyim Hocam? Son 500 yılda 400 küsür deprem olmuş, 5 ve üzeri şiddette. Sadece 1999’da 20 bin küsür deprem olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu, Dünya tarihinde görülmemiş bir şey. Dünya kuruldu kurulalı böyle bir olay yok. Bu kadar sık deprem ilk defa oluyor.
“Hocam, sizi çok keyifle ve takdirle izliyoruz. Bugün performansınız yine yerinde, maşaAllah.” Allah razı olsun. “Sorum, bir; eşiniz ve çocuklarınız var mı?” Eşim de yok, çocuklarım da yok. Eş olmayınca zaten çocuk olmaz.
ALTUĞ BERKER:Bir şey hatırlatabilir miyim Hocam? Yeni Zelanda’ya bir hafta sonra konferansa gidecek arkadaşlarımız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok acayip, çok acayip. “Kaç yaşında namaza başladınız?” diyor. Lise 2’deydim namaza başladığımda.
Hacı Ahmet, maşaAllah; “Selamun Aleyküm, Bozkurtların gözü kulağı sizde. 60 milyon Türk takipteyiz” diyor. MaşaAllah, tam delikanlı. “Bu topraklar Türk Milleti’nin” diyor. Doğru, milletimizindir, inşaAllah. MaşaAllah, coşkuyla yazmış. Helal olsun aslanımıza, bayağı güzel bir üslubu var.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Haham Linhart’ın oğlunun resimleri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Bu herif ne sevimli şey böyle, şapkasına bak. Sürekli faaliyet, hiç rahat durduğu yok. Tip de acayip şeker, yanaklar elma elma, maşaAllah. Bazı yobaz, uyuz takımına göre bu mübarek, nur gibi çocuk, katledilmesi gereken lanetlenmiş bir mahluk. Allah, “çocukların hepsi İslam fıtratı üzerinedir” diyor. Nur gibi çocuk, ne günahı var onun? Allah’tan kork.
ALTUĞ BERKER: Saat yarımdan sonra, ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Aba TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TVsitemizden devam edeceğiz, inşaAllah.
Bizi yarın 22’den itibaren de A9 TV, Kahramanmaraş AKSU TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.TVsitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Taha Suresi, 123, şeytandan Allah’a sığınırım; “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Ebcedi tam 1982 tarihini veriyor, maşaAllah. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” “Ekonomik kriz vardır” diyor Allah. “Ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” “Gözü olmayacak” diyor Allah. “O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"” Sen Darwinizme inanıyordun işte, değil mi? Gözün tesadüfen olduğuna inanmıyor muydun? Tesadüfen olduğuna inandığına göre, tesadüf adamda göz mü yapar? Tesadüf gözünü yamultur insanın. O zaman niye şaşırıyorsun, değil mi? Allah hak ettiğini vermiş oluyor.
Tamam, yarımda görüşüyoruz, inşaAllah.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...