SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Sipas Vizyon Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Hatay Hrt Tv, Aba Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyhim ya sen bir şey söyle ya ben başlayayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Yeni Asya Gazetesi’nde, Ali Ferşadoğlu Ağabeyimizin bir yazısı var: “Deccalizmin kıskacından ve boyunduruğundan, Müslümanların neden bir türlü kurtulamadığını, neden karışıklıkların ve sorunların son hız devam ettiğini ve bir türlü hakkın ve hürriyetin, tam anlamıyla tecelli etmediğini” sormuş ve bu sorunun cevabında da, “Müslümanların bu sorunlarına çözüm getirecek gerçek merciye müracaat etmemeleri olduğunu” söylemiş. “Nasıl Firavun’a karşı Hz. Musa (a.s), Nemrut’a karşı Hz. İbrahim (a.s) varsa, deccalizme karşı çözümün sahibi de Sahibüzzaman’dır” demiş. “Bunun da Üstad’ın yazdığı, Risale-i Nurlar olduğunu” söylemiş. “Ancak Nur talebelerinin dünyadaki sorunların çözümü konusunda, bütün çabalarına rağmen pek bir sonuç elde edemediklerini, pek kimselerin kendilerini dinlemediklerini” belirterek, “tek çarenin yılmadan Risaleleri anlatmaya devam etmemiz” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Tamam, Risaleler’i anlatalım, anlatalım da Risaleler’de neler anlatılıyor? Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediliyor. Bediüzzaman tarih veriyor, nerede çıkacağını söylüyor. Sen bunu tevil edersen, anlamazdan gelirsen, açık açık şahıs olan kişiye “şahs-ı manevi” dersen, talebelerine “şahs-ı manevi” dersen, “böyle bir şey yoktur, Bediüzzaman onu usulen söyledi” dersen, “Hz. İsa (a.s) inmeyecek” dersen, “öldü” dersen Risale-i Nur’u okuyan, onu samimi olarak kabul etmesi lazım. Risale-i Nur’u samimi okumamaktan dolayı Risale-i Nur yayılmıyor. Risale-i Nur’u, Bediüzzaman’ın anlattığı gibi anlatsa, Bediüzzaman ne diyor? “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. Kardeşimiz bunu diyebiliyor mu? “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü bir askeriyim, pişdar bir neferiyim, ona zemin hazırlıyorum” diyebiliyor mu? Bakın Bediüzzaman bunu diyor, bunu gurur meselesi yapmıyor. “Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin hazırlıyorum ve onun bir dümdarıyım” diyor. Ali Ferşadoğlu Ağabeyimiz bunu diyebiliyor mu? Demiyor. O zaman nasıl Nur talebesi olunuyor? Ali Ferşadoğlu Ağabeyimiz, halis, samimi, güzel bir Müslüman, iyi bir Müslüman, ellerinden öperim. Ben onun kapıcısıyım, ayağının tozuyum, bir sözüm yok ama bu anlattığım bir gerçek. Bediüzzaman vakit veriyor, diyor ki; “1980 yılında, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak.” Sor bakalım ne diyor? Bediüzzaman yalan mı söylüyor? Hz. Mehdi (a.s), Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek. Ali Ferşadoğlu Ağabeyimiz, Bediüzzaman’ın bu sözünü diyebiliyor mu? Diyemiyor ve diyemez. O zaman Nur talebesi olamazsın. O zaman Nur talebeliğinin bereketi gidiyor, bereketi gittiği içinde, Nur talebeliği yayılmıyor ve etkili olmuyor. Bediüzzaman’ın dediğini aynen yapsınlar, bak bakayım bereketine güzelliğine. Bir kere sözümü dinlesinler, inanmıyorsa dahi, deneme yapsınlar. Bir aylığına, iki aylığına Bediüzzaman’ın dediklerini tam samimi olarak bir uygulasınlar, desinler bakayım, ne oluyor. Yer yerinden oynar. Yani iki ay, fazla değil 60 gün Bediüzzaman’ın dediklerinin aynısıyla yapacaklar. Bediüzzaman sürekli İttihad-ı İslam’dan bahsediyor, Ali Ferşadoğlu Ağabeyimiz bahsediyor mu? Çok nadir. Bediüzzaman; “Benim hayatımın gayesi İttihad-ı İslam” diyor. Ve “Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olmak, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamak, onun pişdarı olmak, onun dümdarı olmak benim vazifem, görevim” diyor. Bunu Nur talebelerinin demesi gerekiyor. Bu denmedikçe, bu söylenme devam eder. Bediüzzaman, kıyametin tarihini de veriyor. Ali Ferşadoğlu Ağabeyimiz çıksın, desin; “70 yıl var arkadaşım” desin. “Mehdiyet’te bu devirde, deccalin ölümü de bu devirde, süfyaniyetin ölümü de bu devirde, fikren tabii, yok olması bu devirde” diyecek. “Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göreceğiz, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz” desin. Kaçamak konuşunca, insanlar imanından şüphe ediyor, imanından şüphe edince de, inanmıyorlar. Ben samimi adamım, açık açık söylüyorum, söylediğim içinde adamlar diyor, “Mehdilik iddia ediyor” diyorlar. Ama ben çekinmiyorum, söylüyorum. Ben onun meydana getireceği sakıncaları da göze alıyorum. Hapsi falan aklına ne gelirse, göze alıyorum. Süfyanın ordusu, it gibi saldırıyor, yani her türlü kepazeliği yapıyor, her türlü ahlaksızlığı yapıyorlar, biz cansiperane, aşkla mücadelemize devam ediyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.) “deccal-süfyan, Şam’da çıkacak” diyor. Baas rejimi, Arap sosyalizmi, komünist düşünce, Darwinist-materyalist düşünce nereden çıktı? Suriye, Şam ve oradan da Filistin’e şuraya, buraya Irak’a her yere yayıldı. Ve onların hampalarıyla halen mücadele halindeyiz. Süfyanın, Hafız Esad’ı, Peygamberimiz (s.a.v.) en ince detayına kadar tarif etmiş. Şeklini, şemalini, ne zaman, nerede çıkacağını, Şam diye açık açık söylüyor. “Şam’da çıkacak” diyor.
Kardeşim bize diyorlar ki; “neden açık hanımlarla konuşuyorsun.” Ben plajlara, gazinolara, barlara, sokağa, benim milletimin tamamına, alemci kardeşlerime, herkese hitap ediyorum. Ben dar bir çevrenin insanı değilim. Hıristiyanlara, Musevilere, herkese hitap ediyorum. Onlar da bizim evladımız, kardeşimiz. Her zaman söylüyorum, açık olanlar da yüzde yüz Müslüman’dır, kapalı olanlarda yüzde yüz Müslüman’dır. Benim kapalı talebem de var, görüyorsunuz. Çarşaflı talebem de var, daha çıkartmadım, onu da çıkartacağım, maşaAllah. Talebe deyince, biz de Hoca olmuş oluyoruz güya, ben Hoca değilim ayrıca da, talebenin talebesi olmuş oluyorum, ben de talebeyim, inşaAllah. Hocalık ayrıdır. Mehmet Talu Hocam, Hocadır, işte bak o alimdir, inşaAllah. Bana fetva soruyorlar, cahile fetva sorulmaz, alime soracaksınız. Mehmet Talu Hocam, hakikaten hakkıyla alimdir, derya. Ehl-i sünnet konusunda, yani Ortadoğu, Balkanlarda üstüne varsa, bana gelsinler, söylesinler. Yok. Ayaklı kütüphane. Sor, anında cevap versin, maşaAllah. Ama ben milletimi bütün olarak seviyorum, hepsini. Mesela yobaz takımı, Alevilere tavır alır. Ben, Alevileri canım gibi seviyorum, acayip severim, Bektaşileri, Bektaşi sazı dinlemeyi çok severim, Alevilerin o özdeyişleri çok hoşuma gider, aşkla dinlerim. Şiileri çok severim, Vahabileri severim, yüzde yüz muttaki Müslüman olarak görürüm. Ben, bütün Müslümanları kucaklıyorum. Plajdaki insanlarda benim canımdır, onları da derin bir sevgiyle seviyorum, hepsi benim için hoş insanlardır, güzel insanlardır, inşaAllah. Ama ayırımcı olanlar, tabii ki onlar şaşırıyor bana, diyorlar ki; “sen neden Cübbeli tarzında getto gibi küçük bir şey oluşturup, halktan tecrit olup, milletten tecrit olup, içine kapalı, asosyal yaşamıyorsun” diyorlar. Yok kardeşim, din herkesi kucaklar, herkese hitap eder. İslamiyet; sevinç, bayramdır, sevgidir, güzelliktir, aşktır, muhabbettir, tutkudur, ben de onu anlatıyorum, inşaAllah.
Bakın hep küfür; “nasıl yaratılacağız” diyorlar. Allah diyor ki; Yasin Suresi, 78. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi yaratılışını unutarak”. Bakın çok manidar bu. Dar düşünmeden kaynaklandığını vurguluyor Allah. Yani ufku geniş olsa, bunu söylemeyecek. “Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" Eksik yönü ne? Bizzat var olan delili görmeyip, başka bir delile bakması. Halbuki kendi yaratılması var, delil olarak zaten ortada. O nereye kafayı takmış? Kemiklere kafayı takmış. İlk hücreyi yaratan kim? Spermi yaratan kim? Allah. Kemiği yaratan kim? Yine Allah. Sabah kalktığında, birden ışıklı bir dünyayı senin gözüne kim getiriyor? Sabah ya birisi kaldırıyor veyahut zil çalıyor neyse de, kalkıyoruz. Birden can geliyor, diriliyoruz. Ölüyken diriliyoruz. Her gün ölüp diriliyorsun, neyine şaşırıyorsun? Her gün yatarken, ölmeye yatıyorsun. Her insan yattığında, uyuduğunda ölür, Kuran ayeti; “Canlarını alıyorum” diyor, Allah. Ruhu alınır. “Sonra onların ruhunun bir kısmını veririm, bir kısmının da canını geri vermem” diyor. Sabah bir kalkıyor adam, ölü. Çoktur öyle, sarsar silkelerler ama derin uykuda diyor, bir daha sarsıyor, bakıyor, ölmüş. Uykuda, Allah canını alır. Mesela şu an öyle şahane bir ekran var ki gözümün önünde, rengarenk. Demin yoktular, birden yarattı Allah. “Nasıl yaratıldı” diyorlar. Biraz önce yoktunuz, birden geldiniz. Gözümün önüne getirdi Allah. Yaratılış da böyledir. Aslında aynı sistem işliyor. Birden insanlar topluca yattıkları yerden kalkıyorlar. “Bizi bu yattığımız yerden kim kaldırdı” diyor, şaşırıyor. Yani ilk önce ölümden dirildiğini anlayamıyorlar. Düz araziden kalktıkları için, büyük bir kalabalık, hayret ediyorlar. “Bir çağrıcıya” diyor, onlardan uzaktan bir ses çağırıyor. İnsanlar, o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. Ama şimdi biz kafamızda canlandırdığımızda, en fazla ovalık bir alan aklımıza geliyor. Allah’ın dedikleri oluyor ama bizim hiç tahmin etmediğimiz şekilde oluyor. Mesela Mehdiyet’i tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.), zahir gözüyle baksan, bambaşka bir şey gibi görünüyor. Mehdiyet oluyor, bambaşka bir şey gibi oluyor. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi, Hz. İsa Mesih (a.s) şu an hayatta, faaliyet halinde. Talebelerine git bir sor, gayet makul karşılarlar. İşin ilginç yanı, Hz. İsa (a.s)’da kendini çok makul karşılar. Çünkü geçmişini hatırlayamayan bir insan, güzel huylu, dindar bir insan, o kadar. Bugün sabah düşündüm; evin tabanı ahşap, ahşabın altında beton, betonun altında toprak, toprağın altında ateş, kaynayan ateş. Evin temeli bunlardan oluşuyor. Fokur fokur kaynayan ateş, üstüne toprak, toprağın üstünde beton, betonun üstünde ahşap, ahşabın üstünde halı. Gayet rahat insanlar yatıyor. Fokur fokur kaynıyor. Dünya şu an böyle. Dünyanın kabuğu, elmanın kabuğu ne kadar ince? Elmanın içini düşünün, elmanın içi magma, fokur fokur kaynayan ateş, kabuğu kadar toprak, elmanın kabuğu kadar toprak. Bu toprak üzerinde adam bilardo oynuyor, futbol müsabakaları yapılıyor, bir başkası tencerede pirinç kavuruyor, anormal rahatlar. Neptün, Platon, Uranüs, o ona çarpıyor gökyüzünde, o ona çarpıyor. Akıl almaz çarpışmalar oluyor, güneşe çok büyük göktaşları çarpıyor, büyük dev patlamalar oluyor. Güneşte, dünyanın bin misli, 2 bin, 3 bin misli, 10 bin, 100 bin misli oluyor o patlamalar, dünyanın o kadar büyük, göklere saçılıyor, burada insanlar mastika oynuyor, gayet rahatlar. Uranüs’te, Neptün’de, gökteki gök cisimlerinde, kimin de sülfürik asit denizi hakim. Kiminde havadan nitrik asit yağıyor, ısı kiminde 2 bin derece, kiminde 3 bin derece, kiminde ısı 250 derece, gece eksi 300. Yer gök toprak. Cinler orada yakalamaca oynuyor. Cin sülfürik asidi ne takar. Acayip hoşuna gidiyor, onların gıdası. Nitrik asitten adam, gayet memnun oluyor, gıda oluyor. Nasıl bitkilere gıdaysa, onlara da gıda oluyor nitrik asit. Ama biz de bu küçücük dünyamızda, uçsuz bucaksız, bakın bu kadar çarpışmaların, altı ateş magma, havada akıl almaz bir hızda gidiyoruz. Bakın dünya bir kendi etrafında dönüyor, bir güneşin etrafında hızlı dönüşü var, bir de güneş sistemiyle beraber, topluca gidişimiz var, o akıl almaz derecede süratli, müthiş süratli. Hep beraber gidiyoruz. En ufak bir sarsıntı yok, gürültü yok. Dolmuşa, otobüse, uçağa binenler bayağı bir sallantı oluyor, dünyada sallantı yok. Ve ölüm de her gün bir adım ilerliyor. İleriden bize yürüyor ölüm. Her gün mesela 24 saat, 24 adım atıyor bize karşı. Bir 24 saat geçince, bir 24 adım atıyor. Yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor, saat bittiğinde, ölüm bize yapışıyor. Azrail (a.s); “gel mübarek seni götüreceğiz, Cenab-ı Allah’ın katına” diyor. “Hazır mısın?” diyor, “Elhamdülillah hazırım” diyor, “hadi bakalım, Ya Allah Bismillah, Selamun Aleyküm.” Kafir için de, Fredi’nin kabusu gibi. Kafasına, gözüne ani yumruklarla başlayan, şiddetli karanlığın içerisine atılmaya başlayan, ani bir ölüm başlıyor, Allah vermesin. Müminin canı hep rahatlık içerisinde alınıyor. Başlangıcından itibaren, hep sonuna kadar hep rahatlıktır. Ahirette rahat, cennete girerken rahat, cennetin içinde rahat. Allah; “Hurmanın üzerindeki ipincecik iplik kadar bile rahatsızlığı uğramazlar” diyor. Allah hep Kuran’da güvence vermiş. “Bana güvenin” diyor, Allah, “Ben Rahman ve Rahim’im, affediciyim, çok şefkatliyim ve esirgeyenim” diyor, “sizleri seviyorum” diyor Allah. “Ama siz de Beni seveceksiniz” diyor ve “Bana şükredeceksiniz, şanımı hakkıyla takdir etmeye çalışın” diyor. “Bana hamd edin, helallerime özen gösterin, haramlarıma özen gösterin” diyor. Helaller ne kadar? Milyarlarca, trilyonlarca. Haramlar ne kadar? Sayılıyor. Haramlar, çok çok azdır.
En güzel kızlar, Türklerden çıkıyor, maşaAllah. Hakikaten çünkü bakın yabancı kızlarda cilt, çok çabuk eskiyor, bozuluyor. Hemen böyle damar, et ve kas yapılarında bir sertleşme, çok süratli oluyor. Mesela 25 yaşında, bayağı yaşlı oluyorlar. Türk kızları öyle değil, maşaAllah. Cilt yapıları da, sağlıklı da oluyorlar, bir de çok zekiler, akıllı, derinler, baya çok detaylı, güzel düşünebilen ve çilekeştirler, zorluklara, acıyla yetiştikleri için, daha yatkındırlar. Yani insanlıktan daha iyi anlarlar. Bir de eski nesil anneanneler daha devam ediyor, Osmanlı anneanneler. Son nesil ama onlar torunlara onu aktardı, Osmanlı sıcaklığını, sevecenliği, sevgi dolu olmayı, şefkati aktardılar. Onun için bu nesil iyi oldu, maşaAllah. Bir daha ki nesil, daha da iyi olacak, inşaAllah, Mehdiyet devrinin nesli, inşaAllah.
Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri; “İstikbali Kuran hükmedecek” diyor, sizin daha evvel anlattığınız gibi, şöyle diyor; “akıl, ilim ve fennin hükmettiği istikbâlde,” yani bahsettiğiniz, son 70 sene içinde, “elbette bürhan-ı aklîye (akılcı ispatlara) istinad eden (dayanan) ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kuran hükmedecek” ama “İstikbalde” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Sen Sungur Ağabey’in talebesisin. Şuradan başla. Sözler’den şurayı oku, sonra şurayı oku ama buralardan şerhler yapacağım, sonra da şurayı okursun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. "İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "Ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalpli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçinbin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dörtyüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?"
ADNAN OKTAR:Şimdi Ali Ferşadoğlu Ağabeyime, muhterem ağabeyime ben soruyorum; Bediüzzaman yazı yazmaktan, konuşmaktan aciz birisi değil ve çok büyük bir alim, hitabetiyle, dünyanın en büyük alimidir, gelmiş, geçmiş en büyük alimdir. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra, sahabelerden sonra, böyle büyük alim gelmedi, inşaAllah. Bakın 1401 demiyor, 1399 demiyor, tam 1980 tarihini veriyor; 1400. “Hz. Mehdi (a.s), 1400’de gelecek” diyor. Kardeşim Bediüzzaman’a samimi bağlı olan bir insan, lafı neden evirip-çevirir? Bediüzzaman bunu diyor de, sen gerisine karışma. O zaman Risale-i Nur’un bereketini görürsün. Ama sen bunu gizlersen, Risale-i Nur’un bereketini göremezsin. Bir uğursuzluk kaplar, Allah esirgesin.
Evet, şimdi şurayı oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Hem şu sırdandır ki, Mehdî, süfyan gibi âhir zamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır.”
ADNAN OKTAR:Bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s) var mı? Ali Ferşadoğlu Ağabeyimize göre, yok. Bediüzzaman diyor ki; “Her yüzyılda bir Mehdi vardır” diyor. Bu yüzyılın Mehdisi kim? “Yok” diyor. Bediüzzaman’da; “var” diyor. Kime inanalım? Hani Nur talebesiydiniz? Belki üslubum suyuedeb oluyor, ben başka türlü bunu nasıl anlatayım? Ama görsek elini öperim, isterseniz gelsin, öpeyim elini, benim büyüklük iddiam yok ama başka türlü nasıl anlatayım?
Şimdi şu kısmı da oku.
ALTUĞ BERKER:“Şimdi Mehdi gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiyye veya Süfyâniyyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı ma’nevîsine veya temsil ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u îmanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.”
ADNAN OKTAR:Yani Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s), evet. Vaktini söylüyor, nerede geleceğini söylüyor. Bakın “1400 sene sonra gelecek” diyor, “1980 tarihinde gelecek” diyor, “İstanbul’da gelecek” diyor, “ilk başta kendisi dahi, kendisini bilmez” diyor, “yakın talebeleri, havası, seçkinler, onu imanın nuruyla tanırlar” diyor ve “ilk çıktığında, ilmi ve imani çalışma yaptığı için, fark edilmez” diyor ve “bütün görevlerin hepsini birden yapacak” diyor Hz. Mehdi (a.s). Kardeşim siz bunu söyleyin, gerisine karışmayın. “Ya Hz. Mehdi (a.s) çıkmazsa.” Sana ne? Sen söyle, sen gerisine karışma. Haşa o kafa nereye götürür seni? “Ya cennet yoksa.” Haşa “ya ahiret yoksa, ya Allah yoksa”ya kadar götürür. Öyle şey olur mu? İmanda, adı üstünde iman; inançtır. Sen güven. Ayrıca Peygamber (s.a.v.)’in, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili söyledikleri, kaç tane hadis vermiş? Belki 100 tane alamet vermiş. Tamamının çıktığını teker teker ilmen, delillerle, fotoğraflarla, belgelerle ispat ettim mi, etmedim mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği çıkıyor muymuş? Çıkıyormuş. O zaman neden vesvese ediyorsun? “Bu alametler çıktı ama ya Hz. Mehdi (a.s) çıkmazsa” diyor. Sana ne? Bu kadarı çıktıysa, gerisini sen Allah’a bırak. Doksan dokuzunu çıkaran, yüzüncüyü çıkaramaz mı Allah? Doksan dokuz tanesini çıkarıyor, son bir tanesini, gerisini sen kafana takma, onu da çıkarır. Gözünü şöyle bir ovuştur, elini yüzünü yıka, belli olmaz belki de görürsün, inşaAllah.
“Hocam hayırlı geceler, İstanbul’dan Ahsen.” Ben de masanızda oturan, o hanımlar gibi yanınızda bulunmak istiyorum. Olumlu ya da olumsuz yanıt verin, lütfen.” İftihar ederim, iftihar ederim.
Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtıyorum Hocam: “İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı.” Kitabınız inşaAllah, şu cümleyle başlıyor; “Vicdan sahibi insanlara bir çağrı. Bu kitap yazılırken, amaçlanan da tarafınızdan, dünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını, tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp, çözüm yolları aramaya davet etmek. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken, İslam için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur ve insana ahirette büyük bir vebal altında bırakır.
ADNAN OKTAR:“İyi geceler, ben Almanya’dan yazıyorum. Sayın Adnan Oktar Bey, soruma cevap verirse, sevinirim.” Bey ile başladıysa, pek normal bir şey değildir. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine göre, yaşadığını iddia eden Adnan Oktar” acayip soğuk bir üslup, “acaba Peygamberimiz (s.a.v.) açık hanımlarla sohbet etmiş ya da gelecekte Hz. Mehdi (a.s), hanımlarla böyle sohbet edecek mi? Cevap verirseniz sevinirim. Yusuf” diyor. Yusuf; Peygamberimiz (s.a.v.) Ukas panayırına gidip, tebliğ yapıyor muydu, yapmıyor muydu? Yapıyordu. Mekke müşrikleri, oradaki hanımlar hep açık mıydı, değil miydi? Açıktı. Hepsine gidip, tebliğ yapıyordu. Açığına, kapalısına hepsine tebliğ yapıyordu. Hanımın açığı, kapalısı olmaz, hepsi mümin, muttakidir, yüzde yüz Müslüman’dır. Özellikle seçiyorum ki, bu konuyu iyice anlasınlar diye. Yani diğer sorular içinde, dikkatimi çekiyor bunlar. Hz. Mehdi (a.s)’da tabii açık hanımlara hitap edecektir, kapalı hanımlara da hitap edecektir. Hıristiyanlara da, Musevilere de hitap edecektir, herkesi kucaklayacaktır, bunu bil, inşaAllah. Ben de, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak onun yolundayım, mürşidimin yolundayım, Hz. Mehdi (a.s)’ın yolundayım, ben de öyleyim, inşaAllah.
Evet Şeyhim, buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfiğrullah. Bir iman hakikati olarak, böbreklerin tansiyonu nasıl düzenlediğine dair kısa bir bilgi vermek istiyorum. Böbrekler kan basıncını yani tansiyonu ayarlarlar. Kan basıncını belirleyen en önemli faktörlerden biri, damarların içinde bulunan sıvı miktarıdır. Damarların içindeki sıvı ne kadar fazla olursa, tansiyon o derece yükselir ve vücuttaki tüm organlara zarar verir. Vücudun damarlardaki fazla sıvıyı algılaması, kalbin ön odacıklarında yerleştirilmiş algılayıcılar sayesinde olur. Artan kan basıncı, kalbin daha fazla gerilmesine neden olur. Bu gerilmeyle kas liflerinin de arası açılır ve liflerin içine hapsedilmiş olan mesaj molekülleri serbest kalarak, kana karışır. Bu mesaj kan yoluyla böbreklere ulaşır. Böbrek kendisine ulaşan emre itaat eder ve vücuttaki sodyumu atmak için harekete geçer. Sodyumla beraber vücuttan atılan sıvı miktarı da artar, böylece kan basıncı normal düzeye iner ve kalp sağlıklı olarak atmaya devam eder.
ADNAN OKTAR:Kardeşim sırf bu mekanizma bile iman etmek için yeterlidir. Yani müthiş bir mekanizma. Atomu nereden tanısın, sodyumu nereden bilsin. Sodyum ne yapacağını nereden anlasın? Atom bu. Yani niye çıkmaya yönelik bir karar alsın? Vücut sodyumu nereden anlasın? Bana sorsalar, sodyumu bul, bulamam ama adam sodyumu buluyor. Hayret verici, maşaAllah.
Kadıköy-Moda’dan Serkan Uslu; İttihad-ı İslam’ı savunman lazım, Serkan! Allah’ın emri, Kuran’ın emridir. İttihad-ı İslam’ı savunmayan adam, Müslüman olamaz. Yani Müslümanlığın birinci şartıdır. Din zaten, Müslüman topluluğa hitap ediyor Kuran. Yani Kuran’daki bütün hitaplar; Müslüman topluluğadır. Allah tek bir topluluk kabul ederek açıklıyor zaten. Yani Allah, ayrı ayrı topluluklar olarak kabul etmiyor. Bir topluluk kabul ederek açıklıyor. Ve onların başındaki bir tane lider oluyor Müslümanların, o kadar. Başka bir şey olmuyor. Her Müslüman cemaatinin, topluluğunun başında bir lider var Kuran’da.
Hazır olan başka filmimiz var mı bizim? Hz. Ömer (r.a), seyredelim.
-VTR- Hz. Ömer (r.a).
ADNAN OKTAR:“Sayın Hocam” diyor kardeşimiz, Mehmet Yaşar Balcı; “Peygamberimiz (s.a.v.) dini, İslam’ı bitki ve hayvanları tanıtarak mı anlattı diyenlere cevabınızı verin lütfen. Ben bu kadar dar bakışlara cevap veremem zira, cahil ve sabit fikirlilerle yaptığım her tartışmayı kaybediyorum.” Hanzolarla, sığırlarla tartışırsan, pek netice alamazsın. Allah “cahillerden yüz çevir” diyor ayette. Baktın öküz, onu otlarıyla bırakıp, işine bakacaksın, inşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.) dini bitki ve hayvanları tanıtarak mı anlattı?” O adamlara dersin bak; Kuran ayetlerini aç, örümceği örnek veriyor Allah, örümceği anlatıyor, sivrisineği anlatıyor, detay veriyor Allah, arıyı anlatıyor, detay veriyor, deveyi anlatıyor detay veriyor, bitkilerden detay veriyor, bitkilerden, meyvelerden bunlardan tek tek tanelerden, tohumlardan bir bir bahsediyor. Kuran’ın yöntemi bu. Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran’a uymuyor muydu? Uyuyordu. Ahlakı Kuran değil miydi? Kuran’dı. Tebliğ yöntemi neydi? Kuran’dı. O zaman o sığıra, o kömüşe soracaksın; “Kuran’da anlatılanları görmüyor musun?” diyeceksin. Dolayısıyla tartışmayı kaybetmiş olmazsın o zaman, inşaAllah.
Şeyhim dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Filmi izlerken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadis-i şerifi aklıma geldi;” Hz. Mehdi (a.s); Hz. Ömer (r.a)’dan ve Ebu Bekir (r.a)’dan üstündür” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR:Evet, “Hz. Ömer ve Hz. Eba Bekr’den üstündür” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Çünkü Hz. Ebu Bekir’e “diyor, “halifet-i Resulullah diye tesmiye edilir” diyor, “fakat Hz. Mehdi (a.s.) için; Allah’ın Halifesi, Halifetullah denir” diyor inşaAllah, maşaAllah.
Evet şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsi var Hocam. Fütuhu-l Gayb adlı eserinin 33. makalesinde; Melekut aleminde ism-i azim olan Hatemu-l Evliyanın, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın vasıflarını anlatmış Abdülkadir Geylani Hazretleri. “Onun mutlaka aranması gerektiğini” söylemiş, şöyle anlatıyor; “En yüksek derece ona verilmiş ve melekut aleminde de kendisine Azim adı verilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu büyük zatın şanını tarif ederken şöyle buyurmuş; “Bir kimse öğrenir ve öğretirse, ayrıca bildiği, öğrettiğiyle amel ederse, melekut aleminde ona Azim ismi verilir, bu zat alim-i Billahtır. Mertebeler ölçülürse en yüksek derecede onun olduğu ortaya çıkar. Dinin hikmet yönünü en iyi bilen odur -yani Hz. Mehdi (a.s.) Allah-u Teala birçok bilinmeyen ilimleri onun kalbine yerleştirmiştir. Hiç kimsenin erişemeyeceği sırları ona sezdirmiştir. Bu saf ve temiz kul, Allah tarafından seçilmiş, sevilmiş ve hakka cezbedilmiştir. İlahi hikmetlerin çözüldüğü kapıya yalnızca bu insan yetişmiştir, hidayet yolları ona açıktır. İstidat, yetenek onda çok büyüktür ve bütün sırları anlama kabiliyeti vardır. Bu zat Allah yolunda bir şahtır, kulları hak yola çağırır, kötülükleri onlara gösterir. Kıyamet günü şefaatçidir, dünyada temizdir. Allah indinde her şeyi makbul ve merguptur (sevilen beğenilendir). Doğrudur, doğruluğu tasdiklidir, Resul ve Nebi’lerin vekilidir ve Peygamberler onu vekil etmişlerdir. Sana bu insan lazım, onu ara, bulunca da muhalefet etme, sözlerine darılma, uzak kalmaktan hoşlanma. Onu sev ve sözlerine bağlan, her nereye varsan, böyle birini ara ve zihninde onu gezdir. Şunu bil ki, o ne söylese selamet ondadır, helak ve bataklık başkadadır. Allah’tan onu iste, yol ondan başkasına varmaz.”
ADNAN OKTAR:Bazı zingolar bana diyorlar ki; “Niye Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsun?” Buyurun, Şah Abdülkadir Geylani, ne kadar muhteşem anlatıyor Hz. Mehdi (a.s)’ı bakın. Her cümlesi için ayrı bir şerh gerekiyor, muhteşem anlatıyor. Eskiler, büyükler gece gündüz Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiş, aşkla bahsetmişler, bereketinden, feyzinden istifade etmişler. Bazı zingolarla konuları istişare etmek, onları anlatmak çok zor oluyor. Zingo ne demek? Zihninde geri, efendim, neyse o kadar yeterli.
ALTUĞ BERKER:İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri de Hocam, Kenz-i Mahfi adlı eserinin 10. bahsinde Hz. Mehdi (a.s)’ın üstünlüğüne delil olarak, neşredeceği kitapları göstermiş. Şöyle demiş Bursevi Hazretleri; “Hatemül Veli bütün velilerden üstündür. Çünkü en kamil varis odur, buna delil ise tasnif ettiği eserlerinin pek çok olacağıdır ki, bu ehline gizli değildir.”
ADNAN OKTAR:Çok kitap mı yazacakmış Hz. Mehdi (a.s.)?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi benim 300 tane kitabım var, 300 küsur. Delillendirmek isteyenler, onu delil olarak kullanabilirler. Onu ne yapacağız? Bir cevap vermemiz gerekiyor. Kitapları yazan Allah’tır, ama Hz. Mehdi (a.s)’ın çok kitabı olacağını başka bir eserde de gördüm, ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de var. “Hz. İsa (a.s) geldiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü üzerinde bulunan, 1400 tane kitap bulur” diyor. Benim kitaplarımın hepsinin üzerinde de mührü var, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mührü var, bu da bir tevafuk. Ondan sonra, geçen günler o makineye ne deniyor, televizyon gibi, hani var ya böyle her şeyi gösteriyor, çeviriyorsun görüntü yine çevriliyor nedir o? Şöyle çekiyorsun kitap kapakları açılıyor, elektronik bir şey.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. I-pad.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, “kaç tane kitap koydunuz” dedim, “yabancı kitaplarla beraber 1400 tane Hocam” dediler. Baktım hakikaten kutu gibi, kutu gibi hakikaten. 1400 tane kitap da onun içinde, hakikaten mühürlü. Demek ki, biz Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak onun benzerini yaptığımıza göre, Hz. Mehdi (a.s.)’da demek ki buna benzer bir şey yapacak Allah-u Alem, Hz. İsa (a.s)’da hazır o kitapları bulacak. O kutuda; i-pad, onun için demek ki öyle bir şey bulacak hazır, inşaAllah. Öncülerde benzerlik çok olur, yani Hz. Mehdi (a.s) talebelerinde, adeta Hz. Mehdi (a.s) gibidirler. Tipi benzer, konuşması benzer, sitili benzer, yöntemi benzer, bunda şaşacak bir şey yok. Onun için benimde ve arkadaşlarımın da Hz. Mehdi (a.s)’a benzemeleri çok normal. Çünkü asıl vardır, bir de onun gölgesi vardır, asıl; gölgeye benzer, gölge de asıla benzer, değil mi? Mesela bakın elimin gölgesi çıktığında ne oluyor? Bayağı benziyor elime, ama gölge. Biz de, Hz. Mehdi (a.s)’ın gölgesiyiz, asıla benziyoruz o yüzden. Onun için kardeşlerimiz işte “benzerlikler var” diyorlar, çok makul. Her talebesinde bu tecelli olur, inşaAllah.
Evet, biraz da astronottan dinleyelim.
-VTR-
1- Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın teninin buğday renkte, boyunun ise İsrail’i olacağını söylüyor.
2- Cübbeli, Ehl-i sünnetin tüm kaynaklarında, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünün mütevatir hadislere sabit olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’yi konuşturmamın nedeni; bazı tipler Cübbeli’nin takımından, “niye Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyorsun” diyorlar, ben de diyorum ki; bakın şeyhiniz anlatıyor, çok güzel anlatıyor, doğru anlatıyor. Anlatmak lazım. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında, günde beş vakit anlatılıyordu” diyor. Bir bereket, güzellik var ki, Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiş, bir hayır var ki, bu kadar üstünde durmuş. Yüzlerce hadiste belirtmiş. Demek ki, bir nur ve ışık, ferahlık nedeni. Mehdiyet’i kapatırsan; bereketsizlik, uğursuzluk etrafı sarıyor. Hz. Mehdi (a.s) kıyametin durmasına vesile, Hz. Mehdi (a.s) bereketin gelmesine vesile, inşaAllah.
“İçimi tekrar coşkuyla dolduran Muhammed Adnan Hocam’a ve şeyhlerin en moderni Altuğ Berker’e selam olsun” diyor kardeşimiz. Aleyküm Selam.
ALTUĞ BERKER:Aleyküm selam, ne haddimize inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“İyi akşamlar Sayın Hocam, ben Vecdi ve Barış. Sizi severek dinliyoruz. Bir sualim var Hocam” diyor. Barış, fetva konusunda, fıkıh konusunda, Mehmet Talu Hocamız en sağlam kaynaktır, çok derin detaylarıyla öğrenebilirsiniz. Şimdi ben cevap veririm tamamda ama detay alırsan daha güzel olur, değil mi? Yarım olmaz. Ben de tabii biliyorum biraz, ama Hocamızın verdiği detaylar ve anlatım nefistir, inşaAllah.
Gülşen Yıldız; Allah ferahlık, sağlık sıhhat versin bütün milletimize, annene de sağlık sıhhat versin sana da inşaAllah.
Evet Şeyhim buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. İman hakikati olarak sevimli canlılar gösteriyorum, inşaAllah.
-VTR- Sevimli canlılar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir de niyet çok önemlidir. Mesela bizim kardeşlerimiz çıkıyor çocuklar, bizim ufaklıklar bu Ender, Önderler şunlar bunlar dalyan gibi delikanlılar, boy 1.98 eni boyu belli değil, yakışıklı mı yakışıklı. Şimdi hanımlar da seyrediyor onu, desek ki “haşa bakmayın, niyetinizi bozmayın” şimdi bu anormallik olur bu, ne alaka? Şimdi mesela benim canlarım da buradalar “haşa bakmayın etmeyin.” Niyetledir. Bıraksınlar, inşaAllah. Benim milletimin yüzde 70, 80’inin başı açıklar, nur gibi de insanlar, tertemizler. Şefkatli, merhametli, sevgi dolu, temiz, tahir, Allah’tan korkan çoğu da namaz kılar sessiz sedasız, kimse bilmez, değil mi? Nur gibi insanlar, çok da şekerler, inşaAllah. Niyet önemli. Şimdi sırf beyleri esas alıyorlar, hanımlar da seyrediyor. Hanımda isterse bakar, mesela bana bakar yahut başkasına bakar kendince kafasından bir şeyler geçirebilir bir hanım, değil mi? Niyete bağlı, onun idaresine, aklına ona göre hareket edecek, olmaz öyle, o şekilde düşünürse yanlış olur, inşaAllah. Herkesin hastası olur. Dünyada hemen hemen yüzde 99.99 insan hastadır. Mesela şarkıcılar çıkıyor, sanatçılar adamlar ne kadar neşeli! Binbir türlü hastalığı var herkesin. İnsanlar ilaçla ayakta yaşıyor. Ama millet elinde ilaç kutusuyla gezmiyor, ilaçlar kutuda olduğu için görmüyorsunuz. Yoksa herkeste bir dert, hastalık oluyor, inşaAllah. Nadir insanlar çok sağlıklı olur. İmtihandır o, çok önemlidir. Hastalık olmasa insanlar, Allah’ı unutuyorlar. Ya yerin altı magma fokur fokur kaynıyor, adam bunu düşünmüyor. Hasta oluyor onu da düşünmüyor. Geçenlerde Hıncal Uluç’u gördüm, yine meşhur gülüşüyle gülüyor, iyice dede olmuş. Yine ne Allah’tan bahsediyor, ne dinden bahsediyor, pür neşe geziniyor. Yani biraz derinliği olması lazım bir insanın. Artık bu yaşına gelmişsin. Biz bunlara tabii öfkeyle bakmıyoruz, şefkatle bakıyoruz. Hıncal Uluç’da konuşunca, o genellikle hep benim aleyhimde yazı yazar eskiden beri, bir ara gece gündüz o tarz yazılar çıkartırdı, Fatih Altaylı’yla o yarışa girmişlerdi adeta. İnanın acıyorum, şefkat duyuyorum, yani içimde nefret, öfke falan yok. Fatih Altaylı da 12 yıldan beri benimle uğraşır, inanın içimde ne bir öfke var, kin var, acıyorum, şefkat duyuyorum. Bende kin nefret olmaz. Müslüman olmalarını, dindar olmalarını canı gönülden isterim. Olsalardı zaten dinde kardeşim olurlardı. Müslümanlık derken, takva anlamında. Tabii ki Müslüman’dırlar, dinsiz değildirler. Bilmiyorum, o konularda fazla bilgim de yok ama inşaAllah değillerdir dinsiz.
Seyyid Eşref kardeşimiz yazmış. Onur Caferi Kaya, Barış Ayar, Serkan kardeşimiz, Hakan Karabulut. Allah aşkına şu kısaltmaları yapmayın, internetçi üslubu yok mu, kıl oluyorum.Teşekkürü kısaltılıyor, selam kısaltılıyor, maşaAllah kısaltılıyor, olmaz. Dır dır dır 8 saat konuşuyorlar keratalar internette, tam o kelimelere gelince, iktisat yapacakları tutuyor. Başka konularda iktisat yapsana kerata. Değil mi? İnşaAllah’ta, maşaAllah’ta iktisat olmaz, tam yazacaksınız, inşaAllah. Serkan “Hocam” diyor “İttihad-ı İslam’ı savunalım tabii ki de,” bak üsluba bak “savunalım tabii ki de”, savunuyorum diyeceksin. Tabii ki’desi olmaz. Ama yinede iyi. “Bir başka memleket reisi çıkıp bunu savundu mu?” diyor. Şimdi kardeşim ahir zamanda, deccaliyet devrindeyiz. Tabii ki savunanlar olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Ne Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedecekler, ne deccalden bahsedecekler ahir zamanda” diyor Cübbeli bas bas bağırıyor, anlatıyor “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, 5 vakit anlatılırdı” diyor ahir zamanda, deccaliyet devrinde Hz. Mehdi (a.s)’dan bahis durdurulacak, yasaklanacak. Sende çıkmışsın, “memleket reisi anlatıyor mu?” diyor. Memleket reislerinin çoğu deccale tabi olmuş zaten, nasıl anlatsın?
“Allah Resulü (s.a.v.), kendisinden sonra gelecek olanı müjdelemek için mi geldi?” Peygamber olarak geldi ama kendisinden sonraki gelecek olanı da müjdeledi. Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeledi, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı de müjdeledi. Kuran müjdeliyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. İsa (a.s)’ın gelişini. Allah müjdeliyor, Peygamberimiz (s.a.v.) vesile oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini vahiy ile Allah, Cebrail (a.s) ile ona iletiyor, Cebrail (a.s) Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’de bize iletiyor. Bu Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtulma azmi nedir bu, Hz. İsa (a.s)’dan kurtulma azmi nedir böyle? Lafı evirip çevirip bir garip şekle getiriyorlar. Ya iftiharla iste sen Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ı. Hz. Mehdi (a.s), yeni bir din getirmiyor ayrıca. Hz. Mehdi (a.s) Kuran’a uyacak, Hz. İsa (a.s) Kuran’a uyacak, nereden çıkartıyorsun yeni bir din getireceğini? Serkan biraz şu sitelere girip okusana. Hem usluyum diyorsun ama hiçbir şey okuduğun yok. Gir ahir zamanla ilgili sitelerimize bak çok detaylı, güzel, kapsamlı anlatılıyor.
Şeyh Efendi, buyrun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ölümden ve yaşlılıktan bahsettiniz. Savaş Ay’ın bir haberi vardı: “Zamanın tanılan sanatçısı Özcan Tekgül, gençlik dönemlerinde hem yurtiçi hem yurtdışında çok büyük bir ilgi gören bir sanatçıymış. Ancak yaşlılık dönemlerini çok büyük fakirlik içinde ve tek başına geçirmiş. 3 gün önce de bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Ancak cesedi sahipsiz kalınca, kimsesizler mezarlığına defnedileceği açıklanmış. Gençlik fotoğrafı da var.
ADNAN OKTAR:Bayağı güzel bir insanmış, maşaAllah. İşte insanlar vefasız o zaman işte Özcan Hanım, bilmem ne falan karşısında el ayak ovuşturanlar, sonra o yaşlanınca şefkat, merhamet olmayınca, tek başına bırakıyorlar. Halbuki insan yaşlandıkça onu daha çok sever, daha çok şefkat duyar. Daha çok koruma azminde olur. Yazık günah değil mi? İşte Kuran’ın, İslam’ın güzelliği burada. Eğer Kuran’a, İslam’a tam uyulmuş olsa, bu felaketler olmaz, bu acılar olmaz. Ben çocukluğumda duyardım Özcan Tekyüz’ü, yazık tabii kadıncağıza, mesela tek kalması, seveni olmaması çok korkunç bir şey. Şefkat, merhamet, koruyup kollamak, İslam’ın ruhunun esaslarındandır, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren A9 Tv, Kahramanmaraş Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo- Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel Bediüzzaman’ın üslubu. Risale-i Nur’u her genç edinsin. En azından bir tane bulundurun, mesela Sözler, bir tane bulundursun. Her Müslüman’ın mutlaka ekmek, su gibi ihtiyacıdır Risale-i Nur. Yani bakın bana güveniyorsunuz. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Orijinalinden okuyacaksınız. Acayip kalbe sürur ve ferahlık verir, mükemmel eserdir, maşaAllah, nefistir üslubu, bayağı güzel.
Şeyhim 24. Söz Birinci Nev’i diyor onu biraz kısaca bir oku da, görsünler kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER:Birinci Nev’i: “Onun memlük ve köleleridir. Bu nevin ne maaşı var ve nede ücreti var. Belki onlar seyyidlerinin emri ile işledikleri her amelde onların gayet latif bir zevk ve hoş bir şevkleri vardır. Seyyidlerinin methinden ve vasfından ne deseler onların zevkini, şevkini ziyade eder. Onlar, o mukaddes seyyidlerine intisaplarını büyük bir şeref bilerek, onunla iktifa ediyorlar. Hem o seyyidin namıyla, hesabıyla, nazariyle işlere bakmalarından manevi lezzet buluyorlar, ücret ve rütbeye ve maaşa muhtaç olmuyorlar.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, benzetmesi ne kadar güzel Cenab-ı Allah’a karşı Müslüman’ın tavrını anlatırken. Mesela şu üslubu da çok çok güzel, onu da kısaca oku.
ALTUĞ BERKER:“Meselâ ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ, azîm bir mâlikü'l-mülk, büyük bir şehri veya muhteşem bir sarayı bina ettiği vakit, o zat dört nevi ameleyi onun binasında istihdam ve istimal eder.
ADNAN OKTAR:Nefis bir Osmanlıca, maşaAllah. MaşaAllah süper güzel bir üslup. Evet, ne yapıyoruz, yarın görüşüyoruz. Ama maşaAllah, geceli gündüzlü sohbet programları var, ne reklamı, ne şu var, ne bu var A9’da, çok güzel bir faaliyet var.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Reklam yapanı ayıplamıyoruz ama yani dolu dolu olması açısından söylüyorum. Tamam.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...