ALTUĞ BERKER: Adnan Oktar ile gece sohbetimize başlıyoruz, inşaAllah. Konuklarımız; Sesil Hanım, Pınar Hanım ve Marina Hanım. Buyrun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyhim sen zengin bir hazırlık içindesin gibi görünüyor. Ne anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Bölücü başının bir konusu ile başlayabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Kıllığı ile.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Bölücü başı son yaptığı açıklamada, devletle yaptığı görüşmeler neticesinde, bir çözüm metni ve çözüm protokolü üzerinde mutabakata vardıklarını ve bu mutabakata göre siyasilerden ve sivillerden oluşan bir barış konseyi kurulacağını söylemiş. Ayrıca BDP’nin yemin krizini çözmek için de, hükümet ile BDP arasında yazılı bir mutabakat metni imzalanmasını ve bu metnin içinde tüm PKK’lılara genel af getirilmesi şartının bulunmasını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Resmi ağızla doğrulanıyor mu bunun ifadeleri?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Eğer öyle olsa çıkar Başbakan; evet der, böyle bir şey var, yahut İçişleri Bakanı çıkar; böyle bir şey var der. Yok olduğuna göre, serbest atışta demektir. Halleniyor demek ki. Oraya bazı adamlar gidiyor ya, Kandil mandil falan oralara, orada konuşuyorlar, o da devlet adına konuştuklarını zannediyor olabilir. Öyle bir şey olmaz. Devlet teröristle pazarlık yapmaz, devlet katille pazarlık yapmaz. Öyle bir şey olmaz. Efendim o konudaki ifadeler, halkı yılgınlığa düşürmek, ümitsizliğe sevk etmek, işte askerlere; boş yere siz mücadele ediyorsunuz imajını vermek, Mehmetçik’lere. Ondan sonra halka da, bir an önce bölünmeyi kabul edin, bakın devlette bile kabul ediyor, siz neyi bekliyorsunuz, gibisinden böyle gıcık, karanlık gizli bir propaganda yapıyor. Bölücübaşı, başı mı artık sonu mu ne tarafıysa inşaAllah, şunu bilecek; bir karış toprak vermeyiz bir, vatanı böldürmeyiz iki, Güneydoğu’da komünist ayaklanmaya müsaade etmeyiz üç, komünizmi; rahmetli Atatürk’ün dediği gibi, her gördüğümüz yerde fikren ezeceğiz, inşaAllah. Bu atışı tutuşu bırakacaklar. Eskiden sağ biraz, yani orta sağ güçsüzdü, soldan çekiniyordu Adnan Menderes döneminde. Özellikle o dönemlerde, sonraki dönemlerde de bazen. Bediüzzaman’a kabadayılık yapmışlardır, ama sola karşı ürkek davranmışlardır, komünistlere karşı ürkek, çekingen, tavizkar davranmışlardır. Halbuki Bediüzzaman sayesinde iktidar olmuşlardır, Bediüzzaman sayesinde güç kazanmışlardır, itibar kazanmışlardır. Komünizmin o devirde belini büken, kıran Bediüzzaman olmuştur. Dolayısıyla Demokrat Parti’ye kapı açmıştır, Demokrat Parti onlar sayesinde iktidar olmuştur. Ama Adnan Menderes rahmetli, Namık Gedik bunu unutmuş, sanki kendi kafalarıyla, kendi akıllarıyla iktidar olmuşlar gibi solu kendi yanlarına çekmeye çalışan, onlara karşı ezik, ama sağa da ağır baskı yapan onları hapse attıran, ezdiren bir politika izlemişlerdir. Bu çirkin bir tavır tabii, bayağı kötü bir tavır. O yüzden de Allah, felaket üstüne felaket vermiş, bela üstüne bela vermiştir. Adnan Menderes, bir çok beladan, ızdıraptan geçmiştir; fakat onu Allah’tan bir uyarı olarak almamıştır, Allah’tan bir felaket olarak almamıştır. Daha da Bediüzzaman’a karşı ezici, acımasız bir tavır içerisine girmişlerdir. Bediüzzaman da son derece saygılı ve sevgi dolu davranmıştır, Adnan Menderes’e karşı çok hürmetkar davranmıştır. O ne kadar hürmetkar davrandıysa Adnan Menderes’te o kadar ezilmesine kapı açmıştır. Benim haberim yok diyemez, Başbakan’dı. Çünkü İçişleri Bakanı’ndan Başbakan’ın haberi olmaz mı? İçişleri Bakanı elini kolunu sallayarak hareket edemez, ne oluyorsa hepsini biliyordu; fakat buna rağmen Bediüzzaman’ı ezdirmeye kalktı, sonucu da vahim oldu tabii.
Adnan Menderes ile ilgili bir filmimiz olması gerekiyor, bakalım.
VTR: Adnan Menderes 1959 yılında düşen uçaktan sağ olarak kurtuldu.
ADNAN OKTAR: Mucize kabilinden Adnan Menderes bu kazadan kurtulmuştur, yani net mucize olarak kurtulmuştur. Ayaklarından asılı başı yere gelecek şekilde, ayakları havada asılı o şekilde bulmuşlardır uçakta. Bediüzzaman’a en şiddetli ızdırap verildiği dönemdir o, en şiddetli saldırıların yapıldığı dönemdir. Rahmetli, ondan ibret almadı, Allah önce ayağından asılmasını sağladı, ibret almadı. Buna rağmen Allah’ın Velisine acımasızca baskı devam etti. Hücre hapisleri, hapisler, hakaretler, baskılar. Bediüzzaman; “bakın bizimle uğraşmayın felaket gelir” dedi, uyardı. “Bakın çok büyük bir felaket gelir, başınızı yer bu felaket, bizimle, benimle uğraşmayın” dedi, dinlemediler. Ve sonunda onu korumaya çalışanlar mağdur oldu, ama Bediüzzaman’ın karşıtları onu alıp astılar, yani asılmasına vesile oldular daha Türkçesi. Buyur Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Atatürk’ün komünizmle ilgili sözlerinden okuyabilir miyim, inşaAllah? 1922 yılında Atatürk Söylev ve Demeçlerinde 3. ciltte sayfa 51’de şöyle geçiyor: “Biz ne Bolşevikiz ne de komünist, ne biri ne de diğeri olamayız, çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız” diyor. 1935’teki bir konuşmasında da; “Türkiye hiçbir zaman komünist olmayacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yani PKK’ya da bir cevaptır bu, inşaAllah. Filmlerimiz vardı demiştiniz, başka neler var? Onlara da bir bakalım.
VTR: Ünlü Darwinist Richard Dawkins, Darwinist bir toplumda yaşamak istemediğini anlatıyor.
VTR: Hücrelerimiz birbirlerini nasıl tanır ve birleşirler?
ADNAN OKTAR: Evet Şeyhim, şimdi sizi dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. “Kan ve Kalp Mucizesi” isimli kitabınızı tanıtmak istiyorum. Pek çok izleyicimiz bilmiyordur, ama anne karnındayken daha üç haftalıkken kalbimiz atmaya başlıyor ve dünyanın en güçlü pompası kalp. Pompaladığı kan ise hareket etmeye başladığı andan itibaren bedenimizdeki hemen her hücreye hayat taşıyor. Bu kitabınızda, kanımızdaki ve kalbimizdeki muhteşem ve mucizevi özellikleri anlatıyorsunuz, maşaAllah ve özellikle şunu da söylemek gerekir ki; insan vücudu ile ilgili yazdığınız tüm eserleri, bir tıp kitabı gibi değil herkesin anlayacağı bir dilde ve hikmetli yanları ile yazıyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, 1950 yılından itibaren aktif siyasete girip vekil seçilmiş, Bakan seçilmiş Namık Gedik. Demokrat Parti’nin 10 yıllık iktidarı boyunca birkaç kez Bakan olarak hükümette yer almış. Bediüzzaman’ı en ziyade rahatsız eden, ezen kişidir. “Bütün muhalifler” diyor Bediüzzaman, “ve siyasiler” yani komünistler şunlar bunlar, sosyete falan, ehli keyif takımı, “ve siyasiler, her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerken” isteyen eğleniyor, isteyen hopluyor zıplıyor gezerken, “Ankara’dan gelen bir emirle” Adnan Menderes ve Namık Gedik’in emriyle, “şimdi evinden dahi çıkamayacaksın denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir.” Evinden de çıkmayacaksın diyorlar. ‘30 senedir çektiğim sıkıntıdan daha fazla sıkıntı oldu bu bana’ diyor Bediüzzaman. Sağın bir kısmında işte böyle bir şey vardır. Hem dindarların imkanlarıyla iktidar olurlar, imkan sağlarlar, hem de böyle dindarlara karşı böyle tavır alırlar. Bunu Adnan Menderes hükümetinde çok gördük. Rahmetli Özal döneminde de bunu gördük. Sola karşı alabildiğine rahat, kucaklayıcı, sürekli onlara taviz veren, onlardan yana tavır koyan bir tavır içindeydi. Bana da o zamanlar haber göndermişti çok yakını ile. İsmini vermem, ama çok yakını; “çok iyi gidiyor devam etsin” diye. Bir hafta sonra tutuklandık. Çok iyi gittiğini de anlamış olduk böylece. Benim açımdan hakikaten çok iyi gidiyor da, inşaAllah. Sonra da İstanbul’daki mülki amire haber göndermiş; “bu işi bitir” diye. O da diyor ki; “ben ne bileyim tosunların kendilerini bu kadar kaptıracağını” diyor, kokain komplosunu kast ediyor. Emniyette yiyeceğime içeceğime kokain karıştırdılar, sonra onu adli tıp yoluyla ispat ettim, mahkemede ispat ettim beraat ettim, biliyorsun.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bize o zamanlar rahmetli göz açtırmıyordu, bana. Her hafta, 15 günde bir gözaltına alınıyordum. Haberim yok diyemez, çünkü Başbakan’dı, inşaAllah. Ama sola karşı ne kadar ılımlı, ne kadar kolaylaştırıcı olduğunu herkes biliyor, değil mi? PKK’ya karşı tavrı da değişikti, efendim başka, sola karşı tavrı da değişikti, onu bilenler biliyorlar. Ama buna rağmen ben bütün gücümle o zamanlar desteklemiştim, sevgi göstermiştim, iyilik göstermiştim; alenen tavır koymalarına rağmen. Hanımını da çok iyi tanırım, bizim arkadaşımızın da çok yakın tanıdığı bir kişiydi, kendisi de bilir hanımı, inşaAllah. O, büyük oğlu da çok efendi bir çocuk, o da evimize gelmişti, ziyaret etmişti, görüşmüştüm. Benim aileye karşı bir muhalifliğim yok, ama yani genelde sağda oluyor böyle şeyler. Yani hem Müslümanlar’ın imkanıyla bir yerlere geliyorlar; bazen, hepsini demiyorum. Sonradan da Müslümanlar’a karşı bambaşka bir tavır içine giriyorlar. Sanki o gücü kendileri elde etmiş gibi, kendi gücü ile elde etmiş gibi. Bu garip, yakışık alacak bir şey değil. Son zamanlarda bu durumdan tabii biraz düzelme olmakla beraber; yine de eksiklikler, bozukluklar görülüyor, yanlışlıklar görülüyor, biz de iyi olmasını istiyoruz, inşaAllah. Sol komünist düşünce, hiçbir zaman için sırtı okşanarak durdurulamaz. Komünistler, komünist düşünce, onlara özgürlük vermekle, işte sırtları okşanmakla falan durdurulamamıştır dünyanın hiçbir yerinde. Bazıları çıkıyor; mesela senin o dörtgen bıyıklı Taha Akyol, akıldane, akıl küpü, millete akıl dağıtıyordu geçenlerde yine çıkmış. Böyle uysal, ortalı adam ayaklarında akıl dağıtıyor. Bu Bask modeli falan, İspanya’da bir şeyler var, İngiltere’de falan; onlardan örnekler veriyor. Onlardaki kafa ayrı, buradaki ayrı. Bunlar, bütün dünyayı komünist yapmaya karar vermiş bir yapı. Velev ki o kafada bile olsa, yine müsaade etmeyiz; vatanın toprağı vermeyiz, o ayrı mesele de, Bask modeli, kask modeli, bunlar dile getirildiğinde kapı sonuna kadar açılmış olur. Ne konuştuğundan haberi yok. Ilımlı sağcı takılıyor. Böyle nane suyu gibi her derde deva havasında. Sola da şempanze gücü gibi bir güçle yaklaşmak gerektiğini sanki bize ima eder gibi bir üslubu var. Müslümanlar aslan, Türk milleti aslandır, Türk ordusu aslandır, aslan tavrıyla tavır koyar. Cılız bir varlık görümü Müslüman’a, millete yakışmaz. Bunu bilecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Özür dilerim ama sizden aldığı dersi herhalde Saadet Partisi Numan Kurtulmuş örneğinde herhalde aklına gelen örneği…
ADNAN OKTAR: Mesela orada da, hep cılız ve hep ortada. Numan Kurtuluş ne diyor? Solla Müslümanlığı karıştıracağım, komünistlikle Müslümanlığı karıştıracağım, gibi bir şey veriyor. Bu cılız, bu şempanze gücü gibi bir güç. Bu güç değildir bu, aslan gücü esastır. Bizim savunduğumuz budur. Ilımlılık diye bir şey yoktur, yani PKK ılımlı mı? Değil. Türk Devleti’nde ılımlılık diye bir politikası olmaz ve olamaz. İnandığı değerler vardır, devletin resmi politikası vardır onu savunur. Ilımlılık ne demek? Her türlü düşünceye açık anlamına geliyor. Bu olmaz.
ALTUĞ BERKER: Bazı internet sitelerinde, Ahmet Hakan’ın zaman zaman farklı özenti karakterlere büründüğü, son zamanlarda da Maocu olmaya özendiği ile ilgili haberler çıkmış. Resimler vardı. Bu siteler Ahmet Hakan’ın kendisine ait sosyal paylaşım sitesinde sürekli olarak Mao’nun sözlerini yazdığını, Ahmet Hakan’ın kendisinin de Twitter hesabında bir Mao biblosuyla, Mao’lu tişörtlerle çekilmiş fotoğraflarını yayınladığını ve bu Mao aşkının bir kere daha Ahmet Hakan’daki bu özenti kişiliği ortaya koyduğunu söylemişler. Ahmet Hakan’ın kendi Twitter hesabında yayınladığı fotoğraflar bunlar.
ADNAN OKTAR: İşte genellikle sağ dediğimiz, işte muhafazakar dediğimiz kişilerde böyle garibanlıklar, böyle acayiplikler oluyor. Normalde bu sağcı bilinen bir isim, muhafazakar. Müslümanlar’a dili bir metre, ama komünistlere karşı, onlara yaranmaya çalışan, onların tasdikini almaya çalışan… Canlı örnek, tam anlattığım konunun işte yansıması. Gider şarap içer, onlara şirin görünmeye çalışır. Sağda da mesela biz birçok tipi görürüz. İşte “şarap kalitesini ben bilirim, anlarım ama az içerim, yahut içmem” böyle kaçamak ifadeler. Komünistlerin kitabını okurum, komünizmin birçok beğendiğim yönü vardır. Ama aynı zamanda muhafazakarımdır, aynı zamanda modernimdir. Böyle tam özenti, gariban hareketler. Şimdi bak seninkine bakıyoruz, Mao’nun tişörtüyle görüntüler, çok abartılı hareketler. Çok çocuksu bir özenti görüntüsü var. Mesela bir Müslüman’ı eleştirme konusundan çok usta kalemi. Ama bir komünizmi bir PKK’yı aynı ustalıkla eleştiremez, eleştirmez; onlara karşı susar. Bizim Darwinizm’e karşı olan mücadelemizi de bile bir ara dert edinmişti kendine. Bize akıl veriyordu Darwinizm’e karşı mücadeleye ne gerek var diye. Şimdi bu böyle, şimdi başka bazı hımbıllar var, bunun dışında bazı kişiler var, hımbıl tipler. Onlar da, mesela bir solcu görse ona hemen yalakalık yapar, yağcılık yapar. Müslüman gördüğünde ona diklenir. Sinsice onu koruyor gibi gösterir, ama bakarsın bela olmuş, oyun oynamış, tuzak kurmuş. Yüzüne güler, onun görmediği bir yerde onu mağdur edecek bir şeyler yapar, oyunlar yapar. Onun için böyle güçlü karakterli sağ çok önemlidir. Türkiye’de tabii güçlü karakterli bir sağ var. Adnan Menderes’in uçak kazasına dair film orijinal bir film, çok önemli. “Menderes hayatta, 16 tane ölü var. Feci kaza çok kesifsiz hüzün oldu” diyor. “Basın yayın vekili Somuncuoğlu ölüler içinde” diyor. Hürriyet Gazetesi o zamanlar yayınlamış, 18 Şubat 1960. “Uçak kazasını yaşayan Rıfat Kadirzade dün faciayı anlatıp ‘başvekilimi uçaktan güç kurtardım.’” Bunun oluş sebebi de yine hikmetledir. Bediüzzaman’a en şiddetli saldırıların olduğu dönemdir. Ne zaman Bediüzzaman’a bir saldırı olsa büyük felaketler yaşanmıştır. Çok büyük felaketler yaşanmıştır, herkes bilir, tek tek sayayım isterseniz. Yani velinimeti olan bir insana tavır almışlardır. Adnan Menderes’e sürekli çok güzel haberler göndermiştir. Fakat yüzüne karşı başka söylenmiş, arkasından bambaşka tavır gösterilmiştir. Ankara’ya geliyor, Emniyet Müdürü kapıda karşılıyor Ankara’nın girişinde “Efendim, buraya giremezsiniz.” Niye, kendi vatanı değil mi? Adam mı öldürdü, gasp mı yaptı, soygun mu yaptı? İt kopuk geziyor, çakallar geziyor, her türlü ahlaksızlığı, şunu bunu yapanlar geziyor. Bu mazlum, tertemiz, efendi, büyük âlim, bu değerli insan gezemiyor, onun suçu ne? Nasıl kendi vatanında özgür olamaz da gelemez? Nasıl bir laftır bu? Nitekim onu, mübareği koymadılar Ankara’ya. İçişleri Bakanı Namık Gedik. 20 Mart 1960 yılında Ramazan’ın son 10. günü Üstad Said Nursi Hazretleri çok ağır hasta vaziyette Urfa’ya gidiyor. Namık Gedik talimat veriyor oradan götürülmesi için. Adnan Menderes de, “benim haberim yok” diyor. Nasıl haberin olmaz senin? İstihbarat senin elinde, bütün polisin istihbaratı senin elinde, herkes senin ağzının içine bakıyor, Başbakan’sın, nasıl haberin olmaz? Haberin bayağı iyi var, öyle bir şey yok. Bu bir taktiktir. “Haberimiz olsa bambaşka olurdu.” Nasıl haberin yok? “Namık Gedik bunun için herhangi bir imkan bulamadıklarını söyleyen Urfa valilik makamına ‘çöp arabasıyla olsa da göndereceksiniz’” diyor. Adamlar; “nasıl gönderelim efendim?” diyorlar. Adamlar ehli vicdan tabii. Bu olaydan kurtulmaya çalışıyorlar, hasta çünkü. Çöp arabasıyla; bu bir hakarettir. “Bu sözü haber alan Said Nursi Hazretleri, Namık Gedik’in.” Üstad Hazretleri’ne, Bediüzzaman’a diyorlar ki; “efendim sizi çöp arabasıyla da olsa götürmemizi söylemişler.” Bak ne diyor Bediüzzaman; “Namık Gedik kendi başına geleceği söylemiş” diyor, dehşet ifade. Bak, “kendi başına geleceği söylemiş” diyor Bediüzzaman, “çöp arabasıyla götürün” deyince. Kardeşim bu çok harika bir şeydir, bu çok hayret edilecek bir şeydir. “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 3 gün sonra Urfa’da vefat etti.” Allah rahmet etsin, gani gani rahmet etsin. Son 1300 yılın en büyük alimi. İki ay sonrasında Bediüzzaman diyor ki; “ben gidiyorum, onlar da gidecek. Ben destek oldum ama onlar bunu anlamadılar. Ben gidiyorum, onlar da gidecek” diyor. Eliyle ters çevirme işareti yapıyor. “İki ay sonrasında, 27 Mayıs darbesi yapıldığında tutuklanan Namık Gedik; İçişleri Bakanı evinden alınarak harp okullarına götürülüyor.” Onu harp okuluna gönderen de Allah. Yani insan götüremez onu, Allah götürür, insanı vesile eder. Namık Gedik hapsedildiği odanın penceresinden atlayıp intihar ediyor. Onu oradan atlatan da Allah, pencereden aşağıya iten de Allah. Parçalanan vücudu aşağı düşüyor. Acil kaldırmak istiyorlar, ne yapalım gibisinden. Araba yok, bir tek orada çöp arabası var, acilen çöp arabasına konuyor, çöp arabasıyla hastaneye kaldırılıyor ve yolda ölüyor. Bediüzzaman ne demişti? “Kendi sonunu anlatmış” dedi, değil mi? Çöp arabasıyla ilgili olarak “kendi sonunu anlatmış” diyor. Aynen bu şekilde olmuştur. Sen, Allah’ın velisine nasıl bunu yaparsın kardeşim? Ve nur gibi insan, kuzu gibi insan nasıl kıyıyorsun sen bu insana? Vatanın, milletin birliği, bütünlüğü için uğraşıyor. Rahmetli Abdülhamit de, o da hayret vericidir. O da akıl hastanesine gönderdi Bediüzzaman’ı o devirde. Onu da alaşağı ettiler Abdülhamit Han Hazretleri’ni de. Onu da ben çok severim Abdülhamid Han Hazretleri’ni. Ama bakın Bediüzzaman’a yaptıklarından dolayı o karşılığı almıştır, yani elinden alınmasının sebebi odur. Allah’ın velisiyle uğraşılmaz. Akıl hastanesinde ne işi var Bediüzzaman’ın? O zamanlar gayri Müslim bir doktor, “tam akıllıdır, hatta dahi” demiş. Ve çıkarıldı hastaneden, ki rezalet bir ortama, çok garip bir ortama konulmuştu Bediüzzaman. Sağın en ünlü liderlerindendir Abdülhamit Han Hazretleri. Masonlara bir şey demiyordu. Herifler toplanıyorlardı oralarda. Mason dedik de, tam takım geldi masonlar, yarın röportaja çıkaracağım. Üstad, hepsi 33 derece. Bu akşam da geleceklerdi, dinlensinler diye çıkartmadık. Bugün dışarıdaydılar, yarın çıkaracağım. Müslümanlık hakkında, din hakkında sorular soracağım, inşaAllah. Bakalım ne diyorlar.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle namaz kıldılar Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ama bunlar tam baba masonlar. 33 derecenin de üstünde bunlar, inşaAllah. Tam ileri dereceden masonlar. Mesela Bediüzzaman’a bu kadar ızdırap yapanlar, onlar da masondur, ama bakın buraya gelen adamlar da mason. Demek ki masonun bir yanlışı olanı var, bir de makulü var, inşaAllah. Her düşüncenin bir yanlışı, bir de makulü oluyor.
ALTUĞ BERKER: “Bana Rus’un çektirmediğini çektirdiler” diyor Üstad Hazretleri, söylediğiniz dönemde Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Masonların tamamı imana gelecek, Allah’ın izniyle. Hepsi Hizbullah olacak, Allah hizbi olacak, inşaAllah. Hepsi Allah taraftarı olacak. Tapınak Şövalyeleri de öyle, evelAllah. O gün bugün, bak buraya yazıyorum, göreceksiniz, inşaAllah.
Namık Gedik, merak ediyorlardır resimlerini göstereyim.
Sağ bazen fark edemez kendini. Türkiye’de de biz bunu görürüz bazen. Mesela özenti oluyorlar, sola özenti. Neyse o konuya sonra gelelim.
Böyle hem çok yakışıklı, hem de çok akıllı olduğu kanaatiyle Bediüzzaman’ı pek kaale almadı. Halbuki onun sayesinde oraya geldi. Onun vesilesi ile oraya geldi.
Üstad 1959’da Menderes’le görüşüp, ona gelecek olan belanın, tehlikenin detayları hakkında bilgi vermek istemiş Bediüzzaman. Geleceği Allah ona gösteriyor, inşaAllah; Cenab-ı Allan’ın dilemesiyle. Yani alacağı tedbirleri söylemek için görüşmek istemiş. Menderes tabii nezaketiyle bağlantı kurmuyor. Erbakan Hocamız olsa, baş tacı ederdi mübarek, rahmetli. Şehidimiz, mübarek bağrına basardı, değil mi?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bakın, “Üstad Bediüzzaman ikinci defa Menderes’le görüşmek üzere Ankara’ya giderken yolda durduruldu.” Kim durduruyor? Namık Gedik. Namık Gedik’in üstünde kim var? Adnan Menderes. Ama böyledir bu olaylarda. ‘Arkadaş, nereden benim haberim olsun? Biz zaten sizi çok seviyoruz, ama baksana adamı kontrol edemiyoruz.’ Böyle bir paslaşma modeli vardır. Bunun üzerine Üstad bak ne diyor: “Menderes yanlış yaptı” diyor. Kardeşim, Allah’ın velisine sen bunu dedirttin mi, Allah vermesin, bela yağmur gibi yağar ondan sonra. “Bizi anlamadılar” diyor, Bediüzzaman. “’Bizim onlara olan duamızı, himmetimizi anlamadılar.’ İki elini birbirinin etrafında döndürerek, ‘onlar da şöyle olacaklar’” diyor. Yani, ‘altları üstüne gelecek, yıkılacaklar’ diyor Bediüzzaman. Onlar da acayip rahat, son derece rahat, kendinden emin. Kardeşim bir kere, Nur talebeleri hükümetin felsefi zeminini yapmışlar Anadolu’da. Komünist düşünce ezilmeden sağ iktidar olamaz. Sağa nefes aldırmaz komünist düşünce, çünkü moral güçle ayakta duruyor. Bediüzzaman, komünizmin moral gücünü yıkmıştır o dönemde. Moralleri kalmadı, kavruldu adamlar. Bayağı kasılıp kaldılar.
ALTUĞ BERKER: Bugün de aynı şeyi, Doğu Perinçek analiz etmişti Hocam sizinle ilgili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok, bu övünme değil. Bunu Allah yaratıyor, doğru söylüyor Doğu Perinçek. Bir siyasi analiz yapmış; zannediyorum Aydınlık Dergisi’ndeydi. Diyor ki; “Adnan Hoca ve arkadaşları bütün Türkiye’de, Anadolu’da anti-Darwinist ve Darwinizm’e karşı mücadele yaptılar ve dini anlattılar, İslam’ı anlattılar ve AK Parti hükümetinin iktidara gelmesine zemin ve olanak hazırladılar” diyor. Adam başka hiçbir sebep göstermiyor. Ünlü bir sosyologdur o, bilim adamıdır, felsefecidir, çok zekidir. Fikirleri yanlış, davranışları yanlış ama çok zekidir ve bayağı kültürlüdür, çok yamandır. Ve analizleri; komünist düşünceyle, Marksist analizleri teknik açıdan doğrudur. Burada adam teknik bir netice açıklamış. “Onlar, iktidarın oluşması için zemini hazırladılar, felsefi zemini oluşturdular” diyor. Doğru söylüyor. Karış karış Anadolu’yu gezdik, hakikaten buna vesile olduk.
Recep Tayyip Bey, delikanlıdır; tabii benim gördüğüm. İnsan kusursuz değil, insan hata yapabilir, ama benim gördüğüm, zahire göre delikanlı tavrı, iyi.
Gerçi konudan konuya geçiyoruz, ama şu akvaryum gibi bir yer açmışlar, haberin var mı senin ondan? Hiç kimse bilmiyor mu? Bilenler bana anlatsın nedir bu? Sen mi gördün?
ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir, nasıl o anlat.
ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI: Hocam, haşa deniz tanrısının heykelini koymuşlar akvaryumun içine. Avrupa’nın en büyük tematik akvaryumu diye geçiyor Hocam. İçerisinde birçok çeşit, 10 bine yakın balık olduğu söyleniyor Hocam, inşaAllah. Evrime yönelik birtakım açıklamalarla balıkları açıklamışlar.
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi, evrime yönelik açıklamalar varmış orada. İstanbul Belediyesi yapmadı mı onu? Kardeşim, İstanbul Belediyesi Belediye Başkanı çok dindar bir insan, efendi bir insan. Ne alaka orada evrim? Ne tanrısı diyorsun?
ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI: Deniz tanrısı diye bir heykel koymuşlar Hocam, haşa.
ADNAN OKTAR: Deniz tanrısı diye heykel, buyurun. Deniz tanrısı diye heykel ve evrimle ilgili açıklamalar; “balıklar da evrimle oluştu” diye. Kardeşim, şimdi biz bizden kesilen vergilerle orada Darwinist propaganda yapılsın diye mi istedik oraya onu? Balık akvaryumunu onun için mi yaptırdık biz, konu bu mu? Kardeşim, “Allah yarattı” diyemiyorsan, hiç olmazsa evrimden bahsetme. Nereye koymuşlar o tanrı dedikleri şeyi.
ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI: Akvaryumun girişine, büyük bir şekilde çok görünür bir yere koymuşlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Neresine yazmışlar?
ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞI: Heykelin hemen ön tarafına açıklamasını yazmışlar Hocam. Deniz tanrısı olarak ismini yazmışlar Hocam, haşa. Ve mitolojik olarak açıklamasını yapmışlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, ne alaka? Ne gerek buna? Ya Belediye Başkanı’nın haberi yok, ya dikkatinden kaçtı. Onu yapan işgüzar adamlar onu orada aradan geçirmiş de olabilirler. Belediye Başkanı’nın buna bir müdahale etmesi gerekir. Çünkü benim bildiğim bayağı muhafazakar, dindar, mukaddesatçı bir insan. Kapıya gelen çocuklar, oraya ortaokul öğrencileri, lise öğrencileri geliyor. Deniz tanrısı diye oraya put koyacaksın, içeride de evrim propagandası yapacaksın, biz de oraya gelen insanların “Allah ne güzel yaratmış bu balıkları” demesini isteriz, değil mi? “Allah ne mükemmel yaratmış, Allah yaratılışta kusursuzdur, kusursuz güzel yaratır” demelerini isteriz. Allah’ı anmalarını isteriz. Adam kapıdan girer girmez deniz tanrısı ile karşılaşıyor, haşa. İçeride de evrim propagandasıyla karşılaşıyor. Biz de akşama kadar burada evrimin geçersizliğini anlatıyoruz. Şimdi bu oldu mu? Belediye Başkanı’na bir dilekçe yazalım. En azından bu konuda tarafsız kalmaları lazım.O zaman bizi de bıraksınlar, biz orada evrimin geçersizliğini anlatalım, değil mi? O zaman olur. Deniz Tanrısı dedikleri o putun etrafına da biz Darwinizm’in geçersizliğini anlatan bir sergi açalım. O zaman anlaştık. Ama açamıyorsak, o zaman acayip. O paralar boşa gitti demektir, yazık. Oraya gelen binlerce gence, mütesettir hanımlara, sakallı dedelere, gece gündüz Darwinizm propagandası yapacaklar. Genç delikanlıların, ilkokul, ortaokul çocuklarının beyinleri zehirlenecek. Ne gerek var kardeşim bunlara? Kime hoş görünme var burada, ne oluyor, ne yapıyor bunlar? Kardeşim, bunlara karşı susulmaz da. “Aman kimsenin taşını oynatmayalım. Şimdi taşını oynatırsak muhalif olur” falan, yok. Ben fert olarak Belediye Başkanı’nı severim, oy da verdik. İstanbul’da hakikaten başarılı faaliyetler yapıyor, güzel. Allah razı olsun. ama bu nedir? Yeni Şafak Gazetesi, sahibini de severim, gazeteyi de severiz, destekliyoruz da.
Bak buyur, benzer bir müze de Ankara’da varmış. “TÜBİTAK restore edilerek yeniden açıldı.” Orada evrimi anlatan panolar koymuşlar. Kardeşim, bizim millet zaten buna bu zamandan sonra inanmaz, milletin anlını kaşır gibi. Gece gündüz anlattık. Yaratılış Atlası tuğla gibi, konuyu anlatıyor. Gidin, çıkın bir Ankara’da gezin bakalım kim evrime inanıyor.
“Selamun Aleyküm canım Hocam. Canım Hocam, öyle hikmetlerden bahsettiniz ki şaşırdık. Menderes’in bu durumundan anneme ve eşime bahsetmiştim. Menderes çok sevildiğinden şaşırmışlar, tam kanaat edememişlerdi.” Ben de seviyorum, yine seviyorum Menderes’in, rahmetli diyorum, ama büyük bir faciaya sebep olmuştur. Bırak mübarek Bediüzzaman’ı, başka uğraşacak adam yok mu, başka uğraşacak insan yok mu? Git komünistlerle uğraş, bölücülerle uğraş, değil mi? Onlara güç yetiremeyip de mazlum, piri fani, mübarek bir veliyle uğraşmak ne demek? Hem ne uğraşmak, hem ne zulüm. “Ama Bediüzzaman’ı anlatan bir belgesel izleyince şaşkınlıkla ama bayağı ikna oldular” diyor.
“Hocam deccal, Mecüc ve Yecüc hakkında konuşup, bizleri bilgilendirir misiniz?” diyor. İşte deccaliyet, Müslümanlar’ı böyle zorluyor, bu duruma getiriyor. Bediüzzaman’ı ezdiren deccaliyettir. Adnan Menderes’i kullanıyor, ezdiriyor. Peki Bediüzzaman ezildi, kayba mı uğradı? Cennet seyyidi oldu, inşaAllah. Bakın yüreklerimizde. Eğer o, acıyı o kadar çekmeseydi bu kadar sevilmezdi. Allah ona velilik makamı da vermeyebilirdi. Ve onca kerametin sahibi oldu o çektiği acıdan dolayı, ızdıraptan dolayı. Her gün keramet görüyordu, her gün, inşaAllah.
Hayrullah, “Hocam, kitap gönderin dağıtalım” diyor, tamam.
ALTUĞ BERKER: Bir internet sitenizi tanıtmak istiyorum Hocam; www.enzimmucizesi.imanisiteler.com Eğer Allah dileseydi, bir anlık gülümsememiz onlarca yıl alabilirdi. Yemek yiyebilmemiz, hareket edip düşünebilmemiz, konuşabilmemiz için yıllarca beklememiz gerekirdi. Eğer Allah dileseydi bir kumandayı tutmaya hatta bunu yapmak için tek bir parmağımızı kaldırmaya ömrümüz bile yetmeyebilirdi. Ancak vücudumuz muhteşem bir hızla çalışır ve hiçbir aksama olmaz. Bu hızı sağlayan ise, vücudumuzdaki enzimler. Bu site, sizin “Enzim Mucizesi” kitabınızdan faydalanılarak hazırlanmış. Enzimlerle ilgili tüm detayları okuyabilir izleyicilerimiz, inşaAllah. Sitenin adını tekrar ediyorum; www.enzimmucizesi.imanisiteler.com, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir ara Yeni Şafak’ta, Türkiye Gazetesi’nde, hatta hiç ummadık Vakit Gazetesi’nde, Milli Gazete’de evrimle ilgili yazılar çıkıyordu. Tabii sevdiğimiz kardeşlerimiz, ağabeylerimiz, uyardık, çıkartmadılar. Ama Türkiye Gazetesi’nde saydık, en az 10 kere evrim haberi çıkmış. Bu nasıl bir unutkanlıktır, bu nasıl bir dikkat dağınıklığıdır? Acayip.
ALTUĞ BERKER: Akvaryumdaki heykeli gösteriyorum Hocam, inşaAllah. Demin bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Bu, değil mi? Kardeşim, insaf. Dindar, mukaddesatçı bir Belediye Başkanı’nın yapacağı iş mi bu? Herhalde bunu anladığım kadarıyla ihale etmişler. “Ne yapıyorsanız yapın. Oraya bir şey kurun” demişler. Adamlar da işgüzarlık edip oraya putu oturtmuşlar. Şimdi oraya milyonlarca Müslüman gelecek, putun karşısında ihtiram duruşu duracaklar, arkasından da Darwinist propaganda. Neye yaradı o peki o zaman? Allah rızası için onu bir şekle, şemale koysunlar. Yahut en azından karşıt, bilimsel cevaplara kapı açsınlar, imkan tanısınlar. Bu vaziyette bizim PKK’ya karşı ilmi mücadelemiz nasıl olsun? PKK’lı adam diyecek ki; “siz anti-Darwinist, anti- materyalistsiniz ama buyrun, AK Parti’li Belediye Başkanınız Darwinist propaganda yapıyor. Oraya putu da koymuş” diyecekler. Ne diyelim biz adamlara? Kasten yapmamıştır tabii ki. Belediye Başkanı “gidin oraya put koyun, Darwinist propaganda yapın” demez, ama başıboş bırakılınca olay böyle olur işte.
ALTUĞ BERKER: Gerçi önünde fotoğraf çektirmişler ama...
ADNAN OKTAR: Hayırdır inşaAllah, bakayım. Yani ya manasını anlamadı, heykelin amacını bilmiyor. Orada anti-Darwinist propagandası yapılması şart, bilimsel açıklama yapılması şart. Bize Belediye Başkanımız hemen imkan tanımalı. Orada muazzam olur. O zaman onun meydana getireceği tahribat dengelenmiş olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Rahmetli şehidimizden bahsetmiştiniz Hocam. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştüğü dakikalarda radarlar kararmış. Helikopterin düştüğü sırada tam dört dakika boyunca bölgedeki radarlarda görüntü gitmiş ve tüm radarlar kararmış. Kazanın yaşandığı gün radarların arızalandığı bu dört dakikalık süre içinde helikopter düşmüş. Bu nedenle helikopterin düştüğü sıradaki görüntü kayıtları bu arıza nedeniyle alınamamış. Dolayısıyla kaza yerinde başka bir uçak olup olmadığı tam olarak tespit edilememiş.
ADNAN OKTAR: Kaza yeri değil, suikast yeri. Suikast yeri, nerenin kazası? Kaza demek ayrı bir şeydir, suikast ayrıdır. Net, açık, alenen iddia edilen Ergenekon terör örgütünün suikastıdır. Yüz cihetten suikast olduğuna dair delil var, bir cihetten değil. Her yerden karanlık olay, acayip. Zaman gelecek, o suikastı yapanlar anlatacaklar nasıl yaptıklarını, inşaAllah.
Din, iman, mukaddesat aleyhinde yayın yapıldığında, o kitapları kanunen toplatmak, durdurmak mümkün. Dine, Allah’a, mukaddesata alenen hakaret ediyor adam, haşa. Mahkeme kararıyla bunu durdurmak mümkün. Adamlar diyor ki; “niye bunu yapıyorsunuz? Ellemeyin, hakaret edelim.” Peki, biz sana hakaret etsek kabul ediyor musun? “Yok, hem ceza davası açarım, hem tazminat davası açarım.” Biz niye Allah’a, dine, mukaddesata hakaret ettirelim sana kanunlar varken? Eğer özgürlük varsa biz de sana düz gidelim bakalım, her türlü hakareti yapalım. Kabul ediyor musun? Etmiyor. O zaman biz de mukaddesata hakaret ettirmeyiz. Onun bana car car etmesinler orada burada. Mesela Taraf Gazetesi de 6 Temmuz 2011 sayısında bir yazı yazmış, arkadaşımızla ilgili upuzun bir yazı. Yanlış, hakaret çirkin bir şeydir. Eleştiri yapıyorsan yap. Bilimsel bir şey söylüyorsan söyle. Kimsenin bir şey dediği yok, ama hakaret çok çirkin. Müsaade olmaz. Bir de ayrıca biz Yaratılış Atlası’nı gönderiyorduk; komünist arkadaşların bayağı bir kısmı acayip şamata yaptılar, neredeyse kitapları yakacaklardı. Fransızlar öyle ayaklandı, İtalyanlar ayaklandı, kitabı yakma girişimleri. Kitap da yanacak gibi değil mübarek, sobaya da sığmıyor. Yırtılacak gibi de değil, çok sağlam yaptırdık, naylon ip kullanıldı. Yırtamayıp, yakamayınca gariplerim aldılar dolaplarına koydular kitapları. Bir tane kitabı yakamadılar. Bir tanesi çöpe atmış, çöpçü de hayret edip çıkartmış çöpten, adam almış, evine götürmüş. Kurtulamıyorlar, kurtulamazlar, inşaAllah. Hak, doğru peşlerinden takip edecek.
“Ehl-i Beyt’in yaşadığı zulümlerden bahseder misiniz?” diyor. Evet, o devrin yobazları da Ehl-i Beyt ile uğraşmışlardır. Ahir zamanın yobazları da yine Ehl-i Beyt’in evlatlarıyla uğraşmaya devam ediyorlar ve devam edeceklerdir.
ALTUĞ BERKER: Bizi yarın 22’den itibaren A9 TV, Kocaeli TV, ABA TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve www.HarunYahya.TV sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, bir ayet okuyalım. Kehf Suresi 16, şeytandan Allah’a sığınırım. "Madem ki siz onlardan” deccal takımından, deccal ekibinden, şeytani tiplerden “ve Allah'tan başka taptıklarından” Darwinist, materyalist düşünceden “kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da” diyor Allah, yani bir araya gelin, toplanın da “Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın" diyor Cenab-ı Allah. Ahir zamanın Ashab-ı Kehf’i Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleridir, inşaAllah.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...