MÜZEYYEN HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Kanal Avrupa, Çay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT TV ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM, Haber58.comve HarunYahya.TVsitemizden canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Berker Hocam hoşgeldiniz. Hocam, sen gazete haberleri falan mı anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Nevşehir Müzesi’nde Darwinist propaganda yapan bir tablo asmışlar. Onunla ilgili bir haber vardı.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Tablo şöyle; insanın ortaya çıkışı diye maymundan insana doğru çizip, böyle bir tablo koymuşlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Niye ki canım? Adamın arkasından maymunlar takip ediyor. Hüsn-ü zanla bakalım. Maymunlar bir adama alışırlar. Yemek yedirecektir, peşine takılır. Bazen köpek de insanın arkasına takılıyor, kediler de takılıyor. Öyle düşünelim, inşaAllah. Tabloyla olacak işler mi onlar? Boş işler. Bir tane delil veriyoruz. Adama, “hemşerim, kardeşim, can kardeşim, bir protein nasıl oluyor?” diyoruz. “Bilmem” diyor. “Tesadüfen olur mu?” “Olabilir” diyor. “Peki, bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var mı?” “Doğru” diyor. Bu ne demek bu? Sıfır demektir. Yaratılışın dışında imkansız demektir. Fazla uzatmaya gerek var mı? Konu burada bitiyor. Daha proteinde bitiyor. Tuğlasında bitiyor, değil ki saray. Saraya geçmiyoruz biz. Olayı tuğlada bitiriyoruz. Tuğla tesadüfen olamıyor, değil ki saray olsun. Daha sarayın tuğlasını açıklayamazlar. Net mucizedir proteinin meydana gelmesi. Hepsi ittifakla söylüyor. “Uzaylılar yapmıştır” diyor baksana, Dawkins. Aslında bunların çoktan kafası ezildi, fakat insanlarda bir iman zayıflığı var, dünya çapında bu var. Bütün çekilen sıkıntıların kökeninde o var. Mesela Nur talebelerinin parçalanmasının kökeninde var. Bazı cemaatlerin yok olmasının sebebi yine iman zafiyeti. Aktif olmamalarının nedeni yine iman zafiyeti oluyor. Bu solda da olur, solun eskiden küfrü imanı güçlüydü. Onlarda da küfür inancı güçlü oluyordu. Ölümüne her şeye gidiyorlardı. Yani canlarını rahatça feda ediyorlardı. Sonra inançlarını kaybettiler. Niye biliyor musun? Biz ortaya çıktık onun için. Yaratılış Atlası’nı çıkarınca adamlar inancını kaybetti. Ancak cahil cühela eski sistemi devam ettirebiliyor. Müslümanlarda da tam aksi olmuştu, Abdülaziz döneminde falan; Türlerin Kökeni’ni çıkardı Darwin, diğer kitaplarını çıkarttı. Osmanlı aydınları sapır sapır büyük bir bölümü döküldü. Ancak cahil ve okumayan kısım ayakta kalabildi. Onların da bir mevkii, gücü olmadığı için, onun da bir etkisi olmadı ve Osmanlı gürül gürül yıkıldı. Sonra da bu orta sağ çıktı, orta sağ hareket. Bir kısmı iyi ama genellikle sağın ortası hep güçsüz olmuştur, yani inanç yönünden güçsüz olmuştur. Belli bir inancı olmamıştır. Ne Türk-İslam Birliği’ni savunmuştur, ne savunmamıştır; ne dini savunmuştur, ne savunmamıştır; ortada gitmiştir ve sola karşı boynu bükük olmuştur, güçsüz olmuştur. Sol, genellikle Türkiye’de daha cesurdur, hep öyle olmuştur. Bir devlet dairesinde bile solcu bir memur daha tavizsiz, daha kararlıdır. Görüyorsunuzdur, ben örnek vermeyeyim. Akıl almaz direniyorlar. Bir olay oluyor, haksız olsa bile, alenen bir başka kişiyi delicesine bir cesaretle koruyabiliyorlar. Mesela bütün Türkiye'nin önünde anormal bir şey oluyor. Adam her şeyini ortaya koyuyor, koruyor. Örnek veririm ama vermeme gerek yok. Yakın tarihe bakın görürsünüz. Ama orta sağ öyle değildir, ürkektir. Büyük bir bölümü ürkektir. Epey bir bölümü ürkektir. Mesela haklı, çok açık bir davada bir Müslüman’ı savunamaz; korkar, adı çıkacak diye. İşinden olacak diye, çoluğu çocuğu var diye hak olan bir şeyi savunamaz. Korkak olur, ürkek olur. Çoktur bu. Adnan Menderes hükümeti döneminde de oldu. Adnan Menderes’i çatır çatır asmaya götürdüler, gıkını çıkaramadı orta sağ. “Hemşerim ne oluyor?” falan diyemediler. “Devletin başbakanını siz nasıl asarsınız, kimsiniz siz?” diyemediler. Çünkü gayri meşru bir durum var; meşru hükümet var, darbe yapılmış. “Ne oluyor?” diyemediler. Adamcağızı asıncaya kadar yine gıkları çıkmadı, asıldıktan sonra da gıkları çıkmadı büyük bir bölümünün. “Ayıp yaptınız” bile diyemediler. Sadece ne diyebildiler biliyor musunuz? “Gözümüzün içine bakın, ne demek istediğimizi anlayın” diyebildiler. Sol öyle değildir; daha cesurdur, daha rahattır. Küçücük bir sol parti bile çok yırtıcıdır, çok kararlıdır. Yani fikirlerinden taviz vermez. Son zamanlara kadar öyleydiler. Ama biz Yaratılış Atlası’nı çıkartıp, sola ilmi, bilimsel darbeyi vurduktan sonra sol hakikaten pelteleşti. Fikri kalmadığı için, inancı kalmadığı için büyük bir bölümü yamuldu. Alenen yamuldu. Diz çöktüler. Biz anlamazdan geliyoruz ama şu müze olayı var ya, balıklı akvaryum, oraya deniz tanrısı heykelini koyulmasının kökeninde yine bir çekingenlik yatıyor; “Acaba sol ne der?” Oraya evrim propagandasıyla ilgili yazılar, resimler koyulmasının sebebi sola şirin görünme arzusudur. Oraya bir Yunus Emre heykeli koyamazlar, bir Fatih Sultan Mehmet heykeli koyamazlar ama deniz tanrısının heykelini koyuyor çünkü soldan aferin alacak. Kim yaptıysa, ben Belediye Başkanı’nın bilgisi dahilinde o heykelin oraya konulduğunu zannetmiyorum ama olmuş. Bu başka yerlerde de olabilir. Devlet dairelerinde de öyle oluyor. Çok bilirim. Adam alenen haklı, savunmazlar; aleyhinde olurlar bazı vakalarda. Soldan birisi hata yapar, gider ona yağcılık yaparlar, onu kurtarıyor havalarına girerler, onun konusunu halletmeye kalkarlar.
Nedir bu Berker, Akit Gazetesi yarınki sayısı mı?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:11 Temmuz Pazartesi, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Yarınki, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Yarınki Akit Gazetesi’nin 14. sayfasında bir ilan var. Nedir bu ilan? Bak bakalım, bana anlat.
ALTUĞ BERKER:‘Kamuoyuna Duyuru’ başlığı altında, Bilim Araştırma Vakfı’ndan Ufuk Zeytinoğlu’nun hukuki bir konuyu ilan vermesi Hocam. Okuyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında 2000 yılında açılan kamu davasının 2005 yılında zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Böylece Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in müdahillik hakları da 2005 TARİHİNDE KESİN OLARAK DÜŞMÜŞTÜR. Ancak buna rağmen, hukuka aykırı olarak Yerel Mahkemenin zamanaşımı kararını temyiz etmişlerdir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise, kanunen TEMYİZ HAKKINA SAHİP TEK MERCİ OLAN SAVCILIK MAKAMININ BİR TEMYİZ TALEBİ OLMAMASINA RAĞMEN, müdahil olmayan bu kişilerin hukuken geçersiz olan temyiz başvurusuna dayanarak zamanaşımı kararını 2007 yılında bozmuş, böylece ikinci bir hukuki hata ortaya çıkmıştır.
Çünkü Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in 2005 yılından itibaren davamızda, sokaktaki herhangi bir insan gibi HİÇBİR HUKUKİ HAKLARI KALMAMIŞTIR. Dolayısıyla herhangi bir İTİRAZ VEYA TEMYİZ HAKLARI DA KALMAMIŞTIR. (Nitekim yerel mahkeme bu kişilerin müdahilliklerini kaldırmıştır.)
Zira kanunlarımıza göre, bu tür davalarda devlet adına temyiz başvurusu yapma yetkisi sadece Savcılık makamına aittir, VATANDAŞLARIN İSE TEMYİZ BAŞVURUSU YAPMA HAKKI BULUNMAMAKTADIR.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin hatasını düzeltmek ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisindedir. Ancak gerek kanunlarımızda, gerekse Yargıtay içtihatlarına emsal teşkil eden davalarda bu tip durumlarda MUTLAK SURETLE DÜZELTME YOLUNA GİDİLMESİNE RAĞMEN, Sayın Başsavcılık makamı, kendisine yapılan ve son derece sağlam ve kesin hukuki temellere dayanan DÜZELTME TALEBİNİ REDDETMİŞTİR. Böylelikle yerleşmiş Yargıtay içtihatlarının aksine bir hukuki durumun ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.” Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet okuyalım. Oku da ne olduğunu anlayalım.
ALTUĞ BERKER:“ÖRGÜT İDDİASI İLE SÜREN SUÇLAMALARDA GERÇEK KİŞİLER ZARAR GÖREMEZLER, MÜDAHİL OLAMAZLAR, DOLAYISIYLA KARARLARI DA TEMYİZ EDEMEZLER- İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmekte olan davada 24.11.2005 tarihinde zaman aşımı kararı alınmıştır.
Ancak şantaj yapmak suçlaması, Yerel Mahkemenin söz konusu kararından önce 02.06.2005 tarihinde zamanaşımına girmiştir.
Sadece şantaj iddiası yönünden davaya müdahil olan EBRU ŞİMŞEK VE FATİH ALTAYLI’NIN 02.06.2005 TARİHİNDEN İTİBAREN DOSYADAKİ TÜM SIFATLARI VE DOLAYISIYLA DAVAYI TEMYİZ YETKİLERİ KESİN OLARAK SONA ERMİŞTİR.
Ayrıca örgüt suçlaması ile süren davalarda gerçek kişiler “suçtan zarar gören” sıfatı kazanamazlar. Bu sebeple de örgüt suçlaması ile ilgili; GERÇEK KİŞİLERİN,
1. DAVAYA KATILMA HAKLARI
2. VE EN ÖNEMLİSİ HÜKMÜ TEMYİZ HAKLARI YOKTUR.
Bir an için örgüt iddiasıyla açılan davaya gerçek kişilerin müdahil olabileceği farazi bir varsayım olarak kabul edilse bile bu durum dahi BAV Davası’nda örgüt iddiasını temyize imkan vermemektedir. Çünkü BAV Davasındaki şantaj iddiası 2005 yılında zamanaşımından düştüğü için gerçek kişilerin 2005 yılından itibaren davanın örgüt suçlamasıyla ilgili kısmını temyiz imkanları kalmamıştır.
Nitekim Yerel Mahkeme, Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in müdahil sıfatlarını, “katılma hak ve yetkileri bulunmadığından müdahiller Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in esas kararla birlikte temyizi kabil olmak üzere müdahillik sıfatlarının kaldırılmasına” şeklindeki kararıyla kaldırmıştır. (29.04.2011 tarih ve 1 no’lu ara karar)
Bu açık gerçeğe rağmen Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı vekilleri, Yerel Mahkemenin zamanaşımı kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi de sanki ortada geçerli bir temyiz varmış gibi değerlendirme yaparak Yerel Mahkemenin çete davasında verdiği zamanaşımı kararını 2007 yılında bozmuştur.
Ancak bu bozma kararına dayanak yapılan temyiz dilekçesinin geçersiz olduğu şimdi ortaya çıkmıştır. Nitekim konu hakkında hukuki mütalaa veren çok değerli ceza hukukçuları ve akademisyenler1 de Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın dosyada müdahil olma ve temyiz etme hakları olmadığını, Yerel Mahkeme ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin ise bu kişilerin sanki böyle bir hakları varmış gibi kabul ederek, hukuken yok hükmünde bir karar verdiklerini belirtmişlerdir.
Gerçek kişilerin örgüt suçlamalarında zarar görmelerinin mümkün olmadığı konusunda Yargıtay’da istikrar bulmuş bir uygulama vardır. Bu gerçeği ortaya koyan Yargıtay içtihatlarından bazıları şu şekildedir:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi
20/05/2009 tarih, 2008/6080 E. ve 2009/2875 K. sayılı ilam
“Çıkar amaçlı örgüt kurma ve bu örgüte üye olma suçuna müdahale mümkün olmadığından, sanıklar hakkında verilen beraat kararlarına karşı Cumhuriyet Savcısının da temyizi bulunmadığından, bu suçtan kurulan hüküm temyiz incelemesi kapsamı dışında bırakılmıştır.”
Yargıtay 1. Ceza Dairesi
17.12.2007 tarih, 2007/3941 E. ve 2007/9452 K. sayılı ilam
“Müdahiller vekilinin yetkisi bulunmadığından, sanıklar hakkında kurulan suç işlemek için örgüt kurmak ve örgüt üyesi olmak suçları ile 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükme yönelen temyiz başvurusunun CMUK’nun 317. Maddesi uyarınca REDDİNE...”
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ BU HUKUKİ HATAYI DÜZELTME YETKİSİ VARDIR
CMK’nun 308. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu tür hukuki hataların düzeltilmesini Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan talep edebilmektedir. Genel Kurul da hatalı kararı iptal ederek bunu düzeltebilmektedir.
BAV mensuplarının avukatları da Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin hatalı bozma kararının kaldırılması için CMK.nun 308. maddesi çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yapmışlardır.
Ayrıca konuyla ilgili olarak ceza hukukçuları ve akademisyenlerince hazırlanan 13 adet mütalaayı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunmuşlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gerek yönetim ve idaresinde gerekse dosyaların incelenmesinde görevli olan savcılar talebimizin ve başvurumuzun son derece haklı olduğunu görüştükleri bir çok kişiye defalarca ifade etmişlerdir.
Ancak, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin yaptığı HATA,
1. Yargıtayın yerleşik içtihatlarına
2. CMK 317. maddeye
3. TCK 220. maddeye
4. Ceza hukukçuları ve akademisyenlerin mütalaalarına
5. Görüşü alınan çok sayıda değerli hukukçunun kanaatine
6. C. Savcısının zaman aşımı kararını temyiz etmemesine
göre açık olmasına rağmen Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil’in Ankara dışında olduğu bir sırada bu haklı talebimiz alelacele reddedilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, BAV Davası’nın 6 sene kanunlara rağmen gereksiz yere uzamasına ve bu süre zarfında yargının senelerce lüzumsuz olarak meşgul olmasına yol açan böylesine vahim bir hukuki hatanın düzelmesine neden engel olduğunun anlaşılabilmesi için bu konunun araştırılması gerekmektedir.
12 Eylül 2010 Referandumu yargıdaki siyasallaşmaya son veren çok önemli reformları başlatmıştır. Ancak yaşadığımız bu son hayret verici olay, yargıda daha pek çok yapılması gereken şey olduğunu göstermiştir.
Kamuoyuna saygıyla sunuyoruz.
Ufuk Zeytinoğlu - Bilim Araştırma Vakfı
ADNAN OKTAR: İlgili savcı orada, “açıkça, alenen hak edildiği halde” diyor, değil mi? Çünkü hakikaten teknik bir konu. Şöyle bir durum var, bir dava var, davada bir insanın müdahil olabilmesi için kendisi ile ilgili hükmün, davanın devam ediyor olması lazım. O dava hem beraat etmiş, hem zaman aşımı almış, bitmiş. Yani alakası kalmamış, konu kapanmış. Şöyle oluyor o zaman; sokakta gezinirken, oradan bakkal dükkanını kapatıyor, “falanca yerde dava var, ben gideyim bir müdahil olayım” diyor. “Selamun Aleyküm” diyor. Mahkemenin konumuna göre, kanunlarımıza göre, bir insanın kamu davasında kendisiyle ilgili bir konu yokken müdahil olması mümkün mü? Değil. Adam, savcının yerine kendini koyuyor. Geliyor, müdahil oluyor ve davayı bozduruyor; bu da Fatih Altaylı. Müracaat ettiğimizde de, “geçmiş olsun” diyorlar. “Geçmiş olsun” olmaz. Ben bunu kendim adıma sonuna kadar takip edeceğim. Tabii diğer arkadaşlarımız da, yargılananlar da takip edecekler. Arkadaşlar da çok güzel ilan vermişler. O arkadaşımız da yargılanan bir arkadaşımız, verdiği ilan da güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER:Terörist başı Öcalan ile ilgili bir haber vardı. Bugün Diyarbakır’da PKK’lı teröristler tarafından 2 astsubay, 1 uzman çavuş ve 1 sağlık memuru kaçırılmış. Öcalan bu son olayların gerillaların yaptığı müstakil olaylar olduğunu ve karşılıklı misillemeden kaynaklandığını belirterek, Türkiye’nin 20-25 bölgeye ayrılabileceğini, örneğin; Karadeniz Bölgesi’nin de batı, orta ve doğu olarak üç bölgeye ayrılabileceğini, her bölgenin kendi içinde 20-25 delege seçerek 400 kişilik bir meclis kurulabileceğini söylemiş. Ayrıca Suriye’deki Kürtlerin de birleşerek demokratik özerklik kazanmaları gerektiğini söylemiş. Başta Radikal Gazetesi olmak üzere birçok gazete yazarı da, devletle Öcalan’ın anlaşması gerektiği ve Öcalan’la anlaşmadan PKK’nın silahsızlanmasının ve Kürt sorununu çözmenin mümkün olmayacağına dair yazılar yazmaya devam ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Epeydir duyuyoruz böyle sözleri. Türk-İslam Birliği olmadan, fitne hiçbir şekilde durulmayacak ve gittikçe de tırmanır, gittikçe de acılar, ızdıraplar artarak devam eder. Hiçbir şekilde olmaz. Bu adamlar bak, oturduğu yerden kabadayılık yapıyor. Türk-İslam Birliği olmuş olsa ağzını dahi açamaz, konu kökünden hallolur. Türk-İslam Birliği için de, “savunuyoruz, istiyoruz” denilmesi çok önemlidir. Herkes gazetelerinde, radyolarında, televizyonlarında Türk-İslam Birliği’ni istediklerini söyleyecekler, söylemeliler. Atatürk nasıl diyor, rahmetli Atatürk, aynı üslupla Türk-İslam Birliği’nin istendiğinin söylenmesi lazım. Bu dua mahiyetindedir. Herkes bunu söyledi mi konu biter.
ALTUĞ BERKER:Ben model bir hanımın; ünlü, tanınan birisinin resimlerini göstereceğim Hocam. Şimdi ismini de söyleyeceğim. Gençliğin çabuk geçtiğini ve yaşlılığın geleceğini siz her zaman anlatıyorsunuz. Janice Dickinson, yakın zamana kadar dünyanın en güzel mankenlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Janice Dickinson’ın eski hali ve son halinin resimlerini gösteriyorum.
ADNAN OKTAR:Son halinde perişan olmuş. İşte sevgisizlik, içki, sigara, gerilim… İnsanlardan korkuyorlar. Anasından, babasından bile çekiniyor bir kısmı. O perişan hayata onların körpe bedenleri ne kadar dayansın? Böyle oluyor işte.
ALTUĞ BERKER:12 bin yıllık bakır tığ göstereceğim Hocam. Sizin Tarihi Bir Yalan: Kabataş Devri kitabınızda bunlardan çok örnek var. M.Ö. 10 binli yıllara ait olan bu bakır tığ, o dönemde madenlerin ve metallerin bilinip, kullanıldığının bir delilidir. Kristal ya da tozumsu mineraller halinde olan bakır cevherleri, yaşlı ve sert kayarda damarlar halinde bulunur. Bakırdan tığ yapan bir toplumun, bakır cevherini tanıması, bu cevheri kayanın içinden çıkarmayı başarması ve işleyebilecek teknik imkanlara sahip olması gerekir. Bunu evrimcilerin iddia ettiği gibi sözde ilkellikten yeni kurtulmuş varlıkların yapamayacağı açıktır. 9-10 bin yıllık tığ ve iğneler görüyoruz. M.Ö. 7-8 bin yıllarına ait olan bu tığ ve iğneler, dönemin insanlarının kültürel yaşamlarının önemli birer delilidir. Tığı ve iğneyi kullanan insanların evrimcilerin iddia ettiği gibi hayvani değil, tam anlamıyla insani bir yaşam sürdükleri açıktır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hocam, Aziz Yıldırım ile ilgili gelişmeler malum. Bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz efendim, inşaAllah. Hacer-Burak kardeşler.” Hukuka güvensinler. Her şeyde bir hayır vardır. Kaderde olan olaylar hep hikmetle meydana gelir. Sonunda Türkiye bir düzlüğe çıkacak; her yer rahatlayacak ve güzelleşecek. Biraz beklerseler her şeyin iyi olduğunu görecekler, inşaAllah.
Erol; “İki büyük otobüs firmasının koltuk televizyonlarında Darwinist propaganda yapılıyor Hocam. Sabit belgesellerde Che’nin, okyanuslarda güya evrimin oluşması hakkında filmler gösteriyorlar. Milyonlarca insan seyahat ediyor bu otobüslerde. Sizi çok seven Alevi kardeşiniz Erol, ellerinizden öperim” diyor. Biz sizin ellerinizden öperiz. Bir bakalım, doğru da olabilir. Ama artık Türkiye’de evrime inanacak adamı bana göstersinler. Otobüs firmalarına değil, isterlerse uzay firmalarına versinler. Artık kurtuluş yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in bir hadis-i şerifini okuyorum. Şöyle buyurmuşlar; “Garipler, sayıları pek az olan salih kişilerdir. Bu kişiler salih olmayan bir topluluk içinde yaşarlar. Yaşadıkları bu topluluk içinde kendilerini seven az, buğz eden ise çoktur.” Ahmet bin Hanbel’den nakil bu hadis, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şerh et.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. ‘Salih kişiler’, Allahualem ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerine işaret ediyor. Ama salih olmayan bir topluluk içinde azınlıklar, “sayıları az da olsa” diyor Bediüzzaman Hazretleri, ona işaret ediyor Allahualem. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Ve sevenleri az.
ADNAN OKTAR:Evet, başlangıçta öyle olacak.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Sonra, en son safhada onu muhabbetle kucaklarlar” diyor. Küfür başta, haşa, Peygamberimiz (s.a.v)’den nefret ediyordu kıskançlıktan. Sonra herkesin en sevgilisi haline geldi Peygamberimiz (s.a.v). O zaman kara gözlükler arkasından bakıyorlardı. Sonra gözleri açıldı. Allah gözlerine nur verdi. Bakınca, dünyanın en güzel insanı olduğunu anladılar.
“Hocam, çıldıracağım. Bugün Kanal 7’nin yan kuruluşu Ülke TV, yeni açılan akvaryumu tanıtıyor. Kanalın spikeri diyor ki; "bu balık henüz evrimini tamamlayamamış" diyor. Çıldırtacaklar adamı. Ne biçim eleman alıyorlar. Ne biçim program,” devam ediyor kardeşimiz. Bak, herkes şuurlu demek ki. Seni illet ettiğine göre herkesi de illet ediyordur. Ama işte o eziklik, o kompleks o hale getiriyor. Evrimci Müslüman deyince, orada bir imaj kazanacağını düşünüyor. “Hz. Adem (a.s) yarattı” deyince ağrına gidiyor, utanıyor ondan ama “çamurdan, tesadüfen meydana geldi” deyince ondan onur duyuyor. O kompleksi dengelenmiş oluyor, ezikliği gitmiş oluyor. Yırtık kotunu giyiyor, arkasına da Mao’nun resmini falan koyuyor, bir şeyler yapıyor. Gidiyor bira içiyor, bir şeyler yapıyor, yani kendi tabiriyle modern takılıyor. Bunlar, bu ezikliği bir süre sonra tamamen atacaklar. Ama şu an bunlar bu eziklikten kurtulamıyorlar. Vücudunun kusurunu kapatmak için başörtüsü takan bir vatandaş var. Dine, İslam’a karşı çirkin bir üslup kullanıyor. Adam kompleksli. Kompleksli olmak çok büyük sorundur. Mesela gençlerde görürsünüz, plaj kenarlarında falan züppelik yapar. Komplekstir, eziktir yahut kendisiyle alay eder. Mesela vücudunun bir kusuru vardır, onunla alay eder; onun ezikliğinden kurtulmaya çalışır. Yüksek düşünceli, kaliteli, akıllı, asil insanlarda böyle bir düşünce olmaz, böyle bir tavır olmaz; böyle şeye gerek de duymaz, muhatap da olmaz. Şimdi oradaki spiker de yine onların tabiriyle kendince modern takılıyor. Modern olmayı kendince o komplekslerini dengeleyen bir sistem olarak görüyorlar. Geçenlerde de söylemiştim, İmam Hatipli gençlerin bir kısmında falan görünür böyle özellikler, fark edilir. Mesela bazen vücudunda bir kusur olur. Çoktur, görmüşsünüzdür. Onunla alay etti mi, kendisiyle alay etti mi o biraz dengelenmiş olur. Mesela ayağı takılır, düşer; ilk önce kendisi güler. Niye? Gülenleri dengelemek için. Zaten kendisi gülüyor, gülenler de etki etmemiş olacak. O bir komplekstir, bir acıdır. Onu dengelemek için ilkel reaksiyonlardır. İnsan reaksiyonların en ilkellerindendir. Arkadaşın yaptığı da o. Evrimin ‘e’sini bilmez. Atom forvet tipler. Ne proteinin yapısını bilir, ne koful, ne mitokondri, hiçbir şey bilmez. Atar tutar, bilmem ne. Spiker adam, halbuki son derece doğal olabilirsiniz. Yani evrime inanma modernlik getirmez. Çünkü eski bir Sümer dinidir, feodal bir dindir, batık bir dindir. Eski Mısırlardan, Eski Yunanlardan kalan bir dindir. Ve en sapkın dindir. “Tesadüfen, çamurdan insanlar, hayvanlar ve bitkiler oldu” diyor, utanacaksa bundan utanması lazım. “Allah yarattı” demekten insan utanır mı? “Allah yarattı” demek utandırıyor, “tesadüf yarattı” demek utandırmıyor. Aksine “Allah yarattı” demek aklın gereğidir. “Tesadüf yarattı” demek akla uygun bir tavır olmadığı için reddedilecek bir durumdur, değil mi?
Fenerbahçe’ye bir şey olmaz, kafalarını takmasın kardeşlerimiz. Her yerden, Fenerbahçelilerden yazılar gelmiş. Fenerbahçe olsun, Beşiktaş olsun, Galatasaray olsun, her zaman güçlerini korurlar; olur böyle vakalar, bunlar gelip geçer. Bunlara kafa takmaya gerek yok. Günler geçer, aylar geçer, 10 yıl sonra Türk-İslam Birliği olmuş olacak. Her yer mutlu, her yer ferah, her yer neşe içinde olmuş olacak. Siz kafayı oraya kilitleyin, o güzelliğe kilitleyin. Hatta 2-3 yıla hiçbir şey kalmaz. Her şey dümdüz olur. Sistem bayağı bir oturur. 5, 6, 7 yıla kağıt gibi olur, Allah’ın izniyle. 10 yıla da adı konacak, inşaAllah. Gönülleri rahat olsun.
ALTUĞ BERKER: Peygamberimiz (s.a.v)’in hanım sahabeyle sohbet için oluşturduğu Ezvac-ı Tahirat Okulu hakkında bilgi veriyorum müsaadenizle.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v), hanımların dini öğrenmelerini, onların sorularını cevaplamak, onlarla sohbet etmek için, onların eğitimi için özel bir mekan oluşturmuştu. Hanımlar burada Efendimiz (s.a.v) ile biraraya gelip, sorularını sorup dini ahkama dair cevaplarını alıyorlardı. Buranın ismi Ezvac-ı Tahirat idi. Özellikle Efendimiz (s.a.v)’in hanımları bu okulun devamlı öğrencileri, bir manada öğretmenleriydi. Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından sonra da bu durum canlılığını koruyarak, hatta artarak devam etti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tahir olan zevceler, temiz olan zevceler; yani ruhen, bedenen tertemiz olan annelerimiz. Allah cennette kardeş etsin. Annelerimiz görmeyi nasip etsin, inşaAllah. Kuran ayetinde Allah, “onlar sizin annelerinizdir” diyor. Bütün müminlerin anneleridir, inşaAllah.
Yüzlerce, binlerce soru geliyor. Onlar için haklarını helal edecek kardeşlerimiz. Gruplandırıyorlar. Birbirine benzer sorular tek bir grup içerisinde toplanıyor. Onların içinden bir veya iki tane seçiyor kardeşlerimiz, bana gönderiyorlar. Yoksa kitap gibi olur. Bir hafta okusak bitmez, inşaAllah.
Hz. Şit (a.s)’ın ismini vermişler sana. İyi, güzel. ‘Akşit’ desinler de daha rahat olsun. ‘Şit’ güzel isimdir ama arkadaşlarının arasında ‘Akşit’ olursa vurgusu daha kolay olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Amerika’daki bir haberden bahsediyorum. Washington Examiner, 25 Haziran 2011 tarihli; Amerika çapında 70 Hıristiyan kilisesi ilk kez kapılarını Musevilere ve Müslümanlara açmış. “Paylaştığımız inanç, ibadet ve anlayışta birleşme” adı verilen ve tüm dinlere saygı duyulmasını teşvik eden ortak bir toplantı yapmışlar. Dinler Arası Birlik Kuruluşu Başkanı Rahip Welton Gaddy bu ibadet sırasında ISNA, yani Kuzey Amerika İslam Birliği Başkanı İmam Magid ve Haham Amy Swartzman ile Kuran, İncil ve Tevrat’tan bölümler okumuşlar. Bu toplantıda, dinlerin iyileşme gücünü göstermek için adım atma zamanı geldiğinden, insanların kutsal metinleri yanlış yorumlayarak bölücülük yaptığından söz edilmiş. İslam karşıtı hareketlerde bulunan bazı Hıristiyanların aşırılıkçı insanlar oldukları fakat Hıristiyanlarının çoğunun bu düşünceyi temsil etmediğini ülkenin ve tüm dünyanın bilmesi gerektiğini açıklamışlar.
ADNAN OKTAR:Hıristiyanlar da yobazlıktan daralmış vaziyette, çünkü onların da yobazı var. Musevilerin de yobazı var, Müslümanların da yobazı var. Halbuki tek bir Allah var. İslam hak din, Muhammedi olduklarında Hıristiyanlığı en güzel şekilde yaşamış olurlar, inşaAllah. Museviler de Muhammedi olduklarında gerçek manada Musevi olmuş olurlar. Gerçek Tevrat’ı, gerçek Museviliği yaşamak istemiyorlar mı? Muhammedi oldun mu alasını yaşarsın; hem İbrahimi olursun, hem İshaki, hem Yakubi, hem Nuhi, hem İsevi. Tam hakkıyla bütün Peygamberlere uymuş olursun, Muhammedi olursan. Kusursuz uyarsın. Ama Muhammedi olmadı mı çok aksaklık çıkar. Dört ayrı kitap var İncil’de. Dördü de nakil, saf vahiy değil. Aklında kalanları yazmış. Kuran akılda kalanlar değildir. Kuran, harfi harfine, noktasına kadar vahiydir. Saf vahiy.
ALTUĞ BERKER:Kabe ile ilgili bir haber vardı. Murat Bardakçı bir yazı yazmış. Kabe’nin etrafı revak adı verilen ve Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’ın inşa ettiği, 500 kadar küçük kubbeli, bir çeşit sundurma şeklide Osmanlı yapılarla çevriliymiş. Bu Osmanlı revakları çok yakın zamanda Kabe’nin tavaf alanını genişletmek amacıyla yıkılacak ve böylece Kabe’de hiç Türk eseri kalmayacakmış. Suudi Arabistan 10 yıl önce Kabe’nin yanı başında bulunan ve bir zamanlar Türk garnizonunun kullandığı Ecyad Kalesi’ni de yıkmış, ancak Ankara bu yıkıma sessiz kalmıştı. Bu yıkımdan sonra Zemzem Towers adı verilen yüksek bir gökdelen yapılmıştı. Murat Bardakçı da bu konuyu yazısına taşıyarak kalenin yıkımına sessiz kaldığımızı, ancak bu revakların yıkılmasına mutlaka karşı çıkmamız gerektiğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Şimdi ben hayret ediyorum; bazen bunun adamı da akıllı laflar ediyor, bu da şimdi akıllı bir laf etmiş. Hayret verici şeyler oluyor, maşaAllah. İyi, güzel konuşmuş, aferin. Sonuna kadar savunsun, bakayım savunabilecek mi? Ama Suudi Arabistan tabii pek dinlemez. Suudi Arabistan’ın dinleyeceği Hz. Mehdi (a.s)’dır. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunda Suudi hükümet çok yumuşak başlı olur, çok insancıl olur. Gayet güzel laf-söz dinler. Hz. Mehdi (a.s)’ın dilinin ucunda her şey. İki kelime etse biter konu. Mesela; “orada o tip bir faaliyete gerek var mı gerçekten?” dese, bitti. Derin bir saygı ve sevgiyle itaat edecekler, inşaAllah. Ama şu an astıkları artık, kestikleri kestik oluyor tabii. Onlar düzelecek, inşaAllah.
Brooke Shields ne kadar ihtiyarlamış. Biz lisedeyken onlar daha çocuktu, çocuk gibiydiler. Ne çabuk yaşlandı. Çocuktu ben lisedeyken, alenen çocuktu. Bir kere çok sigara içiyorlar, bir; içki içiyorlar, iki; şu hazır yiyeceklerden çok yiyorlar, üç. Halbuki doğal yiyecekler yemeleri lazım, bir; sigara içmemeleri lazım, iki; uykularına dikkat etmeleri lazım, üç. En vahimi, sevgisiz yaşıyorlar. Bir kadında sevgi olmadı mı; A vitamini alsın, B vitamini alsın, C vitamini ne alıyorsa alsın çöker, mahvolur. O güzelim varlıklar, hep sevgisizlikten çöktüler. Sevgiyle yaşayan bir kadın çökmez, yaşlanmaz. Gerçek sevgiyi yaşayan bir kadında çökme olmaz. Tutku, hücrelerin ihtiyacıdır. Hücrenin suya ihtiyacı vardır, proteine ihtiyacı vardır, oksijene ihtiyacı vardır. Ama hepsinin üstünde her vücut hücresinin sevgiye ihtiyacı vardır. Cilt sevgiyi aldı mı pırıl pırıl olur, çok güçlü olur, canlı olur. Beyin canlanır, kafa canlanır, ruh canlanır. O bunamalar, o perişan olmalar hep sevgisizliktendir. Biraz şaşıracaksınız ama omurgalarda kaymalar falan oluyor ya, bel fıtıkları falan, boyun fıtığı, hep sinirden, hep sevgisizlikten, hep gerilimden. Kansızlık, hep sevgisizlikten oluyor. Bakıyorum, hep bitap çocuklar. Mesela bugün dışarıya çıktım, İstinye’nin o taraflarda biraz dolandım; neşe yok insanlarda. Tabii benim karşılaştıklarım seviyorlar, hal hatır soruyoruz birbirimize, güzel bir ortam oluyor ama milli felakettir sevgisizlik. Mesela deprem oluyor, diyorlar ki; ‘felaket bölgesi’, değil mi? Depremden daha şiddetlidir sevgisizlik, çok büyük bir felakettir, milli felakettir. İnsan saldırıyor, sıkıyönetim ilan ediliyor; şeytan saldırıyor şu an bütün dünyaya, insan saldırısından bin misli daha tehlikelidir, daha berbattır. Onda ölüyor adam, yine cennete gider. Şeytan saldırdı mı mahvoluyorlar. Mutsuzlukların nedeni o; deccaliyet, süfyaniyetin saldırısı. Deccaliyet, süfyaniyet mahvetti. Süfyaniyet İslam alemini mahvetti, deccaliyet de dünyayı mahvetti. Seyrediyorlar. Kardeşim, senin üstüne kan emici bir vampir, yarasa yapışmış; koparıp atsana boynundan. Atmıyor, geziyor onunla; mutsuz, kafası yerde, neşesiz. Kuran’a sığının, Allah’a sığının, değil mi? Allah’a dua edin, Allah’a teslim olun, Allah sizi korusun. Mesela “deccaliyet zuhur ettiğinde Kehf Suresi’ni okuyun” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Kehf Suresi’ne bir bakıyoruz Mehdiyet’ten bahsediyor. Ne demektir? Deccaliyetin çözümü Mehdiyet’tir. Adamlar bana diyor ki; “Hocam, siz ne kadar çok Mehdiyet’ten bahsediyorsunuz. Yoksa siz Mehdilik mi ima ediyorsunuz?” Bir kere herkesin Mehdi olmak mecburiyeti vardır. Bütün Müslümanlar, kadın olsun erkek olsun Mehdi olmak mecburiyetindedir. Hatta Büyük Mehdi olmak mecburiyetindedir, hepsi. Ayet açık, bak ne diyor Cenab-ı Allah; “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin.” Bak, “din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar.” Fitnenin kalkması nasıl olur? Kuran hakim olmadan fitne kalkması diye bir şey var mı Kuran’da? Bu ne demektir? “Kuran ahlakı bütün dünyaya hakim oluncaya kadar, yani din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin.” Kime diyor bunu Allah? Bütün Müslümanlara diyor. Şimdi, Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak? Bu ayetin hükmünü yerine getiriyor. Başka ne yaptığı var Hz. Mehdi (a.s)’ın? Bu kadar. Bu ayetin hükmünü yerine getiren insanın adıdır Hz. Mehdi (a.s). Allah dünyada bir tek ona nasip ediyor işte, olay bu. Ve Hz. İsa (a.s)’a. Onlara nasip ediyor. Yoksa herkes aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s) olmak mecburiyetindedir. Yani “bu ayet Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili ayettir, bizi ilgilendirmez” diyebilir mi Müslüman? Nur Suresi’nin 55. ayeti, bu ayeti uygulamak her Müslüman’ın üstüne farz. Büyük Hz. Mehdi (a.s)’ın görevini anlatan bir ayettir, Nur Suresi 55; herkes bu konuda Mehdi olmak mecburiyetindedir. Ama insanlar olmuyorlar, olamıyorlar. Allah imtihan gereği bir kişiye nasip ediyor bunu, dünya çapında, imtihan gereği. Hz. Mehdi (a.s) denilen kişi, bu Kuran ayetlerini hakkıyla, tam hakkıyla uygulayan kişinin adıdır, olay bu. Diyor ki; “biz hadislerde rastlayamıyoruz.” Ayette de mi rastlayamıyorsun? Bir gözü görüyor, bir gözü görmüyor. Bir gözü de şaşı görüyor. Deccalin gözü öyledir; bir gözü görür, bir gözü görmez, bir gözü de şaşı görür. Şimdi, bu tip arkadaşlarda böyle bir özellik var; deccalin büyüsüne kapılmışlar, deccalden sanki bir kopya gibi olmuşlar. Deccal kendi kopyalarını yetiştiriyor. Hz. Mehdi (a.s) de kendi kopyalarını yetiştiriyor. Şu an dünya çapında bunların çalışması var. Türkiye’de de bu var. Türkiye’de de şu an, sessiz sedasız süfyaniyetle Mehdiyet’in mücadelesi kıran kırana devam ediyor. “Şam’da çıkacak bir şahıstır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), süfyan için. Baasçı, komünist kafa; Darwinist, materyalist kafa; yani Hafız Esad’ın öncülüğünü yaptığı ruh, felsefe, inanç. Bak, bütün İslam alemini mahvetti. İslam aleminin ordularının neredeyse yüzde 90’ı süfyanın eline geçti, süfyaniyetin eline geçti. Mahvediyorlar Müslümanları. Suriye’de takır takır saydırıyorlar Müslümanlara. O kadar kabadayıysanız çakallar, köpek herifler, madem öyle delikanlısınız, gidin İsrail’de yapın, bakayım yapabiliyor musunuz? İt gibi, köpek gibi korkarlar İsrail’den. Adını bile ağızlarına alamıyorlar. Tir tir titriyor köpek herifler. Ama bak, Müslüman oldu mu bağırta bağırta suratına sıkıyorlar. Geçenlerde çocuğu gösterdiler. Çocuk, “aman aman yapma” falan diyor, tak suratından vuruyor. İt herif, git bakayım kabadayılık yap İsrail’e, Amerika’ya, yapabiliyor musun? Hep Müslüman’a kabadayılık yaparlar. Müslümanım dedi mi, korkmuyor adamlar; mesela, “komünistim, dinsizim, imansızım” dese, adamlar hiçbir şey yapmaz. Müslüman olunca kuduruyorlar. Suriye’de muazzam bir katliam var şu an. Hadislerde de belirtilmiştir. Çok fazla hadis vardır, Hz. Mehdi (a.s) devrinde Şam’da deccaliyetin kuduracağına dair. Hadisleri toplayayım, okuyayım. Bu rezilliğe karşı Mehdiyet’in yanında tavır almak gerekiyor. Dikkatlice bakın gazetelere, televizyonlara bakın, Mehdiyetle süfyaniyet nasıl bir mücadele içerisinde, nasıl bir çetin mücadele içerisinde görürsünüz. Etrafa dikkatlice bakın, görürsünüz. Hz. Mehdi (a.s)’ın kopyaları doğal olarak oluşuyor, haberi bile olmaz. Hz. Mehdi (a.s) güneş gibidir, yansıtır sürekli. Mesela küçük bir cam parçasına bile güneş çarptığında pırıl pırıl parlıyor, değil mi? Veyahut bir dolma kalemin üzerine, o da parlar. Ama illa ki o parlak ışığı verir. O güneşi kabul etsin veya etmesin, aydınlanır. Deccaliyetin karanlığını da mutlaka uygun olan insanlar alırlar. Deccal de kendi kopyalarını üretiyor sürekli. Görüyorsunuz gazetelerde, orada, burada kendi kopyalarını. Gidip genç kızları kurşun sıkıp öldürenler, it kopukluk yapanlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne gidip kaydını yaptırıyor, mensup oluyor. Çakallık yapıyor, kan döküyor, zulüm yapıyor; deccaliyetin kopyası.
Şura Suresi, 52; “Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun” diyor Cenabı Allah, 52. ayette. “Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.”
“Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” “Ki O, yeri sizin için bir beşik,” ‘beşik’ Arapça nedir? Mehdi. “Yeri sizin için bir mehdi kıldım” diyor Allah. “Ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” 2022 ebcedi, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:00.30’dan itibaren ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, TV Kayseri, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, Haber58.com, HarunYahya.TVsitemizden devam edeceğiz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...