MÜZEYYEN HANIM: İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Adıyaman Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, Art Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV,Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM, Haber58.Com ve HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhim, mürşidim, Hocam buyrunuz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, estağfirullah, ne haddimize Hocam. BBC’de Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatını anlatan bir belgesel yayınlanıyor. BBC’nin internet sayfasında da bir tanıtımı var bu programın. Burada Peygamberimiz (s.a.v.)’in, Allah’ın elçisi ve son peygamberi olduğunun ifade edildiği bir tanıtım da var. Dünyanın en büyük yayın kuruluşlarından biri olan BBC’nin tarihinde bu konuda bir belgesel yayınlanışı ilk defa olduğu ifade ediliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ama tabii asıl olay dünyadan Darwinizmin yok edilmesi. Yoksa adam Hıristiyanlığı inceleyebilir, Müslümanlığı da inceler, dinler tarihi hakkında bilgi de alabilir; adama etki etmez. Çünkü put, devrede duruyor. Dünya çapında Darwinizm putunun yıkılması çok önemli. Darwinizm putu yıkıldığında, komünizm ve faşizm putları da doğal olarak yıkılıyor. Türkiye’de komünizmin direnmesinin sebebi, bazı noktalarda, özellikle Güneydoğu’da direnmesinin sebebi, cehaletin daha yaygın olması, yani oralara kitap, televizyon, radyonun girememesidir. Cehaletin olmadığı yerlerde Darwinizmi çökertmek çok kolay oluyor. Amerika’da, Avrupa’da yerle bir ettik. Çok kolay elde ediliyor. Ama kontrol noktası olan yerler, zor olan yerler bilimin gelişmesine müsait olmuyor. Gerçekler o zaman insanlara aktarılamıyor. Ama bir yolunu bulacağız, evelAllah.
Sen bana Bediüzzaman’ın talebelerinden birisinin ismini söyle, ben sana onu dinleteceğim.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Salih Özcan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Çok seviyorsun, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ezberlettik, dinleyelim inşaAllah.
VTR: Bediüzzaman Hazretleri’nin has talebelerinden Seyyid Salih Özcan Ağabey, Hz. İsa (a.s.)’ın şahıs olarak yeniden gelip Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında namaz kılacağını anlatıyor.
VTR: Bediüzzaman’ın has talebelerinden Seyyid Salih Özcan Ağabey; “Üstad bana dedi ki; ‘Hz. Mehdi (a.s.), Risale-i Nur’u bir program olarak tatbik edecek.’”
VTR: Seyyid Salih Özcan Ağabey; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir, talebesi oluruz inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Önce Vatan gazetesi var elimde, dört gün önceki sayısı. Önce Vatan az sayıda çıkıyor ama delikanlı gazetedir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sahiplerini, yazarlarını tanırım; hepsi zor şartlarda ama çok güzel hizmet veriyorlar. Allah hepsinden razı olsun.
Uşak, Denizli, Afyon illerinde yayın yapan Uşak Egem TV yetkilisi Şener Bey, yaklaşık bir buçuk milyon kişiye ulaştıklarını, yani kapsama alanında yaklaşık bir buçuk milyon kişinin kendilerini seyrettiğini -bizim yayında şu an aynı zamanda Uşak Egem TV’den de veriliyor- buradaki halkımızın hurafelere inanmadığı, dolayısıyla beni çok sevdiklerini belirtmişler. Allah razı olsun. Bende onları çok seviyorum. Yayın sırasında televizyona gelip, “Hocamız’ı görmek, tanışmak istiyoruz”dediklerini belirtmişler. Şeref duyarız, lütfederler, kerem buyururlar, inşaAllah. Uşak, Denizli, Afyon’daki bütün kardeşlerimize selam.Allah bereket, bolluk, güzellik, ferahlık versin.Uşak Egem TV çalışanlarına da selam ediyoruz. Soner Bey’e de ayrıca selam ediyoruz. Allah iyilik, güzellik, bereket, bolluk versin inşaAllah.
“Selamun Aleykum. Ben,annem ve küçük kardeşim iki gündür İstanbul’da Hocam’la görüşmek için bekliyoruz” diyor.Bu çocuklar oteldeymişler. “Lütfen, sizden haber bekliyoruz.” Telefonlarını da vermişler. O sevimlileri niye bekletiyorsunuz?Gelsinler, çıkışta görüşelim. Herkes telefon numaramı istiyor, bir telefon alsam iyi olacak. Telefon alınırda, inşaAllah.
Bak, mübarek Hocamız’ı dinledin.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diyor, “İstanbul’da” diyor. “İnşaAllah İstanbul’da göreceğiz” diyor, “Allah nasip edecek”diyor. “Gelecek” demiyor, “geldi” diyor.Bunu Bediüzzaman’ın talebesi söylüyor;has talebesi, en güvendiği talebesi, sır talebelerinden bir tanesi söylüyor; “İstanbul’da” diyor. Bak, “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” demiyor, “geldi” diyor. “İnşaAllah talebesi oluruz” diyor. Hulusi Yahyagil Ağabeyimiz de, Bediüzzaman’ın ünlü talebelerinden, “Bediüzzaman ne dediyse çıktı, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sözü de çıkacak, bunu da göreceksiniz” demiş.“Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz” demiş. Hulusi Ağabey de Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğine inanıyordu. Rahmetli oldu. “Bediüzzaman’ın bütün dedikleri çıktı” diyor, “bu, Hz. Mehdi (a.s.)’la ilgili dediğini de göreceğiz, onu da herkes görecek” diyor. Zarif Ağabey de, o da Hz. Mehdi (a.s.)’ı hep bekledi, Bediüzzaman’dan sonra.Dürüstler, samimiler. Sungur Ağabey de öyle.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Komünistler yine bizim internet sitelerinden bir tanesini hackleme mi, çekleme mine diyorlar, o şifresini girip işte o yayını…Ağızlarının suyu akarak,böyle acayip sevinmişler, hoşaf olmuşlar “hekledik, çekledik” diyerek.Keratalar en az kırk tane site kuracağım inşaAllah, bakayım hangisini kekleyebileceksiniz. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz. Birde Deniz Gezmiş’in resimlerini koymuşlar. Deniz Gezmiş sizi görse sopayla kovalar, keratalar. Deniz Gezmiş sizi ne yapsın? Sahtekarlık yapıyorsunuz, samimiyetsizlik yapıyorsunuz. Yani gayrimeşru bir hareket, kanunsuz bir hareket. Sen hekleme, kekleme, çekleme bunları yapacağına gel tartışalım. Çete, kerata, çocuk gibi oturup onunla seviniyorlar. Rahmetli Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın resimlerini koymuşlar. Onlar olsa sizin yüzünüze tükürürler, keratalar. Onlar ne zaman böyle milletin kitap okumasını engellediler, bilmem ne yaptılar, hekleme çekleme yaptılar? Ama cin gibiler keratalar.Nasıl yapıyorlar, hayret.Ama yaptıkları kanunsuz. Şimdi bak size çeteden soruşturma açılacak keratalar. Sizi uyardım ama dinlemediniz. Şimdi organize bir faaliyet olduğu için, teşekkül halinde olduğu için suçunuzun çapı büyüyor. Akıllı hareket edin, densizlik yapıyorsunuz. Sırf bu suçtan değil, hekleme kekleme onlardan değil de kendi kendinizi kekliyorsunuz keratalar. Çünkü komünist harekete karşı biz bilimsel faaliyet yapıyoruz. Gücünüz yetiyorsa gelin tartışalım, konuşalım. Veyahut internet siteniz varsa gelin orada karşılıklı konuşalım. Bu nedir böyle, fikirden korkmak? Kaç kaçabildiğin kadar. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Aslan; bunlar koç yiğit delikanlı çocuklardı ve dürüstçe tartışır konuşurlardı. Ayrı; fikirleri yanlış, düşünceleri yanlış, ama merttiler. Böyle gayrimeşru hareketler yapmıyorlardı. Çok ayıp yapıyorlar. Kaç tane sitemiz var? Bir tane. Dedik, bir site olur mu? Komünistlere karşı en az kırk tane site olması gerekir. Bundan sonra Marmara çırası gibi... Bir kere, akıl edemiyorlar. Mesela şu Yaratılış Atlası antikomünist bir kitaptır, komünizmin belini asıl büken kıran budur. Yoksa; “komünizm kötüdür”, “kahrolsun komünistler”, “komünistler Moskova’ya” biz öyle bir stil kullanmıyoruz ki. Bilimsel metot kullanıyoruz. Komünizmin ana felsefesini yıkıyoruz, dayandığı direkleri yıkıyoruz. Biyoloji felsefesini yıkıyoruz. Dolayısıyla komünizmin şah damarını koparmış oluyoruz, beynini dağıtıyoruz. Türkiye’de, Anadolu’da ciddi bir komünist hareket yok ama Güneydoğu’daki komünist hareket çok ciddi. Baksana devletle pazarlık yapmaya kalkıyorlar adamlar. Şimdi bu ‘bölücü başı’ denen deccal, zırt pırt “ben devletle tartışıyorum, konuşuyorum, pazarlık yapıyorum” gibi açıklamalar yapıyor. Sayın Başbakanımız gerçi açıklama yaptı ama yine öyle bir açıklama yaparsa çok iyi olur. Yani devletin bununla pazarlık yaptığı yok. Bu kendini kıymetli göstermek için, önemli adam göstermek için, hani fikrine düşüncesine önem verilen, kaale alınması gereken adam havasında olduğu için sürekli böyle laflar ediyor; “devletle tartışıyorum.” “Devlet”ten kastın ne senin? Başbakan değil, Cumhurbaşkanı değil, bakanlar değil. Kimi kastediyorsun? Varsa böyle birisi söyle. Zaten bu suçtur. Bunu kimse yapamaz. Dolayısıyla atıyorsun. Başbakanımız bu adama bir cevap verse çok iyi olur, bu deccala. “Böyle bir şey yok” diye cevap vermesi lazım. Şimdi onlar şöyle bir bölünme istiyorlar; “ya” diyorlar, “şimdi Türkiye’de kepazelik çıkarıp, rezalet çıkarıp bölünme yapacağımıza, önce bir korkutma ile yapmaya çalışalım.” Yani; “şehirleri karıştırırız, ortalığı karıştırırız, bölgeleri karıştırırız, sürekli şehit verirsiniz. Bize iş çıkarmayın, kolaylık çıkarın”. “Ne istiyorsun?”. “Ya bizim fazla bir şey istediğimiz yok” diyorlar, “federasyon olsun, Türkiye’ye yine bağlı olalım ama Kürt bayrağı asalım, Kürt devletinin bayrağını. Tük bayrağını da yanına asarız, bir şey olmaz” diyor. “Kardeş kardeş ikisi de beraber dururlar” diyor. “Türk Devleti de bizi beslesin” diyor. “Yani vergilerden topladığınız paraları da bize versin” diyor. Komünist hükümete de devlet para verecekmiş. Komünist federal devlet de onları idare edecekmiş, oradaki vatandaşlarımızı, esir aldığı vatandaşlarımızı, güya. Şimdi bunların böyle bir safhaya ihtiyaçları var, çünkü federasyondan bağımsız devlete geçecekler. Ama federasyonu elde etme çok önemli bir konu. Çünkü federasyondan, bağımsız devlete geçmek an meselesi. Bu federal devlette bir seçim yapar adam, kendi arasında. ”Biz bağımsızlığımızı ilan ediyoruz” diyecek. NATO devreye girecek kendi kafalarınca, öyle bir düşünceleri var. Şu anda kepazelik çıkarmamalarının nedeni ne, biliyor musun? Ağır silahlara sahip değiller. Yani komünizmi ihraç etmemelerinin sebebi, atağa geçmemelerinin sebebi; ağır silahlara sahip değiller, hafif silahlara sahipler. En fazla uçaksavara sahipler, işte vazako mazako feşmekan, hafif toplar, havan topları var. Yani zayıf silahlara sahipler. Bağımsız devlet olurlarsa, komünist Çin’den tank, top, roket; Kuzey Kore gibi, bölgenin en güçlü askeri ordularından birini oluşturacaklar Güneydoğu’da. Yani müthiş bir askeri yapılanmaya gidecekler. Tabii, Amerika da yardım edecek bunlara, Çin de yardım edecek, Rusya da yardım edecek; müthiş bir askeri güce dönüşecekler. Suriye’deki Kürtleri de işin içine alacaklar, Irak Kürtlerini de işin içine alacaklar; dev bir komünist Kürt devleti kurulacak, müthiş bir askeri güce sahip. Türkiye’ye de silah ambargosu koyacaklar. Zaten Türkiye’nin de belirli ekonomik gücü. Bunlara çünkü silah bedava, hibe şeklinde verilecek. Türkiye, işçilerimizin alın teriyle kazandıkları parayla hareket ediyorlar. Onun için bu ilk aşamada fazla telefat vermeden bu işi yapmak istiyor bunlar. Güneydoğu’da komünist bir devletin kurulması, orada dev bir askeri gücün -çünkü militanların hepsini subay yapacaklardır, dağdakilerin tamamı subay olacaktır- Kuzey Kore’den daha azgın bir devlet haline gelecek. Böyle bir konumda Türkiye'nin geri kalanını yutmaları an meselesidir, İran’ı yutmaları an meselesidir. Ve oradaki, İran’da da biliyorsunuz komünist büyük bir hareket var. Yani hem Kürt komünist hareketi var, hem İran komünist hareketi var. İran’daki komünist hareket çok güçlü. Yurtdışında da onlar faaliyet halindeler. Yani Amerika da destekliyor onları, Rusya da destekliyor, Çin de destekliyor. Eğitim alıyorlar, yani büyük çapta hazırlık yapıyorlar. Çeşitli yabancı ülkelerde de askeri eğitim yapıyorlar. Sürekli, yıllardan beri hazırlanırlar. Dolayısıyla kısa sürede orada bir komünist işgal düşünüyorlar. Amerika da buna ışık yakıyor, çünkü Amerika’nın Armagedon’a ihtiyacı var. İncil’deki inançlarına göre büyük bir savaş olması gerekiyor. Şeytanın ordularıyla, Hz. İsa Mesih (a.s.)'ın savaşacağına inanıyorlar. Şimdi şeytanın ordusu yok ortada, oluşması için komünist bir güç olması gerekiyor. Amerika var gücüyle şu an, Çin'in de desteğiyle, orada komünist bir yapılanma olmasını istiyor. Yani şeytanın ordusunun oluşmasını istiyor; sonra birden bire üzerine çöküp yerle bir etmek için. Atom bombası kullanarak, nükleer silahlar kullanarak dümdüz etmeyi düşünüyor; İncil’deki denilenlerin doğru çıkması için. Halbuki, Armagedon oldu. Armagedon işte şu Irak’ın işgalidir, konu bitmiştir. Öyle bir savaş da olmayacak. Şimdi biz bu savaşı durdurmak için aylardan beri, yıllardan beri mücadele veriyoruz. Abdullah Öcalan zaten konuşmasında diyor, deccal; “beni” diyor, “Avrupa kullandı” diyor. Bandını göstereyim isterseniz, konuşma bandı var. “Avrupa beni kullandı” diyor. Söylüyor adam, yani çekinmiyor, anlatıyor. Bizim Taha Akyol da, Abdullah Öcalan’la kucaklaşabileceğini zannediyor. Halbuki o deccallık vasfıyla mutlaka sonuna kadar gidecektir. Komünizmde hedef, belirli bir bölgeyi komünist yapmak değildir; bütün dünyayı komünist yapmaktır. Din, devlet ve aile; komünizmin karşı olduğu kurumlardır. Bir kere dini ortadan kaldırmak, devleti ve aileyi ortadan kaldırmak, proletarya diktatörlüğünü kurmak her komünistin hedefidir, yani dünyadaki proletarya diktatörlüğünü kurmak. Proletarya diktatörlüğünün daha ilk aşamasında bunlar. Yani komünist gerilla savaşı yapıyorlar şu an, daha ilk aşamalarındalar. Orta sağ, ılımlı sağda böyle şeylerde bir kısmı güçsüzdür. Yani ideolojisi olmadığı için, zayıf olduğu için, herhangi bir fikre sahip olmadığı için teslimiyetçidir. Biraz direnir böyle tipler, direnir; gücü yetmedi mi yatar. Yine kalkar direnir, gücü yetmedi mi yatar. Böyle bir sistemdir. İşte bu bazı yazarlar da oraya gittiler, sanki onlara böyle yağcılık yapmak milli bir başarıymış gibi. Sen zaten komünizmin birinci aşamasına zemin hazırlıyorsun. Yani şakşak arayacağın bir durum yok ki senin. Sen zaten eziksin ve mağlup olmuşsun, yaranmaya çalışıyorsun, dikkat çekmeye çalışıyorsun. Yani siyasi büyük adam havalarında, sözü geçen adam havalarında, oralarda böyle itibar sağlamaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bunlara sorsan; bunlar büyük dava adamları, yani büyük aşamaların adamları. Batırıyorsun, memleketi batırmanın faaliyetini yapıyorsun sen, nerde burada büyük adamlık? Küçük adam faaliyetleri yapıyorsunuz. Dolayısıyla bunlara böyle akılcı gözle bakmak lazım, sathi nazarla bakılırsa bunlar görülmez. Evet. Buyur Şeyhim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Hz. Ali (r.a.)’ın, Hz. Hasan (r.a.)’a öğütlerinden bir bölüm okuyorum. Ş öyle diyor Hz. Ali (r.a.); “sabır ve Allah’a kesin iman ve güven ile dertleri kendinden uzaklaştır. Ilımlılığı bırakan sapar, kanaat insan için güzel bir saadettir. İnsanın en kötü arkadaşlarından biri de hasettir. Ümitsizlikte tefrit vardır, ümitsiz adam işten çok çabuk el çeker” buyurmuş Hz. Ali (r.a.), inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dedemin böyle çok güzel, çok hoş sözleri vardır, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. “Hayırlı akşamlar Hocam. Sizin sohbetlerinizi dinlediğimden beri, hayatım çok güzel bir şekilde etkileniyor.” Ama ben hakikaten samimi bir insanım ve dini samimi anlatıyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demagoji yapmıyorum, ağlayıp zırlamıyorum, karmakarışık konuşmalar yapmıyorum, uhrevi hareketler yapmıyorum. Bulutlar arasında, kafamı göğe kaldırarak böyle ruh gibi, arkada bir müzik eşliğinde böyle romantik bir üslup da kullanmıyorum. Gıcık üsluplara girmiyorum. Dürüst, samimi, doğru, tam net şakır şakır anlatıyorum, kısa ve öz anlatıyorum. Samimi inandığım için kardeşlerimizin hoşuna gidiyor. Anlattıklarım da doğru. “Allah bizleri sizin gibi insanlardan eksik etmesin. Bugün yine her zamanki gibi çok yakışıklısınız.” MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir Kuran mucizesi anlatıyorum inşaAllah Hocam; Kuran’ın bilimsel mucizelerinden rüzgarların aşılayıcılığı. Şeytandan Allah’ a sığınırım. “Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık.” Hicr Süresi, 22’nci ayet. Ayette, yağmur oluşumundaki ilk aşamanın rüzgarlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Oysa 20. Yüzyılın başlarına kadar rüzgarla yağmurun yağması arasındaki tek ilişki, rüzgarın bulutları sürüklemesi olarak biliniyordu. Modern meteorolojik bulgular ise rüzgarların yağmurun oluşumunda “aşılayıcı rol oynadıklarını gösterdi. Rüzgarların bu aşılama özelliği şöyle gerçekleşir; okyanusların ve denizlerin yüzeyinde, köpüklenme nedeniyle her an sayısız hava kabarcığı oluşmaktadır. Bu kabarcıklar patladıkları anda milimetrenin yüzde biri çapındaki binlerce parçacığı havaya fırlatırlar. “Aerosol” adı verilen bu parçacıklar, rüzgarlar sayesinde karalardan gelen tozlarla karışarak atmosferin üst katmanlarına taşınır. Rüzgarların bu şekilde yükseklere taşıdığı parçacıklar, burada su buharı ile temas eder. Su buharı da bu parçacıkların etrafına toplanarak yoğunlaşır ve su damlacıklarına dönüşür. Bu su damlacıkları önce bir araya gelerek bulutları oluşturur, bir süre sonra da yağmur olarak yeryüzüne iner. MaşaAllah. Kuran ayeti, bunu bin dört yüz yıl önce bu günün teknolojisiyle öğrendiğimiz bir gerçeği, Allah Kuran’da bin dört yüz yıl önce bize bildirmiş. Kuran’ın hak kitap olduğunu gösteren, Allah’ın sözünün olduğunu ispatlayan delillerden bir tanesi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
Bakalım Marks ne diyor? “Din, fakir halk kesimlerini uyutmak için yönetici sınıf tarafından oluşturulan bir kültürdür.” “Fakir halk kesimlerini uyutmak için yönetici sınıf tarafından oluşturulan bir kültürdür.” Dine bakış açıları bu. Kafa da başka bir şeye erdiği yok, dar bakışlılar. Mesela diyor ki yine Marks; “din ahlakı, halkı uyutmak için kullanılan afyondur.” Dolayısıyla dine karşı mücadele komünizmde çok hayati bir konu olmuş oluyor. “Dinsizlik, Marksizm’in doğal bölünmez parçasıdır” diyor Lenin. Bak, “dinsizlik, Marksizm’in doğal bölünmez parçasıdır.” Din gittiğinde devlet de gidiyor, aile de gidiyor. Adamlar zaten ne diyor? Lenin, komünistlere üniversitede yaptığı konuşmada diyor ki; “devlet öğretisi, devletin gerekliliği; toplumsal ayrıcalığı, sömürünün varlığını, kapitalizmin varlığını haklı kılmaya hizmet eder.” Yani devlete karşı, dine karşı, aileye karşı, ahlaka karşı; şu an Güneydoğu’da uygulanmak istenen sistem bu. Biz de buna karşı mücadele veriyoruz, ilmi mücadele veriyoruz. Askeri müdahale netice vermez, polisiye müdahale netice vermez; bilimsel mücadeleyle, ilmi mücadeleyle neticeye varılır. Anti-Darwinist, antikomünist mücadele; tamamen bilimsel mücadele ve sevgiyle, şefkatle. Şefkatsizlik, sevgisizlik yine komünizmi geliştirir, azdırır. Abus suratlar, azgın yüzler, totaliter üslup, böyle gözü dönmüş, saldırgan, mafyavari hareketler, küfretmek komünizmi durdurmaz. Veyahut kontrgerilla faaliyetleri komünizmi durdurmaz. Komünizmin durması, dinsizliğin durması, Darwinizmin yıkılması, materyalizmin yıkılması; antikomünist faaliyet, sevgi, şefkat, merhamet, insana değer verilmesi, saygı duyulması, İslam ahlakının yaşanıp, yaşatılması; bununla netice alınır.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: En sağlam metot budur ve net netice alınacak metot budur. Başka da yolu yoktur. Mesela Atatürk rahmetli, Kurtuluş Savaşı’nda ılımlı davrananlar vardı, o ne yaptı? “Ben delikanlıyım” dedi, “hepinizi kovacağım” dedi. “İngilizler, İngilizleri mi kovacaksın?” “Evet, onları da kovacağım.” “Fransız?” “Onları da kovacağım, İtalyanları da kovacağım” dedi, “Yunanlıları da kovacağım” dedi. “Delikanlı benim” dedi. Alayını süpürdü. Çünkü bir ideolojisi var, inancı var, kararlılığı var. Taviz istediler, elinin tersiyle itti. Ciğerine ciğerine oturttu. Masonlar mesela, o devirde çarpıktı tavırları, anormal hareketler yapıyorlardı. Atatürk; “kapatın” dedi. Bir gecede kapattı. “İstemiyorum” dedi. Çünkü o devirde masonlar yurtdışıyla bağlantı halindeydiler, yani Türkiye’nin işgaline çanak tutan bir politikaları vardı. “İstemiyorum” dedi. Kim yamukluk yaptıysa karşılığını aldı. İrtica, “istemiyorum irticayı” dedi Atatürk. Kararlı olduğunu görünce irtica da vazgeçti.
ALTUĞ BERKER: Yobazlık.
ADNAN OKTAR: Yobazlık. İrtica deyince akla yobazlık gelmesi lazım. Çünkü ‘geriye dönüş’ anlamındaysa, geride güzel hatıralar vardır. Osmanlı’nın güzellikleri vardır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatı vardır. O anlamda geriye dönme anlamında değildir. Geriye dönmeyen zaten ileriye gidemez, inşaAllah. Yani ilerinin zemini geridedir zaten. Geriden alınan güçle ileriye doğru gidilir. O anlamda değil. Yani yobazlık; sanata, bilime, sevgiye, estetiğe, güzelliğe, karşı olan düşünce. Atatürk onu da durdurdu. Bak, fikir adamı bu, dava adamı, ideolojisi var, kararlı. Taviz verdi mi? Yok, vermiyor taviz. Böyle bir tavır gerekir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yurtdışından gelip Atatürk’ün elini öpüyorlardı adamlar neredeyse. İki büklümdüler karşısında. İngilizler geldi, Fransızlar, İtalyanlar, bütün herkes geldi. “Helal olsun” dediler, “hakikaten bileğini bükemedik” dediler. “Delikanlıymışsın” dediler. Lider böyle olacak işte.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Komünistler, Türkiye’nin en zayıf dönemi, komünizmin en rahat gelişebileceği ortam vardı. Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmışız, komünizmin en azgın olduğu dönem, bak düşün.
ALTUĞ BERKER: Bolşevik İhtilali.
ADNAN OKTAR: Tabii, komünist ihtilal olmuş, azgın dönem. Atatürk çıktı, bak delikanlı üsluba bak; “beyler” dedi, “şurası unutulmamalıdır ki; Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir, behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” dedi. Kimse gıkını çıkaramadı. Komünistleri de dümdüz etti, kimse bir şey söyleyemedi.
ALTUĞ BERKER: EvelAllah.
ADNAN OKTAR: Bayağı kararlı bir mücadelesi vardı. Atatürk ayrıca bak en zor şartlarda bile son derece demokrattı. Sonradan bozukluklar oldu. Atatürk’ün üstüne deviriyorlar bazı konuları; değil, Atatürk’le alakası yok. Tarihe bir baksınlar, Atatürk’ün vefatından sonradır birçok anormal hareket. Ne alaka, Atatürk’le ne alakası var? Rahmetli’nin masa şahane, gıcır gıcır giyinir, tabaklar kaliteli, çatallar, kaşıklar kaliteli, masa örtüsü kaliteli; kıyafet gıcır gıcır, üst baş gıcır, gıcır; üslup, nezaket, halka hitabı nefis. Şahane insandı. Allah rahmet etsin. Ne komünizmi koydu Türkiye’ye, ne faşizmi. Bak, faşist tehlike de vardı, ona da müsaade etmedi. Hiçbirine müsaade etmedi. Dava adamıydı. Delikanlı dediğin böyle olur, dava adamı dediğin böyle olur, inşaAllah. Bıraksınlar bana başka şeyleri.
MÜZEYYEN HANIM: Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Kısa bir aradan sonra tekrar devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyhim buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) insanların imanlarına vesile olacak ancak, kalp gözleri kör olanların Kuran ahlakından uzak duracağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bildirmiş. Şöyle buyuruyor; “bir kişi kör olup ondan yararlanmasa bile Hazretleri Mehdi (a.s.) bir Güneş gibi herkese fayda sağlar.”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.) deyince insanlar illaki kafalarında bir tek şahsa takılıyorlar. Halbuki Mehdiyet demek, Kuran’ın bütününde vurguyla anlatılan İslam ahlakının dünya hakimiyetine vesile olan kişi demektir, kişi ve kişiler. Ama başsız hiçbir toplumdan bahsetmiyor Kuran’da. Her toplumun mutlaka başı var. Mesela firavun devrinde, Firavun o adamların başı. Müslümanların lideri de Hz. Musa (a.s.). Başsız değiller, şahs-ı manevi idare etmiyor. Müslümanları mezheplere ayırmamışlar. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın kavminde mezhebe ayırmaya kalkarlarsa, Hz. Musa (a.s.) hemen onu ortadan kaldırıyor, tek topluluk olmasını istiyor. Ama küfür de kabul etmiyor mesela bak, Firavun da; “sadece benim görüşüm hakim olacak” diyordu, “benim dinim hakim olacak” diyor. Dolayısıyla iki görüş sürekli çatışma halindedir; Mehdiyet’le deccaliyet. Hiçbir devirde ara verilmemiştir, her devirde bu böyledir. Mesela Nemrut devrinde Hz. İbrahim (a.s.) Müslümanların lideri. Deccaliyeti, Nemrut temsil ediyor. Nemrut başka fikri kabul etmiyor, kendi düşüncesini kabul ediyor. Buhtünnasr devrinde de öyle. Her devirde öyledir. Asrımızda da öyle. Mesela bak şimdi Şam’da süfyaniyet, hadisler vardı; “Şam surları üzerinde bir münadi” Şam surları, yani Suriye’de, “‘Yaklaşan şerden dolayı vay Arap’ın haline’ der.” Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Suriye’nin karışacağını Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Adına Süfyani denilen” bir şahıs çıkacağı, “o, insanları öldürür. Hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder.” Şu an Suriye’de olan olay.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Süfyani, elinde vurduğu kimseyi öldürecek üç kılıçla çıkar.” Hava, kara ve deniz orduları, Suriye’nin.
Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edeceğini söylüyor süfyanın. “Süfyani, Fırat’ı” Fırat Nehri’ni “ancak kafir olduğu halde geçer.” Kafir olacağı, dinsiz, Darwinist, materyalist olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ama Fırat’ı da geçeceğini söylüyor. Oralarda da etkili olacağını söylüyor. Şu an PKK komünist hareketinin arkasındaki güçtür aynı zamanda.
ALTUĞ BERKER: Oğlunun resimleri var bende bazı ve bazı generallerin resimleri.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
ADNAN OKTAR: Kim bu?
ALTUĞ BERKER: Bu, Beşir Esad’ın kardeşi, oradaki silahlı birliklerin komutanı ve katliamları yapan başkişi. Hatta kendisi yaptığı katliamları görüntüye alırken de fotoğrafları var. Şimdi göstereceğim inşaAllah. Bu şekilde hem katledip sonra da kendi telefonuna kaydediyor bu yaptıklarını.
ADNAN OKTAR: Yani psikopat.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. İşte deccaliyet acımasız oluyor. Bu adam Darwinist, komünisttir aynı zamanda, materyalisttir, Stalinist görüşe sahip, Suriye’de derin devletin başı bu çakal, ortalığı birbirine katıyor. Akıl almaz sadist, akıl almaz acımasız. Yarın bir gün bunu da asarlar, bu serseriyi. Ama şu an psikopatlık yapıyor, Müslümanları katlediyor, şehit ediyor, zulüm üstüne zulüm yapıyor şu an.
ALTUĞ BERKER: Kısa bir bilgi verebilirim Hocam, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Devlet Başkanı ağabeyi de olsa babasının ölümünden sonra Mahir Esad, ülkedeki rolünü artırdı. Aynı yıl Baas Partisi Merkez Komitesine seçildi. Mahir Esad’ı ülkede güçlü kılansa, babasının ölümünden sonra Cumhuriyet Muhafızları’nın başına getirilmesi oldu. Aynı zamanda ordunun en seçkin birimi olan 4. Zırhlı Tümeni’nin de komutanlığına getirilen Mahir Esad, geçen dönemde Suriye ordusu içinde etkinliğini giderek artırdı. Mahir Esad’ın istihbarat örgütü Muhaberat’ta da etkin olduğu biliniyor. Ülkede ayaklanmalar başladıktan sonra Suriye ordusu ve özellikle de Mahir Esad’a bağlı birliklerin katliamlara imza attığı ve yakalanan göstericilere işkence yaptığı haberleri de sık sık dünya medyasında yer aldı. Hatta Mahir Esad’ın bizzat göstericilere ateş açtığı ileri sürüldü. Bir tartışma sırasında eniştesini karnından vurdu. Mahir Esad’la ilgili bir başka iddia da 2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye düzenlenen suikastın emrini verdiği şeklinde.
ADNAN OKTAR: Hep böyle İslam ülkelerinin birçoğunda psikopatlar derin devlet kurmuşlar. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün devamı bunlar. Zaten suratlarında meymenet yok. Göster şu sığırı da görsünler.
Mesela bak, o cellatlardan biri de bu. Korku filmi gibi baksana şu herifin suratına.
ALTUĞ BERKER: General Asef Şavkat, Başkan’ın bir numaralı güvenlik şefi.
ADNAN OKTAR: Ve aynı zamanda cinayetten sorumlu bakan. Bunlar yaklaşık on iki, on üç kişilik bir ekip, Suriye derin devletinin psikopatları.
ALTUĞ BERKER: Bu da Mahir Esad’ın kuzeni, Suriye’deki en zengin iş adamı. İş yapmak isteyen onunla mutlaka menfaatini sağlaması gerekiyor. Yolsuzluklarıyla ünlü. General Ali Habib, Savunma Bakanı. Rüstem Gazali, Şam bölgesi istihbarat sorumluları.
ADNAN OKTAR: Yakında bunların hepsi yargılanır. Çoğunu da asarlar. Ama şu an salaklık yapıyorlar. Aynı o haleflerinin geçtiği yollardan geçiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Zamanında Saddam’ı uyardık. Ortadoğu Gazetesi’nde sürmanşet tam sayfa ilanla uyardım. “Ailenle sen ayrılın. Yeni bir hükümet kurulsun. Halkın desteklediği bir hükümet kurulsun. Senin de can güvenliğin sağlansın. Çık yurtdışına” dedik.Benin bu sözüm sonra geniş çapta destekçi buldu. Hükümet de o devirde resmi açıklama yaptı aynı benim paralelimde. Pentagon da, Amerikan Savunma Bakanlığı da; “biz” dedi, “Müslüman basını daha iyi takip edeceğiz bundan sonra” dedi. Benim, Milli Gazete’de yayımlanmıştı bu şeyim, hem Vakit’te, Vakit Gazetesi’nde kapaktan yayımlandı, sürmanşetten yayımlandı. Dinlemedi herif bizi. Burnunun dikine gitti; “hendek, hendek, hendek” diye. Al bak seni hendeğin içine soktular işte. Gitti kabadayılık yaptı. Kabadayılık yapıyorsun, sonra da araziye geçiyorsun. Bütün askerleri kaçtı. Kendi de kaçtı, toprağın altına girdi köstebek gibi. Çeke sündüre çıkardılar altından. Bu zavallılık, bu garibanlık İslam ülkelerinin çoğunda var. Önce kabadayılık yaparlar, sonra sille tokat sopa yiyip yalvar yakar diz çöküp ağlarlar ondan sonra da.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Halbuki o dönemde aklı başında adamlar vardı. Hükümete devretse, kendi de yurtdışına çıksa zaten can güvenliği de sağlanacaktı. Ben söyledim; “Amerika can güvenliğini sağlasın” dedim. Amerikan Hükümeti de açıklama yaptı benim o yazımdan sonra, bir hafta sonra veya on gün sonra yaklaşık; “can güvenliğini sağlayacağız, yurt dışına çıksın” dediler. Dinlemedi herif. Asılana kadar işi uzattı. Irak’ı batırdı, mahvetti, ondan sonra ferahladı. Çoluğunu çocuğunu da katlettiler, kendini de katlettiler, ondan sonra rahatladı. Sağın bir kısmı böyle akılsız fakat solun da bir kısmı böyle akılsız. Laf, söz dinlemiyorlar. Allah akıl fikir versin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ahir zamanda bazı Müslümanları doğruyu göndermekten ve anlatmaktan alıkoyan fitneler olacağını buyuruyorlar. İmam Şarani’de geçiyor. “Kör ve sağır (yani insanları, doğru olanı görmesinden kör, hak olan sözü duymasından sağır eden) büyük bir fitne, ulu bir bela vardır. Fitnenin içinde de halkı cehennem kapılarına doğru çağıran birtakım davetçiler (propagandacılar ve çığırtkanlar) da vardır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bir başka hadisinde de; “sağır edip hak olanı duyurmayan ve dilsiz (edip) hak sözleri konuşturmayan birtakım korkunç fitneler olacaktır” buyurmuşlar.
ADNAN OKTAR: Bak, diyor; “Süfyan” diyor, “savaşçılarının İstanbul’u tahrip etmeleri için Rum reisine” yani Müslüman olmayanlara “haber saracak” diyor. “Konstantiniyye’yi” diyor, “tahrip etmeleri için Rum reisine haber salacak, ancak Müslümanlar galip gelecektir” diyor. “Süfyan, kendi zulmüne karşı gelenleri öldürtür” diyor. Bak, şimdi o psikopatlar da bunu yapıyor. Herif don gömlek yataktan fırlamış, telefonun kamerasıyla orada yaptığı itlikleri tespite çalışıyor. Suriye’nin yapacağı en güzel şey; seçime gidip iktidarın çekilmesi, Beşir Esad’ın çekilmesi, Türkiye’yle birleşmeleri. Türkiye’nin doğal devamıdır zaten Suriye, yani suni ayrılmıştır. Tamamen Türkiye’ye ait bölge. Çok yeni biliyorsunuz ayrılması. Hayır, yine milli sınırlar ayrı olsun, devleti de ayrı olsun, bir şey dediğimiz yok, ama Türkiye’ye bağlansınlar. Yani Türkiye’nin idaresi, adaleti, Türk askerinin adaleti, güzel ahlakı çok etkili olur.
Mehmet Tolga Ongun, Burak Özdemir hakkında; “Üstadım, iyi geceler. Burak Özdemir ve yazdığı kitap ‘Bin Yılın Kuran Tefsiri’ hakkında neler düşünüyorsunuz? Mehmet Olgun.” Bu Burak Özdemir benim yanımda en az bir on beş sene kalmıştır. Ben buna Darwinizmin, materyalizmin, her şeyin geçersizliğini anlattım. O, su gibi bilir Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini. Namazlarını da kılıyordu, orucunu da tutuyordu, İslamiyet’i her yerde savunuyordu, anlatıyordu. Ablasıyla da ben çok samimiydim, kız kardeşiyle. O da yirmi yıllık talebemdi. Babasını da tanırım. Ailesine gidip gelmişliğimiz de var. Bu sonra ayrılmaya karar verdi. O Kızıl İmamcıların kafasına uydu. Bu, bu sefer İslam’a yaptığı hizmeti, Kuran’a yaptığı hizmeti düşünüp bundan çok rahatsız oldu, ağırına gitti. Bu hizmeti nasıl geri alabilir, onu düşünmeye başladı. Bu sefer bu tarz kitaplar yazmaya başladı. Sırf bu kitapların amacı; İslam’a hizmet ettiğinden duyduğu pişmanlıktır. Onu toplamaya çalışıyor, yaptığı hizmeti geri almaya çalışıyor. Yaptığın hizmet geri alınmaz. Sen bir kere mecbur onu hizmet edeceksin. Bu kitaplar da yine insanları düşünmeye sevk ediyor, yine Mehdiyet’e hizmet eder. Buradaki çünkü garip zihniyeti, garip ruh halini gören insanlar Kuran’a daha çok sıkı sarılır. İslam aleyhtarı cereyanlar veyahut dinle, İslam’la güya alay etmeye kalkan eserler veyahut yani negatif eserler diyelim, daima İslam’ın, Kuran’ın yayılmasına sebep olur. Mesela Amerika, Afganistan’ı işgal ettikten sonra İslam çığ gibi yayılmaya başladı. Her İslam’ın aleyhine hareket müthiş yayılmaya sebep oldu, hamiyet hislerinin gelişmesine sebep oldu. Dolayısıyla onun yazdığı kitapların bir etkisi olmaz. Kız kardeşi de öyle, “Otuz Mumlu Lamba” mı, “Otuz Mumlu” ne, bir şey yazmıştı, kitap, “Otuz Mum” falan. İşte “yaşlanıyorum” işte, “ihtiyarladım” falan diye bir kitap yazdı. “Ömrüm geçiyor” falan. Yani Müslümanlığa verdiği ömre acımış. “Otuz Mumlu Pasta” herhalde, pasta mı çörek mi ne, ona benzer bir şeyler, tam hatırlayamıyorum. Banu, o da çok hanım, böyle halim selim bir genç kızdı. Yine de öyledir herhalde, tahmin ediyorum, bilmiyorum. Ama beni çok severdi, çok aşırı derecede severdi. Darwinizme, materyalizme çok ciddi karşıydı. Yıllarca hep yanımdaydı, talebemdi. O da öyle; “şarap nasıl içilir?” kitaba yazmış, “şarap içmenin teknikleri”, “mum yakmak” nerede mum yakarmış, mumu nereye koyması gerekiyormuş falan. Yani İslam’ı, Müslümanlığı yaşadı ya, onu kendince geri alacak. Şaraptan bahsetsen kaç yazar? Bir sürü şarapçı var Türkiye’de. İslam’a ne zararı olacak yani? Sen de şarap içersen ne etkisi olacak? Yani neyin anlatımını yapıyorsun sen? İslam, Kuran çığ gibi yayılıyor. İstediğinizi yapın. Mesela şeye de ben hayret ediyorum, mesela bu Taha Akyol’un oğlu Mustafa Akyol. Amerika’ya, her yere gönderirdim ben onu. O da yirmi yıllık talebemdi, Burak Özdemir de. Bunlar Darwinizmin geçersizliğini çok iyi bilirlerdi, su gibi. Proteinlerin tesadüfen meydana gelmesinin imkânsızlığını, fosillerin evrimi bitirdiğini; hepsini çok çok iyi bilirler. Hem tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi bilirler. Ama benden ayrıldıktan sonra bana yaptıkları hizmeti, İslam’a yaptıkları hizmeti karıştırıyorlar. Yani İslam’a yaptıkları hizmeti, bana yapılmış bir hizmet olarak görerek Mehdiyet’e zemin hazırladıklarını düşünüyorlar. Benim de Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumu düşündükleri için, onu geri almaya çalışıyorlar kendi kafalarınca. Son ana kadar her yerde anlatırdı Mustafa Akyol, televizyon programlarına da çıkardı, Darwinizmin geçersizliğini anlatırdı. Bir gün geldi; “evet” dedi, “evrim var” dedi, “ama” dedi, “Allah yaratmıştır” dedi. Evrim varsa zaten adamlar inanmaz Allah’a. İnanmadığın şeyi niye söylersin? İnanmıyorsun. Hiçbir şekilde de inanmıyor. Ama sırf o Etiler’de gazoz içirecekler ya buna, o çevrede rahat edebilmek için; “evrime karşıyım” dedi. Böyle değişik yazarlarla beraber, böyle fularlı bazı tiplerle beraber oralarda geziyor tozuyor. Onların dışlamasından kurtulmak için, o eziklikten kurtulmak için kendince, “evet arkadaşlar, ben de Darwinistim” dedi. Halbuki değil Darwinist. Ama şu an Darwinist takılıyor. Mesela Burak Özdemir de öyle, Darwin’e kesin inanmaz. Allah’ın varlığını bilir ama İslam’a yaptıkları hizmetten pişmanlar. Onu bana yapılmış bir hizmet olarak gördükleri için bunu geri almaya çalışan bir çırpınış içindeler. Allah’ın hikmeti. Yani böyle çok şahıs var da ben tek tek söylemiyorum.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Atatürk vasiyetinde İttihad-ı İslam’ın olacağını, Türk-İslam Birliği’nin oluşacağını belirtiyor. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor. Hz. İsa (a.s.)’ın Ayasofya’da namaz kılacağından bahsediyor. Onun için Atatürk’ün gizlenen vasiyetinin mutlaka kamuoyuna açılıp, alenen okunmasının vakti geldi, inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR: Atatürk vasiyetinde hem Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın ineceğinden, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağından bahsediyor. Türk-İslam Birliği’nin olacağından bahsediyor. Bizim anlattıklarımızın aşağı yukarı aynısını anlatıyor Atatürk. Evren Paşamız açmış, hemen kapatmış. “Halk bunu kaldıramaz” demiş. Halk niye kaldıramasın? Bayağı hoşuna gider milletimizin. Yeniden dolaba koydurdular, açılacağı günü bekliyor. Herhalde Hz. Mehdi (a.s.) açacak Allah’ın izniyle, eninde sonunda, inşaAllah. Atatürk, Hz. Hızır (a.s.)’la beraber faaliyet yapmış bir insandır. Ama tabii Atatürk, Hz. Hızır (a.s.)’ın Hz. Hızır (a.s.) olduğunu bilmeyebilir, o ayrı mesele. Ama Hz. Hızır (a.s.)’la beraber.
Herhalde bir Mason ziyareti var şu an, anladığım kadarıyla. Yukarıdan “oo hoş geldiniz” diye sözler geliyor. İkide o Mason arkadaşlardan çıkmayanları da çıkartayım, camileri ziyaretlerini anlatsınlar, inşaAllah. Allah’ın izniyle Masonlar da Müslüman olacak, Tapınak Şövalyeleri de Müslüman olacak. O limonata mi, İlluminati mi, bir şey diyorsunuz. Neydi bir dernek mi, teşkilat mı? Onlar da inşaAllah Müslüman olacaklar, göreceksiniz. Çok şahane bir ortam olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz şu Cübbeli Hazretleri dinden imandan bahsetsin ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdelesin.
VTR:Cübbeli, Ahir Zamanın Büyük Mehdisi (a.s.)’ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde tarif ettiği özel bir şahıs olacağını anlatıyor.
VTR: Cübbeli Ahmet, ahir zaman hadislerinin yarısından fazlasının çıktığını, bundan sonra da çıkmaya devam edeceğini anlatıyor.
VTR: Cübbeli, cemaatinin toplanma nedeninin Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemek olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
VTR: Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcıları Arap değil, Türklerden olacak” diyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Allah’ın koruması altında olduğunu, O’nun izni olmaksızın kimsenin Hz. Mehdi (a.s.)’a zarar veremeyeceğini anlatıyor.
VTR: Cübbeli; “her yüz senenin başında birçok müceddid gelebilir, ama Hz. Mehdi (a.s.) başkadır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bak çok mükemmel anlatıyor, bayağı güzel anlatıyor inşaAllah. Adeta ezberlediler taraftarları da. Demek ki Mehdiyet doğruymuş, İttihad-ı İslam doğruymuş, Türk-İslam Birliği doğruymuş. Onun tariflerine göre de Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olması gerekiyor. Bir de dergisinde muazzam anlatmış Mehdiyet’i. Biz üç sayısını tespit edebildik, kim bilir kaç sayısında net tarih vererek anlatıyor. “1400’de” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “Hicri 1400’de. Yetmiş yıllık bir dönem var” diyor. Bu yedi bin yılla ilgili hadisi de, onu da açıklamış. “Haberim yok” diyordu, meğer hepsini biliyormuş. “Yetmiş yıllık vakit var” diyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. 10 Temmuz Pazar günü Bursa Ulu Cami’de kitap ve broşür dağıtımı gerçekleşti, inşaAllah. Yoğun ilgi olmuş, maşaAllah. Kitapları çok dikkatlice inceleyip, almak için sıraya girmişler. Cami çok kalabalıkmış. Kitaplarla da çok ilgilenmişler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, süper. İnşaAllah her yerde böyle çok güçlü bir uyanış var. Mesela bak kitap baş edilemeyecek bir şey. Mesela televizyon yayınını adam bir gün gelir durdurabilir, interneti bir şekilde kesebilir; ama kitabı, evindeki kitaba nasıl müdahale etsin? Evine girip yırtacak hali yok ya. Onun için kitap çok hayatidir, yani evlerde mutlaka kitap bulundurmak. Mesela Yaratılış Atlası’nın bulunması -daha önce de söyledim- atom bombası etkisi yapar. Yani o mahallede kim varsa Marksist, Dawinist, materyalist, ilmi yönden biçer, yerle bir eder. Yani o kitabın varlığını bile bilmeleri onlara psikolojik olarak yeterli olur. Son derece etkili bir metot.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı, bugünkü yazısı. Şöyle diyor; Yeni Dünya Düzeni gerekçesiyle dinlerin yıpratılmaya çalışıldığını söylüyor. Bunun için Ortadoğu’da “İslami terör” adında terör dalgası yaratıldığını, din aleyhtarı kampanyalar düzenlendiğini, doğayı -haşa- yaratıcının yerine koymaya çalışan zorlama çalışmalar sürdürüldüğünü ve evrim teorisiyle ilgili büyük reklam kampanyaları düzenlenerek, bu teoriyi zorla okullara kabul ettirme çalışmaları yürütüldüğünü söylemiş. Ayrıca yazısının ikinci bölümünde Mayaların 2012 yılının kıyamet yılı olacağıyla ilgili kehanetinin üzerine çok düşündüğünü, sonunda bu kehanetin aslında dünya üzerindeki sosyal, finansal ve politik sistemin kıyametine işaret ettiğine karar verdiğini ve günümüzdeki olayların da bu yönde geliştiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu ne mübarek insandır bu insan maşaAllah. Veli tıynetli. Hayrettir, yani basında, basın hayatında böyle bir insanın olması. Çok kişilikli, çok karakterli bir delikanlı, bayağı akıllı bir insan. Ondan çok büyük görevler bekliyoruz ilerde, inşaAllah. Yani sırf yazarlıkla kalmayacak o, göreceksiniz, inşaAllah daha büyük görevler alacak. Her şeyi müspet, olumlu, her şeyi. Tam Müslüman evladı. Tam Müslüman Türk evladı. Büyük Türkiyeci, Türk-İslam Birliği’ni savunan bir koç yiğit. Aklı başında, oturaklı, bağnaz değil, ileri fikirli, son derece kültürlü, görgülü. Taha Akyol işte kendi kendine kafa geliştireceğine bu koç yiğit gibi olsun. Mesela bak fikrinden, düşüncesinden asla taviz vermiyor. Bayağı güçlü bir karakteri var. Onun gibi olsun. Fatih Altaylı da ona benzesin. Aydın Doğan da ona benzesin. MaşaAllah, hayrettir yani buna bir fenalık da yapamıyorlar, maşaAllah. Allah koruyor. Allah muhafaza etsin. Böyle değerli kardeşlerimize dua etmek lazım. Allah yolunu açık etsin. Türkiye’de çok seviliyor Yiğit Bulut. Koç yiğittir. Bir kısım böyle yağcı, yoğurtçu takımı da onu haset ettikleri için; yok başına briyantin sürüyormuş da bilmem ne. İşte tamam, çocuk briyantin de sürer, yakışsın diye. Bakımlı da olabilir, değil mi? Müslüman bakımlı olacak. Suç mu? Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Şeyhim sen yine bir şeyler söyleyeceksin herhalde.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. İki dakikamız var, nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman Hocahanım kapanış konuşmasını yapsın.
MÜZEYYEN HANIM: 00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, Haber58.com ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Zümer Suresi, 22; “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir,” damarları nur, kafası nur, aklı nur, her şeyi nur, “(öyle) değil mi?” diyor Allah. Ebcedi şeddesiz 1990, şeddeli 2022 tarihini veriyor. Net Mehdiyet’e bakıyor yani, maşaAllah. “Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur.” “Deccal etki etmez” diyor. Hidayete erdirmesi nedir Cenab-ı Allah’ın? Mehdiyet’in vesile olması, Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesile olması, inşaAllah. “Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Allah nerde bir zalim varsa mutlaka intikam alıyor, maşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...