SUNUCU: İyi akşamlar sayın İzleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Gaziantep Olay TV, Sipas Vizyon TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT TV ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM, Haber58.Com ve HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhimiz destur versin.
ALTUĞ BERKER: Estağfiğrullah Hocam, ne haddimize, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen divanı aç, biz de sohbete başlayalım, haydi bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfiğrullah Hocam. Hocam, siz; “Türk-İslam Birliği olduğunda inşaAllah, Rusya da rahat edecek, ekonomik yönden güçlenecek” diye anlatmıştınız. Ayrıca ekonomik krizin 2014’e kadar dünya çapında devam edeceğini de söylemiştiniz, inşaAllah. Rusya’da çıkan haberlerde, Rusya’da 23 milyon insanın fakir hayatı sürdüğü anlatılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani, şimdi öbür konuya geç.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Doğu illerinde PKK’ya yönelik devam eden operasyonla ilgili PKK’nın küstah bir açıklaması olmuş. PKK operasyonun kesilmesini, aksi takdirde kaçırılan iki asker ve bir sağlık görevlisinin hayatının tehlikede olacağını, bu üç kişiye savaş esiri muamelesi yapıldığını açıklamış.
ADNAN OKTAR: Tam mafya metotları, tam komünist çakal metotları. Söylüyoruz, komünistlerin yöntemleri budur. Komünizme karşı, fikri mücadelenin bir an önce başlaması gerekiyor. Yoksa bu herifler propagandaya da devam edecekler. Kasabalarda köylerde gece gündüz komünist propaganda yapıyorlar ve sürekli taraftar topluyorlar. Karşıt propaganda yok. Yani mutlaka karşı propaganda gerektiğini anlatmaya bile gerek yok, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Üstad Hazretleri’nin bir duasını okuyorum Hocam, Sözler’de. “Allah’ım! Kuran’ı, bizim için, onu yazan ve benzerleri için her türlü hastalıktan şifa, bize ve onlara hem dünyada, hem de ahirette dost, dünyada yoldaş, kabirde arkadaş, kıyamette şefaatçi, Sırat üzerinde nur, cehenneme karşı perde ve örtü, cennette arkadaş ve bütün hayırlara bizi sevk eden rehber ve önder kıl. Bunu fazlın, cömertliğin, keremin ve rahmetinle yap ey Merhametlilerin En Merhametlisi ve ey bütün cömertlerden daha Cömert olan! Duamızı kabul buyur. Allah’ım! Kendisine hakla bâtılı ayırt eden Kuran-ı Hakîm’in indiği zata, onun bütün âl ve Ashabına salât ve selâm eyle. Âmin.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şahane bir dua, bayağı güzel. Biraz ehl-i velayet müçtehidin, mücedidlerin, büyük mürşidlerin güzel sohbetlerini bir dinleyelim, kalbimize bir inşirah gelsin. Şeyh Nazım Hocamız’dan başlayalım. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’la devam edelim.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Cübbeli ile konuşuyor.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatta olduğunu anlatıyor.
VTR: Kıymetli şeyhlerimiz ve hocalarımızın, Sayın Adnan Oktar ve eserleri hakkındaki görüşleri.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri diyor ki: “Sayın Adnan Oktar bu yüzyılın hizmetini yapmıştır”
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin vekili Şeyh Adnan Efendi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini ifade ediyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hizmetine devam ettiğini ve İttihad-ı İslam’ın yaklaştığını anlatıyor.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için dua ediyor.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazreti’nin 1981’de İstanbul Sultançiftliği’nde yaptığı sohbetten bir alıntı.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’de olduğunu anlatıyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin: “Hz. Mehdi (a.s.) hayatta ve bizim ülkemizde”
VTR: Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ı anlatıyor. 3 Mart 2011, Kıbrıs
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri: “Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatacağız. Zaman onun zamanıdır.”
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Fatih Camii imamına Cübbeli’yi anlatıyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Cübbeli Ahmet’in; “Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek” iddiasına cevap veriyor.
VTR: Şeyh Nazım Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkacak yetmiş bin sarıklı kişiyi anlatıyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatmakla vazifeli olduğunu anlatıyor.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin, Cübbeli Ahmet hakkındaki görüşleri.
ADNAN OKTAR:Hoş geldin.
ERDEM ERTÜZÜN:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoca Hanım siz de hoş geldiniz.
MÜZEYYEN HANIM:Estağfirullah. Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Buyurun, ilminizden istifade edelim.
MÜZEYYEN HANIM:İnşaAllah, estağfiğrullah Hocam. Bir Kuran mucizesi anlatmak istiyorum, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Tamam.
MÜZEYYEN HANIM:Allah, Kuran’da bize, Firavun kavminin uğradığı felaketlerden bahsediyor, inşaAllah. Mısır’da bulunan papirüslerle Kuran ayetlerinin mutabık olduğunu görüyoruz. O dönemde Firavun ve kavmi çok tanrılı dine, putperestliğe çok bağlıydılar. Hz. Musa (a.s.)’ın onlara mucizelerle gelmesinden hiçbir şekilde etkilenmiyorlardı ki mucizeler çok büyük mucizelerdi; asanın ejderhaya dönüşmesi, elinin beyaz olması gibi. Hatta bunu da açık bir dille dile getiriyorlardı. Diyorlardı ki, bismillahirrahmanirrahim; “ve kalu mehma te'tina bihı min ayetil li tesharana biha fe ma nahnü leke bi mü'minın.” “‘Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz"” diyorlardı.Allah da onları bu tutumlarından dolayı bir sürü felakete uğrattı. Mesela ilk olarak kuraklık verdi onlara. Bunu da Allah ayette bildiriyor. Diyor ki, bismillahirrahmanirrahim; “ve le kad ehazna ale fir'avne bis sinıne ve naksım mines semerati leallehüm yezzekkerun.” “Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık” diyor. Mısır kavminin, o zaman kuraklık onlar için çok hayatiydi, çünkü Mısır kavmi, Nil Nehri onlar için hayatiydi. Yani Nil Nehri’nin kuruması demek ölüm demekti. Allah da onları ilk önce kuraklıkla imtihan etti ve bununla sınırlı bırakmadı, birçok felakete uğrattı. Mesela arka arkaya birçok felaket oldu ama onlar daha çok büyüklendiler. Bir de bunu Hz.i Musa (a.s.)’ın ve o dönem iman edenlerin uğursuzluğu olarak yorumluyorlardı. Allah uğrattığı felaketleri de ayette bildiriyor. Diyor ki, bismillahirrahmanirrahim; “fe erselna aleyhimüt tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatim müfessalatin festekberu ve kanu kavmem mücrimın.” “Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular” diyor Allah ayette. O dönem Mısır kavminin uğradığı felaketler 19. yüzyılın başlarında, orta krallık devrinden kalan İpuver papirüslerinin bulunmasıyla ortaya çıkıyor, Mısır’da bulunmasıyla. O papirüslerin içinde de hakikaten Mısır kavminin kuraklıktan, kıtlıktan, kölelerin kaçışından bahsediliyor. Tamamen Kuran’la aynı mutabıklıkta Hocam. Eğer müsaade ederseniz ben papirüslerin içerisinden birkaç tanesini okumak istiyorum. “Felaketler tüm memleketi sarmıştı. Her yerde kan vardı. Nehir kan oldu.Böyle dün gördüğüm her şey helak oldu. Mısır'ın aşağısı mahvoldu… Tüm saray ıssız kaldı. Sahip olunan her şey: buğday ve arpa, kazlar ve balıklar... Gerçekten ekin her yerde mahvoldu... Topraklar -tüm kargaşaya ve gürültüye rağmen… Dokuz gün boyunca saraydan hiçbir çıkış yoktu ve kimse o şahsın yüzünü göremedi... Şehirler kuvvetli akıntılar tarafından yerle bir oldu... Yukarı Mısır harap olmuştu… Her yerde kan vardı… İnsanlar sudan korkar oldu. Su içtikten sonra bile susadılar. İşte suyumuz! Mutluluğumuz! Yapabileceğimiz ne var? Her şey talan. Şehirler yıkıldı. Yerleşim alanları bir dakika içinde altüst oldu.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak aynısı, papirüslerde aynısı anlatılıyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yakışıklı, anlat bakalım.
ERDEM ERTÜZÜN: Estağfiğrullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Neler yapıyorsun?
ERDEM ERTÜZÜN: İnternetle ilgili Hocam konuları geliştiriyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin aferin.
ERDEM ERTÜZÜN: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya Şeyh.
ALTUĞ BERKER: Estağfiğrullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfiğrullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hz. Ali (r.a.)’a öğüdünü okuyorum inşaAllah. “Cahillikten daha şiddetli bir fakirlik, akıldan daha faziletli bir mal, kendini beğenmişlikten daha şiddetli bir yalnızlık, istişareden daha güvenli bir destek, tedbir gibi bir akıl, güzel ahlak gibi bir asalet, tefekkür gibi bir ibadet ve hayâ gibi bir iman yoktur. İmanın başı sabırdır. Konuşmanın afeti yalandır. İlmin afeti unutmaktır. Yumuşak huyluluğun afeti sefihliktir. İbadetin afeti ara vermektir. Şerefin afeti iddia ve tekebbürdür. Cesaretin afeti taşkınlıktır. Cömertliğin afeti başa kakmaktır. Güzelliğin afeti gururluluktur. Sevmenin afeti övünmektir.”
ADNAN OKTAR: Şahane, şahane, çok güzel bir hitap, çok güzel bir anlatım, maşaAllah. Beril Hocam sizin ilminizden de istifade etmek isteriz.
SUNUCU:Estağfiğrullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam demin Risale-i Nur okuyordu, geldiğimde. MaşaAllah.
SUNUCU:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar’ın dikkat edeceği iki şey var. Biri dinsizlik, biri münafık; iki cereyana karşı çok dikkatli olacaklar. Ama münafıkları Bediüzzaman doğrudan düşman olarak belirtiyor. Bak küfür için öyle demiyor. Onlara irşad etmek, anlatmak. Ama “münafık doğrudan düşmandır” diyor. Çok alçak mahluklardır. Münafığa karşı çok dikkatli olmak lazım. Çünkü şeytani zekada, yani şeytan beynini ele geçiriyor münafığın. Kendi aklıyla konuşmaz münafık. İnsan görünümündedir ama şeytanın kontrolüne girmiştir. Şeytan da insanı aldatırken dinle aldatır, takva görünümünde aldatır. Buna çok dikkat etmek lazım. Normal dindar görünümünde değil; çok takva, dine titiz görünümünde aldatır. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında münafıklar hep Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i ve Sahabileri eleştirerek, takva iddiasıyla ortaya çıkıyorlardı. Müslümanlar’a da bir felaket geldiğinde, bir imtihan geldiğinde diyorlar ki; “bakın biz onlarla beraber değildik, beraber olmamanın güzelliğini gördünüz mü?” diyor, “bu da bir akıl ve takva” diyor. “Onlara saldırı oldu, yaralandılar, hakarete uğradılar, iftiraya uğradılar, baskı gördüler. Biz görüyor muyuz?” diyor, “görmüyoruz bak, ne kadar rahatız” diyor, “oturuyoruz. Demek ki Allah onlara bela veriyor, Müslüman oldukları için. Bize de” diyor, onlara da münafık dendiği için, “bak bize de Allah iyilik, güzellik veriyor, beladan bizi koruyor” diyor. Sen eğer riskin içine girmiyorsan, zorluğun içine girmiyorsan, Allah için faaliyet yapmıyorsan ve it gibi gidip pislik adamların, pisliğin içine girip saklanıyorsan tabii ki başın belaya girmez, yani Adetullah’a aykırıdır bu. Ama Allah diyor ki, bakın; “onlara süre verilmesinin sakın onların lehinde zannetmeyin, Allah canlarını büyük ıstırap içinde çıkması için onlara süre veriyor” diyor. O sürelerinin uzatılması, münafıklara süre özellikle uzatılır, münafığın azgınlığını o daha da artırır. Çünkü münafık bakıyor ki hiçbir şey olmuyor. Müslümanlar’a bela geliyor, felaket geliyor ama kendine hiç bir şey olmuyor. Halbuki cehenneminin derinliği artıyor. Cehennemin ta ortasındaki yeri ve duyacağı ıstırap, acının gücü artıyor. En sonunda ölümünün debelenmeler içerisinde, perişanlık içerisinde olması için Allah zemin hazırlıyor. Çünkü melekler kafasını gözünü yararak alıyorlar canını alırken, perişan ederek alıyorlar. Münafığın taktiklerinden birisi de budur. Yani kendine bir şey olmamasını delil olarak gösterir. Müslümanlar’a bir şey olmasını da onların aleyhine delil olarak gösterir. Halbuki Müslümanlar’ın belayla karşılaşması, zorlukla karşılaşması onların zaten takva olduklarının, doğru yolda olduklarının alametidir, cennet ehli olduklarının alametidir, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela hapse giriyorsa, acı çekiyorsa, açlık içinde kalıyorsa, zorluk sıkıntı içinde kalıyorsa bu onların takvasının ve iyiliğinin, güzelliğinin alametidir. Münafıklar tek cephe olarak onlara tavır alıyorsa, küfürle işbirliği halinde münafıklar gece-gündüz gayret ediyorlarsa; yine bu Müslümanlar’ın takva olduğunun alameti ve üstünlüğünün alametidir. Münafıklarla ilgili zaman zaman daha geniş, daha ince analizler yapalım, daha detaylı analizler yapalım. Onları yine ileride konuşacağız. Şeyh Nazım Hocam’dan başladık, bak kalbimize hemen bir sürur, ferahlık geldi.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İlime berekettir, ruha berekettir mürşit dinlemek. Şeyh Nazım Hocamız’ın cemalini görmek yeter. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın, bak oradaki değerli zevat, büyük mürşitler de öyle, kalbe ferahlık, suhulet verir inşaAllah, inşirah meydana getirir. Bereketlerinden müstefid olmak lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Estağfiğrullah Hocam. Uygun görürseniz kısa bir ara verebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam.
MÜZEYYEN HANIM: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.
Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
ADNAN OKTAR: Biraz münafıklardan anlatalım. Münafıklara Müslümanlar ne diyorlar? “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” Pislik adamlar çünkü. “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” deniyor. Peki, münafık ne der? “Biz sadece ıslah edicileriz.” Münafık hep insanları düzgün yola götürme iddiası ile ortaya çıkar. Mesela der ki; “sen sapıtmışsın, çizgiyi aşmışsın. Bak eski alimler, eski büyükler ne demiş; sen ne yapıyorsun. Doğru yola gel, ataların yoluna gel.” Münafığın yöntemi budur. Çünkü hep o gurur peşinde olduğu için ıslah etme inancı hem içindeki o ezikliği, o aşağılık olduğuna dair inancını yok etmek için uğraşır, didinir. Fakat bunu tabii durduk yere atamayacağı için, ıslah etme iddiasıyla ortaya çıktığında, yani takva iddiasıyla ortaya çıktığında ve dini en iyi yaşayan kişi olma iddiasıyla ortaya çıktığında kalbi daha ferahlar. Her gittiği topluluk için böyle bir tip, tehlikedir. Yani bunlar hep baş olma, en büyük olma arzusu da vardır. Yani hasta olurlar. Onun için münafıklar kendi aralarında ittifak edemezler, hep kavga ederler. Ayet ona dikkat çekiyor; “kendi aralarında parça parçadırlar” diyor. Çünkü hepsi ayrı lider olmak ister, baş olmak ister. Sebebi budur, yani hırstan dolayıdır. “Islah ediciyiz” derken de tabii çok şeytani çalışırlar. Mesela Müslümanlar’da kendilerince açık buldukları noktalara yüklenmeye çalışırlar. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında ayrı mescit ediniyorlar. Diyorlar ki, “bizim mescit daha kaliteli, daha iyi, daha dini anlatıyoruz, daha takva ortam var. Mesela bak” diyorlar, “Peygamber (s.a.v.) evleniyor, kadınlarla beraber oluyor, birçok kadın kendini ona hibe ediyor. Yani böyle bir durum var ama burada böyle bir şey yok” diyor, “biz sadece beyler var, erkeklerden oluşmuş bir ortam var. Hiçbir şekilde biz buraya kadın sokmuyoruz” diyor. “Kadın da yok ve daha takvayız, görüyorsunuz” diyor. “Onun için bizim Dırar Mescidi’ne gelin” diyorlar, “Peygamber’in mescitlerine, niye gidiyorsunuz oraya?” diyorlar. “Kuran’ı da en iyi yorumlayan biziz” takva mesela; “sürekli ibadet ediyoruz, tespih çekiyoruz, namaz kılıyoruz; onlar ne yapıyorlar?” diyor, “onlar bak, isterseniz bakın” diyor, “başka işler peşindeler. Siz bize uyun” diyorlar. Cenab-ı Allah da onlardan uzak durulmasını, onların münafık olduğunu ve tehlikeli olduklarını söylüyor Allah. “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.” “Şuurunda değildir” ifadesi ne demek? Şuuru kapalı demektir. Deminki sözüm işte o; tamamen şeytanın kontrolüne girmiş. Şuurun kapanması için ne olması gerekiyor? Beynin iptal olması gerekiyor. Beyin nasıl iptal olur? Şeytan beyni ele geçirirse olur. Bunların enaniyetten dolayı bütün vücudu ene kesilip, şeytanın kontrolüne giriyorlar. Bediüzzaman diyor, “enaniyet eğer durdurulamazsa vücudu kaplar kaplar, bütün vücut ene kesilir” diyor, enaniyet kesilir. Ondan sonra vücut iptal oluyor. İptal olunca şeytan oturuyor o vücuda, şeytanın kontrolüne giriyor. Artık şeytanın zekasıyla konuşmaya başlıyor. Onun için, hayret edici detaylara girer münafık. Mesela hiç ummadığın yerlerden yaklaşmaya çalışır, hiç ummadığın bilgilere ulaşır, tahmin edilemeyecek, ondan umulmayan bilgilere ulaşır. Çünkü dinle alakası olmayan bir adamın, yani kalben alakası olmayan -teknik yönden alakası vardır bunların- böyle bir bilgiye ulaşması ve bu kadar bilgili olması şeytanın onlara yardımıyla oluyor, yani şeytanın onun ağzıyla konuşmasıyla oluyor. “Asıl fesatçı”; Allah onları fesat makinesi haline getiriyor. Münafığın özelliğidir; sürekli fesat makinesi gibidir, ama baktığında ıslah edici görünümündedir. Yani görünüşü tam takva, mesela sarığı cübbesi olur, tespih de çeker, dinden imandan bahseder, müthiş ezberinde bilgi olur, muazzam açıklamalar yapar, karşı tarafı kendince suçlayan izahlarda da bulunur. O zamanda da münafıklar hep Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kadınlara karşı sevgisini çok esaslı bir nokta olarak görmüşlerdi, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’e en yüklendikleri yer oydu. Ayetlerde de bunu hep görürüz, hep üstünde durdukları nokta budur. “Onlardan bir kısmı” münafıklardan “bana izin ver ve beni fitneye katma” diyor. Yani Peygamber (s.a.v.)’in fitneci olduğunu söylüyor. Münafık da ne yapar? Müslüman’ı fitneci olarak gösterir. “Fitne çıkarıyorsun” diyor. “Ben” diyor, “fitneye katılmamak için uzak duruyorum” diyor, “sizden” diyor. “Sen ve arkadaşların fitne çıkarıyorsunuz” diyor; münafığın sitili. Bunu kim belirtiyor? Cenab-ı Allah belirtiyor, ayette belirtiliyor. “Beni fitneye katma” deyip Müslümanlar’dan uzak duruyor. “Neden uzak durdun?” dendiğinde; “fitnenin içine düştü onlar” diyor, “ben de fitneden kurtulmak için kaçtım” diyor. Sen nesin diyorsun? “Ben ıslah ediciyim” diyor. Onlar? “Onlar fitneci” diyor, “fitne çıkarıyorlar” diyor. “Neye dayandırıyorsun bunu?” diyorsun. “Ataların dinine dayandırıyorum” diyor. “Kuran’da ayet var mı?” diyorsun, yani buna ayet. “Kuran’ı biz anlayamayız” diyor. Peki, ataların dininden çıkan uydurmaları nasıl anlıyorsun? “Onu ben anlarım” diyor, “sadece Kuran’ı anlayamıyorum” diyor. Münafığın yaklaşmadığı nokta Kuran’dır, Kuran’ı kabul etmez münafık. Kuran’dan da işine gelenleri anlar. Allah onlara; “parça ayırıcılar” diyor ayette; işine gelen kısımları alır, işine gelmeyen kısmı almaz. Mesela Kuran’ın yeterliliği münafık için asla kabul edilecek bir şey değildir. Allah, “Kuran yeterli” diyor ya; Kuran’ın yeterliliği ile ilgili ayetler, münafığın en ziyade kaçtığı ayetlerdir. Onları okumak istemez, düşünmek de istemez; onu rahatsız eder, münafığı rahatsız eder o ayetler. O kendince birkaç tane ayeti yorumlayarak, zahiri anlamına göre değil, açık anlamına göre değil; yorumlayarak, tevil ederek… Ona da Allah açıklama getiriyor ayette; “dillerini eğip bükerler” diyor. Dilini böyle böyle eğip büker. Dili eğip bükerek, anlamını değiştirerek, ondan Kuran’a zıt anlamlar çıkararak kullanır Müslümanlar’a karşı, ama zahir muhkem hükmüne göre kullanmaz. Ama Kuran’ın yeterliliği ile ilgili ayetleri hiç okumak ve muhatap olmak istemez, münafığı oradan anlayabilirsiniz. Münafikun Suresi 7’de, şeytandan Allah’a sığınırım, münafığın ne istediğini görüyoruz. Diyor ki münafık, “ben” diyor, “sizin, Müslümanlar’ın dağılmasını, ayrılmasını hedeflemiyorum.” “Ne istiyorsun?” diyorsun. “Islah olmanızı ve fitneden çıkmanızı istiyorum” diyor, “ıslah ediciyim ben” diyor. Ayette söylüyor ya Cenab-ı Allah; “sadece ıslah edicileriz” derler. “Beni fitneye katma” diyor ve “siz de fitnenin içerisindesiniz, sizi de fitneden kurtarmaya çalışıyorum” derler ama kendi aralarında münafık gerçek fikrini açıklıyor, gerçek düşüncesini açıklıyor. Ne diyor? Bak; “Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın”. Yani, “onların maddi gelir yollarını kesin, maddi imkanlarını durdurmaya çalışın. İftira atın, mahkeme açın, hakaret edin, bir şekilde onların ticari faaliyetlerini durdurmaya çalışın. Ne yapıyorlarsa yapsınlar, başarısız olsunlar. Yani biz bu neticeyi elde edelim” diyorlar. “Peki, bundan amacın ne?” dediğinde, bak ayet bunu açıklıyor, münafıkların amacını açıklıyor Allah; “sonunda”, en son amaç olarak, en son hedef olarak, “dağılıp gitsinler.” Neyi hedefliyorlarmış? Dağılmayı, Müslümanlar’ın dağılmasını. Ve “gitsinler.” Çünkü dağılma, birbirlerinin bağının kopması. Ve ayrıca “gitsinler”; “uzaklaşsınlar da” diyor, “birbirlerinden”. “‘Gitsinler’ derler” diyor Allah.
Müslümanlar’a zarar vermek için ayrı bir toplu grup oluşturuyorlar. Müminlerin arasını ayırmak asıl hedefleri ve Müslümanlar’a yapılacak saldırıyı, herhangi bir saldırıyı organize etmek, teşvik etmek veyahut saldırıyı yapanları desteklemek tarzında bir tavır gösteriyorlar.
Tevbe Suresi, 107. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, Allah münafıkların amacını açıklıyor. “Zarar vermek”; Müslüman’a zarar vermek, her ne türde olursa olsun zarar vermek. Psikolojik zarar vermeye çalışır, maddi zarar vermeye çalışır, her türlü zarar vermeye çalışır.
“İnkarı pekiştirmek”; Müslümanlar’ın Kuran’a olan bağlılığını, İttihad-ı İslam’a olan isteklerini doğrudan kaldıramayacağı için dolaylı yoldan kaldırma oyunu vardır. Yani münafık direkt “inkar edin” demiyor zaten. Burada “inkarı pekiştirmek” dediği; onu çok sinsi, ince bir oyunla yapar. Mesela Müslüman’a namazı öyle bir tarif eder ki, kılınamayacak bir namaz anlatır. Bir insanın takati yetmez onun anlattığı kadarına. Öyle bir abdest tarif eder ki, o abdesti zaten normal bir insan alamaz. Öyle bir hayat tarif eder ki, Müslüman o hayatı zaten yaşayamaz, normal bir insan yaşayamaz. Bu yöntemle inkarı pekiştirir. Yani onu detayın içine sokarak boğar. Müslüman’ı adeta bir suyun içine... Hani timsah nasıl bir hayvanı, bir canlıyı yakalıyor veyahut bir insanı yakalıyor, ayağından yakalıyor; yakaladığında alıp suyun içine sokar timsah, orada onu boğar. Münafık da Kuran dışı hurafelerin içinde Müslüman’ı boğmak için atak yapar, münafık. Müslüman’ı yakalar, hurafenin içerisine sokar, hurafenin içinde onu boğar. Müslüman’ın takati kesilince tabii dinsiz oluyor, Allah vermesin. O zaman “bak” diyor; “görüyorsun” diyor, “gerçeği gördün sonunda” diyor, en son aşamada onu açıklar münafık. Yani Müslüman eğer helak olursa, o aşamada açıklar. Veyahut hiç açıklamaz, “batmışsın sen” der, ama hedefine ulaşmış olur.
“Müminlerin arasını ayırmak”; mesela Müslümanlar bir aradalar, kardeşleri var orada, tanıdıkları var veyahut akrabası olabilir veyahut kendi okulundan kişiler olabilir; o, ona çok koyar, çok ıstırap verir münafığa. Ne yapar? “Müminlerin arasını ayırmak.” Nasıl yapacak? Bir şekilde onu kurtarmaya çalışır, kendine göre, kendi mantığına göre, batağa çekmek için. Onun için kan yakınlığını kullanabilir, para kullanabilir, tehlikeyi gösterebilir, tehlikeyi caydırıcı bir güç olarak kullanabilir veyahut fesadı, fesat iddiasıyla ortaya çıkar, onu kullanabilir veyahut kendisinin çok rahat olduğunu, kendi yanında rahat edeceğini söyleyebilir. “Bak, size sürekli bela geliyor, bana hiç bela gelmiyor” diyebilir. Yani her türlü imkanı kullanır münafık, şeytani kafa içerisinde. Ama hedefi nedir? Müminlerin arasını ayırmaktır.
“Ve daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşanı”, “Allah’a ve elçisine karşı savaşanı”. Dinsizler ne yapar? Müslüman’a karşı mücadele verir. Asıl Allah’a karşı mücadele verir. Müslüman’ı etkisiz hale getirmekteki amacı -haşa- Allah’ı yenmeye çalışmaktan kaynaklanır. Onun için Allah diyor ki bak; “Allah’a ve elçisine karşı savaşanı” yani elçiye karşı savaşan, Müslüman’a karşı savaşan zaten Allah’a karşı savaşmış oluyor. Allah; “Bana karşı savaşıyorlar” diyor, Cenab-ı Allah.
“Karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler”; bir gidiyorsun tam evliya gibi ortam, sarıklı cübbeli adamlar, münafıklar böyle, elinde tespihler; mescit edinmiş Müslümanlar’a karşı. Bir eğlence yerinde değil bunlar, bir keyif yerinde değil. Nerede? Mescitte. Mescidi var adamın. Evi de var ama asıl üs olarak o mescidi kullanıyor, yani silahı o onun. “Mescid edinenler ve” diyorlar ki bakın; “biz iyilikten başka bir şey istemedik.” “Islah etmek, iyilik, güzellik; bunun peşindeyiz biz” diyor, “başka bir şey yok.” Bak; “biz iyilikten başka bir şey istemedik.” Münafığın dilinde bu üslup vardır. Onun için münafık yakalanamaz. “Diye yemin edenler”, bir de yemin ediyor, Allah adına yemin. “Yemin edenler var ya, Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.” “Allah onlara şahittir” diyor, “münafık olduklarına ve yalancı olduklarına”. Ve Müslümanlar’a karşı, mesela baskın yapılması, Müslümanlar’ın herhangi bir şekilde gözaltına alınmaları veyahut hapsedilmelerini gözetliyorlar, teşvik ediyorlar, takip ediyorlar ve destekliyorlar; münafığın bir özelliği bu.
Müslümanlar’a diyorlar ki; “‘insanlar size karşı toplandılar’” Al-i İmran Suresi, 173. Bak, herkes size karşı; falanca kişiyle konuştum, karşı, falanca kişiyle de konuştum, karşı, bir anormallik var demek ki diyorlar. Bak bana kimse karşı değil diyor, bize kimse karşı değil. Sana tabii kimse karşı olmaz; sen küfürle iç içesin, küfrü destekliyorsun ve Müslümanlar’a tavır almışsın. Küfür senin zaten tehlikesiz olduğunu biliyor, zaten münafık olduğunu anlar senin. Sen münafık olarak Müslümanlar’a karşı mücadele veriyorsun, küfür seni tabii ki himaye edecektir. Mühim bir elemanısın sen. Müslümanlar’a ne diyor? “İnsanlar size karşı toplandılar.” O devrin polisi olsun veyahut hukuk sistemindeki neyse o devirde, onu da kullanarak halkın büyük bir bölümü size karşı, şunlar karşı, bu karşı, şu şahıs karşı diyerek bu karşı olmayı, onların aleyhinde bir delil olarak gösteriyorlar. Ve diyorlar ki; “artık onlardan korkun.” Bak, Allah’tan değil; onlardan korkun; size gelecek bir saldırıdan, mahkemeden veyahut polisin, o devirdeki polisin yapacağı bir operasyondan veyahut o devirde kendini Müslüman gibi gösteren münafıkların yapacağı baskılardan, hakaretlerden, engellemelerden, hepsinden korkun diyorlar. “Fakat” diyor Cenab-ı Allah, “dedikleri halde Müslümanlar’ın imanları artar” diyor Allah. “Bu imanlarını artırıyor” diyor Allah. Bak; “imanları artanlar” diyor ve “Allah bize yeter” diyor Müslümanlar. “Allah bize yeter.” Yani, biz ne küfrün saldırısından çekiniriz diyorlar, ne şundan ne şu baskısından. “O ne güzel vekildir’” diyorlar. Böylece münafığın o silahı da elinden gitmiş oluyor.
Münafıklar diyor ki; “bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” İşte dedesi, ebesi, babası; kim varsa onun peşinde. Bak diyor ki; “ailelerimiz meşgul etti.” Peki, ailen ne söylüyor? Seni dinsizliğe çekiyor. Dinle alakası var mı? Yok. Müslümanlar’a karşı mücadele veriyorlar mı? Doğru. Sen kimle berabersin? Onlarla berabersin. Ne diyor sonra açıklamasında? “Ailelerimiz meşgul etti.” Bak, orada bir işaret de var. “Meşgul etti” ne demek? Onların pisliğiyle de Allah onları uğraştırıyor. Hastaneye götürür, belasını çeker, kokusunu çeker, rezilliğini çeker, onların bağırtısını çağırtısını çeker. Onların her türlü kahrını, pisliğini çeker. Diyor ki; “meşgul etti”, “ailelerimiz meşgul etti”. Allah belanın içine sokmuş seni zaten.
Münafıklarda bir ev özlemi vardır. Allah diyor ki; “onlar bir mağara da bulsa kaçmak ister.” Yani, Müslümanlar’ın evini ev olarak kabul etmez onlar. Başka bir yer, başka mekan “hatta mağarayı bile isterler” diyor Allah.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyorlar ki, Ahzab Suresi, 13’te; “gerçekten evlerimiz açıktır.” “Boş kaldı ev” diyor, “bomboş ev”. “Açıktır”dan kastı bu; boş. Yani kontrol altında değil. “Yazık” diyor, “o eve. Açık kaldı, ben o eve gideyim” diyor. “Kullanmam lazım benim o evi” diyor, “açık kaldı.” “Oradaki o diğer münafıkları, diğer dinsizleri de” diyor; “koruyup kollamam gerekiyor.” Çünkü Müslüman’sa zaten Müslüman’la beraber; değil olduğuna göre, onları açıkta kalanlar olarak, evi ve evin içindeki diğer mahlûkatı korunması, kurtarılması ve onlarla beraber olunması gereken bir müessese olarak görüyor, bir yer olarak görüyor. Ne diyor? “Gerçekten evlerimiz açık” diyor ve diye Peygamber (s.a.v.)’den izin istiyor. “Oysa onların evi açık değildi” diyor Allah. Çünkü Müslüman boş bir eve illa gidecek diye bir şey yok. Yani o ev bir münafığa aitse, bir dinsiz, dine saldıran birisine aitse, Müslüman’ı o ilgilendirmez, oradan uzak duracak o. Ama onun için Allah diyor ki; “orası, öyle bir şey yok” diyor Allah. Yani hükmen yok. Teknik anlamda ev boş olabilir ve içinde münafıklar da olabilir, din düşmanları; o, Müslüman’ın gitmesi gereken bir ev değildir orası. Onun için Allah diyor ki; “evleri açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” Münafığın hedefi ne? Demek ki bir kaçma hazırlığı var. Önce bahanelerle, çeşitli bahanelerle kaçmak için zemin yoklar. Bir oradan bulmak ister, bir buradan bulmak ister. Bu hastalığın üç aşamasından bahsediyor Cenab-ı Allah. Önce Müslümanlar içerisinde fitne çıkartıyor. Arkasından kaçma hazırlığı var; fakat kaçamıyor vicdanen rahatsız olduğu için o dönemde. Yani Müslümanlar’ın onu aşağılamasından çekindiği için, ahlaksız olduğunun bilineceğini bildiği için doğrudan kaçamıyor. Onun için önce bir meşru bahane, yani ahlak bahanesi bulmaya çalışıyor. “Evimiz açık” diyor, şudur budur. Sonra kaçtıktan sonra da diyor ki; “siz fitnecisiniz” diyor. Yani kendini rahatlatma aşamasına geçiyor. Yani gurur esas olduğu için münafıkta, “ben de ıslah ediciyim” diyor. Bak, Müslümanlar fitneciymiş, kendisi de ıslah ediciymiş. “Ben de ıslah ediciyim” diyor. O kendini psikolojik tatminle kurtarma aşaması oluyor münafığın. Onun için diyor ki Allah; “onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” ama bu kaçma aşamasında daha. “Oysa onların evleri açık değildi.” Bu ayete göre de yani doğrudan yalan da söyler bazen, bu ayetin hükmünde zaten doğrudan yalan söyleme var. Ama ikincisinde de manen öyle bir konu olmadığı halde, yani evin öyle bir konumu olmadığı halde; yani mesela ev olur münafığın kontrolündedir, küfrün kontrolündedir; sana ait bir ev değildir ki orası, sen niçin oranın açık kapalı diye onun derdine düşüyorsun, değil mi? Yani Müslümanlar’ın yaşayacağı bir ev olması lazım, Müslüman’ca yaşayacağın bir ev olması lazım. Senin oraya kaçma isteğin, orayı açık kabul etmen, orayı meşru bir ev olarak kabul etmen zaten münafık alametidir, münafık tavrıdır. Ama ayette belirtilen, doğrudan yalan söyledikleri bir konu var, o ayrı. Benim söylediğim, ikinci şerhi olarak açıklıyorum.
“Yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular.” Demek ki münafığın bir sipere ihtiyacı var, gizleneceği. Ayet ona dikkat çekiyor. Yani din mesela; tespihi siper yapar, sarığı cübbeyi siper yapar, namazı siper yapar, zikir çekmeyi siper yapar, bazı ulemayı, bazı hurafe sandıklarını siper yapar, onun arkasına saklanır. Kuran’a tabii olmaz ama. Kuran’ın yeterliliğine inanmaz. Münafık için Kuran bir zehirdir adeta. Yani doğrudan Kuran’ı istemez. Kuran’ın işine gelen kısımlarını ister. Onda da, dediğim gibi, dilini eğip bükerek onu elde etmeye çalışır. Münafığın mühim bir vasfı olarak Allah ona dikkat çekmiş, dilini eğip bükmelerine. “Ve kardeşlerine ‘bize gelin’ diyenleri bilir.” Münafıklar, maddi manevi; mesela hem kan kardeşi de olabilir veyahut işte memleketinden kardeşi olabilir; “bize gelin” diyorlar. Nereye gelecek? Münafığın yuvasına, o domuz pisliğinin içine davet ediyor. Alıkoymayı çalışır. Bak, diyor ki Allah; “Allah, içinizden alıkoyanları” yani engelliyor, gücü yetiyorsa engelliyor. Mesela fiilen engelliyor. “Gitmeyeceksin” diyor, tutuyor. Ama olmuyorsa öbürlerine de “bize gelin” diye çağırıyor. Bu çağrısını tekrar tekrar yapıyor. “Bunlar” diyor Cenab-ı Allah, “zorlu mücadeleye gelmezler” diyor. Zaten zorlu mücadeleden çekindikleri için kaçıyor bunlar. Bunlara kolaylık olacak. Çünkü tespih çekmek kolay, sarığı çekmek de kolay, yan gelip yatmak da kolay, Müslümanlar’ın aleyhine konuşmak da kolay, Müslümanlar’a iftira atmak da kolay; küfürle, Darwinistlerle, materyalistlerle, ateistlerle, komünistlerle mücadele zor, buna girmez. Ama Müslüman’la mücadele kolay. Çünkü küfre sırtını dayadığı için kolay geliyor. Kuran bu konuya işaret ediyor. “Zorlu-mücadeleye gelmezler. Size karşı cimri ve bencildirler.” Beş kuruş vermek istemez Müslüman’a. Verdiyse de hayıflanır, canı yanar, ıstırapla onu sürekli aklında tutar. Yani o ona bir acıdır. Unutamaz onu, verdiği neyse artık; para mı, ev mi, imkan mı neyse. “Cimri ve bencildirler.” Bencil; yani kendini düşünendir. Cimri; hiçbir şey vermek istemez Müslüman’a, verdiğini de almak ister. Alamıyorsa da ona hayıflanır. Hatta hizmet ettiyse, verdiği hizmetten bile pişman olur, onun acısını duyar. Mesela geniş çapta tebliğ yaptıysa, tam aksi küfür tebliğ yaparak, dinsizlik tebliği yaparak onu dengelemeye çalışır. Canı yanar çünkü. Mesela küfrü anlatan kitaplar çıkartır, dinsizliği anlatan kitaplar. Ama sinsice; din adına, İslam adına gibi görünerek yapar onu. Yani onu direkt yapmaz. O kitabın içerisine o sinsi ruhu gizleyerek yapar.
“Şayet korku gelecek olsa,” diyor Cenab-ı Allah, “ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Yani; “bakışlarında bir anormallik vardır” diyor Allah. Yani garip, “ölümden dolayı” bak, “üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Büyük mürşitler, büyük mürşitler, büyük alimler bu anormal bakışı sezerler, görürler yani. Bazen de beyan da ederler yani. “Bakışında bir anormallik var” derler. Bakışına yansır, garip olur. Münafığa yansıyan alametlerden bir tanesidir. “Korku gidince,” mesela adamlar uzaklaşınca veyahut bu kaçınca, uygun bir yere geçince, yani bir yeri siper edindiğinde -siper edindiğine de zaten Allah dikkat çekiyor- “hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek, sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” “Keskin dilleriyle”, demek ki Allah onlara bir keskin dil özelliği veriyor. Münafığın dili, şeytanın dilidir. Konuşması da, yazması da keskin olur münafığın. Yani şeytani bir zeka gösterir. Şeytan ruhuna girdiği için, “hayret edecek bir zekavet gösterir” diyor Bediüzzaman. “Şeytani zekaya sahip olur münafıklar” diyor. “Keskin dilleriyle” yani normal bir dil değil; “keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Tabii mümin bundan etkileniyor mu? Hiç tınmaz. “İmanları artar” diyor Allah. Yani onun eylemi o ama müminin imanı artıyor. “İşte onlar iman etmemişlerdir” diyor. Allah; “gerçek yönleri budur” diyor. “İman etmemişlerdir.” Hiç imanları olmuyor. “Böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Uğraşıyor, didiniyor; Müslüman’ı mahkemeye verir, uğraşır, ihbar eder, orada burada aleyhine konuşur… Ne oluyor? “Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Hiçbir netice alamıyorlar. “Bu Allah’a göre pek kolaydır.” Bir mucizedir bu. Normalde yapabilmeleri lazım, büyük tahribat meydana getirmeleri lazım; yapamıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Sizi seven gönüllülerin resimleri var Hocam, kitaplarınızı dağıtan gönüllü kardeşlerimiz. Kütüphanelere de teslim etmişler. Burada; “Adana Kozan Karacaoğlan İlçe Halk Kütüphanesi’ne hediye belgesiyle de birlikte, kitaplarınız. Merkez kütüphanesine hediye etmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Aferin, çok çok güzel. Mesela o kütüphaneye artık deccal giremez. Yaratılış Atlası olan bir eve, bir mahalleye deccal giremez. Girerse bana söylesinler. Giremez. Yanar, kavrulur. Mümkün değil. Çünkü deccal fen ve felsefe görünümüyle karşımıza çıkıyor. Elinde kılıçla çıkmıyor; fen ve felsefeyle. O zaman ona karşı neyle çıkılır? Fen ve felsefeyle çıkılır. Silahına silahla. Bediüzzaman açık ifadesi var; “fen ve felsefenin tasallutu ile her şeyden önce” diyor, “maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle en birinci vazifesi” diyor, “bu tauna karşı fen ve felsefe ile mücadele vermesidir Hz. Mehdi (a.s.)’ın.” İnşaAllah. Biz de öncüsü olarak bu görevi yerine getirmeye çalışıyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bursa’da da gönüllü kardeşlerimiz hafta sonu camide kitap dağıtmışlardı. Oraya da Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri herhalde teşrif etmişler, anladığım kadarıyla. Kardeşlerimiz resimlerini çektirmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın değerini gerçek mümin ve muttakiler bilir. Münafıklar, dessaslar, aşağılık insanlar düşmandır Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a. Münafıkların nefret ettiği bir insandır. Mümin, muttaki ve evliyaların, velilerin de kalbinde taht kurmuş, çok mübarek ve muhterem bir insandır. Ona kin duyan münafıklara Allah hidayet etsin, hidayet etmiyorsa Cenab-ı Allah helak etsin. Kalplerini kavursun yaksın Allah, inşaAllah. Azılı münafıkların Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a karşı kin duyduklarını görüyoruz. O münafıklıklarının bir alametidir. Müminlerde Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a karşı derin bir sevgi, derin bir muhabbet sebebidir bu. Çünkü münafığın nefret ettiği kişi, müminin en sevdiği kişilerdendir. Mümin alametidir. Bakıyoruz münafığa nefret ediyor. O zaman kat kat daha çok sevgimiz artıyor. Bakıyoruz münafığa nefreti artıyor; bizim de sevgimiz muhabbetimiz kat kat artıyor. Onun için böyle değerli alimler, değerli mürşitlere münafıklar ve şeytan musallat olmak ister. Onların tasallutu müminlerde de sevgi ve muhabbete sebep olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de münafıklar musallat olmuştu, Peygamberimiz (s.a.v.)’i biz daha çok sevdik. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a da öyle münafık musallat olduğunda daha da sevgimiz artacaktır inşaAllah. Zorluklarla karşılaştıkça sevgimiz daha çok artıyor ve müminlerin birbirine olan bağını daha da pekiştirir. Şeyh Nazım Hocamız’la da, o mübarekle de biliyorsunuz münafıklar uğraşmaya kalktılar. Allah ayaklarına doladı. Ama bazen münafık, gücü yetmeyecekse erteler. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’a da bazı münafıkların dili, keskin dili yetmiyor. O zaman dost gibi görünür geçici olarak. Ama eline fırsat geçerse ona da saldırmaya kalkar. Ama münafık tabii şeytani olduğu için ince hesaplarla hareket eder, aşama aşama. Önce, mesela Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’a; becerebilirse, gücü yeterse oradan Şeyh Nazım Hocamız’a. Ama daha birinci aşamada ağızları burunları darmadağın oluyor. Böyle kambur, sinsi tilkiler gibi yanıp kavruluyorlar, inşaAllah. Mesela münafıkla ilgili o kadar çok Kuran ayeti vardır ki. Demek ki münafık olacak ki o ayetler hayatta yaşansın, görülsün ve Müslümanlar da o ibadetten de ayrıca istifade etsin. Onun için Allah her devirde münafık çok yaratır, her devirde ki o ayetlerin okunup anlaşılması ve hayata nasıl geçtiğinin görülmesi içindir bu. Hiç münafık olmasa örneği nasıl göstereceğiz? Çok zor olur. Sadece geçmişten örnek göstereceğiz ama Allah hayattan da örnek gösterir. Onun için büyük mürşitlere, büyük evliyaya daima dua etmek lazım. Şeytanın ve münafıkların, şerirlerin kötülüklerinden ve fesadından, fitnesinden Allah bütün müminleri, muttakileri korusun. Allah bütün münafıkların kalbine dehşetli bir ıstırap ve acı salsın Allah. Basiretlerini ve ferasetlerini bağlasın, dillerini bağlasın Allah. Akıllarını ellerinden alsın. Allah kendi dertlerine düşürsün, inşaAllah. Müminlerin de kalbine ferahlık, inşirah ve güzellik versin, birbirlerine sevgilerini artırsın, İttihad-ı İslam için var güçleriyle gayret etmeyi Allah onlara nasip etsin. Münafıkların en büyük korkusu İttihad-ı İslam’dır. Onun için ağızlarına dahi almak istemezler. İttihad-ı İslam’ı Cenab-ı Allah bizlere en kısa zamanda inşaAllah göstersin. Türk-İslam Birliği’ni oluştursun Cenab-ı Allah. Hz. Muhammed Mehdi (a.s.)’ı zuhur ettirsin, göstersin bizlere Cenab-ı Allah. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı zuhur ettirsin, göstersin. Bak, “nüzul ettirsin” duası ayrıdır; “zuhur ettirsin” duası ayrı. Ben; “zuhur ettirsin” diyorum. İnşaAllah nüzul etti çünkü Hz. İsa (a.s.). Hz. Mehdi (a.s.) da inşaAllah çıktı. Biz zuhur duası istiyoruz, zuhur duası ediyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam. 00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, Haber58.Com ve HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sad Suresi’nde Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, Hz. Süleyman (a.s.) için… Hz. Mehdi (a.s.) da biliyorsunuz Hz. Süleyman (a.s.)’ın benzeri olacaktır. “Onun gibi olacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “ona benzeyecek” diyor.
“Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.” Yani, “olağanüstü etkileyici konuşma gücü vermiştik.” Hz. Mehdi (a.s.) kendi kabiliyetiyle değil; Allah onun dilini kullanacaktır, o yüzden çarpıcı ve güzel etkileyici konuşacaktır. Ebcedi de zaten tam 2004 tarihini veriyor.
Evet, bir ayet daha okuyalım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten Allah'ın va'di haktır.” 2031 ebcedi. Casiye Suresi, 32. MaşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...