MÜZEYYEN HANIM:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, Haber58.com, HarunYahya.TV’den devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne anlatacaktın?
ALTUĞ BERKER:Hukukla ilgili bir yazı yazmış Ahmet Hakan.
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım, oku.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor; iddia edilen Ergenekon davası ve temiz kramponlar operasyonuyla ilgili olarak bazı hukuk kurallarının yanlışlığını dile getirmiş. Bir kişinin suçlu olup olmadığı belli değilken, bu kişinin yurt dışına kaçma ya da delilleri karartma şüphesi bulunmuyorken, tutuklu yargılanmasının bir hata olduğunu, ayrıca tutuklu kalan kişinin suçsuz olduğu ortaya çıkınca bu kişiye sadece ‘pardon’ denildiğini, ayrıca tutuklu yargılananların kamuoyunda suçlu konumuna düşürülerek, ‘var ki bir suçu tutuklanıyorlar’ düşüncesinin hakim olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Peki, dindarlar tutuklandığında, mesela biz tutuklandığımızda, aynı böyle kendince marifetli gibi görünen konuşmaları neden yapmamış Ahmet Hakan? Hürriyet Gazetesi neden yapmamış? Ver gücüyle teşvik etmişlerdi o zamanlar tutuklamayı. Hatta bayağı bir neşeleri gelmişti, şevklenmişlerdi. Kaç defa tutuklandık, her seferinde de beraat ettik.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: 1986’da da neredeyse iki yıl tutuklu kaldım. Akıl hastanesine de koydular, o zaman Hürriyet Gazetesi sürekli manşet atıyordu, acayip keyifliydi. Yani, “bu insanı yargılamadan neden akıl hastanesine koydunuz, neden cezaevine koydunuz?” falan demedi. Bizim yargıya saygımız vardı, hiçbir şey demedik, “tamam” dedik. İnşaAllah, sonradan da suçsuz olduğum anlaşıldı, beraat ettim.
“Slm Alykm,” ne oluyor bu? Şifremi bu, nedir bu? Buyur, “Slm Alykm.” “Ahmet Kaya, Karate uzmanı, baş denetçi.” Yenişehir, Diyarbakır’dan yazmış. Selam mı veriyor güya? Ne ayıp, ne çirkin, ne yanlış hareket. Uzun uzun anlatıyorsun her şeyi; akşama kadar üç saat, beş saat konuşuyorsun bilgisayarda, saatlerce dedikodu yapıyorsun, ‘Selam’ yazmaya üşeniyor. Öbürlerini de şifreli yazsaydın da anlamaya çalışsaydık bari. ‘Selamun Aleyküm’ diyeceksin, bak bir de Müslüman olduğunu söylüyorsun, muttaki olduğunu söylüyorsun. Televizyonlara takılıyormuş. Çok münasebetsiz bir üslup, Müslüman, böyle ‘takılma’, ‘çengelleme’, bilmem ne falan söylemez. Sen, suyun içinde sürünen çöp müsün de takılasın, değil mi? Müslüman öyle konuşmaz. “Televizyon kanallarını izliyorum” dersin; “bakıyorum, çeşitli kanalları görüyorum” dersin. Görselleriniz kainat kitabını mütefekkirane okumamıza sebep oluyor. O cihette müteşekkirim. Zira çok keyif alıyorum. Keyif al diye yapmıyoruz biz. İmanı, Kuran’ı öğren, İslam’ı öğren diye yapıyoruz. Keyif alman için değil. “Kainat kitabını mütefekkirane okumanız,” evet, insanın kalbi açılır, inşirah gelir, değil mi? İmanı pekişir, Allah’a sevgisi artar. Keyif konusu ayrıdır.
“Hocam, Hz. Mehdi (a.s) konusundan çok bahsediyorsunuz” diyor. Neden bahsedelim? “Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini beklemek yanlıştır” diyor. Yanlışı, doğruyu biz senden mi öğreneceğiz, Peygamber (s.a.v)’den mi öğreneceğiz? Peygamberimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor. Biz, baş denetçi Ahmet Kaya’ya göre değil, karate uzmanı Ahmet Kaya’ya göre değil; hadise, Peygamberimiz (s.a.v)’in hitabına göre hareket ederiz. Resulullah (s.a.v) ne diyor? “Müjdelenin, Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin.” Ve ahir zamanı bize tablo gibi tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v), şu zamanda şu olacak, şu zamanda şu olacak. Hepsi teker teker oldu mu, olmadı mı? Oldu. O zaman ne demek bu? “İslam düşmanlarını niye anlatıyorsunuz” diyor. Kuran’da Allah anlatıyor bize; şeytanın yaptıklarını, deccalin yaptıklarını, firavunun yaptıklarını anlatıyor. Peygamberimiz (s.a.v) anlatıyor deccalin gücünü, özelliklerini. Deccalin gücünü yaratan da Allah`tır. Onu, ben kendi fikrim olarak söylemiyorum ki. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden anlatıyorum. Deccali detay detay anlatmış Peygamberimiz (s.a.v). Yapacağı rezillikleri anlatmış ve olmuş; görülüyor, bütün İslam alemi kan revan içerisinde. Sen bunu neden görmezlikten geliyorsun? Yani sen görmezlikten gelince, bu görülmeyecek mi? Görülecek zaten.
“İbadetten ve duadan bize anlatmanızı isterim” diyor. Sen en büyük ibadeti terk ediyorsun. En büyük ibadet nedir? İttihad-ı İslam’dır, cehd’dir, Allah yolunda İslam dinini yaymaktır. Sen yan gelip yatmışsın. Dua kolay tabii senin için. Namazı da günde bir-iki tane kılıyorsun. Canı isterse tabii, yorgun değilse, sabahleyin uykusu yoksa. Sabah namazı zaten yok, öğlen işte oluyor, ikindi zaten işte oluyor, akşam “yorgun geliyorum, yapamıyorum” diyor. Cumartesi-Pazar canı istediğinde, cumaları namaz kılıyor. Değilse bana söyle. Aynen harita gibi yazısından çıkarıyorum kişiliğini; ona göre söylüyorum, inşaAllah. Dua, bizim duamız ne? “Ya Rabbi” diyoruz, “İttihad-ı İslam’ı bize sağla, İslam’ı dünyaya hakim et.” Hiç hayatında dua ettin mi İttihad-ı İslam için? Hem duadan bahsediyorsun, sen ne için dua ediyorsun? “Ya Rabbi bol para kazandır bana,” işte, “iyi bir evlilik yaptır,” ondan sonra, “arabanın daha iyisini bana nasip et.” Senin duan bu, buna benzer. Dua; İttihad-ı İslam’ı istemektir, Türk-İslam Birliği’ni istemektir, dünyadaki zulmün kalkmasını istemektir. Bunlara göz kapamak değildir. İbadet; sen en büyük ibadeti bıraktıktan sonra, ben sana hangi ibadeti anlatayım. Sen İttihad-ı İslam’ı bir sağla, İttihad-ı İslam bir olsun, hepsi olur o zaman zaten. Ama İttihad-ı İslam sağlanmazsa sen ibadetlerinin yüzde seksenini zaten yapamazsın ki. Müslüman’a zekat veriliyor, değil mi? Ve bütün yapı, bütün anlatımın, İslam ahlakının uygulanması için İttihad-ı İslam’ın olması lazım. İttihad-ı İslam olmadan İslam ahlakını nasıl yaşayacaksın? Çok zordur, çok çok zordur. Ahir zamanın özelliği o zaten. Müminlerde bu şevke sebep olur. Aklı zayıf, imanı zayıf adama sen zaten ne anlatırsan anlat, o her şeyi ters anlar. Ama deccaliyetin tehlikesi, yecüc-mecüc tehlikesi, bu Allah tarafından bize bildirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) bildirmiştir. Ahir zamandaki anarşist ve terörist takımının yecüc ve mecüc olarak zuhur edeceği, bunların büyük bir tehlike olduğu çok kapsamlı anlatılmıştır. Bunlar gizlenecek şeyler değil. “M. Kemal,” Atatürk demeye dilin varmıyor mu? “M. Kemal,” bak, üsluba bak; bir kere üslubun berbat. Bir de Atatürk’ü tanıyan birisi de değilsin. Anlatıyoruz biz, kim bilir nelerle meşgul oluyorsun. Senin Buhari’yi tercüme ettirecek bir tavrın oldu mu hiç hayatında? Elmalılı tefsirini yaptıracak gücün oldu mu? İmam hatipleri sen mi açtırdın? Buhari’yi sen mi tercüme ettirdin? Elmalılı tefsirinin yapılmasına sen mi imkan sağladın? Anadolu’ya binlerce Kuran’ı sen mi, dağıttırdın? Diyanet İşleri’ni sen mi kurdurdun? Sen ne yaptın? Denetçilik yapmışsın sadece. Neyi denetlediğini de bilmiyorsun. Önce kendini bir denetle sen, değil mi? İnşaAllah. Kendi kalitene bir bak, ondan sonra konuş. Daha selam vermeyi bilmiyorsun; “Slm Alykm.” Bir de ibadetten, takvadan bahsediyorsun. Bana takva dersi vermeye kalkıyor. Hayır, tamam ver de; ben iftihar ederim, dinlerim ama şu üsluba bak. Haşrda, sana, “İttihad-ı İslam için gayret ettin mi?” denilecek, haberin yok. Bak, ayet var, şeytandan Allah’a sığınırım. “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin.” Sen ediyor musun? Yok. “Hz. Mehdi (a.s) sorulacak mı haşrda?” diyor. Hz. Mehdi (a.s) ismiyle sorulmayacak sana ama bu ayetle sorulacak sana. “Din Allah’ın oluncaya, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar gayret ettin mi, etmedin mi?” Eğer, “ediyorum” diyorsan, zaten Hz. Mehdi (a.s) talebesisin. Yani din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele ediyorsan zaten istese de istemese de Hz. Mehdi (a.s) talebesidir. Nur Suresi’nin 55. ayetinde Allah açıkça dünya hakimiyetinden bahsediyor. Bu ayetten sorulacaksın ve dünya hakimiyetinden bahsedilen birçok ayetten sorulacaksın. Sadece namazdan, duadan sorulacağım diye düşünüyor. Allah, “onların namazları gösteriştir” diyor ayette. İttihad-ı İslam için gayret etmiyorsa bir insan, onun namazı gösteriş olur. Duası da çıkar için olur. Dua Allah rızası için edilir. Ve Kuran’da Allah’ın bizden istediği konular için dua edilir, onların gerçekleşmesi için. Eğer yanlış diyorsam baş denetçi Ahmet Kaya, bana söyle.
ALTUĞ BERKER:Ben bir kitabınızı tanıtayım; ‘Karınca Mucizesi’. Bu kitapta herkesin çok yakından tanıdığı; her zaman, her yerde rastladığımız fakat fazla dikkatinizi çekmeyen, çok becerikli, çok sosyal, çok akıllı bir varlığın, karıncaların mucizelerle dolu hayatlarını anlatıyorsunuz, inşaAllah. Teknoloji, kolektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi, disiplin, kusursuz bir şehir planlaması. İnsanların her zaman yeteri kadar başarılı olamadığı bu alanlarda karıncalar daima başarılılar, maşaAllah. Hocam, dünyada tam 8 bin çeşit karınca var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:8 bin çeşit. Çok şeker şeyler, karıncalar. Koca kafalı falan, acayip uyanıklar. Gayretkeşlik had safhada, acayip çalışkanlar, maşaAllah. Bir de tertemizler. Uslular da, çok şeker varlıklar.
MÜZEYYEN HANIM: Enfal Suresi, 24. ayetinde, Allah iman edenlere sesleniyor. Diyor ki; euzu billahi mineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim; “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah ilmini, irfanını artırsın.
MÜZEYYEN HANIM:İnşaAllah, vesilenizle Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: İlim diye ben buna derim, maşaAllah. Erdem Hocam, siz bir şey anlatın.
ERDEM ERTÜZÜN:Estağfirullah Hocam. Münafıklarla ilgili ayet vardı Hocam, kendilerini takva zannetmeleri ile ilgili. Bakara Suresi’nin 13. ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve (yine) kendilerine: ‘İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiğinde: ‘Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler” buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR:Aklı çok düşük oluyor. Şeytani zeka olur ama çok çok akılsız olurlar. Şiddetli şekilde akılsız olurlar.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz; “Dinsiz, imansız, ateist, materyalist, Darwinist olunduğunda hayatın bir anlamı kalmıyor. Adam solucandan farklı görmüyor kendini. Ahiret inancı yok. Her an dünyanın dağılabileceğini, her an ölebileceğini düşünüyor. Hayat ona anlamsız geliyor. ‘Niye çalışayım’ diyor? Onlar da ona anlamsız geliyor, insanlar da ona anlamsız geliyor. ‘Niye çalışayım?’ diye düşünüyor. Müthiş bir tembellik, müthiş bir azap hissediyor, ezik hissediyor kendini. Onun için hazırı istiyor. Devlet para versin, devlet yiyecek versin; yesin, içsin, yatsın. Bir de gelecek korkusu sarıyor. Parayı tutma, parayı hapsetme eğilimi oluyor. Malı hapsediyor, parayı hapsediyor, ekonomi felç oluyor” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım?
MÜZEYYEN HANIM: Ahir zamanı anlatabilirsiniz Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
Ahir zamanı Bediüzzaman çok iyi anlatır. 5. Şua; “O zamanlarda,” Bediüzzaman kendi zamanında diyor ki; “Otuz sene evvel yazılan bu Muhakemat-ı Bediiyyede bahsedilen Sedd-i Zülkarneyn ve Ye’cüc, Me’cüc ve sâir eşrat-ı kıyametten yirmi mesele, o Muhakemat’a bir tetimme olarak on üç sene evvel bir kısım müsveddesi yazılmış idi. Aziz bir dostumun hatırı için tebyiz edildi, Beşinci Şuâ oldu” diyor. Yani en az 70 sene önce yazılmış bir eser. “Evvelce Mukaddimeden sonra gelen Meseleler okunsun, tâ Mukaddimedeki maksat anlaşılsın. Ayetin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü’minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. Âhir zamanda vukua gelecek hadisata dair hadislerin bir kısmı,” bak, “ahir zamanda vukuaa gelecek,” yani “hadisler vuku bulacak’ diyor. Onun vuku bulmasının muhakkak olduğunu söylüyor Bediüzzaman. “Vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış. Âhirzamanda vukua gelecekhâdisâta (hadiseler) dair hadîslerin bir kısmı müteşabihat-ı Kur’âniye gibi, derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez.” O yüzden Cübbeli bilemiyor. “Belki tefsir yerinde tevil ederler.” Hocamız da diyor ya; “tevil ediyor onlar, tevil” diyor.
ALTUĞ BERKER:Seyyid Salih Hocamız.
ADNAN OKTAR: Evet, “tevil ediyorlar” diyor. “Sırrıyla, vukuundan sonra tevilleri anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olan ‘Allahualem ve bil sevap’ deyip o gizli hakikatleri izhar ederler.” Demek ki insanların ahir zaman hadislerini bilememesi makul, gizlidir çünkü. “Gizlidir hakikatleri” diyor. “Ancak tefsir edip açıklanırsa bilinir, yoksa bilemezler” diyor.
“İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan,” bak, iman ve imanın teklif edilmesi, Allah tarafından teklif edilmesi, “ihtiyar dairesinde,” yani insanların iradesi dahilinde, “bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan,” hem imtihan oluyor, hem tecrübe ediliyor, hem de müsabaka. Çünkü iyi olanlar, kaliteli olanlar öne geçiyorlar. “…olduğundan, perdeli,” kaç perde? Belki 70 perde, 3 perde veya 5 perde, perdeden dolayı göremiyor. Bir hakikat var fakat perdenden dolayı kapatılmış. Allah birkaç perdeyle kapatmış. O perdeyi herkes açamaz. Allah’ın dilediği şahıslar açabiliyorlar. “Ve derin,” sathi değil; işte Cübbeli tarzı kişilerin açamamasının nedeni bu. Birçok hocanın ahir zamandaki hakikatleri anlayamamasının nedeni bu; perdeli olması ve derin olması. “Ve tetkik gerektirir” diyor Bediüzzaman. Adamın tetkik gücü yok, tetkik edemiyor. Çünkü belge gerekir, araştırma gerekir. “Ve tecrübeye,” “tecrübesi de olması gerekir” diyor Bediüzzaman. “Muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz,” açık olmaz. Yani alenen, herkesin anlayacağı gibi olmaz. “Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Yani “herkesin kabul edeceği derecede sarih ve açık anlatılamaz” diyor. “Bunun sebebi şudur” diyor Bediüzzaman; “Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar,” en yüksek noktaya çıksınlar. Kaliteli, iyi Müslümanlar imtihanda en yüksek noktayı kazansınlar. “Ebu Cehiller,” yani ahmak ve aşağılık adamlar, “esfel-i sâfilîne düşsünler.” En aşağı dereceye düşsünler. “Onun için böyle kapalı anlatılır” diyor. Ahir zaman hadislerinin kapalı anlatılmasının ve insanların ahir zaman hadislerini fark edememesinin nedeni budur. “O yüzden birçok hoca açıklayamaz, birçok alim açıklayamaz. Gizli kalır, çünkü perdelidir” diyor. “İhtiyar kalmazsa teklif olmaz.” Yani “insanın iradesi dahilinde olmazsa teklifin bir anlamı olmaz. O yüzden de Allah imtihanı teklif etmez” diyor. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir.” “Çok nadir mucize verir Allah, seyrek ve nadirdir’ diyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve te'villi oluyor.” Yani, ‘bir kısım ahir zaman hadisleri kapalı ve tevile gerek duyulacak şekilde olur’ diyor. “Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır.” Cübbeli diyor ki; “120 yıl daha Müslümanlar yaşayacak.” Halbuki Bediüzzaman “Güneş batıdan doğduktan sonra tevbe kapısı kapanacak” diyor. “Daha tevbe ve îman makbul olmaz.” Yani artık iman etse geçerli olmaz, tevbe etse de geçerli olmaz. “Çünkü Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar.” Yani herkesin kabul edeceği gibi olur. “O zaman kaliteli ve yüksek insanlarla basit, sıradan insanların farkı kalmaz” diyor. “Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi,” Allah Katı’ndan yeryüzüne, dünyaya inişi dahi, “ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u îmanın dikkatiyle bilinir.” İmanın dikkati keskin olan Müslümanlarca bilinir. “Herkes bilemez.” O yüzden şu an herkes Hz. İsa (a.s)’ı bilemiyor. “Hattâ deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, (müthiş şahıslar) kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” 5. Şua’yı radyolardan, televizyonlardan dünyada açıklayan tek bir alim yoktur. Ben alim değilim, öğrenciyim, bir tek ben açıklıyorum. Tarihinde yoktur, onu da söyleyeyim. 5. Şua’yı radyodan, televizyondan açıklayan bana bir şahıs gösterin. Hiç bir yerde yoktur, görülmemiştir yani. Yetmiş yıldan beri görülmemiş. Benim dışımda kimse açıklamıyor. Anti parantez, onu da belirtirim. “Hattâ deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müdhişe (müthiş şahıslar), kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Mesela Hafız Esad kendisini bilmiyordu, Darwin kendisinin deccal olduğunu bilmiyordu. Marks bilmez. Hatta sarıklı, cübbeli deccallerin de çıkacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v), onlar da kendilerinin deccal olduğunu bilmiyorlar. Kendilerini büyük alim zannediyorlar. “İlk çıktığında alim görünümünde çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Muhtelif deccalerden bahsediyor. Hatta sarıklı bir deccalden de bahsediyor; sarıklı, cübbeli deccal. Alim görünümünde çıkacak. Sonradan insanlar onun ahlaksız olduğunu anlayacak” diyor. Yani pislik biri olduğunu sonradan anlayacaklar; başlangıcında anlaşılmayacak, diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi.
“Peygamberlere bildirilen umûr-u gaybiye (gayb haberleri), bir kısmı tafsil ile bildirilir. Bu kısımda hiç tasarruf edilmez (ona bir müdahale olmaz) ve karışılmaz. Kur'anın ve hadîs-i kudsînin muhkematı gibi.” Mesela kutsi hadis direkt muhkemdir; açık, ikinci bir anlamı yok. Kuran’ın muhkem hükümleri, mesela; “namaz kılınız,” açık; “şarap içmeyin,” açık; “kumar oynamayın,” açık. Yani acaba denilecek gibi değil çünkü hüküm muhkem, cümle muhkem. “Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilât ve tasviratı onun içtihadına bırakılır.” Peygamberimiz (s.a.v)’in içtihadına bırakılıyor. “Tafsilât,” detaylar, “ve tasvirat,” tasvir etme, açıklama, detaylandırma, “onun içtihadına bırakılır. İmana girmeyen hâdisat-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbaliyeye dair hadîsler gibi.” İstikbalde olacak hadisler gibi. Hz. Mehdi (a.s), Mesih Hz. İsa (a.s.), Yecüc ve Mecüc, dabbet’ül arz gibi. “Bu kısımda, Peygamberimiz (A.S.M.) belâgatıyla -temsiller suretinde-” yani Peygamberimiz (s.a.v)’e bırakılıyor, “sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder.” Peygamberimiz (s.a.v)’in yaptığı da o. Onun için Cübbeli anlayamıyor. Cübbeli’nin anlayamamasının ve o tarz alimlerin anlayamamasının nedenini Peygamberimiz (s.a.v) açıklıyor sebebini. “Peygamberimiz (s.a.v)’in belâgatıyla,” yani tamamen Peygamberimiz (s.a.v)’in belagatında, “temsiller suretinde,” kim yapıyor? Peygamberimiz (s.a.v) temsil yapıyor, “sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder (açıklar).” Mesela dabbet’ül arzı bir açıklaması var Peygamberimiz (s.a.v)’in, garip bir mahluk gibi anlatıyor. Başı bulutlarda, kuyruğu yüz binlerce kilometre yer altında. Bir de bakıyoruz, bilgisayardan bahsediyor. Ne diyor Bediüzzaman burada? “Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilât ve tasviratı onun içtihadına bırakılır” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v)’in içtihadına bırakılıyor” diyor. Cenab-ı Allah sadece konuyu açıklıyor ona. Vahiyle bildiriyor. Açıklama onun yeteneğine kalıyor. Cenab-ı Allah’ın kendisine bildirmesiyle, kalbine ilham etmesiyle, o kendi yeteneğiyle açıklıyor. Yoksa çok açık geliyor bilgi. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili açıklaması; “sırtında, kalp hizasında bir ben vardır” diyor. Muhkem, açık, buna bir şey olmaz. “Kaşları kavisli” diyor, bunun açıklaması yok, kavisli. “Aynu’l hadra; gözleri yeşildir” diyor. Gördüğünü anlatıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Ne gördüyse Hz. Mehdi (a.s.)’da, onları anlatıyor veyahut Cebrail’in doğrudan ona anlattıklarını anlatıyor. “Meselâ: Bir sohbette derin bir gürültü işitildi.” Uzaktan büyük bir gürültü geliyor. “Resulullah (s.a.v) ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür."” Olağanüstü zeki ve çok akıllı olduğu için ona Cebrail’in bildirdiği bir hakikati, gizli anlatması gerektiği için, kapalı anlatması gerektiği için böyle anlatıyor. “Bu garib haberden beş-altı dakika sonra birisi geldi dedi: "Ya Resulullah (s.a.v)! Yetmiş yaşında bulunan falanca münafık vefat etti, cehenneme gitti." Peygamber (s.a.v)'in yüksek belîgane kelâmının te'vilini gösterdi” diyor. Bir münafık ölmüş 70 yaşında, onun cehenneme gidiş şeklini anlatışını görüyor musun Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in. Peygamberimiz (s.a.v)’in anlatım yöntemi budur.
“Hakaik-i îmaniyeye girmeyen cüz'î hâdisat-ı istikbaliye, nazar-ı nübüvvette ehemmiyetsizdir.” Mesela, şu an bir hükümet kuruluyor ahir zamanda. Cüzi bir konu bu, “hâdisat-ı istikbaliye, nazar-ı nübüvvette ehemmiyetsizdir.” Onu bildirmiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Detay bunlar, bildirmez. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı çok hayati olduğu için onu bildiriyor. Deccalin çıkışı hayati olduğu için bildiriyor. Onların alametlerini bildirir ama öbür detaylara girmiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v).
Mehmet Yaşar Balcı, “Hocam, Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, gazab-ı şahaneninizin hikmetini merak ediyorum” diyor özetle. Ben dine, İslam’a yönelik böyle münasebetsiz hareketler olduğunda alttan alamaz. Çok müthiş garip bir hareket bu, kaç defa uyardım; “Slm.” Sabaha kadar dedikodu yapıyorsun, konuşuyorsun. Allah’ın Selamını, -‘Selam’ Allah’ın isimlerindendir- onu söyleyemeyecek kadar mı acizsin? Selam; e’yi ve a’yı kaldırıyorsun, ne gerek var? “Selam” de, “Selamun Aleykum” de. Böyle özenti hareketlere gerek yok, bu internet diline gerek yok. İnternet dinine girdi bir kısım şahıslar, İslam dinini bırakıp internet dinine girdiler. Ben kardeşimi tenzih ediyorum. Her şeyleri internete göre; ahlakları, kişilikleri… Ortak bir yapı geliştirdiler, garip bir şey geliştirdiler bir kısım şahıslar. Böyle olmaz, bizim nasıl davranacağımızı bize Kuran öğretiyor. Biz Kuran’a göre hareket edeceğiz, inşaAllah.
Üstad’tan devam edelim. “3. nokta, birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivayet edilen bir kısım hadîsler,” bakın, “teşbih ve temsiller,” yani bir şeyi bir şeye benzetmek vardır, bir de müteşabih, yani yine bir şeyi anlatırken kapalı bir anlatımla anlatmak; “mürur-u zamanla,” zamanın geçmesiyle, “avamın nazarında hakikat telakki edildiğinden,” Cübbeli mesela ne yapıyor hakikat telakki ediyor. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v), yine dabbet’ül arzdan örnek vereceğim; “bir adımda 2000 kilometre, 3000 kilometre yol alır” diyor, 3000 kilometre yahut 7000 kilometre; bu internetin süratini belirtmek için söylenmiş bir şey. Ama Cübbeli onu direkt olarak alıyor, o şekilde anlıyor. Mesela “başı bulutlarda” diyor. Halbuki uçaklarda da internet var, ona dikkat çekiliyor ama o, başının bulutlara değdiğini düşünüyor. Yine Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “kuyruğu yüzbinlerce kilometredir” diyor. Tabii kilometre demiyor da ona benzer bir ölçü veriyor. Yani yer altını kaplamış upuzun bir kuyruktan bahsediyor. Bu nedir? İnternet ağıdır. İnternet kablolarıdır. Mesela diyor ki; “bir tane tek gözü vardır” yahut domuz gözüne benzetiyor dabbet’ül arzın gözünü. Bakıyoruz bilgisayarın kamerasına, tek bir tane gözü var. “Konuşur insanla” diyor. Konuşuyor, mikrofonla konuşuyor. Ama “insanların dediğini anlar” demiyor. Şuuru vardır demiyor. Fakat “insanlarla konuşur” diyor. İnsanlara hitap eder. Hitap edici ama hitap edilen değil yahut üreme gücü yok. Doğup, büyüyüp ölmesi gibi bir konu yok. Ve “yerden mamul” diyor. “Yerden mamul” deyince ne görüyoruz? Silisyum, magnezyum, demir, bakır, kobalt, çinko, alüminyum. Bilgisayara bakıyoruz yerden mamul; aynı bu maddelerden oluşmuş. Peygamberimizin (s.a.v)’in dediği doğru mu? Doğru. Sürati doğru mu? Doğru. “Filkulağı gibidir” diyor; açılıp kapanıyor filkulağı gibi, o da doğru. Başka neler var aklına gelen?
ALTUĞ BERKER:Deccalin kulaklarından bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela “Deccalin eli deliktir” diyor. Cübbeli’ye göre eli delik zaten. Halbuki müsriftir, mal durmaz, elinde akar, o anlamda. Mesela yine deccalin, Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “azamat-i bedeniyye’sinden bahsedilir" diyor. O, dünyadaki gücünü temsil eden bir şey. “Deccalin de kafası bulutlara değer” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani uçsuz bucaksız bir iriliğe sahip gösteriliyor. “Hz. İsa (a.s) ancak kılıcıyla sıçrasa bile onun dizine değebilir” diyor. Onun cemaatinin küçük olduğuna kinaye yapılıyor. Yoksa, Hz. İsa (a.s)’ın yanında o öyle izbandut gibi, o anlamda değil, kinayedir.
“Bir kısım hadîsler İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilafetin nokta-i nazarında vürûd ettiği halde” hilafet merkezi neresiydi eskiden, en son nerede kaldı?
ALTUĞ BERKER: İstanbul.
ADNAN OKTAR: İstanbul. “Umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş.” “Bütün dünyada olacak zannedilmiş” diyor. “ Ve bir cihette hususî bulunduğu halde küllî ve âmm telakki edilmiş” diyor. İstanbul’da olacak olan olaylara dikkat çekiyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış yeri İstanbul.
“Hem her iki deccalin, asırlarına ait olan harikaları,” süfyan deccal ve Mesih deccal de aynı yüzyılda geliyorlar. Bak, “Hem her iki deccalin, asırlarına ait olan harikaları, onların bahsiyle ve münasebetiyle rivayet edildiğinden, onların şahıslarından sudûr edeceği telâkki ve tevehhüm edilmesinden,” bizzat şahıslardan oluşacak zannedilmesinden, “o rivayet müteşabih olmuş.” Cübbeli’ye göre ne? Gerçek. “Deccal Atlas Okyanusu’nda adada oturuyor” diyor. Başı bulutlara değiyormuş. “300 metrelik de eşeği var, 30 metrelik de kulakları var. Havada uçan bir eşeği var. Amerikan istihbaratı tespit edemiyor şu an. Yalnız benim anlattığım gibi akılcı anlatın ki herkes bunu kaldıramaz. Bak, ben size anlatıyım; bu genetik ilminde gelişmeler var ya, adamlar öyle bir eşek yapacaklar” diyor. Deccali nasıl yapacaklar peki? 15 km boyundaki deccali nasıl yapacaklar genetikçiler? Ve “bin küsür seneden beri adada oturuyor” diyorsun. O zamanlar genetikçi mi vardı, bin küsür sene önce? Çocuk gibi üslup, çocuk bile söylemez şunu.
Aferin. Ahmet Kaya dili düzeltmiş. “Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu ebeden ve daimen.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Müslüman böyle selam verir. Bundan sonra kimse benle internet diliyle konuşmasın, istirham ediyorum. Kendi aranızda da konuşmayın. Çünkü çok kıl bir üslup, çok kıl. Dindar genç kızlar da kendi aralarında konuşuyorlar. Sabaha kadar dedikodu yapıyor bir kısmı, 8-9 saat konuşuyor. MaşaAllah’a geldi mi maşaAllah yok; “mşlh.” Başka iktisat edecek kelime bulamadınız mı?
Allah sana hidayet versin. Aklını açsın, fikrini açsın, kalbini açsın, iyilik versin, hayır versin tabii ki.
“Selamun Aleyküm canım Hocam. Süt beyazı ceketinizle ve sütten beyaz sözlerinizle mest olmuş durumdayız maşaAllah. Kalbimizin sururu canım Hocam. Allah razı olsun canım Hocam. Sizi dinlemek bizi sakinleştirip kalbi selimimizi arttırıyor. Münafık gönlümüze balyoz gibi inerek eziyor, bizi kendimize getiriyorsunuz, inşaAllah” diyor. Tabii ki Müslüman’da da az da olsa, Allah esirgesin yanlışlıklar, eksiklikler olabilir ama münafık yön demeyelim de, hatalı yön diyelim, eksik yön diyelim.
“Ey imanımızın inkişafına vesilemiz, tutkuyla sevdiğimiz, aman himmetinizi bizden eksik etmeyiniz, zira çok aciziz. Allah’ımıza vasıf olmak istiyoruz. İnşaAllah, vesile olursunuz” diyor bir hanım kardeşimiz. Ben de Allah’ın aciz bir kuluyum ama tabii hep sebebe sarılacağız, inşaAllah.
“Hayırlı geceler Sayın Hocam. Takdire şayan arzuhalleriniz var. Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim. Ziyaretinize gelmek istiyorum, mümkün müdür acaba?” diyor Esma Hanım. Olur ama gece iki gibi olabilir yahut 12’de de ara veriyoruz, o arada da olur. “Mailimin hepsini okursanız, çok sevinirim” diyor. Kısa özet anlatmam daha iyi. Ben en önemli, vurucu yerlerini anlatıyorum. Tamam, okuyayım hadi bakalım. “Takdire şayan arzuhalleriniz var. Tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim. ‘Ahir Zaman ve Yaratılış Delilleri programınızda yer alan iki talebenizle tanışma fırsatı buldum. Çok şükür Rabbime, maşaAllah. Stüdyonuza ziyarete gelmek istiyorum. Mümkün müdür acaba? Teşekkürler, Esma. Her şeyin hayırlısı, inşaAllah. Kitaplarınızı okuduktan sonra güzel konuşmaya başladım” diyor. “Mailimin hepsini okursanız çok sevinirim Hocam. Dualarınızı unutmayınız. Selam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Allah kalbine inşirah, ferahlık versin; aklını açsın, seni sana bırakmasın. Yani insanlar kendini kendisi yönetiyor sanıyor, o anlamdadır. Yoksa tabii biz istesek de Allah bizi bize bırakmaz. Her zaman Allah’ın yarattığı kader olur, inşaAllah. “Münafık çıkan bir kimse geri, İslam’a dönebilir mi?” Ayet var, üç kişi var ayette, şeytandan Allaha sığınırım; “Dünya bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi” diyor. Geri dönüyorlar, düzeliyorlar. Kuran ayeti var.
MÜZEYYEN HANIM:Hocam, Allah, Al-i İmran Suresi, 134. ayette, muttaki Müslümanların özelliklerinden bahsediyor. Diyor ki Allah; euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim; “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelendiklerinde öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Rahmetli şehidimiz Muhsin Yazıcığlu’nu da rahmetle anıyoruz. ‘Muhsinin’, ayette geçen kelimeden hatırladım. Baksak, onun doğumuna da işaret ediyor olabilir, inşaAllah. Birçok ayetin çok işari yönleri vardır ama o çok mübarek; ahir zamanda, çok güzel hizmetler yapmış çok muhterem bir kardeşimizdi. Alenen ve açıkça, kalleşçe bir suikast ile şehit edildi. Çok net, anlaşılmayacak gibi değil.
ALTUĞ BERKER:Ben güzel çocuklar ve sevimli canlılar göstereceğim Hocam; iman hakikati olarak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, Bediüzzaman diyor ki; “Şimdilik o hâdisât-ı gaybiyenin yüzer misallerinden, mülhidler tarafından avâmın akidelerini bozmak fikriyle işâa edilen yirmi üç Meseleleri, tevfik-i Rabbânî ile gayet muhtasar bir surette beyan edilecek. Ve o Meseleler mülhidlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber, herbiri bir lem’a-i i’câz-ı Nebevî olduğu görünmekle ve hakikî te’villeri ispat ve izhar edilmekle akîde-i avâmı kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olmasını,” bakın şimdi, bu konuyu yanlış anlayan bazı tipler var, şimdi onlar iyi dinlesinler. Herkes tabii. “Akîde-i avâmı kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olmasını rahmet-i Rabbânîden rica edip,” neymiş? Akide-i avamı kuvvetlendirmeye mühim bir sebepmiş, ahir zaman hadisleri ve bunun şerh edilip açıklanması. Biz ne yapıyoruz? Bunu yapıyoruz. Ve bu iman hakikati derslerinin en hayati en vurucularındandır. Çünkü Peygamber (s.a.v)’in söylediklerini birebir ispat ediyoruz ve birebir doğru olduğunu açıklıyoruz. “Sebep olmasını rahmet-i Rabbânîden rica edip hatîâtımı ve galatatımı afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahîmimden niyaz ederim” diyor. Nefis bir Osmanlıca, şahane. Bak, “hatîâtımı (hatalarımı) afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahîmimden niyaz ederim.” Cübbeli’nin anlattığı hadislerle, İslam’a saldırıyorlar; Cübbeli’nin anlattığı tarzla anlatımlarla. Çünkü Cübbeli’nin anlattığı tarzla anlatırsan ne olur din? Mahvediyorlar Müslümanları, İslamiyet’i mahvediyorlar. Kardeşim olacak iş mi? “15 kilometre boyunda deccal, Atlas Okyanusu’nda adada bekliyor” diyor. “Eşeğini şu anki genetikçiler yapacak” diyor. 300 metrelik eşek; kulağı 30 metreymiş, her bir kulağı 30 metre, havada uçan bir eşek yapacaklarmış genetikçiler. Astronot, ben sana ne diyeyim? Bin küsür senelik deccali nasıl yapacak genetikçiler peki? Antika deccal mi yapacaklar, bin küsür senelik? Zaten söylüyorsun sen, “Atlas Okyanusu’nda binlerce seneden beri oturuyor” diyorsun sen. “Amerika da fark edemiyor” diyorsun. Bir de diyor ki; “sakın orada, burada bunu anlatmayın, milletin dinini-imanını götürürsünüz. Benim gibi akılcı ve mükemmel anlatamazsınız. Bana getirin ben anlatayım. Konuyu ben çok güzel hallederim” diyor. Bunların eline kalacaktı din işte. Ondan sonra Aydın Doğan’ın takımı, Fatih Altaylı ve o tombul, kakara kikiri yerlere yatarak gülüyorlardı. Adamın kalbi tutuyor beni gördü mü, tansiyonu çıkıyor, hastanelik oluyor, morarıyor. Keyfini kaçırıyoruz, çünkü anlattıklarımız gerçek. Bilimle, fenle, akılla alenen ispat ediyoruz. Kimse “hayır, böyledir” diyemiyor. Net ispat ediyorum. "Mülhidlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber herbiri bir lem’a-i i’câz-ı Nebevî olduğu görünmekle,” Peygamberimiz (s.a.v)’in mükemmel açıklamaları olduğu görünmekle, “ve hakikî te’villeri ispat ve izhar edilmekle,” yani gerçek açıklamaları ispat ve izhar edilmekle, “akîde-i avâmı kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olmasını,” imanın tahkiki olmasına mühim bir sebep olmasını, “rahmet-i Rabbânîden rica edip hatîâtımı ve galatatımı afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahîmimden niyaz ederim.” Şu üslubun ihtişamına bak, şu güzelliğine bak. Onun için diyorum Risale-i Nur’a bir açıp baksınlar diye. Yalnız bir daha tekrar söylüyorum; Risale-i Nur’u, 5. Şua’yı benden başka radyolardan, televizyonlardan anlatan olmamıştır, maşaAllah. Allah bana nasip etti, elhamdülillah. Ki nefis bir anlatımdır, mükemmel bir anlatımdır, inşaAllah. Fakat diyor ki Bediüzzaman; “dabbet’ül arz diğer meseleler gibi kati bir kanaatle söyleyemeyeceğim bir durumdur.” “Kati bir kanaatle onu söyleyemem” diyor. Dabbet’ül arz konusunda, “öbürleri gibi kati kanaatle anlatmıyorum ama öbürlerinden eminim” diyor Bediüzzaman. ‘Kati kanaat’ ne demek biliyor musun? “Gardaşım” diyor, açıkça söylüyor, onun üslubu var; “Ben görmediğimi yazmadım” diyor. Ama öbürünü, dabbet’ül arz konusunu, “görerek yazmadım” diyor. Onu açıklamayı da Allah bize nasip etti, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Elhamdülillah.Bizi yarın 22:00 dan itibaren A9 TV, TV Kayseri, Samsun AKS, Mavi Karadeniz radyo, Pop radyo Ankara, HarunYahya.TVsitemizden takip edebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...