SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Tv Kayseri, Samsun Aks Tv, Mavikaradeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Nevşehir Kapodokya Tv, Otağ Tv Adana, Çorum Kanal 19, Art Amasya, Tokat Safa Tv, Mardin Kanal 47, Uşak Egem Tv, Erzurum Süper Fm, Kırşehir Kent Fm, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Adana CRT Tv ve CRT Fm, Nevşehir Keyif Fm, Haber58.com ve HarunYahya.tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.
ALTUĞ BERKER: Dawkins’in internet sitesinin üç yıl sonra tekrar erişime açılmasıyla ilgili gazete ve televizyonlarda çok sayıda haber çıktı. Bugün de Radikal’den Pınar Öğünç, Richard Dawkins’in sitesinin birkaç gündür Türk bayrağıyla açıldığını duyurmuş. Ancak daha önce sitenin hakaretamiz yorumlar gerekçesiyle kapatılması nedeniyle, bazı yorumların moderatör tarafından kaldırıldığı notlarında dikkat çektiğini belirtmiş. Ayrıca Türkiye’nin en kıdemli hassas vatandaşı olarak adlandırdığı Emre Bukağılı’nın dine ve haşa Allah’a hakaret içeren birçok internet sitesi ve kitabı yasaklattığını, ancak bununla birlikte ifade özgürlüğünü de savunduğunu ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Evet, bunda şaşıracak ne var? Adam hakaretamiz konuşuyorsa… Nedir o, sen bir şey mi göstermek istiyorsun?
ALTUĞ BERKER: Dawkinks’in haberleri, daha evvel çıkan. Yeniden sitesinin açıldığına dair hem yurt dışında, hem yurt içinde. Sizin isminiz zikrediliyor, tabii yazılarda.
ADNAN OKTAR:Yani makul bir insan olursa, üslubunu ayarlarsa, saygılı bir üslup kullanırsa, istediği gibi fikirlerini anlatsın. Zaten Darwinistler olacak ki, biz de onları ezelim. O zaman bizim kitaplar anlamsız kalır bir yönüyle. Onlar direnecek, biz de ezeceğiz. Onlar kaçacak, biz kovalayacağız. Onlar atacak, biz tutacağız; özelliği o. Allah iki zıt düşünceyi, Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren mücadele eşitliği yaratmıştır. Eğer zıtlıklar olmazsa, imtihan olmaz. Tabii ki konuşacaklar ve dolayısıyla hayırlı, uğurlu olsun. Ağzı bozduğu noktaları hakim uyarınca kaldırdılar. Hakim dedi; “ağzınızı bozduğunuz noktaları kaldırın, sitenizi açayım” dedi. Onlar da; “tamam efendim” dediler, “ağzımızı bozmayacağız, ağzımızı topluyoruz, özür dileriz” dediler. Hakim de; “tamamdır” dedi. Biz de zaten bunu istiyorduk. İnşaAllah bir daha ağızlarını bozmayacaklarına dair söz verdiler. Öyle olduktan sonra zaten her türlü düşünce olsun, komünistler de konuşsun, faşist varsa o da konuşsun. Süslü konuşacağım ama egzistansiyalist falan kim varsa, herkes konuşsun, konuşan Türkiye olsun. Ben fikirlerin kaynamasını isterim ve ne kadar çok av varsa, avcı o kadar çok avlar, inşaAllah. Tabii ki anormal fikirler, yanlış fikirler olacaktır, doğru fikirler de olacaktır. O zaman imtihan, zeminde mükemmel gelişir. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam, çok doğru.
ADNAN OKTAR:Mesela bak komünist gençler, kerata… Komünist de değiller de, komünist özentisi. Geçenlerde de söylemiştim ya, Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın resimlerini koymuşlar. Deniz Gezmiş kim, siz kimsiniz? Mahir Çayan kim, siz kimsiniz? Onlar efendi, aklı başında çocuklardı. Fikir olarak karşıyız ama vatansever çocuklardı. Siz hoppasınız keratalar, özenti. Hackleme, çekleme bilmem ne falan çocuk gibi, koskoca herifler, kıllı kılçıklı herifler oturuyorlar, oyun oynuyor. Ona da seviniyor hackledim falan diye. Baktım, hakikaten de öyle bir şeyler yapmışlar. Sonra tabii biz düzelttik. Bu ne demek? Fikirleri engelleyeceğiz, düşünceyi engelleyeceğiz. Bak beni gıcık ettiler, ondan sonra normalde komünistlerle ilgili iki tane sitem vardı; şimdi beş tane daha açtırdım. Vay yandınız keratalar yani. Yoğun anti-komünist propaganda yapacağım. Benim madem öyle damarıma dokundunuz... Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Arslan, rahmetli, onlar aslan gibi delikanlıydı. Çok vatansever, temiz insanlardı, yani onlara karşı bizim muhabbetimiz var. Ama bu keratalar, özentinin özentisi, bir de fikirlerden korkan takımı. Hacklesin, yaksın, kaçsın bilmem ne, olmaz. Gelsin karşıma tartışalım. Kitaplarım var, kitaplarıma cevap versinler. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Doğru.
ADNAN OKTAR:Hackleme, hacklesen kaç yazar yani? Biz ona tak, gereken cevabı veririz yine.
ALTUĞ BERKER:Veremedikleri için bunu yapıyorlar zaten Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii ki, cevap veremedin mi, pır. Saksağan gibi havalanıyorlar keratalar, yok öyle şey. Tüylerinizi böyle ilimle, bilimle yolacağım keratalar. Münafıklar bir yerden kudurdu, bu hackciler bir yandan hopluyor. Kardeşim ortalık karışık, bayağı şenlendi ortalık. Yaz geldi mi milletin tansiyonu çıkıyor, bir kısım şahısların.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Etyen Mahçupyan, terörist başı Öcalan’ı öven bir yazı yazmış. Öcalan’ın, başbakan Erdoğan gibi gelecek ufku olan, hedeflerine ulaşmak için siyasi sorumluluk alabilen, toplumun zihin kanallarını açan bir lider olduğunu güya ve bugün hala yaşıyor olmasının Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu belirtmiş. Ayrıca PKK’lıların yıllardır ülkenin bölünmesine yönelik bir talep dile getirmediklerini, dolayısıyla Öcalan’a “bölücü başı” denmesinin yanlış olduğunu, vurgulamış. Öcalan’ın barış konseyi önerisinde büyük ihtimalle hükümet tarafından desteklendiğini ve Öcalan’ın dediği gibi bir “uzlaşmaya varıldığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Bu adamı legal hale getirmek için ne kadar çırpınıyorlar. Bir kere komünist adamın barışla işi olmaz, yani Marksist, Leninist ise barış olmaz, mümkün değil. Şimdi Marksist, Leninist düşüncedeproletarya diktatörlüğünün olması için şiddet mecburen vardır, kan dökmek mecburen vardır. Adam ya komünist değildir, komünist ise kan dökmek mecburiyetindedir, şiddet mecburiyetindedir; onların inancına göre. Polise saldırmak, askerlere saldırmak Lenin’in talimatıdır. Adamlar diyor ki, biz Marksist, Leninist değiliz, ayrı kafadanız, o ayrı mesele, o tamam. Ama Marksist, Leninist bir partidir PKK ve Stalinist’tir. Stalinist, zaten Leninizm’in uygulayıcısıdır, yani tavizsiz uygulayıcısıdır ve akıl almaz kan dökmüştür. Ama onlar diyorlar ki, “kardeşim bu Rusya’da feodal yapıdan kapitalizme geçmeden, direkt komünist kafaya atladıkları için, bunlar tepetaklak düştüler” diyorlar. Şimdi PKK’lılar da diyorlar ki, “biz kapitalist safhayı geçtik, feodal yapıyı da geçtik, şimdi bakın görün nasıl komünizmi dünyaya getireceğiz” diyorlar. Getirirdiniz de, deccallik de yapardınız da, Hz. Mehdi (a.s.) çıktı. Size nal toplatacak Hz. Mehdi (a.s.), nal. Hz. Mehdi (a.s.) olmasa yapardınız, doğru. Hakikaten yapardınız, dünyaya da hakim ederdiniz komünizmi. Size söylüyorum, komünizmin K’si kalmayacak, darwinizmin D’si kalmayacak. Ben Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim, öncüsüyüm. Bak benim faaliyetlerimle adamlar nasıl dehşete kapılıyorlar, hackciler çekciler zıplıyor karşımızda. Abdullah Öcalan’ın propagandasını yapmasın. Kardeşim, aşağılayarak, hakaret ederek konuşmak üslubum değildir, ama samimi olarak söylüyorum, hakikaten tipik hanzo Abdullah Öcalan. Başka cümle bulamıyorum. Küt, sanattan anlamaz, estetikten anlamaz, güzellikten anlamaz, bilimden anlamaz. Oradan buradan toplamış, yok önderlik, yok parti falan, üç-beş tane onun cümlesi var, çok hoşuna gidiyor, duruyor duruyor aynı lafı söylüyor. Önderlik, önderlik, önderlik… Önderle gönderle olacak iş değil bunlar, bırakın bunları, laf değil bunlar. Parti, tabii o teşkilat, örgüt bunlar, mafya yapılanmasına bunlar parti diyorlar. PKK parti değildir, mafya yapılanmasıdır, yani cinayet örgütüdür, nerenin partisi? Şimdi bunların, iki ileri bir geri taktiği var ya Lenin’in, diyor ki Lenin; “çekici vurdun mu bir yere, çekiç bastırılmaz, geriye çekilir” diyor. İşte bunların dediği barış bu, şimdi çekici geriye çekiyorlar. “Daha kuvvetli vurmak için, şöyle iyice bir asılmak lazım” diyor Lenin. “Çekici vurdun mu, bastırılmaz” diyor, iki ileri bir geri taktiği. Şimdi bu arkadaşlar da işte, Zaman Gazetesi’nde mi yazıyor bu çocuk? Bak ya, Fethullah Hocam da garibim, canım ciğerim orada esir oldu adeta. Bu adamlar da bu arada gazeteyi ele geçirdiler. Öttürüyorlar bak, Şahin Alpay’lar bilmem neler falan, adeta borazan haline geldi; gazete gitti ellerinden Allahualem. Televizyon da gitti, oraya da o şaşar beşer Faruk Beşer’i getirdiler. Neyse onların hepsi düzelir, Allah sağlık-sıhhat versin Fethullah Hocamız’a. Şimdi bu arkadaşları, arkadaş… İman ederlerse arkadaşım olurlar, cinayet işlemediyse. İnşaAllah akıllanırsa, tövbe ederlerse, inşaAllah. Şimdi komünizmle barışın imkansız olduğunu geçenlerde anlatmıştım, yine anlatayım istiyorsanız? Lenin’in Marks’ın ifadelerinden, efendim, Stalin’in ifadelerinden anlatayım. Şimdi bu kişilerin barışa ihtiyacı var, orada bir federal devlet kurmak istiyorlar. Federe devlet kurulduktan sonra zaten arkası kolay, o bitti demektir, yani özerk bölge. Özerk bölge dersen konu biter, o çok kolaydır. Tak tak sıçrarsın, yani çekirge gibi hoplamaları gerekiyor, bir iki üç, üçüncüde biter. Adamlar bayrağımız olsun diyor. Türk bayrağı da olsun, bize para da versin diyorlar hükümet. Şimdi bunu niçin istiyor biliyor musun? Yeterli bütçeye sahip olamayabiliriz, yani hazır para geliyorken niye reddedelim? Bayraklarını asıyorlarsa assınlar, diyorlar. Türk bayrağı asılsa bir şey olmaz, zaten devlet bizim olacak, idare de bizim olacak, benim Kürt kardeşlerimin de tepesine çökecekler. O benim başı örtülü annelerimi falan komünist yapmaya çalışacaklar, sakallı dedelerimi komünist yapmaya çalışacaklar. Ondan sonra o arada da Türkiye bol bol para da verecek; onların planı o. İyice palazlandıktan sonra diyecekler ki, ya şunun adını koyalım ya, artık iş bitmiş işte, Türk bayraklarının ne işi var burada diyecekler. Zaten yakıyorlar Türk bayraklarını orada burada. Çekin Türk bayrağını, meclisimizi de kurduk diyorlar. Diyarbakır’ı da başkent düşünüyorlar. Ha Konya ha Diyarbakır? Diyarbakır koçyiğit doludur, Mardin koçyiğit doludur. Benim canlarımı, kardeşlerimi siz gasp etmeye kalkıyorsunuz. Müsaade yok, böyle bir şey olmaz. Gök kubbeyi tepenize geçiririz. En az 20 milyon Türk genci asker olarak devletin emrinde hazırız, 20 milyon! Oluk gibi kanımız aksın, oluk gibi, feda olsun. Bir karış, bir karış toprak vermeyiz, mümkün değil, söz bir Allah bir. Mümkün değil, bunu unutacaklar. Benim oradaki annelerimi ben komünistlerin eline vereceğim, öyle mi? Oradaki canım kız kardeşlerimi, koçyiğit kardeşlerimi, küçücük çocukları komünistlerin eline vereceğim, mümkün değil! Bunu unutacaklar, devleti böldüreceğiz, öyle mi? Memleketi böldüreceğiz, mümkün değil. Devlet emreder, seferberlik olur, tak hepimiz asker oluruz; kadını, kızı, çoluğu çocuğu zinde böyle çakı gibi. İster Amerikanızı getirin, ister bilmem neninizi getirin, ister yedi dedenizi getirin, vız gelir tırıs gider. Ha evet akıtırsın kanı, 70 milyonu şehit edersin, tamam senin olsun. Bunun dışında olmaz. Oturuyorlar, kıytırık gazetecilerle bizi korkutmaya çalışıyorlar; tıfıl, böyle ürkek, gölgesinden korkuyor adam. Bıraksınlar bunları. Şimdi bunların barış istemelerinin nedeni şu; ulan barış zaten istenir, zaten İslam’ın emridir. Slim, İslam barış demektir zaten. Slim, kelime kökeni o, barıştır. Müslüman zaten barışçıdır. Yalnız adamların barışa niye ihtiyacı var söyledim. Lenin diyor ki, “bak çekici vurdum mu bastırılmaz” diyor. Ne yapacakmışsın? “Geriye doğru asılacaksın daha iyi vurmak için” diyor. İşte bunların barış dediği bu. Şimdi federal devleti bir kuralım, sonra bir daha bir devlet olalım diyor. Zaten bu kafayla olacak gibi görüyorlar kendilerini. Sonra diyecekler ki Kızıl Çin’e; “ya ordu kurduk ama ne tankımız var, ne uçağımız var, ne bir şeyimiz var. Gelin siz de buraya tesis kurun, üs kurun, yani kızıl Çin de kurabilir, efendim, Rusya da kurabilir istiyorsanız, Kuzey Kore de istediği gibi çalışma yapabilir. Şöyle bir roketlerle falan buraları bir süsleyelim, ondan sonra obüs toplarıyla, ağır silahlarla bir donatalım.” Bütün o PKK’lı teröristlerin tamamını subay yaparlar söyleyeyim, tamamını. Suriye’de ne kadar komünist varsa bilmem ne, hepsini toplayacaklar, dev bir komünist ordu düşünüyorlar; kızıl ordu, kızıl komünist ordu; ağır silahlarla donatılmış. Türkiye’ye de silah ambargosu düşünüyorlar. Sonra diyecekler ki, komünist olduk biz, orduyu da kurduk, militanlarımız da var, biz bunun için mi yaşadık bütün ömrümüz boyunca? Madem komünistiz proletarya diktatörlüğünü kurmamız gerekmiyor mu? Devrim ihracı gerekmiyor mu? Biz devrimciyiz, diyor adamlar, devrim ihracı gerekiyor. Sonra? Hadi bakalım bir Suriye’ye; Türkiye zaten, bir avuç Türkiye kalmış olacak onların kafasına göre, bir Adana’ya kadar girelim diyecekler. Bastıralım şöyle Trabzon’a doğru, Samsun’a doğru bir koridor oluşturalım, bunda bir şey yok, diyecek adamlar askerlere. Bu kadarla kalacak, kafanızı takmayın. Sonra bir lokma daha Ankara’ya, bir lokma daha İstanbul’a, bunu düşünüyorlar, plan bu. Biz de söylüyoruz, eğer sıkıyorsa çıksınlar ortaya bakalım. Bakın devlet emretsin, 24 saatte yirmi milyon genç hazırız. Onun bir prosedürü var, Savunma Bakanlığı emrediyor. Emrindeyiz devletin. Münasebetsizliği bırakacaklar, macera aramayı da bırakacaklar. Tek tek de buluruz bakın söyleyeyim. Banyo yaptıkları yere kadar da girer-buluruz ayrıca, öyle bir konu olmaz. Hani kaçarız-kurtuluruz, öyle bir konu yok. Yabancı ülkelere de kaçsalar, yine buluruz. Densizliği bıraksınlar, ama fikir düzeyinde tartışırım, buyrun gelin tartışalım; televizyonlara çıkıp, radyolara çıkıp tartışalım. Fikir, sonuna kadar açığım, anlatın. Karşılıklı konuşalım. Getirin bana kitap, okuyun. Ben de size kitap vereyim, okuyalım. Ama ‘zorla biz bu işi yapmaya kalkışırız’ derseniz, senin bileğinden yüz misli kuvvetli daha güçlü bilekler vardır. Derler ya; “el sillesini yemeyen kendini bir şey zanneder.” Biz devlet, millet olarak çok müşfik, merhametliyiz, affediciyiz, mazlumuz. Ama dinimize, imanımıza, mukaddesatımıza, namusumuza, haysiyetimize, bayrağımıza, vatanın bütünlüğüne kast edildiğinde nevrimiz döner, bambaşka bir şey oluruz. Aman ha aman, hiç tavsiye etmem. Akıllarını başlarına alsınlar. Nerede görülmüş böyle kabadayılık? Kardeşim ölüm şereftir. Çok beter bir şey bu ya. Vatan, millet, namus, din iman hepsini alacağız diyor adamlar. Yani öyle dehşetli bir şey ki bu düşünen insanlar için, birçok insan için. Ben dehşete düşmem de, birçok insan için dehşet vericidir. Bu dehşeti ben vatandaşıma yaşattırtmam, bunu bilecekler. Bunu unutacaklar, inşaAllah. Münafıklar bir yandan, komünistler bir yandan, PKK bir yandan, kudurdular kardeşim. Her yer kaynıyor fokur fokur yani. Başbakan’a, Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye şefkat ile yaklaşmak lazım. Şimdi onun etrafında güçlü bir kadro var, onu da yalnız bırakmaya çalışıyorlar. Kardeşim başbakan tek başına ne yapsın ya? Tek başına olmaz. Onu moral yönden, manevi yönden desteklemek gerekir. Yalnız bırakılır mı, ya ne yapıyorsan yap denir mi? Sürekli aleyhine konuşuyorlar. Ne yapmasını istiyorsunuz yani? “Alın sizin olsun” mu desin, ne yapsın yani? Onun için aklı başında gençlik, hangi partiden olursa olsun; ben AK Parti’li değilim, ama vicdanen; ki benim aleyhime o kadar çok olaylar gelişiyor ki, anlatmayla bitmez. Yargıda, şurada burada her yerde aleyhime gelişiyor olaylar, yani benim hükümetten hiçbir istifadem yok, hep aleyhime. Ama vatanın, milletin menfaati benim için daha büyüktür, ben kendimi düşünmüyorum. Onun için düşündüm, şimdi bu insanın sürekli üstüne gidiyorlar. Bakıyorum, Cübbeli ayrı üstüne gidiyor, bilmem kim ayrı üstüne gidiyor. Dindarlardan da böyle garip tavırlar gösterenler var. Kardeşim sırası mı? Ne kadar zor bir durumdayız, ne kadar tehlikeli bir durum var. Böyle bir durumda böyle bir şey yapılır mı? Velev ki hatası olsa; olabilir insanlık hali, sırası mı şimdi ya? Onun için birleştirici, bütünleştirici bir tavır içerisinde olmak lazım ve fikir ile halletmek lazım. Komünizme karşı mücadelede ısrarla ilaç verilmiyor. Kardeşim komünist düşünce Güneydoğu’da fikir ile gelişiyor, anlatarak geliştiriyorlar adamlar. Gece gündüz yoğun propaganda yapılıyor. Susmak için buna sebep nedir? Fikrinize mi güvenmiyorsunuz? Bize bırakın o zaman, biz yapalım. Fikrine güveniyorsa o adam zaten galip gelir. Adam diyor ki, ben komünistim, çorba içer misin diyor o da; dalga geçer gibi yani. Çorba iç iyi gelir, diyor. Adam Marksist, Leninist olduğunu söylüyor, proletarya devriminden bahsediyor, annen sana çorba yapsın, evlendirelim seni, diyor. Alay ediyor adeta. Öyle üslup olur mu kardeşim? Çorbayla komünizme karşı nerede mücadele yapılmış? Duydum yani, ananızın çorbasını için iyi gelir size, diyor. Evlendirelim sizi, sizin sorununuz bu; evlenememek, çorba içememek falan, diyor. Ayıp yapıyorsunuz, hiç yakışıyor mu size, koskoca gençsiniz, diyor. Komünizme karşı dünyada nerede görülmüş böyle bir mücadele yapıldığı? Tabii ben hakaret edilsin falan demiyorum, hakaretlerle bir şey yapamazlar, gıcık hareketlerdir. Ben mesela Apo’ya hanzo diyorum, ama karşılığı olmadığı için diyorum. Hayret yani, göbeğini kaşıyor kardeşim, zır cahil, hakikaten cahil. Haşır haşır ağzını, burnunu karıştırıyor bilmem ne. Yabancı gazeteciler falan var, bacaklarını ayırmış, göbek dışarı fırlamış böyle, inanılır gibi değil, el pençe duruyorlar karşısında adamlar. Hayrettir yani. Üç-beş komünist ağzı vardır klasik, onu kullanıyor, onlar da büyülenmiş gibi onu dinliyorlar. İşte Fransız devriminden bahsediyor bilmem ne... Fransız devrimini yapanlar masonlar. Şu anda da dünyaya hakimler, birçok yere hakimler. Şimdi biz onları düzgün yola getirmeye çalışıyoruz, inşaAllah. Allah’a çok şükür, bakın şimdi geçen sene buraya gelen masonlardan bir tanesi, dünya masonlarının lideri oldu. Oradan işimiz kolaylaşacak, inşaAllah. Beni de bayağı seviyor bu adam, bütün dünya masonlarının lideri. O gelen genç de Tapınak Şövalyeleri’nin lideri oldu. “Hocam, bütün kadro bizde Allah’ın izniyle, hepsi emrinizde” dediler inşaAllah. Dinsiz, imansız mason, artık masonlukta barındırmayacağız, kontrol bize geçti, dediler. Hakikaten genç masonlar hep Allah’a inanıyorlar. EvelAllah. Onlar yıllardan beri, üç bin yıldan beri Adonay’ı beklerler, Adon’u, masonların lideri olarak. Ve “İstanbul bizim için hayati bir şehirdir” diyorlar. “Kitaplarımızda, bin küsür yıllık eserlerimizde”; o kitaplardan bana da verdiler, hakikaten İstanbul’dan bahsediliyor. “İstanbul’da bir şahısla karşılaşacağımız bize söylendi” diyorlar, kitapta da var. “İki kişi ile karşılaşacaksınız” diyor kitapta. Biri su testisi taşıyan adam, kova çağında olan kişi, biri de Hz. İsa (a.s.), İsa Mesih. Açık açık anlatıyorlar. “Ve bütün olay İstanbul’da, onu biz biliyoruz” diyorlar. Her şey İstanbul’da. Şeyhim sen…
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Terörist başının esas nereden korktuğu konusunda, yani fikri mücadeleden ve bilimsel mücadelenin kendisini çökerteceğini anlamış ki, sizden bahsediyordu kitabında.
ADNAN OKTAR:“O, Adnan Hoca MİT elemanı, MİT mensubu” diyor. Ulan ben İstanbul’da MİT’in binasının yerini bile bilmiyorum. Hakikaten bilmiyorum, samimi olarak bilmiyorum. Ankara’da da bilmiyorum. Ben Ankaralı’yım ama o yeri hiç bilmiyorum. Hayır şeref duyarım, onur duyarım MİT mensubu olsam ayrıca, öyle bir sorun yok da... “Devlet Osmanlı döneminde de böyle alimlerin, filozof alimlerin etkisinde kalmıştır, onların yönlendirmesine göre hareket etmiştir, şimdi de öyle oluyor” diyor, kitabında yazıyor. Devletimizin zaten milli politikasıdır birlik ve bütünlük içinde olmak. Kardeşim ben Diyarbakır’a neden pasaportla gideyim, kafa mı şu ya? Biz pasaportları kaldırmaya çalışıyoruz, vizeyi kaldırmaya çalışıyoruz, adam da pasaporttan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam söylediğiniz gibi, Gürcistan’da pasaport kalktı, vizeler altmış ülke üzerinden kalktı. Dört sene önce siz söylerken, kimse bunu düşünemiyordu bile, zikrini bırakın, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama Güneydoğu’da özgürlük sonuna kadar olsun benim canlarıma, her yer özgür olsun. Bayındırlık en güzel şekliyle olsun. En güzel yiyecekleri yesinler. Huzur içerisinde yaşasınlar, benim canlarım onlar. Hatta benim kendi imkanlarımı alsınlar oraya götürsünler, ben bunu isterim. Rahat olsunlar, ben o konuda kardeşlerimin mutlu olmasından sevinç duyarım. Dağlar onların olsun. Koyunları otlatsınlar, sığırları otlatsınlar, Kürt çadırlarında oturup sohbet edelim. Zılgıt çeksinler, halay olsun, sıra gecesi yapalım, şahane olur. Onlara zulmedenlerin de Allah ellerini kırsın. Benim Kürt kardeşlerime kim zulmediyorsa Allah ellerini kırsın. Allah hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah göçertsin onları. İddia edilen Ergenekon terör örgütü benim canlarımı orada ezim ezim ezdi. Adamlar psikopat, manyak. Niye ezdiler biliyor musun? Bak ayrılmazsanız böyle canınızı yakarız diyorlar, özetle olay bu. Yani gece gündüz sizin böyle ağzınızı burnunuzu kıracağız, işkence edeceğiz, canınızı yakacağız. Nasıl kurtuluruz söyleyin bana? Bölünerek diyorlar. Bölünün o zaman, yoksa size rahat vermeyeceğiz, diyorlar, olay bu. Onun için işkence yaptılar. Bak hepinizi vuracağız teker teker, diyor. İşkence yapacağız, Filistin askısına asacağız, canınızı yakacağız, kurtuluş elinizde. Bölünün kurtulun, yoksa size rahat vermeyeceğiz, diyorlar. İddia edilen terör örgütünün kafası bu. Manyak bir örgüt, manyak. Ne istediklerini insan anlayamıyor. Yani bu nasıl bir mantıktır, bu nasıl bir düşüncedir inanılır gibi değil. Şeyhim buyur sen bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Deccal komitesi diyor Üstad Hazretleri diye anlatmıştınız, inşaAllah bu tür yapılanmalara.
ADNAN OKTAR:Evet, “kahraman ordu, imanlı millet” diyor Bediüzzaman. “Hakikat hali göreceği, Kuran’ın nuruyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor. Kahraman ordu zincirlerinden kurtuluyor, rivayet bunu gösteriyor” diyor. Deccaliyet ortalığı sardı. Kahraman ordumuzun içinde tabii acayip insanlar olabilir, sürekli düzeltiyorlar. Ama orduya iyi sahip olmak lazım. Çok iyi sahip çıkmak lazım kahraman askerlerimize, paşalarımıza, değil mi? Onlar bizim canlarımız. Cins tipler olursa, zaten onları oradan ayırır, o sorun değil. Anadolu’nun, milletin bağrından sürekli o Peygamber ocağına akış var, inşaAllah. Sevgiyle, şefkatle yaklaşmak gerekiyor. Ordumuzun moralinin çok güçlü olması lazım, inşaAllah. Bir de milli harp sanayinin Erbakan Hocamız çok üzerinde dururdu, en az Amerika ayarında olması lazım. Allah vermesin, tabii ki silah kullanılacak bir şey değil. Allah vermesin çok çok çar naçar kalırsa kendini korumak için kullanabilir. Yoksa silah eritilmesi gereken bir şeydir, eritilip sanayide kullanılması gereken bir şeydir. Zaten Mehdiyet devrinde bu olacak. Mehdiyet devrinde bütün silahlar kalkıyor, hepsi eritilecektir. Mezhepler kalkıyor, onu da anlatacağım. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ki; Mehdi evvelinde mezhepsizliğin yayılacağını ve bunun bir tehlike olduğunu söylüyor, bu doğru, 27. Söz 220’de. Çünkü adamların mezhepsiz olmalarının sebebi, doğrudan dine karşı olduğu için. Mezhepsizliği Mehdiyet için istemiyorlar. Mehdi öncesi devirde mezhepsizliğin büyük bir bela olduğunu, büyük bir tehlike olduğunu söylüyor. Biz de aynı kanaatteyiz. Ama Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında mezhep diye bir şey yok, tamamını kaldırıyor. Münafıkların da buradan Hz. Mehdi (a.s.)’a yaklaşmaya istecekleri hadislerden ortaya çıkıyor. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) bunu vurguluyor. Çünkü münafıklar diyecekler ki; “bak bu bizim dinimizi kaldırıyor, mezheplerimizi kaldırıyor. Bakın mezheplere hücum ediyor” diyecekler. “Din kalmadı” diyecekler. Bunu kim söylüyor? İmam Rabbani söylüyor. Kimden naklediyor? Resulullah (s.a.v.)’den naklediyor. Resulullah (s.a.v.) kimden alıyor haberi? Cebrail (a.s.)’dan. Cebrail (a.s.) kimden alıyor? Allah’tan. Vahiy, vahye dayalı bilgi. Bunu ikinci yarıda genişçe anlatırız, ama şu an biraz detaya girmeden anlatayım.
ALTUĞ BERKER: İmam Rabbani’nin o sözünü okuyabilirim. Şöyle söylüyor İmam Rabbani; “Hazret-i Mehdi (a.s.) İslamiyet’i yayacakResulullah (s.a.v.)’in sünnetlerini ortaya çıkaracakBid’at işlemeye ve bid’atleri Müslümanlık olarak yaymaya alışmış olan Medine’deki din adamı Mehdi’nin sözlerine şaşıp, ‘Bu adam bizim dinimizi yok etmek istiyor’ diyecek”
ADNAN OKTAR:İşte o devrin münafıklarının başı o, o şahıs. Ama birçok münafık, irili ufaklı münafık çıkacaktır ve bütün münafıklar aynı şeyi kullanacaktır. ‘Bakın, bizim alimlerimizin, ulemalarımızın sözünün zıttı bir hareket içerisinde’ diyecekler. O kadar çok ki bununla ilgili hadis. Ve bunu Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı bir silah olarak kullanacaklar. Onun için “Hz. Mehdi (a.s.) işi zordur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s.) bütün Müslümanlar’a, müçtehidine, alimlere sahip çıkıyor, alimler de ona sahip çıkıyor, ama Hz. Mehdi (a.s.) diyor ki alimlere; “görüşleriniz yanlış.” Şefkatle, sevgiyle onların yanlış yolda olduklarını onlara gösteriyor, ama sahip çıkıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın onlara karşı bir düşmanlığı yok, şefkatle yaklaşıyor. Fakat bir kısım yobaz ve münafık takımı “dinimizi ortadan kaldırıyor” diye, Hz. Mehdi (a.s.)’ın mezheplere karşı olmasını silah olarak kullanacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.) bu büyük tehlikeye özellikle birçok hadisle dikkat çekmiştir. Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci; Ehl-i Sünnetin kalelerinden. “Muhammed Mehdi Dini, Peygamber (s.a.v.)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak.” Peygamberiz (s.a.v.) zamanında mezhep var mıydı? Yoktu. “Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak.” Hepsini, Hanefi, Hambeli, Maliki, Şafi, Caferi, Şii hepsi… “Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. “Hz. Peygamber (s.a.v.) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi (a.s.) da en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır.”(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) ehlisünnet alimleri bunlar, bunları söyleyenler. “Hz. Mehdi (a.s.) hiçbir bidatı bırakmayacak.”Peygamberimiz (s.a.v)’in fermanı. El-Kavlu'l Muhtasar’dan yine.“Hz. Mehdi (a.s) kaldırılmadık hiçbir bidat bırakmayacaktır.”
ALTUĞ BERKER: Hurafe veyobazlık demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir 10 dakika ara mı veriyoruz?
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz. Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Şeyhim. Bu mezhepler konusunu anlatıyorduk. Evet. “Resulullah (s.a.v)’in her yaptığını Hz. Mehdi (a.s)’da yapacaktır. Resulullah (s.a.v) cahiliyet temellerini yıktığı gibi, Hz. Mehdi (a.s)’da önceki temelleri yıkacaktır.” Kaldırıyor, onun için insanların ‘dinimizi yıktı, dinimizi mahfetti’ demelerinin sebebi o. “Hz. Mehdi (a.s), İslam’ı yeniden baştan alacaktır.” En eski, Peygamberimiz (s.a.v) zamanındaki döneme dönüyor, inşaAllah. Nehc’ül Belağa 134. sayfasında “İnsanlar Kuran’ı kendi nefislerine göre yorumladıkları zaman” yani ‘münafıkhane bazı kimseler Kuran’ı kendi kafalarına göre yorumladıkları zaman’ “Hz. Mehdi (a.s)” yani hurafelerle yorumluyorlar tabii. “Hz. Mehdi (a.s), onların düşüncelerini Kuran’a doğru yönlendirip” Kuran’ın yeterliliğini, Kuran’ı derinliğini “Kuran’a doğru yönlendirip, onu Kuran’ın gerçeklerinin hizmetine sunacak. Sonra size kitap ve sünnetin nasıl unutulduğunu gösterecek.” Çünkü Ahir zamanda büyük fitne var. “... ve onun canlı anlamlarını ihya edecek.” Abdullah bin Ata der ki “İmam-ı Ebu Caferi Bakır (a.s)’a şöyle arz ettim,” ‘Bize Kaim Hz. Mehdi (a.s)’dan haber ver.’ Buyurdu ki, ‘Resulullah (s.a.v)’in yolunu izleyecek, önceki şeyleri iptal edip yeni şeylerle gelecek.’” İşte münafıklarda bunu bir koz olarak kullanmaya kalkacaklar. Yani Müslümanlar tabii tam olaya hakim olamadıkları için; ‘ya bakıyoruz adam bambaşka birisi’ diyecekler, ‘dinimizi yok ediyor, görüyorsunuz’ diyecekler. Bunu silah olarak kullanmaya kalkacaklar; mezhepleri kaldırması, bidatleri kaldırmasını. Bak alimler ne demiş? “Bu ne diyor” diyecekler, inşaAllah. Cübbeli’nin bu konuda bir açıklamaı vardı, video film. Ona bir bakalım.
VTR: CÜBBELİ, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN MEZHEPLERİ KALDIRACAĞINI ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR: Evet, bak bu dediği doğru, gayet de güzel anlatıyor. “Arkasında Hz. İsa bin Meryem (a.s)’in namaz kılacağı Kaim Hz. Mehdi (a.s) dışında, biz Ehl-i Beyt’ten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun” deccaliyetin, süfyaniyetin “biatı olacağını” yani onların etkisi altında olacağız, diyor biatı aldıktan sonra. “Hz. Mehdi (a.s) döneminde dinsizlğin hakim olacağını, hemen herkesin bu sisteme bağlı olacağını bilmiyor musunuz?” diyor. “Yüce Allah onun veladetini, zuhurunu gizleyecek ve şahsını saklayacaktır.” İnsanlar fark edemiyor Hz. Mehdi (a.s)’yi. “Böylece o zuhur ettiğinde kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır.” Hiçbir tarikata, hiçbir şeyh efendiye bağlı değil, çünkü nübüvvet yolundan ilerliyor. Bir şeyh efendinin sohbetinde kemale geliyor, artık tarikata onun ihtiyacı olmuyor. O, o yoldan devam ediyor. Mesela farz edelim, bir Nakşi büyüğünün sohbetinde -kendi de farkına varmıyor- kemale geliyor. Nübüvvet yoluna giriyor, artık o yoldan kendi gider, diyor. Bunu kim söylüyor? İmam-ı Rabbani, söylüyor. Hüseyin Hilmi Işık Tam İlmihalinde de yazıyor, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız rahmetli. Hasan bin Münzir’in, Zürare’den naklettiğine göre ‘İmam Caferi Sadık (a.s) sonunda şöyle buyurdu. “Vallahi sonunda sahibiniz Hz. Mehdi (a.s) mutlaka zuhur edecek ve boynunda hiç kimsenin biatı olmayacak.” Hiçbir şeyhe, hiçbir mürşide bağlı olmayacak, diyor. İbrahim bin Ömer-i Yemani der ki; ‘İmam Ebu Abdullah şöyle buyurdu “Kaim Hz. Mehdi (a.s) kıyam ettiğinde boynunda hiç kimsenin biatı olmadan zuhur edecektir.” Cübbeli’nin de bu konuda bir videosu vardı. Herhangi bir tarikata bağlı olmayacağını, herhangi bir hocaya bağlı olmayacağına, üniversitede öğrenmeyeceğini, Allah’ın ona ilmi vereceğini söylüyor. “Medrese eğitimi de almayacak” diyor. “Medresede bir eğitim almayacak” diyor. Allah ona, o ilm verecek, Vehbi ilim olacak diyor. O filmi seyredelim.
VTR: CÜBBELİ, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN HİÇBİR TARİKATA VE ŞEYHE BAĞLI OLMAYACAĞINI ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR: Evet, bu dediği de doğru. Herhangi bir alimin eğitiminde geçmeyecek Hz. Mehdi (a.s). Herhangi bir tarikata da bağlı değil. Nübüvvet yolundan… İnşaAllah. Ebu Said’den, Hasan bin Ali (a.s)’dan şöyle buyurdu: “Yüce Allah, Hz. Mehdi (a.s)’nin veladetini (doğumunu) gizleyecek ve şahsını saklayacaktır.” İnsanlar fark edemiyorlar. Hatta “başlangıçta kendisi dahi kendisini bilmez” diyor Bediüzzaman. “Böylece o zuhur ettiğinde kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır.” diyor. Hiçbir tarikata bağlı değil. “Onun gaybetinde” tutukluluğunda “Allah onun ömrünü uzatacak,” uzun ömürlü olacak Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. “... sonra Kendi kudretiyle onu 40 yaşından daha genç görünümlü olarak aşikar edecektir.” Mesela 60 yaşına geliyor böyle görünüyor, mesela 70 yaşına geliyor yine dinç. Yani o kast ediliyor inşaAllah. “Bu, Allah’ın her şeye kadir olduğunun bilinmesi içindir.” (Kemal’üd-Din, cilt 1 sayfa 315.) İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurmuştur; 12 imamın büyüklerinden. “Kaimimiz Hz. Mehdi (a.s) kıyam edince kulların başına elini sürecek.” Böyle şefkatle elini başlarına sürer, diyor. “... ve onların dağınık fikirlerini bir yere toplayacaktır.” Yani elinin temasında bir etki var. Gözlerinin temasında da bir etki var, elinin temasında da etki var. “Dağınık fikirlerini bir yere toplayacaktır.” Çünkü o devirde deccaliyet insanlara büyü yapacak, o da, Hz. Mehdi (a.s) de deccalin büyüsünü bozuyor. Yani onun sohbetleri, elinin mesela başlarını mezshetmesiyle o büyü bozuluyor, kafaları yerine geliyor. “... dağınık fikirlerini bir yere toplayacaktır. Onları bir hedefe doğru yöneltecektir.” İttihad-ı İslam. “... ve onlara beğenilmiş ahlakı kemal haddinde, mükemmel seviyesinde ulaştıracaktır.” Mükemmel bir ahlak anlayışına çekecektir onları, diyor. Bağnazlığa değil. Hazreti İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor, “Kaim Hz. Mehdi (a.s) kıyam edince, Allah kullarının başına merhamet elini sürecek, dikkatlerini toplayacak.” Deccaliyetin büyüsüyle dağılan dikkatleri, basiret ve ferasetlerini topayacak “... ve akıllarını kamil kılacaktır.” Akılları başlarına geliyor Müslümanlar’ın, inşaAllah. Tabii münafıklar o devirde adete kuduracaklardır Hz. Mehdi (a.s)’a karşı, ama çaresiz bir kudurma, yani ızdırap içinde bir kudurma içinde olacaklar. Çok debelenecekler, ama Mehdiyet sürekli adım adım, adım adım ilerleyecek. Sonra tarihin kaydettiği bu ünlü münafıklar bütün dünyaca tanınacaklar. Bunlar özel mahluklar, Allah tarafından özel yaratılmış, böyle isim isim isim… Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanındaki münafıklar nasıl biliniyordu? Nasıl bunlar ünlüyse, ahir zamanın münafıkları da öyle tek tek, isim isim bütün dünyada bilinecekler, inşaAllah. Bir aşağılanma, bir onursuzluk, bir haysiyetsizlik içinde kalacaklar, inşaAllah. Evet, Sahih-i Buhari, Birinci Cilt, İkinci Kitap, hadis numarası 38. Resulullah (s.a.v) ferman ediyor. Buhari’de sahih hadis. “Bu din İslam, (İslamiyet) bir kolaylıktır.” Kolaylık dinidir. “Kim İslam dininde aşırı gidip zorluk çıkarırsa” hurafelerle, ilavelerle, münafıkane şeytani yöntemlerle, “mutlaka ona güç yetiremez hale gelecektir.” İşte şeytaniyetin, münafıkların yöntemi budur. Öyle bir din gösteriyor ki, insanların güç yetiremeyeceği bir din getiriyor. Sonra insanlar kitle halinde dinsiz oluyorlar. “Ben ne yaptım? Sadece tebliğ ettim, adamlar da dinsiz oldular” diyor. Hani şeytanlar diyor ya, “ben sizi çağırmadım, teklif ettim siz geldiniz, bu hale düştünüz. Artık bana bir şey demeyin siz” diyor. Münafığın yöntemide aynı şeytanın yöntemidir. Bak, “Kim İslam dinini anlatımda” onun hükümlerini anlatımda “aşırı gidip zorluk çıkarırsa, mutlaka ona güç yetirmez hale gelecektir.” İslam’ı yaşamaya güç yetiremez hale gelecektir, diyor. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, vahiyle. “Bu dinde bu nedenle, İslam dininde mülayemetle ilerleyin” makullükle ilerleyin, “... ve müjdelenin,” İttihad-ı İslam’la, Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkışıyla, cennetle “... bununla ödüllendirileceksiniz.” Hz. Mehdi (a.s), bu Peygamberimiz (s.a.v)’in sözünün uygulayıcısıdır. Münafıklar tabii salyalarını saçarak kuduz köpek gibi çırpınacaklardır. Hem münafıkların atakları, hem küfrün atağı, hem deccaliyetin, hem süfyaniyetin atağı Mehdiyet döneminde gittikçe azgınlaşacaktır. Mehdiyet’in mücadeleside bununla coşkuya ve aşka dönüşecektir. Çünkü münafık atağı olmazsa, süfyaniyet ve deccaliyetin atağı olmazsa meskenet gelir, Allah esirgesin. Münafık atağı muazzam canlılık meydana getirir. Bediüzzaman diyor ki; “münafıklar yılan gibi şeytani bir zekaya sahiptirler ve dessastırlar” diyor. Onun için onların karşıtı mücadelenin çok akılcı, Kurani olması gerekiyor. Münafığı tespitte, insanlar bana bazen soruyorlar, “Hocam nasıl anlayacağız münafığı.” Bakın ben size çok net ölçüler vereyim. Cayır cayır anlarsınız. Münafığın en hassas olduğu konu nedir biliyor musunuz? İttihad-ı İslam’ı istemez. Çünkü münafık enaniyetlidir, üstünde bir insan istemez. O yüzden Hz. Mehdi (a.s) istemez. O yüzden Hz. İsa Mesih (a.s)’in inişini istemez. Bunu nasıl anlatır, nasıl yapar biliyor musunuz? “Tabii ki Hz. Mehdi (a.s) gelecek” der. Ne zaman? “Benim zamanımda gelmesin, benim enaniyetime o ağır gelir, istemiyorum, ben üstümde bir güç kabul etmem.” der. Ne zaman gelsin? 500 yıl sonra gelsin. Benim çocuklarım da görmesin der ama bak. Münafığın özelliğidir bu. Cübbeli’yi falan ima etmiyorum. O cahil, o ayrı. Adı geçen kişileri de ima etmiyorum. Yani oturup onu üstlerine alınmasınlar. Veyahut “şahs-ı manevidir” der. Çünkü şahs-ı manevi ona emir veremez, onun üstünde olamaz, ona itaat etmesi gerekmez, şahs-ı manevide. O zaman gurur ve enaniyetini rahatça yaşayabilir. Veyahut “Hz. Mehdi (a.s) bir ruhtur” der, görünmez. Ruhun hiçbir zaman için ona gidip Mehdilik yapmayacağını, emir vermeyeceğini o bilir. Bildiği içinde enaniyetini rahatça yaşayabilir ve büyüklük hissini daha rahat yaşar. Münafıkta şeytan karakteri çok büyüktür, yani tek ve en büyük olmak ister. O yüzden Mehdiyet’i istemez ve İttihad-ı İslam’ı asla istemez. Kendi devrinde olmasını istemez. Buradan anlayabilirsiniz. Halbuki bak Sahabe dönemindenden sonra, yani Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından hemen sonra Sahabeler, safların arasında Hz. Mehdi (a.s)’yi arıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) aşkı sarmış kalplerini. Büyüklenmiyorlar, kendilerine imam olmasını istiyorlar Hz. Mehdi (a.s)’nin, büyüklenmiyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s)’i bekliyorlar. Sonradan devran döndü, enaniyet, azgınlık, şeytaniyet geliştikten sonra Mehdiyet’e karşı delicesine bir reaksiyon başladı. Onun için takva adına ortaya çıkanlara bir sorun bakayım. Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkmasını bekliyorlar mı, bu yüzyılda? Yılan gibi oynamaya ve kıvırmaya başlarlar. Asla kabul etmezler. Hz. İsa Mesih (a.s)’in gelişini bu yüzyılda istiyor musunuz? Asla kabul etmez. İttihad-ı İslam’ı bu yüzyılda asla kabul etmez ve İttihad-ı İslam içinde gayret etmez. Ama sakal boyu tamamdır, sarığı, cübbesi tamamdır. Sabaha kadar namaz kılar, çünkü namaz ondan bir şey kaybettirmez, akşama kadar da uyuyacaktır çünkü. Hiçbir namazı da kılmaz ondan sonra, sabah namazı da dahil. Vurur kafayı yatar. Veyahut başka şeyler yapar veyahut kılsa bile gösteriş için yapar. Çünkü İttihad-ı İslam yoksa, zaten Kuran yoktur, İslam yoktur. İttihad-ı İslam olmadan İslamiyet olmaz. Olur, çok eksik olur, yani yüzde 80 olmamış olur. Mutlaka İttihad-ı İslam gerekir, hatta yüzde 90 olmamış olur. Şu an İslamiyet’in, İslam ahlakı ne kadar yaşanıyor dünyada bir görün. Namazını kılıyor dedeler camide, evine gidiyor oturuyorlar. Adamın hayalinde olan bu, bunu düşünüyor. Münafık tespitinde bunun üzerinde durun. Münafığa sorun şüphelendiğinizde, dersiniz, arkadaş, Hz. Mehdi (a.s)’nin bu yüzyılda gelmesini istiyor musun? İstiyorsa, ne gayret ediyorsun o zaman, dersin. Ne yaptın? İttihad-ı İslam istiyor musun? Ne yaptın? Cehd ediyor musun? Komünizme karşı, dinsizliğe karşı, ateizme, Darwinizm’e, materyalizme karşı ne yapıyorsun? “Yok, hiçbir şey yapmıyorum ben, evde dua ediyorum” diyorsa; diğerlerini tenzih ederim, cahil olanları tenzih ederim, ama büyük bir ihtimal münafıktır. İşte size net ölçü. Mehdi zıtlığıyla ortaya çıkar münafık hareket. Çünkü Resulullah’a (s.a.v) düşman olmanın nedeni neydi? Resulullah’ın onlara üstünde olmasıydı, ağırlarına gitti. Onun için Dırar mescidini kurdular, ayrı bir yer. Yani üstünde bir insan kabul etmez münafık. En büyük kendni kabul eder. Şeyhe, mürşide, hocaya bağlı olsa da kalben onlardan nefret eder, hiçbir şekilde de onlara bağlı olmaz. Sonunda o mürşidin yerine kendinin geçeceğine inanır. Mesela bir tarikattaysa, bir cemaatteyse, en büyük başın kendinin olacağına inanır ve bir an önce o mürşidin yok olmasını ister. Zahiren ona sevgi gösterir, ama mutlaka başa geçmek ister. Küçük olsun, ama benim olsun kafasındadır münafık, özelliği budur. Ama cahilliğinden, bilgisizliğinden yapan insanları tabii tenzih ediyorum. Münafık, Müslümanlar’ın adeta benzinidir. Atak yapmalarına, canlı olmalarına, dikkatli olmalarına sebep olur. Onun için Allah münafığı her dönemde yaratmıştır. Mesela Resulullah (s.a.v.) devrinde, münafıklar sayesinde Müslümanlar çok tetikte olmuşlardır, canlı olmuşlardır, uyanık olmuşlardır. Münafık olmadığında meskenete dönüşebilir, Allah esirgesin. Küfrün atağı olmadığında meskenete dönüşebilir. Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde, mezhepleri kaldırdığında, İmam-ı Rabbani diyor: “Medine’nin âlimi” yani İstanbul’un âlimi “bu bizim dinimizi kaldırdı.” diyecek, diyor ve onu irtidatla, mürtetlikle itham edecek. “Eğer” diyor Muhyiddin Arabî Hazretleri, “karındaşları, arkadaşları olmasaydı, o devrin münafık âlimleri onun ölümüne fetva verirlerdi.” diyor. “Kalben ondan nefret edecekler, fakat menfaat icabı ona bağlı kalacaklar.” Diyor, inşaAllah. Onun için münafıklar çırpınsa da, hoplasa da, zıplasa da İttihad-ı İslam olacaktır, Türk-İslam Birliği olacaktır, Hz. Mehdi (a.s.) çıkacaktır, Hz. İsa Mesih (a.s.) zuhur edecektir. Münafık tespitinde ölçüyü söyledim. Kardeşlerimiz buna dikkat edecekler. Desinler, şak ortaya çıkar. Münafık üstünde bir güç kabul etmez, üstünde bir kişi kabul etmez. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) demek, İttihad-ı İslam demek. İttihad-ı İslam demek Hz. Mehdi (a.s.) demektir. Münafık öyle bir ortamda kendini güvende görmez. Çünkü zaten dini ortadan kaldırmayı ister münafık, ama dini dinle ortadan kaldırmaya çalışır. Hurafeleri kullanarak ortadan kaldırmaya çalışır. Bir de münafığın en çekindiği ayetleri söyleyeyim, münafığı yakacak ayetler, İttihad-ı İslam’ı emreden Kuran ayetleridir. Münafığı eğer kül haline getirmek istiyorsanız, yakmak istiyorsanız, o ayetleri okuyun, İttihad-ı İslam ayetleri. Acayip ağırına gider münafığın, çok bunalır. Müslümanlar’ın birlik ve beraberlik içinde olmasına ve dinin, Allah’ın dininin küfrün üstüne geçmesinin önemini anlatan ayetler. Münafığın en çok canını yakan ayetler bunlardır. Münafık bu ayetleri okumaz. Okunmasını istemez. Okuyan olursa dilini eğip, bükerek onlardan kurtulmak ister ve münafığın yine canını yakan bir ayetler topluluğunu söylüyorum, Kuran’ın yeterliliğini anlatan ayetler. Münafık böyle, üstüne tuz dökülmüş solucan gibi kıvranır, acayip canı yanar. Tam bir pisliğe dönüşür, o ayetlere tahammül edemez. Kuran’ın yeterliliği demek, münafığın beynini parçalar, çok ızdırap çektirir, illaki hurafe ister. Kuran’ın yeterliliği, onun için asla kabul edilmeyecek bir şeydir. Hâlbuki Kuran’ı Müslüman ahirette yanında bulunduracak ve “siz sadece Kuran’dan sorulacaksınız.” diyor Allah. Resulullah (s.a.v.) bize Kuran’ı bize nasıl tefsir ettiyse, aynı şekilde biz de Kuran’ı anlayacağız, inşaAllah.
Ayşe Alpman, bana Ayşe Alpman ilginç sorular sormuş. Ahmet Uzun; “... ve İnşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz, Risale-i Nur’u. Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri (Hz.Mehdi (a.s.)) ve şakirtleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” Gelmiş demiyor Bediüzzaman, gelir. “... ve o daireyi” o oluşan daireyi “genişlettirir ve o tohumlar” mevcut olan tohumlar “sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyreder, Allah’a şükrederiz.” diyor Üstad Bediüzzaman.“Süfyan ve komitesi hakkında bilgi verebilir misiniz Sayın Adnan Hocam?” Ahmet Uzun. İşte Suriye’ye bakarsan görürsün. Hafız Esat, Arap sosyalizmi diye komünizmi bütün İslam ülkelerine yaydı; hemen hemen tamamına. BAAS’cı rejim Irak’ı mahvetti, Suriye’yi mahvetti, Libya’yı mahvetti, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır’ı mahvetti. Hepsinde komünist yönetimler vardı. Daha yeni Müslümanlar bu beladan kurtuldu. Filistin’i mahvetti. Filistin’de de komünistler hâkimdi. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, o da süfyan komitesidir, inşaAllah. “Hocam” diyor Ayşe Alpman, “üzerinde resim bulunan bir elbiseyle namaz kılınır mı?” Yani eğer o resme hürmet etmiyorsan kılınır, ama o resmi sen kendine put ediniyorsan, zaten kılsan da kılmasan da küfre düşmüş olursun, değil mi? Kılsan da geçerli olmaz. Ama değer vermiyorsan, o yönde bir inancın yoksa, bir şey olmaz, inşaAllah. Yani onu put olarak görmüyorsan, değer vermiyorsan, değil mi? İnşaAllah. Yalnız Ayşe böyle konuları bana değil, gerçek âlim olan, üstad olan ve müçtehid ve müceddit olan mühim bir âlime, yani Mehmet Talu Hocamız’a götüreceksin. Onun sitesi var, bak oradan öğrenirsin, inşaAllah. Muhterem görmedikten sonra hiçbir şey olmaz, inşaAllah resim, inşaAllah. Ayşe Alpman, Ahmet Uzun, İsmail Hollanda’dan göndermiş. “Hocam, dinsiz siteler var.” Dinsiz site olmasa biz ne ile mücadele edeceğiz? Olacak, tabii ki dinsiz site olacak. Anlatsınlar, hakaret olmasın. Milyonlarca olsun. Mesela bir yerde geniş çaplı ateş yaksalar, yüz tane ateş çanağı olsa, güzel elinde bir kova su varsa, döktün mü üstüne, hepsi bir anda söner, sorun değil. Deccaliyet ateş yaksın, biz söndürürüz, inşaAllah Allah’ın izniyle. Fethullah Hoca “etfaiyeci, etfaiyeciler” diyor, inşaAllah. Hastalık olacak ki, doktor tedavi etsin. Doktor o zaman boş oturur, değil mi? Hz. Mehdi (a.s.) için “baş tabib” diyor Fethullah Hocamız, maşaAllah. Engin Almanya’dan. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Bereketuhu. “Hz. İsa (a.s.) hangi lisanda konuşacak?” Aramice bilir, ama çok zeki olduğu için; bir de o özel bir hafızaya sahip oluyor Peygamberler. İngilizce de bilir, Türkçe de bilir, Arapça’yı çok iyi bilir. Hz. İsa (a.s.)’da çok lisan olur. Çünkü okur okumaz ezberliyor; bakar su gibi ezberler. Peygamberimiz (s.a.v.)’de de vardı o. Bediüzzaman Üstad’ta da vardı. Münafıkları darlandırmanın yolunu zannediyorum iyi anlattım. Münafığa, Selam Aleyküm, İttihad-ı İslam diyeceksin, hemen kıvranmaya başlar. Selamun Aleyküm, Mehdi diyeceksin. Mehdi kelimesi onların beyninde böyle elektrik etkisi yapar, mahveder, darma keşan eder. Hz. İsa Mesih (a.s.) diyeceksin, darma keşan olurlar. Kuran’ın yeterliliği ile ilgili ayet okuyacaksın, mum gibi erirler. İttihad-ı İslam’dan bahseden Kuran ayetleri okuyun, çırpınmaya başlarlar. Münafığı kızdırmak istiyorsanız, bunu yapın. Hemen anlarsınız, renkten renge girerler, buradan anlayabilirsiniz. Ama tabii o hurafeler anlatır, işte falanca şunu dedi der, bunu dedi der, çırpınır, hoplar, zıplar, tevil eder, onların dili böyle, yılan gibi hoplar oradan oraya. Bırak bana dersiniz; dini konuları tenzih ederim, bırak bana bu şeyleri dersiniz. Bana İttihad-ı İslam’dan bahsedebiliyor mu? Edemez. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahset; ha eder, ne zaman? Kendisinden sonra. Şu an diyeceksin, şu an. Şu an İttihad-ı İslam istiyor musun? Kuran yeterli mi, diyeceksin. Resulullah (s.a.v.) zamanında, Resulullah (s.a.v.) Kuran’a uyuyor muydu, uymuyor muydu? Resulullah (s.a.v.) Kuran’ı yeterli görüyor muydu, görmüyor muydu? Sen yeterli görüyor musun? Yok. Ha o dilini hoplatır, o ayrı, yani sincap gibi dili hoplar. Sahtekârlık yapma diyeceksin. Üçkâğıtçı münafık diyeceksiniz, kalben. Anlaşıldı mı? Kaçtığı yere kadar da kovalarsınız, inşaAllah. Bakın ne kadar kolay metot gösterdim, net anlarsınız. Münafık ağzına dahi almak istemez. İttihad-ı İslam’ı, Mehdiyeti, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı, Kuran’ın yeterliliğini ve İttihad-ı İslam’ı anlatan o ayetleri. Asla, inşaAllah.
Kullanıcı adlı Kızıl Can Yıldız, ulan hergele, bir kere sen iddia edilen Ergenekon terör örgütünün kıl bir elemanısın, sana söyleyeyim. İstersen sana gerçek ismini de söyleyeyim hergele, dangalaklık yapma, akılsızlık yapma. Şimdi kulağından tutup polis seni götürecek kerata. Şimdi senin çetenle beraber alayınızı toplayacaklar. Oturmuş bana kabadayılık yapıyor. Bırak bana kabadayılık yapmayı sen, akıllı ol. Gel, konuşmak istiyorsan gel tartışalım, konuşalım, değil mi? Yine hack çek bilmem ne, yine başlamış. Ulan başka silahın yoksa, senin başka konuşacak halin yok sen zaten bitmişsin. Kitabı yakacaksın, interneti kapatacaksın, sonra? Çünkü tartışamıyorum, çünkü fikrim yok. Sen o zaman uydurma adamsın, değil mi? Eğer bilgine, kültürüne güveniyorsan hodri meydan, gel buraya beş dakikada pasını sileyim. Paspas gibi dümdüz edeyim bütün milletin gözü önünde. Onun dışında gücüm yetmiyor, diyor. O zaman hack çek bilmem ne, bırak bunları, inşaAllah. Fikir adamıysan, düşünce adamıysan çık karşıma. Öyle kaçamak yollarla, yok asarız, keseriz, bilmem ne falan, hergele kerata, otur yerine. Kovboy filmlerinden gördüğüyle bana kıllık yapıyor, inşaAllah. Bir de komünist olsa bari kerata, komünist de değil. Çakal, orada burada böyle barlarda falan takılan bir kerata. Şimdi ismini versek yakışık almaz, adresini de verebilirim, inşaAllah. Bir de Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın adını da ağzınıza almayın. Ağzınızı da otuz kere yıkamanız lazım, hergeleler sizi. Ne alaka? Onlar vatansever, delikanlı çocuklardı. Kültürlü, tartışmaya açık, konuşan, mert çocuklardı. Siz, kaçak, kaypaksınız. Oturup bana maval okuyor. Üç-beş tane çakal toplamış etrafına, yok şöyle, yok böyle. Cevap vermem, ama hani yine cevap vermem gerekiyor tabii. Gel, Darwinizm’i tartışalım kerata. Konuşalım, Darwinizm’in D’sini bilmezsin. Bir protein molekülünü sorsam, zınk diye kalırsın. Fosilleri sorsam, kalırsın. Hücrenin yapısını sorsam, kalırsın. Cahilliğin üstüne kuruyorsun. Özenti keratalar, oradan buradan görüyorlar filmlerden falan işte yahut ağbileri mağbileri falan zamanında bunları yönlendiriyor. Duygusal yaklaşıyorlar, romantik yaklaşıyorlar. Komünist oldum, böyle komünist olunmaz. Kültürlü, bilgiliysen, aklın yerindeyse gelir tartışırsın. Gel fikirlerini anlat, ama fikir yok, düşünce yok, bir şey yok. Darwinizm’i anlatacak hali yok ki. Yaratılış Atlası tepelerine tuğla gibi düştü, düm düz oldular. Darwinizm olmayınca, komünizim de olmuyor. Ne yapsın? Hack kek çek, bilmem ne falan çırpınıyor. Şimdi kaç tane birden site açacağım keratalar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 500 siteniz var Hocam zaten.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Şeyhim ne anlatalım? Dört dakikamız varmış.
ALTUĞ BERKER:Yaklaşık üç yüz kitabınızdan biri olan Hayvanlarda Göç Mucizesi’ni izninizle kısaca hemen tanıtayım. Bu kitapta Allah’ın yaratışındaki ihtişam, hayvanların hayranlık uyandırıcı göçleri konusu ele alınıyor, maşaAllah. Bir ay boyunca yere hiç inmeden 15 bin kilometre uçan Albatroslar, göçleri sırasında dünyanın çevresini dolaşan kırlangıçlar, 3 bin kilometrelik bir mesafeyi kat edebilen çekirgeler, doğumlarından kısa bir süre sonra 6 bin kilometrelik yolculuğa çıkan yılan balıkları ve daha birçok canlıyı bu kitabınızda okuyabilirler kardeşlerimiz, inşaAllah. Hayvanlarda Göç Mucizesi.
ADNAN OKTAR: Sevimli güzel Ayşe Alpman, can Ayşe buraya gel, bütün soruları sor. Şimdi senin soruların çok uzun, kardeşlerimizin hakkını almak istemiyorum o yüzden. Gel buraya konuşalım, hatta canlı yayında gel karşıma otur. Ne istiyorsan sor, konuşalım. Diyor ki; “kız kardeşlerimiz niye konuşmuyor?” diyor. Kerata gel sen konuş. Allah Allah. Ne güzel olur, değil mi? Hoşumuza gider. Şeyhim ne yapalım? Ayet okuyalım. Ya Allah bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Hay maşaAllah, bak ne diyor. Müminin suresi, 50. “Biz Meryem’in oğlunu” Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı “ve annesini” Hz. Meryem (a.s.)’ı “bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akarsuyu olan bir tepede yerleştirdik.” Akarsuyu olan, barınmaya elverişli bir tepe. Niye Allah bu detayı veriyor, bilin bakalım. Bak “ikisini” ‘her ikisi için de bu var’ diyor. “... barınmaya elverişli” güvenlik yönünden iyi, “akarsuyu olan bir tepe.” Zaman gelince söyleyeceğim ne hikmeti olduğunu. Şimdi söyleyemeyiz, inşaAllah. 53, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ancak onlar işlerini kendi aralarında farklı kitaplar halinde böldüler. Her bir gurup kendi elinde olanla yetinip, sevinmektedir.” Hem Ehl-i Kitap’ın bölünmelerine bakıyor, hem mezahibe de bakıyor. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde bu ortadan kalkacaktır, inşaAllah. 70, Müminin Suresi. “Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar?”Deli miydi o diyorlar, yani öyle bir iddiada mı bulunuyorlar ya Muhammed (s.a.v.) sana, diyorlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e delilik iddiasında bulunuluyor biliyorsunuz ve Üstad Bediüzzaman’a da delilik iddiasında bulundular. Bana da delilik iddiasında bulundular, şereftir benim için. “Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır.” Doğru diyor Cenab-ı Allah. “... ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” “Hayır o onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır.” 2022 ebcedi. Doğrudan Hz. Mehdi (a.s.)’a bakıyor, inşaAllah. Evet, yarımda buluşuyoruz, görüşüyoruz. İnşaAllah.
SUNUCU: 00:30’dan itibaren Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, A9 TV, Kaçkar TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, Haber 58.com, Harun Yahya sitemizden devam edeceğiz, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...