MÜZEYYEN HANIM: A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Nevşehir Kapadokya TV, Otağ TV Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya, Tokat Safa TV, Mardin Kanal 47, Uşak Egem TV, Erzurum Süper FM, Kırşehir Kent FM, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Adana CRT TV ve CRT FM, Nevşehir Keyif FM, Haber58.com ve HarunYahya.TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.” Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Berker’im buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bugün on üç Mehmetçiğimizi şehit ettiler malumunuz, biliyorsunuz. Siz de terörün nasıl yok edileceğini buradan her zaman anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah; bilimsel ve fikri mücadeleyle.
ADNAN OKTAR: Şimdi, onlar, komünistler, Kuzey Kore’de olduğu gibi, Vietnam’da olduğu gibi savaş halindeler; yani komünist devleti kurmak için, bölgeye ve dünyaya komünizmi hakim etmek için, komünizmin gereği olarak, komünist düşüncenin gereği olarak gerilla savaşı içindeler. Sonra düzenli orduya da geçerler zaten. Onların asıl istediği o zaten, düzenli orduya geçmek. Burada yapılacak şey; onların can damarını vuracak olan moral propagandadır. Yani bütün gerilla önderleri, gerilla savaşının teorisyenleri, pratisyenleri, uygulayanları, hepsi aynı şeyi söylerler, “gerillada en önemli ihtiyaç ne şu, ne bu, moraldir” derler. Açın bakın, yani Ho Chi Minh’den tut, bilmem kimden çık, hepsi aynı şeyi söylerler; Che’nin de söylediği de odur, onun da. Hepsinin söylediği odur bunların; moral gücü. İşte, “sizi havadan biri bizi gözetliyor evi gibi takip ediyoruz, sizin her yerinizi biliyoruz” falan, bunlardan pek etkilenmezler, önemli görmezler. Askeri güç de onları etkilemez, yani çok fazla askeri güç, onlardan da etkilenmezler. Tek etkileyecek şey bilimsel çalışmadır, yani inancını yok etmektir. Çünkü o inançtan dolayı komünist oluyor. Müslümanlara karşı ne yapıyorlardı? Daha önce Kurtuluş Savaşı öncesinde, Lord Curzon falan, bu kişilerin en önemli özelliği, moral güçleri Kuran. Kuran’ı ortadan kaldıralım, inançlarını ortadan kaldıralım, bu konu biter” derler ve Darwinizmi ve materyalizmi anlattılar ve Osmanlı’yı çok rahat çökerttiler. Aynı şekilde karşı taraf için de bu geçerlidir. Darwinizmi, materyalizmi yok edersen komünizm çöker, hiçbir şekilde mücadele edecek güçleri kalmaz. Şu an elde ettikleri güç, Marksist-Leninist teoriden kaynaklıyor, onda şeytani bir güç var. Yani Marksist-Leninist düşünceye giren bir insan, komünist olan bir insan şeytanın etkisine girer ve şeytani bir güç kazanır, şeytani bir moral kazanır ve şeytani bir kararlılık kazanır. Şimdi, radyolardan, televizyonlardan komünizmin geçersizliği anlatılsa, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliği anlatılsa, bütün komünistlerde, bir tek Türkiye’deki değil, bütün dünya çapındaki komünistlerde acayip bir moral çöküntüsü meydana gelir. Yani önce bir debelenirler fakat feci şekilde çökerler. Bir tek Güneydoğu’daki komünistler değil; Danimarka, Norveç, İtalya... Yani PKK’yı destekleyen. Amerika’daki komünistler kat kat fazlasıdır. Danimarka, Norveç, PKK’dan daha fazladır Amerika’daki komünist sayısı. Çok fazla Darwinist, materyalist ve komünist var, ateist var. Dolayısıyla hepsinde ciddi bir çöküntü meydana gelir ve mücadele edecek halleri kalmaz. Net çözümdür. Mesela bir insan, Allah vermesin bazen yanlış bir şeyin peşine gidiyor, adama deniyor ki; “doğrusu şu, yanlış biliyorsun.” Adam; “pişman oldum” diyor, “çok hata yapmışım” diyor, vazgeçiyor, sakinleşiyor. Mesela bir adama kızıyor, onu zannediyor, gidiyor onun peşinden, mesela intikam almaya kalkıyor, adam diyor ki kimliğini çıkartıyor, “benim alakam yok onunla” diyor, bir anda sakinleşiyor. Yani o hırsı, moral gücü kalkar. Dolayısıyla Türkiye’de Müslümanların yapacağı da budur; anti-komünist propagandadır, anti-Darwinist propagandadır. Yapıldığında alınacak netice çok süratli ve çabuk olacaktır. Onun dışında mesela şu an komünist eylem yapılmış oldu. Kuzey Kore’de yapılan; Vietnam’da, Kamboçya’da, Laos’ta yapılan komünist eylemlerin klasik bir benzeri. Rusya’da komünistlerin yaptığının benzeri olan bir hareket, aynı.
ALTUĞ BERKER: Bu konudaki internet sitelerinizi tanıtıyorum Hocam: Pkkyacozum.com; Burada bu anlattıklarınızı çok detaylı bir şekilde bulabilirler kardeşlerimiz. Komunizm.comve Fasizmvekomunizm.com;burada bilimsel ve fikri olarak bu ideolojilerin geçersizliğini tam olarak ortaya koyuyorsunuz. Delilleriyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka ne var Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bugün ahir zamanla ve Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili bir yazısı var. MaşaAllah, yine Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmış. Ahir zamanın Mehdisi’ni beklediğimizi, gelmesinin Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadisleriyle sabit olduğunu, hem Hz. Mehdi (a.s) hem de Hz İsa (a.s)’ın nüzulüyle işlerin düzeleceğini yazmış. Büyük ve kanlı savaşlarla deccalin katledileceğini, süfyanilerin yerin dibine geçeceğini söylemiş. Zamanın imamının, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın kim olduğunu bilmediğimizi ama gıyabında kendisine biat ettiğimizi yazmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Şevket Eygi Hocamız, gerçek samimi Müslüman’dır. Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor, biz de bekliyoruz Hz. Mehdi (a.s)’ı; her kim olursa olsun, severek ve isteyerek tabi oluruz. Kim olursa olsun. Bütün Müslümanların ittifakla Hz. Mehdi (a.s) bildiği bir insana -yeminle söylüyorum- tabi olurum. Allah’ın adına yemin ediyorum. Yani bütün Müslümanların Hz. Mehdi (a.s) olarak bildiği bir kişiye tabi olacağıma Allah adına yemin ediyorum. Yani aksi olursa; Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Hemen tabi olurum. Müslümanlar toplansın, benim bildiğim büyük alimler, Ehl-i Sünnet alimleri, Şii alimleri falan toplansınlar, falanca şahıs Mehdidir desinler; söz bir Allah bir, Allah adına yemin ediyorum, hemen bağlanırım, biat ederim. Hiç tereddüt etmem, doğrudur o çünkü Müslümanların ittifakı bir ayettir, bir delildir. Bütün Müslümanları Allah bir konuda ittifak ettirmez çünkü hadiste var Allah; “Ümmetimi bir delalet konusunda ittifak ettirmem” diyor, yani anormal bir şey konusunda ittifak ettirmem diyor. Bütün Müslümanların ittifakla gördüğü bir şey Allah tarafından kalplere ilham edilmiş demektir. Artık onun tartışması olmaz. O tamamdır; her kim olursa olsun, her kim olursa olsun, hangi cemaatten olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, Müslümanlar ittifakla bu diyorsa, bu kişi diyorsa, bitti. Tekrar diyorum; Allah adına yemin ediyorum, söz bir Allah bir hemen bağlanır, itaat ederim, talebesi olurum; kapıcısı, hizmetçisi olurum. Bütün Müslümanların da bu görüşte olması lazım. Çünkü bak bütün Müslümanların kalbine Allah ilham ediyor onun Hz. Mehdi (a.s) olduğunu. Şimdi bu bir ayettir, bu çok mühim bir şeydir. “Hayır, ben bunu dinlemiyorum” denir mi? “Yanlış teşhis ettiler” denir mi? Doğru teşhistir o, çünkü icma var. İcma, İslam’da önemli bir delildir. İcma-i ümmet var. Kıyas-ı fukuha vardır, biliyorsun ama icma-i ümmet var burada, çok önemli bir emirdir. İcma ile ümmetin genel kanaatiyle belli olmuş, aksi zaten fitnedir. Fitne de haramdır. O tamam, o kişi Hz. Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Ama münafıklar tabii hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s) aramazlar; dilini dolandırır, evirir, çevirir, yani istiyormuş gibi yapar ama istemez. Çünkü en son noktada bakarsın mutlaka kaytaracak bir nokta bulurlar. “Tamam, güzel de, daha var” der veyahut “geçmiş” der. Kurtulmak istiyor ya. Tabii bir kısmı cahilliğinden yapar ama daha çok bunu münafıklar yapar. Münafıkların bir yöntemidir, münafığı belirleme de bir yöntemdir. Bak ya “geçmiş” der, ya “gelecek” der, ya “ruhtur” der, ya “şahs-ı manevidir der” ama illa ki Hz. Mehdi (a.s)’ı yok etmek peşindedir. Hz. Mehdi (a.s)’ı kim yok etmek ister? Deccal yok etmek ister, değil mi? Hz. Mehdi (a.s)’ı, adam illa keserek yok etmez ki, işte inançla da yok edebilir. Deccal zaten inançla yok etmek istiyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Dolayısıyla bu da bir deccaliyet olmuş oluyor, deccalin askeri olmuş olur insan. Cahilliğinden yaparsa o ayrı ama bilerek yaparsa deccale ve şeytana tam tabi olmuş olur. Ve münafık alameti göstermiş olur. Onun için evirip çevirmeyecek. Yine bir münafık alameti de; direkt küfür büyük bir tehlikeyken, bak PKK tehlikesi var, komünist tehlike var, dinsizlik tehlikesi var, dünyanın yüzde doksan dokuzu dinsiz olmuş; bunları bırakıp Müslümanlara tevcih oluyorsa bir insan, yani ağırlıklı olarak Müslümanlarla uğraşıyorsa; işte şu, şu mezhepten, şu cemaatten, şu şöyle yanlış, bu böyle yanlış; bu da bir münafık alametidir, bu da deccal ordusuna bir hizmettir, deccaliyete hizmettir. Çünkü Mehdiyet ne yapar? Direkt küfrü hedef alır ve münafıkları hedef alır. Mehdiyet özellikle direkt münafıkları hedef alır, çünkü Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s) cereyan-ı münafıkaneyi dağıtacak” diyor, yani münafık cereyana karşı bir güçtür Hz. Mehdi (a.s), cereyan-ı münafıkane. Müslüman hatalı olabilir tabii, çok değişik görüşte insanlar olabilir. Her cemaatin kendine has bir görüşü var ve her cemaat diğer cemaatin görüşünü benimsemediği için, yanlış bulduğu için kendi cemaatini savunur. Mesela Şiiler kendi cemaatini savunur, Caferi ayrı, Sünniler ayrı. Sünni’de Hanefi, Hanbeli, Şafi, hepsi ayrıdır; tarikatlar ayrıdır. Adam beğenirse gider öbür tarikata girer. Kendi tarikatını beğenir, kendi görüşünün doğru olduğunu önerir ama işi gücü bırakıp, küfürle ve münafıklarla mücadeleyi bırakıp Müslümanları hedefliyorsa, bu deccal ordusunun elemanı olduğunu gösterir. Deccal ordusunun elamanı olunca alnında damga olmaz, olur da Allah Katında olan bir damga vardır. Onun için ben, dikkat ederseniz direkt küfrü hedeflerim, münafıkları hedeflerim. Müslümanları hedeflemem. Mesela bana sürekli soruyorlar; “şu nasıldır, bu nasıldır?” Ben Müslüman’ı hedeflemem. Çünkü bu münafığın sistemi, yöntemidir. Münafık çünkü küfrün dağılmasını istemez, çünkü münafık olabilmesi için küfrün devam etmesi lazım. Küfre sırtını dayadığı için münafık güç kazanır zaten. Mesela Müslüman’ı tehdit edebilmesi için küfre sırtını dayaması lazım. İşte der ki; “seni ihbar edebilirim”, “mahkemeye çıkarım,” “şunu yaparım, bunu yaparım.” Böyle aba altından sopa göstermeye kalkar kendi kafasınca, ahmak kafasınca. Onu, ona şeytan söyletir; onun kaderindedir. Münafık kendi aklıyla bunu düşünemez, münafığa ilka eder şeytan bunu, kalbine. Eğer küfür kalkarsa münafığın bütün gücü de kalkar, alelade hale gelir. Münafığın diklenmesi, itlenmesi, Müslümanlara alçakça ve kahpece tavır koymasının nedeni küfre sırtını dayamasıdır; onlardan güç bulur. Yoksa tahayyül edin, küfrün olmadığını düşünün; münafık adım atabilir mi? Atamaz. Güç olarak dayandığı bir yeri, bir sistemi de yok etmek ister mi münafık? İstemez. Küfür duracak ki o da atak yapabilsin, onu kullanabilsin. Mesela gider onların televizyonunu kullanır, imkanlarını kullanır, bilmem neyini kullanır, şununu kullanır, bununu kullanır ve oradan kudurmuş gibi Müslümanların aleyhine tavır koyar. Küfre tek kelime konuşabilir mi? Konuşamaz. Küfre ne yapar? Yalakalık yapar, itlik yapar; domuzun pisliğindeki kurt gibi, gider oralarda gezinir, onun pisliğiyle yaşar. Çünkü küfrü yıkarsa kendi yuvası dağılacaktır, kendi sistemi dağılacaktır ve en önemlisi enaniyetini besleyen, azgınlığını besleyen ana güç, küfür kalktığında, o itliği yapamayacak hale gelmiş oluyor. Yani tehditkar tavrını kaldırmış oluyor, o zaman yapamıyor bir şey. Onun için Kuran’da da münafıkların hep böyle örtülü veyahut açık Müslümanları tehdit ettiğini görürüz; yöntem hep budur. İşte, “Bak sırrınızı söylerim ha!” “Şunu söylerim!” “Bunu söylerim!” Kuran’da dikkat ederseniz bu vardır. İşte, “düşmanlar size karşı toplandı, gücünüz kalmadı.” Böyle bir mantık içerisindedir münafık ama bunu yaparken de dürüst, efendi, akıllı, isabetli insan konumunda ortaya çıkar; derli toplu, ehl-i takva, ehl-i sünnet; işte sarığı, cübbesi her şeyi tamamdır, tespihi tamamdır. O da dışarıya karşı bir dayanma gücüdür, çünkü eğer onları da kullanmazsa Müslümanların içerisine sızma gücü olmaz. Kamuflaj yapmış bir canavardır münafık; o sarığın, cübbenin, takkenin içerisine saklanır veyahut neyse artık, saklanacağı ne bulursa. Yılan gibi toprağın içinden, böyle sezdirmeden kamufle olmuş olarak geçer, Müslümanları zehirlemek için. Onun için Müslümanlar için en büyük tehlike; birincisi münafıktır, ikincisi küfürdür. Bediüzzaman da onun için, “Hz. Mehdi (a.s), cereyan-ı münafıkaneyi dağıtacak” diyor. Bak, küfrü demiyor; “cereyan-ı münafıkaneyi dağıtacak” diyor. Küfrü esas bir şey olarak almamış Bediüzzaman, çünkü münafık cereyan gidince zaten küfür gitmiş oluyor; münafıklığın altında yaşıyor küfür. Münafık desteği olmadan zaten küfür hareket edemez; münafığın muhbirliği olmadan, ihbarcılığı olmadan, alçaklığı olmadan, kahpeliği olmadan, onların orada burada adamları olmadan küfür hareket edemez. Dikkat ederseniz her türlü melaneti, her türlü pisliği Müslümanlara Müslüman görünümünde münafıklar yapar; küfürden hiç göremezsiniz, çok nadirdir. Köşe başı, orada burada, mesela bakarsın münafık, alçak gider, mesela devlet dairesinin bir yerindedir, orada ahlaksızlığını yapar, itliğini yapar; bir bakarsın başkası, başka bir yerde hoca görünümündedir, oradan alçaklığını yapar. Bir bakarsın öğrenci görünümündedir; o, orada gider alçaklığını yapar. Bu mikropların bir tanesi bile bin kafir gücündedir. Bir münafığın gücü çok fazladır. Onun için onlara yapılacak olan azabın gücü de çok fazladır. Mesela cehennemin en derin tabakasına koyuyor Allah münafıkları ama “onlara o gücü Ben verdim” diyor Allah, münafıklara. Münafıklar da zanneder ki bağımsız hareket ediyorum. Münafığın en önemli özelliği kendi aklıyla, kendi gücüyle o münafık atakları yaptığını zanneder. Onun kaderinde olduğunu, onu Allah’ın ona yaptırdığını bilmez. Bir ekran gösterildiğini, ekranın içerisinde Allah’ın ona o münafık eylemleri yaptırdığını bilmez; hepsini kendinin yaptığını zanneder ve kendini de hakikaten müstakil bir varlık olarak görür, bir görüntü seyrettiğinin farkında değildir o. Dışarıda aslı vardır ama görüntüsünü seyreder. Münafık onu akledecek şuura sahip değildir. Kaderinde olduğunun şuurunda da değildir. Mesela Ebu Cehil’e, Ebu Leheb’e, diğer kafirlere, diğer münafıklara eylemlerini yaptıran, tamamını yaptıran Allah’tır. Mesela Ebu Leheb’e, “elin kurusun” diyor Cenab-ı Allah; “eli kurudu ya” diyor, “eşi ve kendisi cehennemdeler” diyor. “Eşi de odun hamalı” diyor Cenab-ı Allah. Kuran ne zaman vardı? Daha Hz. Adem (a.s)’ın çamuru karılırken vardı. Ebu Leheb ile ilgili bu hüküm orda geçiyordu. Daha Ebu Leheb doğmamıştı. Bak, Ebu Leheb daha doğmamış; hem cehennemde adam, hem daha doğmamış. Daha dedeleri, babaları doğmamış; daha Hz Adem (a.s)’ın çamuru da yeni karılıyor. Böyle bir sistem ama münafık bunu bilmez. Müstakil yaptığını zannettiği için; yani müstakil adilik, alçaklık yaptığını zannettiği için, kendinde akıl almaz bir güç vehmeder. Bediüzzaman; “dessası şeytandır” diyor, yani “desiseci bir şeytandır” diyor ve “şeytani bir zekavete sahiptir” diyor münafık için ve bunlar her yere iş olurlar. Bunlar ortacıdırlar genellikle. Yani ne şuradan, ne buradan havasındadırlar. O yüzden başarılı olurlar. Yani mesela kafirle kafir gibidir, Müslüman’la Müslüman gibidir, bir başkasıyla bir başkası gibidir. Her yere uyar münafık, özelliği budur ama hasseden küfrün hiçbir şekilde yıkılmasını istemez. O yüzden de İttihad-ı İslam istemez. İstiyor gibi görünür fakat istemez ve var gücüyle küfrün ayakta durmasını ister. Çünkü gücünü kaybetmek, münafık için ölüm gibidir. Onun ölümünden çok korkar münafıklar ve hiçbir şekilde o gücünü kaybetmek istemez. İstememesinin nedeni de hiç olacağını düşündüğü için ve bir nevi manen öleceğini düşündüğü içindir. Birkaç kere de tekrarlıyorum ki akıllarda iyi kalsın diye, iyi kavransın diye.
ALTUĞ BERKER: Yetmiş bin sarıklının da deccala tabi olacağını, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildirdiğini anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii, ‘yetmiş bin sarıklı’, az sayıda değil, yani çok fazla sayıda demek istiyor. Cenab-ı Allah vahyidir Peygamber (s.a.v)’e. Bak, ‘yetmiş bin sarıklı.’ Demek ki bunlar takva görünümünde ortaya çıkacaklar. Kimi Ehl-i Sünnet’i, kimi Şiilik’i savunmak iddiasıyla ortaya çıkacaklar. Fakat Mehdiyet hepsine son vermiş oluyor, bu çok önemli. Münafık din kardeşini esas almaz, kan kardeşliğini esas alır. Irk kafasına göre hareket eder. Mesela en takva bir Müslüman dahi olsa, kendi kanından olanı üstün görür. Halbuki üstünlük takvaya göredir; “Acem’in Arap’a, Arap’ın Acem’e üstünlüğü yoktur” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Üstünlük ancak takvayladır” diyor. Takvayı esas almaz o. Onun için, mesela Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da münafıkların kendi kardeşleri Resulullah (s.a.v)’in safına geçmişlerdi. Hayret ediyorlardı, yani kan bağı olduğu halde nasıl din bağıyla oraya gidiyorsunuz diye. Halbuki Müslüman, münafıktan lağımdan tiksinmekten daha fazla tiksinir. Çok aşağılıktır ama münafık bu kadar aşağılık ve pislik olduğunu düşünmek istemez. Müslüman, tiksindiği, aşağılık ve pislik olduğu için, Allah’ın düşmanı olduğunu bildiği için münafıkla görüşmez ama münafığa da sorsan kendini evliya gibi görür. Kafasında sarıkla, bilmem nesiyle falan gezer, inşaAllah. Çıkartırlar televizyona, alimlere saldırır, büyük hocalara saldırır. Peki, komünistlere? Çıt yok. PKK’ya? Çıt yok. Darwinistlere? Çıt yok. Sen hani dindardın, hani Müslümandın, hani dava adamıydın? Senin dilinde hep Müslümanlar var; ya Şeyh Nazım Hocamıza hakaret eder, haşa, yahut Fethullah Gülen Efendi’ye hakaret eder veyahut şuna hakaret eder, buna hakaret eder. Peki, senin ilmi mücadele yapacağın onlar mı, yoksa ateistler, dinsizler, komünistler, masonlar ve diğer zevat mı ve münafıklar mı? Sen bunları bırakıyorsun. Darwinistleri, materyalistleri bırakıyorsun. Ne yapıyorsun? Direkt Müslümanları hedefliyorsun. Bu münafık alametidir. Bilinmesi için söylüyorum. Herhangi bir kişiyi hedefleyip bunu söylemiyorum. Genel yani. Ben adı geçen kişileri tenzih ederim.
Şehitlerimizin cenazelerinde aileler, anneler, babalar ağlamayı durdurmaları lazım. Ağlama olmaz. Bir savaş var; Malazgirt gibi, Çaldıran gibi, Çanakkale savaşı gibi. Çanakkale savaşında anneler ağlıyor muydu, babalar ağlıyor muydu? Yüz binlerce şehit verdik. Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni, iddia edilen Ergenekon terör örgütü yıkmak istiyor. Olay bu. Bir savaş hali var. Olağanüstü bir durum var. Bilmiyorum, tabii takdir devletin, hükümetindir de, böyle şeyleri şimdiden söylemek… Tabii ben hürriyetçiliği arıyorum, demokrasiyi arıyorum, rahatlığı arıyorum ama olağanüstü hal gerekebilir diye düşünüyorum Güneydoğu’da, olağanüstü hal gerekir diye düşünüyorum. Çünkü savaş kararını almış durumdalar, şu an görülüyor. Adamlar şımardı yani, psikopatlık falan yapıyorlar. Bunlarla oturup demokrasi falan konuşmak, bunlar bunu anlayacak durumda değil. Komünist böyle şeyden anlamaz. Komünist için demokrasi gülünecek bir şeydir. Barış, kardeşlik falan, bunlar gülünecek şeylerdir. Adam proletarya diktatörlüğünü hedeflemiş. Kafaya bunu koymuş. Bir kere hürriyetçi bir olağanüstü hal, şefkatli bir olağanüstü hal gerekiyor gibi görünüyor. Yani, benim tabii haddime değil ama yine ben vatandaş olarak, kendi görüşüm olarak söylüyorum. İkincisi; askerlerimizin tamamına zırhlı yelek giydirilmesi gerek diye düşünüyorum. Üçüncüsü; nöbet sisteminin, yine haddime değil, vicdanen rahatsız olduğum için söylüyorum, iki tane nöbetçi olmaz. Yüz kişilik bir bölükte en az elli kişinin nöbetçi olması lazım. Ellisi uyuyacak, ellisi ayakta kalacak; öyle olması lazım. Yani nöbet sistemi başka türlü olmaz ve asker sayısı da, bizim Yunanistan sınırında falan askere ihtiyacımız yok, Allah’ın izniyle. Yani başka hiçbir bölgede askere ihtiyacımız yok. Rusya sınırı için de bir sorun yok. Bütün askeri Güneydoğu’ya kaydırmak lazım, yani ağırlıklı olarak oraya kaydırmak lazım. Polis sayısını orada en az iki misline çıkartmak lazım. Halka da, oradaki kardeşlerimize de çok candan yardım etmek, onları sevmek; oradaki yetim, öksüz gençleri de, çocukları da alıp burada aileler barındırsınlar, evlatlık edinsinler kardeşlerimizi. Yiyecek, giyecek yardımı yapalım ailelere, çocuklara. Doktorlarımız gönüllü olarak orada görev alsınlar. Fakat askerimiz sokakta açıkça gezerken, mutlaka çapraz, birbirini koruyacak şekilde gitmeleri lazım. Mesela iki asker dümdüz gidiyorlar, benim canlarım. Bunlar kahpe, bunlar kalleş, gelip sırtından vuruyor. Yani onun için kahpelik bir şeref. Herifte ahlak yok ki kahpelikten utansın. Delikanlıysan gelsene, cepheden yanaşsana, bakalım ne oluyor. Onun için, sokakta bizim canlarımız gezerken mutlaka çapraz takibe alınması gerekiyor. Bir de, sivil kardeşlerimizin, sivil görevlilerin de gönüllü olarak görev almasında fayda var. Mesela vatandaşa devlet görev verebilir. Mehmetçiğimizi takip etsinler yolda giderken, çaprazdan takip etsinler; orası insan dolu. Bütün mesele sahip çıkmakta, çok candan sahip çıkmakta ama hepsinin üstündedir anti-komünist propaganda. Hepsinin üstündedir. Yani Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması dünyada bütün komünistleri mahveder, şok olurlar, yerle bir olurlar. Yani Türkiye bunu resmi olarak yaparsa yer yerinden oynar. PKK bağıra bağıra ölür, bağıra bağıra yok olur. Darwinizmin geçersizliği anlatılsa direkt kazınır, Türkiye’de komünizm diye bir şey kalmaz. Türkiye’de birçok gazetede televizyon kanallarında görev yapan insanların bir kısmı komünistler. Komünist olunca, komünizm bir dindir. Nasıl Müslüman, Müslüman’ı savunuyor, değil mi? Mesela hemşeri, hemşeriyi savunur; Türk, Türk’ü savunur, bu böyledir. Komünist de, her ne görüşte olursa olsun birbirini savunur. Dolayısıyla PKK’lı bir komünist, İstanbul’daki bir komünistin dostudur. Komünistlerde bu genel olarak, yani yüzde 80-90 kesin inançtır. Büyük bir bölümünde kesin inançtır. Hatta yüzde 95’ine yakın bu şekilde düşünürler ve onu büyük bir başarı olarak görürler. Komünist eylem, Mehmetçiğin şehit edilmesi bir onur meselesidir; çok büyük bir olaydır, mühim bir komünist eylemdir. Lenin’in, Marks’ın sözlerinin doğru çıkmasıdır. Onun için yaptıklarına yapacaklarına pişman etmek için orada on binlerce, yüz binlerce kitap dağıtılması; radyolardan, televizyonlardan Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması, kelimenin tam anlamıyla mükemmel netice almamıza sebep olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: DTK, bunların kongresi de, bugün demokratik özerklik ilanı yaptılar.
ADNAN OKTAR: DTK nedir?
ALTUĞ BERKER: Bu partinin, demokratik toplum kongresi. Onların kendi sivil…
ADNAN OKTAR: Tamam, nerede diyorlar bunu?
ALTUĞ BERKER: İşte kendi çalıştayları sonunda, Aysel Tuğluk; “demokratik özerkliği ilan ettik” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne demekmiş o?
ALTUĞ BERKER: Kendi kendilerine federasyon ilan etmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Bence açık, adamlar tavırlarını açıkça ortaya koyuyorlar, anlaşılmayacak gibi değil. Bu konuda, diğer partilerin de hükümete destek olarak muhalefeti kaldırmaları lazım. Yekvücut olarak; MHP, CHP, AK Parti, Saadet, Büyük Birlik Partisi yekvücut olduklarını açıklayıp, bir deklarasyon sunup net tavrı ortaya koymaları gerekir. Bu çok büyük darbe olur. Arkadan da bilimsel karşı propaganda, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Hocam, ben bir Kuran mucizesi anlatmak istiyorum; uzayın keşfiyle ilgili. İnsanların ilk uzayı keşfetmeleri 4 Ekim 1957 yılında Sovyet uydusu Sputnik’in uzaya fırlatılmasıyla başladı. Dünya’nın yörüngesinden ilk ayrılan insan da yine Sovyet kozmonot Yuri Gagarin’dir. İnsanların ilk aya çıkışları da, 20 temmuz 1969 yılında Amerikalıların hazırladığı Apollo 11 seferiyle birlikte oldu. Hocam, 1400 sene önce, daha teknolojiden iz bile yokken, Allah Kuran’da, bize böyle bir alanda, böyle bir gelişmenin olacağını haber veriyor. Buyuruyor Allah, diyor ki; euzübillahimineşşeytanirracim “Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak ’üstün bir güç (sultan)’ olmaksızın aşamazsınız” diyor Allah ayette. Ayette geçen, ‘sultan’ kelimesi burhan, hüccet, güç, kuvvet, delil, kanıt, ruhsat gibi anlamlara geliyor. Allah bize ayette, dikkat edersek, gök ve yerin derinliklerini aşmanın mümkün olmadığını değil, ancak ‘üstün bir güç’le mümkün olabileceğini söylüyor. O ‘üstün güç’ Hocam, 21. yüzyıldaki teknolojiye işaret ediyor olabilir, Allah bilir doğrusunu. Çünkü Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu gerçeğe günümüz teknolojisiyle ulaşıldı, uzaya gidildi, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. “Tokat Kütüphanesi’ne kitap hediyelerimiz- Esselamun Aleyküm Canım Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sadık talebenizim, ellerinizden saygıyla öpüyorum. Şanlı mücadelenize destek olabilmek ve bu yolda sağlam kalabilmemiz için dualarınızı bekliyorum. Tokat Kütüphanesi’ne Yaratılış Atlası’nızı hediye ettik. Çocuklarım Mehmet Can, Mehmet Şamil ve eşim sizi, sadık talebenizi çok seviyoruz, resimlerini gönderiyorum, inşaAllah. Yakında Tokat Yeraltı Çarşısı’na kitaplarınızın sergisini açacağız. Allah en kısa sürede Türk-İslam Birliği’nin kurulduğunu, bütün Müslümanların kucaklaştığını hepimize göstersin. Amin. Talebeniz Ali Fahri Yıldız.
“Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Hey gidi hey Hocam! Aklımdan geçenleri bir bilseniz var ya. Hocam, tek cümle ile helal olsun, size söyleyecek kelime bulamıyorum. Öyle olduğum yerde hiç konuşmadan dinliyorum sizi, kanal bile değiştirmiyorum artık. Mehmet Yenilmez, İstanbul.” Doğru ya, maşaAllah. A9’u açtın mı, tamam. Hep müspet bilgi, hep olumlu, güzel bilgiler, maşaAllah.
Tokat Kütüphanesi resimleri
Tokat’a sekiz yaşımda gittiğimde, bu kütüphaneye gitmiştim. Teyzemin çocuklarıyla beraber gitmiştik, orada kitap okumuştum. Acayip hoşuma gitmişti. Böyle renkli kitaplar açıyorum, kapağı açıldı mı içinde kapağın içinde kartondan sistem kurmuşlar, açılınca şekil oluşuyor falan. Acayip hoşuma gitmişti, böyle rengarenk kitaplar. Her birinden ayrı ayrı okudum, onlardan baktım, ansiklopedilere bakmıştım. Daha hala aklımdadır; hoş, güzel bir kütüphanedir. Allah bereketli, etkili kılsın, inşaAllah. Şahane olmuş. Her kütüphanede mutlaka Yaratılış Atlası bulunsun. Kardeşlerimiz, çelik ağla Türkiye’yi donatmış olurlar. Yaratılış Atlası’nın olduğu yerde Darwinizm, materyalizm olmaz; yani beynini dağıtır küfrün, darmakeşan eder. Psikolojik yönden de çökertir, son derece etkilidir. Onun için ne yapıp edip, kardeşlerimiz her köyde, her kasabada mutlaka bir Yaratılış Atlası beylik olarak bulundursunlar. Kimseye hediye etmesinler, mesela köy odasında bulunsun Yaratılış Atlası. Köy kahvesinde bir tane bulunsun. Müthiş etkili olur. Son derece rahat olsunlar, yan gelip yatsınlar. Kitabı koysunlar, gerisine karışmasınlar. Adam gelip üç sayfa okusun, bütün kafasındaki zehir gider. Okumaya bile gerek yok, resimlerine baksın yeter. On sayfa resmine baksın, kafasında kir-pas hiçbir şey kalmaz.
ALTUĞ BERKER: Münevver Peker yazmış size; “Çok sevdiğim Saygıdeğer Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi sizin ve talebelerinizin üzerine olsun, inşaAllah. Allah ilminizi, gücünüzü, ömrünüzü artırsın ve sizi görünen ve görünmeyen kötülüklerden korusun, inşaAllah. Hocam, çok hayretler içindeyim, inşaAllah. Bugün İttihad-ı İslam’ın olacağına şahit olur gibi oldum. Küçük örneğini anlatayım, inşaAllah. Ben Almanya’da sağlık-sigorta hizmetlerinde çalışıyorum. Kadro, %90 Alman ve yobaz Hıristiyanlardan oluşuyor. Türk ve Müslümanlara hiç his bakmayan bir kadro, anlayacağınız. Bugün genç bir Alman, hanım meslektaşımız gelip bizden İslamiyet hakkında bilgi istedi ve oturduk, konuştuk. Allah (c.c) rahmetini indirmiş, inşaAllah Hocam. Söylediği cümle şu oldu; "bana bu güzellikleri veren ve işlerimde hep yardımcı olan Allah’a teşekkür etmek istiyorum." Sizin sitenizin Almancasını hemen kayıt etti ve inşaAllah şehadet etmek istediğini söyledi. Hocam, dua edin, inşaAllah; bu kızcağız ve diğerleri hidayet eylesin, inşaAllah. Hocam, daha çok çalışmam lazım çok, tebliğ etmek o kadar kolay değilmiş, inşaAllah. Bana dua edin, inşaAllah. Allah, ilmimi-irfanımı artırsın, hidayet etsin, inşaAllah. Selamun Aleyküm, kandiliniz şimdiden mübarek olsun. Münevver Peker.”
ADNAN OKTAR: Allah tekrarını erdirsin.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ı, Kral Mesih ve Moşiah olarak Musevilerin de beklediğini anlatıyorsunuz her zaman. Bir haham, ilerlemiş yaşına rağmen, günde sekiz saat ayakta durarak gelenlere bir dolar sadaka veriyor ve dua istiyor, onunla ilgili bir görüntü var.
ADNAN OKTAR: Evet, çocuklara, fakirlere, önüne gelene bir dolar veriyor. MaşaAllah, biliyorum.
ALTUĞ BERKER: Ve Hz. Mehdi (a.s) için dua etmesini istiyor.
ADNAN OKTAR: Sadaka dağıtıyor, maşaAllah. O arada da sürekli Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor ve şartlarının oluştuğunu, çıkmasının an meselesi olduğunu söylüyor, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Bakara Suresi, 286. ayette; Müslümanlar, müminler dua ediyorlar, diyorlar ki;euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim; “Allah, hiç kimseye güç yetiremeyeceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran’ın kendine has bir ahengi, bir müziği, bir üslubu var ve kalplere ferahlık veren muhteşem bir okunuş şekli var. Benzeri yapılamıyor. 1400 seneden beri bir benzeri yapılamadı, tek bir surenin benzeri yapılamadı. Allah, ayette; “mucizedir bu, Allah Katındandır. Aksini iddia edenler, benzeri bir sure yapsınlar” diyor. Kaç defa denediler, yapamıyorlar. Bu çok acayip bir durum, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hacı Bayram Veli’den nasihatler okumak istiyorum birkaç tane, Hocam. Şöyle demiş; “Hiddet ve kin, hakikatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır. Küçük çocukları seviniz, başlarını okşayınız. Onları sevindiriniz ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in emrini yerine getirmiş olasınız. Ölümü çok hatırlayınız. Ölüm gelmeden hesabınızı yapınız. Tevbe ediniz ki affa kavuşasınız. Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın sırlarını ifşa etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar size emanettir. Emanete hıyanet ise, çirkin bir harekettir” demiş Hacı Bayram Veli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hoca Hanım, sizden, ilminizden istifade edelim.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v), ahir zamanda yaşayacak olan müminlerin sevabının çok olacağını belirtmiş Hocam. Rivayete göre Ashab-ı Kiram’dan Ebu Salebet Haşeni -radiyallahu anh- Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e şu ayetin tefsirini soruyor. Kovulmuş şeytandan Allah’ım sana sığınırım; “Ey iman edenler üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez.” (Maide Suresi, 105) Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap vermiş; “Ya Ebu Salebe! İyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış. Ne zaman ki aşırı derecede cimrilik hakim olur, nefislerin arzusu peşinden gidilir, dünya ahiret üzerine tercih edilir, herkes kendi görüşünü beğenir, kimse kimseyi tanımaz bir hale gelirse, o zaman kendini kurtarmaya bak. Muhakkak ki sizin arkanızda karanlık gece parçaları gibi fitneler vardır. O fitneler içerisinde, sizin üzerinde bulunduğunuz inancın benzerine sımsıkı yapışan bir kimse için, sizden elli kişinin sevabı kadar sevap vardır.” Ashab-ı Kiram: “Ya Resulullah! onlardan elli kişinin sevabı kadar sevabı vardır, değil mi? (Yani sizden kelimesi yanlışlıkla mı kullanıldı?)” diye sorduklarında, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “Hayır, sizden elli kişinin sevabı kadar sevap alır, çünkü siz iyiliklerde yardımcı bulursunuz, fakat onlar bulamazlar.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Zor ortamda olacaklar” diyor. Mehdiyet, dünya tarihinin, yani Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den sonraki, en azgın münafıklarla, küfrün en azgınlarıyla mücadele eden gruba deniliyor. En psikopat münafıklar ahir zamandadır, en azgın küfür ahir zamandadır, en güçlü veliler yine ahir zamandadır. En azgın deccaller yine ahir zamanda, yüksek veliler ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s) ahir zamanda. Ahir zaman çünkü kilit bir zamandır. İstanbul da kilit bir şehirdir.
ALTUĞ BERKER: Atatürk’ün 1926 yılında Bursa Türk Ocağı’nda orada bulunanlara yaptığı sohbetten bir alıntı okuyorum. Şöyle diyor Atatürk; “Hakikaten Kuran’da çok büyük hikmetler ve düsturlar vardır. Yasin Suresi ne şahanedir. Ben Kuran okumak istediğimde çok defa Yasin Suresi'ni okurum.” Atatürk’ün, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’le ilgili bazı sözleri ise şöyle olmuştur; “Cümlemize malumdur ki, Cenab-ı Peygamber (s.a.v) Kuran hükümlerini tebliğe memur olduğu halde ve tarihte etraf ülkelerde muhtelif akvam vardı.” Yani çeşitli milletler vardı. “Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v), Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana kanunu hepimizce malumdur ki, şanı büyük olan Yüce Kuran’daki naslardır. Kuran’ın içerdiği hükümlerin, insanın yaratılışına en uygun hükümler olduğunu, Atatürk şöyle ifade etmiştir; “Yüce Allah, itaat etmeyi mecbur tuttuğu insanların esasen kalplerindeki gerçek ihtiyaçlarını tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği Kuran tamamen o ihtiyaçlara uygun olan hükümleri içeren bir kitaptır” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yasin Suresi’ni Atatürk sürekli okuyormuş, öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Onu bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Yasin Suresi ne şahanedir. Ben Kuran okumak istediğimde, çok defa Yasin Suresi’ni okurum.”
ADNAN OKTAR: Bak, diyor ki; Muhyiddin Arabi Hazretleri (k.s), Futuhatu’l-Mekkiyye’sinde şöyle bir ifade kullanıyor; “Herkesin bir suresi vardır, benim surem Tekvir Suresi. Hz. Mehdi (a.s)’ın suresi ise Yasin Suresi olacaktır” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili olduğu için, Yasin Suresi’ni Allah Atatürk’ün kalbine ilham ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’a ağırlıklı olarak hitap eden bir suredir, Yasin Suresi. Kalb-i fıtri ile, Allah Atatürk’ün kalbini Yasin Suresi’ne çekmiş, Mehdiyet’e çekmiş, maşaAllah.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yasîn. Andolsun hikmetli Kur’an’a. Gerçekten gönderilenlerdensin.” Yani sürekli Mehdiler gönderilmiştir, Peygamberimiz (s.a.v) de Mehdi’dir, ahir zamanda gelecek olan Mehdi de Mehdi’dir. “Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).” Hz. Mehdi (a.s) da masumdur ahkamda; Peygamber Efendimiz (s.a.v) de masumdu, Hz. Mehdi (a.s) da masumdur ahkamda. Dosdoğru bir yol üzerinde gidecektir, inşaAllah. “(Kur’an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah’ın) indirmesidir.” Kuran’a dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah’ın) indirmesidir.” Münafıklar, Kuran’dan haşa nefret ederler, hurafe denizine dalarlar, Kuran’ın yeterliliğini asla kabul etmezler. Münafığın beyninde, iğrenç bir pislik olarak şirk bataklığı kalmıştır. Allah, Kuran’ı istediği kadar yeterli desin, münafığa etki etmez. Münafık, şirk bataklığının içinden çıkmak istemez. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Peygamberimiz (s.a.v)’e hitap var, aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s)’a hitap var. Çünkü bak; “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin.) Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.” O söz; darlık, buhran anlamına geliyor aynı zamanda, ekonomik kriz anlamına geliyor. Ebcedi 2007, 7. ayet. “Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.” Münafıklarda bir enaniyet, tek başına olma arzusu vardır; en büyük olma arzusu vardır. Hiçbir şekilde bir üst kabul etmez. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ı ve Hz. İsa (a.s)’ı kabul etmezler. Yani o kendisine bir şeyh bulur, bir hoca bulur; onun, eninde sonunda onun yerine geçeceğini düşünür. Zaten kahpe bir amacı vardır, yani çeşitli entrikalar sonucunda onun makamına ulaşacağını düşünür ve müstakil bir derebeylik oluşturacağını düşünür. O yüzden de Mehdiyet’i asla kabul etmez. “Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar” diyor Allah. Ne anlatılırsa anlatılsın.
Kanal D’de şu an eğlence programı yayınlanıyormuş. İnsanlar, Twitter’de herkes protesto mesajı yazsın diye duyurmuşlar. Yani eğlenecek bir ortam şu an var mı, bilmiyorum. Yani akılcı düşünen bir insan adaben, edeben böyle bir şeye gerek duymaz, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii, vicdanen düşünen insan.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum yani, benim kanaatim o ama acayip düşünen insanlar olabilir, inşaAllah. “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan,” Kuran’ın yeterliliğine inanan, “ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” Kuran’ın yeterliliğine ait her ayet, münafıklarda sarsıntı meydana getirir. En hoşlanmadıkları açıklamadır.
“Ey kavmim, elçilere uyun.” Yasin Suresi, 20; ebcedi 2036. Hz. İsa Mesih (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor, inşaAllah. Yasin Suresi, 17; “Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” Tam 2010 tarihini veriyor ebcedi. Kardeşim, şimdi bu kadar mutabakat normal mi? Bir olağanüstülük var. Yasin Suresi’nde birçok sır var. Mesela bakın; Yasin Suresi, 20; “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi; “Ey kavmim elçilere uyun” dedi, 2036 tarihini veriyor. Şehrin en uzak yerinden koşarak gelen adam, Allahualem Hızır (a.s). Koşma ve sürat ondadır. Bak, en uzak yerinden, şehrin en uzak yerinden koşarak gelebilen bir insan, o sürat Hızır (a.s)’a ait bir sürattir. Başka bir insan öyle koşarak gelemez, inşaAllah. Mesela firavunun sarayında hiçbir sorun olmadan yaşayan bir insan, Hz. Hızır (a.s)’dır, inşaAllah. Münafıklar Kuran’ın bu sırlarından çok darlanırlar. Mesela Kuran’daki şifreler de, Ömer Çelakıl çok efendi bir çocuk; nezaketli, mütevazi, dünya hırsı olmayan bir çocuk. Nasıl kudurmuş gibi saldırıyorlardı ona bazı şahıslar. Kuran’ın sırlarını güzelliğini, derinliğini, sırlarını verdiği için şeytan onlara emir veriyor; “gidin, saldırın” diyor, onlar da saldırıyorlar.
Kanal D şart değil, ben Kanal D’de ne yayınlandığını bilmiyorum; ne yapıyorlar, ne ediyorlar, şu an nereden bileyim? Fakat eğlence programıyla, eğlenceyle vakit geçilecek zaman değil, eğlenecek ortam da değil, değil mi? Hayır peşinde, güzellik peşinde, iyilik peşinde gayret edilecek bir zaman. Milli birliği, beraberliği pekiştirecek zaman. Parti ayrımcılığı kalkması lazım; MHP, AK Parti, CHP, Büyük Birlik ve Saadet yumruk gibi olacaklar. Bu dinsizlere, ateistlere, PKK’ya esaslı bir şamar olur. Ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza tam sahip çıkalım. Onlara şefkatle yaklaşalım ve komünistlerden orayı arındıralım; fikirle, bilgiyle, ilimle, akılla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ergun Babahan’ın bir yazısı vardı bugün Star Gazetesinde. İddia edilen Ergenekon örgütüne düşman olduğu herkesin, Hürriyet Gazetesi’nin manşetlerinde ve köşe yazılarında hedef haline getirildiğini, itibarsızlaştırıldığını, ölüm listelerine sokulduğunu gördüğünü yazmış. Yıllardır kullanılan medya vesilesiyle bir atmosfer oluşturmak yöntemiyle, Türkiye’de başbakanların düşürüldüğünü, % 47 oy aldığı halde AK Parti’nin kapatılmaya çalışılmasını ve başka örnekler vermiş. İddia edilen Ergenekon’la medya arasındaki ilişkiye, Hürriyet’in manşetlerinden daha iyi bir örnek olmayacağını yazmış.
ADNAN OKTAR: Ergun Babahan?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Değerli bir yazar. Bağımsız, vicdanlı, samimi, doğru bildiğini söyleyen, vatansever, aklı başında bir insan.
Evet, başka?
ATUĞ BERKER: Bir ahtapot filmi göstermek istiyorum Hocam. Kırık bardağın iki tarafını alıp birleştirip kendine yuva yapıyor.
ADNAN OKTAR: Vay çete vay, vay kerata vay, bakalım.
Video: Ahtapotun yuva yapması
ADNAN OKTAR: Ne akıllı hayvan, çok acayip bunların akıllı olması. Allah Allah! Ama acayip bir zekaya sahip.
ALTUĞ BERKER: Muazzam, maşaAllah. Allah’ın müthiş bir yaratışı, subhanAllah.
ADNAN OKTAR: Ben diğer hayvanların daha zeki olduklarını düşünüyordum; işte kedi, köpek, şempanze falan ama bu acayip zeki yani. Karga da çok akıllı. Bunlar bir alem, maşaAllah.
Evet, Hocam buyrun.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam, dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Petra Antik Şehri’nin resimlerini Altuğ Hocam gösterebilirse, inşaAllah. Ürdün’ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasında yer alan Petra Antik Şehri, yüzyıllar boyunca kayıp olarak kalmış, ancak çok yakın bir tarihte 1812’de İsviçreli bir gezgin tarafından bulunmuş. Çok benzersiz bir yapısı bulunuyor. Bu binaların tamamı kırmızı renkli blok kayaların oyulması suretiyle inşa edilmiş. Çöl bölgesi ve dümdüz bir arazinin içerisinde, kayaların içinde yer alan 2000 yıllık, amfi tiyatrolar, saraylar mezarlar ve evler hala sapasağlam duruyor. Bu bölge, sizin Kavimlerin Helakı kitabınızda da yer aldığı gibi, Hz. Lut (a.s)’ın tebliğine karşı direnen ve iman etmeyen Ad Kavmi’nin helakından sonra bu bölgeye yerleşen Semud Kavmi’nin de zaman içinde azgınlaşıp sapması ve Hz. Salih (a.s)’a karşı gelmesi sonucunda Allah’ın helak ettiği bir şehir. Allah, Kuran’da Semud Kavmi’nin taş işçiliğindeki ustalığından da bahsediyor ve diyor ki Allah; kovulmuş şeytandan Allah’ım sana sığınırım; “(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Araf Suresi, 74)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten bak, sonradan Allah sadece taşını bırakmış. Kavim yok olmuş.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Hazretleri’nin sevginin önemine ait bir bölümünü okuyorum, Risalelerden; “Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet (sevgi) şu kâinatın bir sebeb-i vücududur.” Yani varlık sebebidir. “Hem şu kainatın rabıtasıdır (sağlam bağıdır), hem şu kainatın nurudur, hem hayatıdır. İnsan kâinatın en câmi bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir (işlemiştir.) İşte, şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir.”
ADNAN OKTAR: Çok şahane anlatmış Üstadımız, inşaAllah.
Evet efendim, sizde ilim bitmez, dinliyoruz biz sizi.
ALTUĞ BERKER: Hocam, rakunlar var, dondurma yemeye çalışıyorlar.
Video: Rakunlar
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buyrun Hocam, sizi dinliyoruz.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam, münafıklardan bahsettiniz; münafıklarla ilgili bir ayet okumak istiyorum. Bakara Suresi, 14. ayette; euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim; “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."” Bakara Suresi, 15. ayet; “(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Komünizme karşı bilimsel mücadeleyle, ilmi mücadeleyle sonuca varılır ama mutlaka sevgiyle ve şefkatle. Şefkatsizlik, sevgisizlik yine komünizmi geliştirir, azdırır. Totaliter üslup, gözü dönmüş, saldırgan mafyavari hareketler, küfretmek komünizmi durdurmaz. Komünizmin durması, dinsizliğin durması, anti-komünist ilmi faaliyet, insana saygı duyulması, İslam ahlakının yaşatılmasıyla mümkündür. En sağlam metot budur” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hoca Hanım’ın ilmi maşaAllah derya. Buyrun Hocam.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirulah Hocam. Atatürk’ün, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile ilgili sözleri şöyle olmuş; “Cümlemize malumdur ki, Cenab-ı Peygamber Kuran hükümlerini tebliğe memur olduğu halde ve tarihte etraf ülkelerden muhtelif akvam (millet) vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana kanunu, hepimizce malumdur ki, şanı büyük olan Yüce Kuran’daki naslardır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Atatürk’le ilgili bir filmimiz vardı, onu gösterelim.
VTR: Dindar Atatürk
ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili, Ahir zamanla ilgili bir filmi var. Fethullah Hocamız, Hz. Mehdi (a.s) için şahs-ı manevi değil, “şahıstır” diyor; konuşmalarında da açıkça belli. Onun için, Fethullah Hocamızın talebesi olduğunu iddia eden bazı şahıslar, şahs-ı manevi iddiasını bir kenara bıraksınlar. Fethullah Hocamız, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi, Bediüzzaman’ın dediği gibi ve bütün ulemanın dediği gibi Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olduğunu söylüyor. Buyurun dinleyelim.
VTR: Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi; “Hz. Mehdi (a.s)’ın, Deccali Sisteme Karşı Yürütülen Fikri Hareketi Temsil Eden Bir Zat Olduğunu Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, herhalde artık bunan sonra bir sözleri olmaz inşaAllah. Fethullah Hocamızın bir de hadislerden Mehdi’yi anlattığı bir bölüm var. Yani Mehdi ile ilgili bir açıklaması daha vardı, onu da alalım.
VTR: Fethullah Gülen Hocaefendi, birçok konuşmasında Hz. Mehdi (a.s)’ın birşahıs olarak zuhur edeceğini açık ve net bir şekilde ifade etmektedir.
MÜZEYYEN HANIM: 00:30’dan itibaren ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza, A9 TV, Samsun Aks TV, Sipas Vizyon TV, Hatay HRT Akdeniz TV ve Radyo, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya TV, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, haber58.com ve HarunYahya.TV’den devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...