SUNUCU:İyi akşamlar Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bu akşam, A9 Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Nevşehir Kapadokya Tv, Otağ Tv Adana, Çorum Kanal 19, ART Amasya Tv, Tokat Safa Tv, Mardin Kanal 47, Uşak Egem Tv, Erzurum Süper Fm, Kırşehir Kent Fm, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Adana CRT Tv ve CRT Fm, Nevşehir Keyif Fm ve HarunYahya.Tvden canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam. Ve misafirimiz Carry hanımefendi bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR:Berkerim, buyrun.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, mübarek Berat Kandili’ni kutluyoruz inşaAllah, malumunuz. Bütün ülkemizin, İslam aleminin ve dünyaya hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz inşaAllah bu gecenin. Biraz gece ile ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam, inşaAllah. Şaban ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gecesi Berat gecesidir. Tefsirlerde Kur’an-ı Kerim’in Levfi Mahfuz’a bu gece indirildiği bildirilmektedir. Allah Duhan Suresi’nin 1 ve 4. ayetlerinde şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Ha, Mim. Apaçık Kitab'a andolsun; Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız. Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.” Berat, beraat; Arapça’da temize çıkma anlamına gelir. Bu gece bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle, mübarek gece, günahların affı ve mümin kulların temize çıkarılması sebebiyle, berat gecesi kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle rahmet gecesi olarak ta anılır. Hz. Ayşe (r.a) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu mübarek gecede şöyle dua ettiğini anlatıyor, “Allah’ım, azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Senden yine Sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana layık bir surette hamd etmekten acizim. Bediüzzaman Hazretleri’nin Beraat Gecesi ile ilgili bir sözünü de iletmek istiyorum. “Aziz sıddık kardeşlerim, bu medreseyi Yusufiye’de ders arkadaşlarım. Bu gece, bu gelen gece olan Leyle-i Berat, Berat gecesi bütün senede, bir kutsi çekirdek hükmünde ve mukadderatı beşeriyenin programı nevinden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kutsiyetindendir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi bu Leyle-i Berat’ta her bir ameli salihin ve her bir harfi Kuran’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuuru selaside yüze ve bine çıkar. Ve bu kutsi leali meşurede, on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kuran ile ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kardır.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. Nasılsın ya mübarek?
MÜZEYYEN HANIM:Estağfurullah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:İlminden, feyzinden istifade edelim, buyur.
MÜZEYYEN HANIM:İnşaAllah Hocam. Duha Suresi’ni okuyacağım Hocam, inşaAllah. EuzübillahimineşşeytanirracimbismillahirRahmanirRahim.“Kuşluk vaktine andolsun, karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye. Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut olacaksın. Biz yetim iken, seni bulup da barındırmadık mı? Ve seni bir yol bilmez iken doğru yola yöneltip iletmedi mi? Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme. İsteyip-dilenene azarlayıp çıkışma. Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.
ADNAN OKTAR:Ne kadar şahane müziği var Kuran’ın. Yani o anlatımdaki ahenk, nefis. Şahane, bayağı güzel, maşaAllah.
Bugün Başbakanımız çok güzel bir konuşma yaptı, hoşuma gitti. Geçenlerde istirham etmiştim böyle bir açıklama yapmasını, bugün de böyle bir konuşma oldu, çok çok güzel oldu, çok yerinde oldu doyurucu, iyi bir üslup kullandı, çok inşirah verici, ferahlık verici. O konuşma var mı bizde?
ALTUĞ BERKER:Birkaç cümlesini okuyabilirim.
ADNAN OKTAR:Evet, oku.
ALTUĞ BERKER:“BDP’lilerin demokratik özerklik ilanı hakkında ne diyorsunuz?” sorusu sorulmuş Sayın Başbakan’a. Sayın Başbakan bu konuya cevaben şunları söylemiş: “Bu onların kendi çalıp kendi oynadıkları bir tezdir. Bu ülkede demokratik özerkliği olmayan kimse yoktur. Bu ülkede benim Kürt kökenli kardeşim Cumhurbaşkanlığı bile yapmıştır. Bunlar neyin özerkliğinden bahsediyor? Bunların hepsi sadece benim Kürt kardeşlerimi aldatmaktan başka bir şey değildir. Bir defa şu dört ilkemiz, temel ilkemiz değişmez; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Atana rahmet olsun. İşte bu kadar, cevap bu. Bizim istediğimiz konuşma buydu. Geçenlerde de yapmıştı konuşma ama bu, bunu niyeyse vesvese edenler var. Geçenlerde de istirham ettim, tam doyurucu bir cevap vermesi için, bugün de güzel, iyi bir konuşma yaptı. Zannediyorum bu onlara yeter. Başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Meclis Başkanvekili Sayın Sadık Yakup’ta, sizin terörle ilgili yaptığınız açıklamalar, birçok devlet yetkilileri üzerinde çok olumlu, etkili oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Vesile oluyordur, Allahualem öyle.
ALTUĞ BERKER:Sayın Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, Meclis Başkanlık divanını toplayarak yaptığı konuşmada sizin günlerdir söylediklerinizin bir tekrarı olarak; “PKK’lı teröristlerin karşısında milyonlarca Türk vatandaşı olduğunu bilmesi ve planlarını buna göre yapması gerekir” diyerek “teröristlerin Türk devletini hiçbir zaman yenemeyeceklerini geçmişteki örneklere bakarak da anlaması gerekir” demiş. Ayrıca “şer gibi gözüken olaylarda da bir hayır olduğunu” hatırlatmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel, Müslümanca bir üslup kullanmış. Tabii, Allah ayette diyor; “Şer zannettiğiniz hayır olur, hayır zannettiğiniz şer olur” diyor. Dolayısıyla Allah’a güvenip, tevekkül edip, hayırlarda yarışmak lazım.
Buyur şeyhim.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde, Ehli Kitap’a ait olan mabetlerin korunduğunu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) garanti vermiş bu konuda ve vefatından sonrada Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu kurala özenle riayet edilmiş. Hıristiyanlığın yoğun izlerinin bulunduğu Irak ve Suriye gibi topraklarda ele geçen mabetler asırlar boyunca korunmuş, ancak Moğol istilası ile birçok mabet yıkılıp gitmişti. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ehli Kitap’ın mabetlerinin korunacağı ile ilgili ilk ifadelerini Necranlılara gönderdiği emannamede görmek mümkündür. Daha sonraki tüm cizye anlaşmalarında da bu madde tekrarlanmıştır, inşaAllah
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nda Mektubat sayfa 346’da münafıklarla ilgili şöyle diyor: “Son derece alçaklığa düşmüş” yani en had safhada alçaklığa düşmüş “bir vicdan ki”, yani vicdanları en aşağılık en alçak safhaya gelmiş, “bilerek dinini dünyaya satar, çıkarı için. Ve bilerek hakikat elmaslarını”, Kuran’ın yeterliliğini, İttihad-ı İslam’ı güzel olan her şeyi, “pis, munzır şişe parçalarına değiştirir.” Yani elmas değerinde olan İttihad-ı İslam’ı, güzellikleri ahretin güzelliklerini Mehdiyet’i, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişini, yani Kuran’ın yeterliliğine dair her türlü güzelliği, pis muzır şişe parçalarına değiştirir. Yani, şirke, pisliğe, çıkara, değiştirir. “Derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki” insan suretindeki yılanlara diyor, normalde yılan görünümündedir diyor onlar, “gerçeği söylemek hakikate karşı bir hürmetsizlik”, yani istediğin kadar anlat, alçak ruhunda alçak nefsinde bir değişiklik olmaz. Ona dikkat çekmiş. Emirdağ Lahikası sayfa 78’de de Bediüzzaman diyor ki: “Münafık imansızdır, inançsızdır, kalpsizdir ve vicdansızdır.” Çok gaddar olur, acayip pisliktirler “ve Peygamber (a.s)’ın aleyhinedir.” Bir tek Peygamber mi? Değil. Hz. Mehdi (a.s)’ın da aleyhindedir, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da aleyhindedir, İttihad-ı İslam’ın aleyhindedir, inşaAllah. “Gizli münafıkların takip ettiği iki plandan birisidir” diyor Bediüzzaman, “benim haysiyetimi kırmak ile güya nurların kıymeti düşecek.” Bediüzzaman lider, imam konumunda, şimdi direkt cemaatine, herhangi bir kişiye saldırmıyor, ne yapıyor? En başına saldırıyor. Yılanda, mesela yüzüne saldırıyor, başa saldırıyor. O yüzden diyor ki; “benim haysiyetimi kırmak ile” Bediüzzaman’ın aleyhinde konuşuyor. Onu, güya insanların gözünde küçük düşürecek çalışma yapıyor; işte “ehli sünnete uygun değil, delalet içinde, sapkın, yepyeni bir model”, ehli sünneti yıkmak için ortaya çıkmış bir düşünce. Ta Abdülhamid devrinden beri uğraşmışlar Bediüzzaman’la. “… güya nurların kıymeti düşecek.” ‘Yazdığım eserlerin değerini de düşürmek istiyorlar’ diyor. Hz. Mehdi (a.s)’da da aynı şeyi yapacaktır münafıklar. Hem şahsına, hem eserlerine saldıracaklardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de hem şahsına, hem Kuran’a saldırmışlardır. “İkincisi; nur şakirtlerinin telaş ve fütur ve gevşeklik vermekle “ nasıl telaş verebilir? ‘Mahkeme edileceksiniz, hapsedileceksiniz, polis peşinizde, sizi ezecekler, komünistler size oyun oynayacaklar, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar’ şeklinde. “Nurların yayılmasına mani olunacak.” Çünkü Risale-i Nur yayılırsa İttihad-ı İslam olacak. İttihad-ı İslam olursa ne olur? Münafığın saltanatı yıkılır, o yüzden istemiyor. Çünkü kendi tarikatı gidecek, kendi çıkarları gidecek, eğlencesi gidecek, ticareti gidecek, evi gidecek. O, o şekilde düşünür. Halbuki tam aksinedir. Mehdiyet, Mehdilik Bediüzzaman’da olsun, ahir zaman Mehdisi’nde olsun, bereket, bolluk, güzellik getirir. “Hiç korkmayınız, milyonlar başlar feda oldukları bir kutsi hakikate bizim gibi bazı biçarelerin başları feda olsun” diyor. ‘Hiçbir şey olmaz. En fazla şehit oluruz’ diyor. Yani cesur olmaları ve kararlı olmaları gerektiğini söylüyor Bediüzzaman.
Münafıklar hakkında diyor ki Bediüzzaman; “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur.” Münafık meçhul, kahpedir. Girer Müslüman cemaatinin içine, gider ur gibi yaşar, yaşar, yaşar, en sonunda kahpece ortaya çıkar. Küfrü arkasına alır ve Müslümanları tehdit etmeye başlar. Yahut saldırmaya başlar. Muhbirlik yapar, itlik yapar, çakallık yapar, her türlü oyunu yapar. Veyahut imalarda bulunur. Azgınlığın derecesine göre ve imkanlarına göre, bu değişir. “Kandırıcı olursa, daha habis olur”. Yani ‘habis bir urdur, daha da habis olur’ diyor. “Aldatıcı olursa fesadı daha şedid (şiddetli) olur. Dahili içeride olursa zararı daha azim olur” Müslümanların içinde olursa, daha da zararlı olur. Onun için gitmesinde fayda var. “Çünkü içteki düşman kuvveti dağıtır.” İçte çok tehlikeli oluyor. Kuvveti dağıtma riski var. “Cesareti azaltır” diyor. Böyle bir riski var. “Dışarıdaki düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir.” Şevki artırır, mücadele azmini artırır. Onun için münafık dışarıdan saldırdığında, asabiyeti artırdığı için, heyecan, şevk ve adrenaline sebep oluyor. Mücadele azminin artmasına sebep oluyor. “Sağlamlığı artırır” diyor Bediüzzaman. Ruhen ve bedenen insan dava olarak, azim olarak, teknik olarak, yöntem olarak kuvvet buluyor. Kuvvetini artırıyor. “Münafığın cinayet gibi olan suçu, İslam üzerinde pek büyüktür.” Çok büyük bir fitnedir yani cinayetten daha büyük. Çünkü “fitne katilden daha beterdir” diyor Cenab-ı Allah. Yani dünyadaki en büyük eylemlerden biri olmuş oluyor. Fitne çıkarmış oluyor. “İslam alemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır.” Yani ‘İslam aleminin şu hale gelmesinin sebebi, zelzele içinde kalmasının sebebi; münafıklıktır’ diyor. Onun için Hz. Mehdi (a.s), cereyanı münafıkhaneye karşı mücadele edecek ve öldürüp dağıtacaktır’ diyor, fikren. “Bunun içindir ki, şanı pek büyük olan Kuran, münafıkları fazlaca ayıplamış ve çirkin bulmuş ve aşağılamıştır” diyor, Bediüzzaman. “Üçüncüsü” diyor münafığın özelliği olarak, “münafık ince ayar yapar” diyor. Çaktırmadan, pek kahpedir. “Düzencidir” yani yavaş yavaş o kendi sistemini ayarlar. Kendine üs ayarlar. Nerede nasıl yapacağını, kimlerle iş birliği yapacağını, düzen ayarlar. Müslümanları nereden sıkıştırabileceğini, nereden saldıracağını bunları düşünür. “İkiyüzlüdür”, gider münafıklarla ayrı konuşur, Müslümanların yanına gelip takva Müslüman gibi görünür, sadık gösterir. İkiyüzlüdür. “Hilecidir” diyor Bediüzzaman. Oyun oynar, taktik geliştirir. “Yalan söyler” diyor. Mesela, “nereye gittin?” dersin, “Kuran okumaya gittim” diyor. Halbuki fitne çıkarmaya gitmiştir. “Riyacıdır” diyor. Tespih, takke, sarık, cübbe ne varsa gösteriş. “Riyacılık gibi kötü ahlaklar münafıkta var. Fakat, kafirde o derece yoktur.” Kafir, bunların bir çoğuna gerek duymuyor. Onun için kafiri ‘irşat edicidir’ diye anlatıyor. ‘Ama münafık direkt düşmandır’ diyor Bediüzzaman. ‘Çok alçak bir varlıktır. Fitnecidir’ diyor. “Dördüncüsü; çoğunlukla münafıklar ekseriyetle şeytani bir zeka sahipleri olup” şeytan üstlerine çöktüğü için, şeytanın zekası onlarda tecelli ediyor. “Şeytani bir zeka sahipleri olup, daha hilekar, daha oyuncu olurlar” diyor. Kafir öyle değil, kafir daha merdanedir, daha açıktır. Onun için onlara tebliğ gerekiyor. Onları şefkatle kolluyor Müslüman, düzelmeleri için gayret ediyor. Mesela, bir yerden bir yere geçiriyor, ayet var. Müşrik oluyor. Bir yerden bir yere kadar güvenlik içinde geçmesini sağlıyorsun. Ama münafık öyle değil. Şeytani bir zekaya sahip. Şeytanın insan haline gelmiş şekli oluyor. Münafığın oyunlarını yakalamak çok güçtür.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtıyorum Hocam. “Hz. Süleyman (a.s)” kitabınızı inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s), Allah’ın büyük bir saltanat, eşsiz bir zenginlik, cinler ve kuşlarla desteklenmiş çok güçlü ordular ve üstün ilimler lütfettiği bir Peygamberdir. Bu kitabınızda, Allah’ın birçok yönden diğer insanlardan üstün kıldığı Hz. Süleyman (a.s)’ın, Kuran’da tarif edilen özellikleri ve bu Peygamberin örnek ahlakı anlatılıyor. Ayrıca Kuran’da anlatılan Hz. Süleyman (a.s) ile ilgili kıssa, birçok açıdan ahir zamana bakıyor. Siz bu kitapta, ayetleri ahir zamana bakan yönleriyle de anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hz. Süleyman (a.s) kitabı hakikaten çok hoştur, kapağı da çok hoştur, maşaAllah. Her hazırladığım kitap çok çok güzel oluyor, elhamdülillah. Kapağını da bizzat hazırlamıştım. Başından sonuna kadar hazırlamıştım. Hakikaten hoşuma gidiyor her baktığımda, maşaAllah. Yani Hz. Süleyman (a.s)’ı, ruhunda canlandırmada büyük etkisi oluyor.
MÜZEYYEN HANIM:Hocam, Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri, Mesnevi isimli ünlü eserinde, Hz. Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur; “Tek bir kişi ama bine bedel... Kimdir o? Allah’ın Velisi. Hatta o yüce Allah kulu, yüzlerce zamanın tek eridir. Denize bir yol bulmuş olan küpün önünde ırmaklar bile diz çöker.” ("Mesnevî", c. 6; beyit: 20 vd.)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Hay maşaAllah! Geçen gün ne dedim? “AKP, CHP, MHP hep beraber biraraya gelsinler. Teröre karşı deklarasyon yayınlasınlar” dedim, değil mi? MaşaAllah, hay Allah razı olsun. “Meclis Genel Kurulu'nda AKP, CHP ve MHP'nin teröre karşı ortak deklarasyonu okundu” diyor, maşaAllah. Daha yeni söyledim. Başbakanımızın da bu açıklamayı yapmasını istirham etmiştim. Bakın, daha yeni söyledim. O da oldu, bu da oldu. Dua mahiyetinde. Bakın, Allah dualarımızı kabul ediyor, elhamdülillah, maşaAllah. “Deklarasyonda hiçbir gücün devletin bütünlüğünü sarsamayacağı belirtildi. Deklarasyonda, ‘Milli Güvenliğin sağlanmasından Yüce meclisimize karşı sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri ve insan haklarına saygı çerçevesinde terörle ve bölücü girişimlerle mücadele için seferber edeceği her adımda yanında olacağız.’” Seferberlikten de bahsetmiştim. Ona da dikkat çekmişler. Değil mi, dedim? ‘Azar, kudurursanız, hükümet seferberlik ilan eder, 20 milyon asker, karşınıza dikiliriz’ dedim. Bütün biz arkadaşlar hep hazırız. Devletimiz emretsin, nal toplatırız, nal. O nalları da yerden aldırıp öptürürüz, inşaAllah. Benim canım Mehmetçiklerim yemek yerken, kahpelik yaparak. O çocuklar kendi vatanlarında oldukları için, oradaki vatandaşlarımıza güveniyorlar, gönülleri rahat orada oturuyorlar. Gayri nizami harple yaklaşıyorsunuz. Merdane yaklaşamıyorsunuz. Çünkü o nizami harp. Gayri nizami harp; orada sen kalleşçe yaklaşıyorsun zaten, değil mi? Delikanlılığa karşı kahpelikle karşılık veriyorsun. Benim koçyiğitlerimi şehit ettiniz. İftihar ederiz. Anneler, babalar da iftihar etsin. MaşaAllah, elhamdülillah, Allah dualarımızı kabul etti, maşaAllah. “Bölücü girişimlerle mücadele için seferber edeceği her adımda yanında olacağız.” İşte, benim istediğim buydu, bu kadar. “Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadelesi demokratik, meşru ve hukukidir.” Tabii ki. “Deklarasyonda, ‘Milli Güvenliğin sağlanmasından Yüce meclisimize karşı sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri ve insan haklarına saygı çerçevesinde terörle ve bölücü girişimlerle mücadele için, seferber edeceği her adımda yanında olacağız. Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadelesi demokratik, meşru ve hukukidir’ denildi” diyor. Süper, süper. Bakın, iki dediğim konu da, mükemmel vurgulanmış. Atalarına rahmet. CHP’ye de, MHP’ye de helal olsun. AK Parti’ye de helal olsun, şahane yapmışlar. Bu vatanın evlatlarıyız, evelAllah, evelAllah. 70 milyon askeriz. Dedeler bile, dedeler bile ortaya çıkar Allah’ın izniyle. Hiç çakallık yapmasınlar, artistlik yapmasınlar. Hiçbir şekilde netice alamazlar. İsterseler yüzer yüzer şehit alsınlar, biner biner şehit alsınlar. Tükenmeyiz. “Tükenmeyiz kırmayla” diyor, öyle bir şiir vardı, inşaAllah. Şehit edilmekle tükenmeyiz. Helal olsun, geçenlerde bir anneyi gördüm, bayrağı sarmış ufaklığa, “bu da hazır peşinden” diyor. Helal olsun! Bakın, ben o annenin elini öperim. Şu ağlama olayını kaldırsınlar Allah rızası için. Nedir bu? İte kopuğa malzeme çıkıyor, konu çıkıyor. Sevinir herifler. Şereftir. Benim de talebelerim var, hepimizi şehit etsinler kardeşim. Bizim illa yaşayacağız diye bir konumuz yok. Bediüzzaman’ın bütün talebeleri şehit oldu. Şereftir. Dağ, taş şu arazide bile şehit yatıyor. Her yerde şehit yatıyor, inşaAllah.
Helal olsun, Sayın Kılıçdaroğlu’na da helal olsun, atasına rahmet. Aynen dediğimi parafe eden bir üslup kullanmış. Bakın ne diyor; “Ama bu ülkeyi savunmak, bu ülkenin çıkarlarını savunmak, gerekirse bu ülke için hepimiz ama hepimiz” ‘70 milyon’ dedim ya, “şehit olmaya hazırız” diyor. Yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun Kılıçdaroğlu Bey. Sayın Kılıçdaroğlu, delikanlıca konuşmuş. “Biz ülkemizi seviyoruz. Kimliği inancı ne olursa olsun, her yurttaşımızı bağrımıza basıyoruz. Biz birlikten yanayız.” Atana rahmet. “Beraber olmaktan yanayız, umuttan yanayız. Çocuklarımızın daha parlak, daha güzel bir gelecek sahibi olmalarından yanayız. Terörle bir sorun çözülmez, terörle bir yere varılmaz.” Komünistler böyle demiyor tabii. Komünistler buna güler. Zaten Marksizm, Leninizm, terörle elde ediliyor. Başka bir yol yoktur Leninizm’in uygulanması için. “Terörle bir yere varılmaz” diyor ama buna asla inanmazlar. İmanlı halk, Müslüman halkımız buna inanır. Bir komüniste desen ki; Marksist, Leninist, Stalinist terörist bir komüniste, “terörle bir yere varılmaz.” Bu ne demek? “O zaman komünizmle bir yere varılmaz mı demek istiyorsun?” diyecek. Komünizmle bir yere varılmaz ile terörle bir yere varılmaz aynı laf oluyor. Terör, komünizmin bir gereğidir. Bunların anlayacağı en etkili yol; birlik ve beraberliktir, bu bir. Allah razı olsun, bunu yaptılar. Çok güzel. “Bir deklarasyon yayınlansın” dedik. Deklarasyon yayınlanmış, maşaAllah. “Seferberlik için hazırız” dedik, deklarasyonda bunu da söylemişler, “seferberliğe de hazırız, hükümetin emrindeyiz” diyorlar. Helal olsun, çok güzel. CHP, MHP, AK Parti zaten Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi onlar zaten aynı düşüncedeler. Ne diyor Sayın Kılıçdaroğlu? “Bu ülke için gerekirse hepimiz” dikkat edin sonra ne diyor, “ama hepimiz” yani yanlış anlaşılmasın, 70 milyon. “70 milyon, şehit olmaya hazırız.” Sözümün aynısı, maşaAllah. Atalarına rahmet olsun. Böyle millet olduktan sonra, bu milletin sırtı yere gelmez. Konu bitmiştir. İstedikleri kadar Diyarbakır’da tiyatro oynasınlar. Diyarbakır bizim, Mardin bizim, Urfa bizim, Siirt bizim. Halkı bizim, kardeşlerimiz onlar bizim. Orada benim annelerim var, bacılarım var, kardeşlerim var. Ben onları komünistlerin eline vermem. İstediğiniz kadar hoplayın, zıplayın. Helal olsun, çok güzel.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Çiçekleri görünce aklıma rahmetli Erbakan Hocam geliyor, maşaAllah. Erbakan Hocam’ın fotoğrafını yolluyorum” diyor.
Kardeşim, şimdi soru sormuşsun, isim yok. Fetva soruyorsun. Ben defalarca dedim ki “fetvayı bana sormayın.” Cahile fetva sorulmaz. Alime, müceddide sorulur. Kime soracaksınız? Mehmet Talu Hocam’a. Sorun, anında cevap verir.
ALTUĞ BERKER:Gönderdiği fotoğraf burada, Erbakan Hocamız’ın.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Canım Hocam benim. Allah gani gani rahmet etsin. Hakikaten çok benziyor. Çok şekerdir Erbakan Hocamız. Şakacılığı, üslup, konuşma ve asla taviz vermezdi. Erbakan Hocamız’ın güzel bir yönü vardır; hiç yılmaz, gayet sakindir, süper sakindir, hiç taviz vermez. Kuran’dan taviz vermez, acayip titizdi. Bakın, talebeleri, o terbiyeyi çok güzel almış. Sayın Başbakanımız, maşaAllah, Erbakan Hocamız’ın talebesidir. Onun verdiği terbiye, ahlak, üstünde mükemmel var. Dirayetli, kararlı üslup kullanıyor. Birçok insanın morali bozulurdu bu tip şeylerde, bayağı delikanlıca tavır koyuyor. Başbakan’ın, Bakanların sonuna kadar yanındayız. Tabii aralarında hoşnut olmadığım tipler oluyor. Mesela Cemil Çiçek tarzı, o ayrı mesele. Ama ben genele bakarım tabii. Ve kahraman ordumuzun. Kahraman ordumuzun da morali falan bozulmaz. Bunu bilecekler. Niye bozulsun? Plevne’de bozulmadı, Zigetvar’da bozulmadı, Çanakkale’de bozulmadı. Şehit vermekle bozulmaz. Generaller tutuklanmıştır, hukukun gereği o. Niye morali bozulsun? Adnan Menderes dönemindeki ihtilalde, yüzlerce general ordudan alındı. Benim bildiğim öyle, yüzlerce general alındı. Çok fazla subay görevden alındı. Ordumuz aslanlar gibi görevine devam etti. Çok fazla generalimiz var. Hukukun gereği olarak alınıyor. Tamam, burukluk duyabilirler ama ordumuzun morali niye bozulsun böyle şeylerden? Bizim ordumuzun morali çeliktir çelik. Yer gök birbirine karışsa, bizim ordumuzun morali yine bozulmaz Allah’ın izniyle. Bütün dünyada savaş olsun, ortalık birbirine karışsın, delikanlılıklarından asla taviz vermezler. Koçyiğittirler, hiçbir şey olmaz. Ne morali bozulacak? Bizim ordumuzun morali öyle zayıf bir çizgi üzerinde değil. Tutuklanma hukukidir. O, herhangi bir olay. Savaş da olabilir, başka da olabilir, ayaklanmalar olabilir, ordumuz daima çelik gibi ayaktadır. Öyle bir konu olmaz. O tip bir üsluptan şiddetle kaçınmak lazım. Duyan da gerçek zannedecek. Sayın Kılıçdaroğlu, bizim sevdiğimiz bir insan. Tabii iyi niyetle söylüyor ama Allah rızası için, bu söylenecek söz mü? Ne gerek var? Kalbi burkulan olur, hakikaten vesvese eden olur. Sanki ordumuzu zayıf gibi görürler, subayları zayıf gibi görürler. Bizim subaylarımız, askerlerimiz kelimenin tam anlamıyla delikanlıdır. İstenecek can mı? “Gel canımı al” der. O kadar, Allah’a teslim eder canını. Neden korkacak? Bir tek Allah’tan korkar bizim subaylarımız. Hiçbir şekilde de yılmazlar. Çanakkale’de yıldılar mı? Dumlupınar’da yıldılar mı? Bütün Türkiye işgal edilmişti, her yer işgal edilmişti. “Yedi ülke, yedi düvel” diye tabir edildi, değil mi? İşgal etti, vız geldi, tırıs gitti. Öyle bir konu olmaz. Böyle şeyler gerçi çok şey değil ama bunu ciddiye alan da olabilir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun birçok yönünü beğeniyoruz. Efendi insan, nezaketli bir insan. Mesela şu üslubu çok güzel. Ama “ordunun morali bozuk” denildiğinde, bu olmaz. Bu telkin gibi olur. Bunu ciddiye alanlar olur. Ordunun morali niye bozulsun? Asker demek, ancak ölümle mücadelesini durduran adam demektir. Şehit olursa durur. Onun dışında durmaz. Bir tek de Allah’tan korkar. Başka ne çekinecek. Yani belli bir sayıda paşanın ya da subayın tutuklanması ordunun moralini niye bozsun? Öyle olsa, Adnan Menderes döneminde olurdu. Ordu cayır cayır görevine devam etti. 12 Eylül’de de çok fazla subay görevden alındı. Hiçbir şey olmaz. Çok fazla insan alındı Adnan Menderes döneminde. Talat Aydemir olayında da hatırladığım kadarıyla, o zaman da çok fazla subay görevden alındı, tutuklandılar. Hiçbir şey olmaz. Hayır vardır, inşaAllah. Suçu varsa, zaten çeker cezasını. Suçu yoksa beraat eder. Oturup bunu moral bozucu bir şey olarak değerlendirmek, doğru olmaz. Ama her halükarda Sayın Kılıçdaroğlu’nu çok efendi insan olarak görüyorum, güvenilir bir insan olarak görüyorum, vicdanlı bir insan olarak görüyorum. Yani efendi, elinden yüzünden akıyor efendilik. Lider oluyorsa, bir hayır var da olmuştur. Allah yapıyor lider. Ama böyle şeylerde, gönlümün razı olmadığı şeylerde tabii bir kardeşi olarak, eleştirmek konumundayım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu söylediklerinizi siz bir süredir söylüyorsunuz. Nitekim, bu konuya cevaben de Sayın Başbakanımız şöyle demiş; “Bugün daha güçlü olduğumuzu ifade etme günüdür. Bizim ordumuz, bugün çok daha güçlüdür. Bir ordu savaşa girdiği zaman zayiat verir; yüz, 2 yüz, 3 yüz veya bin” açıklamasını yapmış.
ADNAN OKTAR:O başka yönden bakmış, Allahualem.
ALTUĞ BERKER: www.Komunizmnedir.com isimli internet sitenizi göstereyim Hocam, yeni sitelerinizden ve devamı da gelecek, inşaAllah. 500 internet sitenizden bir tanesi.
ADNAN OKTAR:Yeni mi?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. www.komunizmnedir.com; burada, dünyayı kana bulayan komünist, Darwinist liderlerin fikri açıdan, bilimsel açıdan yanlışlığını ortaya koyuyor, kitaplarınızla ve anlatımlarınızla.
ADNAN OKTAR:Evet, ilmi, akılcı olarak anlatmak. Tabii bu daha başlangıç. Binlerce sayfadan oluşacak. Tek tek hepsine cevap vereceğiz. Kapital’in eleştirisini koyacağım, diğer Marksist eserlerin eleştirisini koyacağım. Darwinizm’in, materyalizmin zaten eleştirileri var. Anlatacağız, karşıt görüşler varsa, onları da koyacağız; onlar böyle diyor, biz buna bu cevabı veriyoruz tarzında. Bir insanın Marksist olması suç değil. Vicdansız olması, saldırgan olması suçtur. Marksizm bir fikirdir. Konuşuruz, tartışırız. Benim akademide de bir sürü Marksist arkadaşım vardı. İGD’liler vardı o zaman; İlerici Gençlik Derneği vardı. Sovyet yanlısı Marksistler, Maocu arkadaşlarım vardı, konuşur, sohbet ederdik. Bayağı efendi çocuklardı, çok nezaketliydiler. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde de Marksist arkadaşlarım vardı. Görüşürdük, tartışırdık. Sınıfa gittiğimde, ben biraz geç gitmiştim, 10 gün falan geç gitmiştim. Ben bir geldim, kovboy filmlerinde olur ya asıl kovboy gelir, bir sessizlik olur. Acayip bir sessizlik oldu. Allahualem hazırlıklılarmış anladığım kadarıyla. Çünkü hepsinin önünde çeşitli Marksist dergiler falan var. Nefes alınmıyor, göz ucuyla hafif hafif bana bakıyorlar. Allahualem herhalde silme Marksist sınıfın içi. Sonra öğretim üyesi olan hoca geldi; “Çocuklar, derste İslamiyet ve İslam dini hakkında herhangi bir tartışma istemiyorum” dedi. Felsefe dersindeyiz. “İslam felsefesi ile ilgili dersi kaldırıyorum” dedi. Bizim derslerimizden biri de İslam felsefesiydi, “O dersi kaldırıyorum. Teşekkür ederim. Tartışmak isteyenler odama gelsinler, tek olarak gelsinler, orada tartışalım. Onun dışında toplu tartışma istemiyorum” dedi. Hoca bize bütün yolları tıkadı. Herhalde namımı öğrenmiş ki Akademi’den, peşin peşin tedbirini aldı. Ben daha gelmeden namım gelmişti oraya, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Kütüphanenizi biliyorum Hocam. Sol, tek renkli Marks’ın, Engels’in eserlerinin hepsinin içinde kırmızı kalemde eleştiriler, yazılarınızı çok iyi hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR:Kitapların tamamını almıştım, eksiksiz hepsini almıştım. Çok detaylı, baştan sona kadar okumuştum acaba ne diyorlar diye. Kardeşim, başından sonuna kadar, incir çekirdeğini doldurmaz. Bir faydalı bir şey var mı diye baktım, ne kadar çok konuşuyorlar. İncir çekirdeğini doldurmaz. Yani üslup inanılır gibi değil. Kısa, özlü, vurucu anlatım önemlidir.
ALTUĞ BERKER:Komünizm ile ilgili yeni sitelerinizden, www.komunizminbitisi.com, onu da göstereyim. Burada Atatürk’ün de komünizm ile ilgili sözleri var. “Her gördüğü yerde ezilmelidir” sözünü sürekli tekrarlıyorsunuz Hocam. Kitaplarınız ve anlatımlarınız. www.komunizminbitisi.com
ADNAN OKTAR:Bir de Ankara’da bizim lisenin önünde koskocaman elektrikli, ampullü, ışıklı bir pano vardı. Atatürk’ün bu sözü vardı, Atatürk’ün resmiyle beraber. Komünistler panoyu bombalamışlardı. Hemen kısa sürede yeniden yaptılar. Işıl ışıl yeniden insanları irşat etmeye devam ediyordu. Atatürk komünizme karşıydı tabii, aklı başında bir insan olduğu için. O devirde komünistler müthiş baskı yaptılar. Komünizmin en azgın dönemiydi. Türkiye de yoksuldu o dönemde. Fakat komünizm asla başarılı olamadı. 12 Eylül döneminde de bütün dış ülkeler, Türkiye’nin üstüne acayip bastırdılar, komünist olsun diye. Asla, mübarek vatanda bir nur var, bir şey var, yakıyor. Bin kere komünist olurdu memleket, bin kere. Olmadı elhamdülillah. Allah müsaade etmedi. Bundan sonra da zaten mümkün değil. Hayırlı, uğurlu olsun bütün komünistlere. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) görevde Allah’ın izniyle. Bundan sonra yerden nal toplayacaklar Allah’ın izniyle, özellikle PKK, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocam “pek kaka” diyor, çok şeker. Dünya tatlısı, maşaAllah. Ama tabii, Türkiye’de komünistlerin hepsi PKK tarzında dangalak hareketler içerisinde değiller. Fikir düzeyindedir, tartışır, konuşur. Benim onlara saygım var. Marksist olabilir, komünist olabilir, fikirlerini anlatabilir. Birçok yazar, birçok fikir adamı da komünisttir, saygı duyuyorum. Bayağı insancıl insanlar. Düşüncelerini anlatıyorlar ama terör ve şiddete, şiddetle karşılar. Güzel, olabilir. Başka tür düşünceler, başka tür fikirler her zaman makul karşılanmalıdır. Yani “niye komünist oldun” diyemeyiz, demeyiz. Ancak tartışır, konuşur anlatırız iyiyi, doğruyu, güzeli. Kabul ederse eder, etmezse de etmez. Etmezse yine saygı duyarız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir ara verebilir miyiz Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Ender Hocam’ın ve Önder Hocam’ın katılımlarıyla.
ADNAN OKTAR:Bu sevimliler, bunlar çok yaman, maşaAllah. İkisi de çok nurlular, maşaAllah. Sizi de insanlar çok seviyorlar. Bakın Aksu ailesi diyorlar ki; “Sayın Muhammed Adnan Hocam. Sizin talebelerinizden Ender ve Önder’in anlatımlarını dinlemekten çok hoşlanıyoruz. Allah hizmetinizden razı olsun. Berat Kandiliz mübarek olsun Sayın Hocam” diyor. Allah hepimize mübarek etsin, Allah tekrarına erdirsin. Ender’le Önder’in özellikleri; samimi olmaları, candan olmaları, nurlu olmaları, Allah’tan korkmaları, Allah’ı sevmeleri, Erzurum’un koçyiğitleri olmaları, Erzurum’dan yiğit çıkar. Bütün Anadolu öyledir, maşaAllah. Allah ömrünüzü uzun etsin. Annenize, babanıza, vatana bağışlasın. Allah kalbinize ferahlık, inşirah, iyilik, güzellik versin. İki kardeş birbirlerinden ayrılmıyorlar. İyi oluyor, aferin, inşaAllah, böyle güzel. Bunlar namazlarını kılıyorlar, maşaAllah, elhamdülillah. İslamiyet’i çok seviyorlar, Müslümanlığı seviyorlar. Allah sizi cennette de kardeş etsin, inşaAllah.
Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.Emevi halifelerinden Ömer Bin Abdülaziz’e ait bir belgede Kitap Ehli’ne nasıl davranılması gerektiğine şöyle dikkat çekilmiş. “Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın kulu, müminlerin emiri Ömer ibn. Abdülaziz’den (vali) Adiy ibn. Artat’a ve maiyetindeki müminlere: Selamet sizinle olsun sonra kendisinden başka Tanrı olmayan Allah’a hamd-ü senalar olsun. Bundan sonra zimmîlerin hallerine dikkat ediniz, onlara yumuşaklıkla muamele ediniz. İçlerinden ihtiyarlığa erişenlere ve geçim vasıtası olmayanlara bakmak sizin vazifenizdir.”
ADNAN OKTAR:Bir daha şu Hıristiyan ve Musevi düşmanlarına ders olması için bir daha okusana. Dikkatli dinlesinler, inşaAllah, iyi olur.
ALTUĞ BERKER:“Bundan sonra zimmîlerin (Kitap ehli) hallerine dikkat ediniz, onlara yumuşaklıkla muamele ediniz. İçlerinden ihtiyarlığa erişenlere ve geçim vasıtası olmayanlara bakmak sizin vazifenizdir.”
ADNAN OKTAR:Bakın, “onların geçimiyle de ilgilenin” diyor, değil mi? Ömer bin Abdülaziz, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:12 bin yıllık bakır tığla ilgili bilgi veriyorum inşaAllah, görüntüleriyle birlikte. MÖ 10 binli yıllara ait olan bakır tığ, o dönemde madenlerin ve metallerin bilinip kullanıldığının bir delilidir, inşaAllah. Kristal ya da tozumsu mineraller halinde olan bakır cevherleri, yaşlı ve sert kayalarda damarlar halinde bulunur. Bakırdan tığ yapan bir toplumun, bakır cevherini tanıması, bu cevheri, kayanın içinden çıkarmayı başarması ve işleyebilecek teknik imkanlara sahip olması gerekir. Bunu da evrimcilerin iddia ettiği gibi, sözde ilkellikten yeni kurtulmuş varlıkların yapamayacağı açıktır. 9- 10 bin yıllık tığ ve iğneler görüyorsunuz, inşaAllah. MÖ 7-8 bin yıllarına ait olan bu tığ ve iğneler, dönemin insanlarının kültürel yaşamlarının önemli birer delilidir. Tığı ve iğneyi kullanan insanların evrimcilerin iddia ettiği gibi hayvani değil, tam anlamıyla insani bir yaşam sürdükleri açıktır, inşaAllah. ‘Tarihi Bir Yalan: Kabataş Devri’ kitabınızda, bunların çok daha detaylı örneklerini sunuyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: ‘Tarihi Bir Yalan: Kabataş Devri’ kitabının şimdi 2. cildini hazırlıyorum, orada çok acayip detaylar var. Sürpriz, evet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Müthiş bir kitap, maşaAllah. İman hakikati resimleri gösteriyorum, sevimli canlılar. MaşaAllah, tam bir simetri, yaratılışın delili kelebek kanatları. Ahir zamanda hayvanların birbirlerine olan sevgilerinin olacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bildirmiş. Kedi ve köpek yan yana normalde olmazdı eskiden, şimdi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acayip şeker bir şey öbürü izbandut gibi, kamyon gibi bir şey. Ah benim canım o. Acayip şeker bir şey, olsa da sevsek.
Şeyhim, şu Kürşat kardeşimizin mektubu var, onu oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Selamun Aleyküm Sayın Muhammed Adnan Oktar Hocam. Allah’ıma çok şükür sizi 12 yaşındayken bir yerel kanalda ‘Maddenin Ardındaki Sır’ adlı videonuzu izleyerek sizinle tanışmış oldum. Şu an 26 yaşındayım. İnternetten her gün Almanya’dan sizi izliyorum. Eşim Katolik’tir. Sizin Almanca sitenizi sürekli takip ediyor. Sizin sitenizdeki Almanca Kuran mealini okuyarak, her geçen gün hidayeti daha da artıyor.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bu kadar yeter. Arkasından da hüsnü zannının nedenlerini yazmış. Kardeşlerimiz böyle yapmakla iyilik yapmış olmazlar. Öyle iltifat olmaz ama “inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) olursunuz” diyebilir, dua mahiyetinde. Çünkü bütün insanlar Mehdi olmakla mükelleftir. Her insan, büyük Hz. Mehdi (a.s) olmakla mükelleftir. Kuran ayeti açık, ne diyor Allah orada? “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, Allah’ın dinini anlatın, yayın” diyor. Bu kime hitap ediyor? Hepimize hitap ediyor. Bunu Hz. Mehdi (a.s) uyguladığı için, o Mehdilik makamını alıyor. Ama hepimiz mükellefiz, belirli bir insan grubu değil. Herkes mükellef. Ender de mükellef, Önder de, zat-ı aliniz de, herkes, inşaAllah. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ı da Allah’ın izniyle göreceğiz ama beni sevdiği için kardeşlerimizin de tabii hüsnü zannı oluyor, biraz da dış görünüm olarak da benzetiyorlar. Onunla olmaz. İslam dünyaya hakim olur, bütün ulema icmayla, ittifakla “Müslümanların lideri bu şahıs” derler. Ben de elini öper, ayağını öper peşinden giderim. Söz bir, Allah bir. Tabii her seven liderlerini, hocalarını Hz. Mehdi (a.s) bilirler. Her cemaat kendi şeyhini, kendi hocasını Hz. Mehdi (a.s) bilir, zararı yok. “Ziyade-i hüsnü zan eskiden beri vardır” diyor Bediüzzaman. Ama böyle alenen olmaz, inşaAllah. Bir de gereksiz o. Zaten Mehdiyet kendini ilan etme ihtiyacında değildir. O, Allah tarafından zaten ilan edilir. Allah ilan eder onu. Allah tanıtır. Hz. Mehdi (a.s)’ın özel olarak bunun için gayret etmesine ihtiyaç yoktur. Yakışmaz da, doğru da değildir yanlıştır zaten. Ama hüsn-ü zan, dua her zaman olur. Biz sevdiklerimize hüsn-ü zan ederiz tabii, dua ederiz.
Ender’le Önder, sizler neler yapıyorsunuz bakayım? Kitapları okuyorsunuz.
ENDER ATAÇ- ÖNDER ATAÇ: Okuyoruz inşaAllah, sizin vesilenizle, güzel şeyler de anlatıyoruz, sizden öğrendiklerimizi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok akıcı anlatıyorsun.
ENDER ATAÇ- ÖNDER ATAÇ: Etkili olduğunu düşünüyoruz, çünkü bizi de etkilediği için, inşaAllah, elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz.
ADNAN OKTAR: Aferin maşaAllah, elhamdülillah. Bunlar koçyiğit koç, aslan. Hakikaten çok candan, akıcı, güzel oluyor. Sohbetlerinizi dinliyorum şakır, şakır. Çocuklara az söz veriyorsunuz ama biraz konuşsunlar çocuklar. Oktar olduğunda zaten Oktar hiç kimseye nefes aldırmıyor. Oktar’ın öyle bir riski vardır. Önceden tembihlemezseniz zordur. Yüzde 70- 80 o konuşur. Hatta 90, bazen yüzde 99. Konferanslarda falan durduramıyorlar Oktar’ı. Yalvarıyor adamlar, “yapmayın, durun” diye. Aferin iyi yapıyor.
ALTUĞ BERKER: Ahir zamanın alametlerinden olan dumanlardan bahsetmiştiniz Hocam. Yanardağ patlamaları devam ediyor. Endonezya’nın bir adasında bulunan 1579 metre yüksekliğindeki Lokon Yanardağı, dün gece yarısından hemen önce harekete geçmiş. Yanardağ’ın 1 buçuk kilometre yüksekliğine kadar kül ve lav çıkarmaya başladığı gözlenmiş. Fotoğraflarını gösteriyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dünyanın her yerinde bir duman zuhuru var.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam.
ADNAN OKTAR: Görünüşü de çok ilginç. Tabii ibret gözüyle bakılması lazım. Hayret! Yerin altı kaynar magma, fokur fokur magma kaynıyor. Yani su gibi kaynıyor magma, biz de üstünde sohbet ediyoruz. Kimi gemiyle geziyor, kimi düğün yapıyor, kimi diskoda dans ediyor, kimi uyuyor mışıl mışıl, acayip rahatlar. Elma kabuğu kadar ince biliyorsunuz dünyanın kabuğu, o kadar incedir. Müthiş bir ferahlık. Bir de uçsuz, bucaksız uzayda akıl almaz bir süratle gidiyoruz. Her an bir yere bindirebilir, her an bize bir şey çarpabilir. Bunlar da olmuyor, hep savuşuyor. Mesela, “gökyüzünde göktaşı belirdi” diyorlar. Dünya’ya teğet geçecek, teğet geçecek, hep teğet geçiyor. Çarpma diye bir şey olmuyor. Ama bu teğet geçmeler, 2120’de olmayacak. Teğet geçme değil, tam bodoslamadan dünyaya bindirecek. Vuracak, delecek dünyayı öbür tarafından çıkaracak. Spin atıp bir daha dönüp bir daha vuracak. Kuran’da ikinci vuruştan bahsediliyor. Ondan sonra darmakeşan oluyor dünya, yerle bir oluyor. İlk vuruşta, şiddetli depremler meydana geliyor dünyada, sonra ikinci vuruşunda da dümdüz oluyor. Bir yere yazsınlar 2120’de yaşayacak olanlar.
ALTUĞ BERKER: Birkaç gün önce ünlü bir oyuncu olan Burçin Bildik’in eşi Zeynep Bildik, Bodrum’da tatilde denizde yüzerken, geçirdiği ani bir beyin kanaması sonucu denizin içinde kalbi durdu. Sudan çıkarıldıktan sonra, dört kere daha kalbi durdu. Ve 10 dakika boyunca beynine oksijen gitmediği için vefat etti. Toplum tarafından tanınmış birinin, tatil anında genç yaşında aniden ölmesi günlerdir gazetelerde şaşırtıcı bir ölüm haberi olarak yer alıyor. Vefat eden hanımın eşi de yaptığı açıklamada yıllardır kıt kanaat geçindiklerini, bu sene reklam filminden iyi bir para kazandığını ve ilk defa beş yıldızlı bir otele tatile geldiklerini, ancak bu tatilin eşinin sonu olduğunu belirterek, “kazandığım para mutluluk değil, acı getirdi” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin. Kaderindeymiş o. Fakat ağır spor yapacak olanlar, denize girecek olanlar yahut güneşlenecek olan insanların önceden mutlaka bir muayeneden geçmelerinde fayda var. Kalp muayenesi bir, tansiyon muayenesi iki, kolesterol muayenesi üç. Mesela kolesterolü çok yüksek oluyor. 300 kolesterol oluyor, 400 kolesterol oluyor, acayip yüksek. Tansiyonu çok yüksek oluyor. Gidiyor güneşin alnında yatıyor. 4 saat, 5 saat yatıyor, tansiyon feci şekilde yükselir tabii tehlikeli. Dikkat edecekler, inşaAllah. Yiyeceklerine dikkat edecekler. Hafif yiyecekler, yiyecekler. Çok aşırı yorulmamak gerekir. Denizin ortalarına kadar açılmaktatehlikelidir.Çok riskli.
Cübbeli bize biraz ahir zamandan anlatsın bize, dinleyelim.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Her an Çıkabileceğini, Ancak Bidatlara Alışanların, Hz. Mehdi (a.s) Zuhur Ettiğinde, İnkar Edeceklerini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: “Canım Hocam, dükkanımızı resimlerinizle doldurduk. İlgilenen insanlara da kitap hediye ediyoruz. Sizi çok seviyoruz, saygılarımızla.” Sayid Ali Rıza Hüseyinov. Yalnız, Azerbaycan’da devleti tedirgin etmesinler. Bu aralar hükümet tedirgin. Yani çok huzursuz bir hali var hükümetin. Devlete sahip çıktığınızı gösterin Azerbaycan’da, hükümete sahip çıktığınızı gösterin. Laikliğe, demokrasiye sahip çıktığınızı gösterin, hükümetin gönlü rahat olsun, inşaAllah. Türkiye’de de bazı televizyon kanallarından tedirgin olmuşlar. Tabii kendilerine göre vardır bir bildikleri ama Azerbaycan bizim canımız. Gönülleri çok çok rahat olsun. Hiç kimse yobazlığı istemez. Biz zaten Azerbaycan’a yobazlığı sokmayız. Sokturmayız o yobazlık inancını. Buna güvensinler, rahat olsunlar.
“Selamun Aleyküm, Yecüc ve Mecüc kimdir? Dabbetü’l arz bir canavar tasviri değil midir? Hz. Mehdi (a.s), Yecüc ve dabbetü’l arz bunların hepsi aynı anda mı zuhur edecekler? Saygılar; Serkan Uslu.” Vakit yok zaten. 70 yıllık bir vakit var. Tabii ki aynı anda zuhur edecekler. Ama tembellik yok. Bizim internet sitesine girip bakacaklar. Her yeni tanıyan bir daha aynı soruyu soruyor. O zaman bizim 20 yıl falan anlatmamız lazım. İnternetteki açıklamamıza bilgisayardan girip, bakacaklar.
“Hocam, sizin ve sizi seven herkesin Berat Kandili mübarek olsun.” Allah tekrarına erdirsin. “Allah’ım, şehit olmak isteyen bütün talebelerinizin dualarını kabul etsin, inşaAllah. İnşaAllah biz de şehit oluruz” diyor, Hüseyin Köksal. Helal olsun. Ankara’dan koçyiğit bir hemşerimiz. EvelAllah, evelAllah oluk oluk akarız. İstedikleri şehit olsun. Hiç derdimiz değil, hiç sorun değil. İftihar ederiz. Bir de, anneler sakın ağlamasınlar. Kardeşim, bir savaş var. Bir istiklal savaşı var. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti, dış güçler ablukaya aldılar. PKK hikaye. Onlar onların paralı adamı. Mafyaların var ya paralı tetikçisi; paralı tetikçisi. Asıl Avrupalı komünistlerin uzantısı bunlar. Aynı Sevr dönemindeki, Kurtuluş Savaşı dönemindeki gibi şu an. Aynı o zaman koçyiğitler nasıl Çanakkale’de şehit düşüyordu, anneler ağlıyor muydu Çanakkale’de? Aynısıdır. Oluk oluk şehit vereceğiz ama bir karış toprağı vermeyiz. Bunu unutacaklar. İstedikleri şehit olsun. Hazır mısın Berkerim?
ALTUĞ BERKER: EvelAllah.
ADNAN OKTAR: Hazır mısınız?
ENDER- ÖNDER: EvelAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitmiş. Boş yere çırpınmalarına gerek yok. Tiyatro gibi koskoca adalar oyun oynuyorlar. Yok şunu ilan ettik, bunu ilan ettik bilmem ne.
ALTUĞ BERKER: Bir şehidimiz daha olmuş, dediğiniz üzere. Siirt’te polis otosuna silahlı saldırı olmuş. 1 şehit polis memurumuz.
ADNAN OKTAR: Kudurdu köpek oğlu köpekler, kudurdular. Babaları Marks, Stalin onlar da onların ekibi. Polis; vatanı, bayrağı, milleti, namusunu korumak için görev yapıyor arabada güç şartlarda. Çoluğu çocuğu var. Eşek herif, bu yiğitlik mi, delikanlılık mı? Mazlum, tertemiz bir insanı sen gidip kahpece şehit ediyorsun. Senin de güvenliğini koruyor ayrıca. Bak senin annenin, kardeşinin, bacının da güvenliğini koruyor değil mi Mardin’de? Herkesin güvenliğini koruyor. Oradaki o mazlum insana böyle bir şey yapılması kalleşlik, başka bir şey değil. Ama şimdi komünistlere “ahlaksızlık yapma dersen, “ahlakı zaten kabul etmiyorum” diyecek. “İmansızlık yapma” dersen, zaten imansız olduğunu söyleyecek. “Çakallık yapıyorsun” dersen, zaten çakal olduğunu savunacak. İşte bu adamların anlayacağı; ilmi mücadeledir. Eğitilmeden, bu cahillikten kurtulmadan, bu kafadan çıkmazlar. Tebliğin çapını genişletmek lazım, derinleştirmek lazım. Ve özellikle de tabii devletin radyolarının, televizyonlarının kullanılması gerekiyor. Devletin imkanlarının kullanılması gerekiyor. Doğru mu Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam, Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.
Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri, Mesnevisinde Hz. Mehdi (a.s)’a uyacak olanların kurtuluşa ereceğine şöyle dikkat çekmiş Mevlana Hazretleri. Hatem-ül velaye nurlarının yeniden zuhurunu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gelişine benzetmiş. Herkesin ona iman etmesi gerektiğini bildirmiş. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a, inşaAllah. Peygamberlerden sonra gelecek olan ancak halktan gizlenen bir taifenin bayraklarını her tarafa dikip, halkı “gel” diye Allah’ın yoluna çağıracağına işaret etmiş. Hatem-ül enbiyayı cam mumuna benzeterek, o mumlardan yüzlerce mum yakılsa bile, Hatem-ül evliyayı temsil eden son mumu görenin ilk mumu ve geçmişteki bütün mumları görmüş sayılacağını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Çünkü “Peygamberlerin özeti” deniyor Hz. Mehdi (a.s) için. “Ona tabi olan bütün Peygamberlere tabi olmuş gibi sevap alacak” diyor, inşaAllah. Hz. Mevlana’nın, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili çok sözleri var. Onların hepsini biraraya getirelim, yeniden topluca bir anlatalım inşaAllah. Detay vererek, şerh ederek anlatalım, inşaAllah.
Ender’le Önder’ler de anlatıyorlar. Duyuyorum. Ama babası da çok güzel yetiştirmiş, maşaAllah. Erzurum, Erzincan, Diyarbakır, Siirt, Anadolu her yer güzel ahlakın okullarıdır. Her yerden koçyiğit çıkar, maşaAllah. Allah da sizleri böyle hidayetle yaratmış, maşaAllah, ne mutlu sizlere. Ne güzel. Allah sizleri bu yolda daim kılsın. Bu yoldan şaşırtmasın, inşaAllah. Şeytanın ve şerrilerin kötülüklerinden, fitnesinden sizleri korusun inşaAllah.
“Hocam merhaba. İzmir’den Can Dirgen; Biz doğmadan önce neydik?” Ruhtuk. Kalu belada Allah’a söz verdik. “Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum vardığım sonuç; çıkaramadım Hocam. Ölümden sonra ne olacağız?” diyor. Ölümden sonra bu gördüğün sistem daha değişerek, devam edecek. Yani bu gördüğün görüntü o kadar net değildir. Daha keskin olacaktır. “O gün görüş keskindir” diyor Allah. Ama burada şu an dünyayı tanımakla meşgulüz. Yani güzel ahlakı öğrenmiş oluyor, nimetin kıymetini öğrenmiş oluyoruz. Mesela bardağın kıymetini öğreniyoruz. Allah diyor ki; “ahirette kadehler vardır” diyor. Kadehi biz dünyada seviyoruz. Onun için biz kadehi orada severiz. Yoksa kadeh bizim için bir şey ifade etmez. Mesela burada arabayı seviyoruz, cennette de araba var. Onun için hoşumuza gidecek, öğrendiğimiz için. Mesela çiçekleri burada seviyoruz, böcekleri burada seviyoruz, kuşları burada seviyoruz. Cennet o zaman bizim için bir anlam kazanmış oluyor. Öğrenmeden gitsek, başka türlü olurdu. Yani gücü daha zayıf olurdu, çok zayıf olurdu. Ama şu an gücü çok yüksek inşaAllah. Bilimsel yönden bakacak olursan da, hiçbir ses, hiçbir görüntü hiçbir şekilde kaybolmaz. Yani teknik olarak, bilimsel olarak mümkün değildir. Çocukluğumuzdan itibaren gördüğümüz hiçbir görüntü, hiçbir ses hiçbir şekilde sonsuza kadar kaybolmaz. Teknik yönden de bu böyledir, imkansızdır, yok olmaz. Sürekli Allah’ın hıfzındadır, kalır, inşaAllah. Allah’ın kendimizi bize tanıtması gerekiyordu. Bize şu an tanıtıyor. Bizim ne olduğumuzu kendimize gösteriyor. Kalu belayı şu an hatırlayamıyoruz. Nasıl hafızasını kaybetmiş bir insan geçmişi hatırlayamıyorsa, biz de hatırlayamıyoruz. Ahirette kalu belayı hatırlayacağız. Ama kalu beladaki hayatta bir imtihan yok. Bu dünyadadır imtihan. Burada imtihanımız bitmiş oluyor, inşaAllah. Bakın mesela Allah, kalem yaratmış, çiçek yaratıyor beynimizin içinde. Bir güç düşün ki detay detay birçok şey yaratmış. Mesela bunu gayet süslü şekilde yaratmış. İçlerinde hava kabarcıkları meydana getirmiş hoşumuza gitsin diye. Hepsi görüntü olarak bizim içimizde mevcut şu an. Dışarıdaki asıllarında böyle bir ışık yok. Bu şekilde değildir dışarıdaki asıl. Simsiyah karanlıktır. Beynimizde, pırıl pırıl aydınlanır. Lacivertin çok güzel tonları, kırmızının tonları var. Ama beynimizin dışında böyle görüntü yok. Beynimizin dışında simsiyahtır görüntü. Madde saydamdır. Işık verilmiş olsa, saydamlığı görürsün. Cam gibi saydamdır, bu şekilde değildir. Ama ışık yok dışarda. Işık yok, ayrıca renk yok. Renk, ışık ve biçim hepsi beynimizde yaratılıyor. Beynimizde bu kadar detaylı yaratılması. Mesela kalemin kapağı ayrı detaylı yaratmış, uç kısmı ayrı yaratılmış. Yazı yazacak şekilde yaratılması ayrı. Yazı yazmaya bir niyet ediyoruz, kalem havada geliyor, yazı yazmaya başlıyor. Gönlümüzden ne geçerse Allah yazıyor. Mesela bir şey konuşmak istiyoruz, niyet ediyoruz, Allah o sesi yaratmaya başlıyor. Biz konuşmayız, Allah konuşmayı yaratır. Biz kalben istiyoruz, dua ediyoruz. Hemen Allah o sesi yaratıyor. Mesela su içmek istiyoruz, su bardağını Allah kaldırır, getirir ama eli sebep yapar. Mesela kaldırıyor, getiriyor eli sebep yapıyor. Bardak havalanıyor. Çok büyük bir mucizedir bu. Cennette el sebebi kalkıyor. Ele ihtiyaç yoktur. Bardak kendiliğinden gelir, sana su içirir. Ama bu dünyada mutlaka bizim eli görmemiz lazım. Dünyada mutlaka bizim eli görmemiz lazım. Yoksa şimdi burada bardak havaya kalksa, ekran başındakiler de bayılır, siz de bir acayip olursunuz. Çünkü alışılmışın dışında bir şey. Halbuki sistem aynıdır. Hiçbir farkı yok. Sadece el kullanıldığı için, el sebep olarak oluştuğu için, böyledir. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Mesela yandan biraz bastırsak gördüğümüz görüntü oynar. Adam “karşımda duruyorsun” diyor. Karşında duruyorsa, bastığında niye oynuyor o görüntü. Nerede oynuyor o görüntü o zaman, değil mi? Karşısındaki insana bakarken gözünü kapatsa insan, bastırsa görüntü bir ileri gider, bir geri gelir. Sen “sabit duruyorsun” diyorsun. Sabitse oynamaması lazım. Demek ki, beyninin içindeki görüntüyle konuşuyorsun sen. İnsanın kendisi de, karşısındaki insan da aynı yerdedir. Beynin içinde aynı yerde olur. Mesela ben sevimliyle konuşurken, psikoloji eğitimi aldığı için biliyordur, onun görüntüsü ile benim görüntüm de beynimde aynı yerde. O da beni beyninde, aynı yerde görüyor. Bu çok acayip bir sistemdir. Mesela pırıl pırıl ışık yaratılıyor özel şu an. Beynimiz bunu böyle yorumluyor, Allah öyle yaratıyor. Yoksa dışarıda ışık diye bir şey yok, sadece dalgalar var. Gelen dalgayı beyin ışık olarak yorumluyor. Bu şekilde yorumluyor ve renk olarak yorumluyor. Dalga boylarının farklarından. Mesela lacivert diye bir şey yok. Dalga boyu farklı olduğu için, biz bunu lacivert olarak algılıyoruz. Sırf insan için yaratılmış. Mesela ses, konuşma; ben konuşmaya niyet ettiğim için konuşma yaratılıyor. Mesela televizyonlarda, ekranlarda şu an yaratılması, televizyon ekranında yaratılıyor, o da insanların beyninde yaratılıyor. Ekran simsiyah karanlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ekrandan ne ses çıkar, ne görüntü çıkar. Zifiri karanlık, saydam bir cisim vardır. Başka bir şey yoktur ve çıt çıkmaz. Ses olarak yaratılması, beyinde Allah tarafından yaratılıyor. Görüntü olarak yaratılması da Allah tarafından yaratılır. Çok harika bir sistemdir ama ben bu kadarını anlatayım, bu kadarını düşün, artık ne çıkartırsan, ne anlarsan, inşaAllah.
Berker Hocam, buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dişli balinalar; hem resimlerini göstereyim, hem biraz bilgi vereyim. Dişli balinalar ekolokasyon yani ses dalgalarıyla yer belirlemek için, saniyenin 10 binde 1’i kadar süren hızlı çıtırtı sesleri kullanırlar. Bu sesler, alında bulunan balina yağı organından yayılır. Birçoğu bizim duyamayacağımız kadar yüksek frekanslarda bulunan bu seslerin bir kısmı insanı sağır edebilir. Balina, yaydığı bu yüksek frekanslı sesler sayesinde yakınından geçmekte olan bir balığı, kolay avlanacak şekilde sersemletebilir. Filmi de var Hocam. Onu da göstereyim, inşaAllah.
-VTR- Dişli Balinalar.
ADNAN OKTAR: Vay çeteler vay. Silaha bak sen. Bu keratalar mı yapıyormuş bu işleri. Her birinin ayrı bir silahı var, hayret maşaAllah.
Azmi Selvi; kardeşimizin bu fikri düşünülecek fikir de, bu biraz yanlış anlaşılabilir. Ama yine de bu fikrini, ilgili devlet kurumlarına bildiririz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz; “Münafığın en hassas olduğu konu; İttihad-ı İslam’dır. Çünkü münafık enaniyetlidir, üstünde bir insan istemez. O yüzden Mehdi (a.s)’ı istemez, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini istemez” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, münafık kendi başına bir devlettir. Küfrü arkasına alır. Kendini devlet gibi görür. Her türlü kahpeliğe, her türlü melanete açıktır. Gizli, açık tehditlerle Müslümanların moralini bozmak için gayret eder. Ama bakın Bediüzzaman da söylüyor, Kuran’da da bu açıklanır. Müminlere acayip şevk verir ve heyecan verir. Onların adrenalini yükseltir, gayretkeşliğini artırır, şevkini artırır. Bunu Allah söylüyor, hadislerde görüyoruz ve Bediüzzaman’ın açıklamalarında görüyoruz.
Ya Allah bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nur Suresi, 46: “Allah, dilediğini doğru yola yöneltip-iletir.” Ebcedi 2038 tarihi veriyor. İslam’ın anlı şanlı vakti ve dolayısıyla Mehdiyet’e işaret ediyor, inşaAllah.
Kapanış konuşmasını sen yap.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra, 00:30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 Tv, Kaçkar Tv, Sipas Vizyon Tv, Hatay HRT Akdeniz Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Nevşehir Kapadokya Tv, Pop Radyo Ankara, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tvsitemizden devam edeceğiz.
Bizi yarın 22:00’dan itibaren de A9 Tv, Kocaeli Tv, Aba Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Canlılar Dünyası
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...