BERİL HANIM: İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. A9 TV, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden yayınlanmakta olan “Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri” programımıza başlıyoruz inşaAllah. Buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Atatürk’ün Peygamberimiz (s.a.v.)’in hak peygamber olduğunu anlattığı bir sözü var. Atatürk kendi eliyle Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bedir Savaşı’nı gösteren bir harita çizmişti. Bir gün Şemsettin Günaltay’a haritayı işaret ederek şöyle demiştir; “Onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir avuç imanlı Müslüman’la mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.”
ADNAN OKTAR: Sırf şu sözü bile Atatürk’ün imanlı bir insan olduğunu göstermesi açısından yeterlidir. Yüz tane aleyhte delil olsa, bir tane lehte delil olsa o insan imanına hükmedilir. Bu yeterli değil mi? Ki say say bitmiyor yaptığı hizmetler.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.)’nin Allah’ın varlığını yaratılışın delilleriyle ispatlayacağı ve kimsenin ona karşı delil getiremeyeceği kaynak Şeyh Tusi'nin Gaybet'inde Kitab-ül Gaybet-i Bihar-ül Envar cilt 51’de şöyle geçiyor; “Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) hakimiyeti, Allah’ın tüm yarattıkları hakkındaki delillerindendir. Bunlar öyle çoktur ki, onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) delilleri bütün insanlar üzerinde galip gelecek, etkili olacak, hakim olacak ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi, nedeni olmayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Bu çok önemli bir hadis. Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) otoritesi, hakimiyeti, selahiyeti Allah’ın tüm yarattıkları hakkındaki delillerindendir. Bunlar öyle çoktur ki, onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) delilleri bütün insanlar üzerinde galip gelecek, etkili olacak, hakim olacak ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi, nedeni olmayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Bilimsel, felsefi, imani çok net deliller getireceği, önemli eserler yazacağı ve buna kimsenin de karşı koyamayacağını, yani Darwinistlerin, materyalistlerin, hiç kimsenin karşı koyamayacağını Resulullah (s.a.v.) 1400 sene öncesinden bildiriyor. İnşaAllah o şekilde de olacak ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri olarak biz de bunu görüyoruz.
Nedir başka? Gazete haberi mi var, orada bir şey var?
ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök’ün yazısı özerklik konusunda. Yazısında DTK özerkliğini ilan etse hükümet yüzde 50 oy almış olsa dahi buna mani olmaya güç yetiremeyeceğini yazmış. Bu sorunun artık milli iradeyle çözülebilecek bir sorun olmadığını, özerklik durumunda uygulayacağımız milli politikanın ne olacağını konuşmanın zamanı geldiğini yazmış. Artık daha gerçekçi çözümleri konuşmanın ve kendimizi ona alıştırmanın zamanının geldiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ciddiye almış demek ki. Adam çıkıyor, mesela Malatya’da bir aşiret sahibi farz edelim. Diyor ki; “Biz özerkliğimizi ilan ettik. Hadi hayırlı, uğurlu olsun. Alkışlayın bizi”. Bu ne kadar geçerliyse, o da o kadar geçerli olur. Türkiye; anayasası var, kanunları var, hukuk devleti.
Demirel dedin?
ALTUĞ BERKER: Süleyman Demirel’in 1987 yılında, gençliğin İslam’a yönelmesi ile ilgili Köprü Dergisi’nin kendisine yönelttiği sorulara verdiği bir cevap var. Şöyle; “İslami uyanışla ilgili sualler geçen 4-5 sene zarfında bana çok soruldu. Gençlerimizin İslam’ın icaplarına daha çok sarılma ihtiyacını duymuş olması geleceğimizin teminatıdır. Geleceğimiz bakımından çok önemli bir olaydır. Bunu çok iyi bir işaret sayarım. Bu milletin çocuklarının kendi dinlerinin icaplarına uymalarını yadırgamanın manasını ise anlamam. Uymaları tabiidir. Ancak uymalarını yadırgamak izahı kabil olmayan bir durumdur. Camiler genç insanlarla dolu. Bu sevinilecek bir şeydir” demiş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel de konuşmuş. O devirde çok faydalı, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz son zamanlarda komünist, Marksist, Leninist olan PKK’nın savunduğu sistemde; aile, din, ahlak, dolayısıyla şefkat, merhamet gibi bir değerlerinin olmadığını ve dolayısıyla böyle bir sistem içinde son derece zalim ve acıması bir ortamın oluşacağını anlatıyorsunuz. Bu konuyla ilgili haberi okumak istiyorum inşaAllah. Kamboçya’da 1975- 79 yılları arasındaki Marksist ve Leninist olan Pol Pot rejiminin üst düzey yöneticilerinin hayatta kalanları uluslararası bir mahkemede yargılanmaya başlamışlar. 3 milyon 300 bin insanı öldüren Kızıl Kmerler rejiminde dini ve aileyi yok etmek için 500 bine yakın da Müslüman’ın öldürüldüğü tahmin ediliyormuş. İddianamede yer alan bilgilere göre şu anda hayatta olan ve o döneme tanıklık eden bazı Müslümanlar, Allah’a inanan herkesin öldürüldüğünü, din adamlarının şehit edildiğini, camilerin yakıldığını, Müslümanlar’ın buldukları her yerde, kağnı üzerinde, banyoda ya da ormanın içinde gizlice namaz kılmaya çalıştıklarını anlatmışlar. Onunla ilgili haber vardı. İzin verirseniz Pol Pot rejimi hakkında da biraz bilgi vermek istiyorum Hocam. Pol Pot, Çin’in desteği ile iktidara gelmiş Maocu bir diktatördü. Kurduğu Kızıl Kmerler adlı komünist örgüt 1975 yılında iktidara geldi. İktidara geldikten sonra, daha önce Stalin, Lenin ve Mao tarafından uygulanan kasıtlı kıtlık yöntemini yeniden uygulamaya geçirdi. Kızıl Parti, ülke içinde yapılması gereken tek komünist görevin, pirinç tarlalarında ölesiye çalışmak olduğuna karar verdi. Ve tüm Kamboçya nüfusunu; aydınlar, öğretmenler, siyasiler dahil olmak üzere, ağır koşullar altında tarlalarda çalıştırmaya başladı. Yedi saat uyku dışında insanlar çok az bir yemekle tam gün çalışmak zorunda bırakıldı. Halkın hayvanlaştırılması projesi kapsamında, tarlalarda çalışanlara öküzler örnek gösterilerek; “Saban çeken bir öküz yemesi emredilirse yer, yeterli otun bulunmadığı bir yerde bile otlar, yer değiştiremez, ona saban çekmesi söylendiğinde saban çeker. Ailesini ve çocuklarını düşünmez” açıklamaları yapıldı. Çalışamayacak halde olanlar ise öldürüldü. Milyonlarca Kamboçyalı, kafasına kurşun sıkılarak, başına naylon torba geçirilerek, parçalanarak ve aç bırakılarak öldürüldü. Bu katliam, ülke Güney Vietnam tarafından işgal edilinceye kadar devam etti.
ADNAN OKTAR: Komünizmin zulmü, hepsi birbiriyle aynı. Stalin’in yaptıkları da aynı, Pol Pot’un yaptıkları da aynı. Hepsi aynı takım. Ha Abdullah Öcalan, ha bunlar. Aynısı; aynı kapılar, aynı inanç.
Bu, yarınki Akit Gazetesi. Akit Gazetesi delikanlı bir gazetedir, dürüst bir gazetedir. 6. sayfasında bir ilan var. Berker Hocam sen o davudi sesinle bizi bir aydınlat, nedir o ilan?
ALTUĞ BERKER: Kamuoyuna duyuru: “Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı mensupları hakkında 2000 yılında 4422 sayılı yasaya aykırılık iddiasıyla açılan kamu davası, davanın görüldüğü mahkemece 2005 yılında zaman aşımı kararıyla düşürülmüştür. Bu iddia kapsamında mahkemece verilen karara karşı temyiz başvurusu hakkı sadece savcılık makamına aittir. Savcılık makamının dışında hiçbir kişi veya kurumun temyiz yetkisi yoktur. Bu durum, Yargıtay’ın bu konudaki yerleşmiş içtihatlarıyla sabittir. Söz konusu davada savcılık makamı temyiz başvurusunda bulunmamıştır. Bu durumda mahkemece verilen zaman aşımı kararının 2005 yılında kesinleşmesi gerekirdi. Fakat dava sonuçlandırılmamış ve arka arkaya önemli, hukuka aykırı kararlar ortaya çıkmıştır. Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek isimli kişiler, hukuken hakları bulunmamasına rağmen dosyada verilen kararı temyiz etmişlerdir. Yerel mahkeme, hukuken bu temyiz dilekçesini reddetmesi gerekirken hataya düşerek dilekçeyi kabul etmiştir. Yapılan bu büyük hukuki hata, hayret verici şekilde Yargıtay 8. Ceza Dairesince de tekrarlanmıştır. Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in geçersiz temyiz taleplerinin reddedilmesi gerekirken hataya düşülerek başvuru işleme konulmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi hukuken geçersiz olan bu temyize dayanarak mahkemenin zaman aşımı kararını 2007 yılında bozmuştur. O nedenle, hukuken 2005 yılında bitmiş olması gereken BAV davası, 6 seneden beri gereksiz yere sürmektedir. Hakimlerden sanık vekillerine kadar da herkes bu durumun farkındadır. Bu hukuk dışı durumu düzeltebilecek mercilerden biri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıdır; CMK’nın 308. maddesi gereğince. Bu sebeple bu makamı geçtiğimiz ay sanık vekillerince, bu 6 yıllık hukuk ayıbına son verilecek bir başvuruda bulunulmuştur. Başvuru dilekçesinde 2005 yılında verilen zaman aşımı kararını kaldıran Yargıtay ilamının dayanağı olan temyiz dilekçesinin geçersiz olduğu açıklanmış ve bu hukuka aykırılığın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla düzeltilmesi talep edilmiştir. Dilekçe, Türkiye’nin otorite kabul edilen, saygın hukukçuların verdiği 15 ayrı bilimsel mütalaa ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla desteklenmiş ve konu detaylı şekilde izah edilmiştir. Bu başvuru sürecinde Yargıtay Başsavcılığı yetkilileriyle yapılan görüşmelerde, bu yargı mensupları talebimizin ve başvurumuzun son derece haklı olduğunu sözlü olarak defaatle ifade etmişlerdir. Ancak bu başvuru 5/7/2011 tarihinde Yargıtay başsavcılığı tarafından reddedilmiştir. Bu ret kararı verilirken, dosyada bulunan Türkiye’nin saygın hukukçularının görüşleri ve Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları dikkate alınmamıştır. Hukuki bir hata, masum insanların 6 seneden beri haksız yere yargılanmasına yol açmıştır. Bunu düzeltme yetkisine sahip yargı mercilerinin bu açık haksızlığa karşı kayıtsız kalmasının sebebini anlamakta zorluk çekmekte, bu durumun BAV camiasına ön yargıdan kaynaklanmış olmasından endişe etmekteyiz. Ortaya çıkan bu gayrihukuki durumun düzeltilmesi ve ilgili makamların kanunlarımızı harfiyen uygulaması konusunda daha titiz ve dikkatli olmasını yüce Türk Milleti huzurunda önemle talep ve istirham ediyoruz.” Ufuk Zeytinoğlu, Bilim Araştırma Vakfı.
ADNAN OKTAR: Evet Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayvanlara verdiği değer ile ilgili Ebu Davut’tan bir rivayet okuyorum inşaAllah. “Sahabeden bir-ikisi bir kuşun yavrularını almış seviyorlardı. Tam o esnada anne kuş geldi. Yavrularını yuvada göremeyince çırpınmaya başladı. Durmadan gelip gidiyor ve sağa sola uçup duruyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) durumdan haberdar olunca derhal yavruların yerine konulmasını, anne kuşa eziyet edilmemesini emretti.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz Üstad’ımızın talebelerini dinleyelim.
VTR (BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN TALEBELERİ)
ADNAN OKTAR: Şeyh Efendiler dünya tatlısılar. Müslümanlar birbirlerini çok sevmeli. Bu sevgi, bu muhabbet çok güzel. Aslında karmaşık bir şey yok. Sadece sevgisizler baş belası oluyor dünyaya ve Türkiye’ye. Sevgi düşmanları baş belaları oluyor. Sevgiyi yaşayan insanlar biraraya gelseler konu hallolur. Sevmekten, sevilmekten hoşlanan zaten Allah’ı sever. Allah’ı sevdiği için sever. İslam’ı sever, Kuran’ı sever, Allah’ın yarattıklarını sever. Dolayısıyla sevgiyi dünyaya hakim edeceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum; “Kuran’da Şevk ve Heyecan”. Bu kitabın amacı tüm inananlara şevkin ne kadar büyük bir nimet ve müminlerin gücüne nasıl güç katan bir özellik olduğunu göstermek ve onların şevklenmelerine vesile olmaktır. Aynı zamanda da şevkin şartlar ne olursa olsun müminleri başarılı kılan önemli bir sır olduğunu açıklamak, sabırla ve tevekkülle zorluklara göğüs gerip şevklerini yitirmeyenlere vaad edilen güzellikleri müjdelemektedir. Allah’ın çağrısına uyarak müminleri hazırlamak, teşvik edip şevklendirmek ve onlara “eni göklerle yer kadar olan cennete” kavuşmak için çalışmalarını bir kez daha hatırlatmaktır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Deminki okuduğumuz gazete 16 Temmuz Cumartesi günü yayınlanan Akit Gazetesi’ndeki ilan. Gerçi yine yayınlanacak ama yarın değil. Daha sonra yayınlanacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hıristiyan olan İbn-i Haris bin Kabr ve diğer Hıristiyanlar’a yazdırdığı anlaşma metnine şu maddeleri ekletmiştir; “Şarkta ve garpta yaşayan tüm Hıristiyanlar’ın dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, peygamberin ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzerine yaşayan hiç kimse kerhen İslam’a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu maddeleri yazdırdıktan sonra şu ayeti okumuşlardır: Ankebut Suresi, 46. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ehl-i Kitap ile en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin.”
ADNAN OKTAR: İşte yobaz takımına bunu anlatamıyoruz, Allah’ın hükmünü anlatamıyoruz. Anlamıyor adamlar. Yüz kere okusak yine anlamıyorlar. Aynı şeyi söylüyoruz, bir daha söylüyoruz fakat kavrayamıyorlar. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın.
ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.)’nin bütün peygamberlerin ilmine sahip olacağını bildirmiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “İmam Mehdi ilim sandığının koruyucusudur. Tüm peygamberlerin ilimlerinin varisidir ve her şeyden haberdardır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Ahir Zaman’daki imkanlara da dikkat çekilmiş oluyor böylece. Radyoya, televizyona, internete, internetteki bilgilerin toplamına, bilgi hızının gücüne, her şeye dikkat çekilmiş oluyor.
Beril Hocam sen bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Taha Suresi’nin 68. ayeti, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “‘Korkma’ dedik. ‘Muhakkak sen üstün geleceksin.’" Ayetin tamamının ebced değeri de 1956, maşaAllah, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: PKK için söylediğiniz bir sözü okuyorum. “Şu anda kepazelik çıkartmamalarının nedeni, ağır silahlara sahip değiller. Hafif silahlara sahipler, en fazla uçaksavara sahipler, havan topları var. Bağımsız devlet olurlarsa komünist Çin'den tank, top, roket elde edecek ve Kuzey Kore gibi bölgenin en güçlü askeri gücünü oluşturacaklar Güneydoğu'da. Müthiş bir askeri yapılanmaya gidecekler” dediniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, ondan sonra teker teker ülkeleri yutmaya başlarlar. Çünkü çok azgın bir komünist hareket. Azimli, eğitilmiş, gözü dönmüş, kanla beslenmiş bir örgüt. Bu kadarla bitirmek istemezler. Hiçbir komünist davasını belirli bir noktada bitirmez, en sonuna kadar gitmek ister. Proletarya diktatörlüğü son amaçtır onlarda, onu elde edinceye kadar uğraşırlar.
ALTUĞ BERKER: AK Parti ilk iktidara geldiğinde Kıbrıs’tan toprak vermeyi kabul eder tarzda açıklamaları olabiliyordu. O dönemde çözüm için oluşturulan Annan planı kabul edilmişti ve buna göre de Türk tarafı Güzelyurt’u Rumlara verecekti. Sonrasında siz müdahale etmiştiniz ve Kıbrıs’ta konferanslar yaparak “çakıl taşı bile vermeyiz” dediniz. Böylece politikalar da değişmişti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sayın Başbakan Kıbrıs’la ilgili bugün önemli bir açıklama yaptı. Artık eski Annan planına göre düşünmediğini söyleyerek “Güzelyurt Kıbrıs’ı vermeyeceğiz, unutsunlar bunu” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocam “ne annan pilavı, ne baban pilavı” diyor.
ALTUĞ BERKER: Bir yavru kedi göstermek istiyordum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acayip tatlı, bu nedir böyle? Gözlere bak, boncuk gibi. Dünya tatlısı, acayip şeker. Ne munis hayvan, hayret maşaAllah. Patileri de tertemiz, maşaAllah.
VTR (YAVRU KEDİ)
ADNAN OKTAR: Bir 5 dakika yine Cübbeli’den dinleyelim.
VTR (CÜBBELİ AHMET)
ADNAN OKTAR: Biraz Şeyh Nazım Hocamızı dinleyelim de şu kalbimize bir inşirah gelsin.
VTR (ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ)
ADNAN OKTAR: Şeyhimizi gördüğümüzde içimiz açılıyor, maşaAllah. Dünya tatlısı. Şeyhimize her tekrar ediyorum sık sık dua etsin kardeşlerimiz sağlığı, sıhhati için. Çünkü hakikaten şifa buldu, çok zindeleşti, çok iyi oldu maşaAllah. Dua iyi geliyor Hocamıza. Allah vesile ediyor. Ahmet Yasin Hocamıza da öyle, belinde bir rahatsızlığı var. Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza da ve bütün Müslümanlar’a tabii, hepsi için dua etsin. Şifa bulmaları için dua etsin kardeşlerimiz, inşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: ‘En üstün ve apaçık delil Allah’ındır.’” Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir ismi de El- Hüccet’tir biliyorsunuz. Delil, Allah’ın delili. Yani ispat eden, açıklayan, anlatan, vurgulayan anlamında El Hüccet. “‘En 'üstün ve apaçık' delil Allah'ındır. Eğer O dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip-iletirdi.’” Yani herkesi iman ettirirdi. 2004 tarihi veriyor inşaAllah.
Kardeşim, dava adamının cesur olması, kararlı olması lazım. Daha önce de söylemiştim. Orta sağda bir kısım şahıslar çok korkak ve ürkek oluyorlar. Böyle tavizci, yaranmacı, efendim, sığınmacı, mücadele azmi olmayan, bir ideali olmayan, ülküsü olmayan bir ruh içerisinde oluyor. Yani rüzgar onu nereye sürüklerse o tarafa doğru gidiyor. Rüzgarın gücüne göre o da sürükleniyor. Bu ılımlı sağ olmaz bu. Bu sürüklenen adamdır, sürükleniyordur. Mesela soldaki insanlara bir bakın, gazete haberlerini bir gözden geçirin davaları için nasıl direndiler. Nasıl riskli ortamlarda, nasıl riskli kararlar aldılar ve direndiler. Herkes bunu gördü ve azimliler. Gerekirse isim vererek de anlatacağım. Ama sağda bir kısım insanlarlar “höt” desen hemen somyanın altına giriyor. “Evet efendim, haklısınız efendim, doğru söylüyorsunuz efendim” gibi. Müslümanları, milliyetçileri, vatanseverleri koruyacak bir güçleri olmuyor. Korkuyorlar; “basın ne der? Şu ne der?” Ne derse desin. Sen hakkı savunmakla mükellefsin. Ödü kopuyor. Onurun gidiyor o zaman senin. İnsanlığın gitmiş oluyor. Neyin kalıyor geriye? Hakkı bırakmış oluyorsun, adaleti bırakmış oluyorsun o zaman. Adalet dışı bir karara, hukuk dışı bir karara, vicdan dışı bir karara gitme gerekçesi olarak basın korkusunu gündeme getirirse bir insan samimi konuşmuş olmaz, dürüst tavır göstermiş olmaz. Bir insan delikanlı olacak, yiğit olacak. Bir tek Allah’tan korkacak ve hakkı savunurken de bedelini kabul edecek. Dürüst olacak. Kardeşim mesela yine soldan örnek vereceğim, akıl almaz derecede kararlı oluyorlar kendi davalarında. Batıl da olsa çok hak olarak görüyorlar. İnananların, madem milliyetçi, mukaddesatçı, Atatürkçüsün, davana kararlılıkla sahip çık. Mazlumları, masumları, haklı olanları koru. “Onları koruyacağım” dersen bu güzel olur. Hakkı korumuş olursun. Bütün Türkiye’nin gözü önünde anormal şeyler yapılmaz. Anormal hareketler yapılmaz. Orta sağ çok güçlü olmakla mükelleftir. Adnan Menderes de bu hatayı yaptı. Ve o hatanın bedeli nasıl oldu herkes gördü. Bu zihniyetin ortadan kalkması lazım. Cesur, kararlı, akılcı bir tavır gerekir diye düşünüyorum. Haklı mıyım?
ALTUĞ BERKER: Çok haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Milletimiz hakkın, adaletin, iyiliğin hakim olmasını istiyor. Yüzde 50 ise yüzde 60 yapar, yüzde 70 de yapar. Yeter ki bu olsun. Ama biz AK Parti’nin tabii daha yeni güç kazandığını düşünüyoruz. Ustalık döneminde olduğunu düşünüyoruz. Ama süratli davranılması gerekir. Bu arada mazlumlara zarar gelirse, masumlara zarar gelirse, geç kalınırsa bunun sorumluluğunu kim alacak? Her konuda hükümetin cesur kararlar almasını istiyoruz. Ve riskli adamlara da görev vermemelerini istiyoruz. Oy istiyorlarsa oyun ne kadarı gerekiyorsa o kadar oy verelim. Destek gerekiyorsa destek verelim hükümete. Ama adaleti uygulamada çok kararlı olmasını istiyoruz hükümetin.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’den itibaren A9 TV, TV Kayseri, Samsun AKS, Pop Radyo Ankara, HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi şerifini okuyorum. “Hz. İsa Peygamber (a.s.), İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.s.)’a yardımcı olmak, ona bağlılığını dile getirmek ve onun ardından namaz kılmak için gökten inecektir.”
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. İsa Mesih (a.s.)’in de bir an önce zuhur etmesi için de Müslümanlar dua etsinler kardeşlerimiz. Milyonlarca el Allah’a yakarsın. “Ya Rabbi İsa Mesih (a.s.)’i bize göster” diye dua etsinler. Kucaklamak, yakından görmek için dua etsinler. Allah dualarını kabul eder. İsa (a.s.) yeryüzünde. Yoğun dua edin zahir hale gelsin, görünür hale gelsin. Hz. Mehdi (a.s.) için de yoğun dua etsinler zahir hale gelsin, görünür hale gelsin, inşaAllah.
Beril Hocam bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Zuhruf Suresi, 68. ayeti inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız." inşaAllah. Ayetinde tamamı da ebced olarak 2023’ü veriyor, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayeti bir daha tekrar et.
BERİL HANIM: “Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız."
ADNAN OKTAR: 2023; İslam’ın dünya hakimiyetinin tarihini veriyor maşaAllah. Bir ayet daha söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde: ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ derler” diyor inşaAllah münafıklar için Allah.
ADNAN OKTAR: Evet, münafıkların zaten iddiası odur. Ama fesatçı, zalim, gaddar, şeytanın dünyadaki görünümü olan mahluklardır. Allah bu şerlilerin şerrinden bütün Müslümanlar’ı korusun. Allah bütün müminlere hidayet, ilim, sağlık, sıhhat, güzellik nasip etsin. İyilik nasip etsin, ferahlık nasip etsin. Kalp inşirahı, ferahlığı nasip etsin inşaAllah. Yarın görüşürüz inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...