SUNUCU: İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz A9 TV, Pop Radyo Ankara ve Harun Yahya.TV sitemizden yayınlanmakta olan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza başlıyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hocam, sen şimdi bir ayetle başla.
SUNUCU: İnşaAllah. Necm Suresi’nin 56. ayeti, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.” diyor, Allah ayetinde. Ebced değeri de, 2013.
ADNAN OKTAR: 2013, maşaAllah. Şeyhim buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Geçtiğimiz hafta sonu İngiltere’nin Bradford şehrinde bir camide düzenlenen konferansta Dr. Cihat sizi temsilen katıldı. Bu konferansta ahir zaman alametleri ve Hz. Mehdi (a.s.) konusunu anlattı. Konferansa 1000 kişilik katılım oldu, maşaAllah. Resimlerde beylerin olduğu bölüm görünüyor yalnızca. Bir bu kadar da bayan kardeşlerimiz vardı. Onlar ayrı bir bölümde dinledikleri için, resimlerde gözükmediler. Önümüzdeki hafta sonu 24 Temmuz Pazar günü Londra’da bir konferans olacak, inşaAllah. Londra’da 24 Temmuz’da düzenlenecek konferansa katılmak isteyen kardeşlerimiz info@Harun Yahya.com e-mail adresine mesaj yazarak katılım için gerekli bilgileri alabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, konferans kalıcı bir etki yapar insanlarda. Adama konferans soruluyor, konuşuyor, ben konferansa gidiyorum, diyor. Evinden çıkıyor, arabaya biniyor, yol alıyor, gidiyor, orada oturuyor ve dinleyici olarak oradaki anlatılanları uzun uzun dikkatle dinliyor, sonra da evine gidiyor, ama o ömründe unutulmaz bir anı olur. Unutulmaz, çok kalıcıdır konferans. 10 sene geçse yine de unutmaz. Ama kitap bazen unutulabilir. Televizyondaki bir konu unutulabilir, ama konferans unutulmaz. Evet Berkerim, buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Amerika’nın Philadelphiaşehrinde belediyenin desteği ve işbirliği ile Cobbs CreekPark isimli şehir parkında fosil sergisi düzenlendi. Ayrıca sergiyi gezenlere ücretsiz kitap dağıtıldı. Arkadaşımız Fatih bu fosil sergisinin düzenlenmesi ve kitap dağıtımları konusunda benzer çalışmalarına önümüzdeki haftalarda da devam edecek, inşaAllah. Amerika’da Chicago şehrinde ve Teksas’ın iki farklı şehrinde önümüzdeki haftalarda konferanslarımız olacak. Bu konferanslara katılmak isteyen kişiler www.HarunYahya.com sitemizden bizimle bağlantı kurarak katılım için gerekli bilgileri öğrenebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bu da çok kalıcı olur. Orada bir fosil, bir tane bile fosil bile olsa çocuğun aklında kalsa, değişmediği, ömür boyunca ona yeter. İnsanların genellikle ömürlerinde bir veya iki şey olur, hiç unutmazlar, o kardeşlerimiz de onu unutmazlar, inşaAllah. Onun için konferans, sergi önemlidir. Katılan sayısı az olması önemli değil, etkisi çok yüksek olur. Sergiler yapalım, konferanslar yapalım, tanıtımlar yapalım. A9 etkili, tanıtımını iyi yapalım. Uydusu herkesin bir kere olsun. D-Smart’ı izlemeleri için de zaten gerekiyor uydu. D-Smart’dayız aynı zamanda, D-Smart da önemli bir yer, önemli bir kanal, yani seyretmek isteyenler için, önemli bir sistem. Buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 37. yıldönümü nedeniyle Mehmetçiğin adaya ilk ayak bastığı sahilde Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız, büyük bir kutlama töreni yapmışlar. Ellerinde meşalelerle sabaha kadar bu sahilde nöbet tutarak, bir motorla kıyıya gelen Kıbrıs savaş gazilerini karşılamışlar. Sabah vaktine kadar süren kutlamalar ise, aralarında bulunan imamın okuduğu ezan ve şehitlerin ruhuna okunan dualardan sonra sona ermiş. Görüntüleri vardı Hocam, inşaAllah.
VTR (Barış Harekâtı’nın 37.’nci Yıl Dönümünde Şafak Nöbeti)
ADNAN OKTAR: İyi olmuş, çok da iyi yapmışlar, maşaAllah. İyi, çok iyi olmuş, mesela bu da çok kalıcı olur. Güzel duygular uyandırır. Kıbrıs’a sahip çıkma ruhunu geliştirir, vatana sahip çıkma ruhunu geliştirir. Çok faydalı, güzel. Kim tertip ettiyse ellerine sağlık, Allah razı olsun, maşaAllah. Çok iyi olmuş, ezan da çok güzel olmuş, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Kuzey Kıbrıs Cumhuraşkanı siyasi danışmanı Profesör Dr. Ata Hatun Barış yaptığı açıklamada, Barış Harekâtının asıl mimarının Erbakan Hocamız olduğunu şu sözlerle ifade etmiş. “Sayın Ecevit diplomasiyle nasıl çözeriz, nasıl ederiz peşinde koşarken, rahmetli Erbakan’ın tutumu gelişmelerin o yönde ilerlemesine mani oldu. Ecevit çok ürkek davranıyordu. Barış Harekâtı kararının alınmasında asıl ağırlığı rahmetli Erbakan koydu. Erbakan, harekâtı yapalım, Kıbrıslı Türkler tehlike içerisinde, onları zulümden kurtarmak için, büyük bir fırsat, bu fırsat bir daha elimize geçmeyebilir diyerek bu harekâtı yaptı. Ecevit’in hükümet ortağı sayın rahmetli Erbakan olmasaydı Barış Harekâtı bu kadar başarılı yürütülemez ve ikinci harekât kesinlikle bu kadar iyi sonuçlanamazdı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı için hayati kararların alınmasının kökeninde, dönemin Başbakan yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan yatıyor.” demiş.
ADNAN OKTAR: Erbakan, mübarek bir insandır. Bu konu doğru. Ecevit hakikaten diplomatik yollardan halletmek için konuyu uzatma eğilimindeydi. Yani konu yatardı, açıkça söyleyeyim, hiçbir şey de çıkmazdı oradan. Rahmetli Erbakan’da bir dirayet ve kararlılık ruhu vardır. Kuran’la hareket ettiği için; o talebelerine de sirayet etmiştir, o ahlakı. Onun etkisi altındadırlar. Çok mükemmel bir kararlılıkla, çok güzel netice alınmasına vesile oldu, elhamdülillah. Evet buyrun.
ALTUĞ BERKER: Hocam size Tataristan’dan selam ve resim gönderen talebeleriniz, öyle söylüyorlar, maşaAllah. “Bediü Ahir Zaman Seyyidi Muhammed Adnan, sizleri çok seven Tatar talebelerinizden bin selam.” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet, onlar da Ahir Zaman bediisi, bizlerde Ahir Zaman bediisiyiz. Bütün Müslümanlar Ahir Zaman bediisidir. Allah’ın dinini yayan, İslam’ı yayan herkes bediidir, inşaAllah. Allah şevklerini artırsın, gayretlerini artırsın, ufuklarını açsın, kalplerine ferahlık, inşirah, iyilik, güzellik versin, maşaAllah, elhamdülillah. Evet, Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER: Atatürk’ün İslam Birliği hakkındaki sözlerinden birini okuyorum. “İslam Birliği fikrinin muahharan en büyük mümessili olan Yavuz Sultan Selim’in dediği gibi, İslam gönüllülerinin toplu olması için kendisini perişan eden milletimizi, onun dava-i istiklalini manevi teyit ve müzaheretinizi (desteğinizi) bir saniye eksik etmeyin. Ta ki İslam’ın bir küsuf-u tamma giden (tam güneş tutulmasına giden) güneşi kararmasın, tekrar alemimiz üstünde ışıldamaya başlasın. Selam ve hidayet her zaman kardeşlerimizin üzerine olsun” demiş Atatürk.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Azeri şivesiyle çok güzel yazmış kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ahir Zaman’da gelecek olan topluluktan Ebu Hureyre’ye bahsederken şöyle buyurmuştur; “Ey Ebu Hureyre! Bu topluluk zor ve güç bir yola girerek, Peygamberlerin derecesine kavuşurlar.” diye buyurmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR: Biraz şerh et.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, Ahir Zaman’da deccalden büyük bir fitne olmayacağını, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylemiş. Dolayısıyla Sahabelerin, elli Sahabe karşılığında sevabı olacağını Ahir Zaman’daki Müslümanlar’ın, topluluğun ve Ahir Zaman cemaatinin diye buyurmuşlar. Makamlarının yüksek olduğunu burada da Peygamberler’le kıyaslayarak bildirmiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Ey Ebu Hureyre! Bu topluluk zor ve güç yola girerek, Peygamberler’in derecesine kavuşurlar”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri, evet maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Ali (r.a.)’a, Ehl-i Kitap’a tebliğ yapmayı emretmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hayber’in fethi için İslam ordusunun hazırlandığı sırada, sancağı Hz. Ali (r.a.)’a vererek şöyle demiştir, “Ya Ali! Onların yanlarına kadar ağır ağır yürü, sonra onları İslam’a çağır ve üzerlerine vacip olan ilahi hakları onlara söyle. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın bir kimseye senin vasıtanla hidayet vermesi, senin için sürü sürü kırmızı develere malik olmaktan daha hayırlıdır.”
ADNAN OKTAR: Tabii, bir insanın imanını kurtarmak, onu ölümden kurtarmak gibi, inşaAllah. Ve çok sevabı olan, mükemmel bir ibadet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam, “Korku insanı hasta eder, her şeyden korkuyorlar. İnsan ruhu zayıftır. Allah ayette; “insan zayıf yaratıldı” diyor. Bu kadar baskıyı kaldırmaz insan. Allah esirgesin insanın basireti bağlanır, feraseti bağlanır, gücü kırılır; onun için özgürlük esastır, demokrasi esastır. Laik ortamda, sevecen ortamda herkes samimi candan fikirlerini söylemek durumundadır. Ama hakaret ızdırap verir, küfür ızdırap verir, saldırmak ızdırap verir; bunlar ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır. Bunların tabii ki durması gerekiyor” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Karmaşık bir şey yok, dünyada kısa bir imtihan dönemi var. Herkes iyi ve güzel olmak durumunda, güzel huylu olmak durumunda. Allah’ın varlığı apaçık görülüyor, çok aşikar. Sürekli Allah’la beraber olmak lazım, unutmamak lazım Allah’ı. Kalben dua halinde olmak lazım, sürekli. Her ihtiyacını Allah’tan istemek lazım, sebebe sarılarak. Allah’a daima hüsn-ü zanla bakılır, ona çok dikkat etmek lazım; yani hep hayır gözüyle bakılması lazım, hep güzellik gözüyle bakılması lazım. Ne yaparsa, hayır olduğunu düşünmek lazım. Bu gözle, bu tavırda olursak, dünyamız da, ahiretimiz de güzel olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tırmızi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatine ilişkin şöyle buyurmuşlar: “Onların sığındıkları ve dayandıkları Allah’tır. Onlar O’nun tedbir ve meşietini murakabaya da ehildirler.” Allah’ın kontrolü ve iradesi altında olduklarını ve Allah’ın her an kendilerini gördüğünü bilirler. “Şu hale göre onlar herhangi bir zamana ve ehline nasıl aldanabilirler? Bu fitne ve kötülük zamanı onlara ne gibi zarar verebilir? Hiç şüphe yok ki, arzı ayakta tutanlar onlardır, arzın ayakta durması ve onun ehline gereken yardım Ahir Zaman’da iyice hararetlenmiş olacaktır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yazıyı bir oku Özlem Yıldız’ın.
SUNUCU:“Engellilik ceza mı, Mükafat mı? Selamun Aleyküm.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
SUNUCU:“İyi yayınlar. Benim gibi engelli kardeşime, tek mutluluğun nasıl olacağını paylaşmak için size yazdım. İnsan, evrenin görünen ve görünmeyen her şeyin tek Rabbi yaratıcısı Allah’a inanıp, güvenine sığındı mı, tüm engelleri, sıkıntıları hemen yok oluyor. Engelini unutup sonsuz mutluluğu yaşıyor. Başına gelen engelin ceza değil, büyük bir ödül olduğunu anlıyor. 19 senedir yürüme engelliyim. Şu an 34 yaşındayım. İlk önceleri kabullenemiyordum. Talihsiz hissediyor, karanlığın içindeyim gibi idim. Yıllarca İzmir’e tedaviye gidip-geldik. Doktorlar düzelmesi imkansız deyince üzülüyorduk. Tam bu sıralar benden 4 yaş küçük kız kardeşim de aynı hastalığa yakalanıp engelli oldu. Bir iki sene sonra konuşmamı kaybetmeye başladım. Ağır bir depresyon, mutsuzluk vardı. Ta ki 10 sene önce Kuran-ı Kerim meali Türkçe açıklama kitabıyla tanışıp okuyana kadar. Okudukça gerçekleri görüyor, anlıyordum. Başıma gelen bu hastalığın geçici bir imtihan, dünya imtihanı olduğunu öğrendim. Eğer sabreder, inanır, şükreder, sakınır, güzel amel edersem bunun ceza değil sonsuz bir mükafat olduğunu anladım. Tam bu arada TV’den, bilgisayardan Harun Yahya belgesellerini izledim. Sanki serum etkisi gibi büyük bir destek alıyordum. Mesela ben belgesellerden birinde Evrenin Yaratılışını izlemeden evvel, Allah’ı sadece camide biliyordum. Sonra Allah’ın, evrenin tek kurucusu, Rabbi olduğunu öğrendim. Evrende yaklaşık 300 milyardan fazla galaksi varmış. Her bir galakside de 100 milyardan fazla yıldız varmış. Büyüklüğü artık hayal bile edilmez. Bunların yoktan varedicisi tek Rab Allah. Daha birçok belgesel imanıma çok destek oldu. Artık başka düşünüyordum, geçici dünya hayatını kaybetmiştim. Artık hiç üzülmüyordum, çünkü geçeceğini, sınırı kaybetmiştim, sonsuz hayatı kazanma ümidim vardı. Ya dünyayı kazanıp, asıl sonsuz hayatı kaybetseydim? Aldatıcı dünyada mal, mülk, para çok olsaydı... Sevinçliyim dünyayı kaybettiğim, sakat olduğum için. Bir Kuran mucizesi olmuş, 12 sene önce konuşmam düzelmiş, tüm her şeye rağmen içimde bir parayla satın alamayacağı bir mutluluk vardı. İnansak da inanmasak da dönüşümüz hep Allah’a. Ona teslimiz. İmtihan bitince nasıl olsa iki ayağım üzerinde O’na hesap vereceğim. Sonsuza kadar yürüyeceğim.
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah. Bak, ufku geniş olup da derin düşününce çok güzel gerçekleri fark etmiş oluyor insan. Ama sathi düşününce, kavruk, ölü bir ruha sahip olur. Dünya hayatı da berbat olur, ahireti de berbat olur. Allah’ın ince sanatını, Allah’ın ince hikmetini, ince uygulamalarını insan derin düşünerek fark edebilir. Derin düşünecek.
VTR (İman Hakikati: Evren)
ADNAN OKTAR:Böyle filmlerin sayısını arttıralım, çok güzel bu, anlatımı da iyi. Bölüm bölüm ihtisas filmleri yapalım. Bugün canlı yayın iyi oldu. Gece de canlı yapalım, ben de siz canlı yaparken geleceğim inşAllah mekanınıza, inşAllah. Çeşitli semtlerde canlı yayınlara devam edelim, sık sık yapalım, inşAllah. O önemli, inşAllah. Allah imkanlarımızı inşAllah daha da genişletir. Karasaldan tabii yayın yapmak da önemli, inşAllah onu da hallederiz, inşAllah bayağı güzel olur. Beril Hocam buyur.
SUNUCU:Estağfirullah Hocam. Allah Duha Suresi’nin 11. ayetinde buyuruyor, inşAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “ Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” diyor. Ayetin tamamen ebcedi de 1956’yı veriyor, inşAllah.
ADNAN OKTAR:“Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Haberiniz olsun, Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahsun da olmayacaklardır.” 1993 tarihini veriyor, maşAllah. “Onlar iman edenler ve Allah’tan sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur, işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz izzet ve gücün tümü Allah’ındır. O işitendir, bilendir.” MaşAllah. “Haberin olsun, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır ancak onların çoğu bilmezler.” 2025 tarihini veriyor ebcedi, maşAllah. Evet Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ertuğrul Özkök; Güneydoğu’da özerklik ilan edilecek kadar kendisine özgüveni olan bir Kürt coğrafyası olduğunu ve devletin artık buradan geriye kalan Türk bölgelerini yönetmesini gerektiğini söylemiş. Ayrıca Türkler’in yaşadığı batı bölgelerinde, Kürtler’e karşı bastırılmış bir öfkenin de geliştiğini, hatta bu durumun yakında bir patlamaya neden olabileceğini, eğer Türkler’i de Kürtler’e karşı yatıştıracak bir politika izlenmezse, bunun sonucunun iyi olmayabileceğini yazmış.
ADNAN OKTAR:Yok kardeşim, Türkiye bir bütün, üniter yapısı var, ben vatandaşlarımı da çok seviyorum. Ha özgürlük; alabildiğine özgür olsunlar. Laiklik; alabildiğine laik olsun. Avrupa Birliği’ne girelim, aydın düşünce, fikir özgürlüğü her yeri kaplasın, sanat, bilim gelişsin. Bunlar çok güzel ama vatandaşlarımızı bizden ayıracak her şeye biz karşıyız. Bizim ayrıca Kürt kardeşlerimize karşı sadece derin sevgimiz var, öfkemiz yok. Bizim öfkemiz katillere. Masum Kürt kardeşlerimize bizim niye öfkemiz olsun? Onların da bizim kardeşlerimize karşı bir öfkesi yok, onların da öfkesi iddia edilen Ergenekon terör örgütü katillerine. Biz kardeşiz, dostuz, öyle bir şey yok. Benim arkadaşlarımdan çoğu Kürt, canım gibi sevdiğim insanlar. Kız arkadaşlarım da var, delikanlıların çoğu da Kürt, değil mi? Adnan falan hep Kürt. Öcalan’ın ağız mağız değiştirdiği yok, bir komünist ağız değiştiremez. Marksist, Leninist ise, ömrü boyunca Marksist, Leninist kalmaya niyetliyse, Marksizm’i, Leninizm’i uygular. Dolayısıyla şiddeti savunur, kan dökmeyi savunur. Öbür türlü, oportünist bilmem ne, falan feşmekan derler. PKK komünist bir hareket, komünizmin gereğini yapıyor. Buna karşı da anti-komünist mücadele gerekiyor, bu kadar açık. Fiili hücumla olmaz, askeri müdahaleyle olmaz, polisiye müdahaleyle olmaz, bundan netice alınmaz. Ancak ilmi çalışmayla olur, ilmi, felsefi çalışma bununla net netice alınır, inşAllah.
“İyi geceler, ismim Fatma, sizi izliyorum. Devamlı açık hanımlar da oluyor, bunun manası nedir? İslam’ı bilir kişi olarak yorumlar mısınız?” Ben İslam’ı bilir kişi değilim. Talebeyim, öğrenciyim. Yani alimler, hocalar ayrıdır, inşAllah. “Bunu açıklarsanız memnun olurum, Doğa Arslan.”
Kardeşim, bir kere açık hanımları adam yerine koymayan bir kafanız var, ben bu kafayı parçalıyorum, yok ediyorum. Benim vatandaşlarımın yüzde yetmişinin, sekseninin baş örtüsü yok. Plajlar, Antalya, İzmir her yer açık hanımlarla dolu, açık beylerle dolu. Onlar benim vatandaşlarım, tertemiz mümin muttaki insanlar. Siz bu insanları irdeliyorsunuz, dışlıyorsunuz. Kendi kafanıza göre bir anlamda adam yerine koymuyorsunuz. Ben de sizi adam yerine koymuyorum. Olmaz böyle münasebetsizlik. Tertemiz insanlar bu insanlar. Gayri Müslim de olsa onlara da İslam’ı, Kuran’ı anlatırız. Açık vatandaşlar, onlar hepsi bizim vatandaşlarımız. Kapalıyı da kabul etmiyorsunuz ki siz zaten. Başörtüyü kabul ediyor musunuz? Etmiyorsunuz. Başörtülü hanıma fasık diyorsunuz siz, isterseniz göstereyim kaynaklarından. Çarşaflı hanıma da fasık, çünkü dışarı çıktı diyorlar. Sokağa çıktıysa, o da fasık oldu, diyorlar. Kardeşim bu kafayla siz nereye varırsınız? Nereye gidiyorsunuz siz? Masona tebliğ yapma diyor, Musevi’ye tebliğ yapma, Hıristiyan’a tebliğ yapma, açık hanıma tebliğ yapma, adam yerine koyma, muhatap olma, düşman ol, kinlen, saldır, öldür, nefret et. Bu mantık değil, Müslüman böyle olmaz. Herkese karşı sevgiyle, şefkatle yaklaşan bir politika esastır. Dolayısıyla ben sizin kafanızda olsam; zaten Cübbeli’ye uyardık, aynı kafada olurduk. Haşa Allah esirgesin. Bak onun nasıl ezildiğini, nasıl etkisiz olduğunu görüyorsunuz. Beni gördü mü, adamlar kaçacak yer arıyorlar, görüyorsunuz. Çıkabiliyorlar mı karşıma? Çıkamıyorlar. Ama bak Cübbeli, eğlenmek için, adamlar için bir numaralı fırsat, yalvarıyorlar keşke bir gelse de bizi eğlendirse diye. Çünkü mağlup olmuş adam yani haliyle, düşüncesiyle, fikriyle mağlup olmuş. Bugün düşündüm, Hıristiyanlar bizim sayemizde şu an atağa geçti onlar da. Onların da kendine güveni yoktu, Musevilerin de kendine güveni yoktu. Biz Deccal’in kafasını ezince Deccal’in pençesi bunların sırtından çıktı. O zaman bunlar ferahladılar. Nereden geldiğini de anlamıyorlar. Halbuki Deccal’in altında inim inim inliyordu Hıristiyanlar. Museviler, inim inim inliyordu, nefes aldırmıyordu Deccal. Allah bizleri vesile etti ve bu şekilde kurtulmuş oldular. Müslüman kardeşlerimin çoğu da öyle, okullara giremiyorlardı, her yerde eziyorlardı, her yerde aşağılıyorlardı birçoğunu. Namaz kılan bir öğrenci okula gidemiyordu, Müslüman’ım diyemiyordu. Bak şimdi göğüslerini gere gere Müslüman’ım diyorlar. Bizim vesilemizle oldu bunlar, alanları biz açtık, onların üstündeki baskıyı biz kaldırdık. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün zavallılığının sebebi yine biziz, onları zavallı hale getiren biziz. Fikirle, düşünceyle kendilerine güvenlerini kaybettirdik. Bir tek PKK’ya ulaşamıyoruz şu an; coğrafi konum açısından. O da elimize geçse, onları da ezeriz, onları da etkisiz hale getiririz. Dolayısıyla doğru olanı yapıyoruz, yani açık olan hanımlara da tebliğ yapacağız, masona da, komüniste de, herkese. Herkese karşı şefkat ve saygıyla yaklaşıyoruz. Orada gettolaşma kafası var: açıksa, adam yerine koymayacak, muhatap olmayacak, kaale almayacak. O da seni kaale almıyor. Sen ondan nefret ediyorsun, o senden nefret ediyor, ondan sonra al başına belayı, Allah esirgesin. Bak başörtülü hanımları bu kafayla mahvettiniz, köşeye sıkıştırdınız çocukları, sokağa çıkamayacak hale getirdiniz. İşte sizin kafanızın ürünü bu, çünkü böldünüz insanları; başı açıklar, başı kapalılar diye. Eğer bu kafa ile gitmemiş olsaydınız hiçbir sorun çıkmazdı. Azerbaycan’da da mahvettiler, başka yerde de, Türkiye’de de batırdılar ortalığı. Ortalığı derken, ilgili konularda perişanlık meydana getirdiler.
Öcalan; “Türkiye’yi yirmi beş ayrı bölüme ayıralım.” demiş. İkiyüzelliye de ayırır bu kafayla, kendi kafasına göre. “Beni dinleyen olmazsa büyük şehirlerde on katı ölü olur.” demiş. Yani herif göbeğini kaşıyıp kaşıyıpherzeortaya koyuyor. Kabadayılıkla Müslümanlar’ı, Türk milletini köşeye sıkıştıracağını zannediyor. Biz de diyeceğiz ki, korkalım bari. Bak adam, bu deccal ordan ötmeye başladı, korkalım, bak öldürecekmiş madem, ölmeyelim rahat yaşayalım, keyfimiz yerinde olsun, ne istiyorlarsa yapalım. Güneydoğu’yu da istiyorsa verelim, Türkiye’yi de yirmibeşe bölelim, adamlar yeter ki bize dokunmasın diyelim. Bunu istiyorlar, bunu dememizi istiyorlar. Bunu demeyiz biz deccal. Bunu demeyiz, bunu bırak bu kafayı. İlla ki sen kozunu paylaşmak istiyorsan, otuz milyon, yirmi milyon Türk genci çakı gibi hazırız devletin emrine asker olarak. Benim bütün arkadaşlarımın hepsi hazır, herkes hazır. Bak Kılıçdaroğlu da, benim söylediğimin ertesi günü o da çıktı; maşAllah benim konuşmamdan birkaç gün sonra, “ben de hazırım şehit olmaya” dedi. Herkes hazır. Sen dangalak, istediğin şeyin farkında mısın? Vatanı böldüreceğim, sizi hizaya getireceğim diyorsun. Ulan ondan sonra din, iman, namus hayatın hangi anlamı kalıyor, neyi kalıyor, hiç bir şeyi kalmıyor ki. Sen ne istediğinin farkında mısın sen? Ağzını topla terbiyesiz herif. Bu dangalağı da sürekli konuşturuyorlar. Bir de haklısın diyenler var, inanamıyorum ben buna, hayret ediyorum yani. Kozunu paylaşmak isteyenler gelmişti daha önce Çanakkale’ye, cevaplarını alıp gittiler. Otuz kere denemek istiyorlarsa o ayrı mesele. Dinimize, namusumuza, vatanımıza, bayrağımıza göz diktiler mi, bütün Türk milletini karşılarında bulurlar. Bu dedikleri nasıl olur? Her zaman söylüyorum; yetmiş milyonu şehit ederler, tamam. O zaman tamam. Onun dışında ötmeyecek. Yani bunu sürekli adam diye karşımıza çıkartmanız da çok acayip. Orada komünist devlet kurulması isteniyor. Komünist devlet kurulunca ağır silahlarla donanmış bir komünist devletin Türkiye’nin tamamını ve diğer ülkeleri isteyeceği açık belli ve ayrıca zaten hiçbir şekilde vatanın herhangi bir parçasını deccalin eline vermeyeceğimiz açık belli. Evet. Buyrun.
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı da bu konuda “özerklik ilan etmeleri pratikte boş bir şey, boş bir eylem, bir işe yaramaz” demiş, ama yazısının sonunda “özerklik olmalı mı, olmamalı mı” demiş ve ayrı bir tartışma konusu...
ADNAN OKTAR:Kimsenin kaale almayacağı bir şey. Şimdi ilk cevabını ben verdim, önce şok oldu bir çoğu. Bunlar özerklik ilan edince Türkiye gitti falan dediler, şok oldular. Ben, tımarhanede bir adam vardı; şimdi lakabını söylemeyeyim herkes tanır, onun için söylemeyeceğim. Etrafına delileri toplamış, hepsine; işte sana Macaristan’ı verdim, sana Irak’ı verdim, kimi Danimarka, kimi Norveç bütün ülkeleri paylaştılar deliler. Hatta müstahdemler de şakadan onlar da bir yerler istediler, üç beş yer birden. Herkese dağıttı, şimdi onların hesap da böyle, bu tarz. O zaman adam çıkacak Kayseri’den bir aşiret diyecek ki; “ben özerkliğimi ilan ettim, haydi geçmiş olsun.” Ardahan’dan birileri çıkacak diyecek ki; “biz de özerkliğimizi ilan ettik, hadi geçmiş olsun.” Nedir bu ya böyle? Savcılar ilgileniyorlar, yani ne anlama geldiğini anlatacaklar. Eğer bizim anladığımız anlamdaysa, bu bir suçtur ve o suçlarının karşılığına göre tecziye olunurlar, ama yuvarlak laflar ediyorlarsa kimse kaale almaz. Evet.
ALTUĞ BERKER:Sizin Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik tavsiye ve ricalarınız inşAllah olumlu anlamda hemen kendisini gösteriyor Hocam. Son olarak Sayın Kılıçdaroğlu BDP’lilerin özerklik talebini eleştiren bir açıklama yapmış. Etnik kimliğe dayanan böyle bir talebin toplumu ayrıştıracağını, böleceğini söyleyerek, “siyasetçilerin görevi bir toplumu birleştirmek, kaynaştırmak, birarada yaşatmanın şartlarını yaratmaktır” demiş. Dolayısıyla toplumu bölecek olan özerkliğe karşı olduğunu açıklamış, ayrıca terörle mücadele konusunda iktidarla ortak mücadele vermek istediklerini ve bu konuda da kendilerine de düzenli bilgi aktarılması çağrısında bulunmuş.
ADNAN OKTAR:Bak helal olsun. Ben teşhisimde hata yapmam. Bu insan dürüst insan, iyi insan, kaliteli insan, samimi insan dedim. Bak buyrun. “Asil azmaz, bal kokmaz” derler, asil insan bu. Üslup güzel, vatana tam sahip çıkan bir üslup. Son günlerdeki üslubunu çok beğendim, tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum, maşAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER:Arılarla ilgili bilgi verebilir miyim Hocam? Resim de göstereyim. Kağıt arılarının kurdukları yuvalar; bunlar tropik ve ılık iklimlerde yaşayan kağıt arıları. Yuva yaparken ilginç bir yöntem kullanıyorlar. Kraliçe arı baharda uykudan kalkarak yuva yapmak için uygun bir yer arıyor. Yuvası açık olacağı için bunun şiddetli rüzgar alan ve güneşi fazla gören bir yerde yapılmaması gerekiyor. Bu yüzden kağıt arısı yuvasını daha çok evlerin saçaklarına, çatılarına ya da ağaçların dallarına yapar. Kraliçe, yuvayı bir nevikağıttan yapar. Çenesiyle bir ağacı kazıyarak odun çıkarır, bunu çiğneyerek salyasıyla karıştırır ve böylece kendi kağıdını oluşturur. Önce bir damın ya da dalın altına yassı bir temel yapar, bundan çıkan kısa bir sopa, yuvanın ana bölümleri, yani küre biçimi kovanı oluşturan hücrelere takılır.
ADNAN OKTAR:Hayret ya. Mesela odundan kazıyıp kağıt yapıyor; vücut salgısıyla karıştırıp, yepyeni bir teknik. Öbürlerinin de altından, vücudunun altından sunta gibi plakalar şeklinde balmumu çıkıyor, o da onu ağzında eziyor, sonra da patileriyle sıvıya sıvıya; hem ayağıyla hem patisiyle falan zar gibi ince çok çok düzgün, jilet gibi düzgün, altıgen köşeli, milimetrik son derece mükemmel bir açı oranlamasıyla o güzel petek gözlerini yapıyor, maşAllah.
Evet, Ümit Doğru yazmış, Ümit anladığım kadarıyla ülkücü, üslup çok sıkı, maşAllah. “Hocam Allah rızası için oku” diyor. Ümit, hiç kafanı takma, evelAllah Türkiye’nin bir karış toprağını vermeyiz. Deccalin oradan böğürmesi önemli değil. Hiç kafanızı takmayın, ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Evet Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün TRT’de yine evrim propogandası yapılmış. Saat 15:00’te TRT Belgesel kanalında “Zamanın Yolcusu” isimli programda bitkilerin evrimleşmesine dair evrim propogandası yapılmış.
ADNAN OKTAR:Başbakanımız bu anormalliğe bir dur desin. Bakın istirham ediyoruz, defalarca söyledik. TRT Müdürü ile görüşüyoruz; “nerden çıktı bu, böyle bir şey yok, haberim yok.” diyor, soruyoruz. Peki kardeşim işte gösteriyorlar adamlar, devam ediyorlar. Bunu da filme alın-gönderin TRT Genel Müdürlüğü’ne baksın. Diğer programı da alıp gönderin, baksın. Yani biz iktidarın muktedir olmasını istiyoruz artık. Muktedir olsun, müdahale etsin, istirham ediyoruz, yani söylüyoruz, anlatıyoruz, kendi kendine gitmez. Özerk, tamam ama TRT’ye Darwinizm’in propogandasını yapma özerkliği verilmiş değil ki. Milletin manevi duygularını, milletin inançlarını esas alan bir yayın yapmak durumundadır TRT. Marksizm’in, Leninizm’in temeli olan Darwinist teoriyi anlatmakla mükellef değildir TRT. Sahte bir teoriyi, yalanlanmış, geçersizliği ispat edilmiş bir teoriyi anlatmak durumunda değildir TRT, değil mi? Doğru muyum? Evet.
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demirel derdi, “TRT varsa bizim sayemizde vardır” diyordu Demirel. “Efendim TRT’de sizin aleyhinizde işte haber oldu, yazılar çıkıyor, konuşmalar oluyor, ne diyorsunuz?” dediler. “TRT kim oluyor? TRT var ise bizim sayemizde var.” dedi. Hakikaten TRT ondan sonra düzeltmişti ağzını, üslubunu. Demirel şahane insandı ama bilmiyorum. O şartlarda mecbur olduğu için Allahualem öyle yapıyor, yoksa o ortam daha rahat. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün varlığına rağmen, böyle sağcı bir politika izledi Demirel, kolay iş değil o. O kadar katilin, itin kopuğun içerisinde yol almak kolay iş değil, çok zordu Demirel’in yaşadığı ortam. Buna rağmen Demirel; “Ayasofya açılsın, yirmi dört saat Kuran okunsun.” dedi Ayasofya’da. Milliyetçi, mukaddesatçı yönü çok ağır basıyordu Demirel’in. Nur talebelerini alenen destekliyordu, söylüyordu, milliyetçi gençleri alenen destekliyordu. Biz biliyoruz o dönemleri. Sağın tamamına destek veriyordu; Süleymanlı kardeşlere, Nur talebelerine, milliyetçi gençlere, hepsine destek veriyordu.
ALTUĞ BERKER:Gençliğin İslam’a yönelmesiyle ilgili okumuştuk, ama uygun görürseniz tekrarlayabilirim. Demirel’in 1987 yılında Köprü Dergisi’ne verdiği mülakatta şöyle diyor; “İslami uyanışla ilgili sualler geçen dört beş sene zarfında bana çok soruldu. Gençlerimizin İslam’ın icaplarına daha çok sarılma ihtiyacını duymuş olması geleceğimizin teminatıdır. Geleceğimiz bakımından çok önemli bir olaydır, bunu çok iyi bir işaret sayarım. Bu milletin çocuklarının kendi dinlerinin icaplarına uymalarını yadırgamanın manasını ise anlamam. Uymaları tabidir; ancak uymalarını yadırgamak izahı kabil olmayan bir durumdur. Camiler genç insanlarla dolu, bu sevinilecek bir şey.”
ADNAN OKTAR: Biz Doğru Yol Partisi’nin ‘Yıla Bakış’ mı neydi, o toplantıya gitmiştik. Demirel vardı, Tansu Çiller vardı, Cindoruk vardı, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, ondan sonra Başbakan, Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı olduğu için...
ADNAN OKTAR:Evet Demirel yamandır. MaşaAllah bayağı da uzun ömürlü, çok sağlıklı insan. Kaç yaşında o?
ALTUĞ BERKER:Seksensekiz civarı galiba Hocam. 1923 doğumlu diye hatırlıyorum ama emin değilim, seksenbeşlerin üstünde galiba.
ADNAN OKTAR:MaşAllah. Ya hayrettir, o ekip hep birbirine benziyordu. Mesela Cindoruk da benzer Demirel’e. Tip olarak da, üslup olarak da benzer. Genellikle parti liderlerinin yakın adamları, mesela ne bileyim, partinin temel yöneticileri falan diyelim, parti liderlerine genellikle benziyor. Mesela hep Özal’a benzerdi o zamanlar birçok şahıs, tek tek sayabilirim şu an. Hep aynı, gözlük modelleri aynı, kiloları aynı, üslup, ses tonu aynı. Mesela Hasan Celal Güzel acayip benzer Özal’a, değil mi? Hep o tarzdaydı üslupları. Demirel’in ekip de hep ona, Demirel’e benzerdi. Neyse önemli bir detay değil. Buyur.
ALTUĞ BERKER:8400 yıllık kemik kaşığı bulunmuştu, onun gösterdiği yaratılış gerçeğiyle ile ilgili bilgi veriyorum. Bursa, Ulubat gölü yakınlarında 8400 yıl önce inşa edilen Aktopraklık höyüğünde bulunan malzemeler, geçmiş çağlarda yaşayan insanların da bizler gibi medeni bir hayat yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Aktopraklık höyüğünde bulunan parçalardan biri de yandaki resimde görülen 8400 yıl önce yapılan kemik kaşıktır. Bu bölgede incelemeler yapan Bilim Teknik Dergisi yazarı, geçmişte yaşayan bu insanların günümüz insanlarıyla olan benzerliklerini şu cümlelerle ifade etmiştir. “Elinde tuttuğu kemik kaşık, benim Çamtepe’de hala kullandığım ve bundan yirmi yıl önce Bodrum’da bir restoranda kullanılmış olan tahta kaşığın aynısıydı! Malzeme ya da yapan kişi değişmiş olsa da, olağan dışı biçimi, ihtiyacı karşılamaya dönük mantığı ve yapımında kullanılan ustalık aynıydı. Aktopraklık’taki geçmiş insan, yirmi yıl önce Bodrum’da yaşamış olan Gerişli kaşıkçı Hacı Ali ile aynı ustalığa sahipti.” Bu yazıda da görüldüğü gibi tarihi bulguları samimi, ön yargılardan kurtulmuş bir bakış açısıyla değerlendiren herkes, geçmişte yaşayan insanların bizler gibi sosyal hayatı olan medeni insanlar olduklarını anlar. Evrimcilerin iddia ettiği gibi tarih öncesi döneminde yarı insan-yarı maymun mağaralarda postlara bürünerek yaşayan insanlar yoktu. Onlar da bizim gibi akla ve ruha sahip medeni insanlardı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bak, tarih yeniden yazılıyor ve yeniden yazılacak. Tarihin birçoğu yanlıştır. “Yalan Söyleyen Tarih Utansın” diye bir eser vardı, değil mi? Tarihin birçoğu değiştirilir; zamanın politik şartlarına göre, insanların görüşüne inancına göre değiştirilir. Gerçek tarih daha ilerde yazılacak inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde. Gerçek tarih daha yazılmadı. Bütün dünya tarihi, bütün açıklığıyla, gerçekliğiyle, gerçek belgelerle, delillerle kapsamlı olarak Hz. Mehdi (a.s.) devrinde yeniden yazılacak ve yeniden kamuoyuna sunulacaktır, inşaAllah. Evet Şeyhim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Film göstermek istiyorum. Kaplanla oynayan köpekler.
VTR (Kaplanla Oynayan Köpekler)
ADNAN OKTAR: Evet Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, “Müminlerin Merhameti” isimli kitabınızı tanıtıyorum, inşaAllah. Bu kitapta müminlerin Allah sevgisine dayanan merhamet anlayışlarının nasıl olduğu, Kuran’ın emirleri ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti doğrultusunda, bu ahlakı hayatlarının her anında nasıl yaşadıkları ve kimlere karşı merhamet gösterdikleri anlatılıyor. Bu önemli bir konu, çünkü Allah müminlere merhameti emreder. Bu bir farzdır, inşaAllah. Bir ayette Allah şöyle buyuruyor; Beled Suresi 17-18. ayetler, şeytandan Allaha sığınırım, “Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak, işte bunlar sağ yanın adamlarıdır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım, 25. ayet Maide Suresi. Hz. Musa (a.s) diyor ki: “Rabbim gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum.” Bak ne kadar vahim bir durum olmuş, Peygamber ‘bir tek kardeşim ve ben kendimi kurtarabildim’ diyor. Kavim sapıtmış vaziyette. “’... öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır’ dedi. Allah dedi ki: ‘Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır.’” Mehdiyet’in de süresi kırk yıldır. Deccalin süresi kırk yıldır. Kırk, önemli bir sayıdır, olgunluk yaşı kırktır. Peygamberlere peygamberlik gelirken kırk yaşında gelir. “Onlar yeryüzünde ‘şaşkınca dönüp duracaklar.’ Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme.” Yani ‘onların dinsiz olması, sapıtmış olmalarına üzülme, haramdır.’ Muhkem ayet, muhkem hüküm. Hani var ya bazıları tebliğ yapıyoruz, olmuyor dinlemiyorlar, şu oluyor falan, üzülüyor ona. O tarz bir üzülme haram. Evet Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Hz Mehdi (a.s)‘ın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetine uyacağını, İslam dinine sonradan eklenmiş olan hurafeleri temizleyip, dinimizi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde yaşanan asıl haline döndüreceğini şöyle buyurmuş. “Abdullah Bin Ata der ki; Ebu Caferi Bakır (a.s.)’a şöyle arz ettim; ‘bize Kaim (a.s.)’dan (Hz. Mehdi (a.s.)’dan) haber ver.’ Buyurdu ki: ‘Resululah (s.a.v.)’ın yolunu izleyecek, önceki şeyleri iptal edip, yeni şeylerle gelecek.’” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir vasfı da, önemli bir vasfı da kan akıtmamasıdır. Mesela bazı Hıristiyanlar var; fitne, savaş çıkartmaya meraklı. Diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, önce barışa davet edecek ama sonra kan akıtacak” diyorlar. Bu çok akılsızca bir üslup. Hz. Mehdi (a.s.), Peygamber (s.a.v.)’in emrindedir, yani onun askeridir. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Kan akıtmayacaksın. Ne ile söylüyor bu emri? Vahiy ile söylüyor. Cebrail (a.s.)’dan aldığı emirle söylüyor. Hz. Mehdi (a.s.), Cebrail (a.s.)’ın getirdiği Allah’ın hükmüne karşı mı çıkacak? Hayır ben kan mı akıtacağım diyecek? Hz. Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için kan akıtmayacaktır, ömrünün sonuna kadar kan akıtmayacaktır. Allah’ın hükmü sonsuza kadar geçerlidir. Kuran’ın hükmü kıyamete kadar geçerlidir. Dolayısıyla bu olay, bu şekilde olacaktır ve hiçbir şekilde kan akıtmayacaktır Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah. “Dilinde pelteklik olacağı” diyor, pelteklik değil. Şerh edenler yanlış söylüyor. Bazen Hz. Mehdi (a.s.)’ın dili tutuluyor, hükmünü bilmiyoruz, nasıl olduğunu bilmiyoruz, Allah’ın bildiği bir şey o. Yani konuşma takati kalmıyor, konuşmaya gücü olmuyor, Hz. Musa (a.s.)’da da var. Yani konuşurken, birden konuşma gücünü kaybediyor. O zaman kardeşi Hz. Harun (a.s.)’ı devreye sokuyor işte. Allah’tan istiyor kardeşi Hz. Harun (a.s.)’ı. Kardeşi Hz. Harun (a.s.) onun yerine konuşmaya başlıyor. Hz. Musa (a.s.) hiç konuşmuyor değil, konuşuyor, Kuran’da konuşmaları var; fakat bazen konuşması Allah tarafından tutuluyor, bir hikmete binaen. O anda kardeşi devreye giriyor. Sen konuş diyor, onu konuşturuyor. Yani sağ elini sol dizine vurması odur. Sağ eli, sağ el; güç anlamındadır sağ el. Yanındaki insana konuşması için talimat vermesi, yahut ricada bulunması, yahut talepte bulunması. Hz. Harun (a.s.)’da onun yerine konuşmuştur; dili tutulduğu vakitlerde, peltek değil. Bak, “telaffuz ona zor geldiğinde.” konuşamıyor. Zor gelmesi ne demek? Bir şekilde tutuluyor, bir şekilde tutuluyor. Evet. Hz. Mehdi (a.s.), zamanla Allah’ın hükmünü değiştiremez, Kuran’ın hükmünü değiştiremez, Peygamberimiz (s.a.v.)’in O’na verdiği talimatı değiştiremez. “Kan akıtmayacak” dedi mi, kan akıtmayacaktır, aması olmaz. Yani şöyle şartlar, yok. Ömrünün sonuna kadar kan akıtmayacak. Kan akıtan zaten Hz. Mehdi (a.s.) değildir. Onun için Hıristiyanlar’ın o iddiası yersiz, Hz. Mehdi (a.s.) vahye göre hareket ediyor. Kan akıtan, o zaman onun Hz. Mehdi (a.s.) olmadığını anlarız. O Hz. Mehdi (a.s.) değildir kan akıtıyorsa. Kan akıtmaya teşvik ediyorsa da değildir.
“Selamun Aleyküm Hocam. NTV kanalında evrim telkini yapılıyor, hayırlı geceler. Ali Şahin.”
ADNAN OKTAR: İstedikleri kadar evrimi anlatsınlar, TRT istediği kadar evrimi anlatsın, var gücümüzle evrimi kazımaya devam edeceğiz. Anadolu’daki, Türkiye’deki, yurtdışındaki bütün kardeşlerimiz ilmi olarak bizlere yardımcı olsunlar, Yaratılış Atlasları’nı dağıtsınlar. Köylere, kasabalar her yere dağıtalım. Bunların kökünü fikirle, ilimle, sevgiyle, bilimle yok edeceğiz, inşaAllah.
“Hocam mesela bizler beş milyon Zazayız, Türk milletine bağlıyız, devletimize de bağlıyız, ama biz ayrılık istemiyoruz.” diyor kardeşimiz.
Zazalar mesela ayrı Kürt bilinir, “biz ayrıyız” diyor Zazalar. Hakikaten Zazalar ayrıdır. Boşnaklar var şimdi, deseler ki biz özerklik ilan ettik, Çerkezler var biz özerlik ilan ettik, Mardin’de çok fazla Arap kardeşimiz var biz de özerklik ilan ettik. Şu kafa mı ya? Deccal kafası parçalayıcıdır, Hz. Mehdi (a.s.) kafası birleştiricidir. Deccal, güzelliği yok eder. Hz. Mehdi (a.s.), güzelliği getirir. Deccal kanı getirir, Hz. Mehdi (a.s.) kanı götürür, durdurur. Deccal, estetiği, sanatı yok eder. Hz. Mehdi (a.s.), estetiği, sanatı getirir. Her şey tersinedir deccaliyette. Evet.
Baran kardeşimiz, maşAllah. Baran Vanlı: “Okumanızı çok isterim pirim, benim güzel yüzlü ve temiz pirim selam diyorum, maşAllah.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bugün çok güzel konuşuyorsunuz, gelen soruya muhteşem cevap verdiniz, ağzınıza sağlık. Siz arslansınız, arslan kalacaksınız, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Size derin sevgi duyuyoruz ve çok seviyoruz. Hep böyle kalın, dostça kalın, Alevi kardeşiniz Ahmet.” Hay sizi yaratan Allah’a ben kurban olayım. Aleviler, arslandır arslan, maşaAllah. Evet Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah, bir internet sitesi tanıtıyorum, KurandaSukur.ImaniSiteler.com Bu sitede şükür konusu anlatılıyor Hocam. Bu konu çok önemli, inşaAllah. Şükür, Kuran’da üzerinde en çok durulan konulardan biri. Yetmişe yakın ayette şükretmenin öneminden bahsediliyor, müminlere şükretmeleri hatırlatılıyor. Şükredenlerin ve şükretmeyenlerin örnekleri veriliyor, akıbetleri anlatılıyor. Şükrün Kuran’da bu derece önemle vurgulanmasının nedeni, bunun imanın ve tevhidinen büyük göstergelerinden biri olmasıdır. Bir ayette şükretmek, yalnızca Allah’a kulluk etmenin tek şartı olarak belirtilir. Bakara suresi 172. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız ve yine yalnızca Allah’a şükredin.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hakim İbn-i Mace ve Ebu Nayim, Hz. Enes’ten taharric ettiler. “Ben Resulullah (s.a.v.)’den duydum, şöyle ferman etti Resullullah; ‘Biz, Abdülmüttalip’in evlatlarından yedi kişi cennetin efendileriyiz, seyyidleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” MaşaAllah. Hepsi cennette diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Onun için bu hadise de dayanarak bir kişiye biz Hz. Mehdi (a.s.)’sın diyemeyiz. Çünkü dersek, bu hükme göre o kişinin cennetlik olduğunu kabul etmek durumunda kalırız. Burası da imtihan dünyası, değil mi? Ben mesela acayip korkuyorum cehenneme gideceğim diye, sen acayip korkuyorsun, sen de korkuyorsun, Hz. Mehdi (a.s.) da korkar. Herkes Allah’tan korkacak, inşaAllah. Allah’tan korkmadın mı gaflet gelir, insanın aklına zayilik gelir, Allah esirgesin. Ebu Naim Huzayfe’den taharricetti; Resulullah (s.a.v) buyurdu: “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, kıyamet kopmasına bir gün kalmış, ertesi gün kıyamet kopacak olsa bile; Allah, ismi Benim ismime, ahlakı Benim ahlakıma uyan (benzeyen) ve künyesi de Ebu Abdullah olan bir Resul gönderecektir.” Yani tabii bu hadisi açıklayan kişi kendisi şerh etmiş, açıklamış. Halbuki künyesi de bana uyan diyor, Ebu Abdullah demiyor, orjinalinde öyle bir şey yok. Ama hadis orijinal kaynaktan alınırken şerh eden, “olsa olsa Ebu Abdullah’tır, herhalde o anlama gelir” diyor. Halbuki öyle değil. Peygamberimiz (s.a.v.) bilmiyor mu öyle demeyi? Adı Muhammed, babasının adı da Abdullah derdi, demiyor. “Adı adıma uyar, babasının adı da babamın adına uyar, denk misali gelir” diyor. Şerh etmemiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kapalı bırakmış. Ahir Zaman’da anlaşıldı ne anlama geldiği. Evet Beril Hocam buyrun.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV, kaçkar TV, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.TV sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Medyen suyuna vardığı zaman Hz. Musa su almakta olan bir insan topluluğu buldu, onların gerisinde iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” Konuşuyor bak kadınlarla, yanına gidiyor ve konuşuyor. Hani konuşulmazdı kadınlarla? Bak konuşuyor, Peygamber konuşuyor. “Dedi ki:” kadınlar diyor ki; “çobanlar sürülerini sulamadıkça biz sürülerimizi sulamayız.” Bak onlar hanzo yanaşmıyorlar ama O, Hz. Musa (a.s.) temiz, efendi insan, ona yanaşıyorlar. Demek ki kalitesine, güvenirliliğine göre hareket ediliyor. “Babamız yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır dediler. Hz. Musa (a.s.) hemence o bayanların sürülerini suladı. Sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: ‘Rabbim doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.’” Hayırlı iş için geldik derler ya, maşaAllah, maşaAllah. Allahualem ‘Yarabbi bana bir nikah nasip et’ der gibi bir dua yani, inşaAllah. Aynı zamanda o hayırlardan birinin de anlamı o, inşaAllah. Allahualem ona da işaret ediyor veyahut ayetin devamından onu anlıyoruz, inşaAllah. Orada belki onu kastetmemiştir ama her hayır derken, nikahta da hayır var, inşaAllah. Evet ne yapıyoruz, yarın mı görüşüyoruz? Tamam haydi bakalım, inşaAllah.
Kuran Mucizeleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Fihristi
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...