SUNUCU:İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, A9 Tv, Pop Radyo Ankara ve Harun Yahya.Tv sitemizden yayınlanmakta olan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Berker Hocam’ın makamına göz diktin, hadi bakalım hayırlı uğurlu olsun.
BETÜL HANIM:Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Yiğit Bulut’un kendisiyle ilgili bir yazısı vardı, onu göstermek istiyorum. Kendisi Başbakan Erdoğan’ın son Kıbrıs gezisinde Başbakan Erdoğan ile giden gazetecilerden biriydi. Yazısında; “Bugüne kadar Kıbrıs halkında hiç bu kadar büyük bir coşku görmediğini, Başbakan’ın Adana’da, Rize’de, Mersin’de, Konya’da nasıl karşılanıyorsa, Kıbrıs’ta da aynı içtenlikle karşılandığını ve Kıbrıslılar’ın Başbakan Erdoğan’ı kendi Başkanları gibi gördüğünü” söylemiş. “İlk defa Türkiye’nin bir parçası olma konusunda, Kıbrıslı Türkler’de tam bir fikir birliği oluştuğunu, Kıbrıslılar’ın yeni Türkiye’nin bir parçası olmayı, yani Türk vatandaşı olmak istediklerini ve bunu da açıkça dile getirdiklerini” söyleyerek “Hoş geldin Kıbrıs, yeni vilayetimiz” sözleriyle yazını bitirmiş.
ADNAN OKTAR:“Yeni vilayetimiz”, işte bu kadar. Darısı Suriye’ye, Irak’a inşaAllah. Öyle olması lazım, inşaAllah. Onlar da yani, tamam devlet olsunlar, ama kalben bizimle beraber olsunlar, vilayet gibi olsun inşaAllah.
BETÜL HANIM:Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu, Ermeni sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmüş. Ermenistan Bölgesel Kalkınma Enstitüsü Başkanı; “aile kökenlerinin Erzurum’da olduğunu ve Erzurum’u görmek istediğini” söyleyince Sayın Davutoğlu kendisine; “Bir gün gelebileceksiniz, ayrıca Erzurum’da ev alabilecek ve yerleşebileceksiniz de” şeklinde cevap verince, bu Ermeni görüşmeciler arasında şaşkınlıkla karşılanmış.
ADNAN OKTAR:Gayet güzel, Ermeniler bizim canımız. Gelsinler, Rumlar da Ermeniler de istedikleri gibi yerleşirler. Osmanlı döneminde nasıl iç içeydik, aynı şekilde kardeşçe, dostça yaşarız, arkadaşça yaşarız. Yani bir düşmanlık kin yok aramızda, ülfet var, inşaAllah. Onlar da Allah’ın kulu, bizler de Allah’ın kullarıyız, dünya kardeşiyiz ama onlar kendi aralarında din kardeşidir. Dünya dostuyuz, onlar kendi aralarında din dostudur. Tabii ki birbirlerini koruyup kollayacaklar, Müslümanlar birbirlerini koruyup kollayacaklar, ama arkadaşça ve kardeşçe bir ortam olması lazım.
BETÜL HANIM:İnşaAllah. Ayrıca Davutoğlu’nun kendilerini çok ılımlı ve güler yüzlü karşıladıklarını belirterek; “Bu tutumunuz bizi hem şaşırttı, hem de etkiledi. Biz sizi böyle beklemiyorduk. Ermenistan’dakiler Türkiye’yi bilmiyor, bizce en büyük sorun bu. Sizin elçilerinizin mutlaka Erivan’da olmasını istiyoruz” ifadelerini kullanmışlar.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Sayın Davutoğlu, mübarek muhterem bir insandır, yani ahir zamanda Mehdiyet’in bir tecellisidir, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğinin de bir alametidir, inşaAllah. Çok güzel hizmetler veriyor, Allah muvaffak etsin, Allah yolunu açsın, Allah kalbine inşirah ferahlık versin. Evet buyrun.
BETÜL HANIM:Milliyet’ten Hasan Cemal, Fikret Bila gibi yazarlar; “PKK’ya silah bıraktırabilineceğini ve çatışmalar durdurulabilecektir. Çatışmaları durdurabilecek tek kişinin Öcalan’ın olduğunu ancak Öcalan’ın PKK’ya sözünü dinletmesinin ve üstüne düşenin yapabilmesi için de tutukluluğunun ve hapsinin çevrilmesini” söylemişler.
ADNAN OKTAR:Yahu çocuk gibiler, hayret yani. Gücü yetiyorsa, ceza evindeyse de lider olması lazım. Söylesin halletsin. Yani, hele bir bırakın bakalım neler düzelecek. Kardeşim, bir kere komünist düşüncede savaş hiçbir şekilde bitmez, diyalektik düşüncede savaş hiçbir şekilde bitmez. Sürekli çelişki vardır, sürekli zıtların mücadelesi vardır ve proletarya diktatörlüğüne kadar kan akmaya devam eder. Hatta proletarya diktatörlüğü oluşsa bile yine o düşünce kendi zıttını ortaya çıkaracaktır diye inançları var, yine savaş olacaktır diye inanıyorlar. Yani durağanlık komünizmde yoktur, komünist düşüncede sürekli devrim düşüncesi vardır, yani kesintisiz devrim düşüncesi vardır. Ve komünist düşüncede kansız bir dünya yoktur, mutlaka kan vardır, mutlaka terör vardır, mutlaka anarşi vardır. Sükunetli bir dünyayı komünizm kabul etmez, komünist düşünce bunu kabul etmez.
BETÜL HANIM:Sizin de bildiğiniz gibi bu şekilde, sürekli ısrarlı bir şekilde ev hapsinde tutulsun ve dışarı çıkarılsın, dışarıdan yönlendirsin gibi yazılarda bulunuyorlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, suç işleyen cezasını çeker. Yani o zaman suç diye bir konu kalmaz ki. Suç varsa ceza vardır, ceza yoksa suç da yoktur.
BETÜL HANIM:Yazısında şu şekilde söylemiş; “Ankara, PKK’yı dağdan indirebilecek yegane gücün Öcalan olduğunun gerçeğinin de farkında” şeklinde söylemiş, Milliyet’ten Hasan Cemal.
ADNAN OKTAR:Hasan Cemal, bunlar eski tüfek solcular. Bunlar gençliğinde hiçbir şey yapamadılar, şimdi kendi kafalarına göre bir şeyler ortaya koyuyorlar. Ankara’nın farkında olduğu şey; Türk İslam Birliği’dir, İttihat-ı İslam’ıdır. Devletin resmi politikası Türk İslam Birliği’dir, Atatürk’ün talebi budur. Devletin bölünme politikası olmaz. Böyle bir şey hıyanet olur, kimse böyle bir şeye cesaret edemez. Dolayısıyla yanlış düşünüyor. Evet dinliyorum.
BETÜL HANIM:Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği Türkiye Değerler Araştırması 2011 yılı raporuna göre; Türk halkının güven ve mutluluk oranları rekor kırmış. İnsanlar ‘hem ekonomik hem de sosyal olarak hallerinden çok memnun olduklarını’ söylüyorlarmış. Dindar olan insanların oranı ise, özellikle son 15 yılda oldukça yüksek çıkıyormuş. Dindar halkın oranı %85 ile Avrupa ülkelerinin çok üzerindeymiş. Ve dinin kendisi için, Türk toplumu için çok önemli olduğunu söyleyenlerin ise %93’müş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, 1971’lerdeki duruma bakın, 2011’deki duruma bakın. İlmek ilmek Türkiye’yi gezdik, ilçe ilçe gezdik, on binlerce kitap dağıtıldı, yüz binlerce kitap satıldı, yüzlerce konferans verildi ve muhteşem bir netice elhamdülillah, maşaAllah.
BETÜL HANIM:MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, PKK sorunuyla ilgili bir açıklama yapmış ve açıklamasında şunları söylemiş; “MHP olarak bölücülere, bölücüleri destekleyenlere, Kandil dağından bölücülerin mesajını getiren aydınlara buradan sesleniyoruz, MHP olarak milletimiz adına, herkese sesleniyoruz. Ne bir tek insanımızdan, ne bir tek çakıl taşımızdan vazgeçmeyiz. Bu ülkenin milletiyle, ülkesiyle bölünmesine hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu böyle bilinmelidir.”
ADNAN OKTAR:Helal olsun, helal olsun. Böyle gür, tok bir ses, delikanlıca bir ses, yiğit bir ses, maşaAllah. Memleket sahipsiz değil, daha önce de söylemiştik, hiç kimse bölünmeyi kabul etmez. Ne Ak Parti, ne MHP, ne Saadet, ne CHP hiç kimse, inşaAllah.
BETÜL HANIM:Zaman Gazetesi’nin yazarlarından Mümtazer Türköne yazısında; “PKK sorunu konusunda, Öcalan’ın ve BDP’nin aslında sadece birer piyon olduğunu ve kullanıldıklarını söyleyerek, Aysel Tuğluk’un, savaş döneminden kalma Sovyet metinlerinden birinin tutuşturulduğunu, bunu oku dendiğini, özerklik denen olayın da bundan ibaret olduğunu” belirtmiş. “Cengiz Çandar gibi yazarların PKK sorununu ancak Öcalan’ın çözeceğine dair teorisinin de tamamen hatalı bir teşhis olduğunu, PKK Kürtlerin Ergenekonu’dur ve bu olaylarda ne Öcalan ne de BDP’nin hiçbir belirleyici gücü yoktur” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, komünizmde barış olmaz, bunu anlatamıyoruz. Yani faşizmde barış olmaz. Mesela faşist bir iktidar olduğunda, biz barışı getirmek için geldik diyorsa, şaka yapıyordur. Faşizm kan döker, istilacıdır ve sürekli çatışma arar. Aynı şekilde komünizmde de hiçbir şekilde barış diye bir konu yoktur komünizmde, çelişki vardır. Tez-anti tez-sentez sürekli çelişir. Bütün olaylar çelişir, madde çelişir, toplum çelişir, hayat çelişir, bütün her yerin çelişkiyle dolu olduğuna inanırlar. Dolayısıyla savaşın ve mücadelenin, devrimin kaçınılmaz bir gereği olduğuna inanırlar. Devrimci düşünce, bunların kafasındaki devrimci düşünce budur. Kanın bittiği yerde komünizm de biter, kan olduğu yerde komünizm devam eder. Proletarya diktatörlüğü kan üstüne kuruluyor. Bakın kendileri söylüyor, diyor ki; “Bu büyük kan denizinin ufkundan bir büyük güneş doğacak” diyor, daha ne desin adam, bakın; “kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor, komünist güneş, “komünizm doğacak” diyor, “deniz gibi kan akıtacağız” diyor adamlar, daha ne desinler? Sloganlarında var, bütün yazılarında var, her yerde var. Yani adamı bırakın, bak nasıl barış geliyor, bilmem ne falan. Palazlanmak için iki adım ileri, bir adım geri. Komünistlerin yöntemidir bu, böyle bir şey yok. Vakte ihtiyaçları ver, palazlanmaya ihtiyaçları var, stratejik açıdan rahat etmeye ihtiyaçları var, konu bu. Bağımsız devlet kurduklarında, kendi kafalarına göre -Allah muhafaza- ağır silahlarla donatılmış Çin yapımı silahlarla, geri kalan bölgeleri tamamen istila etmeyi düşünüyorlar ve diğer bölgeleri de istila edip, dünyaya komünist proletarya diktatörlüğünü oturtmak istiyorlar, kendi kafalarına göre. Barıştan bahsedenler; ya komünizmi bilmiyorlar, ya komünizmin yapısını bilmiyorlar yahut milleti oyalamak için taktik uyguluyorlar. Komünizmde barış diye bir şey yoktur.
BETÜL HANIM:Aynı zamanda Ali Bulaç Hocamız da; “Güneydoğu’da Tito’nun öz yönetimi veya Sovyet tipi Kolhoz veya Sovhoz modellerine dayalı komünal bir toplum modelinin uygulanmak istendiğini” yazmış.
ADNAN OKTAR:Eh yavaş yavaş açılmaya başlamışlar. Yıllardan beri söylüyoruz komünist düşünceye, resmi ağızlardan zaten duyamıyorduk, yılardan beri duyamıyoruz, yine duymuyoruz. Bu niyeyse gizleniyor. Mesela ben şu ana kadar askerlerimizden bu konuda bir ifade duymadım. Hiç komünist kelimesini ağızlarına almadılar, ben buna şaşırıyorum. Komünist, Stalinist bir ayaklanma yok mu orada? Var. Antikomünist faaliyet gerekmiyor mu? Bunu da söyleyin işte, silahla çözülemeyeceğini görüyorsunuz, çözülemez silahla. Yani bir tarafta ideoloji var, bir tarafta ideoloji yok. Bir tarafta inanç var, bir tarafta inanç yok. Olmaz. Karşı inanç geliştirilmesi lazım. Mesela komünist inanç varsa, anti komünist, evrimci düşünce varsa, yaratılışçı düşünce. Mutlaka karşı tez, karşı inancın ortaya konması lazım. O zaman karşı düşünce rahatça ilerler ve bu netice meydana gelir. Bediüzzaman da diyor bak; “Telkin kabiliyeti ve ikna kabiliyeti” diyor, işte telkin ve ikna, işte propaganda kabiliyeti “geliştikçe bu taun da tevessül eder, gelişir” diyor ve gelişiyor, adım adım gelişiyor. Karşı çalışmayı biz yapıyoruz, bazı kardeşlerimiz yapıyor ama yetersiz. Devletin yapması lazım, geniş çaplı. Ve devletin de önce burada komünist bir ayaklanma olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Sonra da antikomünist bilimsel faaliyetin gerekliliğini söylemesi lazım. Yani mesela diyor ki; “buna karşı psikolojik çözümler de gerekiyor tabii” diyorlar, söylesene psikolojik çözümün ne olduğunu. Psikolojik çözüm nedir yani, adamları alıp anaokuluna mı götüreceğiz? Psikolojik çözüm nedir yani, doktor telkini mi yapacağız? Psikiyatriste mi götüreceğiz adamları? Psikolojik çözüm; antikomünist çalışmadır, anti-Darwinist, antimateryalist çalışmadır. Bunu mutlaka söylemeleri lazım, bunu bir şekilde söyleyemiyorlar, çekiniyorlar bunu söylemekten. Bunu söylemedikleri müddetçe karşı taraf atağa devam edecektir.
BETÜL HANIM:Adıyaman’da 108 sivil toplum kuruluşu biraraya gelerek Diyarbakır’daki demokratik özerklik ilanına karşı ortak bir basın toplantısı düzenlemişler. “Demokratik özerklik ilanının PKK, BDP çizgisinin dışında kalan, yani PKK’yı desteklemeyen, Kürtler’in kararlarını yansıtmadığını ve antidemokratik bir dayatma olduğunu” söylemişler. “Ayrıca PKK’ya destek vermeyen Kürtler olarak, geleceklerinden kaygı duyduklarını” da ifade etmişler.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi bakın bunları söyleyenlerin ideolojisi yok, karşı tarafın ideolojisi var. Bu pasifist bir politika yani, “yanlış yoldasınız, ayıp yapıyorsunuz, işte barbarca hareketleriniz, bu insanlığa yakışıyor mu, ne gerek var bunlara, kardeşçe yaşayalım.” Yahu kardeşim, karşı tarafın bir ideolojisi var, komünist adam, Stalinist, Marksist, Leninist düşüncenin gereğini adam teorik olarak ortaya koyuyor, kitaplarla, dergilerle, radyoyla, televizyonla anlatıyor. Akademiler kurmuşlar adamlar kendilerine göre, geceli gündüzlü eğitim var. Sen buna karşı neyi savunuyorsun? Hiç. Sadece “rahat yaşamak istiyoruz” diyor, “ne güzel ticaretimizi yapıyoruz işte, hayat güzel”. Böyle olmaz. Yani yenilirsin. Hatta komünistler diyor ki; “Kapitalistler ve zengin çevre ve bir kısım insanlar, halkın bir kısmı” diyor, “komünist hareketin gelişmesi karşısında o kadar hırslıdırlar ki, dünyayı bırakamazlar” diyor “ve yaklaşan tehlikeyi görmezden gelirler” diyor. “Yani komünist düşüncenin onları yutacağını görmelerine rağmen, mal hırsından, dünya hırsından dolayı, ticaret hırsından dolayı, komünistleri teksif edemezler” yani “yaklaşan tehlikeyi teksif edemezler, “dolayısıyla savunma refleksleri gelişmez” diyor, “son ana kadar beklerler, yutulduklarında durumun farkına varırlar. O yüzden çok rahat edebilirsiniz, istediğiniz gibi komünist atağa devam edebilirsiniz” diyorlar, kendi kitaplarında yazıyor. Yani, “insan psikolojisinin bir gereğidir bu” diyor, “mal hırsına kapıldıkları için, dünya hırsına kapıldıkları için komünist tehlikeyi görmezden gelirler” diyor. Suriye’de de öyle olmuş zamanında, Müslümanlar gelmişler zengin fabrikatörlere, fabrikatör kendi anlatıyor; “Biz komünizme karşı mücadele yapmak istiyoruz, yaratılışı anlatmak istiyoruz, bize yardımcı olun” diye, adam çıkartmış 1 dolar vermiş, adam bir paraya bakmış, bir de ona bakmış, geri gitmiş adam. “Bir hafta sonra komünist devrim oldu” diyor o adam, parayı veren adam. “Fabrikama el koydular, ben de ailemle beraber yurt dışına kaçtım” diyor, “malımı mülkümü her şeyimi kaptırdım” diyor, “ailem, akrabalarım orada aldı” diyor. Çocuklarıyla yurt dışına kaçabilmiş, adam kendisi anlatıyor, “son ana kadar tehlikeyi görmedim” diyor, “görmezlikten geldim, biliyordum ama görmezden geldim, ummadım böyle bir şey olacağını” diyor. Şimdi bu arkadaşlar da öyle, işte teşekkürle bilmem ne birlik, bilmem ne falan, hepimiz PKK’ya karşıyız... Seni ne dinler PKK yani, senin karşı olman kaç yazar? Adam silahlı ve ideolojiyle ortaya çıkıyor, senin ideolojin de yok, bir karşı atak da geliştiremiyorsun, bir fikrin de yok. Anti-Darwinist misin? Demiyorsun. Antikomünist misin? Anlatmıyorsun. Stalinizme, Leninizme karşı bir eleştiri getirebiliyor musun? Getirmiyorsun. Susuyorsun, susunca da karşı ideoloji gelişir ve gelişiyor. Seni cahil, bir şey bilmez adam olarak görüyor adam. Pasifist olarak görüyor, durumu muhafazacı olarak görüyor. Komünistler seni dinlemez. Komünizm zaten %5, %10 kitleyle hakim edilen bir düşüncedir. Yani toplumun tamamının komünist olması gerekmiyor, komünist yapmak için, %10 bol bol yeter bir ülkeye. Yani birçok ülke için bu böyledir, %10 ezici çoğunluktur onlar için. Lenin de söylüyor bunu, Marks’ın da açıklaması var, Stalin’in açıklamaları var. Yani ideolojiyi tam kavramış %10 bitirir işi. Bu arkadaşlar bilmem ne birliği falan, ticaret odaları falan, yani takmaz adamlar onları, dinlemezler, öyle bir şey olmaz. Gerektiğinde de zaten adam silahı dayayıp iş yerlerini de kapattırıyorlar, konuşturmuyorlar da, sandığa da gidemiyorlar. Adamın canları isterse mesela, “gitmeyeceksiniz” diyor, gidemiyorlar, “iş yerinizi açmayacaksınız” diyorlar, açamıyorlar. “Ayıp değil mi bu yaptıklarınız” diyor, adam da gülüyor onun haline. Lenin’i de ayıplıyorlar diyorlar ki; “Yaptığın şiddet zulüm yakışıyor mu sana” falan diyorlar, “o zaman siz Marksizm’i anlamamışsınız” diyor. “Marksizm’de acıma ve merhamet diye bir şey olmaz” diyor, açıklıyor. Yani “o zaman Marksist değilsin sen” diyor, “bilime karşısın” diyor “hayatın gerçeğine karşısın” diyor, “güçlülerle zayıfların mücadelesi vardır, zıtların mücadelesi vardır” diyor, “biz ezilen sınıfı temsil ediyoruz, işçi sınıfını temsil ediyoruz, bunlar da çıkarcı sınıf” diyor, “bunlarla biz yaman bir çelişki içindeyiz” diyor “çatışma var” diyor, “bu çatışmada biz bunları yeneceğiz, tarihin doğal akışıdır bu” diyor. Bir ideoloji bu, bir inanç, bir dindir bu. Yani Tevrat’tan alınmış, Kuran’dan alınmış bir inancın deccali hale getirilmesi, değiştirilmesiyle deccali hale getirilmesiyle oluşmuş şeytani bir ideolojidir. Eğer karşı açıklama yapılmazsa, bu fikir galip gelir. Dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Adamlar bambaşka bir stil ortaya koyuyorlar, yani bunun adının mutlaka konması, antikomünist, anti-Leninist, anti-Marksist, anti-Darwinist çalışmanın mutlaka yapılması gerekiyor.
BETÜL HANIM:Hüseyin Gülerce Bey sürekli olarak bölücülüğe ya da özerklik gibi tanımlamalara kesin ve net bir dille karşı çıkan yazılar yazıyor. Bugünkü yazısında da “kendi kendine gelin güvey olan birilerinin kalkıp demokratik özerklik ilan ettiklerini, ancak bu işlerin asıl merkezinin aslında yurt dışı olduğunu” söylemiş. “Bu dayatmalarıyla ve terörle Türkiye’yi bölmek ve dize getirmek istediklerini, ancak bu düşüncelerinin bu milleti hiç tanımadığını” belirtmiş. “Türkiye’nin böyle bir dayatmaya ya da teröre asla boyun eğmeyeceğini, hatta aksine demokratikleşmenin daha da hızla gerçekleşmeyeceğine ve en sonunda da barışın kazanacağını” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:Ama neyle olacak? Kuran’la, ilimle, bilimle ve akılla olacak. Bunu söylemiyorlar. En sonunda barış, kardeşlik yani lay lay lom mantığı. Öyle olmaz. Yani çiçekler açtı, bahar geldi, kuşlar, kelebekler uçuyor. Hep beraber dans edelim. Bu böyle bununla olmaz. Bununla seni ezerler. İdeoloji ve inançla karşılık verilir. Mesela Amerika bile bir yere gittiğinde, inanç var. Adam mesela Hıristiyan inancıyla hareket ediyor, İncil’e göre. Mesela Museviler İsrail saldırdığı vakit Tevrat’a göre hareket ediyor. Burada inanç ne? Komünizme karşı ne inanç? Barış, kardeşlik, lay lay lom. Olmaz, dinlemez adamlar. Yani kuşlar uçuyor, kelebekler konuyor falan bunu dinlemez, adamlar. Boş yere anlatıyorlar. Komünizm çığ gibi gelişir öyle bir ortamda. Mutlaka ilmi çalışma yapılması gerekiyor.
BETÜL HANIM:İnşaAllah. Nitekim siz sık sık Darwinist, materyalist eğitimden geçen insanların birbirlerini bir hayvan cinsi olarak gördüklerini ve kabul ettiklerini ve böyle bir zihniyette de insanları öldürmenin son derece kolay olduğunu dile getiriyorsunuz, inşaAllah, Hocam. Bu haberde de görülüyor; “Ailesini öldürüp evde parti verdi” şeklinde bir haber var. Son örneklerinden biri de aynı zamanda Amerika’da yaşanmış; “17 yaşındaki bir genç evde parti vermesine izin vermeyen anne ve babasını çekiç darbeleriyle öldürerek, havluya sarıp üzerlerine kitap yığarak kamufle etmiş.”
ADNAN OKTAR:İşte Darwinist, materyalist eğitilince, Allah’tan korkmayınca, hem kendi aklı da gidiyor, hem gaddar oluyor, hem kan dökücü oluyor. Hayvanlaşıyor, vahşileşiyor. Hayvan gibi akılsız oluyor, hayvan gibi yırtıcı, hayvan gibi kan dökücü oluyor, hayvanlık yapıyor. Gel seni hapsedelim, diyor. Adam da hayvanı hapsetmiş gibi, o da girip, yatıyor. Anlamaz o. Hapisten de anlamaz. Hapiste de adam öldürüyor. Beril Hocam bir ayet söyle.
BETÜL HANIM:İnşaAllah. Furkan suresinin 56. ayeti inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz seni yalnızca bir müjdeci verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik” buyuruyor Allah ayetinde. Ayetin tamamen ebced değeri; 1981, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. Bu Bulgar asıllıymış, bu sevimli Yunanistan, o Bulgaristan, maşaAllah. Komşular etrafımızı sardı. Nur gibi insan, şimdi buna oturup düşman olmak, şu akıl mı? Sevgiyle, kardeşçe, muhabbetle yaklaşmak varken, zulümle yaklaşmanın, nefretle yaklaşmanın mantığı ne? Böyle bir deliliğin mantığı nedir? Bizi de ikna etmeye çalışıyor adamlar. Allah, Allah. Sen deliysen, biz sana uymayız. Bu kadar basit. Ben sevgi insanıyım. Barış insanıyım, kardeşlikle, muhabbetle olayların çözüleceğine inanıyorum. Evet.
BETÜL HANIM:Sevimli bir canlı var. Onu göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR:Ne yapıyor bu? Tam çete. MaşaAllah. Bak, bak, enerjiye bak sen, enerjiye. MaşaAllah.
Ahmet Zeki Saruhan, Beyan Dergisi’nin editörüydü. Cübbeli Ahmet’in eski arkadaşıdır. Yıllarca yani onlarca yıl beraber mücadele etmiş arkadaşlarından birisidir. Mahmut Hocamız’ın da talebelerindendir Ahmet Zeki Saruhan, Karadenizli, çok kültürlü, çok değerli, çok efendi bir kardeşimiz. Cübbeli’yle olan beraberliğinde, ilginç tespitleri var. Onları anlatmış. Dinleyelim.
VTR - Ahmet Zeki Saruhan (Beyan Dergisi Kurucularından)
ADNAN OKTAR:Evet, Cübbeli’nin doğru söylemediğini ispat ettiğimiz bir delil daha. Ahmet Zeki Saruhan’la beraberdiler, dergiyi beraber çıkarıyorlardı. Her safhasını biliyor. Zaten bir kere çıkmamış dergi. Defalarca Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili yayın yapmış. Defalarca. 79’da 82’de. 93’de. Hatırladığım kadarıyla 2003’de. Defalarca Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili açıklamaları olmuş, ki açıklaması şu; “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir. 1980’de zuhur edecektir. 70 yıllık bir vakit vardır. Hicri 1500’e kadardır, ümmetin ömrü. Sonra kıyamet bekleniyor” diye kendisi açıklamış. Detay detay anlatmış dergisinde. Mahmut Hocam’ın da tasdiki var. Bütün ulemanın tasdiki var. Bir tek Cübbeli’nin değil. Çünkü cemaatin dergisi zaten. Cemaat okumuş. Herkes taktik etmiş, beğenmiş yıllarca böyle devam etmiş. Cübbeli sonradan kıvrılmaya başladı. Ahmet Zeki Saruhan’da çok detaylı anlatmış, işte mübarek.
BETÜL HANIM:19 Temmuz tarihli röportajınızda şöyle demiştiniz: “Mehdiyet dünya tarihinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonraki en azgın münafıklarla, küfrün en azgınlarıyla mücadele eden grubuna deniyor. En psikopat münafıklar ahir zamandadır. En azgın küfür ahir zamandadır. En güçlü veliler yine ahir zamandadır.”
ADNAN OKTAR:Evet, doğru, inşaAllah.
Bakın diyor ki; Lenin, Pravda Gazetesi’nde, 29 Ekim 1918 tarihinde; “ Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman,” ayıplıyorlar, ‘ne kadar zalimsiniz’ diyorlar, “asıyorsun, kesiyorsun. Polisleri öldürüyorsun, askeri öldürüyorsun, bombalıyorsun, soygun yapıyorsunuz” diyorlar, “devrimci güçler diyorlar, komünistler.’ “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine, hayret etmekteyiz.” Nasıl unutuyorsunuz ya diyor. Nasıl bilmezsiniz diyor. Lenin yine diyor ki; “Sosyal demokratların gururla ve böbürlenerek, biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz. Biz bunların çok üstündeyiz. Gerilla savaşını kabul etmiyoruz. Dediklerini görünce, kendime soruyorum” diyor Lenin. “Bu adamlar ne söylediklerinin farkındalar mı?” Uyuyorsunuz, diyor. “Ülkenin her yerinde kara yüzler hükümeti ile halk arasında, silahlı çatışmalar ve çarpışmalar oluyor” diyor. Terör. “Devrimin gelişmesinin, bugünkü aşamasında bu kesinlikle kaçınılmaz bir olgudur. Mecburuz bunu yapmaya” diyor. Geçenlerde bir Belediye başkanı Abdullah Öcalan’a “silahları bırakacağız biz” dedi. Abdullah Öcalan dedi ki; “sen çizdin mi? dedi. “Biz bu çizgiye silahla geldik” dedi. “Kan dökerek, terörle geldik” dedi. “Ve kendi sözümüzü dinletecek hale gelmemizin sebebi bu, onun için biz hiçbir şekilde silahı bırakmayız, o zaman gücümüzü kaybederiz” diyor ve “devam edeceğiz” diyor. Bir yanda da “beni rahat bırakın bir villa gibi bir yerde yaşayayım, temiz hava alayım” diyor, “o zaman daha iyi olur şartlar” diyor, “daha iyi yönetirim, daha kolay işler hallolur” diyor. O kendi derdinde, adamların ona ihtiyacı yok yani Abdullah Öcalan’a ihtiyacı yok, komünistlerin. Komünistlerin lider sorunu yoktur, yani sürekli komünist düşünce lider üretir zaten, lider sorunu olmaz. Abdullah Öcalan, mesela öldüğünü düşünelim bir şekilde, mesela, eceliyle öldüğünü düşünelim, PKK duracak mı? Durmaz. Yeni bir lider devreye girer, onun öldüğünü düşünelim yeni bir lider, onun durduğunu-öldüğünü düşünelim yeni bir lider, peş peşe devam eder. Parti esastır komünist düşüncede, partiyi de dağıtamazsın, parti ancak fikirle dağılır. Önderlik dedikleri olay, hiçbir şekilde tükenmez komünist düşüncede. Müslümanlarda önderlik düşüncesi yok, komünistlerde var. Müslüman kardeşlerimizin bir kısmında, hepsi değil tabii bir kısmında; şahs-ı manevi var. Bakın, komünist olduğu halde onlar aklediyorlar, önderliğin şart olduğunu. Onun şahs-ı manevisi, partiye göre ama “başta mutlaka önder gerekir” diyorlar. “Öndersiz olmaz” diyor adamlar, Müslümanlar da “şahsı manevi” diyerek paramparça oluyorlar. Şahsı manevi demek; başı bozukluk demektir, kontrolsüzlük demektir, milyonlarca baş demektir. Milyonlarca baş ne demek? Herkes ayrı kafa çekecektir, demektir. Başı olmayan bir topluluk, mağlup oluyor, bölünüyor, parçalanıyor. Marksist-Leninist düşünceye karşı, devletin ilmi mücadele yapabilecek elemanları ve gücü var. Bütün mesele, devletin bu iradeyi kullanmasında. Hiçbir paşamızdan ben bugüne kadar, “bu PKK hareketi, komünist harekettir, Stalinist harekettir, anti-komünist, anti-Darwinist çalışma yapılması gerekiyor” diyen duymadım. “Psikolojik mücadele gerekiyor” diyor, söylesene paşam söylesene, ne mahsuru var? Değil mi? Mesela psikolojik harp yöntemleri var, psikolojik mücadele yöntemleri var. Peki bu nedir? Bilimsel bir mücadele bu. Karşına adam sahte bilimle, sahte Darwinizmle geliyor. Sen ona gerçek bilimle, gerçek yaratılışçılıkla geleceksin.
BETÜL HANIM:Stalin’in kurduğu çalışma kamplarındaki zulümden bahsetmek istiyorum. Rusya dönemindeki komünist rejimin insanlara nasıl zulüm yapıldığını, bunu örneği ateist-komünist-Darwinist ideolojinin hakim olduğu Stalin yönetimindeki Rusya’da sürgünlerin yanında kullanılan bir diğer kitle-katliam yöntemi çalışma kamplarıydı. Kamplar genellikle Sibirya gibi, öldürücü şartların hakim olduğu bölgelerde kurulurdu. Sovyet yönetimine karşı olduğu düşünülen milyonlarca insan, tutuklanarak gulaglara gönderilirdi. 1928 ve 1953 yılları arasında Stalin döneminde gulaglara, toplam otuz milyonun üzerinde insanın gönderildiği hesaplanmaktadır. Bunların üçte ikisinden fazlası, yani en az yirmi milyon insan, bu kamplarda hayatını yitirmiştir. Açlık sınırında yaşatılan ve günde 14-16 saat çalıştırılan tutuklular, kamp gardiyanları tarafından, basit bahanelerle idam edilmiştir. Bazı tutuklular kasten aç bırakılarak açlıktan ölmüş, bazıları ise yetersiz beslenme ve korkunç yaşam şartları nedeniyle bedensel olarak çökerek can vermiştir. Paramparça ve son derece ince kıyafetlerle, Sibirya soğuğunda çalıştırılan pek çok tutuklu da donarak ölmüştür. Gulag mahkumlarının donma yüzünden önce el ve ayak parmaklarının düştüğü, kulak veya burunlarının kırılarak koptuğu, bu şekilde yüz binlerce insan acı çekerek öldüğü, bilinen gerçeklerdendir.
ADNAN OKTAR:İşte bu gerçeği bilmediğinde adamlar, sürekli barıştan-kardeşlikten bahsediyorlar. “Peki, barışı-kardeşliği savunacak ideolojin ne, düşüncen ne?” diyorsun, o; “yok” diyor. “Çiçekler uçuyor ya” diyor “baharda, kelebekler, güvercinler uçuşuyor, onlar yeterli” diyor. “Anasının çorbasını içsin geçer, hiçbir şeyi kalmaz” diyor. İşte o zaman, senin iflahını keserler ve o zaman mağlup olursun. Bilimsel iddiayla karşına çıkıyorsa, sahte bilimsel iddiayla, sen gerçek bilimle cevap vermek durumundasın. Vermiyorsan, mağlup olursun, o kadar.
BETÜL HANIM:Üstad Bediüzzaman Said Nursi, şöyle diyor Hocam; “Müminin ruhunda kin, adavet, vahşet yoktur” diyor. Şöyle söylüyor; “Arkadaş! İman bütün eşya arasında hakikî bir uhuvveti, irtibatı, ittisali (yakınlaşmayı) “ve ittihad rabıtalarını tesis eder. Küfür ise, bürudet (soğukluk) gibi bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır. Bunun içindir ki, müminin ruhunda adavet, kin, vahşet yoktur. En büyük bir düşmanıyla bir nevi kardeşliği vardır. Kâfirin ruhunda hırs, adavet olduğu gibi nefsini iltizam (lüzumlu görme) ve nefsine itimadı vardır. Bu sırra binaendir ki, dünya hayatında bazan galebe kâfirlerde olur. Ve keza kâfir, dünyada hasenatının mükâfatını (filcümle) görür. Mümin ise, seyyiatının (günahlarının) cezasını görür”.
ADNAN OKTAR:Evet güzel, Bediüzzaman’ın muhteşem üslubu, mükemmel üslubu maşaAllah. Ahmet Zeki Saruhan Hocamız’ı bir daha dinleyelim.
VTR - Ahmet Zeki Saruhan (Beyan Dergisi Kurucularından)
ADNAN OKTAR:Şimdi yine biraz Cübbeli’den dinleyelim. Ahir zamanla ilgili, az seyrettiğimiz filmlerinden seyredelim, inşaAllah.
VTR - Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın hiçbir tarikata ve şeyhe bağlı olmayacağını anlatıyor.
VTR - Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la hükmedeceğini ve birçok Yahudi’nin Müslüman olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:“Esselamu Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam Ve Rahmetullahi Ve Berakatuhu. “Sayın Adnan Hocam, dün akşam A9 Tv’de bir film izledim” diyor. Bizim gösterttiğimiz filmi söylüyor; “Doğu Türkistan’da, bir Uygur Türk çocuğuna yapılan işkence ve dayağı izledim ve insanlık ölmüş dedim. Kim dur diyecek bu ateist Çin’e? Türkiyemiz güçlü ama Çin ile başa çıkamayız. Başbakan’ın konvoyunda ki polisimizi vurarak şehit eden PKK’lıyı, daha onlarla baş edemiyorlar” diyor. “Sizin dediğiniz gibi otuz milyon ordusu olan, Türk İslam Birliği gücü, öyle olsa diyor bunların gıkı çıkmaz” diyor. “Ama bizim halkımız bunun farkında mı, bir kısmı?” diyor. “Enver Paşa hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkistan’da İslam ve Turan için şehit olmuş” diyor. Rahmetli Enver Paşa, delikanlı bir Türk evladıydı. Evet, Turan düşüncesi vardı ama Turan da yine sevgiyle, şefkatle, ilimle, akılla, fikirle olur, inşaAllah. “İstanbul’dan Bilal.”
Doğru yani mesela otuz milyon kişilik bir Türk İslam Birliği gücü olsa NATO gibi, Çin bu kabadayılığını yapamaz, bu anormal hareketleri yapamaz. El kadar çocuğu dövüyorlar, polis de seyrediyor orada eli arkasında, kadınlar falan sırıtarak seyrediyorlar, adamlar da seyrediyorlar, eğlence gibi geliyor.
BETÜL HANIM:Hocam, o işkence yapılan çocuğun videosunu gösterebilirim.
ADNAN OKTAR:Göster, inşaAllah.
VTR - İşkence Yapılan Çocuk
ADNAN OKTAR:Polis de arkasından izliyor. Bakın çocuğun da eline basıyor görüyor musunuz o hayvan. İşkence yapıyorlar çocuğa. Çocuk ızdıraptan elini sallıyor. Çocuğun parmaklarını ezdiler.
Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyoruz, “Ne Mehdi’si diyorlar?”, Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyoruz “Ne İsa (a.s) mı?” diyorlar. İttihat-ı İslam? “Ne gerek var?” diyor, Türk İslam Birliği? “Ona da ne gerek var?” diyor. Özerklik? “O hemen olması lazım” diyor. “Kürt bölgesi kurulması lazım” diyor. Şimdi ben bu adamlara ne diyeyim? Türk İslam Birliği olmuş olsa, NATO’dan çok daha güçlü olur. Yani bütün dünya, o azgınlığını bırakır yani hangi ülkelerse o azgınlık yapan ülkeler. Gayet güzel bir barış gücü oluşmuş olur. Meydana gelecek ordu, ezen bir ordu olmayacaktır, caydırıcı bir ordu olacaktır. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) dönemi olduğu için, kan dökmek yok ama PKK’nın böyle kabadayılık yapacak gücü olur mu? Böyle cinslik yapacak gücü olur mu? Olmaz. Onun için bu zor bir şey değil, Türk İslam Birliği’ni savunan kitaplar, çalışmalar, imani faaliyetler, mesela A9 Tv iyi, bu konuda güzel faaliyetler yapıyor, inşaAllah. Bu televizyonun yayılması desteklenebilir. Dünya çapında seyredilmesi teşvik edilebilir. Türk İslam Birliği’ni savunan kitaplar topluca okunabilir, konferanslar verilebilir, tanıtımlar yapılabilir, yani benim gücüm yetmiyor diye bir şey yok, her şey yapılabilir. Akıl ve irade kullanılırsa olur. Ben nasıl yapıyorum? Ankara’dan geldim ben, tek başına geldim 1979’ta bak, şu neticeye bak. Şu Türkiye’nin aldığı konuma bak. Yani İslam, Kuran muazzam güçlendi, Darwinizm, materyalizm Türkiye’de yerle bir oldu, Avrupa’da da yerle bir oldu, konuşamıyor artık adamlar. Son çare hahamları toplamışlar, hocaları toplamışlar, Hıristiyanlar rahipleri toplamışlar, “biz Darwinistiz” diye hepsine imza attırmışlar topluca. Komedi filmi yani çırpınmanızın ne alemi var? Bu zavallılığa ne gerek var? Bin tane gariban hocaya da imza attırabilirsin, verirsin bir yüz dolar birçok adam atar. Mühim olan fikre yenilmiş olmanız. İmza mı durduracak bunu? Yönteme bak, zavallılıklarını anla. Evet, buyur.
BETÜL HANIM:Bugün, İbrahim Yılmaz isimli kardeşimiz, Kocaeli’nde A9 Tv’nin el broşürüyle tanıtımını yapmışlar. El broşürlerini dağıtmışlar, resimlerini göstermek istiyorum. İzmit’te merkezde iki camide Cuma namazı sonrası A9 Tv’nin el broşürleri dağıtılmış. Resimde Fevziye Camii’nde yapılan dağıtımdan inşaAllah, fotoğraflar, bir de İbrahim kardeşimiz Kocaeli’nden A9 televizyon kanalımız için bir billboard kiralamış, Pazar günü de bu billboard başlayacakmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok iyi olur, bayağı güzel. Ben yapamıyorum, ben edemiyorum diye bir şey yok. Diyorum ben; akademiyi kazandım, buraya geldim, tek başınaydım, bakın milyonlarca insan fikrimizi destekliyor, milyonlarca insan anti-Darwinist oldu. Kitaplarımız yüz milyonlarca dünyaya dağıldı. Bir tane, iki tane, on tane değil. Her yerde ayrı basılıyor, Azerbaycan’da ayrı basılıyor, diğer Türki devletlerde ayrı basılıyor, Güney Afrika’da ayrı, Almanya’da ayrı, her yerde kitaplarımız basılıp dağıtılıyor, elhamdülillah.
BETÜL HANIM:Bedüizzaman diyor ki Hocam; münafıklar yılan gibi şeytani bir zekaya sahipler ve dessastırlar, onun için karşı atağın çok akılcı, Kurani olması gerekiyor.”
ADNAN OKTAR:Evet.
BETÜL HANIM:Bu sizin söylediğiniz, röportajda söylemiştiniz bunu aynı zamanda, şöyle de demiştiniz Hocam inşaAllah, “Güney Doğu’da komünist bir devletin kurulmasıyla, Kuzey Kore’den daha azgın bir devlet haline gelecekler, böyle bir durumda Türkiye’nin geri kalanını yutmaları an meselesidir. Amerika da destekliyor onları, Rusya da destekliyor, Çin de destekliyor. Amerika da bunlara ışık yakıyor, çünkü ABD’nin Armageddon’a ihtiyacı var. Kendi İncil yorumlarına göre, büyük bir savaş olması gerekiyor. Şeytan’ın ordusuyla Hz. İsa Mesih (a.s)’ın savaşacağına inanıyorlar.”
ADNAN OKTAR:İşte, Abdullah Öcalan’ı da şeytanın ordusun başı gibi yetiştirmek istiyorlar, oralarda öyle yani Kürt kardeşlerimizi de kendi kafalarına göre Yecüc, Mecüc haline getirmeyi düşünüyorlar, sonra da onları atom bombasıyla, nükleer silahlarla yok edip, işte “kastedilen Armageddon buydu” diyecekler. Buna hazırlık yapıyorlar, Türkiye’yi de bölmüş olacaklar, Türk milletini de yok etmiş olacaklar kendi kafalarına göre, işte İncil’de geçen yerler Efes, Tarsus falan her yeri de işgal etmiş olacaklar, kendi mantıklarına göre. Tabii adam plan yapıyorsa, Allah da plan yapıyor, Allah’ın onların planlarını bozduğunu görüyoruz ve daha da bozmaya devam edecek Cenab-ı Allah, inşaAllah. Evet.
BETÜL HANIM:Şu şekilde söylemiştiniz aynı zamanda Hocam, dediniz ki; kadınlar şefkat hazinesidir, şefkati çok iyi bilir, anne oldukları için annelik ruhu olduğu için içlerinde, sevgiyi tutkuyu en güzel yaşayıp onu aksettiren bir yapıya sahiptirler ama nazenin varlıktır kadın, çabuk üzülürler, çabuk rencide olabiliyorlar, çabuk kuşkuya kapılabilirler, çok özenli olunması gerekiyor. Allah onları çiçeğe benzetiyor Kuran’da, onun için çok akıllı bir Müslüman kadını ancak güzel denge içerisinde tutabilir.”
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Kardeşimiz bize bir yazı göndermiş, yazısında genellikle hükümlerden bahsediyor ama imanı olmayan bir insana hüküm sunulmaz. Hükmü sunman için, güçlü bir imana Allah’a karşı kalbin de derin bir sevgi derin bir muhabbet olursa, buna iman diyoruz, inanç olursa. Allah’tan korkması gerekir, bunun içinde iman hakikatlerine ağırlık verilmesi lazım, böyle yetişmiş bir insana teklif olur, mesela şu helaldir, şu haramdır. Ama daha imanı kamil hale gelmemiş, imanı gelişmemiş bir insana şu yasaktır, şu haramdır şu helaldir dersen zarar vermiş olursun, faydası olmaz. Bu eski medrese usulü kardeşimiz gitmek istiyor, bazı kardeşlerimiz bazı eski medresenin yöntemleriyle. Eski medreselerde zaten imanlı bir topluluk vardı, onlar helali haramı açıklıyordu. İmanı olmayan bir adama sen helali haramı anlatabilir misin? Allah’tan korkmayan bir adama anlatabilir misin? Önce çok güçlü pekişmiş bir iman gerekir. İmanı pekişince zaten senin anlatmana gerek yok, o kendi bulur, helali haramı öğrenir. Onun için Bediüzzaman da diyor; “En mühim mesele iman hakikatleridir” diyor, insanların imanını güçlendirmek. Allah’ın varlığına birliğine inanmaları.
BETÜL HANIM:Alyuvarlar hakkında, bir iman hakikati okumak istiyorum, inşaAllah; Kırmızı kan hücreleri yani alyuvarlar, kanda en fazla bulunan hücrelerdir. Görevleri oksijeni taşımaktır. Ayrıca hücrelerde birikmiş olan karbondioksiti de kalbe geri iletirler. Bedenimizde yaklaşık 25 trilyon kırmızı kan hücresi bulunmaktadır. Bu miktar, Samanyolu galaksisinin yıldız sayısının yüzlerce katıdır. Vücuttaki alyuvarların sayısı o kadar çoktur ki, ölenlerin yerini almak üzere saniyede 3 milyon kadar yeni alyuvar hücresi kana karışır. Tek bir alyuvar hücresinin içine 300 milyon hemoglobin yerleşir. Birbirlerine peş peşe bağlandıklarını düşündüğümüzde, alyuvarlar 47 bin kilometrelik bir kule oluşturabilmektedirler. Tek bir alyuvar hücresi 4 aylık ömrünü tamamlayıp, kemik iliğine geri dönene kadar, akciğerler ve diğer vücut dokuları arasında 75 bin tam devir yapar.
ADNAN OKTAR:Evet, bunlar mesela iman hakikatidir. Bunları bilen insan düşünür, Allah’ın varlığını birliğini anlamaya başlar, Allah’ı çok sever ve Allah’tan korkar, o zaman da Allah’ın hükümlerine uyar. O kolay, ama daha imani konuları, İttihad-ı İslam’ı istemiyor, Türk İslam Birliği’ni istemiyor, bakıyorsun nefsine hoş gelecek konularda çok titiz. Bir an önce işte, evlenmek sünnet değil mi? İşte, ya midesinin derdinde, ya kulağının derdinde. Böyle olmaz. Önce İttihat-ı İslam, Türk İslam Birliği, iman hakikatleri. İttihad-ı İslam olduğunda, zaten her şey hallolur, onlar sorun olmaz, ama İttihad-ı İslam olmadan sen sürünürsün, ızdırap çekersin, acı çekersin. Görüyorsunuz Türk İslam aleminin durumunu paramparça, Türklük alemi de paramparça, İslam alemi de paramparça. Bütün Türkler’in birleşmesi lazım ve İslam aleminin de birleşmesi gerekiyor. Yani Türk İslam Birliği şarttır. Almansa Alman da birleşecek, çünkü Allah; “Sizi milletler olarak yarattım” diyor. Türkiye de bir millettir, bir topluluktur, kendi içimizde biz mezcolduk, eridik. Mesela benim kanımda Kürt kanı da vardır, Boşnak kanı da vardır, Seyyidim ben ama Laz kanı da vardır, her kandan olur insanlarda, çünkü köprü Türkiye. Bu milletin bütününe biz Türk diyoruz, Türkiye diyoruz. Onun için biz, Türkiye’de bölünme olayını kabul etmiyoruz. Özgürlük olsun, demokrasi olsun, en ileri hukuk sistemi olsun, yargı mükemmelleşsin, hepsi çok güzel, ama bölünme olmaz.
BETÜL HANIM:Şöyle demiştiniz Hocam röportajınızda; “Baştan sona özgürlüktür Kuran, zincirleri kaldırır, alabildiğine özgür bir dünya verir, demokrasiyi tam anlamıyla bize verir, laik anlayışı verir Kuran.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Beril Hocam seni dinliyoruz.
BERİL HANIM:Estağfirullah, inşaAllah. Nahl Suresi’nin 17. ayetinde Allah buyuruyor inşaAllah, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?” buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR:Beril Hocam’da ilim, maşaAllah çok güzel, ezberi çok güzel.
BERİL HANIM:Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR:Günbegün daha da gelişiyor. Sen de beş vakit namaz kılıyorsun, Hocam da kılıyor maşaAllah, elhamdülillah aferin, o çok güzel. İkinizin de ayet ezberi var, gayet güzel. Daha önce namaz kılıyor muydun?
BETÜL HANIM:Kılmıyordum.
ADNAN OKTAR:Sen?
BERİL HANIM:Ben de kılmıyordum.
ADNAN OKTAR:Bak, imanınız geliştikten sonra namaza başladınız. Ben daha imanınız yokken size namaz kılın deseydim olur muydu? Olmaz. İmanınız gelişince sormaya gerek yok, zaten kendiniz namaza başladınız, değil mi?
BETÜL HANIM:İnşaAllah. Kendimiz zaten araştırıp öğrenmek istedik, kılmak istedik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii.
BETÜL HANIM:Sizin vesilenizle, kitaplarınızla, kitaplarınızdan öğrendiğimiz bilgilerle, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, Kuran’dan, hadisten ve benim kitaplarımdan, değil mi?
BETÜL HANIM:İnşaAllah, tabii.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, evet. Peki buyur Hocam.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Şöyle demiştiniz; “Atatürk vasiyetinde, ‘İttihad-ı İslam’ın olacağını, Türk İslam Birliği’nin oluşacağını’ belirtiyor. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor. ‘Hz. İsa (a.s.)’ın Ayasofya’da namaz kılacağından’ bahsediyor. Onun için Atatürk’ün gizlenen vasiyetinin, mutlaka kamuoyuna açılıp alenen okunmasının vakti geldi, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
SUNUCU:İmam-ı Rabbani Hazretleri birçok mektubatında, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor, bunu biliyoruz, inşaAllah. Örneğin 261. mektubunda şöyle diyor; “Bu ümmetin sonu Resulullah (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra, yani ikinci binin başlamasıyla başlamıştır. Çünkü aradan bin sene geçmesiyle insanlarda büyük bir değişiklik ve eşyada kuvvetli bir tesir meydana çıkmıştır. Allah-u Teala bu dini kıyamete kadar değiştirmeyeceği için, ilk zamanda gelenlerin tazelikleri sondakilerde de görülmektedir. Ve böylece ikinci bin yılın başında, bu dini kuvvetlendirmektedir. Bu iddiayı ispat etmek için, iki kuvvetli şahit olarak İsa (a.s.) ile Mehdi Hazretleri’nin bu bin içinde var oluşlarını gösterebiliriz.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mektubat-ı Rabbani’de İmam-ı Rabbani diyor ki, ilka-i ruhani ile Hızır (a.s.) ile konuşuyor, diyor ki; Hızır şöyle dedi: “Biz ruhlar alemindeyiz, Sübhan Hak bizim ruhlarımıza kudreti kamile ihsan eyledi. Öyle ki, istediğimiz şekle girebilir, cisimlerin suretlerini alabiliriz” yani bir eşya suretini alabiliriz, insan suretini alabiliriz, “Bundan sonra o suret ve şekillerden cismani hareket, sekenat -durma- , cesede bağlı ibadet ve taat -itaat boyun eğme- olarak ne meydana gelirse bunlarda da o meydana gelir” diyor, “eşya gibi de durabiliriz” diyor, “istersem dururum” diyor, “istersem insan görünümünde ibadetlerimi de yaparım” diyor. “İstersem yemek yerim, istersem yemek yemem” diyor. “Bir gün sabah sohbetinde Hızır ve İlyas (a.s.)’ı ruhaniler suretinde hazır görmüş. Onlara selam olsun, bu esnada şöyle bir konuşma geçti, ilka-i ruhaniyle diyor, “Hızır (a.s.) şöyle dedi” diyor. Yani bir manevi hale giriyor, yani bu, rüya ile uyanıklık arası bir hal. “İlka-i ruhaniye ile Hızır şöyle dedi diyor; “Biz ruhlar alemindeyiz, Sübhan Hak bizim ruhlarımıza kudreti kamile ihsan eyledi, öyle ki istediğimiz şekle girebilir, cisimlerin suretlerini alabiliriz.” Burada çok büyük bir sır var. Mesela hiç ummadığın bir ortamda Hz. Hızır (a.s) bir eşya olarak bulunur, fark edilmez. Onları tabii daha detaylı daha sonra konuşacağız inşaAllah. Mesela bu 11 Eylül olayında Hz. Hızır (a.s.) görev almıştır. Kuran’da da birçok yerde geçer. “İkinci tabaka-i hayat Hz. Hızır (a.s) ve İlyas (a.s.)’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir, yani bir vakitte pek çok yerde bulunabilirler.” Tek bir tane vücudu yok, bir anda hem burada durabiliyor, hem başka yerde, başka yerde, birçok yerde bulunabiliyor. Evet.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren A9 Tv, Kocaeli Tv, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:“Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daima mukayyet sınırlı değiller” diyor, yani mecbur değiller diyor, bizim gibi insan ihtiyaçları yok diyor, “Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler içerler, fakat bizim gibi mecbur değillerdir.” İsterse yemez. “Makam-ı velayet gibi öyle bir makam vardır ki, makam-ı Hızır tabir edilir, o makama gelen bir veli Hz. Hızır’dan ders alır” ruhani olarak, “ve Hızır (a.s) ile görüşür, fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak aynı Hızır (a.s) telakki olunur,” ‘acaba o Hızır mı’ diyorlar o zaman, yani Hızır (a.s) halleri üstünde oluyor.
Bir ayet daha söyle Beril Hocam.
BERİL HANIM:İnşaAllah. “Ve yine kendilerine: Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler” buyuruyor Allah inşaAllah, Bakara Suresi 11. ayette.
ADNAN OKTAR:Evet, münafıklara sorduğunda; “Ahlaksızlık yapmayın, fitne çıkartmayın, muhbirlik yapmayın, tehdit etmeyin, Müslümanları dağıtmak için gayret etmeyin denildiğinde: “Biz ıslah etmek, iyilik yapmak için ortadayız, ehli sünneti muhafaza ediyoruz, itikadı düzeltmeye geldik, bizim gayretimiz bu” diyor, “iyilikten başka bir amacımız yok” diyor. Allah da onları biliyor ve “Yalan söylüyorlar” diyor Cenab-ı Allah. Evet, yarın görüşüyoruz, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...