SUNUCU: İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. A9 TV, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.TV sitemizden yayınlanmakta olan yeni bir ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Hocamız buyursun önden.
BETÜL HANIM: İnşAllah Hocam. Yiğit Bulut’un “Üç yılda iddia edilen Ergenekon örgütünün önüne geçilmeseydi Türkiye’nin nasıl paramparça olacağının ve nasıl her yerin kan gölüne döneceğinin gün geçtikçe daha da açık bir şekilde ortaya çıktığını yazmış. Türkiye’nin uçurumun kenarından döndüğünü, bu kirli yapılanmanın eğer önü alınmasaydı ülkeyi ne hale getireceğini, nasıl büyük bir iç savaş yaşanacağını herkesin çok iyi görmesi gerektiğini söyleyerek, “Bu soruşturmaları kendi canlarını tehlikeye atarak yürütenler olmasaydı sizin de çocuğunuzun canına kıyılabilirdi, bunu unutmayın” demiş.
ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut! Tam adına yakışır, yiğitçe bir konuşma, helal olsun. MaşaAllah. Çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütü, milletimiz daha onun tam farkında olmayabilir, bir kısım kardeşlerimiz, bir kısım insanlarımız. Deccalin ölümüdür iddia edilen Ergenekon terör örgütünün ölümü; yani süfyaniyetin, deccaliyetin ölümüdür. Büyük bir mucize meydana geldi aslında, bütün insanların gözünün önünde büyük bir mucize oluşuyor şu an fakat topluma devlet o kadar hissettirmiyor; polis de fazla hissettirmiyor, asker de hissettirmiyor. Milletimizi ta böyle böğründen vuracak çok çok büyük bir belanın içinden milletimiz selametle çıktı. Allah, bütün milletimizi fitneden, beladan korusun. Allah’ın korumasıyla oldu, çok büyük geçmiş olsun milletimize. Allah bir daha böyle bir belayı milletimize göstermesin. Yüz kırk, yüz elli yıllık büyük bir beladan, deccal belasından millet kurtuldu. Çok büyük bir felaketti; yani çapını insanlarımız tam bilmiyor, basına da o kadar yansımıyor. Adamların ne kadar psikopat olduğunu, ne kadar manyak olduğunu, ne kadar kan dökücü olduğunu, ne kadar acımasız ve gaddar olduklarını bilmiyorlar, çok az çevrede biliniyor. Bir manyak ordusu, bir şeytan ordusu gibi bir orduydu iddia edilen Ergenekon terör örgütü. O yüzden devletimizi tebrik ediyorum, askerimizi tebrik ediyorum, polisi tebrik ediyorum; hakimlerimizi, savcılarımızı tebrik ediyorum. Allah güç kuvvet versin, gazaları mübarek olsun. Yani muhteşem bir faaliyet gösteriyorlar. Öyle kahpe bir örgüt ki, öyle alçak bir örgüt ki; bakın şimdi, burada bir adam var; o, ondan korkuyor, öbürü ondan korkuyor, öbürü ondan korkuyor, zincirleme bir cinayet örgütü kurulmuş. Herkes birbirini öldüreceğini düşünüyor. Yani mesela diyor ki; bu beni öldürür. Mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en başı olan adam, en ayak olan adamdan korkuyor; “bu it beni öldürür” diyor. O da diyor ki; “bu it beni öldürtür” diyor; acayip bir korku sistemi. Korkudan deliye dönmüş şekildeler, o yüzden robotlaşmış haldeler. İnsanlıklarını unutmuşlar; sevgiyi, merhameti, şefkati… Sadece gaddarlık, psikopatlık, itlik, çakallık ve saldırganlık, bunu biliyorlar. Kan dökücülük, kahpelik ve kalleşliği biliyorlar. Süper tehlikeli bir ortam ve acayip büyük bir beladan hem Türkiye kurtuldu, hem bölge kurtuldu. Suriye’de, Lübnan, Azerbaycan, Türki devletler, hepsindeydi bu kahpeler, hepsinde örgütlenmişlerdi. Azerbaycan tetikte şu an bile, bak daha hala tedirginler; bir kahpelik, kalleşlik yapacak diye iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Teyakkuz halinde bütün devlet, Azerbaycan devleti; korkuya benzer bir şeyle bekliyorlar. Bürokrat,mesela tertemiz insan, at hırsızı gibi herifler geliyorlar, “devlet biziz, biliyor musun bunu?” diyorlar. “Yok, bilmiyorum” diyor. “Nasıl anlatalım sana? Mesela, bak falancayı biz öldürdük” diyor, Nihat Erim’in resmini gösteriyor, şunu gösteriyor, bunu gösteriyor; “Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, hepsini biz öldürdük” diyor adam. Fotoğraflarıyla gösteriyor. “Ne yaparız biz adamı?” diyor, “devlet de biziz” diyor, “şimdi bu kutsal derneğe seni alacağız” diyor. “Kabul ediyor musun, etmiyor musun?” diyor. “Senin oğlun şurada okuyor, kızın da burada okuyor, karın da şurada çalışıyor” diyor. “Hepsini biliyoruz” diyor. “Ne diyorsun?” diyor? Adamın beti benzi kül gibi oluyor, eli ayağı gidiyor. “Tabii ki tabi olduk biz” diyor. “Biz bu örgüte girmeyeceğiz de kim girecek” diyor, “tabii ki gireceğiz” diyor. Al sana bela! Böyle korkutarak, bu sistemle zincirleme bir yapı oluşturdular. Acayip bir bela, kimse kıpırdayamıyor. Süleyman Demirel çıtını çıkaramadı, Turgut Özal sesini çıkaramadı. Turgut Özal, sesini banda aldırıp, oğluna veriyor; onu söyleyebiliyor. Ödü kopuyor, televizyona çıkıp anlatamıyor, söyleyemiyor; o kadar kahpe ve kalleş ve tehlikeli bir örgüt. Demirel’in ağzını burnunu paramparça ettiler, acayip dövdüler Demirel’i. Mesut Yılmaz’ın ağzını burnunu patlattılar. Başbakan Nihat Erim’i plaja gittiğinde, yazlığa girdiğinde kapıda vurdular, delik deşik ettiler. Tek tek şimdi saymayım da yüzlerce, binlerce, hangi birini sayayım, sabaha kadar saymamız lazım. Teker teker şehit ettiler, öyle bir bela oldu ki örgüt, bundan nasıl kurtulacağız demeye başladılar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü kendi kendinin celladı oldu, belası oldu, bu sefer adamlar kendilerini nasıl kurtaracağının yolunu aramaya başladılar. Yani kilitlendi sistem, boğucu bir sistem oluştu, kurtulamıyor adamlar, kaçacak yer kalmadı yani. Öyle devleşti, öyle büyüdü ki iddia edilen Ergenekon terör örgütü, dev bir canavara dönüştü. Deccalin pençesi böyle kanlı dişleri, tam böyle bir açmaza girmişken, Mehdiyet’in bereketiyle, ahir zamanın bereketiyle, Resulullah (s.a.v)’in himmetiyle, Allah’ın yardımıyla, deccaliyetin kafası şak diye ortadan ikiye ayrıldı. Önce fikren yerle bir oldular. Bunların dini Darwinizm’di, materyalizmdi; iddia edilen Ergenekon terör örgütünün asıl diniydi. Bunları bir kısım Maocu tipler eğitiyorlardı,geceli gündüzlü. Böyle bilmiş, kendinden çok emin bir üslupla, işte Fransız ihtilali, bilmem ne falan, entel dantel konuşmalarla bunları argo tabiriyle kafalıyorlardı. Biz, “Ne oluyor hemşerim, tam anlayamadık, olayı bize bir anlatır mısın?” dedik, darmakeşan oldular. Darwinizm, materyalizm, bunları aldık kafalarına geçirdik. Dini kalmadı adamların, dinsiz kaldı iddia edilen Ergenekon terör örgütü. İdeolojisini kaybetti, yani teknik ideolojisi, zemin ideolojisi yok oldu. Öyle olunca adamlara soruyor; “Senin inancın ne?” diyor, ses yok. Müslüman da değil, Darwinist de değil, çizdiler. Kafayı çizdiler böyle, delirdiler; korku da var, apışıp kaldılar böyle, agoniye girdiler adeta. Devlet de tepelerine bindi, enselerinden tuttu ve şu an tam panik haldeler. Şuurları kapandı, Allah akıllarını ellerinden aldı, acayip deliller veriyorlar. Acayip delil veriyorlar. Adam gitti, kafayı çizdi yani. Alenen kamyon dolusu delil veriyor adam. Böyle, yani oynattı kafayı adam. Mesela alenen silahları koyuyor sokağa falan, böyle çizmiş vaziyetteler. İyi olan yön, birbirlerini ele veriyorlar; aferin, bu güzel. Çünkü şahıs menfaati önemli değildir; yani vatanın, milletin, ümmetin, İslam aleminin, Türklük aleminin menfaatleri esastır. Dünya gelir geçer, şahıslar gelir geçer, konu bu, inşaAllah. Bütün milletimize, bütün insanlarımıza çok büyük geçmiş olsun. Deccaliyetin beli kırıldı, inşaAllah. Kahraman ordumuz çok büyük hizmetler yaptı, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çökertilmesinde. “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman, “imanlı millet. Kuran hakikatiyle gerçekleri göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Kahraman ordumuzun çok büyük emeği geçmiştir. İstihbarat yönünden olsun, diğer yönden olsun. Polisimizin çok büyük emeği geçmiştir, hepsinden Allah razı olsun. İnşAllah. Komutanlarımızın istifa etmesi; onda hayır var. Komutanlarımız nur gibi insanlar, vardır bir bildikleri; yani kendi şeylerine göre bir şey düşünmüşlerdir, hayır amaçlı. Bir düzenleme amacı vardır, bir düzeltme amacı vardır, bir rahatlatma amacı vardır. İyi bir hedef vardır. Çünkü kaderde olan oluyor, çünkü Allah yapıyor. Komutan istifa edemez, emekliliğini isteyemez. Allah emekli ettirir. Kaderde öyle, hayır var. Hiçbir şey hayırsız olmaz; kendileri için de hayırlı, vatan için de hayırlı ki zaten çok değerli komutanlar emekliliğini isteyenler. Zaten Başbakanlık da açıklama yaptı; değeri, kıymeti bilinen insanlar, yani mübarek insanlar ama bir bildikleri var, bir hayır üstüne bunu yaptılar, inşaAllah. Yüzlerce paşamız hazırlar, inşaAllah; görevdeler ve görevlerini yapıyorlar. Vatan, millet sahipsiz değil; gayet güzel, büyük bir Türk-İslam Birliği oluşacaktır. Onlar Türkiye’yi 22’ye böleceğiz derken, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, Türkiye 22 milyon kilometrekare olacak, inşAllah. Kat kat artacak, inşaAllah. Burada demek istediğim, dünyaya hakim olacak; işin doğrusu bu, onu sembolik anlamda söyledim. Bir dünya hakimiyeti olacaktır, Musevi de rahat edecek, Hıristiyan da rahat edecek, herkes rahat edecek; herkese saygı, sevgi ve hürmet ve güzellik olacak, inşaAllah. Mahkemenin yargılanan kişilerine ne diyoruz, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün? Yargı safhasında olduğu için masumiyet karinesi vardır, hüküm verilmedikten sonra, Yargıtay onamadıktan sonra bana göre onların hepsi masumdur. Ben onların hiçbirini suçlamam, yani yargılanan kişileri suçlamıyorum, onlara benim bir sözüm yok. Ben örgütün halen görev başında olan alçaklarını kastediyorum, inşaAllah. Millet olarak göz açtırmayacağız. PKK tek parçadır. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün birçok kolları vardır, bir kolu da PKK’dır. Mesela PJAK vardır İran’daki, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir koludur. Ürdün’de de vardır, Azerbaycan’da da, her yerde kolları vardır. Millet olarak bu uyanıklıkta, bu kararlılıkta olursak bu konu bitecek, inşaAllah. Özen göstermezsek ne olur? Yine bitecek, kader öyle; yani deccal ölüyor, kaderde böyle. Kırk yıl süresi var, bitti süresi deccalin, inşaAllah. Bağıra bağıra, böğüre böğüre bitecektir. Bedüizzaman Said-i Nursi, “dört istibdat devresi vardır” diyor, “dörttür” diyor “Son devresinde durumu artık muhafazaya çalışır” diyor. Şu an durumu muhafazaya çalıştığı devredeyiz. Bak, “kahraman ordu ve imanlı millet, Kuran ışığıyla hakikat halini göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Aynısıyla çıktı, çok büyük bir mucizedir, çok büyük bir olaydır. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün vasfı mahkeme bitince anlaşılacaktır, yani dünya tarihinin en organize mafya teşkilatı. Dünya tarihinde böyle bir organize mafya teşkilatı yok. Bu İtalya’daki gladio falan, bunları katlar, yani çok acayip kapsamlıydı. Mehdiyet’in bereketi, Resulullah (s.a.v)’in himmeti, Allah’ın yardımı, inşaAllah. Evet Hocam, buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Öcalan son yaptığı açıklamada büyük bir savaşın yaklaştığını ve bunu ancak kendisinin durdurabileceğini söyleyerek, “ancak bu şartlarda bunu yapamam” demiş. Eğer kendisine sağlık, güvenlik şartları uygun olan, özgürce hareket edebileceği bir ortam sağlanırsa, gerillaları bir haftada geri çekebileceğini, kanı durdurabileceğini ancak bu konuda Başbakan’dan hiçbir ses çıkmadığını belirterek, Başbakan’ı barış değil, savaş istemekle suçlamış.
ADNAN OKTAR: O adam o adada sıkıldı Allahualem, bunaldı; bir an önce çıkmak, rahat etmek istiyor, hürriyetine kavuşmak istiyor. Afakan bastı onu. Abdullah Öcalan, “Ben savaşı durdurdum, komünist faaliyete son verdim, Stalinistlik’ten vazgeçtik, Darwinizm’den vazgeçtim, proletarya diktatörlüğü artık hedeflemiyorum, Marksizm-Leninizm ölmüştür, hadi size dağılın” dese, onu darmadağın ederler. Abdullah Öcalan’ı darmadağın ederler, her parçasını bir dağa koyarlar. Böyle bir şey olmaz, yani komünist hareket onu hiçbir şekilde kaale almaz; yani en hafifinden kaale almazlar, hiçbir şekilde dinlemezler. Komünist hareket, birçok hücreden oluşmuş, birçok beyinden oluşmuş dev bir mahluktur. Yani mesela, elli bin üyesi var ise elli bin tane beyni vardır. O elli bin beyinden kırk dokuz bini ölmüş olsa, o bin beyinle, o canavar yaşamaya devam eder. Yani Abdullah Öcalan’ın fikren ölmüş olması PKK’yı hiç ilgilendirmez, yani komünist hareketi hiç ilgilendirmez. Korkudan taktik olarak bunu yaptığını düşünürler ve kaale almazlar. Güneydoğu’da bir komünist hareket var, Stalinist bir hareket var ve palazlanmış, gelişmiş; yani örgütlenme aşamasını aşmış, partileşmiş, tecrübe kazanmış, oturmuş bir komünist hareket ve Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, Almanya, bütün Avrupa devletleri aşağı yukarı, İtalya da dahil, PKK’yı destekliyor. Yunanistan da dahil. Ve daha da vahimi Çin ve Amerika destekliyor. Her birinin ayrı bir hesabı var. Çin’in hesabı; orada bir üst elde etmek, yani komünist Çin’e bağlı bir ülke, çünkü onun stratejisi açısından çok önemli. Doğu Türkistan’ı iki taraftan kıskaca almış olacak o zaman, yani muazzam stratejik bir bölgeye oturmuş olacak. Onun için, Kızıl Çin, orada bir komünist devletinin kurulmasını şiddetle istiyor. Ayrıca Kuzey Kore de çok istiyor. Onun için Kuzey Kore silahları, Çin silahları, Allah esirgesin, bağımsız devlet olmaları durumunda orada yığılacaktır. Dünyanın en büyük ordusunu oluşturabilirler orada, dünyanın en büyük ordularından birini. Çok yırtıcı bir ordu oluşturmayı düşünüyorlar. Amerika da, Ermenistan’ın, büyük bir Ermenistan’ın oluşması ve büyük İsrail’in oluşması için orada faydalı olacağını düşünüyor. Halbuki İsrail’i mahveder öyle bir sistem, yani çok çok akılsızca bir hareket olur o. Ermenistan’ı da mahveder o, Ermeni diye bir şey kalmaz; Allah esirgesin, onları da mahveder. Çünkü Amerika’nın asıl istediği İncil’deki Armageddon’un oluşması, büyük bir dünya savaşının oluşması. Orada ne Kürt kalır o zaman, ne Ermeni kalır, ne Musevi kalır, Amerika’nın kafasına göre. Amerika deyince, tabii ben Amerikan halkını tenzih ediyorum, çok tatlı ve güzel insanlardır Amerikalılar. Orada Evanjelik olup, Evanjelikler de bölümlere ayrılmıştır, Evanjelikler’in psikopatları var; kan dökücü, manyak olanları var; onları kastediyorum ben, onlar büyük bir tehlikedir ve derin devlete hakim bunlar, Amerikan derin devletine hakimler. Onlara kapı açılmaması gerekiyor. O yüzden hareket çok tehlikelidir. Apo’nun istediği, Abdullah Öcalan’ın, “beni bıraksın bir yere,” mesela Diyarbakır’a falan, villa gibi bir evde yaşamak, özgür olmak istiyor. Onun tek istediği o. Yani PKK hareketi onu şu an ilgilendirmez; canının derdinde o, rahat etmek istiyor, o kadar. Çünkü PKK hareketi zaten komünist hareket, şahıs hareketi değildir bu; yani mutlaka lider bulunur. Mesela Abdullah Öcalan hapiste, yerine bir lider buldular. Onu al, bir tane daha bulurlar; onu al, bir tane daha bulurlar. Kaç bin tane lider istersen, peş peşe bulurlar, öyle bir sorun olmaz. Ve komünistlikte geriye dönme sistemi kilitlenmiştir, yani ben vazgeçtim diyemezsin. Çeker vururlar adamı. Öyle bir konu yoktur. Örgüt sisteminde, komünist örgütlenme sisteminde geriye gidişte ölüm olacağı için, şahıs sadece ileriye gidecek şekilde kodlanır. Geriye hareket edemez, bilir başına geleceğini. Onun için, mesela PKK’dan kaçan herkesi eninde sonunda gidip, bulup vurmaya çalışıyorlar; birçoğunu da vurdular, biliyorsunuz. O itirafçıları, başka öbür tipleri, kişileri teker teker yurt dışında, yurt içinde bulup vurdular, birçoğunu. Zaten onlarda birkaç tane bile vaka olmuş olsa, diğerlerini korkutmak için yeterli oluyor. PKK hareketiyle, komünist hareketle en etkili yöntem, ana çözüm fikri mücadeledir. Fikri mücadeleyi şu ana kadar kimse söylemedi, bir tek biz söylüyoruz. Biz de ısrarla fikri mücadelenin üzerinde duracağız; ana çözüm budur. Tamam, şimdi biraz Cübbeli Hazretleri’ni dinleyelim, sonra yine devam ederiz.
-VTR- Hz. Mehdi (a.s), İslam Ümmetinin Kalplerinin Kırıklığını Tedavi Edecek, Müslümanların Durumunu Düzeltecek
-VTR- Cübbeli, Müceddidlik İçin Yüzyılın Başında İlan Gerektiğini İddia Ediyor
-VTR- Mahmut Efendi Hazretleri ve Cübbeli İslam’ın Dünya Hakimiyeti İçin Dua Ediyor
-VTR- Cübbeli, İçinde Yaşadığımız Ahir Zamanda Konuşulacak En Önemli Konulardan Birinin Hz. Mehdi (a.s) Konusu Olduğunu Anlatıyor
-VTR- Cübbeli, Allah’ın Kullarından Sevip Seçtiklerine Gaybı Bildireceğini Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Somali ile ilgili bir video varmış; önce onu bir yayınlayalım.
-VTR- Somali ve Diğer Afrika Ülkelerindeki Açlığın Çözümü Türk-İslam Birliği’dir.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela bak, Pakistan’da felaket oluyor, “hadi pamuk eller cebe” diyor mesela veyahut başka bir şey diyorlar; “para toplayalım,” işte, “cebinizde akrep olmasın, para toplayın” yahut işte hayır-hasenat, fitre, zekat. Pakistan süründü ve perişan oldu. Somali ben beni bildim bileli hep böyle sürünür ve sürekli bir yardım muhabbeti olur ve sürekli de perişan olurlar. Kardeşim, bu kadar organize faaliyetler yapacağınıza, Türk-İslam Birliği’ni istesenize, kökünden olay hallolsun, bitsin. Olmuyor, mesela toplantılar yapıyorlar; Ekmelettin Hocamız, Allah razı olsun, kendince faaliyetler yapıyor, kimsenin kaale aldığı yok. Çünkü Türk-İslam Birliği yok. İttihad-ı İslam yok. Öyle bir şey olmuş olsa; Somali, Paris gibi olur, Londra gibi olur. Zenginlik, bereket, bolluk her yerden akar. Pakistan sürünüyor, Fas’taki insanlar sürünüyor. Irak’taki kardeşlerimiz sürünüyor. Afganistan’da perişan çocuklar, yalın ayak geziniyorlar. Moro’da, Çat’ta her yerde perişan vaziyetteler. Sanki Çat’taki insanlar daha rahatmış gibi, orada da perişanlar. Ayda bir kere bile yıkanamıyorlar. Çok nadir et yedikleri oluyor. Sürünüyorlar, kemiği kemiğine geçmiş vaziyette yaşıyorlar. Ülkeler kazançlarının en az yarısını, yüzde 50’sinden fazlasını silaha yatırıyorlar. Tank, top, tüfek, mermi, buna veriliyor. Türk-İslam Birliği olduğunda bunlara gerek kalmaz, silahlar ortadan kalkar, silaha para yatırılmaz. Meşru ihtiyaçlara para verilir ve dolayısıyla müthiş bir zenginlik ve bereket olur. Türk-İslam Birliği eşittir Mehdiyet, İttihad-ı İslam eşittir Mehdiyet. Bakın bu sözü ağızlarına almadıkları için, Allah dünyayı nasıl perişan ediyor ve dünyaya bunu nasıl gösteriyor, bunu görüyorsun ve herkes huzursuz; intihar edenler, bağıran çağıranlar, ağlayanlar, açlıktan ölenler… Bu kadar perişanlığın yaşanması yerine, Resulullah (s.a.v)’in sözünü tutup, İttihad-ı İslam’ı yerine getirseler, Allah’ın, Kuran’ın emrini yerine getirseler, konu bitecek. Ha bire para toplayalım; tamam, o zaman bizim bir aileden, bir vatandaşımız Somali’ye para verdi; adam mesela ne verebilir, orta boy bir aile? Bir milyar diyelim. Bir milyar topladık ki çok zor verebilir. Bir milyar, Somali’deki insanların en fazla iki günlük ihtiyacı; yetmez o para. Adamların bir tek yemek değil ki ihtiyacı, üstü başı da var, sağlık hizmetleri var. Hiçbir şey, milyonlarca insan var orada, hangi birine vereceksin o parayı ve yetmiyor bak, dünyanın her yerinden geliyor, yine yetmez. “Taşıma suyla değirmen dönmez” derler ama Türk-İslam Birliği olduğunda zibil gibi akar. Para da akar, mal da akar, yiyecek de akar, ihtiyaç maddeleri de akar ve konu kökünden hallolur. Peygamberimiz (s.a.v) bunun yolunun bu olduğunu söylüyor, Mehdiyet devrinde bu olacak diyor. “Yok, biz Peygamber (s.a.v)’dan daha iyi biliriz” diyenler, bak bu durumu meydana getiriyorlar ve çok sıkıntılı zor bir ortam meydana geliyor. Bunu uzatmaya gerek yok; Türk-İslam Birliği’ni oluşturup, konuyu kökünden halletmek lazım. Doğu Türkistan perişan halde, mahvediyorlar. Bak, o çocuğu gördünüz geçen günlerde, nasıl dövüyorlar, değil mi? Çocuk yalvarıyor; çocuk, el kadar küçücük körpe patisine o köpek Çinli eşek gibi basıyor. Çocuğun uyuştu eli artık şeyden, böyle elini sallıyor sürekli, acı geçsin diye. Parmaklarını kırdı Allahualem çocuğun. Çocuğun eli kaldı böyle. Adamlar da seyrediyorlar; burada bir kısım tipler, geğirerek yemeklerini yiyip, televizyonda seyrediyorlar; “vay vay vay, vah vah vah,” başka bir şey dedikleri yok. Halbuki “vah vah” diyeceğinize, sadece; “Ya Rabbi, bize Türk-İslam Birliği’ni nasip et, İttihad-ı İslam’ı nasip et, Hz. Mehdi (a.s)’ı zuhur ettir, Hz. Mesih (a.s)’ı zuhur ettir” deseler, Allah dualarına icabet eder. Israrla enaniyet ve gururdan bir kısım şahıslar diretiyorlar. O zaman da bela devam ediyor.
Evet, başka ne var video filmimiz? İkinci olan video filmi de seyredelim.
-VTR- Yaşayan Fosiller Evrimi Yalanlıyor
-VTR- İnsanların Yaratılış Amaçlarından Uzaklaşıp Toplumlarda Büyük Bir Manevi Çöküşün Yaşanması Darwinizm’in Bir Sonucudur
ADNAN OKTAR: Evet, güzel olmuş, güzel anlatıyor. Beril, bir ayet söyle.
BERİL HANIM:İnşaAllah. Mesed Suresi’ni okuyayım, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Ebu Leheb’in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı (ve) boynu bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim güzelim de, bir ayet söylesin.
SUNUCU: İnşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım, Nisa Suresi, 61. ayet; “Onlara: “Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin” denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah. Benim sevimlim de alim olma yolunda, inşaAllah. Merve Hocam ve Beril Hocam, iki tane alim, aferin. Bir ayet daha söyle.
SUNUCU:Ra’d Suresi, 28. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.”
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah, elhamdülillah. Gördün mü Hocam, yakında senin yerini alabilirler, söyleyeyim.
BETÜL HANIM:İnşaAllah, buyursunlar.
ADNAN OKTAR: Hocam buyrun.
BETÜL HANIM:Estağfirullah.2009’da Urumçi’de yapılan zulümle ilgili yeni görüntüler yayınlanmıştı. Videoyu göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Urumçi, neresi burası?
BETÜLHANIM: Doğu Türkistan’da Hocam, Çin ordusu Doğu Türkistan’da evlere baskın yaparak insan avına çıkmakta.
-Video-
ADNAN OKTAR: Evet, böyle bazı insanlara bu konuyu anlatamıyoruz. 30 milyon kişilik dev bir Türk-İslam Birliği Ordusu olduğunda, İttihad-ı İslam olduğunda, NATO gibi, caydırıcı olur. Adamlar böyle psikopatlık yapamazlar; tahayyül dahi edemez, aklından dahi geçmez. Demokrasinin, nezaketin, efendiliğin, adam olmanın, yani Müslüman adam olmanın önemini kendiliklerinden bulurlar, tarif etmeye gerek kalmaz ama bu durumda tarif etmek gerekiyor işte. Bir tane, iki tane değil ki; mesela bu, sırf Doğu Türkistan’daki zulüm. Ekmelettin Hocam sadece bir ülkeyle ilgileniyor, diğer ülkelerin durumu nedir? Demek ki olmuyor böyle, olmaz. Bir tane, iki tane, on tane değil bu olaylar. Çözüm köktendir, kökten çözüm Türk-İslam Birliği’dir; anlamazlıktan gelmenin bir anlamı yok.
BETÜL HANIM: Çin devleti, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 90. yılı nedeniyle komünizm propaganda filmi çekmiş. Bu film için 125 milyon dolarlık bilet satılmasını planlıyorlarmış. Ancak çok az bilet satılmış. Halkın komünizme olan bu ilgisizliğinden rahatsız olduğu için bilet satışları 125 milyon doları bulana kadar, ülkedeki tüm sinemalarda yabancı filmlerin gösterimini yasaklamış. İnsanlar dinsiz komünizm belasından kurtulmak istiyorlar. Hocam, Çin’de hem evrimin geçersizliğini anlatan hem de komünizme karşı propaganda yapan kitaplarınız okunuyor. İnsanların bu konuda bilgisi arttıkça aklı açıldı. Komünist propaganda görüldüğü gibi artık onların üzerinde bir etki oluşturmuyor, inşaAllah, elhamdülillah. Ve ikna edici yönü kalmadı. Dün de komünist Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri’ne uyguladıkları zulümlerden bahsetmiştik. Çin sadece Müslüman Uygur kardeşlerimize eziyet etmekle kalmadı, kendi halkına da çok zalim şekilde davranıyor, inşaAllah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Çok kolay, sırf ağzında olsa, bak bir şey yapmasına da gerek yok; ailesinin içinde dese ki; “ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum,” bakkal da dese, “Türk-İslam Birliği olsa, konu hallolur” dese, konu bitecek. Bunu desin yeter. Mesela Facebook’unda abuk sabuk o kadar çok dedikodu, boş laf, dır dır… Bir kelime “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” demiyor. Diyemiyor, ağzına mı yapışacak, dilin mi kopar yani? De, “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, İttihad-ı İslam’ı istiyorum” de, bir kelime, bir cümle. O Twitter mı nedir, bir şey daha var, orada da öyle, dır dır dır, uzun uzun konuşuyorlar. Bir yerde geçsin, tek bir kere de, “Türk-İslam Birliği gelse, bu felaketler biter” de, bir kelime konuş.
Abdurrahman Dilipak Hocamız yine Hz. Mehdi (a.s) konusunda yazmış. “Herkes Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor” diyor, doğru söylüyor. Yalnız Hocamız’ın en büyük çekindiği şey, yanlış bir Mehdi’ye gidip tabi olmaktan çok korkuyor. Öyle bir şey olmaz, Mehdiyet dünya çapında bütün Müslümanlar’ın ittifakıyla olacak bir şeydir; dolayısıyla icma vardır, icma-i ümmet. Onun için tek başına Abdurrahman Hoca’nın tedirgin olmasına gerek yok, inşaAllah. Ümmet, delalette ittifak etmez. Sünnisi de, Şiisi de, Caferisi de, Alevisi, Bektaşisi; aynı kişide ittifak edecektir, inşaAllah.
“Değerli canlar ve saygıdeğer Pirim,” Alevi kardeşimizin güzel bir üslubu, güzel bir hitap şekli. “Allah rızası için, sizlerin ve tüm Alevilerin, tüm insanlığın kutsal mekan olarak kabul edilen, tarihte bunu ispatlayan, orada yaşamış, meskin etmiş evliyalara…” Munzır Vadisi’nde bir düzenlemenin iyi olacağını söylüyor kardeşimiz. Tabii ki, her yer düzelsin, her yer güzelleşsin; bir tek orası değil, yani her yer. Kutsal mekanların hepsi bakımlı, düzgün ve güzel olsun, inşaAllah.
BETÜL HANIM:Hocam, Konya’da Bahar Kılıç, doktor Tülin Şahin Güngör ve İstanbul’dan bu kardeşlerimize destek veren Mina Berksan kardeşlerimizin kitap dağıtımı ve A9 TV’nin tanıtım ve duyurulması ile ilgili çok güzel faaliyetler yapıyorlar, maşaAllah. Onların resimlerini paylaşmak istiyorum. 2000 adet A9 broşür dağıtımı gerçekleştirmişler. 120 kişilik Akşehir Paşa Park Oteli’nde A9 TV kanalı, odalarda yayına başlatılmış, başka resimleri de var. Sizin kitaplarınız, cami ve türbelere dağıtılmış. Akşehir Kütüphanesi’ne de sizin kitaplarınızı vermişler ve her gün sizin canlı yayın programınızı ve belgesellerinizi, tüm videolarınızı, video yükleme sitelerinde yüzlerce yere yüklüyorlar aynı zamanda Hocam, maşaAllah. Çok güzel faaliyet yapıyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, maşaAllah, elhamdülillah. Helal olsun. “Benim ne gücüm var ki, ne yapabilirim?” diyor. Niye kerata? Çıkarın olunca, neler yapmıyorsun. Evlenmenin derdine düşüyorsun, turistik gezi yapmanın derdine düşüyorsun. Gayet de güzel organize ediyorsun, hepsini biliyorsun. Bak, kardeşlerimize helal olsun. Karınca kararınca, imkanlarınca çok güzel hizmet veriyorlar, maşaAllah. Merve Hocam da aferin, maşaAllah; Merve’ye helal olsun. Merve bir ayet daha söyle; bismillah, şeytandan Allah’a sığınırız.
SUNUCU:Şeytandan Allah’a sığınırım, Tevbe Suresi, 78. ayet; “Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.”
ADNAN OKTAR: Aferin, dünya tatlısı, dünya güzeli.Beril Hocam bana acayip acayip bakıyor.
BERİL HANIM:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Yani güzel anlamda bakıyor tabii, hadi sen de bir ayet söyle.
BERİL HANIM:İnşaAllah, Nas Suresi’ni söyleyeyim, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; “De ki: insanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, insanların (gerçek) İlahına; ‘sinsice, kalplere vesvese ve şüphe duran’ vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas’tan Allah’a sığınırım).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Arapçası da çok nefistir. MaşaAllah.
-VTR- Elektronların Muhteşem Dünyası
ADNAN OKTAR: Buyeni bir kuş mu, kemik mi, bir şeyler varmış. Darwinistler’in yine ateşleri yükseldi, onlara yine bir cevap verelim.
BETÜL HANIM:İnşaAllah. Evrimciler, Çin’de bulunan Xiaotingiaisimli 155 milyon yıllık kuş fosilinin, sürüngenlerle kuşlar arasında arageçiş formu olduğunu iddia ediyorlar. Daha önce aynı iddayı Archaeopteryx için kullanıyorlardı, fakat bu fosil Archaeopteryx ile aynı özellikleri taşıyan, fakat Archaeopteryx’ten biraz daha eski olduğu için bunun artık en eski ara fosil olduğunu iddia ediyorlar. Bu yeni fosilin kuşlar gibi tüylerinin olduğunu, fakat tıpkı Archaeopteryx gibi kanatlarında pençeler ve ağzında dişler olduğunu, bu nedenle dinazor kuş özellikleri gösterdiğini iddia ediyorlar. Oysa siz daha önce Archaeopteryx konusunda çok defa anlatmıştınız Hocam, şu anda yaşayan Hoatzin ve Turaco isimli kuşlarda zaten kanatlarında pençeler var. Ayrıca geçmişte yaşamış çeşitli kuş türlerinde de dişler olduğu biliniyor. Zaten kuş olması da tipik bir kuş özelliği değil, dolayısıyla bunlara dayanarak canlıda dinazor özellikleri olduğunu iddia etmek, sadece bir aldatmaca. Aynı zamanda resmini de paylaşmak istiyorum, burada da fosili var zaten. Burada bulunan fosillerden bir tanesi; Confuciusornis. İkisi de 120 milyon yıllık. Şu şekilde göstereyim; bunlar söz konusu fosillerle aynı dönemde yaşamış kuşlar olmaları bakımından, evrimcilerin bu iddiasını tamamen ortadan kaldırıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, orijinal fosil. Yani öyle fotoğraf gibi ya da çizim gibi ikinci dereceden delil değil. Doğrudan, orijinal, Çin meşeili fosil. Bu fosiller adamların gösterdiklerinden çok daha eski çağlara ait. Hiçbir değişim olmadığının açık delili. Fakat otuz kere anlatsak da adamlar anlamıyorlar. Nedir o, gösterdiğin?
BETÜL HANIM: Bu Hoatzin kuşu; aynı özeliklere sahip, günümüzde yaşayan bir kuş örneği. Hiçbir şekilde bir arageçiş formu değil. Bir de bu Hocam, bu görmüş olduğunuz da Xiaotingia isimli kuşun fosili; yani hiçbir şekilde ara geçiş formu değil, evrimcilerin iddia ettiği gibi. Günümüzde yaşayan örneğiyle birebir aynı olan bir kuş.
ADNAN OKTAR: O filmi gönderirlerse, böyle ufaklık, suya düşmemek için bayağı direniyor. Çok sevimli pençeleri var, acayip şeker bir şey. O mesela yeterlidir evrimciler için, milyonlarca senelerden beri hiçbir değişikliğe uğramamış. Onun pençesi var, Cenab-ı Allah onu yüz milyonlarca yıl önce yine pençeli yaratmış, hala da pençeli; başta ne şekildeyse sonunda da öyle. Her hayvana bir özellik veriyor Allah, hepsine bir ayrı özellik. Mesela gaz tabancası gibi bir güce sahip bir böcek var, küçük böcek, Allah ona o özelliği vermiş. Bir başkasına kamuflaj özelliği veriyor. Kimine zehir koymuş üstüne, onunla kendini savunuyor; kiminin kıskaçları var. Ama biz Darwinistler’e konuyu uzatmamaları için net bir şey söylüyoruz; “Ey Darwinistler!” diyoruz, “bir protein, tesadüfen meydana gelebilir mi?” Ne diyor arkadaşlar? “Hayır” diyorlar, “açıklayın” diyoruz, “uzaylılar yapmıştır” diyor. Uzaylısı muzaylısı kalmış mı? Uzatmana ne gerek var? Ne çocuklanıyorsunuz, koskoca herifler? “Uzaylılar yapmış.” Sen de biliyorsun ki uzaylının muzaylının yaptığı yok. Çünkü bir proteinin oluşması için, başka bir proteine ihtiyaç var, hücreye ihtiyaç var. Proteinin tesadüfen oluşması imkansız. O zaman uzaylılar granit taşlarının içine sokmuşlar proteinleri, dünyaya atmışlar. Mağazada satılan, bodycilerin aldığı protein tozları var, kafalarına serpmek lazım o tozlardan. Bakayım ne çıkıyor? Kafalarında en fazla, çıksa çıksa bit gelişir; o da dışarıdan gelir yani, uzaylılar muzaylılar yapmaz. Bir kısmı için diyorum, bunu anlamakta güçlük çekenler için diyorum. Nedir bu?
BETÜL HANIM:Hocam, o kuşun videosu.
ADNAN OKTAR: İşte evrimci arkadaşlara güzel bir hediye. Buyurun, yüz milyonlarca seneden beri pençeli kerata, hala da faaliyette; uyanıklığı da görüyorsun, suya düşmemek için nasıl gayret ettiğini de.
Hocam sende ilim bitmez.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Bir canlı göstermek istiyorum, ‘Portekiz savaşçısı’ diyorlar; videosunu da göstereyim.
ADNAN OKTAR: Nedir bu böyle?
BETÜL HANIM:‘Portekizli asker’ diyorlar Hocam. Bu canlı polip adı verilen dört farklı koloniden oluşuyor. Her polip ayrı bir rol üstleniyor; yüzme, sindirim, üreme ve dokungaçlar. Güzel görünümüne rağmen en hoşlanılmayan okyanus canlıları arasındalar. Çünkü kobra yılanına benzeyen çok güçlü bir zehire sahipler. Bazen otuz metreye ulaşan binlerce zehirli dokungaçlarıyla balıklar ve diğer canlılar için çok ciddi bir tehlike oluşturuyorlar. Portekiz savaşçısı, proteinli bir madde olan nörotoksini boşaltarak, saldırdığı canlının sinir sistemini altüst ediyor. Bu canlılar böyle güçlü bir silaha sahip olmalarına rağmen, ne beyne, ne kalbe, ne de kana sahip değiller.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evrimcilere her yerden dokunduruyoruz. İnşaAllah, akıllanacaklar. Büyük bölümü akıllandı da, bir kısmı bakaya kaldı. Onlarla da uğraşıyoruz.
BETÜL HANIM:Hocam, siz dün, tutuklu olduğunuzda deprem olduğundan bahsetmiştiniz. İncil’de Hz. İsa (a.s)’ın talebelerinin tutuklu olduğu esnada, deprem olmasıyla ilgili çok mutabık bir söz var. İlgili kısmı okumak istiyorum, inşaAllah, “Gece yarısına doğru Pavlus’la Silas dua ediyor, Allah’ı ilahilerle yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu. Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri açıldı. Zindancı ışık getirip içeri daldı; titreyerek Pavlus'la Silas'ın önünde yere kapandı. Onları dışarı çıkararak, ‘Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerekir?’ diye sordu. Onlar, ‘Allah’a iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz’ dediler. Sonra kendisine ve ev halkının hepsine Rab'bin sözünü bildirdiler.” (Elçilerin İşleri, 16)
ADNAN OKTAR: Bu kaderin vurgulanması açısından önemlidir; çünkü o gün biz tutuklanacağız, o gün de deprem olacak. Kaderde, Allah belirleyici bir işaret olarak koymuş oluyor. O gün de, Hz. İsa (a.s)’ın talebelerinin tutuklandığı gün de bir deprem oluyor. O da yine kaderin belirleyicisi, kaderi belirtmek açısından anlamlıdır.
“Canım Muhammed Adnan Hocam, bana bir selam yollayın.” Selamun Aleyküm. “Sizi çok seviyorum” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam, ben evlenmek istiyorum ama bir türlü kısmetim açılmıyor. Allah rızası için bana dua etsinler” diyor Cesur. Bak, İttihad-ı İslam adamın umurunda değil, Türk-İslam Birliği umurunda değil, Somali umurunda değil, Afganistan umurunda değil, Pakistan umurunda değil, Doğu Türkistan’da dövülen çocuklar umurunda değil; adam neyin peşinde, neyin derdine düşmüş, nelerin derdine düşmüş görüyorsunuz. İttihad-ı İslam için kardeşlerimiz dua etsin demiyor da herifin derdine bak sen.
İşte demin anlattığım olayın bir devamı; adamların lakaytlığı, o apati hali, o vicdan çöküntüsü. Orada Müslümanlar’ı yere yatırıp kollarını kırıyorlar; el kadar çocuk, parmaklarını basıp eziyor adam, önüne geleni tekmeliyor, gece yarıları kız çocuklarını, genç kızları alıyorlar, Kızıl Ordu’nun genelevlerine götürüyorlar; 10 binlerce, 100 binlerce Doğu Türkistanlı genç kızı, adam bununla ilgilenmiyor da evlenmenin derdine düşmüş. Yani bir de dua edecekmişiz. Allah sana hidayet versin, aklını fikrini açsın, mücahit kılsın, İttihad-ı İslam’a asker etsin, inşaAllah. Senin acil ihtiyacın o, inşaAllah.
Saffat Suresi, 12; “Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar” diyor. Akılsız oldukları için, ahmakça. Ahmağın özelliğidir o. “Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.” Yani maymun gibi akılsız olduğu için, aklı yetmiyor. Maymunlara da mesela yiyecek gösterdiğinde acayip seslerle güler hayvan, anormal hareketler yapar; kafası çalışmadığı için, hayvan özelliğidir. Bazı avanaklarda da o vardır. “Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.” “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Veya önceki atalarımız da mı?” diye soruyorlar. “De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).” “Hem de boyun bükmüş olarak dirilteceğim” diyor Allah. “İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.” “Şaşkınca bakıyorlar” diyor Allah. “Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."” “İşte kast edilen dirilme günü bugün” diyorlar. “Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın” diyor Cenab-ı Allah. Evet Hocam, buyurun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah. Peygamberimiz (s.a.v), “Hz. Mehdi (a.s)’ı terk eden Allah’ı terk etmiş olur” demektedir. Hadis şu şekilde, inşaAllah; “Bu ümmetin Mehdi’si de bizdendir, benden sonra onlara sarılan şüphesiz ki Allah’ın kopmaz ipine sarılmıştır. Onları terk eden ise Allah’ı terk etmiş sayılır.” (İsbat-ül Hüdat, cilt 2, sayfa 526) Hocam, bazı kimseler “Mehdiyet’e ne gerek var” diyorlar. İnşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s)’ın ne kadar önemli olduğunu söylüyor. Yine hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah’ın halifesi olduğu da bildiriliyor. Allah’ın izni ile, Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanan Allah’ın razı olduğu yola uymuş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
“Hem şu sırdandır ki” diyor Bediüzzaman, 24. sözde, 335. sayfa; “Hem şu sırdandır ki; Muhammed Mehdi, süfyan gibi,” süfyan-ı deccal gibi, “ahir zamanda gelecek eşhasları,” şahısları, “çok zaman evvel hatta Tabiin zamanında,” sahabelerden sonra, Tabiin yani Peygamberimiz (s.a.v)’in hemen vefatından sonra, “Tâbiin zamanında Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemişler” diyor. Cübbeli gibi yüzyıllar sonrasına göndermeye çalışmamışlar; 400 sene, 500 sene sonrasına götürmeye çalışmamışlar. “Tabiin zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Yetişmek istiyorlar, yani “benden sonra olsun” demiyor, “benim zamanında olsun” diyor. “Hatta bazı ehl-i velayet, ‘onlar geçmiş’ demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i maneviyyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak ‘Mehdi manasına muhtaçtır” diyor. İşte bak, en son vakte geldi şu an, başka da vakit yok. Bir tek bu vakitte. Hz. Mehdi (a.s)’ın bütün alametleri ilk defa, 1400 seneden beri ilk defa hicri 1400’den itibaren çıkmaya başladı. Daha önce Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri topluca böyle çıkmamıştı. Çok az, tek tük alamet çıkıyordu ama şu an yüze yakın alametin tümü, blok olarak tamamen çıktı. Yani adam daha hala soruyor, “Hz. Mehdi (a.s) çıkacak mı?” Bütün alametler çıkmış, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yüze yakın alameti çıkmış. Tarihte ilk defa oluyor. Yani binlerce yıllık tarihte yok, ilk defa oluyor. “Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın,” rivayetlerin, “ihtilafatı ve sırrı şudur ki:” yani muhtelif olması, ihtilaflı gibi görülmesinin sırrı şudur ki, “ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya vukuat-ı süfyaniyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Neredeydi merkezi saltanat son olarak? İstanbul’daydı. O zaman ne demek istiyor Bediüzzaman? Hz. Mehdi (a.s) İstanbul’dan çıkacak. “Medine’de denilmesi yanlıştır” diyor, “Şam’da denilmesi yanlıştır” diyor. Bediüzzaman’ın bu sözüne Cübbeli cevap vermeye çalışıyor. “Şam’da” diyor mesela veyahut “Medine’de” diyor. Halbuki ‘Medine’ şehir anlamına gelir zaten. Şam da çok geniş bir bölgeyi içine alan bir yerdir, yani İstanbul’u içine alan bir bölgeye Şam deniyor. Ama merkez-i saltanat nerdeyse, eski merkez-i saltanat neresi? İstanbul. O zaman, Hz. Mehdi (a.s) da orada. Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde de değil, “İstanbul’dadır” diyor Bediüzzaman. Açıkça söylemiş. Ve diyor ki, “istibal-i dünyeviyede,” Hz. Mehdi (a.s)’ın vaktini Risale-i Nur’da Bediüzzaman’a sorduğumuzda, ne diyor Bediüzzaman? “İstikbali dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler.” Biz kaçtayız? 1432’deyiz. Demek ki Hz. Mehdi (a.s) geleli 32 yıl oluyor. Bunu ben söylemiyorum, Bediüzzaman söylüyor, Said Nursi Hazretleri söylüyor ve sahih hadislere dayandırarak söylüyor. “İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki” diyor, bak, “insafsız insanlar derler ki: «Ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?» Sahabeler Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hemen vefatından sonra çıktı diye aramaya başlamışlar; saflarda, mahallelerde Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar. O kadar çok seviyorlar Hz. Mehdi (a.s)’ı. Cübbeli gibi yüzlerce sonra gelsin demiyorlar. Adamlar da, “bazı insafsızlar bunu soruyorlar” diyor, “sahabeler niye teşhis koyamadılar?” diyor. Halbuki sevgilerinden, muhabbetlerinden bunu söylüyorlar ama “1400 sene sonra gelecektir Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Şu an 1432. Yüzlerce hadisten anlaşılıyor. Ama bakın tarihte ilk defa, binlerce seneden beri ilk defa, bu kadar alamet ilk defa hicri 1400’den sonra blok olarak ilk defa oldu. 30 yılın içerisinde tamamı oldu. Fırat’ın suyunun kesilmesi, kuyruklu yıldızlar, Ramazan’da Ay ve Güneş tutulması gibi benzeri oluşması çok zor hale gelen alametler peşpeşe oluştu. Blok olarak oluştu, bir anda. Evet, buyrun Hocam.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Yine bir haber paylaşmak istiyorum. Ahmet Altan’ın kızı Sanem Altan, “Hayatımızı kim yönetiyor?” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında özetle; bir insanın hayatını kontrol etme gücünün olup olmadığı konusunda kafasının karışık olduğunu belirtmiş. “Hayatı bilmediğimiz bir güç mü yönetiyor, yaşayacağımız olaylar bu gücün kontrolü altında mı gelişiyor ve bizim hayatımız üzerinde hiçbir kontrolümüz yok mu?” sorularının kendisine çok ürkütücü geldiğini belirterek, bazı insanların da; “hayatı düşüncelerin yönetir, iyi düşünürsen başına iyi şeyler gelir, kötü düşünürsen kötü yaşarsın” dediğini belirterek, hangisinin doğru olduğunu tam anlayamadığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Dine çok yatkın, İslam’a çok yatkın bir insan. Kitap gönderelim, konuşalım, görüşelim. Başka neler var?
BETÜL HANIM:Bir de Hocam, bir haber daha paylaşmak istiyorum; o da E.Ö. ile ilgili, şu şekilde söylemiş dünkü yazısında; Sayın Başbakanımızın krizin bu sefer teğet de geçmeyecek açıklaması hakkında yazmış. Bu kriz başladığında Sayın Başbakanımızın söylediklerinin doğru çıktığını, inşaAllah bu defa da haklı çıkacağını, bu sefer de buna inandığını söylemiş. Ayrıca şöyle demiş; “Bütün kalbimle şuna inanıyorum; gökyüzü ülkemizin üzerinde ışıl ışıl parlıyor, tarihi hatalar yapmazsak çocuklarımız bizden daha mutlu, huzurlu bir Türkiye’de yaşayacaklar demektir” sözleriyle yazısını bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Bu Aydın Doğan’ın takımına bir şey oldu, kafasına kan gelmeye başladı. Kan şekerleri makul bir düzeye ulaştı herhalde. MaşaAllah, bayağı güzel, iyi. Türkiye’ye ekonomik krizin dokunmamasının nedeni Mehdiyet’in bereketidir. Her yeri kasıp kavurup da Türkiye’ye dokunmuyorsa, sebebi budur, inşaAllah. İnayet altında Türkiye, inşaAllah; Allah’ın inayetinin altında. Evet, buyrun.
BETÜL HANIM:Hocam Bediüzzaman’ın bir duasını okumak istiyorum; inşaAllah. Şöyle; “Allah’ım bizi dünyada Senin sevdiğin ve bizi Sana, Senin emrettiğin gibi istikamette olmaya yaklaştıracak şeylerin sevgisiyle ahirette ise rahmetini ve cemalini bize göstermeye rızıklandır. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Suresi, 32. ayetti, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ım alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resul’üne (s.a.v), onun bütün al ve ashabına salat ve salam eyle. Amin.” Sözler 33’te.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Beril Hocam, sen güzel bir konuşma yap.
SUNUCU:İnşaAllah. Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, bu geceki programımızın sonuna geldik. Bizi yarın 22.00’den itibaren A9 TV, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...