BERİL HANIM: “Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.
BETÜL HANIM: Dün mübarek Ramazan ayı başladı. Allah inşaAllah, bereketli, nurlu, tüm İslam alemi için güzelliklere vesile olacak bir Ramazan nasip etsin. Uygun görürseniz Hocam mübarek Ramazan ayı ile ilgili bilgi vermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. Ramazan ayında orucun farz olmasının yanı sıra bu ayı mübarek kılan özelliklerden biri de Kuran’ın Ramazan ayında indirilmeye başlamasıdır. Kuran’ın Ramazan ayında indirildiği Bakara Suresi’nin 185. ayetinde şöyle ifade edilmektedir. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O Ramazan ayı ki, Kuran o ayda indirildi.” Kuran ilk defa Miladi 610 yılında Ramazan ayının Kadir Gecesi, sabaha karşı Cebrail (a.s) vesilesi ile Peygamberimiz (s.a.v.)’e Alak Suresi’nin ilk beş ayetinin indirilmesiyle vahyedilmiştir. Kuran’ın Ramazan ayında indirildiğinin bildirildiği ayeti hemen akabinde, şeytandan Allah’a sığınırım; “içinizden kim bu aya şahit olursa oruç tutsun”buyurarak, orucun Ramazan ayında tutulması emredilmiştir. Ramazan orucu Bakara Suresi’nin 183., 184. ayetlerinin inmesiyle hicretin ikinci yılında, Bedir Savaşı öncesinde farz kılınmıştır. 183. ayette orucun mutlaka farz kılındığı bildirilmektedir. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey müminler kötülüklerden ve haramlardan korunmanız için, oruç tutmak sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” Ramazan ayının rahmet, mağfiret ve bereket ayı olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına yaptığı konuşmada şöyle ifade etmiştir; “Sahabeden Selman el-Farisî (r.a.) anlatıyor: Allah’ın elçisi Şâban ayının son günü bize bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: ‘Ey insanlar! Bereketli ve büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüştür. Bu öyle bir ay ki, onda bin aydan daha hayırlı olan bir gece vardır. O öyle bir ay ki, Allah o ayda oruç tutmayı farz kılmış, gecelerini nafile ibadetle ile geçirmeyi teşvik etmiştir. Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise cennettir. Ramazan, yardım etme ve ihsanda bulunma ayıdır. Bu ayda müminin rızkı artar.’”
ADNAN OKTAR: Evet, Allah tekrarını erdirsin. Ramazan’ın her günü bayramdır. Müslümanlar için bir nimettir, şifadır, ferahlıktır. Allah’ın rızasını kazanmak için mühim bir vesiledir, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, Suriye’deki olaylarla ilgili haberleri paylaşmak istiyorum. Suriye askerleri tank ve zırhlı araçlarla Hama kentine iki gün önce girdi. Olaylarda 150 kişi öldü. Yüzlerce kişi yaralandı. Evler uçaksavarlarla taranıyor. Binaların çatısına ve minarelere çıkan keskin nişancılar halkı mermi yağmuruna tutuyor. Ayrıca kent ateşe verildi. 750 bin nüfuslu kentten alev ve dumanlar yükseliyor. Kente dört koldan giren tankların insanlara rastgele ateş açtığı ve sokaklarda çok sayıda ceset olduğu haber veriliyor. Eğer uygun görürseniz Hocam saldırı anında çekilen videolar da vardı, gösterebilirim.
ADNAN OKTAR:Evet gösterelim.
BETÜL HANIM:İnşaAllah.
VTR (SURİYE’DEKİ SALDIRI GÖRÜNTÜLERİ)
ADNAN OKTAR:Tamam peki. Yani en hafifinden böyle artık düşünün. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün klasik bir uygulamasıdır o. Türkiye’de onların liderleri var. Aynısıdır; aynı sistem, aynı yapı. Halktan nefret eden, halka tepeden bakan, insan yerine koymayan, halkı haşa böcek gibi gören bir zihniyettir. Komünist kafadır, Stalinist düşüncedir. Saddam da aynı kafadaydı. Baktık, bu rejimde de ayın kafa devam ediyor biliyorsunuz. Baas rejimidir; Süfyaniyet yani Süfyan rejimi. Müslümanlar’dan nefret eden bir sistemdir bu. Müslümanlar’ı adam yerine koymayan, kendilerinin de ne olduğu belli olmayan bir kafadır, bir mantıktır. Acımasızlık üstüne, sadistlik üstüne, psikopatlık üstüne kurulmuştur. Bütün şiddetiyle Müslümanlar’a eziyet edip, ızdırap çektirip, vahşet uyguluyorlar. Müslümanlar’a sorulduğunda, “ne yapalım?” denildiğinde, Cübbeli kafasında, Cübbeli zihniyetindeki insanlara sorulduğunda veyahut bir kısım Nur talebelerinde olduğu gibi; “şahs-ı manevi ile idare etmek” veyahut “300 sene, 500 sene sonra Müslümanlık dünyaya hakim olur, dolayısıyla kendinizi üzmeye gerek yok, çok rahat olun, nasıl olsa namazımızı kılıyoruz” kafası işte Müslümanlar’ı bu hale getiriyor. “Bana dokunmayan bin yıl yaşasın” mantığı Müslümanlar’ı batırır, mahveder. İttihad-ı İslam olsa, Türk İslam Birliği olsa böyle bir şey olmayacağını herkes biliyor. Kökünden hallolur. Türk İslam Birliği’ni savunmayan herkes, İttihad-ı İslam’ı savunmayan herkesin manevi sorumluluğu vardır bu olaylarda. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü savunanlar işte görsünler. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir koludur Suriye’de şu an faaliyet yapanlar. Ve alenen psikopat adamlar. Gözü dönmüş, kan dökücü manyaklardan oluşuyor. Buna karşı Müslümanlar’ın birbirini koruyup kollaması, Türk İslam Birliği’ni oluşturması farz-ı ayndır, acildir, hemen yerine getirilmesi gerekilen bir görevdir. Adamların kimi evlenmenin peşinde, kimi köşe dönmenin peşinde, kimi Amerika’ya yalakalık yapmanın peşinde, kimi bilmem nereye yalakalık yapmanın peşinde. Kimi “ben cahilim” diyor, kimi “gücüm yetmez” diyor. Kimi de gayret ediyor, elinden gelen gayreti gösteriyor. Fakat Müslümanlar’ın özellikle Ramazan’da ittifakla İttihad-ı İslam için dua etmesi, Allah’tan bu nimeti istemesi İttihad-ı İslam’ı çabuklaştırır. Güneydoğu’da da o psikopatlar katliama geçtiler adeta. Her gün mehmetçiklerimizin şahadet haberleri geliyor. İttihad-ı İslam olsa, Türk İslam Birliği olsa PKK’nın “p”sinin bile olmayacağını herkes biliyor. Suriye’de de bu itliği yapamayacaklarını herkes biliyor. Buna rağmen bu duadan kaçınan insanlar var. Herkes duaya teşvik etsin kardeşlerimizi; İttihad-ı İslam’a, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna, İsa Mesih (a.s)’ın zuhuruna, intizar etmelerini, bu nimetleri Allah’tan istemek çok önemli. Bu konuda kardeşlerimizi teşvik etmek gerekiyor.
BETÜL HANIM:Bir de 1982 tarihindeki Suriye’de yapılan zulümle ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Tamam bakalım.
BETÜL HANIM: Hocam, 1982 yılında da yine katliam yapıldığını eserlerinizde detaylı olarak anlatmıştınız. Suriye Devlet Başkanı Esat’ın gerçekleştirdiği vahşetlerin en büyüğü olarak biliniyor. Hama’nın o dönemde yok edilmeye çalışılmasının nedeni şehirde güçlü olan İslami hareketti. Bu katliam hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum. Katliamdan önce Hafız Esat’ın kardeşi ve zamanın Genel Kurmay Başkanı Rıfat Esat özel yetkilerle donatıldı. Kimsenin onayını almadan 5 bin kişiyi öldürme yetkisi verildi. Şehrin elektrik ve suyu kesildi. 2 Şubat 1982’de Hama’ya havadan ve karadan saldırı düzenlendi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Hama’nın etrafı tank ve tüfeklerle sarılıp, önce uçaklarla üç gün boyunca bombardıman yapıldı. Böylelikle piyade ve tankların dar sokaklara girebilmeleri sağlandı. Binaların içince saklanan kişiler için zehirli gaz kullanıldı. Katliam 28 Şubat’a kadar sürdü. Yaklaşık 40 bin Müslüman’ın şehit olduğu tahmin ediliyor. Şehirlerse tamamen harabeye döndürüldü. Müslüman kardeşler cemaati üyesi olmak suç ilan edildi ve cezası idam olarak belirlenmişti.
ADNAN OKTAR: Mesela Müslüman kardeşlere de gidip sorsak, “İttihad-ı İslam için ne diyorsun?” desek pek bir şey duyulmuyor. Oradaki Nur talebelerine sorsak yine pek bir şey duyulmuyor. Herkes ayrı faaliyet yapmak istiyor. Mesela Müslüman kardeşler cemaati kendi başına bir topluluk, yani kendilerini doğru yolda kabul eden, ki inşaAllah doğru yoldadırlar, fakat tek başına bu neticeyi alabileceğine inanan bir topluluk. Halbuki Müslümanlar ancak birlik olurlarsa, beraber olursa netice alabilirler. Birlik ve beraberlik olmadan Müslümanların netice alması mümkün değil. Allah bunu Kuran’da açık açık belirtiyor. Fakat burada görüyoruz, ayrı. Mesela onlar ayrı bir şey yapıyor, ihvan-ı Müslimin ayrı, bir başka cemaat ayrı, bir başka topluluk ayrı, Caferiler ayrı, Sünniler ayrı, Nur talebeleri ayrı. Nur talebeleri de kendi içlerinde ayrı bölümlere ayrılmışlar. Birçoğu kendisini doğru yolda kabul ediyor. Normal, doğru yolda kabul edebilirler, ama İttihad-ı İslam’ı isteyip, tek bir lider etrafında toplanmak farzdır. Yani kendini yine iyi yolda bilsin, doğru yolda bilsin, bir şey dediğimiz yok, ama bir kişinin etrafında birleşmek ve İttihad-ı İslam’ı oluşturmak, Türk İslam Birliği’ni oluşturmak farz-ı ayndır. Yani bu konuda tereddüt son derece yersiz, bekletmek de yersiz. Şahs-ı manevi kafası da çok büyük bir hatadır. Bak, Müslümanlar paramparça oluyor; beyinleri parçalanıyor, vücutları parçalanıyor, mahvediliyorlar. Daha hala, herkes kendisini doğru yolda kabul eder bir çizgi içerisinde olursa büyük sorumluluk gerektirir. Vicdanen buna müsaade etmemeleri lazım. Mutlaka birlikte hareket etme ruhu içinde olmak lazım. Tamam, cemaatler kendilerini hak bilsinler. Ama ittifak; onda bir taviz olmaz. Bir kişinin etrafında toplanmak Kuran’ın bütününde sürekli gördüğümüz bir gerçektir.
BETÜL HANIM: Etna Yanardağı faaliyete geçmiş Hocam. Daha önce de haberlerini duyuyorduk, birçok yanardağ son zamanlarda faaliyete geçmişti. Uygun görürseniz onun videolarını gösterebilirim.
VTR (YANARDAĞ GÖRÜNTÜLERİ)
ADNAN OKTAR: Bu Japonya’da mı?
BETÜL HANIM: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Etna da İtalya’da harekete geçmiş. Her yerde yanardağlar hareket halinde. Bu da yine bir Ahir Zaman alametidir. Cenab-ı Alah kıyameti hatırlatıyor, dünyanın sonunu hatırlatıyor, insanların aczini hatırlatıyor.
Şimdi, sabah program yaptığımız için, izleme oranını tespit etmek için, yurtiçinden, yurtdışından kardeşlerimiz bana kısaca izlemeyi nereden yaptıkları, yayın kalitesi hakkında da bana biraz bilgi göndersinler ki biz ona göre bazı ayarlamalar yapacağız. Yayın alanının tespiti açısından da önemli. Yurt içinden ve yurt dışından kardeşlerimiz izleme haberlerini bizlere hemen göndersinler. İstirham ediyoruz.
VTR
BETÜL HANIM: Hocam, E.Ö’nün de katıldığı bir yarışma programında şöyle olmuş; Siz Türkiye’de gençler, internet aracılığıyla artık istedikleri konuyu anında öğrenebildiklerini ve son derece dindar, akıllı ve imanlı yetiştiğini anlatıyorsunuz. Nitekim bunun son örneklerinden biri de jürisinin içinde Ertuğrul Özkök’ün de bulunduğu ve Star TV’de düzenlenen Star Akademi adlı şarkı yarışmasında yaşandı. Normalde yarışma kurallarına göre gençlerin akademi binasından yarışma sonuna kadar dışarıya çıkmaları yasaklanmış. Ancak erkek yarışmacılar Cuma namazına gitmek istediklerini ve namazı cemaatle birlikte camide kılmak istediklerini yönetime iletmişler. Bunun üzerine akademi kurallarını değiştirmek zorunda kalmışlar ve gençleri hep bir arada namaz kılmaları için camiye götürmüşler Hocam.
ADNAN OKTAR: Gayet güzel, Ertuğrul Özkök’ün biraz kafası açılıyor demek ki bu konularda. Aydın Doğan’ın da kafası açılıyor biraz, gördüğüm kadarıyla. Ama ne derece açılacak kafaları bakacağız, inşaAllah. Olaylara daha samimi, daha candan, daha akılcı bakmayı öğrenecekler inşaAllah. Milletin değerlerine saygı duymayı, inançlara saygı duymayı, kendi görüşleri dışındaki görüşlerin makul olabileceğini düşünmeyi yavaş yavaş öğreniyorlar. Bu iyiye gidiş inşaAllah, hayırdır inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam iddia edilen Ergenekon davası kapsamında yeni ortaya çıkan bir gizli sanık, davada tutuklu yargılanan sanıkların bir kısmının kendisinden, bir Cumhuriyet Savcısı’nın da aralarında bulunduğu bazı kişilere özel bir eğlence düzenlemesi için para ödediklerini, ayrıca kendisine kalem şeklinde bir kamera vererek, bu eğlence sırasında savcıların bayanlarla özel görüntülerini kaydetmesini söylediklerini itiraf etmiş. Bu tutuklu sanıkların aynı savcı hakkında mühimmat ve tarihi eser kaçakçılığı suçlaması yapmayı planladıklarını da ifadesine eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon terör örgütünün şakası yok. Ama tabii oradaki durumları biz tam bilmiyoruz, onlar mahkeme sonucunda anlaşılır. Ama çok kahpe, çok karanlık ve kalleş, tehlikeli bir örgüttür. Kanı bozuk bir örgüttür. Kanı bozuk derken; genetik anlamında değil, tiyniyetsiz anlamında örgüttür. Bütün Türki devletlerde de, yakın İslam ülkelerinde de örgütlenme, yapılanma faaliyetlerini geniş çapta devam ettirmişlerdir. Suriye’deki rezaletin kökeninde de o vardır. Ama bundan sonra pek nefes alamayacaklar gibi görünüyor, inşaAllah, hayırlısıyla.
BETÜL HANIM: Bir video paylaşmak istiyorum, inşaAllah izninizle. Balıklar nehirden bayağı yükselebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Çaka çaka balık dolu, maşaAllah. Bir de bayağı besili balıklar. Çok şekerler, maşaAllah. Hayret bu kadar çok balık olması. Allah Allah, hayret! Adeta kaynıyor yani, maşaAllah. Yani şöyle zeytinyağında güzel kızarmış olarak düşünüyorum.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Hz. Ali (r.a)’ın torunlarından İbrahim b. Muhammed (r.a), Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşsiz güzelliğini şu şekilde anlatıyor; “Dedem Hz. Ali (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i anlatırken onu şöyle vasıflandırdı” demiştir. “Peygamberimiz (s.a.v.) ne aşırı derecede uzun, ne kısa idi. O, bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları ne kıvırcık, ne düz idi; hafifçe dalgalıydı. Mübarek yüzünün rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz, gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun, omuz başları iri yapılıydı. O insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, onun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar, üstün vasıflarını bilerek sohbetlerinde bulunanlar ise onu her şeyden çok severlerdi.” Onun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse, ‘ben gerek ondan önce, gerek ondan sonra onun gibi birisini görmedim’ demek suretiyle onu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf edermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Resulullah (s.a.v.) nurdur. Cenab-ı Allah, “senin nurundan bütün kainatı yarattım” diyor. Bütün dünya Resulullah (s.a.v.)’in kıymetini bilecek, inşaAllah. O yüzyılın içerisindeyiz. Herkes kabul edecek onun peygamberliğini, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Kenya’da kimsesizler yurduna kitap ve CD göndermiştiniz. Burası bir Hıristiyan çocuk yurdu. Çocuklar gönderdiğiniz kitapları çok sevmişler. Sürekli okuyorlarmış ve CD’leri seyrediyorlarmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah.
BETÜL HANIM: Harun Yahya kitaplarıyla resim çektirmişler. Ayrıca bu kimsesiz çocuklar yurdunun yöneticisi olan kişi orada oldukça ciddi bir yoksulluk, açlık ve sefalet yaşandığını söylemiş. Ve bunun için sizin ve kardeşlerimizin de duasını istemişler Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte, her yerde çözüm İttihad-ı İslam’dır. Etiyopya’da olsun, diğer yerlerde olsun, Somali’de, Irak’ta, Afganistan’da, Çad’da her yerde bir ızdırap, bir acı var. Güneydoğu’da her yerde bir zorluk içerisinde Müslümanlar. Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam Ramazan’da Müslümanlar’ın dilinden düşmemesi lazım. Camilerde hoca efendiler Müslümanlar’a sürekli bu konuda dua ettirsinler, kardeşlerimiz dua ettirsinler. Duyulsun bu, herkesin dilinde olsun, herkesten bir talep olsun. Israrlı talepler sonunda oluşuyor biliyorsunuz. Mesela bir şey ısrarla talep edilirse oluyor. Israrla bu da talep edilirse, bu da olur. Çok çok makul, ama ısrarlı talep çok önemli. Mesela, Diyanet İşleri Başkanımız “falanca ülkeye yardım edelim” diyor. “Muhterem Hocam, değerli Hocam, sizi çok seviyoruz. Siz çok muhterem insanınsınız. Ne olur bir Türk İslam Birliği’nden bahsetseniz, İttihad-ı İslam’dan bahsetseniz ve kökten çözüm olsa. Meseleyi kökten çözecek, acil tedbirin bu oluğunu herkes bildiğine göre, ana tedbiri, asıl kökten tedbiri neden söylemezsiniz?” diyoruz inşaAllah, Hocamız söyler diye bekliyoruz, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, kardeşlerimiz Ankara’da kitap dağıtmışlar. Uygun görürseniz resimlerini gösterebilirim. Kitap sergisi olmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin, bayağı güzel işte. O kitaptan bir tane alan bile olsa bütün hayatı, bütün ruh hali değişir. Çünkü oradaki üsluptan, oradaki anlatımdan, kardeşlerimizin İslam’ı ve Kuran’ı kavrama şekilleri çok değişiyor. Mesela bütün dünyada bunu görüyoruz, bir tek Türkiye’de değil. İslam’a, Kuran’a bakış tamamen değişti insanlarda. Kuran’ın hak olduğu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğru olduğu, İslam’ın anlatımlarının baştan sona mucize olduğu, hayat için, dünya için elzem olduğu ve mutlaka gerekli olduğu çok açık anlaşılmış oldu. Ve bunun anlatılmasında da bizim inşaAllah çok büyük emeğimiz var, faydamız oldu inşaAllah.
Aşağı yukarı bir 6 bin dönüş olmuş, iyi maşaAllah. Hocam Kayseri’den izliyoruz, Hasan Alkaya. Azerbaycan’dan, “Konya’dan izliyoruz şu an, ben Halil” diyor. Sayid Azizova Hüseyinov-Azerbaycan, Samsun-Bafra. Uzun bir liste var burada yine. Ayşe Doğan izliyor. MaşaAllah, her yerden izleniyormuş, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Tokat’ta, “Harun Yahya Yaratılış Delilleri Fosil Sergisi” yapıldı. Sergiden bazı resimleri gösteriyorum inşaAllah. Çok güzel bir yer olmuş Hocam, bayağı büyük bir şey.
ADNAN OKTAR: Tokat’ta?
BETÜL HANIM: Evet, kardeşlerimiz orada çok büyük bir yer hazırlamış, maşallah.
ADNAN OKTAR: Aferin, çok güzel. İşte bu kadar, bayağı hoş.
BETÜL HANIM: Fosiller gösteriliyor.
ADNAN OKTAR: Tokat mübarek bir yerdir, bütün Anadolu gibi. Çok şahane olmuş. Buradan bütün Tokatlılara selam, kardeşlerimize, sevdiklerimize inşaAllah.
BETÜL HANIM: Ortadoğu ülkelerindeki protestolar gittikçe yayılırken bu sefer de İsrail’in 11 farklı şehrinde eş zamanlı olarak hükümete karşı büyük protestolar düzenlenmiş.
ADNAN OKTAR: İsrail’de?
BETÜL HANIM: Evet Hocam. Gösterilere toplam 150 bin kişi katılmış. “İsrail de ayaklandı” başlığıyla.
ADNAN OKTAR: Evet, bölgede olağanüstü olaylar oluyor, olağanüstü gelişmeler var. Tarihin gelişimi içerisinde bu tarz bir olaylar hiç görmüyoruz. Yanardağlar, depremler peş peşe, olaylar peş peşe, rejimler peş peşe çöküyor, peş peşe değişiklikler oluyor, olağanüstü gelişmeler oluyor, ama İsrail’de de olağanüstü değişmeler oluyor. Bunların ne anlama geldiğini yaklaşık bir 10 sene sonra bütün milletimiz hep birlikte görecekler inşaAllah.
Azerbaycan’dan Mehpare kardeşimiz yazmış. “Esselamün Aleyküm”. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Güzeller güzeli, en yakışıklı, nurlu değerli Adnan Hocam sizi çok seviyorum. Efendim, bir gün, bir saat bile aklımdan çıkmıyorsunuz. Çok büyük bir tutkuyla sizi seviyorum. Sizi sevmeyenlerin zamanı gelince ne hallere düşeceklerini sabırla bekliyorum. Şeyhimiz için de darıldım.” Benim kanaatim şeyhimizin zuhur buyurmaması, sizinle yer değiştirmiş olması, herhalde ondan dolayı darılmış oluyorlar. “Bir sorum olacak, cevaplarsanız sevinirim. Deccalin 40 yıl yeryüzünde kalacağı hadislerde bildirilmiştir. Sonra da İsa Mesih (a.s.) gelecekse, o zaman 1979+40=2019 oluyorsa ve hadislerde İsa Mesih (a.s.)’ın 7 yıl yeryüzünde kaldıktan sonra hakim ve adil bir imam olmasından bahsediliyorsa. 2019-7 yani 2012’de İsa Mesih (a.s.) zuhur edebilir mi? Çok teşekkür ederim” diyor Mehpare. İnşaAllah. Ama dünyadaki bütün siyasi olayların İslam’ın lehine gelişiyor olması çok düşündürücüdür. Şu an hiçbir siyasi haraket İslam’ın aleyhine olmuyor. Hepsi Müslümanlar’ın lehine oluyor, bunda bir harikalık var.
“Canparem Muhammed Adnan Hocam, sizleri özledik. Kaderi, kıyameti ve kendimin birçok özelliğini sizden öğrendim. Sizleri çok seviyorum” diyor bir hanım kardeşimiz.
“Muhammed Adnan Hocam, Suriye’de halkın verdiği paralarla halka saldıranlar konusunda ne diyorsunuz?” diyor, Ayşe Doğan. Öyle tabii, Suriye ordusunu besleyen Suriye halkıdır. Suriye halkı fakir halktan toplanan vergilerle Suriye askerlerine para dağıtılıyor. Oradaki it, kopuk, çakal da halktan aldıkları o parayla silah imal ediyorlar, mermi imal ediyorlar, askerleri besliyorlar. Onlar da kudurmuş köpek gibi Müslümanlar’a saldırıyorlar. Aşağılık köpekler, hem onların parasını yiyorlar, hem onların imkanlarıyla besleniyorlar, keyif, zevk içerisinde yaşıyorlar, hem de halka tepeden bakıp, onları adam yerine koymayıp, oradaki iddia edilen Ergenekon terör örgütünün emrinde çakallık yapıyorlar, Müslümanlar’ı paramparça ediyorlar. Bak, resmini gösteremedik, darmadağın etmişler Müslümanlar’ı, paramparça etmişler. Böyle alçak bu herifler. Yemeklerini Müslümanlar sağlıyor, kıyafetlerini Müslümanlar sağlıyor, evlerini Müslümanlar sağlıyor. Ulaşımlarını, her türlü imkanlarını Müslümanlar sağlıyor. Bunlar yiyip, içip, kudurup Müslümanlar’a saldırmakla mükellefler ve Müslümanlar’a tepeden bakmakla mükellefler. Müslümanlar’a karşı çok kin dolu ve nefret dolu bir ruh içerisindeler, çünkü komünist ve Stalinist eğitiliyorlar. Bu kafayı ancak eğitimle ortadan kaldırabiliriz. Eğitimin dışında bu kafanın ortadan kalkması çok çok zor. Ama biz tabii sebebe sarılmakla mükellefiz. Elimizden gelen gayreti en hızlı şekilde göstereceğiz. Sonuçta zafer; hakkı, iyiliği, güzelliği, hayrı savunanların olacaktır, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam. Avustralya’da 2010 yılında bir dolu fırtınası olmuş Hocam. Onu göstermek istiyorum inşaAllah, izninizle.
VTR
ADNAN OKTAR: Allah vermesin, biraz daha iri olsa, biraz daha uzun sürse hiçbir şey bırakmaz. Makineli tüfekle taranıyor gibi baksana. Allah gücünü gösteriyor tabii.
“Selamün Aleyküm Sayın Hocam. Programınızı her gün Hollanda’dan izliyorum.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sayın Hocam, sizden Genel Kurmay Başkanı ve diğer komutanların emeklilik istemesi hakkında yorumlarınızı rica ediyorum, arz ederseniz. Allah’a emanet olun.” Orhan. Bizim ordumuz aslandır. Onları emekli eden de Allah, kaderleri öyle. Bir hayırla emekli olmuşlardır. Hızır (a.s) Türkiye’de her yerde görev alıyor. Ordu mensuplarımız dimdik ayakta. Türk ordusu medar-ı iftiharımızdır. Herkes birbirine bağlıdır, herkes birbirini sever. Bir hikmete binaen istifa etmişlerdir. Yerlerine gelen insanlar, onlar da hayırlıdır. Tabii ki onlar da kalsa hayırlıdır, ama Allah her zaman hayırlıdan daha hayırlıyı yaratır. İnşaAllah, hayırlısı olmuştur. Yerlerine gelen insanlar da hayırlı insanlar. Daha genç, daha dinamik, daha hareketli yeni bir kadro gelmiştir. İnşaAllah hayırlı olur, inşaAllah. Bir hikmet vardır. Mutlaka Allah bir neden meydana getirir ama hikmetle meydana getirir. Yerlerine gelenlerde de mutlaka bir iyilik ve güzellik vardır, inşaAllah.
“Esselamu aleyküm. Aşağıdaki videoda cennet mekan Erbakan Hocamız’ın ‘Risale-i Nur’un Kuran tefsiri mahiyetinde olan’ diye bahsediyor. Bu sözlerde Erbakan Hocamız, Adnan Hocamız’ı teyit ediyor ve onların bu Risaleleri okuduğu için mahkemelerde süründüklerini meclis konuşmalarında dile getirdiğini anlatıyor. Yani Erbakan Hocamız, bu meseleyi meclis tutanaklarına bile geçirmiş, maşaAllah”. Ahmet kardeşimiz yazmış. Var mı bunun adresi sende?
BETÜL HANIM: O yok Hocam bende.
ADNAN OKTAR: Yok mu?
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama Erbakan Hocamız, delikanlı, yiğit, aslan bir insandı, yani aslan yürekliydi, mert ve dürüsttü. Asla yılan, çekinen, korkan bir ruha sahip değildi. Hak bildiği yönde, doğru bildiği yönde ısrarla devam eden, ısrarla hareket eden, çok candan bir insandı, nur insandı, örnek insandı. O için Erbakan Hocamız’ı biz hiçbir şekilde unutturmayacağız. Sürekli gündemde tutacağız, sürekli onun güzel fikirlerinden istifade edeceğiz, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam siz; “Şehit ailelerinde bürokrasi kaldırılsın. Bir mağazaya şehit ailesinden birisi geldiğinde para alınmaz. O senin dinini, namusunu, vatanını, milletini korumak için canını veriyor. Allah rızası için dükkandaki küçücük bir şeyi vermeye kıyamıyorsun, o Allah yolunda canını vermiş. Senin de ona ufak bir hediyen olsun kalbini kırmadan, nezaketiyle” şeklinde söylemiştiniz Hocam röportajınızda. Bir resim göstermek istiyorum. Bir kardeşimiz şu şekilde yazmış taksisinin arkasına; “Şehit ailelerine ücretsizdir.”
ADNAN OKTAR: Bak, benim aslanım taksisinde kendi samimi gayretiyle güzel bir şey yapmak istiyor. Belki az da kazanıyor ama Allah’a teslim olmuş. O yüksek ahlakıyla, o candanlığıyla, o Anadolu’nun tertemiz ruhuyla, karınca kararınca, çam sakızı çoban armağanı, o yiğitliğini, o temizliğini, o güzelliğini gösteriyor. Anadolu insanının ne kadar temiz olduğunu, ne kadar mübarek olduğunu Allah bize gösteriyor. Zaten bir taksici ne kazanır? Bakın, o zor şartlar içerisinde iyilik yapmaya çalışıyor, güzellik yapmaya çalışıyor. Helal olsun aslanıma, helal olsun kardeşimize. Böyle bir ruhta olan bir millet asla yenilmez. PKK’ya karşı çözüm fikirdir, imandır. Çünkü PKK imansızlıkla ortaya çıkıyor. İmansızlığın karşısında bir güç gerekir. İmansızlığa karşı imanla karşı çıkılması gerekir. İman nedir? Kuran hakikatleridir, Kuran’ın gerçekleridir. Anti- komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist, anti-Stalinist faaliyettir; suskunluk değildir, çorba tavsiyesi değildir. Yani din gerçeğini görmezlikten gelmemek lazım. Komünist bir ideolojinin karşımızda olduğunu ve komünist bir ayaklanma olduğunu kabul etmeliyiz, görmeliyiz. Görmemezlikten gelmek akılcı bir hareket olmaz. Gerçeklere göz yummakla gerçekler ortadan kalkmaz. Hareket komünist harekettir. Stalinist, komünist ayaklanma vardır. Buna karşı mutlaka bilimsel, ilmi, akılcı mücadele yapılması gerekiyor. Bunun ikinci bir yolu yok, ikinci bir açıklaması yok, yani susup geçiştirilecek bir olay değil ve geçiştirilemiyor görüyorsunuz. Yani bir inançla karşımıza çıkmış durumda bu adamlar. Komünizm bir inançtır, dindir. Komünizme karşı, materyalizme karşı bir inançla karşı çıkılmazsa, komünist inanç ilerler durduramazsın. Dünyanın her yerinde bu böyle olmuştur. Bizde çok sağlam bir inanç var, çok sağlam bir düşünce var; imanımız var. İslam’a inanıyoruz, Kuran’a inanıyoruz ve anti-materyalist, anti-Darwinist düşüncedeyiz. Böyle bir inanç içindeyken durmak, susmak Müslüman’a yakışmaz, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, izninizle Fatih Altaylı’nın bir haberini paylaşmak istiyorum. Fatih Altaylı, Türkiye’de insanların birbirlerine saygı göstermesinden, birbirlerini sevmesinden, birbirilerine güvenmesinden ve anlayış göstermesinden, çoğu kişinin hiçbir değer yargısının olmamasından, birleşmekten zevk almak yerine ayrışmayı tercih eden bir yapının gelişmesinden şikayet ederek, Türkler’in bu yönüyle büyük bir imparatorluğun mirasçısı, sayısız devletler kurmuş, büyük ülkeler fethetmiş bir anlayış takipçileri gibi davrandıklarını belirtmiş. Ve yazısında “Neden böyle olduk?” sorusunun cevabını aramış Hocam.
ADNAN OKTAR: Neden böyle olduk? Çünkü Türkiye’de Mehdiyet bütün gücüyle atakta da ondan. Komünistler Türkiye’yi deviremedi, yıkamadılar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü yıkamadı, deccaliyet yıkamadı, Süfyaniyet yıkamadı, Hafız Esat ve takımın düşüncesi Baas düşüncesi yıkamadı. Mehdiyet dimdik ayakta ve gürül gürül ilerliyor, coşkuyla ilerliyor. Fatih Altaylı da Mehdiyet’in kokusunu daha yeni yeni almaya başladı, olay bu. Ve hayretler içerisinde bu gerçeği görmüş oldu. Aydın Doğan da bu gerçekleri görmeye başladı. Daha da görecekler, kafaları iyice berraklaşacak. Sonra da gidip Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek inşaAllah. “Ben öpmem” falan diyor ama, öpecek göreceksiniz, inşaAllah. Programda soruyorlar, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecekmişsiniz, Adnan Hoca öyle diyor” diyor. “Yok ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpmem” diyor, inşaAllah. Severek, isteyerek yapacak, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Kuş tüylerindeki detayla ilgili güzel resimler göstermek istiyorum. Çok güzel, detaylı, kuş tüylerinin yakından çekimleri.
ADNAN OKTAR: Tablo gibi, acayip güzel. Çok şeker renkleri, acayip güzel. Hayrettir bu renklerin güzelliği böyle. Özel suluboya çalışma yapılsa bu kadar güzel olmaz, maşaAllah. Simetri çok mükemmel, altın oran çok mükemmel, bayağı güzel maşaAllah.
Ömer Çelakıl ne anlattı dedin sen Beril? Yaklaşık aklındaysa anlatabilir misin?
BERİL HANIM: İnşaAllah. Kuran mucizesi olarak anlattı. Açlık ve korkunun Kuran’da hep yan yana geçtiklerini söyledi. Onu araştırdığını ve beynin hipotalamus bölgesinin ikisine de aynı uyarıyı verdiğini söyledi. Bir de Allahualem Tevbe Suresi’nin 120. ayetinde açlık, korku, susuzluk ve inkar edenlere duyulan öfkenin de beynin aynı bölgesinden uyarı aldığını söyledi.
ADNAN OKTAR: O ikili anlatımlarda yan yana gelen her konunun beynin aynı bölgesinde olduğunu söylüyor. Tabii, bu net mucize. O çocuk çok mübarek bir insan, bayağı samimi bir insan. Bayağı da güzel tespitleri oldu, onun anlatımları çok harika. Bazı yobazattan ve iblisattan kişiler ona karşı kin duyuyor ama hasetliklerinden bu. Hiç kaile almasın doğru yolda devam etsin. Bayağı iyi tavırları maşaAllah. Anlattıkları, izah ettikleri çok çok mükemmel, bayağı güzel.
BETÜL HANIM: Kardeşimiz yazısında göndermişti, Erbakan Hocamız’ın videosu şu an bende. İsterseniz gösterebilirim.
VTR
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Erbakan Hocamız delikanlıydı, tam böyle harbi delikanlıydı, koçyiğitti, bir tek Allah’tan korkardı. Bak, görüyorsunuz hemen hemen hiç kimsenin ağzına alamadığı konuyu nasıl gürül gürül anlatıyor. Adnan Menderes, rahmetli çok ürkekti; klasik muhafazakar, sağcı havası. Türkiye’de şu anda da var hala birçok yerde rastlarsınız. Korkak, ürkek, her tarafını kazır falan, Müslümanlar’a destek olmaktan, yardımcı olmaktan ödü kopar. “Aman! Farkına varılırız” diyorlar. Zaten seni görüyorlar. Deve kuşu gibi kafanı kumun içine mi sokuyorsun sen, Müslüman olduğunu herkes biliyor zaten. “Aman aman kimse bilmesin”; ne korkuyorsun? Müslümansan korkma, açık açık söyle. Nur talebesiysen bilinsin, Fethullah Hoca’yı seviyorsan bilinsin. Ne korkuyorsun, gizleyince sanki bilinmeyecek mi? Utanç duyacağın bir şey mi bu senin ayrıca? İftihar et ne güzel. Sen zaten o makama geldiysen senin bu fikirlerin, bu düşüncelerin sevilmiş. Yani, seni demek ki dürüst bulmuşlar, efendi bulmuşlar, iyi bulmuşlar, güzel bulmuşlar oraya getirmişler seni. Oradaki şamata nedir? “Aman aman selam vermeyelim, aman Allah’tan bahsetmeyelim, aman dinden bahsetmeyelim, aman bir Müslüman’ın hakkı olsa da onun hakkını savunmayalım. Şimdi onun hakkını savunursak biz deşifre oluruz. ‘Bu da Müslüman’ derler. ‘Bu da dindar’ derler. Anlaşılmış oluruz.” Bu kafa mı? Bu kafayla hiç hizmet edemezsin. Hiçbir şeye hizmet edemezsin, hiçbir yere faydan olmaz. Böyle tipler var, biliniyor. Herkes de biliyor. Ödleri kopuyor, bütün ömrü korkuyla geçer. Selam vermeye korkar, sağa dönmeye korkar, sola dönmeye korkar. Mesela Erbakan Hocamız çok karşılaşmıştır bu olaylarla. Haklı olan bir konuda korkudan dolayı Erbakan Hocamız’ın aleyhine tavır koymuştur bazı bürokratlar. Mesela net haklı, hiçbir şey yok farz edelim, “aman şimdi beni yanlış anlarlar, kamuoyunda yanlış bilinirim, ben ters bir karar vereyim bu iş bitsin” o tarz bir mantık. Bediüzzaman’da da bu oluşmuştur. Birçok kişi Bediüzzaman’ın suçsuz olduğunu biliyordu. Adnan Menderes de çok iyi biliyordu. Ama kamuoyundan tepki gelir, şundan tepki gelir, bundan tepki gelir diye canını yakmaya kalktılar, Allah da onların canını yaktı. Hem de feci şekilde canlarını yaktı. Allah “can yakmak öyle olmaz, böyle olur” dedi. “Hapsetme öyle olmaz, böyle olur” dedi. Mesela ben videoda izledim, Adnan Menderes hakim karşısında ifade veriyor. Savcı soruyor; “efendim siz İnönü’yü bir yere sokmamışsınız, tren hattında engellemişsiniz” diyor. Birkaç bölge ismi veriyor. “Efendim ben yapmadım. İçişleri Bakanı yaptı” diyor. “Olur mu, İçişleri Bakanı’ndan senin nasıl haberin olmaz, Başbakansın? Haberin vardı, senin bilgin dahilinde onu yaptın” diyor. Allah-u alem haberi vardır. İmkanı var mı? Bediüzzaman gibi bir insan var. Ankara’ya sokulmuyor. O zaman sen Başbakan değilsin. Nasıl bilmezsin? “Benim haberim yoktu” diyor. Çok manidardır o konuda yargılanması.
Gaziantep’ten Eyüp kardeşimiz yazmış. Fatih kardeşimiz yazmış, Gülnaz yazmış.
“Selamün Aleyküm benim canım, birtanem Hocam. Güzeller güzeli Muhammed Adnan Hocam. Kendinizi özletiyorsunuz. Sizi görmediğimizde hasta oluyoruz” diyor Azerbaycan’dan. “Lütfen her gün, her gece canlı yayına gelin.” İnşaAllah.
“Selamün aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatühü. “Sevgili canım Hocam, yol göstericim, mürşidim, birçok şeyim. Hocam seni ne kadar çok sevdiğimi kelimelerle anlatamam. Yüce Mevlam sizin sevginizi gönlüme koydu ama belki de ben de Veysel Karani’nin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i uzaktan sevmek zorunda olması gibi sevmek zorunda kalacağım. Oysa sizin boynunuza sarılıp, ellerinizden öpmek istiyorum. Allah için sizi çok seviyorum. Hocam sizin sevginiz çoktur. Bana da sevginizi sunun” diyor. Çok uzunmuş, maşaAllah.
Avusturya’dan bir kardeşimiz yazmış, Sadık kardeşimiz yazmış. Hülya Avşar’ın dindar olmasını söylememden bir kardeşimiz rahatsız olmuş. Bu terbiyesizlik, yani bir kadına düşman olmak, onu dinsizlikle itham etmek. O eline ne geçirecek? “Bir insana ‘iyisin iyisin’ dersen, onun iyi olması umulur, ama ‘kötüsün kötüsün’ dersen onun kötü olması umulur” diyor Bediüzzaman. Bu dangalaklığa ne gerek var? Bu insan düşmanlığına ne gerek var? Herkese düşmanlar; Yahudi’ye düşman, Hıristiyan’a düşman, şuna düşman, buna düşman, mesela Hülya Avşar’a düşman, sanatçıya düşman, önüne gelene düşman. Nasıl bir kafa bu? Kendi halinde bir insan. Kendince zaman zaman namaz kılıyor, Kuran okuyor. Kuran’ı, İslam’ı savunan bir üslubu var. Sırf “la ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” dese bile Müslümanlığı için yeterlidir. Bu nasıl bir terbiyesizliktir, vicdansızlıktır? Hemen dinsizlikle itham etmek elinize ne geçirecek? Bunu diye diye küçüldünüz küçüldünüz köşeye sıkıştınız. Virane evlerin alt katlarından böğürüyorsunuz cırtlak karga gibi sesinizle. Kimse de sizi kaale almıyor. Ne İslam’ı savunabiliyorsunuz, ne Kuran’ı savunabiliyorsunuz, ne sevgi sunabiliyorsunuz. Tek sunduğunuz şey nefret, öfke, kin, adavet, kavga ve büyüklük hissinden başka da kafalarında bir ruh yok. Kendilerini büyük zanneden, azametli zanneden bir ruh halleri içerisinde oluyorlar. Bu çok ayıptır. Vicdanla, samimiyetle, sevgiyle yaklaşmanız lazım, hayır gözüyle yaklaşması lazım kardeşlerimizin.
Evet, Ahmet Hulusi’yi oturmuş eleştirmiş bir kardeşimiz de. Tamam, ben onu anlattım işte, eksik, yanlış yönlerini anlattım. Ama dinsizden iyidir. Birçok insandan çok daha iyidir. “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” diyor bu insan. Bazı noktalarda Ehli Sünnet inancına uygun değil üslubu. O konularda eleştiriyoruz zaten.
Gaziantep’ten kardeşimiz izlemedeymiş, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, izninizle Bediüzzaman Hazretleri’nin Uhuvvet Risalesi’nde söylediği bir alıntıdan anlatmak istiyorum. Şöyle diyor Hocam; “Mümin kerim olmak ve daima ikram etmekle mükelleftir. Çünkü insanlar ikram ile birbirlerine yaklaşırlar. Fena bir adama ‘iyisin, iyisin’ desen iyi olur. İyi bir adama ‘fenasın fenasın’ dersen fena olur.” Sizin söylediğiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim. Bunlar hep nefret, kendi cemaatleri içinde de birbirinden nefret ediyorlar. Kendi insanlarından nefret ediyorlar. Mesela adam “ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı bu yüzyılda bekliyorum” diyor. Adamı bir mürted ilan etmediği kalıyor. Alenen düşman kesiliyor, nefret ediyor. Bir an önce cemaatinden ayrılmasını istiyor. Böyle çeşit tipler var. Biri başka çeşit, biri başka çeşit; bunun ortadan kalkması gerekiyor. Sevginin, dostluğun, kardeşliğin, iyi niyetin hakim olması gerekiyor. Onun olduğu konumda İttihad-ı İslam oluşacaktır, Türk İslam Birliği oluşacaktır, inşaAllah.
Beril Hocam bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Müminun Suresi 61 inşaAllah, Allah buyuruyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte onlar hayırlarda yarışmaktadırlar ve bundan dolayı öne geçmektedirler.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek ki Müslümanlar hayırlarda yarışacaklar. İnşaAllah takva olmak için gayret edecekler, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret eden bir Kuran ayeti okumak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. Kasas Suresi’nin 59. ayetinde, “Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.” Bu ayette Hocam, KuranIın dünyaya hakim olacağı ve Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret eden bir ayet. Bunu siz açıklamıştınız. Ayette geçen “Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir.” Bu, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Konstantiniyye’yi yani İstanbul’u manen fethedeceğini de aynı şekilde hadislerde bildirildiğine de işaret ediliyor. Hadis şu şekildeydi; “Dünyadan hiçbir zaman kalmayıp, ancak tek bir gün kalsa bile o gün benim ailemden bir zatın Deylem Dağı’na yahut eyaletine ve Konstantiniyye şehrine sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır” şeklinde buyuruyor Hocam Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Madem hadis okumak istiyorsunuz hadis okuyalım. Celalettin Suyuti’nin tasnifinden hadisler. ‘Ahir Zaman Mehdi (a.s.)’sinin Alametleri’ Ali b. Hüsamettin El Muttaki Hazretleri’nin kitabı. Tırmızi; Tırmızi biliyorsunuz sahih hadislerin toplayıcısı olan büyük bir hadis alimidir. “Sahih diyerek Ebu Hureyre’den tahriç etti. Buyurdu ki” Resulullah (s.a.v.) ferman ediyor. “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa olsa”, kıyamet kopmasına bir gün kalmış, 24 saat kalmış. 24 saat sonra kıyamet kopacak mesela, “Allah, O (Hz. Mehdi (a.s.)) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı.” Yani Allah kıyametin kopmasına müsaade etmeyeceğini söylüyor. ‘Mutlaka o bir günü uzatacağım’ diyor Allah. “Hasan b. Süfyan, Ebu Hureyre’den tahriç ettiler. Dediler ki” yine Resulullah (s.a.v.)’den hadis. “Eğer dünyadan bir gece bile kalsa,” yani 8-9 saat veyahut 10 saat o kadar kısa bir vakit. Yani gece, sabahına kıyamet kopacak. “Allah onu uzatır” geceyi uzatır. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’ın sabaha doğru İstanbul’da zuhur edeceğine dair hadisi teyit eden bir hadis. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gece İstanbul’a gelmek üzere hareket edeceği ve gündüz İstanbul’a varacağına dair hadisi kuvvetlendiren bir hadis. “Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır” o geceyi uzatır. “Ve Ehl-i Beytimden birisini melik kılar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın, hep sahih hadislerin imamları; İbn-i Mace ve Ebu Naim Ebu Hureyre’den tahric ettiler. O dedi” Peygamber (s.a.v.) ferman etti; “Eğer dünyadan bir gün kalsa Allah o günü uzatır” yani kıyameti durdurur “ve Ehl-i Beytimden birisini melik kılar. O Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) fetheder.” Nereye geleceği de anlaşılmıştır hadisten.
“İmam-ı Ahmet Ebu Davut ve Hasen ve sahih diyerek Tırmizi İbn-i Mesud’dan tahric ettiler.” Bak, kaç cihetten hadis doğru. İmam-ı Ahmed bir kere hadis imamı. Ebu Davud; Süneni Davud’u yazan, sahih hadislerin anlatıcısı olan mübarek alim Ebu Davud. Ve hasen ve sahih diyerek, Tırmizi” yine hadis imamı İbn-i Mesud’dan tahric ettiler. O da dedi ki, Peygamber (s.a.v.) ferman etti; “Dünya Müslümanlar’a Ehl-i Beytimden bir adam” bak “dünya Müslümanlar’a” bütün dünyadaki Müslümanlar’a “Ehl-i Beytimden bir adam (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan bir adam) melik olana kadar yıkılmayacak ve bitmeyecektir” kıyamet kopmayacaktır. “Onun ismi ismime denk olacaktır.”
“İbn-i Cezvi, “Tarih” isimli eserinde İbn-i Abbas’tan tahric etti. O dedi,” Peygamber (s.a.v.) ferman etti. “Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler; Zülkarneyn ve Süleyman (a.s)’dır. Kafirler ise Nemrut ve Buhtunasr’dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytimden birisi” yani Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) “gelecek ve o, dünyaya malik olacaktır.” Vahiyle Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor bu hadisleri. Adamlar da ilgilenmek istemiyorlar. Bakacağız, Ahir Zamanda bu olaylar oluştuğunda bu adamlar ne yapacak bakalım.
“Selamün Aleyküm canım Hocam. Ekte Kastamonu’nun Abana ilçesinde yaptığımız bazı çalışmaların resimleri var Hocam. Kastamonu Abana Belediye Başkanı Rıdvan Beyefendi’ye sizin kitaplarınızı ve A9 TV broşürleri hediye edildi Hocam. Diğer resimler de yine Abana’da bir çay bahçesinde kitaplarınız ücretsiz alınıp okunuyor. Duanızı benden esirgemeyin Hocam. Allah’a emanet olun. Talebeniz olma duasıyla.” Elif Akgül. Var mı böyle bir film yahut resim?
BETÜL HANIM: Bir resim var ama onu bir sorayım onlara mı ait diye.
ADNAN OKTAR: Odur odur, sen göster.
BETÜL HANIM: Resimlerde gösteriyor kitaplarınızı.
ADNAN OKTAR: Evet o işte, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Bu şekilde kitaplarınızı koymuşlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Konya’dan Rumeysa Bayraktar, Mersin’den Salim Günlü, İzmir’den Şafak Şanlı, Mardin’den Muhammed Güleryüz, Merzifon’dan Ahmet Soydan, İskoçya’dan Fatih Saner ve yine 428 kişi daha kardeşlerimizden isimlerini belirtmişler, izlediklerini belirtmişler.
Yusuf Estes diye büyük alim var. Yusuf Hocamız, onunla ilgili bir film var, onu göstersene.
VTR (ŞEYH YUSUF ESTES)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Yusuf Estes Amerika’da çok sevilen büyük bir İslam alimi. Daha önce Katolik rahipmiş, sonra iman etmiş maşaAllah. Çok güzel İslami hizmetler yapıyor. Çok geniş takipçisi var, milyonlarca takipçisi var. Büyük değeli bir alim, mürşid. Konuşmalarını kardeşlerimiz yazılı olarak belki takip edememişlerdir, sen onu bir oku. Yusuf Estes Hocamız’ın deminki konuşmalarını kardeşimiz yeniden bize bir anlatsın.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. Şöyle söylüyor Yusuf Estes; “Size şunu söylemeliyim ki Sayın Harun Yahya’nın çalışmalarıyla ilk karşılaşmam alışılmadık bir tevafuk ile olmuştu. Çok alışılmadık bir şey oldu. Birisi bana bir kitap verdi. Bu kitabın kapağında bir kafatası resmi vardı. Ben de ‘bu alışılmadık görünümü olan bir kitap’ diye düşündüm ve açtım, okumaya başladım. Ve dedim ki ‘Aman Allah’ım! İşte bu nihayet bizim tebliğ için kullanabileceğimiz yüksek kalitede bir materyal. Şehadet getirdiğimden beri hayalini kurduğum bir şey. Ben İslam’a girdiğimde bizim böyle malzemelerimiz yoktu. Ve sonra bu kitabı gördüğümde dedim ki ‘benim bu kitabı Columbus Ohio’ya yanımda götürmem gerekiyor. Çünkü bugün bir konuşma yapmak için oraya gidiyorum ve bu kitabı da götüreceğim ve içinde de benim konum var; evrime karşı yaratılış. Bu şahane bir şey’. Çantalarımı toparladım, uçağa bindim, uçtum. Sonra uçaktan indiğimde dedim ki; ‘ah! Kitabı unuttum’. O kitabı istiyordum çünkü daha okumayı bitirmemiştim. Ve içerisinde o kadar çok kaynak vardı ki mükemmel olacaktı elimde olması. Hala kendi kafamda söyleniyordum, ‘nasıl unutursun, neyin var senin?’ diye. Ve sonra genç bir adamla karşılaştım ki bu kişi daha sonra benim hayat boyu arkadaşım oldu. Ama bu kişiyle o gün karşılaşmıştım ilk kez. Birlikte arabasına gittik. Dedi ki; ‘çantanı arabanın bagajına yerleştirmek ister misin?’. Ben de ‘evet’ dedim. Arabasının bagajını açtı, ‘bu kutu da ne dedim, kitaba benziyor’. O da dedi ki; ‘evet, bunlar çok güzel kitaplar, bu kitapları insanlara dağıtmak için daha yeni aldık. Sen de ister misin?’. ‘Bilmiyorum ki, ne bunlar?’ dedim, o da ‘aç bak’ dedi. Ne çıktı dersiniz? Unuttuğum kitabın aynısı ve çok değişikti, inanabiliyor musunuz? Ben inanamadım, neredeyse ağlayacaktım. Arkadaşımı tuttum ve ona sarıldım. O da ‘ne oluyor, ne var?’ dedi. Ben de dedim ki, ‘işte o, bu kitap; sana bir kitap unuttuğumu söylüyordum ya, işte bu o kitap aman Allah’ım! Ve elimizde o kadar çok vardı ki, konferansa katılanlara da dağıtabilecektik. O konferansta iki ateist vardı, başladığımızda iki ateist vardı dinleyiciler arasında ve konferansın sonunda her ikisi de İslam’ı kabul etti. Ama bu o kitabın, kapağında kafatası resmi olan kitabın içinde ki materyallerin sunumunu yaptıktan sonra gerçekleşti. Ki o zaman bu kitap bana çok alışılmadık gelmişti. Çünkü o zamana kadar böyle görünümü olan kitaplar yazan bir kişiyle hiç karşılaşmamıştım. Ama bu kitaba baktığınız zaman düşünüyorsunuz ki; Darwinizm diye bir mit var, evrim diye bir mit var, bir de yaratılışın gerçekleri var. Ve bu kitapta verilen web sitesine girdiğim zaman bulduğum materyallerde kullanılan sloganlardan biriydi. Ben de dedim ki, ‘Harun Yahya kim?’ Açıkçası benim ilgimi çekti, çünkü Hz. Harun (a.s), Hz. Musa (a.s)’ın destekçisidir ve Hz. Yahya (a.s) da, Hz. İsa (a.s)’ın destekçisidir. Ben birinin ‘Harun Yahya’ olarak adlandırılmış olması ilginç diye düşündüm. Sonra bunun bir müstear isim olduğunu, Sayın Adnan Oktar tarafından kullanılan bir mahlas olduğunu, destek olmak istediğini belirten bir izlenim vermek için bunu kullandığını öğrendim. O da bir destekçi, o da bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) destekçisi. Çünkü o da, tam olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in bize emrettiğini yapıyor, bu mesajı insanlara taşıyor.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet Allah muhabbetini artırsın, Müslümanların birbirini sevmesi lazım. Mesela bana da, bazı dangalaklar diyorlar işte, “o hocanın şu yönden eksiği var, bu yönden eksiği var” Yusuf Estes Hoca’ya da bizim için diyorlar “şu yönden eksiği var” falan. Bunlar hep iblisin tohumları, iblisat takımı. Müslümanlar’ın tabii ki inanç olarak, düşünce olarak nüans farkları olabilir, yoksa zaten hepsi tek bir yapı içerisinde olur. Hepsinde hayır vardır, hepsine saygı duymak lazım, hepsine değer vermek lazım. Biz Hocamız’ı seviyoruz, kim ne derse desin. Olmadık laflar, bir terörist demedikleri kaldı bana, abuk sabuk laflar ediyorlar. Halbuki gayet halim selim, aklı başında bir insanım, gayet güzel huylu bir insan. Müslümanlar’ı böyle birbirlerine düşürmeye çalışan iblisun ve iblisata karşı kardeşlerimiz gayet mesafeli dursunlar, itidalli olsunlar, hiçbir şekilde kaile almasınlar. Müslümanlar birbirini sevecek, sayacak, değer verecek, önem verecek, koruyup-kollayacaklar. Çatlasalar da patlasalar da, bu böyle inşaAllah. Hiç kaale almaya gerek yok, Müslümanlar’ı birbirlerine düşürmeye çalışan her şeytandan uzak dursunlar. Birleştirmeye, birbirlerini sevmeye davet edenler; Hz. Mehdi (a.s.) talebeleridir. Birbirlerine düşman olmaları için teşvik edenler de, deccalin talebeleridir, uzak duracağız deccalin taleblerinden, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hz. Mehdi (a.s) adalet ve ihsanla davranmayı emredecek, izninizle hadisi okumak istiyorum inşaAllah. “İmam Sadık buyurmuştur ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) ashabını bütün şehirlere gönderecek, onlara adalet ve ihsanla davranmayı emredecek. Onları çeşitli iklimlerde, bölgelerde hakimler yapacak ve onlara şehirleri onarmayı emredecektir.’” Hocam uygun görürseniz, açıklamasını da yapabilirim.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii.
BETÜL HANIM: Hz. Mehdi (a.s), önceki dönemde, adaletsizliğin çok yaygın olduğu bir dönem. Hz. Mehdi (a.s) döneminde, bu durum tam anlamıyla son buluyor. Hatta siz “ahlak güzelleşmesi de olacak” demiştiniz Hocam. Hapishanelerin bile boşalacağını söylemiştiniz. Şehirlerin onarılmasına da dikkat çekiliyor bu hadiste. Mimari-estetik olarak da Mehdiyet devrinde, inşaAllah çok gelişme olacak; en güzel evler, en güzel eserlerle yapılacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana kardeşlerimiz “Hocam” diyorlar, oradan buradan yazı geliyor. “Bu A9’un amblemi yan yatırıldığında, firavunun sarayında da bu tip resimler var; aynı A9’un amblemi gibi ve masonlukta da var” diyorlar. Demek ki adamlar bak, 3 bin, 4 bin yıl önce onların yıkacak sistemi, Allah onlara ilham etmiş, A9’un onları tepeleyeceğini, firavunluğu, deccaliyeti ortadan kaldıracağını Allah onlara ilham etmiş, 4 bin yıl önce kendi yazıtlarına, kendi resimlerine, hakikaten de benziyor, koymuşlar ve onları yıkacak bir sistem olarak resmetmişler inşaAllah, o yönüyle manidardır.
Hakim Ebu Sayid’den tahric etti. Resulullah (s.a.v.) ferman buyurdu; “Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir” yani devlet idarecilerinden, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakallarından belalar gelir, “öyle ki yerler Müslümanlar’a dar gelir” gördünüz, paramparça ediyorlar Müslümanlar’ı. Ben o resimleri pek göstertmek istemiyorum, kardeşlerimiz bana yazsınlar eğer göstermekte bir mahsur görmüyorlarsa, göstereyim. Akıl almaz vahşet var İslam aleminde, Müslümanlar’ı mahvediyorlar. Binlerce resim var elimizde, göstereyim isterlerse. “Öyle ki yerler Müslümanlar’a dar gelir” şu an işte o devirdeyiz, “o zaman Allah daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran benim soyumdan birisini, Muhammed Mehdi’yi gönderecektir. O zaman gök, hiçbir yağmur damlasını esirgemeyecek” bol bol yağmur yağıyor görüyorsunuz. “Ve yer de bereketlenecektir” yani mahsul her yıl, çok bol oluyor maşaAllah. “O dünyada yedi-sekiz kalacak eğer çok olursa dokuz.” A9’a işaret mi var burada, nedir? Dokuz, Mehdiyet’le çok bağlantılıdır. Mesela Bediüzzaman da “9 düşman tahfiyesini, 9 cephesine göndermiş” diyor, Hz. Ali (r.a.) de eliyle dokuz işareti yapıyor Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederken. Dokuz, Arapçada da aynıdır yani bizdeki dokuz gibidir. Cenab-ı Allah’ın hikmeti, biz de bir ilham-ı ilahiyle A9’a vesile olduk. Demek ki Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin, Hz. Mehdi (a.s) öncülerinin de istifade edeceği bir kanala işaret varmış A9’da inşaAllah. “Merhaba Üstad, ben Ramil Azerbaycan’dan. Sizi çok seven birisiyim; aşkla seviyorum, Allah aşkıyla seviyorum. Allah size yardımcı olsun, Azerbaycan’a A9 nur saçıyor” diyor, maşaAllah. Hakikaten hiçbir kanal yok böyle. MaşaAllah bayağı güzel, ben bakıyorum hep dolu dolu; hiç böyle boş birşey, anlatım yok. Hep pozitif, hep olumlu, hep akılcı, hep hayırlı, hep ümit var, yeis ve ümitsizliğe götürmeyen, hep cesur, hep kucaklayıcı. Mesela bak, A9’u destekleyen insanlar konuşuyor, A9 için röportajlar vermişler. Hep zıt fikirli insanlar, ama hepsi A9’da birleşmişler. Bak hep zıt fikirli insanlardır, ama hepsi A9’u seviyorlar; bu çok çok güzel bir şey, maşaAllah biz de onları seviyoruz.
“Tebarani, Kebir isimli eserinde, Ebu Naim ise Ali Hilal’dan tahric ettiler. Resulullah (s.a.v.) kızı Hz. Fatma annemize şöyle ferman buyurdu: ‘Beni Hak ile baas eden Allah’a yemin ederim ki, şu ümmetin Mehdi’si Hasan ve Hüseyin’dendir’” diyor, yani hem Hasani hem Hüseyni, hem şerif hem seyyiddir. Yani nasıl oluyor? Mesela seyit babadan geliyor ama, annesi şerife anne oluyor. Aralar da şerif silsilesi içinde şerif anne oluyor, o seyyide anneler oluyor; o zaman hem seyid hem şerif olmuş oluyor. “Dünya hercümerc içinde kaldığında,” buyurun, işte dünyanın bu hali yeni girdik buna “fitneler zuhur ettiğinde,” görüyorsunuz her gün “yollar kesildiğinde,” PKK’sı, iti kopuğu her yerde yol kesiyorlar “bazıları bazısına hücum ettiğinde,” Müslümanlar Müslümanlar’a, şu şuna, bu buna hücum ettiğinde “büyük küçüğe merhamet etmediği,” büyükler, küçüğe merhamet etmiyor, küçük çocuklara merhamet etmiyorlar, birçok yerde böyle “büyük büyüğe vakarlı davranmadığında;” yani adilik yaptığında, basitlik yaptığında “Allah bu sırada, onlardan adavetin kökünü kazıyarak dalalet kalelerini feth edecek” bak ‘onlardan adavetin kökünü kazıyor’ diyor, Hz. Mehdi (a.s), kökünü kazıyarak dalalet kalelerini; Darwinzmin, materyalizmin, komünizmin kalelerini feth edecek. Demek ki Cübbeli’nin zannettiği gibi taş kale değilmiş bunlar, granitten kaya değilmiş, neymiş? Fikir kaleleriymiş, dalalet kaleleriymiş “feth edecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) “ahir zamanda, dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Muhammed Mehdi (a.s)’ı) gönderecek Cenab-ı Allah” diyor. Anlamazdan gelenlerin olması mühim değil, biz anlatacağız inşaAllah. “Ebu Naim, Huzeyfe’den tahric etti, O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) ferman buyurdu: ‘Vay bu ümmete,’” İslam ümmetine “o öldüren zalim meliklerden dolayı” bak Hafız Esad’ın kardeşi, çakal ve diğer İslam ülkelerinde zibil gibi acımasızca, kahpece bir kan akıtma faaliyeti içerisindeler “bu zalimler, kendilerine itaat edenler hariç, sessiz mutileri bile korkuturlar ve ezerler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), nitekim Suriye’de yapılan budur; Irak’ta, Afganistan’da, Çad’da, Moro’da, Cezayir’de yapılanlar bunlardır. “Muttaki mü’min, diliyle onlara taraftar görünse de, kalbiyle onlardan nefret eder.” Yani o pislik heriflerden nefret eder diyor. “Allah-u Teala, İslam’ı aziz olarak iade etmek murad edince,” İslam’ı güçle, ihtişamla iade etmesi murad edince “her muannid zalimi helak edecektir” ‘yok edecektir’ diyor Allah. Muannid; inatçı, zalimi. “O, bir ümmeti, istediğinde, fesadından sonra ıslah etmeye kadirdir. Ya Huzeyfe, eğer dünyadan bir gün bile kalsa,” 24 saat “Allah o günü uzatır,” kıyameti durdurur, bak Hz. Mehdi (a.s) kıyametin durdurulmasına vesile, bu çok önemli. “Ta ki benim Ehli Beytimden bir kimseyi” yani Muhammed Hz. Mehdi (a.s)’ı “Melik kılsın”; lider kılsın, imam kılsın, “ve onun eliyle melhameler”; mücahede, Allah’ın dini yayma çalışmaları yapsın “ve İslam açıklasın. O (Allah) vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Onun vaadi şu an gerçekleşiyor, şahs-ı maneviciler dirense de, geçti diyenler, yüzlerce sene sonra gelecek diyenler dirense de; Mehdiyet gürül gürül çağlayan gibi akmaya devam ediyor, inşaAllah.
“İbni Ebu Şeybe, Tabarani İfrad’da, Ebu Naim ve Hakim İbni Mes’ud’dan tahric ettiler, O dedi ki: Resulullah (s.a.v.) ferman buyurdu: ‘Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin’”. Biz ne yapıyoruz?Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdeleniyoruz. Ne yapmış oluyoruz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini yerine getiriyoruz. Adamlar diyor ki, “Hz. Mehdi (a.s)’la müjdelenmeyin” Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) müjdelenin!” Biz de ne yapıyoruz? Hz. Mehdi (a.s.)’la müjdeleniyoruz, müjdeyi yayıyoruz. “O, Kureyş’ten” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, “ve Ehli Beytimden” benim soyumdan “bir kişidir. İnsanların ihtilaf ve içtimai sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar” yani sosyal sarsıntılar ve kavgalar olduğu bir döneme çıkar.“O, daha önce zulüm ve cevirle (acımasızlıkla) dolu olan dünyayı adalet ve insaf ile doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır”. Yer ehli ve gök ehli; melekler de, insanlar da razıdır. “O malı insanlar arasında seviyyen dağıtır” müthiş bir sosyal adalet sağlıyor, Hz. Muhammed Mehdi (a.s). MaşaAllah, en önemli özelliklerinden bir tanesi de odur; hem hukuki adalet sağlıyor, hem maddi adalet sağlıyor, yani tam bir sosyal adalet sağlayıcısı Hz. Mehdi (a.s.), sosyal adaleti dünyaya en mükemmel uygulayan insan, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Sizin kıyamet saatinin gelişine işaret ettiğini söylediğiniz bir Kuran ayeti okumak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Artık onlar kıyamet saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar. İşte onun işaretleri gelmiştir” şeklinde buyuruyor Rabbimiz Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; orada kıyamet saatine işaret ediyor.
ADNAN OKTAR: Kıyamet alametlerini, Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmiş ve olmuş; yani elle tutulur gözle görülür şekilde, teknik anlamda oluşmuş. Anlattık, herkes de gördü, herkes biliyor oluştuğunu. İnkar etmek için, olmamış olsaydı belki bir zemin bulabilirlerdi. Ama şu an olmuş, hadislerin sahih olduğu artık gerçekleşmiş, yani bunu ne şaşar beşer ortadan kaldırabilir, ne başkası ortadan kaldırabilir, ne Cübbeli ortadan kaldırabilir, ne kubbeli; hiç kimse ortadan kaldıramaz, net bitmiş olay yani. İnşaAllah, Beril Hocam bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah, “Onlar Allah’a inanmazlar da, ancak şirk katıp dururlar” buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Evet müşrikin ve müşrikat; müşrik kadınlara ve müşrik erkeklere, Allah “Onlar birbirindendir” diyor. Geçenlerde bir delikanlı, “Hocam, ben evlenmek istiyorum, bana dua etsinler” diyor. Kerata, İttihat-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni istiyor musun, anlatıyor musun? Önce, nasıl diyeceksin? “Hocam ben, İttihat-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni can-ı gönülden destekliyorum, savunuyorum. Ama İslam’ı, Kuran’ı savunurken evli olarak savunmuş olsam, daha faydalı olacağımı umuyorum. Benim için hayırlı olur mu? Hayırlıysa, dua edin” dese bu olur; böyle diyebilir. Ama işte, “ben darlandım, evlenmek istiyorum; dua edin” bu çok gıcık bir üslup. Müslüman genç kıza gideceksin, diyeceksin ki “ben darlandım, evlenmek istiyorum” o da senin suratına tükürür. Ne biçim laf bu? Müslüman bir kadın, ne arayacaktır sende? Allah’ın rızasının en çoğu var mı, yok mu ona bakacaktır, değil mi? Muttaki bir kadınsa, bakacak soracak “sen ne iş yaparsın, ne yapıyorsun?” “işte evlenmek istiyorum”. “Tamam, evlenmek istiyorsun da, nedir özelliğin?” “’Ben canımı, malımı Allah’a sattım, gece gündüz Allah’ın dinini yaymak için gayret ediyorum” diyebiliyor musun? Bu var mı? Bunu bir duyalım. Allah bana, Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa (a.s)’ı göstertsin diyor musun? Bu var mı? Bunu bir duyalım” diyecektir. Ve o genç kız, en takva kişiyi aramakla mükelleftir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olsa, bir kadın ne yapardı? Peygamberimiz (s.a.v.)’ı seçerdi, çünkü evlilik karşıdaki adamı rahatlatması için evlenmez bir genç kız. O çok aşağılayıcı, hakarettir bir genç kıza o; çok kızdırıcı, genç kız onun yüzüne tükürür, öyle bir şey duysa, çok çok kızdırıcı. O, rahatlamak istiyorsa, kendi kafasına göre düşünüyordur ve bu yanlıştır. Bu, ilkel bir üsluptur ve hakaret dolu bir sözdür, çirkin bir sözdür. Çünkü Müslüman bir kadın, görevi adamı rahatlatmak değil, takva birisiyle, Allah’ın rızasını en çok bulduğu bir insanla sonsuza kadar beraber olup, dünyada da Allah’ın rızasını kazanabilmek için en yüksek vazifeyi yapabilecek kapasiteyi elde etmektir. Bir genç kız düşünür der ki, “Ben, Allah’ın rızasını en çok nasıl kazanabilirim? Nasıl bir evlilik yapayım ki, Allah rızasını en çok kazanayım” diyecektir. Mesela sahabeler devrinde ne yapıyor kadınlar? Düşünüyor genç kız, “ben, Allah’ın dinine nasıl hizmet edebilirim? Dünyada ve ahirette Allah’ın rızasını en çok nasıl kazanabilirim?” Eşi olarak kim var? Resulullah var; en takva o, en güzel ahlaklı o, en iyi cihat yapabileceği, Allah’ın dinini dinleyebileceği o, niye onu bıraksın? Adam, bir başkası çıkıyor diyor ki, “ben rahatlamak istiyorum” diyor, rahatlamak istiyorsan buz yut. Bir Müslüman kadına, böyle bir üslup kullanılmaz. Çok çirkindir, bir Müslüman kadının görevi; Allah’ın rızasının kazanmak, ama en çoğunu kazanmaktır. Bir Müslüman gencin de görevi; Allah’ın rızasını kazanmak, en çoğunu kazanmaktır. Kimse kimsenin hizmetçisi konumunda olmaz, o anlamda; yani onun rahatlatıcısı konumunda olmaz, bunu bilecekler. Kadını, bu ucuz görme kafasından oluyor, basit ve sıradan görme kafasından oluyor. “Bastırırsın parayı, alırsın” kafasında. “İşte ne istiyorsun? Al sana mehir, gel” böyle bir şeye takva bir kadın gitmez. Müslüman kadın neyi arar? Aynı Resulullah (s.a.v.) zamanında nasıl Resulullah (s.a.v.)’i seçiyorsa, en takva insanı arar ve onunla evlenmek, onunla Allah’ın dinine hizmet etmek azminde bulunur. Ne paranın peşindedir, ne pulun, ne zenginliğin, ne köşe dönmenin, ne eğlencenin, ne rahatın, ne yemenin içmenin, ne gençliğin, ne şunun, ne bunun, ne anasını babasını onore edecek eğlendirici bir yönün. Onun tek amacı; Allah’ın rızasının en çoğunu aramaktır, Allah rızasının en çoğunu nerede bulursa gider onunla evlenir. Öbür adamlar da, o kafasından vazgeçmediği müddetçe yanlış yolda olduğunu görecektir. Müslüman bir kadın Allah’ın ruhunu taşıyor, muttaki bir insan, kısa bir dönem imtihana gelmiş buraya. Çünkü cennet, katrilyonlarca sene demekle bitmiyor, diyorsun ya “katrilyon çarpı katrilyon” diyerek katrilyonlarca sene vakit geçirse bir insan, yine cennetteki hayatın vaktini tayin edemiyor. Bütün ömrü boyunca katrilyon çarpı katrilyon diyor, buna rağmen cennetteki hayatın daha başlangıcını bile ifade etmiş olamaz. Yani bunu demesine rağmen başlangıcını bile diyemiyor, daha sıfır hükmündedir, daha hiçbir şey söylememiş oluyor; cennet hayatı o kadar uzun. Bir kadın, niçin kendini öyle bir belanın içerisine soksun? Allah’ın rızasını, niye öyle basit iğrenç bir şeye tercih etsin? Aşağılayıcı bir şeye tercih etsin? O yüzden Müslüman bir erkek, en çok hedefleyeceği şey, Allah’ın rızasının en çoğunu aramaktır. Allah’ın rızasının en çoğunu ararken, Allah onu nereye götürürse, o ona razıdır. Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyor? Hz. Musa (a.s) ne yapıyor? Aynısını yapacak, Hz. Musa (a.s) ne yaptı? Ağacın altına çekildi; “Ya Rabbi! Vereceğin her hayra muhtacım” bu kadar. Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor; ne gelirse kısmetine, özel olarak evlilik hedefleyen, özel olarak keyfini, zevkini hedefleyen hiçbir tavrı yoktu. Baksınlar peygamberlerin hayatında nerede keyfini, zevkini, çıkarını hedefleyen bir çalışma olmuş. Allah nimeti onların yanına getirmiş, onlar nimetin yanına hiç gitmemişler. Evlilik onların yanına gelmiş, onlar evliliğin yanına gitmemişler. Onları seven kadınlar onların yanına gelmiş, onlar kadınların yanına gitmemişler. Onlar malın mülkün yanına gitmemişler, mal mülk onlara gelmiş. Onlar dünyadan kaçmış, dünya onların peşinden gelmiş, hep onlar dünyadan kaçmışlar. Ama Allah hep onlara nimet, güzellik ve hayır nasip etmiş. Onun için Müslümanın tek arayacağı şey, Allah rızasının en çoğudur. Onu ararken Allah ona, her türlü nimeti ve güzelliği verir, ama hedefi o olmaz. Dolayısıyla Müslüman’ın öyle tek tek hedef olan bir çalışması olamaz. İşte evleneyim, köşeyi döneyim, yiyeyim içeyim, keyfime bakayım; böyle bir şey olmaz. Müslüman’ın kalbi neyle ferahlar? “Kalpler ancak, Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Allah ayette, bitti. Müslüman’ın felah bulacağı budur, Allah’ın zikriyle felah bulur. Allah’ı zikreden insan, kalbinde ferahlık duyar. Buna rağmen kalbi ferahlamıyorsa, kalıp kalıp buz yutarsın, o seni rahatlatır; başka ne diyeyim yani? Çok kızdırıcı bir üslup bu, çok rahatsız edici bir üslup; yani Müslüman bir kadına söylenecek bir söz değil. “Rahatlamak amacıyla kadınla evlenmek istiyorum” demek, Müslüman bir erkeğin ağızına alacağı bir söz değildir. Müslüman’ın bir tane hedefi var; başka sıfır hedefi vardır, hiç başka hedefi yok. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak; bak Allah’ın rızasını aramak değil, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak. Çünkü onunla oyun oynayabilir bir insan. Mesela bak Cübbeli diyor ki, “ben sürekli geziyorum, seyahat ediyorum” diyor, Müslümanlar birbirini kırıp geçiriyor, mahvediyorlar Müslümanlar’ı. Dünya hercümerc içerisinde, açlıktan Somali’de, orada burada insanlar mahvoluyor. Çocuklar bir dilim ekmek olmadığı için canını veriyorlar. Sen gezmeden bahsediyorsun. Diyor ki; “Kuran’da ayet var, ‘gezin dünyayı’ diyor” gezeceksin de acil olanı önce yapacaksın, Allah’ın rızasının en çoğu hangisiyse önce onu yapacaksın. “Adamlar ölürken gezin” mi diyor, Allah sana? “Müslümanlar zelil ve perişan haldeyken, gez” mi diyor, Allah sana? Her şeyin bir zemini ve sırası vardır; Allah’ın rızası en çok neydeyse, ona göre hareket edilir. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak kilit konudur, hayatidir. Mesela diyor ki, “Allah’ın rızası var, ev sahibi olmam lazım; Kuran’da evlerden bahsediyor. Evlenmem lazım, seyahate gitmem lazım, zengin olmam lazım.” Tamam, ama sıralamayı neye göre yapıyorsun sen? Bunlarda Allah’ın rızası var. Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor musun sen? “Yok aramıyorum” diyor, o zaman Allah’ın rızasını terk etmiş olursun sen. Allah’ın rızasının aranmasındaki yöntem tektir, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak. Mesela en çok sevabı istemiyor mu, insanlar? Diyor ki, “bin sevap vardır, beş bin sevap vardır” az sevap isteyen oluyor mu? Olmaz, en çok sevabı istiyor Müslüman, değil mi? Allah’ın rızasının da en çoğunu istemekle mükelleftir. Allah’ın rızasında azı istersen, Allah’ın rızasının tamamı ret anlamına gelir. Mesela Allah’ın rızasının bin rızası var, bir şeyde bir rızası var; sen hangisini tercih edersin? Bin rızasını tercih edersin, “ben bir rızasını tercih ediyorum” diyorsa, puttur o. Allah diyor ki, “o zaman putlarına verdiklerini, Allah’a verdikleriyle beraber kılarım” diyor Allah, yani “tamamı putlarına gider” diyor. Tamamını Allah’a verecek, Allah’ın rızasının tamamını Allah’tan isteyecek ve en çoğunu isteyecek. Bu konunun tabii, zaman zaman anlatılması lazım, örneklerle anlatılması gerekiyor.
BETÜL HANIM: Dinozor kabartma resimleri vardı, onları göstermek istiyorum. Kamboçya’daki Angkor Vat isimli bir tapınakta M.Ö 1200 yılına ait bazı çizimler ve rölyefler yani kabartmalar var. Çeşitli hayvanlar resmedilmiş bu hayvanlardan bir tanesi de Stegosaurus cinsi etobur bir dinozor. Resimlerde de tapınaktaki kabartmalar var ve bu dinozorun bir maketi gözüküyor aynı zamanda. Resmi de şu şekilde, M.Ö 1200 yılına ait bunlar, maketi de bu şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, benim anladığım bu hergeleler Allah-u alem 3-4 bin yıl öncesinde de varmış. Bunların soyu yeni tükenmiş olabilir, adamların haberi yok Allah-u alem; yani şimdi onların kabartmalarda olması normal bir şey değil, adam görmeden onu nereden yapsın. Görmüş demek ki, bayağı da varmışlar, bunların soyu yeni tükenmiş Allah-u alem. Uzun süre, çok daha uzun süre yaşamışlar. Oradaki tespitleri yanlış olabilir. Milyonlarca sene önce de varlar, ama şu yakın zamana kadar da devam etmişler gibi görülüyor. Belki az sayıda kalmışlardır, ama devam etmiş olmaları gerekiyor; hayalinden adam yapamaz, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...