BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet Hocam, buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Yiğit Bulut ile ilgili bir haber gösterecektim inşaAllah, kendisinin yazısını, uygun görürseniz. Yiğit Bulut arkadaşlarınızla yaptığı evrim programlarına gönderme yaparak, o dönemde bu konuyla ilgili kafasında beliren düşünceleri, Ramazan ayı dolayısıyla tekrar gündeme getirmek istediğini belirtmiş. Özetle şunları söylemiş Hocam. “Evrim saçmadır ve bir Yaratıcı vardır” dediği için gericilikle suçlandığını, dolayısıyla bu ülkede “evrimi reddediyorum” demenin hiç de kolay olmadığını ve evrim lobisinin çok yol aldığını üzülerek gördüğünü, yeni dünya düzeninde inançsız, dinsiz, nereden geldiğini bilmeyen bir insan tipi türetilmek istendiğini ve bu amaçla sürekli evrim ve rastgele ortaya çıkış propagandası yapıldığını, “evrim sorgulanamaz sadece kabul edilir” diyenlerin, “büyük patlama öncesi ne vardı?”, “bu patlama nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildi?” gibi sorulara cevap veremediklerini, bilimin şart olduğunu ancak bilimin inanç olmadan tek başına eksik kaldığını ve insanın hem düşünen hem de inanan bir varlık olduğunu söyleyerek, Allah’a olan inancını açıkça ifade etmiş, Hocam. Evrimi ise net bir dille de yalanlamış.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Yiğit Bulut normalde çok fazla karşılaşmamız gereken bir yazar türü diyelim, yani öyle olması lazım yazarların. Allah’ın hikmeti, insanlar genellikle, bir kısmı, yaranmacı kafada oluyor. Yani topluluğa uyuyor. Ne dese arkadaşları, kim ne diyorsa ona göre bir kafa geliştiriyor. Yiğit Bulut’ta öyle bir çekinge yok. Neyse inandığı ona göre hareket ediyor, dürüst hareket ediyor. En vahim konuyu çok güzel dile getirmiş. Onun dışında da o konunun üstüne gidenler pek olmuyor. O zamanlar biz çıkıp Haber Türk’te Darwinistleri, Mohaç Meydan Muhaberesi gibi darmakeşan etmiştik, tozu dumanına katmıştık. Ondan sonra dediler; “olmadı” dediler, “bir daha”. Bir daha aldık, sırtüstü vurduk. Ondan sonra nefesleri kesildi, iç odalara kaçtılar, içerden kilitlediler odalarını. Ondan sonra bir daha da konuşamadılar. Yiğit Bulut’un o yönde çok büyük hizmeti oldu. Bu büyük tehlikeye dikkat çekiyor. Bak mesela dün -bugün de- haberlerde vardı, eşini öldüren tipler var; kafası kızıyor, işte yemek yapmıyor, çekip vuruyor; bir şey oluyor, çekip vuruyor veyahut ağzını burnunu dağıtıyor. “Polis koruması verilsin” demiştim daha önce ve “kolaylaştırılsın” demiştim “bu konu”. Allah’a çok şükür o konuda karar aldı hükümet, kadınlara polis koruması verilecek ve kolaylaştırılacak. “Uzun işlemlere sokmayın, bürokrasiye sokmayın” dedim. Rica ettik. “Kolay olsun polis koruması” dedik. Bunu sağladılar. Ama bu çok yüzeysel bir tedbir tabii. Asıl, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. Allah’ı seven, Allah’tan korkan bir insan, eşini Allah’ın tecellisi olarak zaten çok sever ve Allah’tan korkar, böyle bir zulüm yapamaz. Kızını bıçaklayanlar, babasını kesenler, anasını doğrayanlar; gözü dönmüş bir sistem gelişiyor. İşte Darwinizmin millete sunduğu bela, fitne budur. Biz; “Darwinizm tehlikelidir” derken bunu anlatıyorduk. PKK’nın kudurganlığının arkasında da yine bu var, Darwinizm ve materyalizm vardır. Çözüm; iman hakikatlerinin anlatılması, Kuran mucizeleri, Darwinizm ve materyalizmin yerle bir edilmesidir. Bunu da var gücümüzle yapmaya çalışıyoruz. Evet buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir de yazarlar son zamanlarda sürekli olarak PKK ile askeri mücadelenin otuz yıldır devam ettiğini, ancak hiçbir sonuç elde edilemediğini belirterek, hükümetten bu konuda yeni bir strateji belirlemesini talep ediyorlar. Son olarak dün Melih Aşık da yazısında; “Türk askeri sürekli saldırı yiyor, Ankara’nın önlemi nedir?” demiş. Haberi de şu şekilde göstermek istiyorum Hocam. “Gerilla savaşının avantajını kullanan ve savaşmakta kararlı olan güçlere karşı koyma politikası nedir, CHP bu konuda ne düşünüyor; merak mevzuu” sözleriyle devletten yeni bir çözüm bulması talebinde bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir tane çözümü vardır; anti-komünist, anti-Stalinist, anti-Marksist bilimsel çalışma. Devlet bunu şu ana kadar hiçbir şekilde yapmadı ve yapmıyor, devam ediyor, yapmamaya da devam ediyor. Bu yapıldığında komünistlerin şah damarı koparılmış olur, beyni dağıtılmış olur. Çünkü bu bir inanç meselesi, bu bir ideoloji meselesi. İdeolojiye karşı çözüm nedir? İdeolojinin ortadan kaldırılmasıdır. İdeoloji ortadan kaldırılmadığında anarşi, terör devam eder. Tek çözüm o beynin, o inancın ortadan kaldırılması. Adamların öldürülmesi değil; inancın ortadan kaldırılmasıdır. İnancın ortadan kaldırılması için de bilimsel çalışma gerekiyor. Anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist bilimsel çalışma kökünden halleder ve bitirir, kısa sürede de konu hallolur. Ama buna hiçbir şekilde de yanaşmıyorlar. Yine Cemil Çiçek; “terör bir vahşettir, terör çok kötüdür, çok yanlıştır.” Yani PKK’lılar buna güler, bu üsluba. Yani çok acz içinde bir ifadedir bu onlar için, PKK için. Yani, “insanlık mı bu yaptığınız?” diyor. Mesela, “bu yaptığınız bir vahşettir” diyor. Adam zaten “ben vahşet yapmak istiyorum” diyor. Yani “şiddet kullanmak istiyorum, terör yapmak istiyorum” diyor, “komünizmin, Leninizm’in gereğidir bu” diyor. O da diyor ki; “yaptığınız vahşettir” diyor, “şiddettir” diyor. Aynı şeyi anlatıyor. Bunun çözüm olmadığını biliyor Cemil Çiçek. Fakat hani laf olsun, bir konuşma olsun gibisinden oluyor. Onu da alıp yayınlıyor, “böyle dedi” diye. Kaç defa denmiştir bu? En az, en az ama en az bin kere söylenmiştir bu ifade ama en az. Ve hiçbir netice alınmamış. “Terör bir vahşettir”, “terör insanlık suçudur”, “terör ayıptır”. Karşında komünist gerillalar var ve komünizmin tek yöntemi şiddettir. Yani Marksist, Leninist düşüncenin, Stalinist düşüncenin başka bir yolu yoktur zaten. ‘Zıtların mücadelesi’ esası var adamlarda inanç olarak. Yani “‘tez-antitez-sentez’in çatışması vardır, çelişki vardır” diyorlar “dünyada”. “Biz” diyorlar, “bu çelişkiyi şu an yaşıyoruz. Zıtların mücadelesi var. Güçlü olan kazanır” diyorlar, “biz de savaşıyoruz” diyorlar; bu kadar. Leninizm’in mutlaka şiddet içermesi gerektiğini Lenin söylüyor; aksini savunanların da çok gereksiz konuştuklarını söylüyor. “Marksizm’in en ince detaylarını bile kavrayamayan, yüzeysel bakan, en kaba özelliklerini de tanıyamayan bir inancın neticesidir bu” diyor. Onun için, kınama mesajları PKK’yı sadece güldürür. Ve örgüt her gün propaganda yapıyor, bütün radyolar, televizyonlar PKK’nın istemeden propagandasını yapmış oluyorlar. Çünkü şehit cenazelerine ve o görüntülere PKK taraftarlarının ihtiyacı var. Gece gündüz insanların ağlamaları, şehitlerin kaldırılması, devlet erkanının orada bulunması, insanların göz yaşlarının silinmesi, tabutlara kapanması PKK için çok coşturucu, şevklendirici, mühim örgüt eylemidir. Ve her gün bunu yaparak -olmadığında da zaten gündemde tutulduğu da için- örgüt en önemli ihtiyacını bu şekilde karşılamış oluyor. Ve gece gündüz PKK’dan başka bir şey konuşulmuyor dikkat ederseniz, radyolarda, televizyonlarda. Gece gündüz her gün, otuz yıldan beri her gün PKK’dan bahsediliyor. “Şu eylemi yaptılar”, “bu eylemi yaptılar”, “bu kadar adam öldürdüler”, “bu kadar adam öldürdüler”. Çözüm? “Çözüm; yaptıkları bir vahşettir, çok ayıp yapıyorlar” diyor, “insanlık mı bu yaptığınız?” diyor. Adam zaten; “ben vahşet için ortaya çıkıyorum” diyor, “Leninizm’in gereğidir bu” diyor. Adam da diyor ki; “niye vahşet yapıyorsunuz?” diyor. “Çözüm bilimsel çalışmadır” diyoruz. Bakın, Darwinizm, materyalizmin çökmesiyle Marksist düşünce çöker, diyalektik düşünce çöker. Çöktüğünde adamın inancı kalmaz, inancı kalmayan adamın da saldırganlığı kalmaz, konu kapanır. Ve yerine inanç konacak, Kuran hakikatleri, Kuran mucizeleri, sevgi, şefkat, merhamet, Allah’ın emirleri onlara iletilecek; konu bu. Bu yapılmadığında da bu sistem durmaksızın ilerler ve devam eder. Ve hiçbir şekilde de kesilmez. Kınadı diye bayağı insanlar mutlu oluyorlar “Cemil Çiçek kınadı”. Adamları sadece güldürür bu. Çünkü binlerce kez, hatta binin de üstünde kınama olmuştur; hiçbir şekilde de etkisi olmaz. “Ne kadar acımasızsınız, ne kadar gaddarsınız” diyor. Zaten adam bunu duymak istiyor. Eyleminin gücünü görmek istiyor. Adam da diyor ki; “çok acayip eylem yapmışsın” diyor, “yakmışsın, yıkmışsın, perişan ettin” diyor, “vurup dağıttın” diyor. Bunu diyeceğine, “Marksizm’in, Leninizm’in cevabını biz resmi imkanlarımızla vereceğiz. TRT’den, radyolardan, her yerden dinleyeceksiniz. Biz bu sistemi kökünden kaldıracağız. Bu inanç sistemini, bu yanlış dini, bu şeytanın dinini, bu Marksist dini yıkacak bilimsel dokümanlara, ilmi birikime sahibiz. Profesörler, doçentlerimiz var. Alın size cevap” diye karşılarına çıkarsınız, konu biter. Cevabını vermediğin müddetçe o ideolojiye yenik olduğunu kabul etmiş oluyorsun. Adam diyor ki; “var mı benim ideolojime cevabın?” diyor. Cevap ne? Sessizlik. Adam diyor ki; “bak” diyor, “ben Marksist, Leninist düşünceyi savunuyorum” diyor, “var mı cevabın?” diyor. Sessizlik. “Darwinizmi savunuyorum” diyor, “var mı cevabın?” Sessizlik. “Stalin’in pratiğini yapıyoruz” diyor, “Stalinizm’in” diyor, “var mı cevabın?” Sessizlik. Sadece adam diyor ki; “vahşet yaptınız” diyor. “amma dağıttınız, amma vuruyorsunuz, amma acımasızsınız” diyor, “sel gibi kan döküyorsunuz, mübarek ramazan ayında olacak iş mi bu?” diyor. Adam zaten ramazanı kabul etmiyor, dini kabul etmiyor, imanı, Allah’ı, Kitab’ı kabul etmiyor; sen ramazandan bahsediyorsun. Bunu gördükçe onlar kuduruyor, PKK, coşuyor adamlar. Buna karşı çözüm onları moral yönden çökertmektir. Moral yönden çökertmenin yolu da inancını kaybettirmektir. İnancını kaybettirmenin yolu da Marksizm’in yıkılmasıdır, Marksist düşüncenin, en başta Darwinizmin. Darwinizmi yıktın mı zaten Marksizm diye bir şey kalmaz. Biz yıkmaya çalışırken TRT Darwinist propaganda yapıyor, Şeş TV Darwinist propaganda yapıyor, hatta TGRT Darwinist propaganda yapıyor, Türkiye Gazetesi Darwinist propaganda yapıyor; durduramıyoruz. Kanal 7 Darwinist propaganda yapıyor, durduramıyoruz. “Cevabımızı yayınlayın” diyoruz, “onu da yayınlamayız” diyorlar. Peki, bu durumda neyi kınıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Mutlaka karşıt, bilimsel anti-Marksist, anti-Darwinist çalışmanın yapılması gerekiyor. Bakın bunu bir ay dahi yapmış olsalar -bütün Türkiye şahit olsun- yerle bir olur, PKK diye bir şey kalmaz, bir ay. Biliyorlar yıkılacağını bunu yaptığımızda, herkes biliyor. Avrupa da bilir, herkes bilir, en çekindikleri. Onun için, benim üstüme bu kadar gelmelerinin nedeni bu, Bilim Araştırma Vakfı’nın üzerine bu kadar gelmelerinin nedeni o. Bizi imhaya yönelik hareketin nedeni bu. Çünkü PKK’ya net çözüm olduğumuz biliniyor. Bunu bildikleri için her yönden, yıkmak için gizli ve açık her yönden gayret ediyorlar. İddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubu bazı devlet memurlarını da devreye sokuyorlar, bazı siyasileri devreye sokuyorlar, var güçleriyle bize yönelik bir imha hareketi, bana yönelik imha hareketi yapıyorlar. Biz de kıran kırana bunlarla mücadele veriyoruz, ilmi mücadele veriyoruz, hukukla mücadele veriyoruz yıllardan beri. Konu bu, karmaşık bir şey yok.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Tataristan’ın Yar Çallı şehrindeki Nur İhlas Camii’nde Diyanet İşleri Merkezi tarafından çocuklar ve gençlere yönelik olarak organize edilen İslam Kampı’nda A9 tanıtımı için hazırlanmış olan broşürler ve el ilanları, ayrıca kitaplarınız ve belgeselleriniz dağıtıldı. Resimleri de paylaşmak istiyorum inşaAllah, izninizle. Temmuz ayının ikinci haftasında organize edilen bu etkinlikte eserlerinize çok büyük ilgi olmuş Hocam, maşaAllah. Resimleri de şu şekilde; oradaki kardeşlerimiz sizin kitaplarınızla.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, A9 delikanlı televizyon, delikanlı kanal. Bir tek Allah’tan korkan özelliği var, samimi olarak anlatıyor. Reklam yok, bir şey yok. Allah rızası için gayret eden bir kanal, maşaAllah. Anlayan anlar, anlamayana da Allah hidayet versin.
BETÜL HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Astronot Efendi dünyanın ömrü ile ilgili, yedi bin yılı reddediyordu Astronot, değil mi? Hâlbuki yedi bin yılı kendi dergisinde defalarca defalarca defalarca kendisi bizzat savunmuş, anlatmış. Dünya’nın ömrünün yedi bin yıl olduğunu, hicri 1400 ile 1500 arasında her şeyin biteceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’ın 1980’de geleceğini kendisi uzun uzun anlatmış. Mahmut Hocamız’ın tasdikiyle ve bütün ulemanın, Fatih-Çarşamba’daki büyük evliyaların, alimlerin tasdikiyle çıkarttıkları dergide, hem kitaplarla, kitaplar da dağıtarak, dergiler dağıtarak ispat edip uzun uzun anlatmışlar. Onun filmini hep birlikte bir görelim.
VTR: Beyan Dergisi’nin Kasım 2002 Sayısı, Dünyanın Ömrünün Yedi Bin Yıl Olduğuna Dair Hadislerin Varlığının İsmailağa Cemaati Tarafından Kabul Edildiğini İspatlamaktadır.
ADNAN OKTAR: Cübbeli; “Benim haberim yok, nereden çıktı bu fikir? Hocamız’ın da haberi yok, Mahmut Hocamız’ın da haberi yok” diyordu. Nereden haberin yok? Derginde bir kere çıkartmamışsın; bir daha çıkartmışsın, bir daha çıkartmışsın, bir daha çıkartmışsın, bir daha çıkartmışsın ve senelerce dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğunu kendin anlatmışsın. Haber Türk’e çıktı, dedi ki; “böyle bir hadis yok, nereden çıkıyor bu?” dedi. Biz de belgeleri gösterince “haaa” dedi, “tabii böyle bir hadis var” dedi. Bu sefer Arapçasıyla söylüyor. Cübbeli böyle, yani duruma göre vaziyet, vaziyete göre durum. İspat ettin mi, zınk diye kalıyor ortada. Bakın neleri anlatmış; 1980’de Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini anlatıyor, hicri 1400’de. “Ümmetin ömrü” diyor, “1500’e kadar” diyor. “1500’den sonra kıyamet bekleniyor” diyor, “1545’ler gibi” diyor, “Allah’ın izniyle kıyamet kopacağını söylüyor” diyor, “Said Nursi” diyor. Bediüzzaman’a da gönderme yapıyor ve bunu kitap olarak da dağıttırmış ayrıca. Hz. İsa (a.s.)’ın da bu yüzyılda geleceğini söylüyor. “Başka da vakit yok” diyor. Bir kere söylememiş ama; defalarca, defalarca dergisinde yayınlatmış ve Mahmut Hocamız’ın tasdikiyle çıkmış ve diğer ulemanın, oradaki diğer büyük mürşitlerin, hocaefendilerin hepsinin tasdikiyle bu dergiler çıkmış ve cemaate dağıtılmış, ihvanlara ve hepsi okumuşlar ve hepsi tasdik etmişler. Cübbeli yıllar sonra baktı olayın rengi değişecek, “pardon” deyip kendince bir ters takla atmaya kalktı ama ben de havada yakaladım, zınk diye oturtturduk.
BETÜL HANIM: Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Esselamun Aleyküm güzel yüzlü, tüm dünyaya sabah sabah nur saçan değerli Muhammed Adnan Hocam. Her zamanki gibi sizi izliyorum. Efendim, eskiden bir söz vardı; ‘dünyayı güzellik halas edecek’ diye. Aynısı oluyor; siz ve talebelerinizin hem manevi hem de dış güzelliği dünyayı bu zulümden kurtarıyor, inşaAllah” diyor. “Cenab-ı Allah tüm güzellikleri bir araya getirmiş, inşaAllah. Efendim, sanki Hz. Mehdi (a.s.)’ı siz ve kitaplarınızın vesilesiyle tanıyor gibiyim. Efendim, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde yaşadığımız için bizden önce yaşayan insanlardan farkımız var mıdır? Ne mutlu bize. Çok teşekkür ederim.” Azerbaycan’dan Fuat. Tabii Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanı ayrıca övüyor. Hatta diyor; “peygamberlerden dahi üstündürler. Sizden” diyor, “elli kişinin aldığı sevabı alacak” diyor, “onlardan bir kişi” diyor. O kadar övüyor.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Harun Yahya Bey, siz neden Cübbeli Ahmet Hocamız’ı eleştiriyorsunuz? Açıkçası üzüldüm. Hocamız’daki ilim, elhamdülillah, çok. Siz neden böyle yapıyorsunuz?” diyor. “Allah razı olsun. Hayırlı cevaplarınızı mail bekliyorum, Ahmet Ünal”. Cübbeli’yi benden çok öven var mı? Ne güzel bak, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlattırıyorum, ahir zamanı anlattırıyorum. Mehmet Talu Hocamız’ın ona cevabını da bir yayınlayalım ve ayrıca yine Cübbeli’den ahir zamanı bir dinleyelim.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi, 1999 yılında Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili gördüğü rüyasını anlatıyor. 25 Mart 2011, Flash TV
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi, Cübbeli’nin yedi sekiz sene önce Hz. Mehdi (a.s.)’ın otuz yaşında olduğunu söylediğini anlatıyor. 25 Mart 2011
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: İşte bak bu anlattıklarımızda hakaret yok bir şey yok. Gayet doğru ve güzel şeyler. Ve kim anlatıyor bunu? Mehmet Talu Hocamız anlatıyor. Gerçek büyük alimdir ve yanlış yönlerini anlatıyor, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin yine filmlerine devam edelim.
VTR: Cübbeli, birkaç yıl öncesine kadar Hz. Mehdi (a.s)’ın her an çıkabileceğini söylüyordu.
ADNAN OKTAR: Evet. “Sayın Adnan Hocam hayırlı ramazanlar.” Hayırlı ramazanlar. “Ben bir konu hakkında sizin fikrinizi almak istiyorum. Bir arkadaşımın on yıldan bu yana onunla gezen beyaz ışıkları varmış, yani böyle dört beş tane ışık. Fakat bulutlu havalarda kayboluyor, güneş açınca tekrar geliyor. Onu merak ettik, bunların ne olduğunu; cin mi, melek mi, şeytan mı? Hocam yorumunuzu bekliyoruz. Lütfen okuyun. Hayırlı programlar.” Yani pek normal bir durum değil. Doktora giderse arkadaşımız, modern ilaçlar var bu rahatsızlığını giderecek, onları kullanırsa bilen bir doktor nezaretinde, o sıkıntısı geçer. Yani halüsinasyon oluşmuş, normal bir şey değil. Allah esirgesin şizofreni başlangıcı olabilir veyahut ona benzer bir şey olabilir, tedavi ettirecek inşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Güzeller güzeli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, yine her zamanki gibi çok güzelsiniz. Hocam o kadar maşaAllah güzelsiniz ki, sizi görmeden edemiyoruz” diyor herhalde “görmeden dayanamıyoruz. Sizi Azerbaycan’da sevenleriniz çok maşaAllah. Hocam ben sizi inşaAllah gelip görmek istiyorum. İzin veriyor musunuz? Sizi görmeyi çok istiyorum. Lütfen izin verin. Azerbaycan’dan Lale, Hayale, Pervane, Meryem.” İsimleri de tam kafiyeli olmuş. Gelin tamam görüşelim. Sevimli şekerleri bir görelim, inşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Azerbaycan’dan Selam. Ramil. Bütün A9 sevenlerine inşaAllah sevgilerimi sunuyorum” diyor. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “A9 HD kalitesinde olacağını bekliyriz. A9 dünyaya nur saçıyor.”
ADNAN OKTAR: “Ben Azerbaycan’da Goranboy şehrinde uydu antenleri satarım. Her bir insana A9 bilgilerini veririm. Bu benim insanlık borcum.” MaşaAllah, elhamdülillah. Aslansın sen, maşaAllah. Kardeşlerimiz maşaAllah çok sevgi dolular, Allah sevgilerini arttırsın.
BETÜL HANIM: MaşaAllah. Estağfirullah Hocam. Çok sevimli ve komik sıçrayan bir kedi var, onu göstermek istiyorum, izninizle.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
BETÜL HANIM: Önce sakin duruyor sonra bir anda bir hareketleniyor.
ADNAN OKTAR: Yazık ona bir şey gösteriyorlar herhalde korkuyor baksana. Ne tatlı şey bu böyle! Acayip sevimli. Yazık hayvana. Orada Allahualem onun gıcık olduğu bir şey var herhalde. MaşaAllah. Güzeller güzeli Yasemin, bana güzel bir tilavet, Kuran tilaveti, Kuran’dan bir Allah’ın hitabını bizlere bildir.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, buyrun.
YASEMİN HANIM: “Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Vedduha.” “Kuşluk vaktine andolsun”. “Velleyli iza seca.” “'Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye”. “Ma vedde’ake rabbüke ve me kala.” “Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.” “Ve lel’ahıretü hayrün leke minel’ula.” “Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.” Duha Suresi, ilk dört ayet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. Yasemin benim can talebelerimden, kardeşlerimden maşaAllah. O benim aslanım, maşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, onun da Kuran tilaveti çok güzel, ezberi çok güzel; hem Türkçe hem Arapça. Çarşaflı talebelerim de var, onlarla da tanıştıracağım inşaAllah. Çok fazla çarşaflı talebelerim var, maşaAllah. Açık olanlar da var, çarşaflı olanlar da, başörtülüler de var; hepsi benim canım. Her zaman söylüyorum, hepsi yüzde yüzlük saf takva halis Müslümanlardır. Birinin ötekine üstünlüğü olmaz. Hepsi benim için aynıdır, hepsi güzel insanlardır. Hepsine derin saygım ve sevgim var, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Sizi çok seven İbrahim Koçak kardeşimiz bir mesaj yollamış size. “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
BETÜL HANIM: “Hocam hafta sonu Tokat’ta fosil sergisi açtık ve mükemmel geçti Hocam. İnsanlar yaratılış delillerini yakından görme fırsatı buldular. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun, dua edin inşaAllah. Selametle” demiş. Bir de videosunu göndermiş hazırladığı serginin.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
VTR: Tokat’ta, fosil sergisi
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Helal olsun Tokat’ın aslanlarına, koç yiğitlerine, canlarıma. Bütün Tokat’a, Turhal’a, bütün Anadolu’ya selam. Allah bu emeklerinizin karşılığını hem dünyada, hem ahirette en güzeliyle versin, ödüllendirsin, rızasıyla ödüllendirsin Cenab-ı Allah. Kalplerinize inşirah, ferahlık, iyilik, güzellik versin, bereket, bolluk versin. Çok güzel gidişat, elhamdülillah, maşaAllah. Dinsizlere, imansızlara gayet güzel tebliğ yapıyorlar. Şefkatle, merhametle, akılla, PKK’nın kafasına da, komünistlerin kafasına da balyoz gibi inmiş oluyorlar. Onların doğruyu görmeleri için çok güzel bir anlatım yapıyorlar. MaşaAllah, Tokat çok mübarek bir yerdir. Turhal, Tokat, her yer, bütün Anadolu öyledir.
BETÜL HANIM: Orda bir hocamızın da konuşması var, sergide.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
VTR: Tokat’tan Mahmut Hoca’nın Türk-İslam Birliği ile ilgili konuşması
BETÜL HANIM: Hocam, oradan, Tokat’tan bir hocamızmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mahmut Hocamız, ismi de çok güzel. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa, maşaAllah, Resulullah (s.a.v.)’in isimlerinden. Anadolu’muzun bak bu güzel insanları dünyaya örnek olacak nadide varlıklardır. Bir tanesi bile dünyayı ışıklandırmak için yeterlidir. Çok şahane insanlardır. Şefkat, merhamet, insanlık, güzellik, dostluk, kardeşlik, vefa, sadakat, sevginin en güzeli ve misafirperverlik, her şeyin en güzeli benim bu güzel milletimdedir. Dünyaya bu güzellikleri sunacaklar, inşaAllah. Sevgiyi en güzel şekilde öğretmen olarak öğretecekler, inşaAllah. Bir üstünlük, yani genetik üstünlük iddiamız yok. Sevgide, merhamette, imanda çok gayretliyiz, inşaAllah. Allah hepsinin takvasını arttırsın. Allah hepsinin takva olmasına imkan versin, Allah hidayet versin. Nefis, şahane. Keşke imkanımız olsa da oralara gitsek, kardeşlerimizle direkt konuşsak görüşsek inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam sen bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Yusuf Suresi 103’üncü ayet. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillahirrahmanirrahim.“Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
BERİL HANIM: Sizsöylemiştiniz Hocam, ben önceden unuttuğumda, “Allah’ı zikret, hatırlatır” demiştiniz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Evet, ayeti unuttuğunda Allah’ı zikretmeyi Kuran söylüyor, Cenab-ı Allah. Yasemin Hocam, bir ayet daha istirham edelim.
YASEMİN HANIM:İnşaAllah Hocam, estağfirullah. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. “Rabbena la tüzığ kulubena ba'de iz hedeytena”. "Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma”. “Veheb lena mil ledünke rahmeh”. “Katından bize bir rahmet bağışla.” “İnneke entel vehhab”. “Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." Al-i İmran Suresi, 8’inci ayet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah ilmini, feyzini arttırsın inşaAllah. Allah hepimize hidayet nasip etsin, inşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam, Allah razı olsun. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım? Biraz ara verelim. Sonra yine devam ederiz.
BERİL HANIM: İnşaAllah, kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz. Programımıza devam ediyoruz inşaAllah, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz de Hocahanım’dan, evet buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle inşaAllah. “Japonya’da Korkulan Oldu” başlıklı bir haberi paylaşmak istiyorum Hocam. Japonya’da 11 Mart’ta meydana gelen ve yirmi üç bin kişinin hayatını kaybettiği dokuz büyüklüğündeki deprem ve tsunami sonrasında Fukişima Nükleer Santrali’nde büyük bir sızıntı başlamıştı. O zamandan beri bu sızıntı bir türlü durdurulamamış. Devam eden sızıntının son olarak Japonya’da bugüne kadarki en yüksek radyasyon oranına neden olduğu açıklanmış. Bu sızıntı Japonya’da kansere yakalanma riskini de yüzde on oranında arttırmış Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte ahir zamandaki Duhan zuhuru budur. Yani birçok noktadan oluştu ve zaten Allah etkisini geri çekeceğini de söylüyor. Yani böyle hafif dozda felaket olarak geleceğini, fakat etkisini biraz geri çekeceğini söylüyor Cenab-ı Allah; bu da tam o. Yani Çernobil ve ikisi; hepsi birlikte tamamına Duhan zuhuru diyoruz, ahir zamanda. Diğer alametlerle birleştirildiğinde Duhan zuhurunu daha da pekiştiriyor, yani tam doğru olduğunu gösteriyor.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Ahmet kardeşimiz diyor ki; “Hocam” diyor, “Cübbeli’nin” diyor, “çok” diyor, “elhamdülillah, ilmi çok” diyor. Şimdi ilim çok olur... Kuran’da da var, Cenab-ı Allah söylüyor. Çeşit çeşit, mesela Ehl-i Kitab’ın bir kısmı için de Cenab-ı Allah; “onlar kitap yüklü eşek gibidirler” diyor. Yani boş bilgiler, hurafelerle dolu olursa Allah onu kitap yüklü eşeğe benzetiyor. Şimdi tabii biz Cübbeli’yi burada tenzih ediyoruz, yani biz “o, bu konumdadır” demiyorum ama sahabe döneminin İslam ahlakını, İslam anlayışını kabul etmiş olsa çok duru ve güzel bir İslam anlayışı olacak. Cübbeli’nin ikinci eksik yönü; genel kültürü yok, felsefe bilgisi yok. Marksist, Leninist düşüncenin veyahut egzistansiyalizmin veyahut diğer düşüncelerin, diğer felsefelerin ilmi kökenini bilmez. Yani put inançların kaynaklarını bilmez ve putlarla mücadeleyi bilmez. Mesela götürün onu, Robert Koleji orta kısmına götürün, orta kısmı, fazla değil. On tane Robert Kolejli öğrencinin karşısına oturtturun; darmadağın olur. Anında kaybolur, ezerler, perişan ederler. Mesela İstanbul Teknik Üniversitesi’ne götürün, öğrencilerin karşısına çıkarın; çok acınacak, çok zavallı hale getirirler. Perişan olur. Aksini iddia ediyorsa çıksın, görelim. Mesela ODTÜ’ye gitsin; darmakeşan ederler. Çünkü konuşacak bir bilgisi yok. Ne Darwinizmi biliyor, ne materyalizmi biliyor, ne komünizmin nerden kaynaklandığını bilir, ne etkisini bilir; hiçbir şey bilmez. Kuran ezberi var, hadis ezberi de var ama karıştırdın mı Kuran’a ne olur? Çok acayip bir şey olur. Allah diyor ki; “bir kısmını putlarına, bir kısmını Allah’a veriyorlar” diyor, “hepsi putlarına gider” diyor, “o zaman” diyor. O zaman şirk olur, değil mi? Allah esirgesin. Onun için bol ezberi olması bir insanın alim olmasını gerektirmez. Alim dememiz için küfre karşı etkisini görmemiz gerekir, etken anlatım gerekir. Çok etkili olursa üslubuyla, konuşmalarıyla küfre karşı hakikaten yıkıcı etkisi olursa biz ona alim deriz. Cemaati ümitsizliğe sevk ediyordu, bunu durdurduk. Mehdiyet’ten insanları soğutuyordu, bunu durdurduk. Ve şu an gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor, İttihat-ı İslam’ı anlatıyor, bu yüzyılda geleceğini anlattırıyoruz ve böylece faydalı hizmet ettirmiş oluyoruz. “Beş yüz yetmiş sene sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” ne demektir? Hz. Mehdi (a.s.)’ı ret anlamına gelir bu. “Hz. Mehdi (a.s.) gelip geçmiştir” demek, ne demektir? Mehdiyet’i ret anlamına gelir. Mehdiyet’ten kurtulmak isteyen, Mehdiyet’ten kaçmak isteyenlerin yaptığı taktiklerdir bunlar, yöntemlerdir. Şahs-ı manevi yine bir kaçma yöntemidir. “Hz. Mehdi (a.s.) ruhtur, görülmez” demek yine kaçma yöntemidir. “Hz. Mehdi (a.s.) ölmüştür, ruhu başkasının içine girmiştir” demek, bu da Mehdiyet’ten kaçma yöntemidir. “Beş yüz yetmiş sene sonra gelecek” demek -Cübbeli gibi- bu da Mahdiyet’ten kaçmanın çeşitli yöntemlerinden birisidir. Ve şeytanın etkisine giren insanlar genellikle, haberi olmadan, bilmeden şeytanın etkisine giren insanlar bu tip usuli yöntemlerle hem kendi vicdanlarını rahatlatıyorlar, hem de Mehdiyet’e karşı tam anlamıyla tavır almış oluyorlar. Deccal onları kandırıyor. Deccal doğrudan Mehdiyet’e tavır aldırmıyor. “Biz de” diyor, “kabul ediyoruz” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini” diyor deccal, “ama” diyor, “beş yüz yetmiş sene sonra gelecek.” “Ha öyle mi?” diyor, “o zaman ben bunu söyleyeyim” diyor. Haberi bile yok deccalın etkisinde kaldığından. Çünkü deccalın bütün derdi bu yüzyılı aşırmak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini aşırmak. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’ın bütün alametleri çıktı. Üç bin yıldan beri, dört bin yıldan beri, beş bin yıldan beri görülmeyen bir olaydır. Bütün alametlerin, otuz yıl içinde tamamının oluşması tarihte ilk defa oluyor. Tarihin hiçbir devresi içerisinde biz bunu görmedik. İlk defa oluyor bakın. Beş bin yıllık tarihe bakın, göremezsiniz. Otuz yıl içerisinde bütün alametlerin bir arada olduğu hiçbir devir yoktur. Deccal doğrudan “Hz. Mehdi (a.s.)’a tavır alın” demiyor; “‘şahs-ı manevi’ deyin” diyor, bir kısmını öyle kandırıyor. Haberi yok insanların. Bir kısmına diyor ki; “‘gelip geçti’ deyin” diyor. Şimdi maksat Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesini engellemek değil mi? Ne fark eder adamlara? Ha “Hz. Mehdi (a.s.) yok” demişsin, ha “gelip geçti” demişsin, ha “ruhtur” demişsin, ha “şahs-ı manevidir” demişsin, ha “beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek” demişsin. Hepsinde Mehdiyet’i ortadan kaldırırsın. Hepsi Mehdiyet’e karşı deccalın aradığı çözümlerdendir. Ama birçok Müslüman bunu bilmeden bu belanın içerisine düşüyorlar. Ben bu belanın içine Müslümanlar’ın düşmemesi için önlem alıyorum.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. 2000 yılında vefat eden Merhum Muzaffer Arslan Ağabey, Risale-i Nurları omuzlarında taşıyarak tüm Türkiye’ye il il dağıtmakla görevli Nur talebelerindenmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah. Muzaffer Ağabey, Risaleleri dağıtırken insanlara en çok Beşinci Şua’dan ve ahir zamanda gelmesi beklenen Hz. Mehdi (a.s.) ve deccaldan bahsedermiş. Çünkü kendisi sürekli olarak Al-i Beyt’ten çıkacak bir Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi içindeymiş ve her yerde Hz. Mehdi (a.s.)’ı arıyormuş. Kitap dağıtırken gördüğü insanlara ilk olarak Hz. Mehdi (a.s.) konusunu anlattığı için bazı talebeler kendisini Üstad’a şikayet etmişler ve “en son okunacak mahrem konuları en başta okuyor” demişler. Üstad ise sadece gülmüş ve bir şey dememiş. Ayrıca kendisiyle yapılan bir röportajında Muzaffer Ağabey, Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan ahir zaman hadislerinin müteşabih olduğunu, tevil istediğini ancak bazı kişilerin bunu olduğu gibi nakletme hatasına düştüklerini şöyle anlatmış; “bu istikbal meseleleri hakkında avamı müminin ve bazı hocalarımız da dahil, yanlış maluma tabiidirler. Çünkü bu istikbale ait hadiseleri okuyanlar, muhkem gibi kabul edip yanlışlığa düşüyorlardı. Halbuki müteşabih hadisler tevil ister. Bunu ancak ilimde vukufu bulunanlar tevil edebilirler. Yoksa Riyazüs' Salihin gibi kitaplara bakıyorum; olduğu gibi nakletmişler. Halbuki bunlar müteşabih hadislerdir” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biz de müteşabih hadisleri açıklıyoruz, anlatıyoruz, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, isimim Mehmet Özel. Sizi Gaziantep’ten izliyorum. Hocam bu size gönderdiğim belki de yüzüncü mesaj ama size ulaşamıyorum. Hocam lütfederseniz sizinle görüşmek istiyorum. Tahminimce bana belki zaman ayıramıyorsunuzdur, en azından ret cevabınızı bile iletirseniz mutlu olurum. Telefon numaram” diyor. “Saygılarımla” diyor, “mutlaka cevabınızı bekliyorum.” Ret cevabı veriyorum. “Ret” der miyim ben size, kerata? Siz benim canımsınız, kardeşimsiniz, olur mu? Yanlış bir yere göndermişsindir. Mesela bak mesajını gönderdin, hemen geldi. Yanlış bir yere gelmiştir. Görüşürüz, niye görüşmeyelim? Gel buraya, adresimizi versin kardeşlerimiz, görüşürüz inşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Nur yüzlü aslan Hocam, Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Dünyanın her tarafında olduğu gibi, siz Azerbaycan’da çok seviliyorsunuz. Allah’ın izniyle deccaliyetle mücadele eden, İslam dünyasının bir kahramanısınız” diyor. Biraz hüsn-ü zannı var kardeşimizin, ben o kısmı geçiyorum. “Aslan Hocam, Allah veli kulların dualarını kabul eder inşaAllah. Dedem hasta, onun için Allah’a dua etmenizi istirham ediyorum inşaAllah. Allah sizden razı olsun. Sizi İslam dünyasının önderlerinden kılsın, inşaAllah. Azerbaycan’da İlham Askerov”. Allah dedene de diğer hasta kardeşlerimize de hem şifa hem hidayet nasip etsin. Çünkü hidayet varsa hastalık etki etmez. Hastalık o zaman zevke dönüşür, hidayet varsa. Tabii, o zaman oradaki hikmeti şahıs görür, Allah’a aşkı daha da artar, hastalığın ona verdiği hüzün ve azap olmaz o zaman. Allah hidayet versin inşaAllah ve şifa versin, inşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah! Ne kadar çok kardeşimiz yazmış, maşaAllah. MaşaAllah.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. İzninizle çok güzel orkide resimleri göstermek istiyorum. Hepsi birbirinden güzel Allah’ın tecellisi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vay keratalar, acayip şekermişler hakikaten, maşaAllah. Hayret, bu kadar temiz olmaları çok şaşırtıcı, tozun toprağın içinde. Yağmur yağıyor, üzerleri çamur oluyor, toz toprak oluyor, rüzgâr esiyor; gıcır gıcırlar, acayip güzel renkleri maşaAllah. Evet, maşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam, sizde güzel, anlatılacak şeyler vardır.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bediüzzaman, deccalın İslam âleminin şikakından, ayrılığından, bölünmüşlüğünden faydalanarak az bir kuvvetle onları esir edeceğini söylemiştir. Şu şekilde söylemiş Hocam; “İşte ey müminler! İman edenlere karşı saldırı vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı dayanışma göstererek, el ele verip savunma vaziyeti almaya mecbur iken; onların saldırısını kolaylaştırmak, onların İslam'ın korunması gereken yerlerine girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan haset içeren tarafgirlik ve düşmanca inat; hiçbir şekilde iman edenlere yakışır mı?”
ADNAN OKTAR: Ama adamlar dinlenmiyorlar işte Bediüzzaman’ın bu sözünü. Şimdi Allah, Cabbar ismiyle, zorla inşaAllah dinletecek, göreceksiniz. Bakın ben diyorum; “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etti” diyorum, “Hz. İsa (a.s.) da görevde” diyorum “ve İslam ahlakı hakim olacak” diyorum. Çok şaşırtıcıdır, hayret vericidir; dediğimin gerçekten doğru olduğunu on yıl içinde göreceksiniz. Bütün dünya da görecek. İttihad-ı İslam da olacak, Türk-İslam Birliği de olacak. Ama felaketler ve acıların içerisinden bu çıkacak. Daha büyük olaylar olacak, daha büyük ızdıraplar olacak ve insanları bu uyandıracak, içlerinde bulundukları gaflet uykusundan uyandıracak ve tek çözümün İttihad-ı İslam olduğunu, Türk-İslam Birliği’nin olduğunu görecekler. Bir bayram, bir güzellik, dünyada bir ferahlık, iyilik dönemi -kısa da olsa- olacak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın liderliğinde, inşaAllah. Ben de şaşırıyorum, ben de hayret ediyorum ama aynısıyla olaylar gelişiyor, hayret verici şekilde gelişiyor. Bediüzzaman diyor; “Muhbir-i Sadık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş, ediyor ve daha da edecek” diyor, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. İzninizle Mevlana Celalettin Rumi’nin Mesnevi’sinden, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseden bazı bölümleri okumak istiyorum Hocam. “Ne mutlu o Türk’e, yani kâmil insana ki; çekinmeden, korkmadan konuşmasına devam eder ve atını ateşle dolu hendekten sıçratıverir. Yani ölümü (bile) göze alarak, çok tehlikeli bir iş olan hakikatleri söylemeyi başarır. O, heyecanla, İlahi aşkla atını öyle bir hızlı sürer, öyle şahlandırır ki, onu ötelere, göklerin üstüne çıkarmayı düşünür! O yalnız Allah’ı düşünür. Ne kimseyi görür, ne kimsenin hasedine bakar.” Mesnevi tercümesinde, sayfa 286’da Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’ı evet, çok güzel anlatıyor. Bak, “Türk” diye anlatıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundandır, ama hars olarak Hz. Mehdi (a.s.) Türk’tür, inşaAllah. Türkiye’de çıkacağı için Türk’tür, inşaAllah. Ama genetik kod olarak tabii, genetik soy olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyudur, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üstün ahlakıyla ilgili, kendisine, Hz. Enes (r.a.)’a Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmış; “kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça onu terk etmezdi. Resulullah (s.a.v.) ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah (s.a.v.) elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de karşısındaki yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah (s.a.v.) o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selam verirdi. Ashabı ile tokalaşmaya önce kendisi başlardı. Kimsenin sözünü kesmezdi, konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi” şeklinde anlatmışlar, Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok utangaçtı bizim tatlı Peygamberimiz (s.a.v.), dünya güzeli Peygamberimiz (s.a.v.). Çok mahçup karakterli, çok sevecen, çok ince düşünen, çok vicdanlı, çok nezih bir insandı. Utangaç, birisi mesela tokalaştığında çok ince düşündüğü için, ayıp olmasın diye elini çekmiyor, o çektiğinde elini çekiyor. Mesela misafir geliyor eve, geç vakte oturuyor, çıtını çıkarmıyor dünya tatlısı. Allah ayette söylüyor; “utanıyor” diyor, “sizden” diyor, “o söylemiyor” diyor, “yemeğinizi yiyince gidin” diyor Cenab-ı Allah. Mesela yüksek sesle konuşuyorlar, “yüksek sesle, bana öyle hitap etmeyin” demiyor, utanıyor. Ayetle indiriyor Cenab-ı Allah; “öyle yapmayın” diyor Allah, “Peygamber’e karşı” diyor, “bütün yapıp ettikleriniz boşa gider” diyor. Yani son derece kibar ve son derece nezaketli olduğu için, utangaç olduğu için söyleyemiyor. Allah onda öyle güzel bir ahlak meydana getirmiş. Yani yüzüne baksan mesela, ufacık bir şeyde bile utanıyor, hemen rengi atıyor, kızarıyor Peygamberimiz (s.a.v.), maşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Sayın Seyyid Muhammed Adnan Arslan Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam az önce ana haber bültenlerinde canlı yayın olarak gösterdiler; Hüsnü Mübarek bir kafes içerisinde, beyaz bir elbise giydirilmiş, sedye üzerinde yargılanıyor. Çok manidar Hocam. Tam belirttiğiniz gibi dünya şekil almaya devam ediyor. Allah razı olsun Hocam. Necmettin Ergin.” Evet, başına gelecekleri ben daha önceden söylemiştim. Hadise dayanarak söyledim. Başka detaylar da verdim. Bakarsanız, gelişmelere de bakın, sonunda aynı hadisteki gibi olayların geliştiğini göreceksiniz, inşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hörmetli Adnan Bey.” Bilin nereden geliyor?
BERİL HANIM: Azerbaycan.
BETÜL HANIM: Azerbaycan.
YASEMİN HANIM: Azerbaycan.
ADNAN OKTAR: Evet. “Bahis edilen biraz da İran rejiminden sohbet edebilerez. Zöhrab, Azerbaycan.” İran zaten iddialı değil; İran diyor; “biz” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar görevdeyiz” diyor. İran anayasasının birinci maddesi, anayasa, resmi anayasanın birinci maddesi; “bu anayasa” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar geçerlidir. Hz. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra geçerli değildir” diyor. Daha ne desinler? Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakmışlar. Ve diyorlar; “Hz. Mehdi (a.s.) da çıktı” diyorlar, “vazife başında” diyorlar, “şu an” diyorlar. “İnşaAllah göreceğiz” diyorlar, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim, Şeyh Nazım Hocamız’ı dinleyelim, ondan sonra Bediüzzaman Üstadımız’ın talebelerinden dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Mahmut Hocaefendi’nin kandisini asrın müceddidi ilan etmediğini anlatıyor.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin 1981’de İstanbul, Sultançiftliği’nde yaptığı sohbetten bir alıntı
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hayatta Olduğunu Anlatıyor
VTR: Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ı anlatıyor. 3 Mart 2011, Kıbrıs
VTR: Seyyid Salih Özcan Ağabey; “Büyük Hz. Mehdi (a.s.), ahir zamanda gelecek inşaAllah”
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri diyor ki; “Sayın Adnan Oktar bu yüzyılın hizmetini yapmıştır” 10 Haziran 2011
VTR: Mehmet Kırkıncı Ağabey ile sohbet
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Hocam, hayırlı günler dilerim. Sizi görünce gözümüz gönlümüz açılıyor. Aslan yürekli Hocam, birkaç gündür Suriye olaylarıyla ilgili televizyonda bazı açıklamalar yapılıyor. Ramazan olması sebebiyle katliamların zamanlamasının hiç de iyi olmadığını söylüyorlar. Hocam, katliam için uygun zaman diye bir şey olur mu? Siz bu zamanlama konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Murat Akkaya, Trabzon.” Dil sürçmesi olmuştur tabii. Yani bir Müslüman’ın, “katliamın zamanlaması yanlıştır” demesi, yani “uygun bir zamanda olsa olurdu ama zamanı zemini değil” yani, “ramazanda bu iş olmaz; ramazan sonrasına bıraksanız tabii ki makuldür” diyemeyeceği açık. Çünkü insanlara yol; iknadır, konuşmadır, telkindir, sevgidir, şefkattir, merhamettir. Bu da demokrasiyle, fikir özgürlüğüyle, akılcılıkla olur, bilimle olur. Dolayısıyla zulümle, tankla topla olmaz. O, Hafız Esad rejiminin, süfyaniyetin, deccaliyetin psikopatlığından kaynaklanıyor, azgınlığından kaynaklanıyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün Suriye kanadı, şu an Türkiye’de yapamadığını orada yapmaya başladılar. Normalde Türkiye’de amaçları bu tarzdı, böyle bir katliam düşünüyorlardı; en azından. Yani onun küçük bir provasıdır. Müslümanlar’ı kitle halinde yok etmeyi düşünüyorlardı. Onlar beceremedi. Onlar orada onun intikamını alıyorlar, kendi kafalarınca. Hani “iddia edilen Ergenekon terör örgütü boş durmaz, bakın burada biz devam ediyoruz” mantığındalar. Dolayısıyla “zamanlaması” diye de bir konu olmaz, Müslüman öyle bir şeyi ağzına almaz. Dil sürçmesi olmuştur. Kim dediyse onu düzeltsin. Kime aitse o ifade o dil sürçmesini düzelmesi lazım.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam bazı ateistler ‘güzel ev, güzel mekan, güzel yaşam, güzel yemek, güzel kıyafet, güzel insanlar hep kendilerine ait’ diye düşünüyorlardı. Fakat siz güzelliğin Müslümanlar’da olduğunu ilk olarak gösterdiniz, maşaAllah. Bu durumun bazılarının çok ağırlarına gittiği anlaşılıyor Hocam. Sizin bu konuda yorumlarınızı öğrenebilir miyim? Ayşe Yaşaroğlu” diyor. Evet, Allah ayette; “dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir” diyor. Müslümanlar’a aittir güzellikler. Mesela güzel bir eş, güzel bir ev, güzel bir araba, güzel bir yemek, güzel bir kıyafet, güzel söz, güzel mekan cennetin vasfıdır; dünyada da yine Müslümanlar’a aittir, inşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam, İngilizce konuşmalarınız çok hoşuma gidiyor. Çok güzel sevgi sözcükleriyle hitap ediyorsunuz, maşaAllah. Hocam ben de o hitap ettiğiniz kişilerden olmak isterdim. Sevgiler. I love you so much. Pelin.” Ne demek? “Sizi çok seviyorum” diyor. “So much” nedir?
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: İyi bir şey yani.
BETÜL HANIM: Evet, çok seviyor sizi.
ADNAN OKTAR: Çok seviyor, evet. “I love you so much.” Ben de o zaman Pelin’e aynı şeyi söylüyorum; “I love you so much Pelin”. MaşaAllah.
“Hocam, Rabbim’in selamı üzerinize olsun.” Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Ramazan ayı dolayısıyla birçok sanatçımız inançlarıyla ilgili açıklamalar yapmışlar. Bunlardan bazılarını örnek olarak okumak istiyorum uygun görürseniz. Kayahan, ramazan ayını “nefsi terbiye zamanı” olarak tanımlayarak, on bir yaşındaki kızına da ramazan ayının önemini anlatıp, oruç tutmayı öğrettiklerini söylemiş. Nejat Uygur’un büyük oğlu Süheyl Uygur çok yoğun çalıştığını, ancak buna rağmen ibadetlerini yerine getirmek için nerede cami bulursa mutlaka oranın namazını kıldığını belirtmiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah, elhamdülillah. Helal olsun bak bilmiyorduk, çok iyi oldu. MaşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah. Mahmut Tuncer camileri gezerek ibadet edeceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Mahmut Tuncer zaten dindar maşaAllah, biliyoruz.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. Bir de Hocam, Seray Sever de her gün teravih namazlarını kılmak için camiye gideceğini açıklamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Seray Sever hem güzel bir insan, güzel bir kadın, hem akıllı, kültürlü, görgülü hoş bir insan maşaAllah, hoş bir kadın. Allah hidayetini artırsın, aklını artırsın. Çünkü mimikleri çok insancıl, üslubu çok insancıl, refleksleri güzel, hitabeti güzel, yani olgun, kaliteli bir kadın görünümü veriyor. Allah ömrünü uzun etsin, hidayet versin, sağlık sıhhat versin inşaAllah. Çok güzel, maşaAllah. Bütün milletimize, bütün kardeşlerimize, inşaAllah.
Beril, bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah. A’raf Suresi 199’uncu ayet. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yasemin Hocam, siz.
YASEMİN HANIM: Estağfirullah Hocam. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim “İza cae nasrullahi velfeth”. “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman”. “Veraeytennase yedhulune fiy diynillahi efvace.” “Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde”. “Fesebbıh bihamdi rabbike vestağfirh”. “Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile.” “İnnehu kane tevvaba”. “Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” Nasr Suresi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Arapça, Kuran’ın orijinali nefis, nefis, nefis, nefis, acayip güzel. İnsanın beynine, ruhuna gıdadır, acayip güzel. Ama anlamını bilmek çok hayati tabii, anlamını bilmek çok önemlidir. Anlamını bilmeden kardeşlerimiz dinliyorlar, olmaz. Zor bir şey değil, inşaAllah. Anlamını da öğrenecekler. Çünkü biz anlamından sorumluyuz. Sorumlu olduğumuz anlamıdır. Allah; “Benim burada söylediklerimi yaptınız mı?” diyecek, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Benim bir sorum olacak. Menzil tarikatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bizi bilgilendirirseniz, Ekrem Dağlı.” Şeyh Muhammed Raşit Erol Hazretlerimiz’in evlatlarının orada güzel, tatlı, hoş bir gayretleri var. Ama eski tatlılık, eski heyecan, eski şevk, eski misafirperverlik, eski coşku inşaAllah tekrar olur. İnşaAllah o eski hüsn-ü zan, eskiden olan herkesi kucaklayan o güzel tavır, herkese güzel gözle bakan ruh, bir tek Allah’tan korkan, hiç kimseden korkmayan o candan üslup, o coşkulu üslup inşaAllah geri döner. Ama mübarek, muhterem, tertemiz insanlar. Seyyiddirler. Ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Ama inşaAllah daha iyi olur, daha güzel olur. Dua edelim, inşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah.
BERİL HANIM: İnşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. Estağfirullah Hocam. Tayland’da bir hayvanat bahçesinde bir maymun yirmi sekiz günlük bir kaplana bakıcılık yapıyor. Çok sevimliler ikisi de. Onları göstermek istiyorum, izninizle.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu böyle! Yüzündeki ifade de çok tatlı. Kendi de bir tadıyor, bir şeyler yapıyor. Bak gayrete bak, gayrete gayrete. Bir de bayağı ustaca tavrı da, kendinden emin bir üslupla yapıyor. Komedi filmi gibi, şakalaşıyor onunla. Çok şeker hayvan, bayağı sevimli. Allah her birine ayrı, ilginç bir özellik veriyor.
Beril Hocam, ne yapıyoruz?
BERİL HANIM: Bitiriyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama sonra bir ayet söylersiniz.
BERİL HANIM: İnşaAllah. Yayınımıza saat akşam onda, 22.00’de devam edeceğiz, inşaAllah.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: ‘Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir.’” Hac Suresi, 68’inci ayet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam, şunu oku.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, emredersiniz. “Selamun Aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
BETÜL HANIM: “Ramazan’ın ikinci sahurunda TRT 1’de ve Ayasofya’dan yayınlanan Sahur Bereketi adlı programın sonunda sunucu, misafiri olan Ömer Turgul İnançer’den kapanış için dua etmesini istedi. Sayın İnançer tek bir dua etti; ‘İttihat olsun. Müslümanlar kurtulsun. İttihad-ı İslam olsun.’ Hocam sizin vesilenizle bu duanın artık daha çok edilir olduğunu görüyoruz. Allah sizden razı olsun” demiş Ertan Mumcu.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Dalga dalga yayılıyor demek ki, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yalnız aklında olsun, mesela bir insana “namazını kıl” dersen, adam dese ki; “emredersin” olmaz. “Baş üstüne, hemen, inşaAllah” diyeceğiz. Çünkü “emredersin” deyince, o zaten Allah’ın emri, insanın emri değil. Onun için Allah affetsin.
BETÜL HANIM: Allah affetsin Hocam, inşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Yani imanî. Ama mesela, “bana bir çay getirir misin?”, “emredersin” diyebilir. Ama mesela, “Allah’ı an” dediğinde mesela yahut “orucunu tut”, “oruç vakti girdi” yahut “iftarını aç” derse “emredersin” olmaz. O Allah’ın emridir, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli, bir ayet söyle bakayım, inşaAllah.
YASEMİN HANIM: Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. “La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha”. “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.” “Leha ma kesebet ve aleyha mektesebet”. “(Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir.” “Rabbena la tüahızna in nesına ev ahta'na”. “‘Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma.” “Rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alellezıne min kablina”. “Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.” “Rabbena ve la tühammilna ma la takate lena bih”. “Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.” “Va'fü anna”. “Bizi affet.” “Vağfir lena”. “Bizi bağışla.” “Verhamna”. “Bizi esirge”. “Ente mevlane fensurna alel kavmil kafirın”. “Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.’”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Camilerde bu muntazaman okunan bir Kuran ayetidir ve duadır. Çok güzel, maşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, görüşeceğiz.
BERİL HANIM: İnşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...