BETÜL HANIM: Hayırlı günler sayın izleyicilerimiz, ‘Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Bugün Maria Hanım, Dilara Hanım ve Yasemin Hanım bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: Hocam buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. İzninizle Suriye’den bir haberle başlamak istiyorum. Suriye’de, Beşar Esad’ın halka karşı infazda bulunan adamlarının, öldürdükleri kişilerin cesetlerini arabalara doldurup Asi nehrine attıkları görüntülenmiş Hocam. Nehre atarken ölülere işkence yapmaya devam ettikleri de görülüyor. Uygun görürseniz videosu da var.
ADNAN OKTAR: Göster, evet.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, aşağı yukarı anlaşıldı. Yeterli. Şimdi, bir kere yobaz kafanın, komünist kafanın, iddia edilen Ergenekon terör örgütü kafasının nasıl psikopat ve manyak olduğunu görüyorsunuz. Nasıl acımasız ve ne kadar deli olduklarını görüyorsunuz. Onun için, bu sistemin ortadan kaldırılması için gayret etmek, Müslümanlar için farz-ı ayn, en önemli görevlerden bir tanesi. Suriye’yi, bu ahmaklar Amerika’ya, İngiltere’ye işgal ettirmek istiyorlar, gördüğüm kadarıyla. Orayı da üs haline getirecekler. Irak’tan sonra, Suriye’yi de. Halbuki, Türk İslam Birliği olmuş olsa, ne işgal olur, ne kan dökülür, ne aşağılanırlar, bilakis zengin, bereketli, bolluk içinde yaşayan insanlar olurlar. Ama şu an enaniyetli, azgın, kudurmuş, enaniyetten delirmiş vaziyetteler. Yani çok kepaze bir kişiliğe sahip oluyorlar. Bunların kafası köpek gibi ezildiğinde ferahlıyorlar ondan sonra. İt gibi aşağılık hareketler yapıyorlar, Amerika’dan alıp Marlboro satmaya kalkarlar, başka adilikler yapmaya kalkarlar. Halbuki şu aşamada bütün ulema ittifakla Türkiye’nin Suriye’yle birleşmesini istemesi lazım.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin demokrat tavrı, sevecen tavrı, insancıl tavrı, akılcı tavrı bölgeye hakim olduğunda, yani Mehdiyet’in ruhu hakim olduğunda konu kökünden hallolur. Ne işgal olur, ne şu olur, ne bu olur. Şimdi Hafız Esad’ın uzun oğlan var, geri zekalı gibi bir tavra girdi ağabeyiyle beraber; başını çok büyük bir belaya sokacak. Akılsız, sürekli uyarılıyor, bir türlü aklı almıyor. Bu rezaleti hiçbir ülke, hiç kimse unutmaz; hepsinin hesabını verecekleri belli ve eninde sonunda da o sırığı da asacaklar, göreceksiniz. Yani aklı kıt, aklı zayıf; kardeşi de öyle. Devlete hakim olmayı bir üstünlük, bir yıkılmazlık olarak görüyorlar. Halbuki bak, Saddam da aynı kafadaydı, rezil rüsva oldu, perişan oldu, asıldı. O Mısır’daki firavun da aynı kafadaydı, maymun gibi kafesin içine koydular, o da asılmayı bekliyor. Şimdi bu sırık da aynı şekilde akılsız, bu da asılmaya doğru gidiyor. Ve Suriye’yi de mahvedecek gördüğüm kadarıyla. Laf, söz de dinlemiyor, gayet sakin, süper lakayt. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi, acayip bir apati ve lakaytlık içerisinde kaldığı yerden devam ediyor. Onun için sürekli kamuoyunda, Türkiye ile Suriye’nin birleşmesi için halkın motive edilmesi lazım, özellikle Suriye halkının. Bir kere hükümetin mutlaka çekilmesi gerekiyor, Suriye’deki hükümetin. Türkiye ile birleşecek, birleşmeyi isteyen bir hükümetin göreve gelmesi gerekiyor. Ve Türkiye ile de birleştirip konuyu halletmeleri gerekiyor. Ama bunlarında hesabı da sorulur ayrıca, çok büyük hata yaptı. Bütün bu cinayetlerden o sorumlu şu an. Mesela o karga da, firavun, o da hesap verecek. Yani muhtemelen onu da asarlar, bir ihtimal. Mehdiyet’in hızla ilerlediği bir devirde, geçiş devrinde, bu tarz olayların peşi peşine olması herkesi uyandırması lazım. Yani anlaşılmayacak gibi değil. İnternette, işte Facebook’ta, bilmem ne de, şurada burada, adeta beyinleri uyuşuyor insanların. Bu gerçekleri göremiyorlar. Birbirlerini olumsuz yönde etkiledikleri için, gerçekleri göremeyecek hale geliyorlar. Gerçekleri görmeleri gerekiyor; bakın sıradan gidiyor ülkeler, teker teker. Bak, Mısır; Mısır’ın arkasından Suriye, Suriye’nin arkasından başka ülkeler. İran’ın da bu konuda Türkiye ile işbirliği yapması gerekiyor. Yani, Türkiye’nin Suriye ile birleşmesi için, İran’ın aracı olması lazım, inşaAllah. Ve Türklerin de liderliğini teşvik etmesi gerekiyor. Mehdiyet’i daha çok gündeme getirmesi gerekir. Gerçi İran devlet başkanlığı ve diğer zevat söylüyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğini; Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor ama daha coşkuyla, daha kararlı bahsederlerse, dünyanın daha çok dikkatini çeker. Daha çabuk netice meydana gelir. Sebebe sarılacaklar ama tabii bu her ülkenin doğal akışı, yani tabi akışı bu. Seneler sürecek, daha var. Yani olaylar olacak, kargaşalıklar olacak, insanların burnundan gelecek artık hayat. En sonunda, Mehdiyet’e ve Hz. Mehdi (a.s)’a teslim olacaklar. Oraya doğru gidiyor, inşaAllah.
Evet, filmimiz mi var. Var mı gösterecek? Ne var? Astronotun filmi var, tamam bir konu değişikliği olabilir, bakalım.
VTR - Beyan Dergisi’nin Kasım 2002 Sayısı Dünyanın Ömrünün 7000 Yıl Olduğuna Dair Hadislerin Varlığının İsmailağa Cemaati Tarafından Kabul Edildiğini İspatlamaktadır.
ADNAN OKTAR: Evet. Cübbeli’nin sözünü geri aldırdık. Ve cemaati yanlış yönlendiriyordu, yanlış bilgi veriyordu, doğru bilgi vermesini bu şekilde sağlamış olduk, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Maria uslu uslu bizi dinliyor ama ismi de çok güzel.
BETÜL HANIM: Evet, çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Meryem (a.s)’ın ismi. Kuran’da da Hz. Meryem (a.s) övülmüştür. İsmi geçiyor, Meryem. Ve dünya kadınlarından en üstün olduğu geçiyor ayette.
BETÜL HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet. Dilara, isminin anlamını biliyor musun? Ne anlama geliyor?
DİLARA HANIM: Gönül alan, hoş kadın.
ADNAN OKTAR: Gönül alan, hoş kadın; hoş kadın olduğun görülüyor. Evet, maşaAllah.
Her yerde Mehdiyet’ten bahsediyorlar; televizyonlarda, orda burada. Bu çok güzel, inşaAllah; ahir zaman içinde olduğumuzu gösteriyor. Şimdi bir filmimiz var, seyredelim.
VTR - Hayatın Şifreleri Programı (Sayın Arif Aslan Hz. Mehdi (a.s)’ın Şu Anda Hayatta Olduğunu, Görev Başında Olduğunu Ve Dünyayı İslam Ahlakına Yöneltmek İçin Çalışmalar Yaptığını Anlatıyor (TNT Kanalı, 02 Ağustos 2011).
ADNAN OKTAR: Ömer Çelakıl çok efendi, Arif Aslan Hocamız da çok dürüst ve samimi bir insandır. Bu televizyon programında ne diyor; “Hz. Mehdi (a.s) şu an görevde” diyor, “hayatta ve görevini yapıyor” diyor. Ve Nur talebesi aynı zamanda. Fethullah Hocamızı seven, bütün nur talebelerini seven, derin bir alimdir Arif Hocamız. Arif bir insandır. Ömer Çelakıl da Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını bilir ama tabii programın konumu açısından pek fazla o konulara girmiyor ama bilir. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın geldiğini de bilir, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını da bilir. Ama Arif Aslan Hocamız bak net olarak söylüyor, “şu an görevini yapıyor” diyor, “şu an faaliyette” diyor, görmeyen olabilir. Ama nur-u imanıyla bakan görecek diyor Bediüzzaman.
BETÜL HANIM: Ahir zaman hadislerinde açıkça tarif edilen, Mısır’ın devrik lideri Hüsnü Mübarek, 11 Şubat’tan bu yana ilk defa hakim karşısına çıkmış. Yaptığı katliamlar nedeniyle idam talebiyle yargılanan Mübarek, son duruşmasını sağlık sorunları nedeniyle sedyeden takip etmiş. Yaklaşık otuz yıl boyunca ülkesini diktatörlükle yöneten Mübarek ve iki oğlu, mahkemede üzerlerinde beyaz mahkum elbiseleriyle, demir parmaklıklardan oluşan bir kafesin ardından ifade vermiş. Resimlerini de uygun görürseniz Hocam, göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
BETÜL HANIM: Burada bahsedildiği gibi, demir parmaklıkların arkasında sedyeden ifade veriyor.
ADNAN OKTAR: Evet, işte ben buna baştan beri söyledim, başına bu felaketlerin geleceğini de söyledim. Ama burnunun doğrultusuna gitti bayağı enaniyetli bir şekilde, azgın bir üslupla tam yol ilerledi. Öbür firavunu da uyarmıştık zamanında; “aklı başında ol, kendi yerine başka bir hükümetin tayin olmasına imkan ver, sen çocuklarınla beraber yurtdışına çık” dedik. Adama laf dinletemedik. Asılınca ferahlamış oldu. Bu kaz da öyle, bir türlü laf söz dinlemedi. Bak, hastanelik oldu artık, psikolojik çöküntüden. Yattığı yerden, tel örgünün arkasından maymun gibi, perişan halde konuşuyor. İttihad-ı İslam’a tabi olmamanın, Allah’ın sözünü dinlememenin, Kuran’a tabi olmamanın çok feci sonuçlarını hepsi teker teker tadıyorlar. Fakat bir türlü akıllanmıyorlar. Şimdi mesela bak o sırık da öyle, onun da başı aynı şekilde belaya girecek, göreceksiniz, Allahualem. Laf söz dinlemiyor, acayip sakin. Yine burnunun doğrultusuna gidiyor. Allah hidayet versin, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Hocam” diyor. “Hocasını çok seven bir talebe varmış. Lakin masallardaki gibi bir varmış bir yokmuş, halini canım hocasına nasıl anlatsa, ondan nasıl özür dilese bilemiyormuş. Kara kara düşünmüş, ne yapıp edip başlamış söze” diyor. Çok güzel bir şeyler yazmış bir hanım kardeşimiz. “Sizi çok seviyorum” diyor. “Ölmeden önce ölenlerden olayım, inşaAllah” diyor. “Canım Hocam” diyor, “latif hocam” diyor, melek yüzlü Hocam” diyor, “gül yüzlü Hocam” diyor. Evet, çok güzel bir sevgi ifade şekli var bu hanım kardeşimizin. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık selamet versin, iyilik versin, bereket bolluk versin, kalbine ferahlık versin; bütün milletimizin, kardeşlerimizin, inşaAllah.
Hocam, ben dinliyorum seni.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. İnşaAllah. Hocam, özellikle son zamanlarda aile içi cinayet, vahşet, tecavüz, şiddet gibi vakalarda çok fazla artış oldu. Gazeteler bunların haberleriyle doldu. Siz aile kutsaldır mantığının yanlışlığını bayağı uzun bir süredir anlatıyorsunuz Hocam. Aslında bu haberler de anlattıklarınızın doğruluğunu teyit ediyor. Sırf annesi, babası, kardeşi diye bir insana körü körüne güvenmek, onun kendisi için mutlaka iyi olanı yapacağına inanmak büyük yanlışlık oluyor. Gerçek anlamda güven, ancak Allah’a samimi iman eden, Allah’tan korkan, Allah’a hesap vereceğinin şuurunda olup, ona göre davranan kişiye duyuluyor, inşaAllah. Bazı haberler var Hocam, aile içi şiddetle ilgili, onları göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, eskiden beri propaganda yaparlar, anne-baba her ne yaparsa yapsın ses çıkarılmaz, tam tabi olunur. Brezilya’da, orada burada yüzde kırklara çıkıyor ensest ilişki; adamın babası kızına tecavüz ediyor, oğlu annesine tecavüz ediyor, olmadık kepazelik ve rezillik dünyayı sarmış vaziyette. Annenin, babanın kutsal olması için Kuran’a göre hareket etmeleri gerekir, Kuran ahlakı içerisinde olması lazım; mümin, muttaki temiz insan olması lazım. Çocuğunu soygunculuğa teşvik eden, ensest ilişkiye zorlayan, hırsızlığa teşvik eden, zulüm yapan, karısına bıçakla saldıran, çocuğunu kesmeye çalışan böyle tipler psikopattır, bunlara saygı olmaz. Dolayısıyla kayıtsız şartsız anneye babaya saygı diye bir şey yoktur. Çocuğunu PKK’ya üye olmak için teşvik ediyor? Ananın sözü kutsaldır, sözünü dinle diyorlar. Deli misiniz siz? Adam sapıtmış, öyle anne olur mu? Çocuğunu dinsiz, imansız, anarşist yapmak için teşvik ediyor, öyle anneye ittiba olunmaz, itibar olunmaz. Veyahut kızını gayrimeşru yola teşvik ediyor, kızını ahlaki çöküntünün yaşandığı yerlerde kalmaya, gayrimeşru hayat yaşamaya teşvik ediyor; öyle bir anne-babaya ittiba olunmaz, onlara saygı da duyulmaz, değer de verilmez, itibar da edilmez. Dolayısıyla bu konularda böyle katı bakmayıp, akılcı bakmak lazım; dürüst anneye babaya, iyi insanlara ittiba edilir, onlara saygı göstertilir. Evet, buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah, bir de sizin internet siteniz vardı Hocam; İyiaile-kotuaile.com şeklinde, oradan da bakabilir seyircilerimiz.
ADNAN OKTAR:Tabii. Çocuğunu dinsizliğe teşvik ediyor, “ona bağlan” diyor. “Müslümanlarla görüşmeyeceksin” diyor. “Aman, babanın sözü kutsaldır, sözünü dinle. Kuran okumayacaksın” diyor. “Aman, babanın sözünü dinle.” Böyle baba olmaz, Kuran’da o açıklanmış. “Allah’a isyan hususunda sizi teşvik ederlerse, yönlendirirlerse, onlara itaat etmeyin” diyor Allah. Ama onun dışında, anneye babaya saygı, sevgi tabii ki farzdır, Kuran’ın emridir.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam. Hayırlı Ramazanlar, Hocam benim adım Emrah Ulaş. California’da sizi beğenerek izliyorum, sizleri çok seviyorum. Lütfen canlı yayında benden bahseder misiniz? Benim için, Hz. İsa (a.s)’ın talebesi olmam için dua eder misiniz?” Allah sana hidayet versin, kalbini açsın, iyilikler versin, kötülükleri senden uzaklaştırsın, inşaAllah.
Evet, şimdi biraz ahir zamanı anlatan bir filmimiz vardı, onu seyredelim.
VTR - Ahir Zamanda Gerçekleşen Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametleri
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz bir mektup yazmış, işte; “milletle tartışıyorum, bana karşı geliyorlar, açmaza giriyorum” falan, acıların çocuğuyum havası vermiş kerata. Öyle bir şey yok, bir kere anlattığı şeyi Allah anlattırır. O kendi anlatıyorum zannediyor, kendi anlatıyorum zannedince de Allah ayağına dolandırır. Bir de her anlattığını herkes kabul edecek diye bir şey yok. Biz ahir zamandayız, adam asr-ı saadette yaşadığımızı zannediyor. Deccal devrindeyiz, süfyan devrindeyiz. Bir sürü psikopatı var, manyağı var, cinsi var, her çeşit insan olur, müşriklerin en azgınları bu devirdedir, münafığın en azgını bu devirdedir, dinsizin imansızın en azgını bu devirdedir; her türlü insanın en azgını bu devirdedir. En iyi veliler, evliyalar bu devirdedir, en yüksek karakterli insanlar bu devirdedir; veli olarak, velayet olarak, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, hatta “sahabelerden bile üstündürler” diyor Resul-u Ekrem (s.a.v). O yüzden kardeşlerimiz sanki böyle düğün alayı gelmiş de, düğün evindeymişiz gibi rahat bir ortam bekliyorlar. Tabii ki anlamayacak anlattıklarını; Allah, anlamaz hale getiriyor. Allah, anlamaz hale getirir. Sen anlattığını herkes anında anlayacak diye bir konu yok. Ben 1979’da Akademi’ye geldim, akademi silme komünist aşağı yukarı, hemen hemen tamamı. Tebliğ yapıyordum, dinlemiyordu adamlar; anlatıyorduk, dinlemiyordu; gülenler, hoplayanlar, zıplayanlar falan, üç yılın sonunda üç tane talebem oldu benim. Üç tane, üç yıl uğraştım. Bu kerata, bismillah daha yeni ortaya çıkmış, anında tuş olmuş, darmakeşan olmuş, çile bülbülüm çile havasında, ızdırap dolu bir mektup yazmış. Bülbüllere derdini anlatıyor. Bunu bırakacak, böyle şey olmaz, Müslüman’da böyle bir aciz üslup olmaz. Müslüman delikanlıdır, sökücüdür, kudret ehlidir, güç ehlidir; bütün gücün Allah’tan olduğunu bilir, kendinden de çok emindir, gayet sakindir. Bak, ben 1979’da faaliyete başladım. İslam’ın dünyaya hakim olacağını biliyorum, gayet sakinim, daha on yıl var, inşaAllah. Gayet sakin anlatıyorum ve cayır cayır İslam dünyaya hakim olacak. Kısa bir süre, adam diyebilir ki; “kısacık bir süre için İslam’ın hakimiyetine gerek var mı?” diyebilir. Evet, on gün bile olmuş olsa istiyorum, ki yaklaşık yani altmış yıl falan hakimiyet; elli yıl falan aslında, çok keskin, net hakimiyet elli yıldır. Az süre değil elli yıl. Bak, ben elli dört yaşındayım, bana da hiç gitmiyor bu elli dört yaş, ben şaşırıyorum. Eskiden ben görüyordum, elli dört yaşında adam dede gibi oluyorlardı; elli dört yaşındaki adamlar ellerinden falan anlaşılıyor; damar yapıları, kemikleri falan çok değişik oluyor, böyle cilt de oturuyor, yani kemikleri falan ortaya çıkıyor, damarları ortaya çıkıyor. Ben bakıyorum kendime, yirmi yaşında da ben böyleydim, yine böyleyim; alın bakın resimlerime isterseniz, inşaAllah. Özetle; bu üsluba falan gerek yok. Baksana şu üsluba keratanın; “sonra gitgide kimseye daha söz geçiremez oldum, konuşmuyorum artık, sustum sonra. Gitgide kendime kızıyorum, zeka mantığımı attım bir köşeye” diyor, “şüphe denizinde ben de boğuldum, battı balık yan gider.” Bak, üsluba bak, söze bak. Müslüm Baba’nın şarkılarındaki gibi yani, bu nedir böyle? İnşaAllah, her şeyi Allah’ın yaptığını unutunca insan, işte böyle zavallı hallere düşer, gariban hallere düşer. Sen mi anlatıyorsun kerata, Allah anlatır, sen mi konuşuyorsun? Sana gücü veren Allah. Reddettiren de Allah. Resulullah (s.a.v) da anlatıyordu, adamlar dikenli çalı atıyorlardı, deve işkembesi atıyorlardı, olmadık şeyler yapıyorlardı, yine anlatıyordu. Bak, üç yıl tebliğ yaptım, üç yılın sonunda üç tane talebem oldu benim; üç tane. Gelen gidiyor, gelen gidiyor, konuşuyoruz; yine adam dağıtıyor, gidiyor, geliyor falan feşmekan. Benim için o önemli değildi, halen de mesela bayağı güzel çalışma yapıyoruz; adamlar hopluyor, zıplıyor falan. Özetle; bu delikanlı, bu acıların çocuğuyum üslubunu bıraksın. Delikanlı adam, Müslüman böyle şeyler söylemez. Biz imtihana geldik ve bu ne kadar zorlu olursa, o kadar iyi olur. Yani insan ne kadar acı çekerse, ne kadar zorluk çekerse, sevgiyi o kadar güzel yaşar, o kadar akıllı olur, o kadar derinliği olur. Tutku olmadı mı olmaz. Bak, mesela Kim Kardashian, bir yerde röportajda konuşuyor çocuk, “hiçbir şekilde sevgiyi tatmadım” diyor. Bir tane moron bulmuş, yanına kazık gibi bir herif, tam klasik moron, onunla öyle geziyor. Yani çocuk sıkıntıdan kurdeşen çıkmış, üstünde başında yaralar oluşmuş, yani öyle bir herifle beraber ne yapsın çocuk? Çünkü sevgi yok, tutku yok, derinlik yok, akıl yok, fikir yok, aşk yok, muhabbet yok; daral geliyor tabii, gayrimeşru bir hayat, ortam oluyor; o da onu çökertir tabii. Halbuki Kuran ruhuyla hareket etmiş olsa; gerçek tutkuyu, sevgiyi yaşamış olsa gayet sağlıklı olur. Mesela, o sedef hastalığının tek nedeni, şiddetli strestir. Pür neşe falan görünüyor, neşeli görünüyor ama bakıyoruz ki neşeli falan değilmiş. Gerçek hayatı öyle değilmiş. Izdıraptan oluyor. Mesela benim bir arkadaşım var, ensesine kadar sedef hastalığı vardı; yeni tanıştım, konuştum. Dedim ki; “bak, seninki psikolojik; sevgisizlikten böyle olmuştur. Eğer sevgiyi, muhabbeti yaşarsan, Allah’a tam teslim olursan; dürüst, iyi, güzel Müslüman olursan, Allah senden bu derdi alır” dedim. Yeminle söylüyorum, komple baştanbaşa geçti hastalığı, tamamı gitti. Hiçbir şeyi kalmadı, maşaAllah. Sebebi budur, açıktır bu. Şiddetli acıda vücut savunma sistemi bozuluyor, vücut kendine saldırıyor. Sonucunda da o olur işte. Sevgisizlikten kadınlar mahvoluyorlar, o güzelim varlıklar çöküp gidiyor, çöküp gidiyor, çöküp gidiyor. Halbuki kadının en acil ihtiyacı sevgidir; havadan, sudan daha çok ihtiyacı vardır. Tabii. Böyle ızdırap dolu yazılar delikanlı Müslüman’a yakışmaz, bir daha duymayalım.
BETÜL HANIM: Hocam, uygun görürseniz, sizin söylediğiniz gibi, aynı şekilde bir yazı yazmış İlkim Öz, Elma.com’da; onu belirtmek istiyordum.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
BETÜL HANIM: “Sevgi, kadına ilaç gibi geliyor ve kadınlar sevilmek ister, kadınların pek çok hastalığı sevgisizlikten” demiş ve sizin anlattığınız gibi sıralamış; depresyon ve birçok hastalığında.
ADNAN OKTAR: İlkim Hanım, demek ki bizi iyi takip ediyor, maşaAllah; dünya tatlısı o, maşaAllah. Sen demin bir hadisten bahsetmiştin.
BETÜL HANIM: Evet, okuyayım, inşaAllah. Şu şekildeydi; “İnsanlar Hz. Mehdi (a.s)’dan önce çekinecekler, sonra adete koşarak ona tabi olacaklar.” Bunu Peygamberimiz (s.a.v) şu hadiste bildiriyor; “Koyunların çobanlarından kaçması gibi insanlar ondan (Hz. Mehdi (a.s)'dan) kaçacaklardır. Daha sonra insanlar her yerde bir ıslahatçı aramaya başlarlar. Ancak ondan (Hz. Mehdi (a.s)'dan) başka kendilerine yardım edecek birini bulamadıklarından, ona (Hz. Mehdi (a.s)'a) koşmaya başlarlar.
ADNAN OKTAR: İşte bak, buradaki hadis çok manidar. Demek ki Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerine karşı şiddetli bir muhalefet olacak; yobazından, üç kağıtçısından, münafığından, itinden kopuğundan, hatta cahil Müslümanlardan da çok ciddi bir tavır var. Gördüğümüz bu, hadisler bunu anlatıyor. Ama Allah öyle bir dara sokuyor ki, en sonunda Hz. Mehdi (a.s)’dan başka, o şahıstan başka bir kurtuluş yolu da bulamıyorlar, tek kurtuluş olarak yine onu buluyorlar. Ve Allah, onları Cabbar ismiyle ona mecbur ediyor ve sonrada dünyada en sevilen insan haline geliyor; Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s), inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili çok ilginç hadisler var, yeni yeni geliyor, bakıyorum. Sende var, oku bakalım.
BETÜL HANIM: Bollukla ilgili hadis var Hocam, Hz. Mehdi (a.s) zamanındaki bolluğa işaret ediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Kahiri der ki, İmam Ebu Abdullah Caferi Sadık şöyle buyurdu; ‘Öyle bir zaman gelecek ki hiçbir kimse bir dinar ve dirhem harcamaya bir yer bulamayacaksınız.’” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra Allah’ın ve Hz. Mehdi (a.s)’ın fazlı ve lütfu sayesinde halk öyle gani, zengin olacak ki paralarını harcayacak bir yer bulamayacak.
ADNAN OKTAR: Evet, müthiş bir zenginlik olacak. Önce, bak ekonomik kriz var, dünya tam bir açmaza girdi; üç ülkenin dışında tamamı ekonomik krizin pençesinde. Bir tanesi Türkiye, ekonomik krizin vurmadığı bir ülke. Onun dışında bütün dünya ülkeleri bu belanın içine düşmüş durumdalar. Bu da ahir zamanın bir harikasıdır ve süresinin bu kadar uzun olması da çok şaşırtıcıdır ve gittikçe dozu artıyor, şiddeti artıyor ve artacağı da görülüyor. Başka hadis var mı?
BETÜL HANIM: Hocam, Tırmizi’den, şu şekilde; “işte Hz. Mehdi (a.s)’ın vasfı Resulullah (s.a.v)’ın anlattığı gibidir.” Şöyle buyurmuş, inşaAllah; “Velilerimden kendisine en çok gıpta edilen kişi, benim katımda derecesi ulu ve yüksek Peygamberlerin derecelerinden bile daha yakın olan gizli bir kimse; Üveysü’l-Karnî’ye (Veysel Karani’ye) ve onun benzerlerine denk olan hafîfü’l-haz (hanımı ve çocuğu olmayan) bir mü’mindir. İşte bu onun zahiri sıfatıdır, onun batını ise tarihe sığmaz.”
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s)’ın çocuğu olmayacak” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın birçok alametleri var, yeni yeni de başka alametleri geldi bana. Mesela göğsünde bir benden bahsediliyor, ona yeni rastladık. Ağaç yaprağı gibi açıklanıyordu ama hadisi incelediğimde göğüste olduğunu gördüm. Ve geniş bir ben olduğunu, ağaç yaprağı gibi geniş ve cildin rengine uygun olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Bir koyuluk olarak, tam böyle dışa çıkık bir et beni değil de, cilt koyuluğu olarak. Ciltte hani bazen böyle esmer lekeler oluyor, böyle büyük bir esmer leke şeklinde göğsünde olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); yani yaprak büyüklüğünde olduğunu söylüyor. Mesela o çok dikkatimi çekti. Yeni yeni hadisler var, geçenlerde de söylemiştik; “kaşında kısmen küçük eksiklik vardır” diyor, bu müthiş bir detay. Peygamberimiz (s.a.v)’in bu kadar detaylı bildirmesi, hiçbir insanı, bakın hiç kimseyi ama bu kadar kapsamlı, bu kadar detaylı bildirmemiş Peygamberimiz (s.a.v). Neredeyse yüzün üstünde, yani vücudunu neredeyse santim santim tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v), o kadar detay. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s)’la ilgili derli toplu, toplam en fazla yirmidir ama Hz. Mehdi (a.s)’de yüze yakın detay verilmiştir. Tevrat’ta da çok kapsamlı anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çok acı çekeceğini, hatta bu çektiği acılara kendisinin tahammül etmesinden dolayı kendi kendisini hissetmeye başlayacağını söylüyor Tevrat. “O gücünden kendisini hissedecek” diyor Tevrat. “Allah için çektiği acının şiddetinden ve o acılara karşı Allah’a isyan etmemesinden,” haşa, “Allah’a karşı daha boyun bükücü, daha sevgi dolu olmasından kendisini hissedecek” diyor Tevrat. Mühim alametlerden biri olarak belirtiyor; Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği olarak. Ve sıkıntıyla ve acıyla şiddetli imtihan edileceği belirtiliyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın. Tabii Musevi inancında, birçok Peygamberlerden daha üstün olduğu sayılırken, “Hz. Musa (a.s)’dan, Hz. İbrahim (a.s)’dan da üstündür” diyor, onların inancında öyle. Ama hadislerde, Hz. Mehdi (a.s) için; “birçok Peygamberden üstündür” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Ama sahabiden daha üstün olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Hatta “Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a), ona üstün olamaz” diyor, Peygamberimiz (s.a.v)’a sorulduğunda. ‘Allah’ın halifesi’ diye tesmi ediliyor, yani Peygamberimiz (s.a.v)’e tabi olan halifelere ‘halifet-i Resulullah’ deniyor. Mesela Hz. Ebu Bekir (r.a), ‘halifet-ül Resulullah’tır ama Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın halifesidir. Tevrat’taki o açıklamaları size daha sonra anlatayım, Hz. Mehdi (a.s)’a yönelik onların inançlarını da ayrıca anlatacağım. Evet, seni dinliyorum.
BETÜL HANIM: Yeşaya’dan 53/7’de söyle diyor Hocam; “o baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı, kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.” Tevrat’tan.
ADNAN OKTAR: Müthiş bir baskı yapacaklar. Mesela, kardeşimizin üzerine bir parça baskı gelmiş, feryat figan ediyor, görüyorsunuz. “Duygularım allak bullak, bu zor günde yardım edecek kimse yok mu? Rezil rüsva bu dünyada bedbahtça yaşamaktansa, ölmek istiyorum” diyor. Ki hafif bir baskı görmüştür. Hz. Mehdi (a.s), bu kardeşimizin gördüğü baskının milyonlarcasını görecektir ama onun imanının daha güçlenmesine vesile olacaktır. Ahirette de Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkarıyor; “bak, bunun çektiği acılar bu, çileler bu, siz ne çektiniz? Ne yaptınız? Onun, bu çektiği çileye karşı, Bana olan aşkı muhabbeti kat kat fazlalaştı, sizde isyan gelişti” şeklinde Allah onlara gösterecek ahirette, inşaAllah.
Mısır’dan çıkan adam çıktı, Şam’dan çıkacak adamlar çıktı; Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleriydi bunlar. Yani Hz. Mehdi (a.s) devrinde Şam’da, Suriye’de olacak olayları belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v). Aynısıyla çıkmıştır. Mısır’da adamı çok detaylı, o firavunu tarif ediyor, aynısıyla çıkmıştır; olaylar da tam Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi gelişiyor. Aklı başında, samimi olanlar hayretler içerisinde bu gerçekleri kabul etmeye başladılar. Mesela, Arif Aslan Hocamız normalde kabul etmiyordu ama sonra baktı ki hakikaten Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmiş. Ve çıktı, televizyonda söyledi; “Hz. Mehdi (a.s) zuhur etti ve şu an hayatta” dedi. Öyle bir şey demiyordu daha önce. “Daha var” diyordu veyahut “geçmiş” diyordu, o tarz üslupları vardı. Veya “şahs-ı manevidir” diyorlardı ama şu an alenen kabul ediyor.
BETÜL HANIM: Hocam uygun görürseniz, 10. yüzyıldan bir Musevi aliminin sözleri var.
ADNAN OKTAR: Evet, dinleyelim.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. 10. yüzyıldan bir Musevi alimi olan Yefed Ben Ali, Tevrat tefsirinde Kral Mesih’in acı çekmesiyle ilgili Tevrat’ın Yeşaya bölümünü, şöyle açıklıyor; “başlangıç olarak onun Kral Mesih’in doğumundan tahta çıkışına dek sürgünde olması tarif edilmiştir. Çünkü Yeşaya, onun yüce bir makamda olduğundan bahsederek başlangıç yapar, daha sonra dönüp esaret döneminde olacaklarla ilgili bilgi verir. Bu sayede bizim iki konuyu anlamamızı anlar, ilk olarak Mesih ancak uzun ve zorlu denemeler sonrasında en yüksek makama ulaşacaktır.
ADNAN OKTAR: Bak, “uzun ve zorlu denemler,” uzun, kırk yıllık bir denemedir. “Uzun ve zorlu,” yani “kimsenin tahammül edemeyeceği zorlu denemelerden sonra” diyor. Allah deniyor onu, Allah imtihan ediyor.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. “Sonrasında en yüksek makama ulaşacaktır.”
ADNAN OKTAR: İşte hateme velayet, hateme veli; yani gelmiş geçmiş en büyük veli oluyor.
BETÜL HANIM: “Ve ikincisi; bu denemeler ona bir tür işaret olarak gönderilecek ve böylece belalarla kuşatılmışken, davranışlarında saflığını koruduğunu gördüğünde, Mesih kendisinin beklenilen şahıs olduğunu anlayabilecektir.”
ADNAN OKTAR: Bak, “belalar onu kuşattığında” diyor, değil mi? Bir daha oku.
BETÜL HANIM: “İkincisi; bu denemeler ona bir tür işaret olarak, gönderilecek ve böylece belalarla kuşatılmışken, davranışlarında saflığını koruduğunu gördüğünde...”
ADNAN OKTAR: Evet, bir bozulma olmayacak karakterinde, kişiliğinde; bilakis daha iyi, daha güçlü, daha yaman olacak. O işte, onun Mehdiliğinin alametidir. “Saflığını koruyacak” dediği odur; yani temizliğini, iyiliğini, güzelliğini, kalitesini muhafaza ediyor ve geliştirmiş oluyor.
“Hz. Mehdi (a.s)’ın bacakları geniş, irice ve sağ bacağında beden renginin aksine bir iz bulunmaktadır.” İşte göğsündeki iz de bu tarz; daha koyu, cilt renginden daha koyu bir iz. “Hz. Mehdi (a.s)’ın sağ bacağında siyah bir iz vardır.”
BETÜL HANIM: Bir de, siz daha iyi bilirsiniz, önceki röportajınızda diz kapakları hakkında yeni bir hadisle karşılaştığınızı söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, “diz kapakları çıkıktır Hz. Mehdi (a.s)’ın” diyor. Çok şaşırtıcı, ne kadar detay veriyor. Bacak yapısı ayrı, bacağında beni, sırtındaki benleri… İnsanların diz kapağı bir kısmı dışa çıkıktır, bir kısmı düzdür, bir kısmı dışa çıkıktır. “Hz. Mehdi (a.s)’da diz kapakları çıkıktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Mesela bu çok acayip bir detay. “Hz. Mehdi (a.s)’ın iki omzu altında, yaprağa benzeyen bir iz bulunmaktadır.” Ben değil, iz; yani bir koyuluk. Cilt rengi beyazsa, orada daha koyu, daha siyah, geniş bir leke; “yaprak büyüklüğünde, ağaç yaprağı gibi büyük bir leke göğsünde olacak” diyor. Evet, ben seni dinliyorum.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir de yine Kral Mesih diye geçiyor Tevrat’ta, izin verirseniz onu da okuyabilirim. Abkat Rokel adlı ilmi eserde açıklanan ve çok eski bir kitap olan Pisikta’da Kral Mesih’in acı çekmesiyle ilgili çok önemli bir bölüm vardır. “Allah dünyayı yarattığında onun yüce arşından Mesih’i bir varlık olarak var etti, ona şöyle söyledi: ‘Benim kullarımı 6000 yıl sonra iyileştirip, kurtaracak mısın?’ O da (Kral Mesih) cevap verdi, evet yapacağım.”
ADNAN OKTAR: Bak, bu da Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi ile tam mutabık. Peygamberimiz (s.a.v), “6 bin yılı geçmiştir” diyor. Yani yedinci bin yılın içinde Hz. Mehdi (a.s) çıkıyor zaten. 6 bin yıldan sonra geliyor, bak yedinci bin yıl tam mutabık.
BETÜL HANIM: “Daha sonra Allah ona dedi ki: ‘Sonra eziyetlere sabredecek misin?’ Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Acılarımızı o (Mesih) yüklendi.’ Mesih O’na (Allah’a) cevap verdi: ‘Onlara sevinçle sabredeceğim.’”
ADNAN OKTAR: Bu yanlış olarak, Hz. İsa Mesih (a.s) için söyleniyor. Halbuki Kral Mesih içindir bu. Hz. Mehdi (a.s) çok acı çekecektir. Onlar da; “İsa Mesih (a.s) çarmıhta çok acı çekti…” Çarmıha gerilen Hz. İsa Mesih (a.s)’ı ihbar eden çakaldır. Ve bağıra bağıra, o azap içerisindeyken Allah canını almıştır. Hz. İsa Mesih (a.s) değildir o. Bu kısmı bir daha oku.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam. “‘Acılarımızı o (Mesih) yüklendi.’ Mesih O’na (Allah’a) cevap verdi: ‘Onlara sevinçle sabredeceğim.’”
ADNAN OKTAR: “Çileye, hakarete, iftiraya, baskıya, işkenceye sevinçle sabredeceğim” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliğidir. Bizim kardeşlerimizden bakıyoruz, daha yüzüne bir serinlik gelmiş olsa bile ciyak ciyak bağırıyorlar. Siz ne biçim Mehdi talebesisiniz, değil mi? Hz. Mehdi (a.s) sizin çektiğiniz sıkıntının milyonlarca mislini çekecektir ama o Allah’a olan sevgisini arttırıyor. Ve “sevinçle yapacağım” diyor.
BETÜL HANIM: Evet Hocam, “sevinçle sabredeceğim” diyor.
ADNAN OKTAR: “Sevinçle sabredeceğim” diyor, evet. Var mı başka anlatacağın?
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Haham Mosheh ha-Darshan şöyle söylüyor, diyor ki; “Mesih de aşkından dolayı tüm bu acıları ve sıkıntıları üzerine aldı. Çünkü Yeşaya 53’te şöyle yazılmıştır; ‘O baskı görüp eziyet çekti.’”
ADNAN OKTAR: Evet, Allah rızası için her türlü acıyı, her türlü ızdırabı Hz. Mehdi (a.s) seve seve yaşayacaktır ve Allah’a olan aşkını, muhabbetini daha artıran bir gerçek olacaktır. Bak Tevrat’ta 3000 yıl öncesinden Hz. Mehdi (a.s)’ın çekeceği acı belirtiliyor. “Bu sebeple de makamı yükseltilecek” diyor Allah. “O yüzden de dünyadaki en yüksek derecedeki veli olacak” diyor. Tevrat bunu söylüyor. Hadiste de Peygamberimiz (s.a.v) de aynısını söylüyor. Süre açısından da tam mutabıktır. “6 bin yıl sonra” diyor. Hz. Mehdi (a.s) da 6 bin yıl sonra, yedinci bin yılda gelmiştir. Aynıdır.
Mucem-ul Ehadisİmam Mehdi, cilt 4, sayfa 154; “Hz. Mehdi (a.s)’ın iki diz kapağı da öne çıkıktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Torununu baştan sona her tarafıyla tarif ediyor. Sırtındaki benin yerini tarif ediyor, göğsündeki beni söylüyor, ayağındaki beni söylüyor, diz kapağını söylüyor, yürüyüşünü söylüyor. Hepsini çok detaylı anlatmış. Mesela bak; “bacakları geniş” diyor. Çünkü vücut yapısı geniş Hz. Mehdi (a.s)’ın. Boydan boya geniş, alnı da geniş. Bir oransızlık yok yani, boydan boya geniş, omuzları da geniş. “Karnı geniştir” diyor, uylukları da geniş, dolayısıyla bacakları da geniş oluyor. Yani boydan boya geniş vücudu. Peygamberimiz (s.a.v) o detayı da anlatmış. Mesela sol bacağında değil, sağ bacağında, beden renginin aksine bir iz bulunmaktadır, sağ tarafında. “Yüzünde bir ben vardır” diyor ama sağda mı solda mı, onu belirtmemiş Peygamberimiz (s.a.v). “Alnında iz vardır” diyor; iz ayrıdır, ben ayrıdır. İz, bir yara izi, alnında küçük bir yara izi ama “yüzünde ise bir ben vardır” diyor. Omzunda Peygamber (s.a.v)’in alameti vardır, yani kalp hizasında mühür. Abdülkadir Geylani’de de var o, tam kürek kemiğinin üstünde, yani kalbine gelen yerde, şöyle güvercin yumurtası kadar küçük, siyah bir ben. Bu ahir zaman çok şiddetli olduğu için Allah Müslümanlara güç olsun diye, kolaylık olsun diye. Şu an mesela dünyada göğüs göğüse deccaliyetle Mehdiyet mücadele veriyor. Türkiye’de de Mehdiyet’le deccaliyet göğüs göğüse mücadele veriyor. Şu an bakın herkesin, bütün milletin gözü önünde iddia edilen Ergenekon terör örgütü tepeleniyor. Bu, Mehdiyet’in bir başarısıdır. İddia edilen Ergenekon terör örgütü deccal komitesiydi, deccaliyetin koruyucusu olan, deccaliyet sistemini savunan, onu ayakta tutmaya çalışan deccal ordusuydu, iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Allah onu yerle bir etti, “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman “ve imanlı millet, Kuran’ın ışığı ile hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Dördüncü devresindeyiz, dördüncü devresinin vaktini, tarihini de veriyor; tam dördüncü devresi geldi, bak cayır cayır çöktü, indi aşağıya. Yüz elli yıldan beri hiç kimse, mesela Abdülhamit de baş edemedi bunlarla ki o devirde olağanüstü güce sahipti Abdülhamit. Ama baş edemedi, hiçbir hükümet baş edemedi. Ama Mehdiyet devri gelince yerle bir oldu iddia edilen Ergenekon terör örgütü, daha da rezil rüsva olacaklar, göreceksiniz. “Kahraman ordu” diyor Türk Ordusu için, Bediüzzaman; hiçbir ordu için söylemez bunu, Bediüzzaman kimseden korkan birisi değil, delikanlıdır. Türk Ordusu için, “kahraman ordu” diyor, “ve imanlı millet, Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden,” yani hadislerden, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden, “anlaşılıyor” diyor. Net anlatmış.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz devam edebilirim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Edelim buyrun.
BETÜL HANIM: Davut oğlunun (Hz. Mehdi (a.s)) geleceği nesilde alimler aleyhine dava açılacak, bir imtihanın ardından bir başka imtihan gelecek.” (Talmut Kethuboth,112)
ADNAN OKTAR: Bakın o devirde, ‘Davutoğlu’ dediği, yani Hz. Mehdi (a.s), Hz. Davud soyundandır. “Hz. Mehdi (a.s)’ın devrinde alimler yargılanacak” diyor. Bakın, buyrun; alimler, hocalar hep yargılanıyorlar. İslam alemine bir bakın. Sürekli bir iftirayla, bir oyunla, bir üçkağıtçılıkla oyuna getirmeye çalışıyorlar ve onlara iftira atıp yargılanmalarına imkan sağlıyorlar.
Evet, Hocam şu hadisi de okuyun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, tabii; “Hz. Mehdi (a.s) çarşılarda dolaşacağı ve toplantılara katılıp insanlarla iç içe olacağı halde belli bir süre kimse onun Hz. Mehdi (a.s) olduğunu bilmeyeceklerdir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Bu işin sahibinin (Hz. Mehdi (a.s)’ın) Hz. Yusuf (a.s)’a benzerliği bulunmaktadır. Çünkü Hz. Yusuf (a.s) kardeşlerini tanımıştı, ancak kardeşleri onu gördükleri zaman, kendini tanıtıncaya kadar onu tanımamışlardı. Halbuki o (Hz. Mehdi (a.s)), onların çarşılarında gider gelir, toplantılarında halıların üzerine ayak basar. Allah’ın izniyle kendini tanıtıncaya kadar onlar onu, Hz. Mehdi (a.s) ’ı tanımayacaklar.”
ADNAN OKTAR: Çok acayip, bak; “Hz. Yusuf (a.s)’a benzerliği var” diyor bir kere. “Çünkü Hz. Yusuf (a.s) kardeşlerini tanımıştı, ancak kardeşleri onu gördükleri zaman, kendini tanıtıncaya kadar onu tanımamışlardı.” diyor. Hz. Yusuf (a.s) gibi iftiraya uğrayacağı, yine kadınlarla ilgili bir iftiraya uğrayacağı, hapis yatacağı… Demek ki gayrimeşru bir kadını bulacaklar ve deccaliyet onu teşvik ederek, Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerine salacak, onun vesilesiyle de Hz. Mehdi (a.s)’ı mağdur durumda bırakmaya çalışacaklar bunu anlıyoruz.
Çarşılara gideceği belirtiliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın ki ahir zamanda, şimdi, büyük çarşılar yeni oluştu. “Toplantılarında halılarının üzerine ayak basar.” Mesela bak, büyük oteller, büyük yerler hep halıdır, mesela daha önce böyle bir şey yoktu. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında halı yoktu kum vardı. Yani saraylarda falan da halı çok nadir kullanılıyordu. Ama şimdi her yerde geniş halılar kullanılıyor. Mesela bak burada da yer halı; çarşılara gidelim, her yer halı oluyor. Birçok yer halı, büyük oteller de böyle mesela, değil mi? Lüks yerlerde oluyor. “Halılarına ayak basar.” Bak, bu özel bir anlatım; “Allah’ın izniyle kendisini tanıtıncaya kadar insanlar onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) tanımayacaklar.” Şimdi, Hz. Mehdi (a.s), “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” demiyor ama Mehdiyet’le ilgili hadisleri anlatacak, oradan Hz. Mehdi (a.s)’ı anlamış olacaklar. Yani buradaki hadiste, “Allah’ın izniyle,” Allah ne zaman izin veriyor? Vakti geldiğinde. Daha önce izin veriyor mu? Yok. Ahir zamanda, son vakitte izin veriyor. “Kendini tanıtıncaya kadar,” yani o anlattığı hadislerde zaten kendisini anlatmış oluyor. O, istese de istemese de onu yapmış oluyor. “Onlar onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) tanıyamayacaklar.” Çünkü kimi şahs-ı manevi diyecek, kimi ruh diyecek, kimi geldi geçti diyecek. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s) konusunu yok etmek isteyecekler, ama Hz. Mehdi (a.s) hadisleri açık açık anlatacak, talebeleri anlatacak, sevenleri anlatacak ve Mehdiyet buram buram ortaya gelecek, insanların gözünde tütecek ve bilinecek, inşaAllah.
Cabir’den nakledilmiştir; “Hz. Mehdi (a.s),” bak, çok mühim bu da, “Hz. Musa (a.s)’ın ustalığına,” onun gibi yaman, Hz. Musa (a.s) gibi usta, “Hz. İsa (a.s)’ın güzelliğine,” Hz. İsa (a.s)’a benziyor; yani şemaili, yüz görünümü olarak Hz. İsa (a.s)’a benziyor, “ve Hz. Eyüp (a.s)’ın sabrına sahiptir.” Bütün Peygamberlerin bir özeti, mesela Hz. Eyüp (a.s) gibi çok şiddetli çile çekecek fakat insanlar hissedemeyecekler onun çile çektiğini; acı çektiğini hissedemeyecekler, fark edemeyecekler. “İsa’nın güzelliğine sahiptir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Hz. Musa (a.s)’ın da ustalığına, yani tabii burada çok büyük bir anlam var, onu sonra söylerim. Gerçi, bu biraz Cübbeli’nin heyecanını çok artıracak ama yine de anlatayım; masonlardan bir yazı geldi, yani bu en ileri derecede olan, üstat olanlardan, ‘A’ ve ‘O’ harfleri masonlukta kutsalmış, ‘A’ ve ‘O’, “‘A’ harfi, pergeli işaret ediyor bizim için” diyorlar. “‘O’ da, o pergelin çizdiği sonsuzluğu ifade ediyor” diyorlar, yani sonsuzluğu ve dünyanın nizama sokulmasını, dünyanın kontrol edilmesini, dünyanın idare edilmesini, genel olarak idareyi, yani dünyanın idaresini temsil ediyor. Ona benzer bir açıklamayı göndermişler. İncil’de de var; Alfa ve Omega geçer, yani ‘A’ ve ‘O’ harfleri. Hz. İsa (a.s) diyor; “Alfa ve Omega benim” diyor, yani sonsuzluk anlamında, ama tabii bu şöyle, onun tevil edip açıklanması lazım; Müslümanlar sonsuzluğu yaşarlar, sonsuzluk Allah’a aittir, ama Müslümanlar da sonsuz hayata sahiptir. Alfa ve Omega harfleri, yani onun vurgusunu o şekilde yapıyor. Tabi İncil’in bir kısım açıklamaları eğer tevil edilip Hıristiyanlara iyi anlatılırsa onların delalete düşmeleri engellenmiş olur, inşaAllah. Ama teslis inancı, tabii o olmaz. Allah’ın birliği çok açıktır, çünkü çocuk olsa bilir onu yani, üç tane Allah olmayacağı belli. Fakat bu arada böyle bir mason sırrı daha vermiş olduk, inşaAllah. Var daha anlatacaklarım da fakat şimdi birden anlatınca bazen ehl-i cehilin yanlış etkilenmesine sebep olabiliyor, onun için detaylı anlatarak izah etmek gerekiyor. Ben de yavaş yavaş anlatıyorum ki, iyi kavrasınlar diye.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir de şöyle söylüyor; “Mesih için şöyle yazılmıştır; Rab'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak. Bu O'nun (Allah'ın) ona (Hz. Mehdi (as)'a) salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir."” (Yeşaya, 11:2) (Talmud, Sanhedrin, 93b)”
ADNAN OKTAR: Bak, “cendere gibi sıkıntılar;” Hz. Mehdi (a.s)’ın beş dakikasına beş bin kişi dayanamaz, beş dakikasına. Yani öyle şiddetli imtihan olacak ama tabii insanlar asıl ahirette anlayacaklar. Oradan da Allah’a olan aşkını kavramış olacaklar. Hz. Mehdi (a.s) da kendisini o şekilde hissedecek diyor Tevrat’ta, inşaAllah. Allah’ın onu o kadar çok sevmesini nedeni odur; Allah’a asla isyan etmiyor, asla sevgisinde azalma olmuyor, bilakis sevgisi artıyor, muhabbeti artıyor, bağlılığı artıyor, Allah’a coşkuyla hizmette kararlı oluyor. Bu çok güzel bir şey.
BETÜL HANIM: Devam etmek istiyorum, inşaAllah izninizle; “Nedir uluslararasındaki bu kargaşa? Neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor. Rab’be ve meshettiği krala (Hz. Mehdi (a.s)’a) karşı. “Koparalım onların kayışlarını” diyorlar, “atalım üzerimizden bağlarını.” (Mezmurlar, 2)
ADNAN OKTAR: Demek ki bak, istibdat sistemleri Hz. Mehdi (a.s) devrinde yıkılacak, devletler; “Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanacaklar” diyor, açıkça Tevrat belirtiyor. Ve o istibdat, o müstebit azgın liderler artık teker teker gidecekler. Onun yerine demokrat, aklı başında, sevgi dolu, özgürlükçü liderler gelecekler ve onlar da “Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanacaklar” diyor Tevrat, 3 bin yıl öncesinden bildiriyor.
Evet, sevimli Yasemin, sen bize Kuran’dan bir ayet oku.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim; “Vema teşaüne illa enyeşaAllah.” “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” “İnnAllahe kane alimen hakima.” “Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel Arapçayı okuyuş şeklin, Arapça’dan Kuran’ı okuma şeklin çok güzel.
YASEMİN HANIM: Vesilenizle Hocam, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah ilmini artırsın, feyzini artırsın.
“Bazı sitelerde Hz. İsa (a.s)’ın gelmeyeceği yazıyor” diyor kardeşlerimiz, o önemli değil. Ehl-i sünnet inancında ve Şiilik’te Hz. İsa (a.s)’ın geleceğine inanmak vaciptir. Kütüb-ü Sitte’nin tamamında, sahih hadis kitaplarında, Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği mütevatir hadislerde belirtilmiştir. Mütevatir hadise inanmak zaten vaciptir, farzdır. Onun için onların ne dediği önemli değil. Bakın bizim sitelerimize, öğrenirsiniz, değil mi? Ahir zamanla ilgili sitelerimizde çok detaylı anlatıyoruz.
Evet, buyrun.
BETÜL HANIM: Hocam, bir kardeşimizin size mesajı var, izninizle okuyabilir miyim onu? Daha doğrusu, Ankara’dan kardeşlerimiz göndermişler; “Selamun Aleyküm çok muhterem Muhammed Adnan Oktar Hocamız. Hocam, sizleri çok büyük bir zevkle izliyoruz, imanımızın artmasına vesile oluyorsunuz, inşaAllah. Hocam, biz Ankara’daki Kızılay Batıkent hattındaki metrolara A9 TV’nin reklamlarını verdik, resimlerini gönderiyoruz, inşaAllah. Hürmetle ellerinizden öpüyoruz. Saygılarımızla.”
ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan, aslan, maşaAllah. Bakayım.
BETÜL HANIM: Resim de göstereyim. Burada metronun içerisine, maşaAllah A9 Kanalı’nın ilanını koymuşlar. Aynı şekilde diğerleri de.
ADNAN OKTAR: Güzel. Dünyanın en büyük televizyonu haline getireceğiz A9 televizyonunu. Herkes var gücüyle gayret etsin, en çok tanınan televizyon haline getirelim. Çünkü Türk-İslam Birliğini, İttihad-ı İslam’ı bu kadar alenen ve açıkça savunan hiçbir televizyon kanalı yok; yani dünyada tek. Mehdiyet’i gece gündüz anlatan başka hiçbir televizyon kanalı yok. İman hakikatlerini bu kadar coşkulu ve bu kadar detaylı anlatan ve bu kadar geniş zaman ayıran hiçbir televizyon kanalı yok. Ve bütün cemaatleri seven, grup taassubundan kurtulmuş hiçbir televizyon kanalı yoktur, bizim dışımızda. Herkesi kucaklayan, herkesi seven, herkesi bağrına basan, herkesi anlatan, hepsine imkan tanıyan, hepsini öven, hepsinden sevgiyle bahseden bir televizyon kanalı varsa bana söylesinler. Tabii ki onlarda güzel hizmetler yapıyorlar Allah razı olsun, ama bu bir fark, bu açık görülüyor, net inşaAllah. Onun için daha güzelleştirmek için el birliğiyle gayret edelim. Yani sırf benim yahut başka kardeşlerimizin gayretiyle olmaz, topluca gayretle olur, hepimize ait bir imkan bu. Ticari çıkar için olmuş bir şey değil, Allah rızası için, görüyorsunuz. Reklam almıyor, başka bir şeyi yok, müspet, olumlu. Şiileri sever, Bektaşi’yi sever, Alevi’yi sever, herkesi sever, bir ırkçı düşünce yok, Kürt’ü de, Çerkez’i de, Türk’ü de, Acem’i de, Arap’ı da, hepsi Allah’ın yarattığı kullar olarak çok sevilendir, A9 da bunu vurgular, inşaAllah. Barışçıl, sevecen, kan dökülmesine karşı, savaşa karşı, şiddete karşı, teröre karşı bir ruhu var; demokrat, laik, yobazlığa karşı, bağnazlığa karşı, hep iyilik ve güzelliği arayan, çalışkanlığı teşvik eden; sanatı, bilimi var gücüyle kucaklayan ve sürekli sanata ve bilime ciddi ağırlık veren sevecen bir tavrı var bu kanalın; bayağı güzel. Ekabirlik yok, büyüklük hissi yok, enaniyet yok, her şeyi ben bilirim kafası yok, herkese açık. Eleştiriye de açık, her türlü düşünceye, her türlü fikre karşı özgür bir yaklaşımı var, herkesin iyi olmasını isteyen bir yapı içerisinde. Komünist de iyi olsun istiyoruz biz, mason da iyi olsun, tapınak şövalyesi de iyi olsun; Hıristiyanlar, Museviler, hepsi iyi olsun; hepsi Müslüman olsunlar, hepsi Muhammedi olsunlar, hepsi kurtuluşa ersinler istiyoruz. Her partiyi kucaklıyoruz, partici değiliz; MHP’yi de seviyoruz, CHP’yi de seviyoruz, AK Parti’yi de seviyoruz, Büyük Birlik Partisi’ni de seviyoruz, Saadet Partisi’ni de seviyoruz, hepsi bizim vatandaşımız. Düşmanlık politikamız yok, bayağı güzel, inşaAllah.
Hocam, buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz, çok sevimli yavru baykuşlar var, onları gösterebilirim.
ADNAN OTAR: Bakayım.
Video - Sevimli baykuş yavruları
ADNAN OKTAR: Hocam, sen kapanış konuşmasını yap ben devam edeceğim.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. Programın tekrarını saat 23:00’dan itibaren A9 TV’de tekrardan izleyebilirsiniz, inşaAllah ve aynı zamanda Otağ TV Adana’dan da seyredebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Tekrar olacak, öyle mi?
BETÜL HANIM: İnşallah Hocam, akşam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, diyor ki Cenab-ı Allah, Secde Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım, “Derler ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, şu fetih,” bu hakimiyet, “ne zamanmış?"” 2041 tarihini veriyor, dünya hakimiyetinin tarihini veriyor, 2041’de tamamen bitmiş oluyor; yani dünyada Afrika’ya varıncaya kadar, işte Kuzey Kutbu’na varıncaya kadar her yere İslam hakim olmuş olacak. Bak, derler ki; “Eğer doğru söylüyor iseniz,” madem bu hadisler doğru, madem bu anlatımlar doğru, “bu fetih,” bu hakimiyet, “ne zamanmış” diye soruyor ehl-i küfür. Ebcedi tam 2041 tarihini veriyor.
Şunun, bunun ne dediği önemli değil; ahir zamanın bütün alametleri çıktı, 5 bin yıldan beri bu kadar alamet bir arada olmamıştır. Dünya tarihine bakın, özelikle son 3 bin yılı incelemek çok daha kolay, bakın, hiçbir şekilde bu alametler bir arada oluşmamıştır. İlk defa 1980’den sonra bütün Hz. Mehdi (a.s) alametleri ve Tevrat’ta geçen alametler de, hadislerde geçen alametler de, 30 yıl içerisinde tamamı oluşmuştur. Boşa ciyaklıyorlar, boşa; yani çırpınmaları Mehdiyet’i daha da geliştirir, başka bir şey olmaz. Bak, Ömer Çelakıl’ın programında, çocuk çok efendi terbiyeli ama çocuğu pek söyletmek istemiyorlar ona. Ama Arif Aslan Hocamız çıktı, bak ne dedi; “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta ve faaliyetine devam ediyor şu an” diyor. Çok tanınan bir Nur talebesidir ve büyük alimdir, çok itibar edilen bir insandır. Bir bildiği olmasa, bakın bir bildiği olmasa ve emin olmasa bunu söyleyemez, mahçup olacağı bir şeyi hiçbir insan söyleyemez, değil mi? Gayet ferah, gayet rahat, gönlü müsterih olarak bunu söylüyor. Ben nasıl kendimden çok emin söylüyorsam, o da kendinden çok emin olarak söylüyor. 10 yıl sonra hep beraber bakacağız. Gerçi bu stüdyoda olmayız 10 yıl sonra, daha geniş imkanlarımız olacak o zaman, daha hoş olacak, inşaAllah. Ve bütün dünya televizyonlarından naklen yayın olacak; altını çizerek söylüyorum, isterseniz bir granit taşın üzerine yazın, bütün dünya televizyonlarından aynı anda ve bütün radyolardan naklen yayın olacak. Böyle uydudan muydudan falan değil yani, ufak tefek bir olay olmayacak. Yazsınlar ufak bir kağıda, iliştirip saklasınlar. “Hocam demişti” dersiniz. Ne dersem çıkar, ne dersem; çünkü hadisle konuşuyorum, Muhbir-i Sadık Peygamberimiz (s.a.v) ne söylediyse hepsi doğru çıkar ve doğru çıkmıştır, inşaAllah.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...