BETÜL HANIM:Hayırlı günler sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri Programı’na hoş geldiniz. Konuklarımız Yasemin Hanım, Larissa Hanım ve Natalia Hanım.
Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocam buyrun.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam, izninizle. Şükrü Küçükşahin Hürriyet Gazetesi’ndeki yazısında; “Güneydoğu’da gelişen olaylar karşısında hükümetin sessiz kaldığını ve bu durumun, özerklik ilanı hükümetten onay mı buldu” kuşkusunu doğurduğunu söylemiş. “Güneydoğu’da BDP’nin özerklik ilan ettiğini, sandık kurulup binlerce insanın katıldığı ayrı seçimler yapıldığı, Diyarbakır’da toplanılarak ikinci bir parlamento görüntüsü yaratıldığını, ancak tüm bunlar karşısında Ankara’nın olaylara ilgisiz kaldığını, olayları görmezden geldiklerini, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın konu ile ilgili bir açıklama yapma gereği bile duymadığını” söyleyerek, “neredeyse Ankara özerkliği zaten onaylamış dense bile yeridir” ifadelerini kullanmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Ankara’nın yapabileceği bir şey, pek yok. Ankara ne yapabilir? Askere talimat verebilirler, polise talimat verebilirler, başka yapabileceği bir şey olmaz. Askeri çözüm olamayacağını, 30 yıldan beri 30 bin kere gördük. Askeri çözüm olmaz, polisiye çözüm olmaz, fikri çözüm vardır. Ankara da fikri çözüme girmek pek istemiyor, işin doğrusu bu, benim gördüğüm, anladığım o. Başka da bir yolu yok. Bunlarla ilgili halk, kardeşlerimiz dilekçe gönderecekler hükümete, genelkurmaya, ısrarla bunu söyleyecekler. Fikri mücadele şarttır, fikri mücadele ile bu konu hallolur, bunun dışında hallolmaz. Yani askeri çözüm olmuş olsa, en fazla bir yılda hallolurdu. 30 yıldan beri tırmanarak gelişti ve gittikçe bölgeye yayıldılar. Zaten şu an olayın çapını görüyorsunuz. Onlar geceli gündüzlü fikri çalışma yapıyorlar. Eğitim kamplarında, akademilerde, kendilerine göre isim vermişler. Çeşitli açık veya kapalı okullarda Marksist, Leninist, materyalist, Darwinist propaganda yapıyorlar, onun sonucunda bir din oluşuyor. Materyalist bir din, Marksist, Leninist bir din, bir inanç, bir ideoloji oluşuyor. Savundukları bir mezhep diyelim veyahut küfrün mezheplerinden bir tanesi oluştu. Ve bunlar buna iman etmiş, canını verecek derecede iman etmişler. Bu inancın yanlışlığının onlara öğretilmesi gerekiyor, anlatılması gerekiyor. İnancın dışında bir insan 2 bin metrelik dağın tepesinde, mağaranın içinde, elinde silahla beklemez. Çünkü onlara bir menfaat sunulmuyor, yani yiyecek içecek, nefsani hiçbir şey sunulduğu yok. Tek sunulan şey; ideoloji, bir inanç sunuluyor. Marksizme inanan insanlar hep böyle olmuştur. Yani çatışmaya girmişlerdir, savaş ortamı oluşturmuşlardır, Kamboçya’da, Vietnam’da, Laos’ta, Küba’da, her yerde bu kendini göstermiştir ve gerilla savaşı yapan, bu tip faaliyetlerde bulunan kişilere karşı hemen hemen hiçbir devlet başarı elde edememiştir. Gerilla savaşıyla, komünist terörle yapılan mücadelede netice alan bir devlet, ben hatırlamıyorum, yoktur. Belki tek tük var gibi görünse de, aslında işin doğrusu hiç yok. Ama fikri mücadeleyle yenme vardır, fikri mücadeleyle yenersin. Bunu biz geceli gündüzlü söyleyeceğiz, eninde sonunda bu kabul görecek. Gerçi biraz vakit alacak ama eninde sonunda kabul görecek. Adam dağda, mağarada bile gece gündüz Marks’ın kitaplarını okuyor, Lenin’in kitaplarını okuyor, Darwin’in eserlerini okuyor, kitaplarını okuyor. Gece gündüz Marksist, Leninist, Darwinist eğitim alıyorlar. O küçük çocuklara bile, polis taşlayan çocuklara bile gece gündüz, evlerde, sokaklarda, kahvelerde Marksist, Leninist eğitim veriliyor. Ve sonuçta bunlar Marksist öğretmenler, Darwinist, materyalist öğretmenler olarak toplumun içine girip, orada propagandaya devam ediyorlar. Bunu seyrederse bir millet, devlet, topluluk hata yapmış olur. Bizim milletimizin de seyretmeye niyeti yok. Bizim hükümetten de çok fazla beklentimiz olması biraz zor. Çünkü hükümet dini, İslam’ı anlatamaz. Yani Marksizm’e, Darwinizme, materyalizme karşı mücadele eder de edemez. Çünkü dünyada modeli yok, öyle görülen bir model yok. Bir devlet çıkıp ta İran dahil, Suudi Arabistan dahil, “biz Marksizm’e, Leninizm’e, Darwinizme karşıyız, anti Darwinist propaganda yapıyoruz” demiyor, diyemiyorlar. Suudi Arabistan’dan buraya alimler geldi, ben görüştüm, adamlar Darwinist, materyalist. “Ne gerek var, Darwinizme karşı mücadele ediyorsunuz” diyorlar. Yeşil komünist derlerdi bir ara, hem Müslüman hem komünist. Öyle bir kafa var bütün İslam aleminin büyük bir bölümünde. Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Filistin’de öyle bir kafa çok yaygındır, bilinir. Şimdi şimdi biraz gerilemeye başladı. Bizim yoğun faaliyetlerimizden sonra bu kafayı bırakmaya başladılar. Buna karşı yapılacak şey, bizi sevenlerin, kardeşlerimizin yoğun olarak hem faaliyetlerde bulunmaları hem de ilgilileri uyarmaları. Bir olur, iki olur, üç olur, beş olur en sonunda gerçek kabul edilecektir. Başka bir çözüm görünmüyor.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam. Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’ndeki yazısında şöyle demiş, Kürt sorununu, Kürtlerin Türklere yük olma yönüyle yorumlayan bir yazı yazmış; “Kürtlerin maddi olarak Türklere yük olmaları, batıda yaşayan Türklerin ödediği vergilerle doğudaki insanları da madden sırtlanması gibi konuların Türkleri giderek kızdırdığını, Türklerin hep veren, Kürtlerin de hep alan kişi olduğu bir teraziyle bu sorunun çözülemeyeceğini” söylemiş. “Bu nedenle eğer özerk yönetim kurulacaksa ya da federasyon olacaksa da, bunun devletin yardımıyla olamayacağını, çünkü batıda yaşayan Türklerin bunu kabul etmeyeceğini” de belirtmiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Güneydoğudaki kardeşlerimiz bizim canımız, gani gani helal olsun, gani gani helal olsun, az bile. Oranın şartları müsait değil, benim halkım, oradaki kardeşlerim fakirse, onun suçlusunun kimler olduğu belli. Biz oradaki annelere bakacağız, bakarız. Çocuklara bakacağız, ayakkabısız o çocuklar, onlar benim kardeşim, benim milletimin fertleri ve Müslüman evladı. Perişanlar, tabii ki bakacağız, onlar bizim canımız. Çok az bile veriliyor, çok daha fazla verilmesi lazım. Yiyecekler, içecekler, en az bizim ayarımızda olması lazım. En güzel evler onlara layık. Adamlara anlatamıyoruz kardeşim. Güneydoğu’daki adamlar “kardeşim bizi bırakın biz burada rahat yaşayalım, biz ayrı ırktanız, bizi bırakırsanız anamızın çorbasını içer, yan gelir yatarız” diye bir olay yok. Adamlar; “arkadaş biz komünistiz” diyor, komünist olduğunu söylüyor, Allah’sız, kitapsız olduğunu söylüyor. “Allah’a, dine, mukaddesata savaş açtık ve dünyayı komünist yapacağız, Marksist, Leninist, materyalist görüşe sahibiz. Rusya komünizmi dünyaya hakim edemedi biz edeceğiz, yarım kalan bu hesabı bitireceğiz, olay bu kadar basit” diyor. Bölge de gerilla savaşına son derece müsait yani arazi son derece müsait. Halkı da propagandayla ve korkutarak etkileri altına aldıkları için epey bir kısmını, gerilla savaşının aşağı yukarı bütün imkanlarını elde etmiş durumdalar. Çünkü gerilla savaşında halk desteği gerekiyor. Halkı korkutarak elde etmişler bunu, büyük bir bölümünü elde etmişler. İstihbarat sorunları yok, lojistik sorunları da yok, yiyecek, içecek, her şeyi çok rahat sağlıyorlar. İstihbaratı da çok rahat sağlıyorlar. Mesela ben bir gün bir film seyrettim, internetten film indirdim. Komutanlar askeri operasyon yapıyor, naklen yayın var. Komünistler, şu anda paşa ilerliyor, şunu yapıyor diyor. Konuşmalarını veriyor, askerlerin konuşmalarını, paşanın verdiği talimatları söylüyor. Şunu söylüyor şu an diyor, naklen yayın yapıyor adam, anlatıyor. O kadar içine girmişler olayın. İstihbarat sorunları da yok adamların. İlaç sorunu da yok. Eğitilmiş adam, komünist adam, Allah’sız, kitapsız olduğu için gözü döner. Yani ölmek ve öldürülmek, bir komünist için hiçbir şey değildir, hiçbir anlamı yoktur. Adam öldürmek, bir karınca ezmek gibi. Karınca ezmek bile onlar için daha zordur belki. Böcek gibi görür insanı, çok çok rahat öldürür. Kendinin ölümü de onun için hiçbir şey değildir. Çünkü ölümden sonra hayata inanmıyor, zaten ölmek istiyor. Ölme ve öldürme bir komünist için en kolay, en çok istediği olaylardan bir tanesidir. İkisine de tutkuyla istek duyar, hem ölmeye hem öldürmeye çok şiddetli istek duyar komünist, bu PKK. Ve bunların Marksist, Leninist eğitimle artık beyinleri uyuşmuş durumda. Uyuşmuş derken, o bağnaz inancın, içine girmiş durumdalar. Şimdi farz edelim orayı komünist yaptılar Allah esirgesin, haşa neuzibillah, Allah korusun, yaptılar “oh ne kadar rahat oldu ya, bak, bölgeyi ele geçirdik. Şimdi rahat rahat yemeğimizi yiyelim. Şu Türkiye’yle de bağlantımız koptu” diyecekler. Kaval çalacak, koyun güdecek, işine gücüne… Böyle bir şey olmaz. Adam onun için mi kendini öldürtürdü, onun için mi bu kadar mücadele verildi, onun için bu eğitim yapıldı? Komünizmde devrimin sonu yoktur. Komünist mücadelenin sonu yoktur. Tez, antitez inancı vardır, sürekli maddede çelişki inancı vardır. Toplumda çelişki inancı vardır ve komünist mücadele hiçbir şekilde durmaz. Komünizmde, devrim ihracı vardır. Adam orayı komünist ettiğinde, ikinci aşamaya geçer. Civar çevreleri komünist yapmakla mükelleftir o. Çünkü bakın, halkları hedefleyen bir düşüncedir bu. PKK sırf Kürt komünizmi değildir. Yani Kürtleri komünist yapmak için PKK kurulmuş değil. Komünizmde ırk yoktur zaten. Öyle bir düşünce yoktur komünist düşüncede. Yani ırk kabul etmez komünist. Dünya halkları ve proletarya vardır. Ezilen halklar düşüncesi vardır. Dolayısıyla Türkiye’ye de sirayet edecektir, her yere sirayet edecektir. Ve her yeri vurmaya kalkacaklardır. Orada büyük bir süper devlet kurmayı düşünüyorlar. Ermenistan’la da birleşip, Ermenileri tabii o anlamda kaale alan değil de yani rahat hareket edecekleri bir alan meydana getirmeyi düşünüyorlar, Ermenilerin rahatça yerleşebileceği gibi. Yoksa onlara bir sınır hakimiyeti verme ayarında değil. Çünkü onlarda, “biz halk” diyor. Yani halklardan bir halk. Ermeni halkı gelsin istedikleri gibi yerleşsin, orayı da komünist yapmayı düşünüyorlar, Ermenistan’ı. Zaten daha önce komünistti onlar. “Nerde kalmıştık?” dedirtecekler. Zaten bir nevi komünist idare ile idare ediliyor Ermenistan şu an. İçerden de bunları destekleyen Türkiye’de çok fazla komünist var. Yani PKK’yı destekleyen eski komünistler var, eski Maocular var. Yani bir komünist kolay kolay vazgeçmez komünistlikten. Yine komünistliğe devam eder o. Sadece renk değiştirmiş kabuğunu kapatmıştır, zemin müsait olmadığı için, başka bir stile girip mücadelesine, yani bir kamuflaj hareketidir o. Araziye uymuştur. Yine devam eder iki ileri bir geri gider. Marksist, Leninist düşüncenin, Lenin’in bir taktiğidir bu. “Bir çekici vurduğun vakit çekiç itilmez” diyor. “Sürekli bastırılmaz. Çekici yukarıya kaldırırsın darbenin daha iyi vurulması için” diyor. Onların yaptığı da budur. Bir kere devlet bunu kabul edecek, yani komünizm diye dünyada büyük bir bela var, deccaliyet var. Deccaliyete karşı Mehdiyet’in dışında bir mücadele metodu yoktur ve mutlaka mağlup olunur, deccaliyete karşı Mehdiyet ile karşılık verilmezse. Yani ikinci bir yol yoktur, dünyanın neresinde olursa olsun yenilirler. Mesela şimdi bakın Avrupa’da ekonomik kriz başladı. Ekonomik krizin sonunda dayanamayıp komünist olurlar. Yani çıkarcı adamların, materyalist adamların yapacağı budur. Yani sürekli bu liberal ekonomiyle, kapitalist ekonomiyle baş edemeyince, komünizme dönerler. Şu an komünizmin zeminini hazırlamaya çalışıyor derin dünya devleti. Ekonomik krizi, derin dünya devleti çıkarıyor. Onun sonucunda, ekonomik krize dayanamayan Avrupa’yı, onları da komünist yapmayı düşünüyorlar. Türkiye’de ekonomik kriz çıkarmaya kalktılar, Mehdiyet’in bereketiyle buraya dokunamıyor ekonomik kriz. Bir mucize olarak dokunamıyor. Yani özetle toparlayacak olursak, komünizme karşı Türkiye çapında, dünya çapında büyük bir seferberlik gerekiyor. Bunun dışında bir mücadele metodu olmaz. Bilimsel, ilmi mücadele gerekiyor. Yani ağlamalar, bağırmalar, gece gündüz bütün televizyonlarda PKK’nın yaptığı eylemler anlatılıyor, ama her gün. Otuz yıldan beri televizyonlarda bu var, her gün. Her gün cenazeler, her gün bombalama haberleri, her gün PKK’dan bahis. Abdullah Öcalan’dan bahsedilmeyen bir gün, PKK’dan bahsedilmeyen bir gün yok. Örgütün istediği de bu işte. PKK’nın istediği de bu. Bunun durdurulması için, karşı ilmi propagandanın dışında hiçbir yol yoktur. Bir kere devletin yapacağı ilk başta, Darwinist propagandayı bütün okullarda her yerde durdurmak. TRT’de de durdurmak. TRT’nin Darwinist propaganda yapmasına devlet müdahale etsin, durdursun. Lise, üniversitede resmi olarak Darwinist propagandası yapılmasın. Yapılıyorsa da, cevabıyla beraber yapılsın. İlmi cevabı verilsin. Tek yanlı propaganda yapılırsa, komünizmin ana zeminine ait bilgi akışı, ana felsefi zemin hazırlanmış olur. Onun üstüne komünizmi kurmak artık çok kolaydır. Bir insan materyalist, Darwinist düşüncedeyse yani onun zaten komünist olmaması için hiçbir neden yok ki artık. Yani materyalizme, Darwinizme samimi olarak inanıyorsa, tez, antitez, senteze inanıyorsa, diyalektik yapıya inanıyorsa, dünyada diyalektik bir sistemin olduğuna inanıyorsa, tamam işte komünist o zaman zaten, komünist olur. Başka ne olsun. Başka bir yol yok ki onun için. Olacağı şey komünisttir. Bütün çekirdek noktada, Darwinizm etrafında dolaşıyor. Darwinizmin ezilmesi konumunda, komünizm buhar olur. Komünist düşünce olmaz. Bize böyle deliler gibi saldırmalarının, bana böyle deliler gibi saldırmalarının kökeninde Darwinizmi ezmem var. Bakın, dünya çapında saldırıyorlar. Türkiye’de de böyle onların hampaları üçkağıtçıları iti kopuğu çakalı, hepsi köpek gibi üzerime saldırıyor. Saldırsınlar, evelAllah, coşarız. Ulubatlı Hasan gibi. Yani yarar geçeriz. Öyle bir sorun yok. Zaten onlar benim ilacım, onlar bana saldıracak, bende onları ezeceğim. Zevki orda o olayın yani, o büyük bir nimet. Yani o bir nimet olarak Allah tarafından veriliyor. Darwinizmin, materyalizmin ezilmesinde, devletin bize yardımcı olması lazım. Onun dışında çıkıp böyle “bunların yaptığı edepsizliktir, terbiyesizliktir, bu bir terör hareketidir”, Allah Allah, zaten adam diyor “ben teröristim” diyor, “Leninizm’in gereği bu” diyor, “bu terör hareketidir” diyor, “karşımıza kanla çıkıyorlar” diyor. Adam zaten “benim yöntemim bu” diyor yani “inancım, benim dinim bu” diyor. Adam dininin gereğini yapıyor. Markisizim dininin ritüellerinden birisi budur, ibadet şekillerinden bir tanesi budur. Biz nasıl namaz kılıyorsak, onlarında namazı da cinayettir. Adam öldürmektir, bombalamaktır. Yani onların inancı da budur, putperestlerin inancıdır bu. Buna karşı, karşı eğitim, şefkatle, bilimle, sanatla, akılla karşı eğitim gerekiyor.
“Sayın Muhammed Adnan Hocam. Size çok teşekkür etmek istiyoruz” Allah razı olsun. “Sizin yayınınızın vesilesiyle, Allah’ın izniyle çok şey öğrendik. Birde sizden almış olduğumuz kitaplar çok muhteşem, herkese tavsiye ediyoruz. Ekte, bir imsakiye yaptık, bunun Bayram yeri bölgesinde, Denizli’de halka dağıttık, bu şekilde A9 yayınını Denizli halkına tanıtmak istedik. Allah’a emanet olunuz. Ahmet Önder Öztunç.”
BETÜL HANIM:İmsakiyeleri gösterebilirim Hocam, eğer uygun görürseniz. Bu şekildeydi kardeşlerimizin yaptığı imsakiyelerimiz.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah, çok güzel. Hem Allah’ı anmalarına vesile oluyorlar hem imsakiye var, hem A9’u tanıtmak açısından çok iyi. Bayağı güzel.
Azerbaycan’dan bir kardeşimiz yazmış. “Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi.” Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ahir zamanda insanların en sevimlilerinden olan nur yüzlü” en yakışıklılarından olan diyelim, “değerli Muhammed Adnan Hocam, sizi ve talebelerinizi çok seviyoruz. Efendim, vesilenizle namaz kılıyor, oruç tutuyorum ve Kuran okuyorum. Sizin kitaplarınızı tanıdığım herkese tavsiye ediyorum. Her namazda ittihadı İslam için Allah’a dua ediyorum.” MaşaAllah. “Azerbaycan’dan Fuat.”
Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam, bizi izleyen hanım kardeşlerimizden birinden size mesaj var inşaAllah. Çocuğunun da resmini göndermiş. “Merhaba Sayın Adnan Hocam. Akşamları 2 yaşındaki oğlum Eren Kuzey ile sizi dinlemekten ve bir şeyler öğrenmekten dolayı çok mutluyuz. Size resimlerini yollamak istedim, özellikle siz çıktığınızda resimde de görüldüğü gibi TV’ye yapışarak sizi seyrediyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Acayip şeker, acayip tatlı. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin, sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik versin, afiyet versin. Acayip şeker, maşaAllah.
Hocam buyrun.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Kaya midyelerinin güçlü yapışkanları hakkında bilgi veriyorum, resimlerini de gösteriyorum. Kaya midyelerinin kullandığı yapışkan, dünyadaki en güçlü yapışkanlardandır.
ADNAN OKTAR:Japon yapıştırıcı gibi yani.
BETÜL HANIM:Evet Hocam. Suyun içerisinde olup ta bu derece güçlü yapışan bir yapışkan madde henüz elde edilememiştir. Karidesler ve yengeçlerde midyelere benzer bir yapışkanla kendilerini baş aşağı yapıştırıp, ayaklarıyla yemeklerini yakalarlar. Fosil kayıtları 400 milyon yıldır kaya midyelerinin bu yapışkanı kullandığını gösteriyor aynı zamanda. Resimleri de örneğin şu şekilde. Bunlar kaya midyeleri.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. O nedir? Midyeye midye mi yapışmış ayrıca?
BETÜL HANIM:Sanki. Estağfirullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Üzerlerinde küçük midyeler var gibi gözüküyor.
ADNAN OKTAR:Ailece böyle mutlu hayat yaşıyorlar demek ki.
Şeyh Yusuf Estes Hocamız’ın bir videosu varmış. İkinci bölümü, onu seyredelim.
VTR - Şeyh Yusuf Estes Hocamız
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biz, inşaAllah, Allah’ın izniyle, hakkı, hakikati anlatmaya devam edeceğiz. Marksist, komünist düşünceyi ezeceğiz. Neyle? Fikirle, sanatla, bilimle, sevgiyle, iyilikle, güzellikle. İkna ile. Dinde zorlama yoktur. Yobazların yaptığı gibi böyle, kafa göz yararak değil. Kepazelik çıkararak değil. Akılla, sevgiyle, bilimle, inşaAllah.
Genellikle internet akışı bizde çok iyi. Yani internetten film seyretmeleri de çok kolay. Ben çünkü birçok yerde kontrol ettim bayağı net, çok güzel. Diğer sitelere göre kalitesi çok yüksek.
ADNAN OKTAR:Biraz ara verelim, 45 dakika sohbet ederiz, inşaAllah.
BETÜL HANIM:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Necla Ekizoğlu Hanımefendi; “Hocam” diyor “ben sizinle görüşmek istiyorum.” Telefon numarasını da vermiş. Türkiye’ye gel, Türkiye’de görüşelim. Amerika’daymış. Telefonda ne görüşeceğiz, buraya gelsin görüşelim, inşaAllah.
“Merhaba Sayın Adnan Hocam, akşamları iki yaşındaki oğlum Eren Kuzey sizi dinlediğinden, bir şey öğrendiğinden dolayı çok mutluyuz.” O demin gördüğümüz. “Size resimlerini yollamak istedim. Özellikle siz çıktığınızda resimlerde görüldüğü gibi Tv’ye yapışarak seyrediyor ve sizi çok seviyor” diyor. “Komik olan ise siz değil de Cübbeli çıktığında ise Cübbeli’yi gördüğünde ağlamaya başlıyor” diyor. Çocuk gıcık oluyor demek ki. “Allah sizin ve talebelerinizin, bizlere bu kadar emek harcayıp bir şeyler öğretmesinden dolayı yollarınızı açık etsin. Sayenizde ne güzel iman hakikatleri öğreniyoruz. Öğrendikçe vesilenizle imanımız daha da kuvvetleniyor. Dua ediyorum ki oğlum da sizi seyrederek büyüdüğünde, ileride talebelerinizden biri olsun, sizler gibi hayırlı insanlar olsun. Hepimize sağlıklı ve kolaylıklar diliyorum Cenab-ı Allah’tan.” Selma Özgül Hanım.
Dün Tevrat’tan okuduğumuz hususlar, hadislerle de, onların bir kısmı mutabık. Onlar çok ilginç. Onları bir yeniden tekrar edelim, inşaAllah. Başka sen ne anlatıyordun?
BETÜL HANIM:Güney Kore’de bir sel olmuş, uygun olursa onu gösterebilirim.
ADNAN OKTAR:Seller, depremler, anarşi, terör, hepsi ahir zamanda acayip yoğunlaştı. Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar da devam edecek. Evet, seyredelim, bakalım.
BETÜL HANIM:Seoul’de olmuş bu. Toprak kaymalarında altmışa yakın kişi ölmüş ve 12 kişide kayıpmış Hocam. 28 Temmuz’da oldu bu, yakın bir zamanda.
ADNAN OKTAR:Felaketler her yerde, mesela, Amerika Birleşik Devletleri’nin, insani yardım görevlisi olan hanımefendi diyor ki: “Somali’nin güneyinde, son 90 günde 5 yaşın altında, 29 binden fazla çocuk, açlıktan öldü” diyor. Bunun sorumlusu kim? İttihad-ı İslam’ı savunmayanlar. İttihad-ı İslam 570 yıl sonra diyenler, şahs-ı manevidir diyenler, örtbas etmeye çalışanlar ve İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni durdurmak için, var gücüyle gayret edenler. Kimse bunlar, bu çocukların sorumlusu da onlar olmuş oluyorlar, bir yönüyle. Onun için ellerini vicdanlarına koyacaklar, en kısa zamanda İttihad-ı İslam olması için, Türk İslam Birliği’nin olması için Allah’a dua edecekler. En azından Türk İslam Birliği’nin aleyhinde faaliyet yapmasınlar. İttihad-ı İslam’ın aleyhinde faaliyet yapmasınlar. “Yok şahsı manevi, yok beş yüz yetmiş yıl sonra, yok ruhtur, yok işte ölmüştür işte başkasının ruhuna girmiştir” gibi milleti, insanlarımızı oyalayacak, onları bu hayırlı faaliyette canlı mücadele etmekten alıkoyan bir tavırdan kaçınacaklar. İstirham ediyoruz.
BETÜL HANIM: Uygun görürseniz haberi de gösterebiliriz, inşaAllah. “Somali’de 5 yaş altı 29 bin çocuk öldü” haberi.
ADNAN OKTAR: Silahlara verecekleri, mesela bir el bombasına verecekleri para bile bu çocukların bir aylık yiyeceğini karşılar. Bir aylık yiyeceğini, bir el bombası. Hem de el güzel şartlarda, bir roket parasına, mesela bir havan mermisi parasına aylarca beslenebilirler. Silah sanayinin tamamen kaldırmak lazım. Bütün dünyada silahların yasaklanması gerekiyor. Silaha ayrılacak parayı, olduğu gibi bu gariplerime, bu güzel insanlara, fakire, fukaraya dağıtmak lazım.
BETÜL HANIM: Beyan Dergisi’nde Ekim 1990 tarihli yayınında, “içinde yaşadığımız devrin ahir zaman olduğunu, kıyametin eşiğinde olduğumuzu” yazmış. Şu şekilde yazı; “Cemiyet ve ferd hayatının ahlaki değerlerden yoksun kalması zina, zulüm, haksızlık, emanete ihanet, adam öldürme gibi cemiyet temelini sarsan vakaların sıradan olaylar olarak yaşanması gösteriyor ki, beklenen vakit yakındır. Bütün değerlerin maddeye endekslendiği, bütün sorunların madde ile çözüme kavuştuğu ve az bir maddiyat karşılığında, dünyanın satıldığı zaman birimi elbette ki son zaman dilimidir. Kuran, 1400 sene önce ‘kıyamet yaklaştı’ buyurmuştur. Bu sözün söylendiği günden bugüne on dört asır geçtiğine göre, kıyametin şimdi yaklaşmış olması daha yakındır. Zaten zaman ahir zamandır. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) ile başlayıp, kıyamete kadar geçen zamana, ahir zaman yani son zaman denilmektedir. Biz kıyametin eşiğinde bulunmuş oluyoruz.”
ADNAN OKTAR: Bunu Cübbeli söylüyor dergisinde, sonra da “demedim, haberim yok” diyor. Mahmut Hocamız’ın, Cübbeli’nin tasdikiyle çıkan yazılar bunlar.
BETÜL HANIM: Yeşaya 53’de, inşaAllah. “O,baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) çok çile çekse de, acı çekse de onun yaygarasını yapmayacak. Son derece tahammüllü bir insan, bunu görüyoruz. Ama normal bir çile değil, çok şiddetli çile çekecek, fakat hiçbir şekilde sezdirmeyecek. Onun velayetinin bir alametidir.
BETÜL HANIM: “Onuncu yüzyıldan bir Musevi olan alim olan bir Yefet ben Ali Tevrat tefsirinde Kral Mesih’in acı çekmesi ile ilgili Tevrat’ın Yeşaya bölümünü şöyle açıklıyor; “Başlangıç olarak O’nun, Kral Mesih’in doğumundan tahta çıkışına dek sürgünde olması tarif edilmiştir. Çünkü Yeşaya O’nun yüce bir makamda olduğundan söz ederek başlangıç yapar. Daha sonra dönüp O’nun esaret döneminde olacaklarla ilgili bilgi verir. Bu sayede bizim iki konuyu anlamamızı sağlar. İlk olarak Mesih ancak uzun ve zorlu denemeler sonrasında en yüksek makama ulaşacaktır. Ve ikincisi bu denemeler bir tür işaret olarak gönderilecek ve böylece belalarla kuşatılmışken, davranışlarında saflığını koruduğunu gördüğünde, Mesih kendisinin beklenilen şahıs olduğunu anlayabilecektir.”
ADNAN OKTAR: Çok soylu ve kaliteli bir insan olacak. Bütün acılara, çilelere karşı efendice, güzel bir karşılık verecek, Allah’a olan sevgisi kat kat artacak. Onu bir güzellik ve nimet olarak görecek. Saflığını koruyacak demek odur. Arı ve duru, halis karakterini, yüksek, soylu karakterini devam ettirecek. Sürgünde olmasından kasıtta; o, demek ki bir yerde, bir ülkede yurt dışına çıkışı yasaklanacak. Çıkışı yasaklandığında Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e, Peygamberlerin yaşadığı beldelere giremeyecek, gidemeyecek, engellenecek, bir süre öyle sürgünde kalmış olacak, sonra o sürgün kalkacak ve Mekke’ye, Medine’ye de, Kudüs’e de gidecek. Bunu anlıyoruz, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Abkat Rokel adlı ilmi eserde açıklanan ve çok eski bir kitap olan Pisikta’da Kral Mesih’in acı çekmesi ile ilgili çok önemli bir bölüm vardır. “Allah dünyayı yarattığında, yüce arşında Mesih’i bir varlık olarak var etti. Ona şöyle söyledi; “Benim oğullarımı, (kullarımı), altı bin yıl sonra iyileştirip kurtaracak mısın? O da, Kral Mesih’e cevap verdi; “Evet yapacağım.” Daha sonra acılarımızı o yüklendi.” Yeşaya’da, yine Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın, acılarımızı yüklendi derken; bütün insanların çektiği acıdan hiçbir insanın dayanamayacağı bir acıyı ve çileyi bu mübarek insan çekecek ve saflığını Allah’a olan sevgisini, muhabbetini coşkuyla devam ettirecek ve insanlar bunu sezemeyecekler. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir vasfıdır, gizli vasfıdır bu. Özel bir vasfıdır, bilinmeyen. Peygamberimiz (s.a.v.), “Hz. Eyüb (a.s)’a benzer” diyor. Muazzam çile çekiyor, fakat insanlar sezemiyorlar, fark edemiyorlar. Altı bin yılda, dün de söyledim. Çok net mucize, çünkü yedinci bin yılda Hz. Mehdi (a.s) göreve başlıyor, bizim de söylediğimiz o, hadislerin de söylediği o, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de söylüyor. “altı bin yıl geçmiştir, dünyanın ömrü yedi bin yıldır” diyor. Başka bir hadisinde de; “beş bin altı yüz sene geçmiştir.” Yani “yedinci bin yıla girilmiştir” diyor. Şöyle yedinci bin yıla girilmiş oluyor: Yedin binden, beş bin altı yüzü çıkardığımızda kalan rakam onu veriyor, hicri bin dört yüzü veriyor. Bin dört yüzle, bin beş yüz arasına açıkça işaret edilmiş oluyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu vakti çok net vermiş oluyor. Bin dört yüz yılı o kadar net vurgulamış ki ve o kadar açık ki şu an bin beş yüzde de artık icabet ömrünün bittiğini açıkça görüyoruz. Bunun ehli sünnetin tamamı savunuyor, hepsi anlatıyor. Bir tek İmam-ı Hanbel, Bediüzzaman, Elmalılı Hamdi değil, hepsi anlatıyor. Bir de baktı ki Cübbeli de çok detaylı anlatıyor. Haftalarca, aylarca bunu anlatmış. Kendi dergisinde, Beyan’da bu yedi bin yılı çok kapsamlı anlatmış. “Dünya’nın ömrünün de hicri bin beş yüzden sonra biteceğini, bin beş yüzden sonra kıyamet beklendiğini, hatta 1545 gibi kıyametin beklendiğini” açık açık anlatmış. Sonra da biliyorsunuz, sekiz çizmeye başladı; “benim haberim yok.” Önce, “7 bin yılla ilgili hadis yok” dedi Haber Türk’te. Fatih Altaylı’yı görünce, ona yaranmaya kalktı kendince. Sonra başka bir programda da, “evet var” dedi, Arapçasıyla söyledi. Niye orada yok diyorsun?
Bakın, “Allah dünyayı yarattığında yüce arşına Mesih’i bir varlık olarak var etti” Hz. Mehdi (a.s)’ı. Ona şöyle söyledi; “Benim kullarımı 6 bin yıl sonra iyileştirip kurtaracak mısın?”, bakın iyileştirip; hastalıklardan, maddi ve manevi hastalıklardan kurtaracak. “O da cevap verdi”, yani Kral Mesih. Bak, kalu belada söz veriyor, misak veriyor. Dünyaya gelmemiş, daha dünya kurulmamış, ruhlar aleminde Allah’a misak veriyor Hz. Mehdi (a.s). “’Evet yapacağım’. Daha sonra Allah ona dedi ki; ‘Bundan sonra eziyetlere sabredecek misin?’” Kalu belada ‘Sana eziyet edilecek, sabredecek misin?’ diyor. “Çünkü şöyle yazılmıştır; ‘Acılarımızı o yüklendi’” Yeşeya 53:4. “Mesih (Hz. Mehdi (a.s)) O’na cevap verdi; ‘Onlara sevinçle sabredeceğim.’” ‘Çilene sevinçle sabredeceğim’ diyor, imanı artarak, coşkuyla, bütün çileye. “Mesih de aşkından dolayı”, Allah aşkından dolayı “tüm bu acıları ve sıkıntıları üzerine aldı. Bakın, sırf acı değil, sıkıntı da veriyor Allah. Bir insana, binlerce insanın dayanamayacağı bir acı ona yükleniyor, o rahatça kaldırıyor, maşaAllah. “Acıları ve sıkıntıları üzerine aldı, çünkü Yeşeya 53’te şöyle yazılmıştır; zulüm görüp, eziyet çekti.” “Davutoğlu’nun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) din alimleri aleyhinde (din alimleri aleyhinde) davalar açılacak.” ‘Hapishanelere gönderilecekler, yargılanacaklar’ diyor Tevrat’ta. 3 bin yıllık bilgi bakın bunlar, 3 bin yıllık. 6 bin yıl sonra olacak bilgiyi veriyor Tevrat, 6 bin yıl sonra. “Bu imtihanın ardından başka bir imtihan gelecek.” ‘Sürekli imtihanlar; çile ve zorluklar devam edecek’ diyor Hz. Mehdi (a.s) için. “Mesih için şöyle yazılmıştır; Rabbin ruhu, bilgelik ruhu” Allah ruhundan üfürüyor üstüne. “Bilgelik ruhu” bilge bir insan olacak. “Anlayış ruhu” çok anlayışlı olacak.” “Öğüt ve güç ruhu” mükemmel bir öğüt ruhu ve mükemmel bir güç ruhu olacak, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle “ve Rab korkusu (Allah korkusu) ruhu Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerinde olacak” Tevrat diyor. “Bu O’nun Hz. Mehdi (a.s)’a salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir” diyor. Bakın, cendere gibi sıkıntılar veriyor Allah, imtihan olarak. 6 bin yıl öncesinden Cenab-ı Allah, ona bunları bildiriyor. Daha kalu belada var üstünde böyle bir imtihan. Salih; samimi işler. “Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa?” Bakın, Tevrat’ta. Muazzam bir kargaşa oluyor Mehdiyet devrinde. “Neden boş düzenler kurar bu halklar?” Boş düzenler, yani uğraşıyor, Hz. Mehdi (a.s) ile baş edemiyor. Atağa geçiyor iti, kopuğu, çakalı, iddia edilen Ergenekon terör örgütü, masonların dinsiz kanadı, it çakal örgütler, komünist örgütler. “Dünyanın kralları saf bağlıyor” diyor Hz. Mehdi (a.s)’a karşı. “Hükümdarlar birleşiyor” yani kendi aralarında toplanıyorlar, ‘nasıl etkisiz hale getiririz bunu (Hz. Mehdi (a.s)’ı)?’ diye. “Rabbe ve mesh ettiği krala” Hz. Mesih’e-Hz. Mehdi (a.s)’a karşı “koparalım onların kayışlarını” diyorlar. Yani, ‘bütün bağlarını, bütün imkanlarını, ekonomik güçlerini, bağlantılarını koparalım. Halkla, insanlarla bağlantılarını, ticari bağlantılarını, tebliğ imkanlarını, hepsini koparalım’ diyorlar. “Atalım üzerimizden bağlarını”, yani ‘hiçbir bağlantımız kalmasın bunlarla. Bunları tecrit edelim, bunlara ambargo uygulayalım’ diyorlar, Mezmurlar 1:2 bölümde. “Uluslar sana boyun eğsin” diyor Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a. “Kardeşlerinle egemen ol” ‘hakim ol’ diyor Allah. “Kardeşlerin sana boyun eğsin”, yani Müslümanlar sana itaat etsin. “Sana lanet edenlere lanet olsun” diyor Allah Tevrat’ta. Sana lanet edelere (Hz. Mehdi (a.s)’a) lanet edenlere, Allah lanet ediyor. “Seni kutsayanlar kutsansın”, ‘seni güzel görenleri kutsuyorum’ diyor Allah. “Alfa ve Omega (başlangıç ve son) benim”, yani sonsuzluğu belirtmek için, insanların sonsuz olduğunu, hayatın da sonsuz olduğunu Cenab-ı Allah belirtiyor. Çünkü insanların başlangıcı var, sonu yok inşaAllah. “Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim”, yani ‘sonsuz yaşayacaksınız’ diyor Cenab-ı Allah. Vahiy Bölümü 21:6’da. Alfa ve Omega; bu masonlukta da kutsaldır A ve O harfleri. A harfi; pergeli ifade ediyor. Biliyorsunuz, A pergel biçimindedir. O da; pergelin çizdiği daireyi anlatıyor masonlukta ve hem dünya hakimiyetini, hem sonsuzluğu, birçok anlamı var, onları daha sonra anlatacağım. Birkaç kere tekrarlıyorum ki, iyi akılda kalsın diye. Çünkü bunlar önemli şeyler.
BETÜL HANIM: Demiştiniz ki inşaAllah; “Ahir zamanda bir kısım deccaller türeyecek; irili ufaklı deccaller olacak. Tüm deccallerin vasfı aynıdır. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine davet edecek, ehli sünnet itikatında olduğunu söyleyecek, hakiki dindar olduğunu, çok takva olduğunu iddia edecek fakat deccallik yapacak. İslam dışı, İslam’a zıt bir ruh halinde olacak. Saldırgan ve Müslümanlara düşman, barışı, kardeşliği, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk İslam Birliği’ni istemeyen, fitneyi arayan, kargaşayı arayan, zulmü arayan ve kökeninde de İslam’ı yaşamayan gizli deccaller olacağına Peygamberimiz (s.a.v.) işaret etmiş oluyor” demiştiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bazı insanların bakışları, insanı rahatsız eder, pistir, anlamsızdır. Bazı insanların bakışları derin, anlamlı, çok güzel, sevgi doludur. Dürüstlüğü, dostluğu, iyiliği, güzelliği gözlerinden anlaşılır.
Bugün bu kadarla bitirelim.
BETÜL HANIM: Nasıl uygun görürseniz,inşaAllah. Bizi programın tekrarı olarak 23:00’da A9 Tv’de ve Otağ Tv Adana’dan seyredebilirsiniz inşaAllah. Hayırlı günler.
Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...