YASEMİN HANIM:Hayırlı günler sevgili izleyenler. “Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri” programında yine birlikteyiz.
BETÜL HANIM:Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz, onunla ilgili haberi göstermek istiyordum inşaAllah. Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz, Yeni Asya Gazetesi’nde “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında Üstad’ın; “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsi kusurlarına bakmamak gerektir” sözlerini hatırlatarak, günümüz Müslümanlarının ve özellikle Nur talebelerinin bu sözlerin muhatabı olduğunu ve Nur talebelerinin de küçük sorunları, karşılıklı kavgaları bir kenara bırakarak İttihad-ı İslam için gayret etmeleri gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Şahane, gayet güzel. Allah’ın hikmeti işte; Ahir Zamanda Cenab-ı Allah Müslümanlar’ın kalbinde bir ferahlık, bir güç, basiret, feraset veriyor. Hiç umulmadık bir şey. Yeni Asyacı kardeşlerimiz genellikle “şahsı manevi, şu, bu” diyerek idare ederlerdi. Hep böyle durumu muhafaza eden bir üslupları vardı ama Bediüzzaman’a çok sadıktırlar, çok severler. Taviz vermezler, o yönüyle çok üstündürler. Ama bu konulara pek yanaşmazlardı. İttihad-ı İslam’ı ısrarla gündemde tutmamızın bir yansımasıdır bu. Yani, tek başına mümkün değil bunu söylemezlerdi Allah-u alem. Ama cesaret buldular. Bir noktayı istinat olduk elhamdülillah. Şimdi göğüslerini gere gere İttihad-ı İslam’ı savunuyorlar, anlatıyorlar, ümitvarlar. Daha önce ümitvar değildiler. Ben Mehmet Kutlular Ağabeyle konuştum, namlunun ucundan, askerlerin buna müsaade etmeyeceğinden falan bahsediyordu. Yani askerin böyle bir şeye imkan vermeyeceğinden bahsediyordu ve ümitsizdi bayağı. 1985’ler falan diyebilirim. Fakat sonra bak şu an çok ümitvarlar. Bu ne demektir? Mehdiyet’in şahs-ı manevi olmadığını, Müslümanlar’ın bir lideri olacağını, Müslümanlar’ın birleşeceğini, İttihad-ı İslam’ı oluşturacaklarını ve başlarına da bir liderin geçeceğini kabul etmiş oluyorlar. Bu güzel bir gelişme. Gerçi Hz. Mehdi (a.s) kelimesini pek ağızlarına almak istemez kardeşlerimiz ama, ben Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesini açık açık söylüyorum. İttihad-ı İslam’ı savunan adam Mehdiyet’i mecburen savunur. Çünkü ittihad ne demektir? Birleşme. Birleştin mi, Müslümanlar’ın bir başı var demektir. Başın adı nedir? Hz. Mehdi (a.s). Fakat tabii daha coşkun, diğer Nur cemaatlerinden de aynı üslubu duymak isteriz.
BETÜL HANIM:Şahin Alpay, Zaman Gazetesi’ndeki yazısında Öcalan’ın artık değiştiğini, eskisi gibi çatışmadan ve ölümlerden yana olmadığını ve Kürt sorununu silahla değil, siyasetle çözmek istediğini anlatmış Hocam. Haberi de şu şekilde, izleyenlere göstermek istiyorum izninizle. Ayrıca şöyle demiş; bu nedenle hükümetten şu taleplerde bulunmuş; “Öcalan’ın PKK üzerindeki otoritesini güçlendirecek adımlar atılmalı, Öcalan tecridine son verilmeli ve Öcalan ile toplumun teması önündeki engeller kaldırılmalı” şeklinde yazmış.
ADNAN OKTAR:Bu arkadaş kendini akıldane görüyor böyle herkese akıl dağıtıyor ama, büyük tehlikenin ya farkında, ya farkında değil. Ne konuştuğundan haberi var mı, yok mu, onu da tam anlayamadım. Bir kere Abdullah Öcalan hapiste, orada sıkılıyor adam, özgür olmak istiyor. Her hapiste olan insan özgür olmak ister. Adam bir çözüm istiyor. Nedir çözüm? “Ben anarşiyi durdururum. Beni bırakın, şöyle yaylanıp rahat bir yere gideyim. Bir de bana Kürt kardeşlerimizin kuracağı devlette cumhurbaşkanlığı da verirseniz, oh ne ala. Gayet güzel olur. Olmazsa bile bir şeyler yaparız. Yeter ki ben bir rahat olayım, beni bir rahat bırakın” o kafada. Bir kere komünizm, Abdullah Öcalan’ı takmaz. Komünizm, bir ideoloji ve bir dindir. Adamlar dağlardaki mağaralarda aç, susuz, sefil, perişan ölmeyi ve öldürmeyi tutkuyla isteyerek yaşayan adamlar, perişan halde. Bunlar Abdullah Öcalan’ın hapisten çıkmasıyla; “Ya biz yanlış yaptık. Ne işimiz var bizim hapishanelerde, tabii ki demokrasiye dönmemiz lazım. Milletle de kaynaşırız. Abdullah Öcalan’ı da bırakmazsanız biz dağlarda böyle sürünürüz” mü diyorlar? Böyle bir konu yok. Komünist gerillalar, yani terörist ekip, komünizmi getirmede kararlı. Hiçbir komünist, yani gerçek anlamda Marksist-Leninist olan bir insan inancından kolay kolay vazgeçmez. Ancak Müslüman olur iman ederse, materyalist, Darwinist sistemin geçersizliğini anlarsa vazgeçer. Bunun dışında, ölmeyi ve öldürmeyi tutkuyla ister. Ve onun için yaşamı ne şartta olursa olsun kabul eder. Orada, dağlarda en vahşiyane şartlarda yaşıyorlar. En vahşi hayat şartlarında yaşıyorlar. Ve bunların tek istediği şey komünizmin dünyaya hakim olması. Sırf Kürtler için yapmıyorlar bunu. Onlar, Kürt milleti diye bir olayı da kabul etmiyorlar. Öyle bir olay yok, yani komünist için milliyet diye bir olay yoktur; halklar vardır. Zaten onlar da diyorlar bakın; “Türkiye’de 20’nin üzerinde 22 yerde ayrı parlamento kurulsun” diyor PKK. Bak, adam çok net söylüyor, “halklar var” diyor. “Halklar ayrılsın. Her halk kendi parlamentosunu oluştursun. Biz halkların kurtuluşu için mücadele ediyoruz” diyor. Yani, “biz halklar için, PKK için mücadele ediyoruz” demiyorlar. Kürt hareketi değildir bu, komünist harekettir. Bakın, şuradan anlayın; Türkiye’deki eski komünistler, Maocular, gazetelerde orada burada köşeyi tutmuş olan komünistler, var güçleriyle PKK’yı destekliyorlar. Neden bu? Aynı dine inandıklarından oluyor. Hepsi Marksist-Leninist olduğu için. Nasıl Müslüman, ta Fas’taki, Tunus’taki Müslüman’ı destekliyorsa, ki şu an şahs-ı manevicilerin yüzünden, Cübbeli Ahmetlerin, şunların, bunların yüzünden Müslümanlar birbirlerini desteklemiyorlar, paramparçalar ayrı mesele ama komünistlerde öyle değildir. Komünistlerde bir din bütünlüğü vardır. Yani, onlarda da bir komünist ümmet inancı vardır. Bir topluluktur onlar da, bir millettir yani komünistler kendi kafalarına göre, kendi inançlarına göre. Ve birbirlerini çok iyi koruyup kollarlar, yani kendi dinine mensup birini çok iyi koruyup kollar. İsterse bilmem kimin gazetesinde çok zengin bir köşe yazarı olabilir, bir yerde viskisini yudumluyordur, fakat PKK’yı bütün gücüyle destekler. Danimarka’da, Norveç’te, dünyanın neresinde olursa olsun bu fark etmez. Bundan arkadaşların ya haberi var, ya yok. Bilmiyorum yani ne yapmak istiyorlar, ne düşünüyorlar. Fakat komünizme geçit verildiğinde, Güneydoğu’da bağımsız bir devlet oluşturulduğunda, adamlar “diğer devletlerin de bağımsız olmasını istiyoruz” diye ortaya çıkacaklardır. Şu an söylüyorlar zaten. Dikkatli dinlemiyorlar. “Sadece biz bağımsız olmak istemiyoruz. Hepsi bağımsız olsun. Ha bunun üzerine bir devlet kuruyorsanız kurun” diyorlar. Yani geçici bir kukla devlet istiyorlar kendi kafalarınca. Yani usulen oluşturulmuş, böyle fantezi bir devlet istiyorlar başta. Onu da bir üfürmede bitirecekler, zaten kaale almazlar. “Ankara’da bir devlet olsun” diyorlar, ama hiç kaale alınmayan, dinlenmeyen, itibar edilmeyen, yani hükmü olmayan bir devlet istiyorlar. “Türk bayrağını da asarsanız asın ama bize para verirseniz” diyorlar. “Yani ben Türk bayrağın asmanızı bir şey demiyorum. Asın, istediğiniz kadar asabilirsiniz, rahatsız olmayız” diyorlar. Gerekirse yırtıp atar adam ama, “canınız istiyorsa asabilirsiniz ama asıl biz Kürt bayrağı asacağız” diyorlar. Şu an Türkiye’de bunu böyle tatlı tatlı yedirmeye çalışan bir zihniyet var, orada burada, köşelerde kenarlarda falan. Bir kısmı dinden ümidi kesmiş, bir kısmı başka metotlarla kendince hizmet ettiğini düşünerek yine onlara hizmet eden bir kafa içerisinde oluyorlar. Dolayısıyla, İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği ve Mehdiyet’in dışında bir çözüm olmadığını Allah bize gösteriyor. Şimdi ikna etmeye çalışıyorlar. Bunca şey, bunca mücadele var, “bunların hepsi boşunaydı” diyorlar. “Adamlara toprağı verelim. Onlar oraya bir komünist devlet kursunlar. Bölgede bir süper devlet oluşsun, Kürt- komünist devleti oluşsun, biz de rahat ederiz burada. Boğazda gezinti yaparız, puromuzu yakarız, biz elimizde viski bardağı, bir elimizde puromuz gezeriz” diyorlar. Onlar biliyorlar buranın da aynı belanın içine gireceğini, fakat şimdilik avutmak için, biraz vakit kazanabilmek için bu tip bir taktik kullanıyorlar.
“Kılıçdaroğlu talimat verdi, CHP belediyeler Ramazan için seferber oldu”, şahane helal olsun! Sayın Kılıçdaroğlu’ndan istirhamlarımızdı bunlar. Bu, güzel bir gelişme. Biz, CHP’yi dindar bir topluluk olarak görüyoruz. Laikler tabii, laikliklerine saygı duyuyoruz, öyle olması gerekir. Ama Allah’ı candan seven, Kuran’a karşı derin sevgisi olan insanlar olarak görüyoruz inşaAllah. Onun gereği olarak da bunu yaptıklarını düşünüyoruz.
Mesela, apar topar Kemal Burkay’ı getirdiler. Kürt yazar ve politikacı, 1937 Tunceli doğumlu olan Kemal Burkay; herhalde şiir yazıyormuş, kitaplar yazıyor falan. Büyük bir sevinçle “Helal olsun! Kemal Burkay Beyefendi geldiler” diyor. Adam ne istiyor? Federasyon istiyor. Onlar ne istiyor? Federasyon istiyor. Bu diyor ki; “ben kansız istiyorum”. Onlar diyor ki; “biz kanlı istiyoruz”. Sonra diyorlar ki; “tamam biz kandan vazgeçtik, siz verin federasyonu konu bitsin” diyor. Kemal Burkay da Marksist-Leninist bir insandır. O, onların düşüncesine göre oportünist, revizyonist bir insandır. Yani, Leninistlere göre, Marksistlere göre. Marksizm’e ihanet etmiş bir insandır. Dolayısıyla da pek kaale almazlar, hiçbir şekilde kaale almazlar. Zaten yaşlı başlı bir adam. Ama onu kurtarıcı gibi sunmak çok ayıp. Yaklaşık aynı görüş; federasyon demek bölünme demektir. Özerklik demek bölünme demektir. Hepsi birbirinin aynıdır. Ve arkasından oraya komünist bir süper devletin kurulması demektir. Çin malı ağır silahlarla donatılmış, Kuzey Kore malı ağır silahlarla donatılmış, Rus malı ağır silahlarla donatılmış büyük bir komünist devlet demektir, olay bu. Kemal Burkay çözüm falan değildir. Kim çözüm olarak gösteriyorsa çok ayıp yapıyor, yaklaşık aynı görüştür. Federasyon görüşünü savunuyor olması veyahut özerklik görüşünü savunuyor olması, hepsi aynıdır, sonunda bölünmenin birinci adımıdır. Dolayısıyla Kemal Burkay kurtarıcı falan değildir; yaşlı, kendi halinde bir insandır. Ama, “Kemal Burkay ile idare edin vaziyeti” ayıp yaparlar, bu olmaz. Biz böyle şeyleri yutmayız. Böyle bir üsluba hiç gerek yok. Çocuk kandırmıyorlar, akıllarını başlarına alsınlar. “Bu olmadı beyefendi şunu alın”. Hani kravat seçmeye gidersin bir mağazaya, “kravat yoksa pantolon verelim beyefendi” falan der gibi, böyle bir şey olmaz. Bunun sonucunun nereye varacağını, Kemal Burkay’ın farz edelim, Allah muhafaza Kürt kardeşlerimizin başına geçmesi konumunda neler olacağını herkes bilir. Bir de asla müsaade etmezler. Bölge tamamen PKK’nın, Marksist-Leninist, komünist çetenin kontrolünde bir bölge. Gece kimse dışarı çıkamıyor zaten orada, gezemiyorlar geceleyin. Gece tamamen PKK’nın kontrolüne giriyor Güneydoğu. Komünist işgal var ve komünist bir hareket var Güneydoğu’da. Buna karşı millet olarak, topyekun anti-Marksist, anti-Darwinist, anti-materyalist ilmi çalışma yapmamız ve oradaki insanlara, kardeşlerimize şefkatle yaklaşmamız gerekiyor. Soğuk devlet adamı profili komünizmin besleyicisidir. Komünizm o sistemle gelişir. Çünkü onlar birbirlerine karşı bayağı sıcak davranıyorlar, gerçi komünistin sıcaklığı nasıl olur düşünün de. Birbirlerine hemşirelik bağı, inanç bağı, arkadaşlık bağı, dava bağıyla çok sıkı destek sağlıyorlar. Birbirlerini çok iyi koruyup kolluyorlar ve sevecen davranıyorlar. Buna karşı, buz gibi devlet adamı modeli karşılarına konulursa, bu komünizmin daha hızlı gelişmesi için bir avantaj olmuş olur. Bir kere abus suratlı, buz gibi suratlı, soğuk devlet adamı görünümünde bazı şahıslar görüyorum. Bunu bırakmaları lazım, böyle devlet adamlığı olmaz. Yani, suratında gülme ifadesi bile yok. Ağır, buz gibi bir ifade, buz gibi bir konuşma stili. Gülmesi de yok, bir şefkat ifadesi yok. Devlet ciddiyeti vardır tamam da, ama devlet şefkati daha üstündür devlet ciddiyetinden. Devlet şefkatine ihtiyacı var Güneydoğu’nun, devlet ciddiyeti değil. Devlet ciddiyetinin içindedir zaten devlet şefkati, birbirinden ayrılmaz. Niye bu kadar suratın asık? “Devlet ciddiyeti”. Devlet şefkati göster, olur mu öyle şey? Kimsenin yüzüne bakmayarak, büyük bir enaniyet ve kibirle, bir azametle oradaki insanlara yaklaşırsanız, o nefrete ve soğukluğa sebep olur. Onlarla aynı ortamda yemek yemesi lazım, bağdaş kurup oturması lazım, oradaki annelerin elini öpmesi lazım, dedelere sarılması lazım, gerekirse onlarla birlikte yemek yemesi lazım, eğlenmesi lazım; böyle devlet adamlığı olur. Buz gibi, üstten, tepeden bakan, soğuk, anlaşılmaz insan görünümü çok büyük zarar verir.
Mesela bak, Kemal Burkay’la Ahmet Hakan röportaj yapmışlar; “Sizin Kürt sorununa yaklaşımınızla, BDP arasındaki fark nedir?”. Kemal Burkay diyor ki; “Biz önce İşçi Partisi’nde siyasi faaliyet yürüttük”. “Sonra Kürdistan Sosyalist Partisi’ni kurduk”, yani Kürdistan Komünist Partisi’ni kurdu. “Keşke o parti yasallaşabilseydi”, buyrun. “Biz onlardan önce vardık.” Bak “biz onlardan önce vardık, onlar ne alaka, biz önce vardık” diyor. “Biz, barışçıl çözümü esas alan bir partiydik”. Barışçıl çözüm; Marksizm’de, Leninizm’de var mı böyle bir şey? Yok. Sen ne olmuş oluyorsun onlara göre? Oportünist, revizyonist olmuş oluyorsun. PKK seni kaale dahi almaz. Hiçbir şekilde kaale almaz. Çünkü sen silahlı güce karşı, “orada ben barışı savunuyorum ama komünistim” diyeceksin. Adam da der ki; “Sen revizyonist, oportünistsin, ne alaka? Marksizm’in, Leninizm’in ilkelerine ihanet etmişsin sen” diyecekler. Dolayısıyla Marksist, Leninist kafayla, Marksizme, Leninizme karşı mücadele edilmez. “Ben, Marksizme, Leninizme karşı, Marksist, Leninist düşünceyle mücadele edeceğim” diyor. Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir şey? Hep kaybetmiştir bu kafada olanlar. Mesela, Troçki de öyle ortaya çıkmıştır, kafasını ezmişlerdir Troçki’nin. Böyle bir şey olmaz. Marksizm, Leninizm vardır ve Stalinist düşünce de onun pratik uygulamasıdır. Güneydoğu’daki uygulama Stalinizmin uygulamasıdır ve bütün bölgeye o süfyaniyet hakimdir. Suriye’de de şu an Süfyaniyet hakimdir, Süfyan düşüncesi. Yani Stalinist kafa. Saddam da Stalinistti; aynı Stalin gibi giyiniyordu, Stalin pozları veriyordu. Bu Abdullah Öcalan da Stalin ayaklarına yatıyor, dolayısıyla müthiş bir Stalin hayranlığı var. Kemal Burkay çözüm değildir; İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği çözümdür, Mehdiyet çözümdür. Süfyaniyete karşı tek alternatif vardır, tek karşıtlık vardır; Mehdiyet’tir, başka bir çözüm yoktur. Türklük aleminin birleşmesi, İslam aleminin birleşmesiyle meydana gelecek dev güç. Bunun dışında bir çözüm olmaz.
“Baskılar hem Türk hareketini, hem de Kürt hareketini illegalliğe itti. Uygulanan baskılar Kürt hareketini şiddete yöneltti” diyor. Zaten komünizmin baskıya ihtiyacı vardır. Yani Marksist düşünce, karşısındaki her düşünceyi faşist hareket olarak alır, anti-komünist hareketi faşist hareket olarak alır. Dolayısıyla onların bir anti teze zaten ihtiyacı var. Marksist düşüncenin mutlaka anti tezi olur inancındalar. Anti tezin de faşizm olduğunu düşünüyorlar. Veyahut işte oportünistler, revizyonistler falan, onlar için konu bulmak zor değil, karşıtlarına bunu söylerler. Ama İttihad-ı İslam Rahmani bir güçtür, Allah’ın gücüdür, Allah hizbinin gücüdür ve kimse yenemez onu. Ve dolayısıyla Mehdiyet temsil eder bunu. Bunlar Mehdiyet karşısında hipnotize olur büyülenirler. Asla güç yetiremeyecekleri bir güç.
Bak diyor ki; “Ben silahlı mücadeleye zamansız yönelmenin doğru olmadığını düşünüyorum”, ‘ya zamanı mı’ diyor. Bizimkiler de Suriye’de; “zamanı mı kardeşim, Ramazan Ayı’nda, mübarek ayda adam mı kesilir?”. Hangi ayda adam kesilir peki, hangi ayda adamın kafası parçalanır? Bu laf mı? Adamın kafasını obüs mermisiyle, top mermisiyle kopartmışlar, “Ramazan ayında yapılmaz bu” diyor. Ne zaman yapılır? “Aralık ayına sarkıtsalardı bari” gibiye getiriyorlar. Olmaz öyle şey, hiçbir şekilde kan akıtılamaz. Kanın hiçbir açıklaması yoktur. Kan; vahşettir, hayvana mahsus bir şeydir. İnsanlar ikna edilir, anlatılır, düzeltilir. Allah vermesin nefsi savunmada silah vardır, nefsi savunmada. Onun dışında silah kullanılmaz. Kandan şiddetle kaçınılması gerekilir. Kan, şeytanın istediği bir neticedir. Şeytan hep kan ister. Güzel insanlar, sevgi insanları kandan kaçınırlar. Mehdiyet de asla kan dökmez o yüzden. “Damla kan akıtmayacak, burunları dahi kanamayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hz. Mehdi (a.s) insanların burnunu dahi kanatmaz” diyor. Biz bu yolu seçiyoruz.
Bak; “Legal olanaklar vardı. Silahlı mücadelenin sonuç vermeyeceğini düşündük”. ‘Eğer sonuç vereceğini düşünseydik yapardık’ gibi. “Şimdi haklı olduğumuzu görüyorum. PKK şiddetle büyüdü, biz küçüldük” diyor. Marksistler, komünistler tabii ki şiddeti savunacaktır. Seni niye kaale alsınlar? Bak; “Sol örgütler de küçüldü”. Şiddet kullanmayan sol örgütler küçüldüler, doğru. “Meydan silah kullananlara kaldı”. Abdullah Öcalan da aynısını söylüyor zaten. Belediye başkanı bir çocuk var Güneydoğu’da, dedi ki; “PKK hareketi silah kullanıyor artık, bunun modası geçmiştir. Silahları bırakalım”. “Ne diyorsun sen lan?” dedi deccal adadan. “Biz silahla bu mertebeye geldik, bu gücü kazandık. Yabancı dil gibi görünen Kürtçeyi devlete kabul ettirdik” diyor adam. “TRT’de Kürtçe yayını biz böyle sağladık, başka imkanları böyle sağladık, şu ana kadar elde ettiğimiz bütün imkanları böyle sağladık. Dolayısıyla, biz eğer şiddet kullanmazsak bizi kaale almazlar. Sen ne konuşuyorsun?” dedi. Adam, “pardon” dedi ve sözünü geri aldı. Komünizm şiddetin dışında hareket etmez. Şiddet eşittir komünizm; komünizm eşittir şiddet. Ve bölgede bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Binlerce, on binlerce eğitim almış, yani artık onlara göre profesör derecesine gelmiş, siyasi yönde bilinçlendirilmiş, Marksizm’i din olarak kabul etmiş insan var. Ve bu koyu bir taassupla uygulanıyor şu an Güneydoğu’da. Abdullah Öcalan’ı falan da takmazlar. Abdullah Öcalan’ı bırakınca işler sütliman olur, kaynayan sütü indirirsin de köpüğü iner ya böyle hemen sakinleşir; öyle bir konu yok. Akıl almaz bir azgınlık, akıl almaz bir kudurganlık yayılacaktır komünistlerin içerisinde. Bunu ısrarla anlatıyoruz, anlamazdan geliyorlar. Herkes biliyor benim bu anlattıklarımın doğru olduğunu. Yani ilgili kişilerin hepsi biliyorlar. Fakat anlamazlıktan gelip, bazı kişiler oldubittiye getirmeye çalışıyorlar. Sıkıysa yapsınlar, yaptırtmayacağız. Adım atamazlar, gözlerim üzerlerinde. Bize çaktırmadan, kenardan, köşeden bölünmeyi getirmeye kalkarlarsa gök kubbeyi tepelerine geçiririz. İlimle, fenle, akılla, bilgiyle. Bak, yeri yerinden oynatıyoruz ve oynatırız.
Demokratik Toplum Kongresi; DDK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, “çay içip, dağılıyorlar” diyen başkan yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç’a yanıt verirken, “oturup çay içmiyoruz, yakında bizim ne yaptığımızı görecektir, bizi ciddiye alıyorlar ki bizi takip ediyorlar” dedi. Anlatmak istediğini anlatmış işte, bu tip sözlerle bu konular hallolmaz. Bülent Arınç, evet iyi efendi bir insan, fakat böyle politik tartışmalarla komünizmin sırtı yere gelmez söyleyeyim, hiç kaale almazlar, hiçbir etkisi olmaz. Darwinizm’e karşı devletin bütün imkanlarını seferber edip, anti-Darwinist faaliyete başlaması lazım. Anti-komünist faaliyet her yerde, okullarda, üniversitelerde, liselerde, her yerde devam etmeli. Ve Güneydoğu’daki kardeşlerimize soğuk, buz gibi bir yüz değil, buz gibi suratlı bazı devlet adamları gibi değil; sevgi dolu, neşeli, sevecen, onlara sarılan, onları seven, onları koruyup-kollayan, onlar gibi olan, onların evinde kalan, beraber yemek yiyen, devlet adamlarının olması gerekiyor. Benim kastettiğim birkaç kişi, suratından düşen bin parça; böyle devlet adamlığı olmaz. Onu gören adam gider komünistlerin yanına, adamla muhatap olmak mümkün değil, konuşamıyorsun bile, yüzüne bile bakmadan konuşuyor, gözlerini sürekli kaçırıyor, böyle böyle bir şeyler yapıyor, buz gibi bir surat. Bir gül, konuş, insancıl ifadeler ver, bir sevecen tavır göster, sarıl, orada yaşı neneler var, dedeler var, anneanneler var, değil mi! Küçük çocuklar var, git onlara sarıl, kucağına al, hediye ver. Bu nedir böyle ya! O zaman çözümü onlarda arıyorlar, PKK’lılar geldiğinde, adamlar güllerle, çiçeklerle karşılanıyorlar, birbirlerine sarılıyorlar, tokalaşıyorlar. Siz onların bin misli sevgi göstermeniz lazım, çünkü Müslüman asıl sevgiyi gösterendir, çünkü Allah için seviyor. O, kafalama için seviyor, sen Allah için seviyorsun.
Bak, diyor ki Lenin parti kongresinde; “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman” mesela Kemal Burkay gibi, “bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi, nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz” diyor. Bu demeç Pravda Gazetesi’nde 1918 yılında yayınlanmış, evet İvanoviç Lenin. “Sosyal demokratların gururla ve böbürlenerek, ‘biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz; biz bunların çok üstündeyiz, Gerilla savaşını kabul etmiyoruz’ dediklerini görünce kendime soruyorum, bu adamlar ne söylediklerinin farkında mı?”. Bak, Kemal Burkay’a Lenin cevap veriyor. Hem diyorsun ki, “ben Leninist’im, Marksist’im” diyorsun, hem de Lenin’in ilkelerine karşı geliyorsun sen. Bak, çözüm nedir Kemal Efendi, ben sana söyleyeyim; İttihad-ı İslam’ı savunmandır, Mehdiyet’ten yana tavır koymandır. Yerle bir edersin deccaliyeti o zaman, yerle bir edersin. Deccaliyete neyle karşı koyuyorsun sen? Olmaz. Yani ben “sen deccal taraftarısın” demiyorum, ama Marksist-Leninist düşünceye, Marksist-Leninist düşünceyle cevap vermeye kalkıyorsun. Üstelik de Marksizm’in, Leninizm’in bütün ilkelerini karşına alarak anlatıyorsun. Marksizm-Leninizm’de nerede barış var? Nerede barışçılık var? Bak ne diyor Lenin, bir daha söylüyorum Kemal Burkay beni dinlesin. Lenin diyor ki bak; “‘Sosyal demokratların gururla ve böbürlenerek” onlarla alay ediyor, “’biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz; biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz’ dediklerini görünce kendime soruyorum, bu adamlar ne söylediklerinin farkında mı?” Şimdi sana “bu adam söylediklerinin farkında mı?” diyorlar, Kemal Burkay Efendi. Aklını başına al, ancak İslam’la, Kuran’la, iman hakikatleriyle, Mehdiyet’le deccaliyetin kafası ezilir. Farkında olmadan, haberin olmadan, deccaliyete uymuş oluyorsun. Bak, Lenin diyor ki; “Proletarya egemenliğindeki devlet” ki, PKK’nın düşüncesi o şu an. “Proletarya egemenliğindeki devlet” yani komünist devlet, “burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir” yani “komünist iktidarı oluşturduğumuzda” diyor, o dediğim safhaya ulaştıklarında, ağır silahlarla donatılmış Kürt-komünist devleti kurduklarında, “proletarya egemenliğindeki devlet” çünkü proletarya sınıfı vardır, onlar işçi ve köylüyü esas alırlar. Kürt diye bir konu yok, sadece onu bahane ediyorlar, orada bölgedeki direnci onların milliyetçilik yönünü biraz kurcalayarak elde etmeye çalışıyorlar, bir kısım vatandaşları. Yoksa adamlar Marksist-Leninist, yani Kürt kabul etmiyor, zaten söylüyor “halklar var” diyor. “Kürt var” demiyor onlar, “biz halkların mücadelesini yapıyoruz” diyor. “Proleterya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek için” burjuva dediği işte bu yiyip-içen viskici miskici falan takım, yani devlete hakim olduğunu düşündükleri bazı kimseleri de kastediyor aynı zamanda. “Burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir”, ‘şu anda da biz bunu yapıyoruz’ diyorlar yani. “Ezmek için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük, doğrudan şiddete dayanan” bak “komünist diktatörlük, doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır.” İşte adamlar şu an bunu istiyorlar, bu safhaya geçmek istiyorlar. Bakın; “Diktatörlük, doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır.” Şiddeti esas alan bir iktidar istiyorlar, bunun için de ağır silahlara ve devlete ihtiyaçları var. “Proletaryanın devrimci diktatörlüğü” yani komünist devlet proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde, ayakta duran bir iktidardır, bütün ne kadar zengin varsa, dindar varsa, başka insan varsa, askeri, polisi, hepsini burjuva sınıfı olarak görüyorlar, “hepsini ezdiği müddetçe ayakta kalabilir” diyor. Bak; “proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde, ayakta duran bir iktidardır. Hiçbir yasayla kısıtlamaz.” Devletin yasalarını da adamlar hiçe sayıyor onun için. Polis diyor ki, geçenlerde televizyonda gördüm, “kanunlara göre yaptığınız suç” diyor, “nerenin kanunundan bahsediyorsun sen, hemşerim?” diyor polise, “bırak şimdi bunları sen” diyor adam. İşte komünist kafa bu, böyle olur. Buna karşı, soğuk, enaniyetli, kibirli devlet adamı kafasıyla karşılık verilemez; komünizmi azdırırsın o zaman. Komünistler bile kendi aralarında birbirlerine son derece suni bir şefkat, sevgi, ilgi, arkadaşlık, ahbaplık gösteriyorlar, sarılıyor, alkışlarla karşılıyorlar, her türlü sevgi gösterisinde bulunuyorlar usulen. Onları, argo tabirle “kafalamak için”. Sen ne yapıyorsun? Buz gibi bir suratla, iki kelime bile konuşamıyor, yüzünde tek kelime gülme ifadesi yok. Yani böyle tipler de var, görüyorum. Bunlardan kaçınmak lazım, sıcak, sevecen devlet adamlığı ruhunun hakim olması lazım. Tekrar tekrar söylüyorum ki, anlamazlıktan gelmesinler diye. Muhtemelen şimdi bu konuşmamdan sonra, bir düzelme olacaktır. Ama bunu tam anlamıyla yapmak lazım. Birde orada burada bazı yazarlar var, adamlar eski komünist ve hali hazırda komünist, adam bir şekilde yer edinmiş Türkiye’de, yani beğenilmiş veyahut takdir görmüş, o da PKK’nın sempatizanı ve o da PKK’nın hakim olmasını istiyor; haberleri yok, çaktırmadan el altından PKK propagandası yapıyor. Yani alenen “PKK komünist devlet kursun” demek ayrıdır, bir de bunu usulüyle, adabıyla söylemek ayrıdır. Adamlar bunu usulüyle, adabıyla söylüyorlar. Basına yayılmış eski tüfek komünistler var gücüyle PKK’yı destekliyor şu an. Ordunun içinde de var bu tipler. Allah razı olsun orduda bayağı temizledir öyle tipleri. Fakat bu kafaya karşı özen göstermemelerinin nedeni, bazı yazarlara karşı önyargılı bir saygının oluşması. Halbuki adam Türkiye’nin komünist olması için bütün ömrünü vermiş. Ve bak asla vazgeçmemiş komünist olmaktan. Mesela diyorlar ki, “liboş oldum” nerenin liboşu? Adam komünist, o öyle gösteriyor kendini, araziye uyuyor. Bak, zamanı gelince adam karga gibi ötmeye başlıyor, komünizmi var gücüyle savunuyor. Burada akıllı bakmak lazım, samimi bakmak lazım ve samimi gerçek çözümü görmek lazım; demagojiyle, lafazanlıkla hiçbir yere varılmaz. Politik manevralarla, politik laf sokmalarla da bir yere varılmaz, komünizme karşı bu çözüm değildir. Bediüzzaman açıkça söylüyor; “ancak Kuran’ın hakikatleriyle karşı koyulabilir” diyor. Yani anti-Darwinist, anti-materyalist eğitim verilmesi, iman hakikatlerinin anlatılması, Kuran’ın hakikatleriyle de set oluşturulması; bunun dışında da çözüm yoktur, bunun dışında komünizme teslim olurlar, Allah esirgesin.
BETÜL HANIM: Ertuğrul Özkök de yazısında Güneydoğu illerine maddi destek verilmesinin, Batılı Türkler’i kızdırdığı konusunda yeni bir yazı daha yazmış Hocam. Geçen seferkine yine benzer şekildeydi, diyor ki yazısında; kalkınmada ayrıcalıklı iller, Güneydoğu’nun zaten ayrıcalıklı iller imtiyazından faydalandığını, bir de bunun üzerine ek bir maddi desteğin gereğinin olmadığını söylemiş. Ayrıca şöyle söylemiş; asıl sorunun ülkenin geri kalan yerlerinde yaşandığını, çünkü buralarda Kürt sorununu çözmek için Türkler’e ekstra maddi yükler getirildiğini, Türkler’in gururunun incitildiğini ve bu durumun Türkler’de gittikçe büyüyen bir gerginlik ve öfke oluştuğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Yoo bizde gerginlik öfke falan oluşmuyor. Biz bilakis çok şefkat duyuyoruz Güneydoğu’daki kardeşlerimize, onların çok daha fazla şey hak ettiklerine inanıyoruz; çünkü hakikaten çok fakirler, sanayi de yok orada, altyapı da yok, zor durumda, zor şartlarda yaşıyorlar, hayat şartları orada kolay değil. Tabii ki özellikle Türkiye’de toplanan paralar, imkan, vergilerden toplanan paralar, öncelikle Güneydoğu’daki kardeşlerimizin kalkınması, rahatlığı, huzuru için olması lazım. En az buralar gibi, oraların da rahat olması gerekiyor. Bizde öfke olmuyor, helal olsun, binlerce kere helal olsun ve çok da azdır, çok daha fazlasını hak ediyorlar. Oralar cennet gibi olsun, gayet güzel fabrikalar kurulsun, işyerleri kurulsun, güzel evler yapılsın, yesin-içsin oradaki kardeşlerimiz, annelerimiz, dedelerimiz huzurlu olsunlar. Geçenlerde epey oluyor, bir yaşlı dedeye soruyorlar, “ne istersin amca, burada ne olsun?” “Ya bisküvi fabrikası olsa, bisküvi yesek” diyor, yazık o kadar tatlı bir insan, mütevazi; o bile onu mutlu etmeye yetiyor, yani onu mutlu edecek şey o. Böyle insanlara, böyle değerli güzel insanlara yapılan hizmet bizlere zevk verir, biz çok mutlu oluruz. Biz soframızı mesela, yarısı onların olmuş olsa, daha iyi bizim için de daha iyi, sağlığımız için de iyi, ruh sağlığımız için de, beden sağlımız için de daha iyidir. Müslüman paylaşımcıdır, Müslüman dağıtır, Müslüman cömerttir, onların mutlu olmasından biz mutlu oluruz, bayram sevinci verir; tabii ki sevineceğiz. Bizim öyle bir derdimiz yok, egoist bencil de değiliz. O kendi derdine yansın, öyle sorunumuz yok bizim.
BETÜL HANIM: Sizin yeni sitelerinizden göstermek istiyorum, uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
BETÜL HANIM:Bir tanesi, komunizimvediyalektikfelsefe.com
ADNAN OKTAR:Komunizmvediyalektikfelsefe.com; bu kapağı mı?
BETÜL HANIM: Evet Hocam bu şekilde. Aşağıya doğru site devam ettiği zaman burada belgesellerden kesitler var. “Komünizm Pusuda”, “Komünist Çin’in Zulüm Politikası” ve “Doğu Türkistan” kitabına erişebilirler. Ve bunun gibi başka bir site daha, komunizmvedarwinizm.com. Sizin röportajlarınızdan da kesitler var. Diğer sitelere de ulaşabilirler buradan. Bir diğer site de, komunizminbilimseltarifi.com Bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Hocam, bir Kuran ayeti okursanız.
YASEMİN HANIM:Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirraciym, “Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Hocam bir ayet daha rica edelim.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik.” (Fetih Suresi,1)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Hocam senden de bekliyoruz. Hem Arapça ezberiniz olsun, Türkçe ezberin var ama Arapça ezberin de olursa. Kuran nefistir; ahengi, müziği, anlatımı çok muhteşemdir Arapça orijinalinin, maşaAllah.
Atilla İlhan, bir Atilla İlhan vardı onun ismini almış, Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Benim sevgi göstermemi, coşkumu Hocamız kınamış. Nasıl olacağız? Abus surat, böyle kemik kafalı olacağız, taş gibi bir kafa, taş gibi bir surat, klasik kemik kafa zihniyeti olacak. Diyecek, “ya ne alim Hoca, ne büyük Hoca, bak suratı bir karış, buz gibi. Sevginin s’si yok, şefkatin ş’si yok, ne kadar muhteşem” diyecek. Atilla Efendi sen aklını kendine sakla, bizim öyle bir şeye ihtiyacımız yok. Ben sevgi doluyum, coşkuluyum ve o kafaya karşı da mücadele eden bir insanım. Senin o kafan, o düşüncen zaten mağlup olmuş bir kafa. Mağlup olduğu için başka şeylere hayranlık gösteriyorsunuz ve eziklik gösteriyorsunuz. Bana sen hiç akıl verme, kendine saklı aklını. Ben coşkuluyum, sevgi insanıyım, ben Allah aşkıyla kalbi coşmuş bir insanım, içim sevgiyle dolu dolu, tutkudan çok zevk alıyorum, sevmekten çok zevk alıyorum, güzelliklerden zevk alıyorum, bunu ifade etmekten zevk alıyorum. Ben enaniyetli, abus suratlı, kemik kafalı adamlardan hoşlanmıyorum. O zihniyetin mağlup olduğunu görüyorsunuz. Kemik kafalı, gerici kafanın üslubuna beni çekmeyin, zaten gelmem. Onun adamları var zaten yeteri kadar, ben o kafanın içine girmem, onu bırakacaklar.
BETÜL HANIM:Hollanda’nın Rotterdam şehrinde, Kocatepe Camii’nde Cuma namazından sonra bedava olarak sizin kitap ve CD’leriniz tanıtım posterleri dağıtılmış. Önce Ramazan ayında sonra da devam edecek inşaAllah. Selami ve Murat kardeşlerimiz Ramazan ayı boyunca dağıtıyorlar. Resimlerini de paylaşmak istiyorum.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah, süper, çok iyi yapmışlar. Elhamdülillah maşaAllah. Bak, mesela çok güzel, karınca kararınca derler, çok hoş bir hizmet. Orada 10 kişinin bile imanlarına vesile olmuş olsalar, o 10 kişi 10 bin kişi olur, silsile olarak yayılır. İnsan hayatında bir söz duyuyor ömrü boyunca unutmuyor. İnsanlarımızda çok nadirdir İslam’ı Kuran’ı hatırlatan insanlar, nadir oluyor. Özlü, samimi olarak hatırlatan insan benim kastettiğim ve asla unutmaz onu, sürekli aklında kalır, çok da olumlu etki yapar inşaAllah.
Ne diyor kardeşimiz? “Esalamu aleyküm Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Daha geçenlerde Habertürk’ün bir haberinde okudum. Sizin sürekli övdüğünüz o Kılıçdaroğlu, sizin sürekli karşı durduğunuz Lenin’in sözleriyle gençlere seslendi. Aynen şöyle demiş: ‘Organize olmuş azınlıklar, organize olmamış yığınlara hükmeder ve bu örgütlenmenin önemini gösterir. Örgütlenmezseniz hep siz yönetilirsiniz’ diye Lenin’in sözlerini hatırlattı. Bugün Türkiye’de CHP’li gençler de hala Che’nin tişörtleriyle caddelerde dolaşıyorlar, işte CHP zihniyeti bu.” Koray Şerif Ağaoğlu. Ben Kılıçdaroğlu’nun iyi, güzel yönlerini överim tabiî ki. Bir insanın yüz tane iyi yönü varsa, on tane de yanlış yönü varsa, ben iyi yönünü ortaya koyarım. Veyahut on tane iyi yönü varsa, o on iyi yönünü ortaya koyarım. Dolayısıyla bende nefret ruhu yok; bende kazanma ruhu, sevgi ruhu, şefkat, dostluk ruhu var, arkadaşlık ruhu var. CHP’li gençler de delikanlıdırlar, olur öyle. Ahmet Hakan da Che’nin tişörtünü veyahut ona benzer Mao’nun tişörtünü falan giyiyor. Bu bir şey ifade etmez. CHP’li gençliğin tamamen Lenin’in düşüncelerinde olduğunu göstermez. CHP gençliği Atatürkçü gençliktir. Olabilir, Kılıçdaroğlu öyle boş bulunup bir söz söylemiş. Aslında Atatürk’ten örnek verse Peygamberimiz (s.a.v.)’den örnek verse, en doğrusunu yapardı. Yanlış olmuş tabii, çünkü yanlış anlaşılır bu. O zaman Lenin’in iyi bir lider olduğu, fikirlerine değer verilen bir insan olduğu düşüncesini ortaya koyar. O zaman PKK zaten bunu savunmuyor mu? Lenin’in düşüncelerinin doğru olduğunu savunuyor. Kılıçdaroğlu da “Lenin doğru düşünüyor, onun fikirlerinden istifade edelim” derse PKK ile aynı çizgiye gelmiş olur. Dolayısıyla bir dil sürçmesidir. PKK’ya karşı bir çizgi içerisinde görüyoruz biz Sayın Kılıçdaroğlu’nu. Ender nadiratta insanlarda böyle hata südur edebilir. CHP’li gençler de modern, kaliteli, vicdanlı, aklı başında gençler. Olur, CHP’nin içerisinde Marksist gençler de olabilir, başka düşüncede gençler de olabilir, ama bütünü içerisinde bakarsak genellikle Atatürkçü gençliktir. Atatürkçü gençlik de zaten bizim hedeflediğimiz gençliktir.
BETÜL HANIM:Kartalların ulaştığı muazzam hız hakkında izninizle bilgi vermek istiyordum. Bazı kartallar havada inanılmaz bir sürat yaparak aşağı doğru inişe geçerler.
ADNAN OKTAR: Bir dakika dur, bu adamdaki tip nedir böyle? Film artisti gibi bakıyor. Acayip şeker, punkçı gibi.
BETÜL HANIM:Dalış esnasında saatte yaklaşık 322 km hızla iniş yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:Porsche araba gibi gidiyorlar, maşaAllah.
BETÜL HANIM:Büyük kartallar avlarına çok hızlı çarparlar. Kel kartalın avına vuruşu yirmi tüfek mermisine kıyasla iki kat daha güçlüdür.
ADNAN OKTAR:Darmakeşan olur o zaman. Çok ihtişamlı görünüşünü, maşaAllah. Bayağı da süslü. F104 jet uçağı gibi baksana şahane.
BETÜL HANIM: Ziynet Sali’nin sözlerini izninizle paylaşmak istiyorum. Ünlü pop şarkıcısı Ziynet Sali kendisini en çok Ramazan ayında edilen duaların heyecanlandırdığını söylemiş. Bir gün daha oruç tutmanın verdiği hazla bir kez daha Allah’a şükredebilmenin zevkini yaşadığını söylemiş Hocam. Ramazan ayında ibadet etmeye vakit ayırdığını ve bundan huzur duyduğunu da belirtmiş. Sanatçının resmini de gösterebilirim eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah, çok güzel, helal olsun! Çok güzel bir insan. Allah hidayetini arttırsın. O güzel hanıma bizim kitaplardan gönderelim inşaAllah, hediye edelim, iyi olur inşaAllah.
BETÜL HANIM:Adıyaman’da Davut isimli kardeşimiz bir site hazırlamış, dabbetularz.com. Sitesini de göstermek istiyorum, çok güzel bir site olmuş maşaAllah. Bu siteyi sizin dabbetül arz ile ilgili yaptığınız açıklamalardan derlemiş Hocam. Dabbetül arzın günümüzün bilgisayar ve internet teknolojisine işaret ettiğine dair ayet ve hadislerden açıklamalar da var sitede. Sitede ayrıca Ahir Zaman ve Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler de mevcut. Davut isimli bu kardeşimiz sizin kitaplarınızın internette daha çok yayılması için de çok yoğun faaliyet yapıyor maşaAllah Adıyaman’da.
ADNAN OKTAR:Bütün Adıyamanlı koçyiğitlere selam. Bütün Anadolu ve Türkiye’deki kardeşlerimize, maşaAllah. Hocam buyrun siz güzel müjdeler veriyorsunuz.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Bir son haber vardı, onu izninizle paylaşabilir miyim? Hakkari Çukurca’da polis aracına saldırı düzenlenmiş, dört polis yaralanmış.
ADNAN OKTAR: İşte komünistlerin yöntemi budur. Zaten söylüyor Lenin, “polise askere saldıracaksınız” diyor, anlatıyor. Adamlar bu dine inandırılmış, eğitilmişler ve sürekli bu dine ümmet kazandırılıyor. Marksist dine taraftar kazandırılıyor, böyle meczup taraftarlar. Buna karşı Kuran hakikatleriyle, iman hakikatleriyle, anti-komünist, anti-Leninist çalışmayla karşı mücadele verilebilir. Adamı bu inançtan soğutursan, vazgeçirirsen, Kuran talebesi haline getirirsen; ne polis öldürür, ne asker öldürür, polisi ve askeri bağrına basar, muhabbet ehli olur, değişir. Onun dışında bunun bir çözümü yoktur. Asmayla kesmeyle olmaz.
BETÜL HANIM:Hz. Ali’nin Mısır’a tayin ettiği Malik Bin El Haris El Eştere’nin yazdığı Emirname’den bir bölüm var, uygun görürseniz okuyabilirim. “Bilmiş ol ey Malik. Ben seni öyle memlekete gönderiyorum ki, birçok hükümet idarecisi senden evvel oralarda adaletle hüküm sürdü veya zulmetti. Senin biriktireceğin en sevimli azık, güzel işler iyi ameller olsun. İdare ettiğin halk için kalbinde muhabbet, merhamet ve iyilik duyguları, lütuf meyilleri besle. Hata ile yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatlerinden dolayı terk etmek değil, ellerinden tutup yola getirmek, ıslah etmek pek mümkündür. Kendin için nasıl Allah’ın affını, hoşgörüsünü, müsamahasını istersen; sen de onlara, affını ve müsamahanı geniş tut, esirgeme. Çünkü sen onların üstünde ve fevkinde bulunuyorsun. Valilik emrini sana veren de senin üstünde ve fevkinde bulunuyor. Allah ise herkesin, sana valilik verenin de üstünde bulunuyor ve kulların işlerini hakkıyla görmeni istiyor, seni onlarla imtihan ediyor. İnsanlar hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz, müminlere karşı merhametli ol.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Devlet adamlığı vasfının nasıl olması gerektiğini çok güzel anlatan değerli bir alim. Buz gibi abus bir surat, güya oturaklı ağır adam havası veyahut büyük makam sahibi adam havası vermeye gerek yok. Allah herkesten, her şeyden büyüktür. İnsan zavallı bir varlıktır, gölge bir varlıktır. Beynin içinde küçücük yerde görüntünün içinde devlet adamlığı yapabilir bir insan. Beyninin içerisinde, toplu iğne başı kadar bir yerde Allah ona görüntü olarak gösterir. Azamete, kibre gerek yok. Sonunda toprağın altında paramparça oluyor, bağırsak muhtevası ağızdan çıkıyor. Azamet yapılacak bir şey yok. İnsanlar Allah’ın zavallı kullarıdır. Mütevazi, mazlum, sevecen, sevgi dolu, şefkatli, merhametli, güzel huylu olmak lazım. Ve insanlara karşı çok sevgi dolu, lütufkar bir üslup içerisinde olmak lazım, diğergam ruhlu olmak lazım. Halk azamet beklemiyor, büyüklük beklemiyor. İnsanlar mütevazı insanları, sevgi dolu insanları severler, ondan ruhları haz duyar. Azametli insandan rahatsız olurlar. Bir kısmı korkar, bir kısmı gerilir, bir kısmı tedirgin olur. Onu yapanın hayatı da azap içinde geçer, acı içerisinde geçer. Nihayetinde herkes toprak oluyor, bitiyor, kemikleri bile kalmıyor. Herkes Allah’ın huzurunda toplanacak. Mezarın altında, ne şu, ne bu, hiçbir makam geçerli olmaz. Dünyada da öyle, Allah’ın kulları olarak mazlum ve mütevazi olmak lazım. Görüntü olarak Allah beynimizde bize gösteriyor, dışarıdaki varlığımız simsiyahtır. Işıklandırılsa saydam bir görüntü görülür. Sessiz, renksiz bir dünya vardır, Allah beynimizde renkli olarak yaratıyor. Bütün konuşmalarımız kaderimizde olan konuşmalardır. Devlet adamlığı makamına geliyorsa, Allah onu getiriyor, kendi imkanlarıyla olmaz. Daha annesinin babasının varlığı ortada yokken kaderde o görevde olmuş oluyor. Dolayısıyla enaniyet, azamet yapılacak bir durum olmaması lazım aklı başında bir insanda.
BETÜL HANIM: İzninizle balıkları besleyen sevimli bir ördek var. Onu göstermek istiyorum. Yavru köpekler...
ADNAN OKTAR:Çok şeker bunlar, pamuk yığını gibi. Keyiften kuduruyor adamlar. Ne şahane varlıklar evin içinde. Hepsi can sahibi, maşaAllah.
BETÜL HANIM:Kendisiyle kavga eden bir kedi var.
ADNAN OKTAR:Boksör olmuş bu ne yapıyor böyle, ayna boksörü. Çok şeker. Enerji patlaması yaşıyor Allah-u alem. Evde sıkılıyor, arkadaşı falan yok herhalde. Ama çok şeker böyle bir tipi ilk defa görüyorum. Gayrete bak, maşaAllah. Spor çeşitlerinin nasıl uygulanması gerektiğini göstermek açısından bir örnek, inşaAllah. Başka ne var, bir ördekten bahsetmiştin?
BETÜL HANIM: Evet, o ördeği arkadaşım göndermişti bana ama nerede olduğuna bakayım inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşimiz diyor ki; “Hocam İttihad-ı İslam’ı niye bu kadar gündemde tutuyorsunuz?” diyor. Sürünmenin nedeni o. Şu an niye sürünüyorsun? İttihad-ı İslam olmadığından sürünüyorsun. İslam alemi niye böyle paramparça, niye bu ıstıraplar var, niye PKK sorunu var, niye Suriye sorunu var, niye Suriye’de Müslümanlar paramparça ediliyor, niye Mısır’da Müslümanlar kitleler halinde katlediliyorlar, şehit ediliyorlar, Afganistan niye esir, Irak niye esir, Doğu Türkistan niye böyle perişan halde, her gün yüzlerce binlerce insan niye katlediliyor? İttihad-ı İslam olmadığından, Kuran’ın bu hükmü uygulanmadığından oluyor. O yüzden çok önemli İttihad-ı İslam. Onlar biraz Cübbeli zihniyetiyle baktıkları için bu hakikati göremiyorlar. Cübbeli bunlara biraz Ahir Zamanı anlatsın, biraz faydası olabilir.
VTR: CÜBBELİ AHİR ZAMANI ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Diyorlar ki; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’dan ne kadar çok bahsediyorsun” aslında Cübbeli bahsediyor bak. O çok bahsediyor, biz de tasdik ediyoruz inşaAllah. Çok bahsedilmesi hayırlı. Dünyada hiçbir yerde Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedilmiyor. Tek burada bahsediliyor. Burada da çok bahsedilsin ki o eksiklikler giderilsin. İslam aleminde hiçbir yerde Hz. Mehdi (a.s) gündem değil. Sırf bu yüzyıla mahsus. Eskiden sahabe devrinde, Cübbeli de diyor, “günde 5 vakit Mehdi (a.s)’dan bahsediliyorlardı, deccalden bahsediyorlardı. Her namazdan sonra ve sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında soruyorlar. Ve sürekli gündem Mehdiyet. İlk defa Ahir Zamanda bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedilmiyor. Cübbeli de bak yana yakıla onu anlatıyor; “Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedilmiyor, deccalden bahsedilmiyor” diyor. Biz bu eksiği gidermek için yoğun olarak gayret ediyoruz ve bir tek biz bahsediyoruz. Bir hayır vardır, bir güzellik vardır. Yoğun olarak bahseden, yoksa tabii birçok yerde bahsedilme var, bahseden değerli Hocalarımız var. Biz ve bizi sevenler bahsediyor. Öyle diyelim, inşaAllah.
Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. Ankebut Suresi 12; “İnkar edenler, iman edenlere dedi ki; ‘Siz bizim yolumuzu izleyin. Hatalarınızı biz yüklenelim’” yani Hz. Mehdi (a.s)’dan da bahsetmeyin, İttihad-ı İslam’dan da bahsetmeyin, namazını kılın, eksik bir günahınız olursa bize söyleyin, günahı bize olsun mantığında, şu anda da öyle tipler var. “Oysa kendileri, onların hatalarını hiçbir şeyi yüklenecek değildir. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar. Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı” yani hurafelere karşı “sorguya çekileceklerdir. Siz yalnızca Allah’tan başka bir takım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz.’’ Yani hurafeci bazı alimler bulmuşsunuz, sürekli hurafeler çıkarıyorsunuz. Hurafelere uyuyorsunuz. Aslı olmayan, Kuran’a uygun olmayan, kendi kafanızdan yalanlar. Bak ne diyor ayette Allah; “Siz yalnızca Allah’tan başka bir takım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz.’’ Gerici, yobaz takımının yaptığı bu. Gerici derken yani, gerideki bilgiler değerlidir. Gerici, gerçeği put düşünceye çeker. Kuran’a çekmez. Geride olan, geriden gelen, Kuran’ın hareketlerine, Kuran’ın güzelliklerine çekmez, putun çirkinliklerine çeker. “Gerçek şu ki sizin Allah’tan başka taptıklarınız” yani o hurafeci alimleriniz “size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse rızkı Allah katında arayın. O’na kulluk edin, O’na şükredin. Siz O’na döndürüleceksiniz” “Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor.’’ Yaratılışı araştırın diyor Cenab-ı Allah. Yaratılış düşüncesini savunanlara ne deniyor? Yaratılışçı deniyor. Allah ne diyor; “Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah’a göre kolaydır.’’ Ama ne diyor? “Görmediler mi?” diyor Allah. Görmek için nedir; mikroskoba ihtiyaç var, elektron mikroskobuna ihtiyaç var, laboratuvara ihtiyaç var, araştırmaya ihtiyaç var, paleontolojiye ihtiyaç var, arkeolojiye ihtiyaç var, birçok bilim dallarına ihtiyaç var. Fiziğe, kimyaya, her şeye ihtiyaç var. Allah bilimi emretmiş oluyor bu ayetiyle. “De ki: ‘Yeryüzünde gezip dolaşın da böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.’’’ Yani paleontolojik delilleri inceleyin. Yeryüzünü gezin, katmanlarına bakın, nasıl yarattığımı görün. Eski fosillere bakın, eski kalıntılara bakın. Bak çok açık ayetin ifadesi; “De ki: ‘Yeryüzünde gezip dolaşın da. Böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını da inşa edip yaratacaktır.’’ Onu da evrim olmadan yaratacağım diyor Allah. Çünkü ahirette cennette melekler var, gılmanlar var, vildanlar var, cennet yemekleri var, cennet elbiseleri var, cennet evleri var, cennet masaları var, cennet bardakları var. Onları nasıl evrimle yaratmadıysam dünyadakileri de aynı şekilde evrimle yaratmadım diyor Allah. Bu anlama geliyor ayet. “Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.’’
Şeytandan Allah’a sığınırım, Sebe Suresi 17; “Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz nimete nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?” Yani, bir yerde yıkım varsa, ekonomik çöküntü varsa nimete nankörlük ettiklerinden, hamd etmediklerinden, Allah’ın hükümlerine uymadıklarından yaparım diyor Allah. Bakın Peygamber (s.a.v.)’e diyorlar ki Sebe Suresi 8’de; “Allah’a karşı yalan mı uyduruyor?’’ Yani Allah’ın hükümlerine uyduğu için, onlar Kuran’a uymayı yalan uydurma görüyorlar, hurafeye uymayı doğru olarak görmüş oluyorlar. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var ?’’ Eğer Allah’ın dediğini yaparsa, Kuran’a göre hareket ederse “kendisinde bir delilik mi var?” diyorlar. Delilik suçlaması; demek ki Allah yolunda mücadele edilenlere yapılan bir suçlama şekli bu. “Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedir.’’
Mesela diyor ki Cenab-ı Allah, Yasin Suresi 33; “Ölü toprak kendileri için bir ayettir.’’ Bir delildir. “Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık böylelikle ondan yemektedirler.’’ Allah toprağı da inceleyin diyor. Topraktaki tanelerin nasıl çıktığını da inceleyin. Bu bir ayettir diyor. “Güneş de kendisi için tespit edilmiş olan bir müstekarra doğru akıp gitmektedir’’. Yani kararlaştırılmış bir hedefe doğru gitmektedir. “Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah’ın takdiridir.’’ Güneş de eninde sonunda bir yıldızla çarpışacaktır. Kuran buna da işaret etmiş oluyor. Yani gökyüzünde güneşin sonunda çarpışacağı bir nokta vardır, çarpışacağı bir gezegen vardır. Ona da işaret etmiş oluyor Cenab-ı Allah, bir yönü de odur. Yasin Suresi 20; “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. ‘Ey kavmim, elçilere uyun’ dedi.” 2036 tarihini veriyor, İslam’ın dünya hakimiyeti inşaAllah. “Bizim üzerimizde de sorumluluk ve görev olarak apaçık bir tebliğden başkası yoktur’’. 2010 tarihini veriyor o da şeddesiz. Bak, “bizim üzerimizde sorumluluk ve görev olarak apaçık bir tebliğden başkası yoktur”. Müslüman apaçık bir tebliğ yapacak.
VTR: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN TALEBELERİ ANLATIYOR.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...