YASEMİN HANIM: İyi günler kıymetli izleyenler, Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. İki konuğumuz var bugün, sizleri tanıştırmak istiyorum. Çek Cumhuriyeti’nden Suzanna. Welcome. Ve Slovakya’dan Marika, welcome Marika. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben bakıyorum internette, it gibi; o ona küfrediyor o ona hakaret ediyor. Çakalın biri bir laf ediyor, otuz tane çakal onları destekliyor. Böyle çirkin çirkin küfürlerle kısaltmışlar, yeni yeni bir şeyler geliştirmişler, aptal aptal izahlar. Böyle serseri maçına çevirmişler, bir kısım şahıslar, bir kısım internet sitelerinde, abuk sabuk bir sevgisizlik yarışına, bir kavga yarışına, bir nefret yarışına girmişler, bu aptalca yarışı durdurmaları lazım. Çok kötü. Herkese düşmanlar, herkese. Yani dost oldukları, sevdikleri, tek bir tane insan yok. Kim olursa olsun nefretle bahsediyorlar. Böyle, aptal bir nefret politikası gelişmiş. Birbirlerini bu pislikte teşvik ediyorlar. Genç kızlara da bakıyorum onlar da küfre alışmışlar. Hadi erkek küfrediyor, gerçi o da çok çirkin de yani bir derece ama kadının küfretmesi çok çok anormal, çok çok aşağılayıcı, yani o küfrün, doğrudan muhatabı olmuş olur. Ve çok akılsızca, o çakallara yaranacağım diye onlara kendini beğendirmek amacıyla, o pis güruhun içerisine girip kendini pis şekilde aşağılıyorlar, çok büyük akılsızlık yapıyorlar. Halbuki hep güzel sözler, hayır sözler, bereket sözleri, iyilik sözleri ifade etmeleri lazım. Mesela bak bu canlar, ne güzel, ne tatlılar, çok sevecenler, çok şekerler, ikisi de güler yüzlü, insancıl, nazenin varlıklar, hoş varlıklar. Dünyanın böyle olması lazım. Ama işte kavgayı, fitneyi körükleyen bir güruh var. Şeytanın avenesi, onlarda o koronun içerisinde bağırıp çağıran takım oluyorlar. Çok yanlış yapıyorlar. Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Evrimciler canlılığın varoluşunu kendi teorilerine göre açıklayamayınca, yine canlılığın uzaydan gelmiş olabileceği tezini savunmaya başlamışlar. NASA’nın yayın organında çıkan yeni bir haberde “yapılan son araştırmaların, yapı taşları üzerinde DNA’nın oluşumu için gereken bazı yapı taşlarına rastlandığı” söylenerek, “dünyada canlılığın oluşumu için gereken temel yapı taşlarının, bir kısmının dünyaya bu göktaşları ile gelmiş olabileceği” belirtilmiş. Milliyet Gazetesi de bu haberi “kayıp halka uzaydan geldi” başlığıyla yayınlamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Halkaları sürekli kafalarına geçiyor, bir türlü vazgeçmiyorlar. İnsanlar, evrimcilerin bu darmakeşanlığını, bu ezilmişliğini, bu mantıksız açıklamalardan görebilirler. “Göktaşının içerisine DNA giriyormuş.” Göktaşı zaten akkor haline geliyor gökte. Ve hadi gelse bile DNA, hadi farz edelim bir bakteri geldiğini düşünelim. Ne olur? Orada ölür, durur, başka bir şey olmaz taşın içinde. Veyahut yaşadığını farz edelim. Kim yarattı onu? O proteini Kim yarattı gökyüzünde, değil mi? Nerede Allah onu yarattı, onu düşünmeleri lazım. Nasıl yarattı, onu düşünmeleri lazım. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü? Değil. O zaman nedir? İşte o perişanlık, biz vurdukça, daha da garipleşiyor bunların üslupları, anlatımları. Eskiden rahat rahat anlatıyorlardı, “kendiliğinden oldu” diye. Baktılar, olacak gibi değil, uzaylılara bel bağladılar. Şimdi biz onların ne uzaylılarını bıraktık, ne kendilerini bıraktık hepsini dümdüz ettik. İstedikleri kadar çırpınsınlar artık.
“Tolstoy’un, Hz. Muhammed (s.a.v.) risalesi” isimli bir videomuz var, onu seyredelim.
VTR - Tolstoy’un Gizlenen Hz. Muhammed (s.a.v.) Risalesi
ADNAN OKTAR: Tolstoy’un, Peygamber Efendimize (s.a.v.)’e, Kuran’a hayranlığı, İslam’a hayranlığı çok hayati bir bilgidir. Bunu herkesin bilmesinde, duymasında fayda var, zaman zaman da anlatacağız inşaAllah.
Bir de atomla ilgili iki tane video var dediniz, onlara da bir bakalım.
VTR - Atomun İçindeki Kuvvetlerin Muazzam Dengesi
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok şahane filmler, videolar. A9, çok dürüst, akılcı, doğru, kimsenin sözüne göre hareket etmeyen, Allah rızası için hareket eden bir yayın politikası izliyor. O da, bütün milletimizin dikkatini çekiyor yani alışılmış bir şey değil, çok hayret verici. Yani dinleyen çok huzurlu şekilde, tam doğruları öğreniyor. Demagoji yok, gizleme yok, hak neyse, doğru neyse tam onu anlatıyoruz. Süper. Ahir zamanla ilgili anlattıklarımızın da hepsi doğru. Demagoji yapmayan çok nadir kanallardan bir tanesi. 18. Mesele, Bediüzzaman diyor ki: “Rivayette var ki, (s.a.v.) ferman buyuruyor. ‘Ümmetim, istikametle gitse, (doğru gitse) ona bir gün var.’ Yani ayetin sırrıyla bin sene hakimane ve mükemmel yaşayacak. ‘Eğer istikametli gitmezse ona yarım gün var.” Yani ancak beş yüz sene kadar hakimiyeti ve galibiyeti muhafaza eder.” Şeyh Nazım Hocamız, “Çok açık” diyor “bu ayet. 1000 sene 500 sene, ilave olursa, 1500 sene kadar galibane devam edecekler” diyor. Bediüzzaman’da öyle diyordu “1500 sene. Ondan sonra bozulma başlayacak” diyor. “Hicri 1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor.
Hoca Hanım, buyurunuz.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle inşaAllah. Hayrettin Karaman Hocamız birkaç gün önce Yeni Şafak’taki yazısında her Müslüman’ın kendi inancına, yani İslam ahlakına uygun ortamlarda yaşamak isteyeceğini, çünkü İslam ahlakına aykırı bir davranış gördüğünde, bu davranışı engellemek veya ıslah etmekle yükümlü olduğunu” söyleyerek, “günümüz şartlarında bunu yapmanın zor olacağını, dolayısıyla farklı inanç ve yaşam tarzına sahip kişiler için ayrı bölgeler oluşturulması gerektiğini” belirtmiş, Hocam. Ahmet Hakan’da yazısında bu konuyu ele alarak, “Hayrettin Karaman Hoca’nın bu yazının son derece tehlikeli ve farklı inançtan kişiler arasında çatışma ve kötü sonuçlar yaratabilecek bir çeşit açıklama olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: İlk defa doğru bir konuşma yapmış, maşaAllah. Doğru söylüyor tabii. Bölünme tehlikesi zaten başımızda, Türkiye’nin bir derdi. Ona yeni bir bölünme alanı daha göstermek, yeni bir bölünmeye daha Müslümanları teşvik etmek çok yanlış, çok büyük hata. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında müşrikler de vardı, kafirler de vardı, Hıristiyanlar vardı, Museviler vardı. Onların arasında tebliğ yaparak yaşıyordu Müslümanlar. Çok garip Hocamızın böyle bir üslup kullanmış olması. Neden böyle bir şeye gerek duydu, o da şaşırtıcı. O zaman tebliğ ne? Müşriklere tebliğ yapılıyor, Hıristiyanlara tebliğ yapılıyor, ayetin emri var değil mi? Musevilere, Hıristiyanlara, ehli kitabın tamamına tebliğ yapılıyor. Müşrikun ve müşrikat, münafikun ve münafıkat her zaman Müslümanların yanında oluyor, onlara da tebliğ yapılıyor. Nasıl bir yapılanma bu, nasıl bir düşünce? Yani tecrit edilmiş bir Müslümanlık anlayışı Müslümanlıkta yok. Müslümanın en bariz vasıflarından birisidir tebliğ. Dolayısıyla Hocamız yanlış söylemiş. Ahmet Hakan da ilk defa yahut nadir doğru söylediklerinden bir tanesi olmuş. Güzel, isabetli konuşmuş.
Evet, biraz Cübbeli’den dinleyelim.
VTR - Cübbeli, Alp Dağları’na ve Malta Adası’na Tatile Gitmesini Şöyle Tevil Ediyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz, çeşitli hoca efendilerin Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek tarzında yazılarını gönderiyorlar, öyle söylüyorlar diye. Hiç kaile almasınlar, onlar kendi sistemlerinin devamını isteyen insanlar. Birde enaniyetliler bir kısmı, enaniyetlerini durduramıyorlar. Çünkü kendi üstünde bir insan olduğunda enaniyeti parçalanır çok zor olur. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul ettiğinde, kendi üstünde bir güç kabul etmiş olacak, onu kabul etmemek için, Mehdiyet’i reddederler. Bir de itibarlarının sarsılacağını düşünürler. Onları hiç kaale almasınlar, hadislere baksınlar, hadisler çıktı mı çıkmadı mı buna baksınlar. Hadislerin aynısıyla çıktığını, biz ispat ediyoruz belgelerlerle. Konu çok net. Bir tane mi? Değil. On tane mi? Değil. Yüzün üstünde hadisle ispat ediyoruz, delillendiriyoruz, göstertiyoruz. O yüzden şu şunu dedi, bu bunu dedi hiç önemli değil. Doğruyu, hakkı savunanlardan yana tavır koysunlar.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Rusya’nın Kazan şehrinde İmam Mansur Celalettin’in onayı ile Marcani Camisinde bir fosil sergisi açıldı. Bu Marcani Camisi, Kazanhanlığı fethedildikten sonra Kazan’da yapılan ilk camii. 1767 yılında inşa edilmiş. Özellikle tarihi bir mimari eser olduğu için bu camiyi ziyarete her gün çok sayıda heyet, öğrenci grubu ve ziyaretçi geliyor. Bu vesileyle de fosil sergimizi de görüyorlar inşaAllah. Caminin resimleri de şu şekildeydi.
ADNAN OKTAR: Bu da camideki fosil sergisi.
BETÜL HANIM: Evet, caminin içerisinde yer alıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kitaplar, cdler. Başka resim var mı?
BETÜL HANIM: Rusya’daki Kazan’a ait olan resimler bu kadardı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Fotoğraf çekmede cömert olsunlar. Üç tane ile olur mu? 20-30 resim göndersinler, içlerinden biz seçelim.
Evet, buyrun.
BETÜL HANIM: Bir de Hocam, bir mesaj vardı, size iletmek istiyordum izninizle. “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocamız.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
BETÜL HANIM: “Tokat’taki fosil sergimiz ve kitap fuarımız son hızla devam ediyor Hocam. Çok yoğun bir ilgi var. Tokat’ın yerel medyası da röportaj ve çekim için sergimizi de ziyaret ettiler Hocam. Allah izin verirse, ramazandan sonra Sivas, Yozgat, Amasya, Ordu ve Giresun’da da fosil sergileri açacağız, inşaAllah. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Sizi çok seviyoruz, oradaki herkese selamlar” demiş. Resimlerini de gösterelim inşaAllah, izninizle. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
BETÜL HANIM: Çok güzel bir yer hazırlamış kardeşimiz Tokat’ta. Bayağı büyük bir yer olmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin, gençlere. Bayağı kapsamlı, güzel bir çalışma, elhamdülillah. Tokat halkı genelde çok dindardır bütün Anadolu’muz gibi. Çok sıcak, müşfik, temiz, kaliteli, saygın insanlardır. Hepsine selam ediyorum. Allah güçlerini, kuvvetlerini, gayretlerini arttırsın, Allah hidayet versin. Tokatlı olmak bir ayrıcalıktır. Tokat’ta bulunmakta bir ayrıcalıktır. Ne büyük zevk, ne büyük güzellik. Kümbet Mahallesi, Hamam Mahallesi, Çay Mahallesi, çarşu, bakın çarşı demiyorum çarşu, gıjgıj. Bakın semtlerini kaç yıl oldu, hiç unutmam. Acayip güzel isimler, gıjgıj çok orijinal bir isim. Mesela kümbet. Oranın eski evleri acayip hoştur. Özel bir lezzet verir insana. İnsanları çok efendidir, çok dindardırlar. Orada Ali Paşa Camisi var, kardeşlerimiz benim adıma oraya bir gitsinler. Güzel bir selvi ağacı var orada koskocaman çok eski. Acayip hoşuma giderdi onun yaprakları böyle aşağı aşağı sivri ve çok kibar, zarif yaprakları vardı. Rüzgarda öyle sallanırdı. Koskoca ağaç, çok büyük, yani bayağı eski ucu bucağı yok. Allah kardeşlerimize güzellik, iyilik versin. Bu güzel vatanı da böldürtmesin inşaAllah. Hepimize bereket, iyilik, hoşluk, hidayet nasip etsin Cenab-ı Allah.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir de Konya’da kardeşlerimizin faaliyetleri devam ediyor, inşaAllah. Bahar Kılıç, Tülin Şahin Güngör ve Mina Berksan kardeşlerimizin en son yapmış olduğu faaliyetler şu şekilde, inşaAllah. Zaman ve Konya Postası Gazeteleri’nin abonelerine, A9 broşür dağıtımı yapıldı. Broşürler toplamda, 5500 adet aboneye gönderildi. Dağıtım yapılırken ayrıca posta kutularına da dağıtım yapıldı. Ayrıca birçok alışveriş merkezi, camii, mescit ve kütüphaneye yine kitaplarınızdan dağıtmışlar Hocam. Akşehir’de fen lisesi müdürüne Yaratılış Atlası’nın birinci cildini de hediye etmişler. Resimlerini de gösteriyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, benim canlarım. Bakın az bir şey harçlığı oluyor, az bir imkanı oluyor, onun son haddine kadar Allah rızası için kullanıyor. Ve o sevinci de bütün Müslümanlarla paylaşıyor. Çok güzel, her hizmet yapan kardeşimiz, böyle bize fotoğrafları göndersinler, biz de vakit müsaade ettiği kadar yayınlayalım, çok büyük bir sevinç, güzellik. MaşaAllah, aferin, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hocam siz, kısa kısa neler var, bana bir anlatın.
BETÜL HANIM: Azeri kardeşlerimizin hazırladığı site var. Tatar kardeşlerimizin hazırladığı site var.
ADNAN OKTAR: Onları göreyim.
BETÜL HANIM: İnşaAllah. “Müslüman’ın 24 Saati.” Azeri kardeşlerimiz hazırlamış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin. Bakın ne güzel. Karınca kararınca. Çok güzel.
BETÜL HANIM: Tatar kardeşlerimizin hazırladığı site. Yine Tatarca hazırlamışlar.
ADNAN OKTAR: Aferin, çok güzel maşaAllah, elhamdülillah.
BETÜL HANIM: Harun Yahya sitesi olarak, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi. Anlatacağın başka bir şey var mı?
BETÜL HANIM: Bediüzzaman’dan bir kıssa var.
ADNAN OKTAR: Nedir?
BETÜL HANIM: Hz. İsa (a.s)’ın şemaili ile ilgili bilgi var.
ADNAN OKTAR: Oku bakayım.
BETÜL HANIM: Tabii, inşaAllah. 1907 yılında, Van’dan İstanbul’a gelen Bediüzzaman Hazretleri’nin şekerci hanının bir odasına yerleştirdiği ve kapısına yazdığı şu levha ile ilgili: “Burada her soruya cevap verilir, her müşkil halledilir, fakat soru sorulmaz.” Levha çok dikkat çekmiş, ilim adamları, medrese mensupları bu ilandan dolayı hayrete düşmüşler. Kısa sürede Bediüzzaman Hazretlerini çok fazla kişi ziyaret etmeye başlamış. Daha sonraki yıllarda diyanet işlerinde, müşavere kurulu üyeliği yapan, Fehmi Başoğlu konuyla ilgili bir anısını şöyle anlatmış: “İlk başta böyle bir iddia sahibinin ancak mecnun olabileceğini düşünmüştüm. Bediüzzaman Hazretleri hakkındaki övgüleri, tavsiyeleri cemaatlerle ulema ve talebe gruplarının kendisini ziyaretlerini ve hayranlıklarını işittikçe bende bir ziyaret arzusu uyandı. Karar verdim ki en güç ve ince meselelerden sualler tertip edip sorayım. Bende o zamanlar medresenin ileri gelenlerinden sayılıyordum. Nihayet bir gece ilahiyat ilimlerinden bahseden gayet derin sualler hazırladım. Ertesi gün kendisini ziyarete gittim ve suallerimi yönelttim. Aldığım cevaplar çok acayip ve harika olmuştu. Suallerimin cevaplarını tam olarak verdi. Tamamen mutmain oldum ve yakinen anladım ki, onun ilmi bizim gibi kesbi yani çalışmakla kazanılan sonradan elde edilen değil Vehbi yani Allah’ın vergisiydi.”
ADNAN OKTAR: O doğru. Bediüzzaman, çok harika bir insan. Alışılmışın çok dışında bir insan.
“Hocam atomla ilgili olan videolar çok güzeldi” diyor. Allah (c.c) hazırlayanlardan razı olsun. Bunları sitenizde bulamıyoruz, bu videolar sizde var mı?” diyor. Herhalde bu saatlerde yerleştirirler siteye. Yeni hazırlamışlar çünkü. İnşaAllah. Başka neler var?
BETÜL HANIM: Hocam, Pakistan’da sizi yakından takip eden Samiye Khan isimli kız kardeşimiz, bu kişi aynı zamanda Pakistanlı muhalefet lideri İmran Khan’ın yeğeni. Pakistan’da bir grup öğrenciye çeşitli alanlarda eğitim veriyor. Bu derslerde sizin Urduca ve İngilizce belgesellerinizin de bayan ve çocuklardan oluşan katılımcılara izlettiriyor bunları, belgeselleri. Oradan da resimler var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, iyi, çok güzel. Müminun ve müminat. Aslan onlar maşaAllah, çok güzel. Benim aklımdaki sende anlatacak hiçbir şey bırakmamak önce. Var mı başka konun?
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Var konular var ama ben sizden dinlemek isterim.
ADNAN OKTAR: Yok yok sen anlat.
BETÜL HANIM: Kedi yavruları var Hocam, nesli tükenmekte olan, bir türden oluşmuşlar. Nesli tükenmekte olan bir türden oldukları için, tüp bebek yöntemiyle doğmuşlar Hocam. Onların resimleri var, uygun görürseniz onları da göstereyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tam şeker, bal kaymak bu. Çok tatlı, maşaAllah.
Adnan Menderes’in bir filmi vardı, onu göstertelim.
VTR - Adnan Menderes
ADNAN OKTAR: Mesela İsmet İnönü Himmet Dede’de durdurulmuştu, sokulmamıştı şehre, kasabaya. Adnan Menderes’in bilgisinin olmaması çok güç. İlla ki bilgisi vardır. Aynı şekilde Bediüzzaman da Ankara’ya sokulmamıştı. Ondan da haberinin olmaması mümkün değil. Her şeyden haberi vardı. Türkiye zaten avcunun içi gibidir başbakan için. İstihbarat emrinde, emniyet de emrindeydi. Oradaki mahkemedeki yargılanması, işte Bediüzzaman’ın Ankara’ya sokmaması ile ilgili yargılamadır aslında. İnönü bir vesiledir. Yani asıl Cenab-ı Allah’ın oradaki amacı, Bediüzzaman’a yapılan zulmün ona hatırlatılmasıdır. Onun mahkemesidir. Başka bir isim altında, o yargılanmıştır. Dolayısıyla Allah’ın velilerine karşı, her zaman sevgi ve saygı dolu olmak lazım. Bir şey olmaz kafası, işte sola yaranmak için yahut bazı sivri gruplara yaranmak için Allah’ın velileriyle uğraşılırsa, Allah çok büyük felaket ve bela getirir. Çok büyük ızdıraplar meydana getirir. Eğer Bediüzzaman ile uğraşmış olmasaydı Adnan Menderes hükümeti ihya olurdu, çok başarılı olurdu, kesintisiz hükümeti devam ederdi. Ama Bediüzzaman ile uğraştıkları için, Bediüzzaman dedi; “ben gidiyorum onlar da gidecekler” dedi. Akıl almaz ızdıraplar verdiler. Akıl almaz acılar verdiler. Menderes’e sorsan, haberim yoktur diyecek tabii. Nasıl haberi olmaz? Bak devletin savcısı inanmadığını söylüyor. “Sen Başbakan olarak nasıl bilmezsin” diyor. “İsmet İnönü’nün Himmet Dede’ye sokulmamasını, trenin durdurulmasını” diyor. “Efendim benim haberim yoktu” diyor, hepsinden haberi var. Haberinin olmaması mümkün değil. Gün gelir devran döner, Allah hesabını sorar bir şekilde. Onun tarihi bir belgesidir. O filmi bir daha seyredelim.
VTR - Adnan Menderes
ADNAN OKTAR: “Kongra”, çok şahane o zamanki dil. Evet, sağ genellikle Türkiye’de hepsi değil, orta sağ, biraz mütereddit, biraz sola yaranmaya çalışan bir politika izledi zaman zaman. Dindarları da ezen, onları kaale almayan, onları ezdikçe yükseleceğini düşünen bir politika izledi ve Allah her seferinde bir bela, bir çökme, bir iflas, bir berbatlık, bir perişanlık vermiştir. Her zaman Allah’a sığınıp doğru ve dürüst tavır göstertilmesi gerekir. Hep Allah’tan yana hep haktan yana hep iyilerden yana hep Allah’ın velilerini seven, koruyan kollayan bir üsluptan yana bir tavır konması lazım. Burada ince bir sır var. Anlamazlıktan gelmemek lazım.
Evet buyrun.
BETÜL HANIM: Hocam eğer uygun görürseniz Tevrat’ta Mesih’in acı çekmesi ile ilgili bölümden de okuyabilirim.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi tabii Tevrat, hadislere uygun olan kısımlarını, Kuran’a uygun olan kısımlarını hak olarak, gerçek olarak kabul ederiz. Yani Tevrat’ı biz olduğu gibi kabul etmiyoruz. Kuran’a uygun, hadise uygun kısımlarını kabul ediyoruz. Bazı taş kafa, granit kafalar, “nasıl Tevrat’ı kabul eder?” diyor. Tevrat’ı Allah Kuran’da, “nur” olarak belirtiyor ve “şifa” olarak belirtiyor. Allah’tan gelen bir Kitap olarak belirtiyor. Sen nasıl inkar ediyorsun? Kuran’a uygun kısımları geçerlidir. Ama Kuran’a zıt olan kısımlar, tabii ki geçerli olmaz. Nasıl bir yobazın abuk sabuk konuşmalarını biz kabul etmiyorsak, Tevrat’ın da yanlış olan kısımlarını tabii ki kabul etmeyiz. Nasıl şu anda da hurafeciler varsa, uydurmacılar varsa, o devirde de hurafeciler ve uydurmacılar var. Hurafe ve uydurmaları kabul etmeyiz ama Kuran’a uygun olan kısımları kabul ederiz.
Evet buyrun.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam. Yeni bilgilerde siz bahsetmiştiniz daha önceden. Yeşaya 53’te: “O baskı görüp eziyet çektiyse de, ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi kırkıcıların önünce sessizce duran koyun gibi, açmadı ağzını.
ADNAN OKTAR: Evet, yani o fazla şikayetçi olmayacak, gizleyecek yani gördüğü işkenceleri, zulümleri, acıları gizleyecek, sezdirmeyecek anlamında.
Evet, başka ne var?
BETÜL HANIM: “Halklar sana kulluk etsin, uluslar sana boyun eğsin, kardeşlerine egemen ol, kardeşlerin sana boyun eğsin, sana lanet edenlere lanet olsun, seni kutsayanlar kutsansın.” (Yaratılış 27)
ADNAN OKTAR: Evet, Allah Hz. Mehdi (a.s)’a lanet edenlere, lanet ediyor. Biz de lanet ediyoruz, inşaAllah. Tabii Allah’tan lanet istiyoruz onlara, inşaAllah. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a lanet edenlere, lanet ediyor, biz de lanet ediyoruz, inşaAllah. Tabii Allah’tan lanet istiyoruz onlara, inşaAllah.
“Okumazsanız size küserim. Azerbaycan’dan Mevlüt Rüstemov. Hocam, Allah rızası için sizi çok seviyorum” diyor, “Hocamızın mücadelesi, Peygamberlerin mücadelesi gibi maşaAllah” diyor, “onları andırıyor. Hocamıza çok iftiralar atıyorlar, çok zahmetler çekti, herkes onun çektiği eziyetlere dayanamaz” diyor. Keşke sizinle daha yakın görüşebilsem arkadaşlarla, bu telefon numaram” diyor, “Hocama selamımı iletin lütfen” diyor. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. MaşaAllah. 2083 yılında Norveç’te deccalin söylediklerinden bahsediyorlar. 1506, evet o devirlerde Müslümanlar gerilemeye başlayacaklar, Allahualem.
Evet buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, ekonomik krizle ilgili uygun görürseniz “2014’e kadar süreceğini” belirtmiştiniz siz. Hem Amerika, hem de Avrupa’da birçok ülke, bugünlerde çok ciddi ekonomik kriz yaşıyor, çok fazla haber var bununla ilgili. Birkaç tanesini eğer uygun görürseniz gösterebilirim Hocam, haberlerden.
ADNAN OKTAR: Tamam.
BETÜL HANIM: “Avrupa’da büyük çöküş, ABD ile piyasalar toz duman, IMF’ye göre Yunanistan krizinin yayılma riski var, ABD’de kriz alarmı, Amerika artık en güvenilir ülke değil, ABD borç batağında, Avrupa bunalımda”, yine Avrupa ile ilgili borç haberleri, “Yunanistan’da her şey satılık. Komşu yol ayrımında” şeklinde Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ekonomik krizi biz söylediğimizde, “yok yok bir sene sürecek hemen geçer” dediler, “bir senede sürmez, birkaç aya geçer” dediler. Net tarih verdim bakın, 2014’e kadar devam edecek o da, İslamiyet güçleneceği için, Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığı da kabul edileceği için, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın geldiği kabul edileceği için, Kuran’a, İslam’a bir dönüş başlayacağı için, Allah bir bereket meydana getirecek, yoksa ekonomik çöküş devam edecek. Ne dediysek o. Dediklerimiz değişmiyor, görüyorsunuz. Sıra şimdi Avrupa’ya ve Amerika’ya geldi. Bu dalgalar halinde devam ediyor yani böyle kriz, sarsıcı dalgalar şeklinde, bütün dünyayı vurmaya devam edecek daha da göreceksiniz.
Evet buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s) inkarcı cereyanları ve bidatlerinden İslam dininden uzaklaştıracak, insanları Allah’a imana davet edecek, inşaAllah. Onunla ilgili de hadisi okuyabilirim, uygun görürseniz. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Her zamanda ümmetim için ehlibeytimden bir adil vardır. Onlar sapıtanların tahriflerini, batıl ehlinin batılını, cahillerin yorumunu bu dinden uzaklaştırırlar.Duyun ki doğrusu sizin imamlarınız sizi Allah’a götüren elçilerdir, öyleyse iyi bakın ki sizin elçileriniz kimlerdir.”
ADNAN OKTAR: Evet, biraz şerh et bakayım.
BETÜL HANIM: Estağfirullah. Hicri 1400’de Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği fikri mücadeleyi yapacak ve insanları hak yola davet edecek olan kişi, ahir zamanın kutlu şahsı inşaAllah Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s)’a uydukları zaman, Darwinizm ve materyalizm putunu fikren çökertecek, ona uydukları zaman, inşaAllah dinin Peygamberimiz (s.a.v.) dönemindeki gibi yaşandığını görecekler, bu müjdeyi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şu yazıyı da oku.
BETÜL HANIM: “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
BETÜL HANIM: “Kızılcahamam’dan İsmail Sarıkaya ben. Bu Norveç saldırganının yayınladığı manifestoda, ‘2083 yılından’ bahsedilmektedir. Tüm Müslümanların yok edileceğinden, Allahualem, Said-i Nursi Hazretleri’nin belirttiği gibi, 1506 yılına denk gelmektedir. Bu konuda ki yorumunuz nedir Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR: 2083; hicri 1506. Müslümanların artık mağlup olma dönemi, hakikaten Müslümanlara yönelik katliamların başlayacağı, saldırıların başlayacağı, camilerin yıkılmaya başlayacağı, Kuran’ların yırtılmaya başlayacağı bir dönem 1506. 1506’dan 1543 yılına kadar devam ediyor. 1543ten sonra zaten hiçbir din kalmıyor, iki yıl kadar dünya tam dinsiz olarak yaşıyor, “1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor Bedüizzaman. Şimdiki nesil zaten görecek, yeni doğan gençler işte 3 yaşında, 4 yaşında ufaklar, yani en az 70-80 sene yaşayacaklarını düşünelim, Allah uzun ömür versin inşaAllah, rahat rahat göreceklerdir. Yani dediklerimizi Hocamız demişti diye diyecekler, görecekler.
BETÜL HANIM: Hocam bir haberi yine paylaşmak istiyorum, uygun görürseniz. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yeni açıklamasında; “temel projelerinin Türkiye’nin 20 ya da 25 bölgeye ayrılması ve her bölgenin kendi meclisinin oluşması olduğunu” söylemiş. “Ülkenin birliğinin ancak böyle sağlanabileceğini, yine tek bayrak, tek devlet ilkesinin devam edebileceğini, birden fazla devlet istemediklerini, ancak birden fazla halk olduğunu, birlikte yaşamak için bu sistemin şart olduğunu” söylemiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte onların modeline karşı biz de diyoruz ki; Türk İslam Birliği modeli olsun, İttihad-ı İslam modeli olsun, bütün Türklük alemi birleşsin, İslam alemi birleşsin, dev bir Türk İslam birliği oluşsun. Böyle ince ince kıymalara, ince ince parçalamalara gerek olmadığını o zaman daha net görürler. Bütünleşmek güzeldir, sınırların açılması güzeldir, yeni yeni sınırlar, yeni yeni vizeler, yeni yeni pasaportlar, yeni yeni parçalanmalar, küçülmeler değil. Büyümek, genişlemek güzeldir.
Yine biraz Cübbeli’den dinleyelim.
VTR - Cübbeli Ahmet’in Flash Tv Ramazan Konuşmalarından
ADNAN OKTAR: Evet, Cübbeli Hazretleri Hilye-i şerifi bilse, hiç anlatmazdı ama bir kere anlatmış, biz de defalarca anlattıracağız inşaAllah ona.
Evet, şu mektubu okur musun canım kardeşim?
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam tabii, baş üstüne. “Bismillahirrahmanirrahim. Günlerdir programlarınızı Güney Afrika’dan izliyorum, dün inanılmaz bir olay oldu, sizin programınızı izlerken müşterimin biri içeri girdi, Hindistan veyahut Pakistanlı biriydi, bana dönerek, ‘Bu Harun Yahya değil mi? ’ diye, ben de ona ‘evet o’ dedim, adam bana dönüp dedi ki ‘bu adam şampiyon, bunun sayesinde binlerce komünist, Darwinist, Müslüman oldu.’ Ayrıca bana dedi ki ‘ben onun tüm eserlerini şu an Urducaya çeviriyorum, inşaAllah tüm Pakistan, Hindistan, Bangladeş bu kitaplardan istifade eder.’ O esnada telefon çaldı, telefona dönerken müşteri aniden ortadan kayboldu, tüm gün bunun etkisinden kaldım. MaşaAllah sizinle gurur duyuyorum” demiş Hocam. Saygılarımla, Vefa... isimli bir kardeş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Güney Afrika’dan yazıyor, evet “Vefa Dak” Bakın Güney Afrika’da çok etkili olduğumuzu, herkesin kitaplarımızı okuduğunu söylüyor, maşaAllah.
Shakespeare’ın şu sözünü göndermiş kardeşimiz, onu da bir okursan.
BETÜL HANIM: “İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor, sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
ADNAN OKTAR: Demiş Shakespeare.
BETÜL HANIM: Hocam, bir bilgi verebilir miyim izninizle, akşam Güney Afrika’da radyo konuşmasına arkadaşlarımız katılacaklarmış.
ADNAN OKTAR:Güzel, Güney Afrika’da, çok güzel. Lenin’den bir alıntı; Moskova Ayaklanmasından Dersler 1906: ”Eğer önümüzdeki devrim hareketinin acil olarak korkunç kanlı bir imha gerektirdiğini kitlelerden saklarsak, hem kendimizi, hem de halkı kandırmış oluruz” diyor. Ne yapacaklarmış? “Korkunç, kanlı bir imha” diyor ve bunu devrim olarak alıyor. Şimdi bazı siyasiler de, “yaptığınız çok ayıp, ramazan ayında, mübarek ayda kan dökülür mü? Hiç mi acımıyorsunuz? Gaddarlık, bu yaptığınız canilik” diye, tansiyondan suratı şişerek, bağırıyor. Adamların komünist olduğunu düşünmek dahi istemiyor, hareketin komünist hareket olduğunu düşünmek istemiyor. Klasik demagoji, politik demagoji ile kervanı götüreceğini zannediyor. Klasik politik demagoji duvara toslamıştır. Yenilirsiniz. Bunu kullanan yenilir, akılcı, bilimsel, mantıklı doğru konuşmak lazım.
Komünizmin gerçeğini kabul edip varlığını kabul edip, komünizme karşı anti komünist mücadele gerekir. Darwinizmin varlığını kabul edip, anti Darwinist mücadele gerekir. Ağlamayla, yerlere yatmayla, bağırmayla çağırmayla hiçbir şey olmaz. Politik demagoji olur, başka bir şey olmaz. Onun modası geçti. Altmışlarda yetmişlerde vardı o, yetmiş seksenlere kadar, doksanlara kadar diyelim. Artık politik demagojinin modasının geçtiğini görmesi gerekiyor birçok kişinin. Bakın diyor ki Lenin: “Kitlelerin sloganı savunma değil, saldırı.” Savunmada olmayın diyor, saldırıya geçin diyor. “Görevleri düşmanın acımasız olarak ortada kaldırılması olmalıdır.” Düşman dediği nedir? Türk askeri, Türk polisi. Bunu kim söylüyor? Lenin. Güneydoğu’daki PKK ne yapıyor? Marksizm’in, Leninizm’in gereğini yapıyor. Çözüm ne? Anti Marksist, anti Leninist bilimsel çalışma. Ağlamak değil, bağırmak değil, sürekli kınama mesajları değil. On bin kere kınama mesajı duyduk. Kınama mesajıyla hiçbir yere varılmaz. Politik demagoji olur o, başka bir şey olmaz.
Şu yazıyı da sen oku. Yine Lenin’in sözü.
SUNUCU: “Büyük bir kitle mücadelesi yaklaşmaktadır. Bu silahlı bir ayaklanma olacaktır. Olabildiğince de eş zamanlı. Bu kitleler silahlı, kanlı ve korkunç bir mücadeleye girdiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Yaygın olarak ölüme aşinalık kazanılması, zaferi kesinleştirecektir. “
ADNAN OKTAR: İşte PKK’nın dinini, imanını, inancını gösteriyorum. Şimdi adama kalkıp, senin yaptığın gaddarlıktır, zalimliktir dersen, adam sana güler. Marksizm’in, Leninizm’in gereğini yapıyor adam. Bakın ne diyor Lenin: “Büyük bir kitle mücadelesi yaklaşmaktadır.” Devrim. “Bu silahlı bir ayaklanma olacaktır.” PKK ne yapıyor? Bunu söylüyor. “Olabildiğince de eş zamanlı. Bu kitleler silahlı, kanlı ve korkunç bir mücadeleye girdiklerinin bilincinde olmalıdırlar.” PKK ne diyor? Bire bir aynısını söylüyor, kendi kafasından çıkartmıyor PKK. “Yaygın olarak ölüme aşinalık kazanılması, zaferi kesinleştirecektir” diyor. Yani ‘ölmeyi ve öldürmeyi zevk haline getirin’ diyor. ‘O zaman zafer kesindir’ diyor. Adam da çıkıp, “mübarek ayda bu doğru mu” derse, komünistler yerlere yatarak gülerler buna. Mübarek ayı kabul eder mi komünist adam, dinsiz imansız adam. Gaddarlık, acımasızlık, Leninizm’in bir gereğidir zaten, komünizmin bir gereğidir. Adama gaddarlık suçlamasından bulunursan, övmüş olursun onu. Onun eyleminin netice alığını göstermiş olursun.
1 Eylül 1918 Bolşevik Gazetesi, bakın Leninizm’i nasıl anlatıyor, Lenin’in ilkelerini. Kalplerimizi özgürlük için mücadele eden, PKK’da diyor ya “özgürlük için mücadele ediyoruz.” Bakın, “özgürlük için mücadele eden kana susamış”, bakın “kana susamış savaşçılara çevireceğiz.” Adamları zalimlikle suçluyorsun, komünizmin gereğini yapıyor adamlar. Onun için yapağın şey, anti komünist mücadeledir. Devletin imkanlarını bunun için kullan, devletin profesörleri var, doçentleri var, çıksınlar, anti Darwinist, anti komünist mücadele yapsınlar. Yapamıyorlarsa, bize müsaade edin biz yapalım. “Kalplerimizi zalimleştireceğiz” diyor Lenin. “Sert ve yerinden oynamaz hale gelecekler ki, içine hiçbir şekilde merhamet girmeyecek. Düşmanın kan denizinde yüzdüğünü gördüğünüzde, kılınız kıpırdamayacak.” ‘Kan denizi meydana getireceğiz’ diyor ve ‘kılınız kıpırdamayacak bu durumda’ diyor. “Hiçbir merhamet hissetmeden hiç kaçınmadan, düşmanlarımızı 100’er 100’er öldüreceğiz” diyor. “Bırakın kendi kanlarında boğulsunlar” diyor. Kardeşim, şimdi bu kafadaki adama, hiç mi acımanız yok gaddarlar, mübarek ramazan ayında, tam orucumuzu bozacakken bunları niye yapıyorsunuz denir mi? Adam “komünistim” diyor, Allahsız, kitapsız, dinsiz, imansız adam. Darwinist, materyalist. Kahrolun demeyle olmaz. Bunlar çok pasif ve etkisiz sözler. Anti Leninist, anti Darwinist, anti materyalist bir propaganda TRT’den bir başlasa, PKK toz duman olur. Fikirleri, düşünce ve inançları hiçbir şekilde kalmaz. Moral olarak çökerler. Yapacağın bu.
14 Temmuz 1918’deki bir açıklama. “Bizler örgütlü terör savunucularıyız” diyor adamlar, komünistler, Lenin’in hampaları. “Bu açıkça kabul edilmelidir, terör devrim zamanlarında mutlak bir gerekliliktir.” Kardeşim şimdi böyle bir durumda adamlara, ‘yavrum sizin işiniz gücünüz yok mu, ayıp yapıyorsunuz, gidin ananızın yanına size çorba yapsın için, sizi evlendirelim’ bilmem ne, alay eder gibi. Adamlar, hayvanın yaşamayacağı şartlarda, mağaralarda yaşıyorlar, yer altında. 40 metre, 30 metre yerin altında, mağaralarda. İnsana benzemiyorlar, leş gibi kokuyor adamlar. Ellerinde silahlarla. Gece gündüz, Darwinist, materyalist eğitim alıyorlar ve ölme ve öldürme eğitimi alıyorlar. Akrabalarını, şunu, bunu hepsini, bu yola teşvik etmiş adamlar. 15 yaşından 35 yaşına kadar adamlar dağlarda 45 yaşına kadar, bu mücadeleyi veriyor. Çorbayla, evlendirmeyle alakası yok. Komünizme inanan bir adam, adeta delirir. Bambaşka bir insan olur. Ancak eğitimle bu yoldan vazgeçer. İman hakikatleriyle, Kuran’ın hakikatleriyle, yaratılışın anlatılmasıyla, anti Darwinist eğitimle vazgeçebilir. Çorbayla, sarımsakla, soğanla vazgeçmez. Olayı anlamazlıktan gelmek, Müslümanlara, kardeşlerimize vakit kaybettirmek olur. Bakın zamanlıca, vaktimiz, imkanımız varken, üniversitelerde, okullarda, her yer de topyekun anti komünist eğitime başlayalım, anti Darwinist, anti materyalist eğitime başlayalım. Yaratılışı anlatalım, Kuran’ın hakikatleriyle insanlarımızı uyandıralım. Yoksa komünizme karşı bilimsel yönden yenilirse bir insan, silahla yenemez. Ben bunu söylüyorum. Susmak yenilmektir. Susmanın anlamı budur, yenilmektir. Susmamak cevabını vermek, yenmektir. Bunun ustası da, biziz. Ya devlet yapsın, ya bizi desteklesinler, biz yapalım. Vakit kaybetmeyelim. O köpekler Haziran’a doğru daha da kuduracaklar. Pardon geç kaldık falan denmemesi için, erkenden uyarıyorum. Bakın Stalin diyor ki: “Biz dine karşı propaganda yapıyoruz.” Apo’nun akıl hocası. Onun dinine mensup şu anda Abdullah Öcalan ve PKK, Stalin’in dinine mensuplar. “Biz dine karşı propaganda yapıyoruz ve propaganda yapmakta devam edeceğiz.” PKK şu an onu yapıyor. Devletin kitaplarında ne okuyoruz? Darwinizmi okuyoruz, materyalizmi okuyoruz. “Parti, dine karşı tarafsız kalamaz.” Komünist parti. “Bütün dinlere karşı, din aleyhte propaganda yapılmalıdır.” Stalin’in emri. Lenin; “Her nevi dinin köklerini, dünya yüzünden kazımak baş gayelerimizden biridir.” ‘Kökünden kazıyacağız dini’ diyor, Lenin. “Komünizmin nizamının en büyük düşmanı, Allah’tır.” Deccalin düşmanı kimmiş? Allah’tır, diyor deccalin düşmanı. “Allah’a olan imanı çürütmek için bütün kuvvetimizle çalışmalıyız.” diyor, Lenin. “Marksizm’in felsefi temelini, diyalektik materyalizm teşkil eder. Bu materyalizm, ateisttir. Bütün dinlerin amansız düşmanıdır.” (Lenin külliyatı, 1947 Moskova) Şimdi bunları görmezden gelirse, Cemil Çiçek ve o tür kişiler, adamların önü açık olmuş olur. Cevap vermediğinde, o senin yenildiğini düşünür. Hele çorba edebiyatı, hele de ağlayarak karşılarına çıkarsan, sarsılarak, ağlayarak karşılarına çıkarsan mağlup olduğunu göstermiş gibi olursun, öyle düşünür seni. Devlet adamı ağlamaz. Devlet adamı onları ağlatır, neden ağlıyorsun? Onları ağlat sen. Değil mi? Nasıl ağlatacaksın? Fikrinle ağlatacaksın, düşüncenle ağlatacaksın. Boş yere biz emek verdik, boş yere biz batıl yere gittik diye onları ağlatmak lazım. Bu da ilmi bilimsel çalışmayla olur. “İftarları iptal edelim” diyor, “onların parasıyla Müslüman ülkelerdeki açlığı yok ederiz” diyor. Müslüman ülkelerin dişinin kovuğu bile doymaz iftar paralarıyla. İftarlarda Müslümanlar bir araya geliyor, daha şuurlanıyorlar, birbirlerini tanıyorlar. Çok hayati bir konudur. İftarları iptal edelim, cami yapmayı da iptal edelim, cami paralarını da oraya gönderelim. Kuran kurslarına da gerek yok, onları da iptal edelim, onların parasını da oraya gönderelim mantığına bizi sürükler bu. Bundan sonuç alınmaz. Çözüm ne? Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam. Gürül gürül savun, ne çekiniyorsun? Bakın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, helal olsun, delikanlı. Gürül gürül anlatıyor, Türk İslam Birliğini, İttihad-ı İslam’ı. Sen de söyle, hiçbir şey olmaz. Ne çekiniyorsun? Hüngür hüngür ağlamayla olmaz, adamlara kahrolun demeyle olmaz, elleriniz kırılsın demeyle olmaz. Fikirle olur, düşünceyle olur. Komünizme karşı böyle bir mücadele gerekir. PKK’ya karşı mücadele veriyorum, anti Leninist, anti Marksist, en etkili mücadeleyi yapan kişiyim ben Türkiye’de. Darwinizme karşı, en etkili mücadeleyi veriyorum, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
Bakın yine, Lenin’in konuşmasını bir daha alıyorum. “Marksizm’in felsefi temelini diyalektik materyalizm teşkil eder. Diyalektik materyalizme karşı, bilimsel açıklama yapılması lazım, tek tek, madde madde çürütülmesi lazım, Darwinizmin geçersizliğini anlatarak, ilmi delillerle. “Bu materyalizm ateisttir.” Tabii ki ateist olur materyalizm. Devletin kitaplarında niye materyalizmi anlatıyorsunuz o zaman? Bakın Lenin bunu söylüyor, ne diyor? “Materyalizm, ateisttir” diyor, doğru. Devletin kitaplarında Darwinizm anlatılıyor. “Bütün dinlerin amansız düşmanıdır” diyor, doğru. “Genç komünistlerin, yalnız tam manasıyla Allahsız olmaları kafi değildir, gençler arasında dini inanışların yayılışlarına karşı da, faal olarak mücadele lazımdır.” Yani dini, İslam’ı anlatan din adamlarını, alimleri, hocaları durdurun diyor Lenin ve hampaları. Durdurun ki, komünizm yayılsın diyor. PKK bizi durduramaz. Ama dindar olduklarını iddia eden adamlar, durdurmaya kalkarlarsa, o zaman bu çok anormal bir hareket olur. Durduramazlar ayrı mesele de ama çok anormal bir hareket olur.
Mesela bakın, Nikita Kruşçef diyor ki, komünistlerin ağa babalarından: “Komünizmin dine karşı olan muhalefetini, değiştirmemiştir.” ‘Komünizm muhaliftir’ diyor. “Bizler dinlerin uyuşturucu tesirlerini yok etmek için, elimizden gelen bütün gayretleri sarf ediyoruz” diyor. ‘Din diyor insanları uyuşturuyor’ diyor. Buna cevap biz veriyoruz işte. Din insanları uyandırır, canlandırır, aklın ortaya çıkmasını sağlar, dünyaya barışı, kardeşliği, sevgiyi getirir, silahları kaldırır yerine muhabbet gelir, arkadaşlık gelir, kardeşlik gelir, demokrasi gelir, fikir özgürlüğü, sanat gelir, aydınlık gelir. Bakın deminki konuşmayı bir daha anlatıyorum. Ne diyor, Lenin: “Eğer önümüzdeki devrim hareketinin acil olarak korkunç, kanlı bir imha gerektirdiğini, kitlelerden saklarsak, hem kendimizi hem de halkı kandırmış oluruz.” Abdullah Öcalan’ın düşüncesi de odur, PKK’nın düşüncesi de aynı, Lenin’in, Stalin’in hepsinin aynıdır. Bakın Allah diyor ki ayette; “Küfür tek millettir” diyor ayette. Komünistler tek millettir ve birbirlerini çok iyi koruyup kollarlar, deccaliyet. Mehdiyet de tek millettir, onlar da birbirlerini çok iyi koruyup kollarlar. Mehdiyet’le deccaliyetin kıran kırana bir mücadelesi var. Biri kancıdır, biri kan durdurur. Mehdiyyül dem; kan durduran Mehdi. Deccaliyette kanla beslenir. Şeytan onlardan kan ister. Bakın adam açıkça söylüyor, acil olarak korkunç, kanlı bir imha hareketi istiyor Lenin. Bütün bunlara rağmen anlamazlıktan gelirlerse, bazı zevat, benim onlara sözüm, tekrar tekrar hatırlatmak olur, başka ne olur?
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım, bugün bu kadarla bitirelim.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...