SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımızda yine sizlerle birlikleyiz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Fatih Altaylı yazınca, iyi bir şeyler söylüyor zannettim, bana evde gösterdiler yazıyı. Siz bir kısmını naklettiğiniz için, ben pek anlamadım. Fatih Altaylı diyor ki; “Alışkınız Allah'tan memleket böyle. Türkiye ya küçülür, ya büyür.” Bu ne demek? Büyür tamam güzel, küçülür ne demek? Oynak bir zeminde mi bu? Burada ben şimdi kuşkulandım, bir acayiplik var. Hayır, kuşkulanmayacak gibi de değil. Bakın “Irak'ın kuzeyini, Suriye'yi de içine alarak federatif şekilde büyür, dedik.” İyi, güzel, küçülme nereye? “’Başbakan'ın kafasındakini yazmak sana mı kaldı?’ diyen de oldu” diyor. Başbakan'ın değil, bütün milletimizin kafasında olan bu, hadislerin bize işaret ettiği bu. Şimdi yalnız şurada bir ifade var; “Federasyonlardan birinin başkenti, İstanbul.” Bu hangi memleketin başkenti oluyor, İstanbul? Bu nereden çıktı? “Birinin Diyarbakır, birinin Şam olsun.” Şimdi, daha önce adamların konuştuğu konu bu değil miydi zaten? Şimdi bakın, devletlerin üniter yapılarına dokunmak yok. Şam olduğu gibi durur. Türkiye ile birleşir, bir kardeşlik bağıdır bu, sevgi, muhabbet bağıdır. Yoksa adamların biz gidip her şeyine müdahale edeceğiz anlamına gelmiyor bu. “Hatta daha fazla eyalet istiyorsanız birininki Kayseri, birininki İzmir, birininki Erzurum olsun.” Kardeşim, PKK neyi söylüyor? O da “Türkiye yirmi ikiye bölünsün” demiyor mu zaten? “Her yerde bir başkent olsun” demiyor mu? “Her yerin ayrı meclisleri olsun” demiyor mu? Bu laf oraya gitmiyor mu? Çok ayıp yapıyor. Başkenti İstanbul olan ülke neresi bize bir tarif etsin? Başkenti Diyarbakır olan yer neresi bize bir tarif etsin, bu hangi devlet? Başkenti Diyarbakır olan devlet, hangi devlet bu? Şam zaten malum. Bakın diyor ki; “Buna göre, bundan rahatsız olunması gereken tek unsur; terör örgütüyle bağlantılı olanlar. Çünkü herkes yolunu bulur da onlar Barzani ve Talabani ile nasıl uzlaşırlar, pek aklım almıyor.” Tozuna dumanına katarlar Barzani'nin, Talabani zaten üfürseler uçar. Çünkü silahla ve komünist ideolojiyle karşı çıkıyor. Bu adamların ideolojisi yok. Ne Barzani’nin, ne Talabani’nin, ideolojileri yok, yani belirli bir inanca sahip değiller, belirli bir düşünceyi, belirli bir ülküyü, belirli bir ideali savunmuyor bunlar. Dolayısıyla bunlar, PKK'nın dişinin kovuğunda kalır, böyle bir konu olmaz. Barzani ve Talabani, Türkiye'nin himayesinde olursa güç kazanırlar ki, zaten genellikle Türkiye'nin himayesindeler. “Ankara’da ortak başkent olsun.” Şimdi, İstanbul nerenin başkenti bir kere onu bize söylesin, yani ne düşünüyor? Diyarbakır hangi ülkenin başkenti, onu bize söyleyecek. Bu sözlerini düzeltsin ve açıklasın, samimi olacak. “Şimdi, haydi biraz daha kızdırayım.” Kimi kızdırıyorsun? Bir de o var. Müslümanları mı kızdırıyorsun, beni mi kızdırıyorsun, PKK'yı mı kızdırıyorsun? PKK bundan kızmaz, bu haberden. Müslümanların bir kısmı da farkına varmaz. Bende de kızma olayı olmaz, ben gereğini yaparım; anlatırım, konuşurum, inşaAllah.
Yanlış bilinen bir şey var, onu biraz düzeltelim. Bihar’ul Envar; “Hz. Mehdi (a.s), cennetin tavus kuşu, süsüdür” diyor. “Cennettedir” diyor Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (a.s) için, “cennetliktir” diyor. Deylemi'nin Firdevs kitabında Abdullah bin Abbas'tan rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Hz. Mehdi (a.s), cennet halkının yakışıklı gencidir”, cennette Hz. Mehdi (a.s). “Enes bin Malik (r.a)'dan şöyle demiştir; ‘Ben, Resulullah (s.a.v.)'den işittim. Resulullah (s.a.v.) ferman ediyor. Buyurdu ki Peygamberimiz (s.a.v.); Biz Abdulmuttalip'in çocukları cennet halkının büyükleriyiz.'” Cennetteyiz diyor, kimler? “Ben” diyor Resulullah (s.a.v.) 1, 2: Hz. Hamza (r.a), 3: Hz. Ali (r.a) keremullahi veche, 4: Hz. Cafer (r.a)”. Bakın Resulullah (s.a.v.), Hz. Hamza (r.a), Hz. Ali (r.a), Hz Cafer (r.a), Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) ve Hz. Mehdi (a.s), hepsi cennetteler. Hangi hadis kitabında? Süneni İbni Mace'de, sahih hadis kitabında, onuncu cilt, 349. sayfada. Şimdi, bu durumda bir adam çıkar; “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” derse, eşittir ne anlama geliyor? “Cennetliğim, benim imtihan olmama gerek yok, cehenneme gitmek benim için mümkün değil, cehennem bana haram kılındı, mutlaka cennete gideceğim” anlamına gelmektedir. Bu nedir? Küfür olur.
Bakın, müminler için Allah diyor ki, Mearic Suresi, şeytandan Allah'a sığınırım 27 ve 28. ayetleri; “Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar”, diyor müminler. “Şüphesiz Rablerinin azabından” diyor “emin olunamaz.” Ancak vahiyle bildirilen Peygamber hariç, hiç kimse cennete gideceği iddiasında bulunamaz. Mehdilik iddiasında bulunduğunda küfre düşer, ayet açık.
Secde Suresi 16. ayet: “Onların yanları gece namazına kalkmak için yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler”. Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak? Korkmasına gerek kalmamış oluyor o zaman. Umut etmese zaten cenneti kesin. Bu ayet onun için olmamış oluyor. Bu küfürdür, böyle bir şey olmaz.
“O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin.” Araf Suresi, 56. ayet. Bütün müminleri içine alıyor bu. “İman edenler ise derin bir korku içindedirler.”
“Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi”, diyor, Enbiya Suresi 90. ayet. Demek ki Müslüman, cennetten emin olamıyor; ümit ve korku arasında oluyor, ümit ve korku arasında. Bakın, “Rablerine korku ve umutla dua ederlerdi.” Dolayısıyla birisi çıkar da “arkadaş ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” derse, küfre düşer. Taraftarları derse; bu şahıs Hz Mehdi (a.s) derse, küfre düşerler. Ayet açık mı? Açık. Hadisler de açık. O zaman Mehdiyet nedir? Hüsn-ü zandır, yani zann-ı galib ile düşünebiliriz, “belki” diyeceğiz, “Allahualem” diyeceğiz. Kesin Hz. Mehdi (a.s) diyemeyiz, küfre düşeriz, Allah vermesin. Tabii Allah'tan korkan için, Kuran’ı Kitap olarak kabul eden için bu. Ama putları ilah edinen, falanca hocayı, falanca alimin yazdığı eseri, hurafe kitaplarını put edinen için bu hükümler, bu Kuran hükümleri geçerli değildir. Kuranı esas almaz münafık. Neyi esas alır? Putları. Sen Kuran ayeti gösterirsin, “benim putumda böyle diyor” der. Biz, senin putuna göre değil, Kuran’a göre hareket ediyoruz. Münafık, Kuran'dan örnek vermek istemez. Hep putlardan örnek vermek ister. Hep zan ve tahminle yalan söyler. Bakın Kuran’ın hükmü açık burada, Allah’ın ayeti açık: “Rablerine korku ve umutla dua ederler.” (Secde Suresi, 16) Hz. Mehdi (a.s)’ın o olduğu net olmuş oluyor o zaman, yani Mehdilik iddia ediyorsa adam, korkmasına da gerek yok, o kafayla, o mantıkta, umut etmesine de gerek yok, kesinleşmiş oluyor. Ancak peygamberlere vahiyle bildiriliyor cennetlik oldukları. Onlar tabii yine korkarak umut ederek dua ederler ama hüküm kesindir, yani onların cennete gideceği kesin, inşaAllah. O, sadece peygamberlere mahsus bir şeydir, bir ayrıcalıktır, bir özelliktir. Hz. Mehdi (a.s.) peygamber mi? Değil. Vahiy alıyor mu? Kitap sahibi mi? Değil. Vahiy alır da yani, arının vahiy alması gibi, Hz. Meryem’in vahiy alması gibi, Hz. Musa’nın annesinin vahiy alması gibi, ilham tarzında. İnsanların vicdanına gelen bilgi de ilhamdır. İnsan vahiy aldığını bilmez, mesela vicdanına bir bilgi gelir Allah’tan, o ilhamdır, vahiydir ama fakına varmaz. Kimse de ondan sorumlu olmaz. “Ben peygamberim” diyemez. “Bana Allah’ın hükmü geldi buna uyacaksınız” diyemez. Dediğinde, küfre düşer. Çünkü Resulullah (s.a.v.) son peygamber, son nebi, son resul, inşaAllah. Yani kitaplı peygamber olarak, başka peygamber gelmiyor. Hz. İsa (a.s) gelecek fakat o, Kuran’a tabi olarak geliyor, Muhammedi olarak geliyor, yeni bir hüküm getirmiyor, inşaAllah.
Yeni filmimiz var mı? Sultan Baba, ne güzel, dinleyelim.
VTR: Değerli İslam Alimi: Sultan Baba (Hacı İhsan Tamgüney Hoca Efendi)-
1. Bölüm
ADNAN OKTAR:Sultan Baba; dünya tatlısı, çok mübarek, muhterem bir insan, Allah rahmet etsin, bana karşı olan sevgisi de çok çok güzel. Münafıkları bu nasıl kızdırıyor biliyor musunuz, Şeyh Nazım Hocamız’ın bana olan sevgisi, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın bana olan sevgisi. Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız’ın bütün talebelerinin muhabbetleri, Nur talebelerinin sevgileri, acayip ızdırap veriyor münafıklara, acayip ızdırap veriyor. Onlar böyle bir gelişme olacağının hiç tahmin etmediler. Böyle televizyonlar kurulacak, böyle güzel etkili olacağız, yurt dışında yüzlerce konferans olacak, 300’ün üstünde kitap yazılacak, yüzlerce internet sitesi olacak, binlere televizyon, radyoda bizim yayınlarımız dinlenecek. Münafıkları bu kudurtuyor. Sıkıntıdan domuz gibi şişmeye başlıyorlar, sıkıntının şiddetinden.
Sertaç Ceylan, “Adnan Bey, çok keyifli görünüyorsunuz. Fakat Fatih Altaylı’dan bahsetmeniz bize alerji yaptı” diyor. Ama acı bir gerçek, onu anlatacağız. Baksana, burada ne diyor adam, “İstanbul başkent” diyor. PKK baştan beri bunu söylemiyor muydu? Büyük Ortadoğu Projesi’nde iddia bu değil miydi zaten? Diyarbakır başkent deyip, Büyük Ortadoğu Projesi için aynı şeyi söylemiyorlar mıydı? Türkiye’nin bir tane başkenti var, Ankara. Başka da başkenti yok. Belli ki bir acayiplik var. PKK’nın üslubuna gitmiş oluyor konuşması. Bunu düzeltmesi lazım, eminim ki farkında değildir. Barzani ve Talabani, Abdullah Öcalan’ın karşısında el pençe divan duran adamlar. PKK dendiğinde adamlar, otuz takla atıyorlar korkudan, tir tir titriyorlar. PKK’nın karşısında hazır ola duruyor adamlar, topuk selamına geçiyorlar. Öyle bir konu yok. Çünkü bunların bir ideolojisi yok. Bir inancı yok. Davası olmayan adam, davasını kaybetmiştir. Adamlar Marksist-Leninist’im diye ortaya çıkıyor, bunlar hiçiz diyorlar. Bunları peynir ekmek gibi yer PKK. Bu çok büyük bir tehlikedir. Büyük bir komünist devlet kurulması, Güneydoğu’da çok büyük tehlikelidir ki, başkentini Diyarbakır olarak düşünüyorlar. Diyarbakır diye bir başkentten bahsediyorsun. Diyarbakır, Bediüzzamanların, Selahaddin Eyyubilerin zamanından kalma güzel bir şehrimiz. Türkiye’nin herhangi bir şehridir, başkent falan değil. Başkent falan olacak değil, öyle bir şeye de müsaade etmeyiz. Federasyon lafı zaten adamların sürekli söylediği laf değil mi?
Kardeşim, münafıklarla ayrı uğraşıyoruz, bunlarla ayrı uğraşıyoruz. Ne kadar zevkli dünya, ne kadar güzel, maşaAllah. “Bir de bunlar olmasa biz ne yapardık?”, Allah esirgesin, çok büyük nimet. Bir münafık olmasa, insanın şevkinde bir azalma olabilir, Allah esirgesin. Küfür olmasa, delalet olmasa yani direnen olmasa, insan ne ile mücadele mücadele edecek? Onun için Allah nimet olarak veriyor bunları. Fikren tabii.
Mert Öner, “Komünizmle, Darwinizm ve materyalizmin bağlantısı var mıdır?” diyor. Günaydın, Üsküdar’da sabah oldu. Senelerdir ne anlatıyoruz biz Mert Öner? Hemen yapacağın şey; bizim internet sitelerine girmek değil mi? Hemen okuyacaksın. Yaşı küçük, bak “17 yaşındayım” diyor. Sevimli Mert, sana kitap göndereyim yahut internet sitelerine gir.
“Hocam, dün de sordum aynı soruyu fakat vaktiniz yetmedi. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, Hz. Zeyd’in hanımını kendine eş olarak almasını bazıları farklı olarak yorumluyor, bizi aydınlatır mısınız? Allah razı olsun, Halil İbrahim Yıldırım.” Münafıklara ızdırap veren konulardan bir tanesi de budur. Münafıklar bu konudan zaten utanç duyarlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in gücünden, iktidarından, etkileyici olmasından, kadınların onu beğenmesinden, onun kadınlardan hoşlanmasından, hiç hoşnut olmazlar. Münafıkların en rahatsız oldukları konulardan biri de budur. Dırar mescidini kuran münafıklar da bu kafayı taşıyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hz. Zeyd’in hanımını alması çok büyük bir güzellik olmuştur. Çok zeki, akıllı, güzel bir hanımdı, Peygamberimizle evlenmek istiyordu, Allah ona nasip etti. Peygamberimiz de onu istiyordu, Allah nasip etti. Helal olsun annemize en güzel, en isabetli hareketi yapmıştır. Sonsuza kadar Resulullah (s.a.v.) ile beraber yaşayacaktır ne güzel. Katrilyon çarpı katrilyon sene ömrümüz boyunca desek, cennet hayatının daha başlangıcını anlatmış olamıyoruz. Daha sıfır hükmündedir, başlangıcını daha söylememiş oluyoruz. Bakın, ömrümüz boyunca katrilyon çarpı katrilyon diye söylüyoruz, o kadar sene söylüyoruz, ömrümüz boyunca. Cennet vaktinden ne kadar zaman geçti?” dediğimizde, baktığımızda daha sıfır, hiç başlangıcında olmuş oluyor, hiçbir vakit geçmemiş olur. Yani sonsuzluğun içinde daha hiçtir. Resulullah (s.a.v.), çok güzel ve yakışıklıydı, kadınlardan zevk alıyordu, helal olsun, beğeniyordu. Kadınlar da onu çok beğeniyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.) çok çekici ve yakışıklıydı dedem, helal olsun. Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) da öyleydi, Hz. Süleyman (a.s) da öyleydi, Hz. Yusuf (a.s) da öyleydi. Bütün Peygamberler böyledir. Velilerde de bu vardır. Çok çok güzel olmuş, hasetlerinden çatır çatır çatlasınlar. Resulullah (s.a.v.)’in evliliklerinden de çok bunalmışlardı biliyorsunuz, Allah ayette Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok kapsamlı ruhsat verdi, “istediğin gibi evlen” dedi Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Münafıklara bu acayip ızdırap verdi, çok bunaldılar. Çünkü kadın sevgisi olmaz münafıklarda. Onlar nefret eder kadından, insan sevgisi de yoktur. Münafık hep savaşsın, Müslümanlara uğraşsın, oraya buraya sataşsın, kendince fitne çıkarsın, ahlaksızlık yapsın, tuzak kursun, ihbarcılık yapsın, oyun oynasın, Müslümanları çökertmeye çalışsın. Onu yaparken de, evliya görünümünde yapmaya çalışır, yani taktikleri odur.
Murat Gürcan, Amerika’dan yazmış. Geçen gün de söyledim, Amerika’da bir manava git. “Selamun Aleyküm, Allah ne güzel yaratmış bu meyveleri” dersin, hizmet olur. “Hizmet edemiyorum” diye hayıflanmaya gerek yok.
Adem İmamoğlu, “Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Cevat Akşit Hoca’ya cevabınızı çok beğendim. Gözyaşlarımı tutamıyorum Hocam” Cevat Hocamız’ı tenzih ederiz “Allah tüm zalimleri kahretsin” diyor. Biz de onu söylüyoruz. Allah hidayet versin, hidayet vermediği, bütün zalimleri Allah kahretsin. “Bir sorum olacak Hocam; Peygamberimiz (s.a.v.)’deki nübüvvet mührü nasıl bir şeydi, açıklar mısınız? Allah razı olsun Hocam” diyor. Güvercin yumurtası kadar, küçük bir ben. Omzunda, tam kürek kemiğinin üzerinde, kalbinin tam arka kısmında küçük bir ben, ufak, siyah bir ben, inşaAllah. Abdülkadir Geylani’de de vardı, Hz. Mehdi (a.s)’da da var. Silsile olarak, genetik olarak gelir Allah’ın hikmeti. Çok güzel bir şey tabii.
“Lütfen bazı sözleri çok kullanmayın” diyor. “Özellikle inşaAllah ve maşaAllah kelimelerini” diyor. Niye öyle düşünüyorsun? MaşaAllah ve inşaAllah, dünya hakimi olacak insanların zikridir. Mesela, la ilahe illaAllah zikri vardır, bir gecede bin tane çekersin, iki bin kere çekersin. “SübhanAllah” diyorsun, defalarca söylüyorsun, değil mi? “Allahuekber, estağfirullah” diyorsun, zikir çok. MaşaAllah ve inşaAllah da zikirdir, çok söylenir. Onu acayip karşılamak çok anormal. Namazdan sonra sen bir kere mi elhamdülillah diyorsun? Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah diyorsun.
SUNUCU:Siz daha önce söylemiştiniz Hocam. Bir hadis-i şerif vardı, maşaAllah, inşaAllah” sözü ile ilgili. Söyleyeyim inşaAllah: “İnşaAllah’ı ve maşaAllah’ı çok söylemesi kişinin imanının güzelliğindendir” buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet doğru. İnşaAllah ve maşaAllah’da bir sır var. O sözlerde, o zikirde, dünya harekete geliyor. O zikrin içinde özel bir etki var. Bakın, “inşaAllah maşaAllah, inşaAllah maşaAllah” dünya dayanamıyor. Küfür erimeye başlıyor, bu söze dayanamaz küfür. Ve Mehdiyet’in kılıcıdır inşaAllah, maşaAllah. Bir sır var ki, biz bu kadar ısrarlı söylüyoruz, tekrarlı söylüyoruz. Allah söylüyor “tekrar edin” diyor, biz de tekrar ediyoruz. Yanlış biliyor kardeşimiz.
Abdülselam Güngörmez, yine o da Atatürk’e kafasını takmış. Yanlış biliyorsunuz, anlattık. Defalarca söyledim, Elmalılı tefsirini yaptırmış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını hazırlattırmış, Buhari’yi tefsir ettirmiş, imam hatipleri kurdurmuş, ilahiyat fakültelerini kurdurmuş, Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıttırmış. Cebinde sürekli Kuran taşıyan bir insan. Kuran’ı, İslam’ı sürekli övüyor. Hz. Mehdi (a.s) öncüsüdür Atatürk, ahir zamanın önemli bir şahsıdır. Atatürk çıkmadan, Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz. Atatürk kahtanidir, öncü şahıstır. Türk milletinin bölünmesini, yok olmasını durduran insandır. Fransızlar, İngilizler, Yunanlar, önüne gelen adamlar geldi işgal ettiler burayı biliyorsunuz. Hepsini kovaladı işte. Modern Türkiye’yi kurdu. Böyle benim güzellerimle karşılıklı konuşmam mümkün mü? Ensemizden keserlerdi bizi, kıtır kıtır doğrarlardı. Atatürk olmasaydı, biz böyle bir konuşma yapabilir miydik?
SUNUCU:Yapamazdık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dörde bölerlerdi adamı, kıyma makinesine götürürlerdi. Bu sanattaki ve bilimdeki gelişmeyi Atatürk’e borçluyuz. Hurafeciliğin, bağnazlığın, yobazlığın ortadan kalkmasının en büyük sebeplerden birisi de Atatürk’tür. Atatürk, Hz. Mehdi (a.s) öncüsüdür. Yani Mehdi (a.s)’dan önce çıkan şahıstır. Atatürk olmadan, Hz. Mehdi (a.s) olmaz, söyleyeyim. Atatürk de bunu biliyordu. Tarihi, metafizik, çok önemli bir şahıstır. Ve sürekli Hızır (a.s), Atatürk’e yardım etmiştir. Sürekli Hızır (a.s)’ın yardımı olmuştur Atatürk’e. Çok derin sırlar var. Ledün gözüyle bakan görür. Batın gözüyle bakan görür. Böyle düz bakan göremez.
İrem, İrem’in bana bir sorusu olmuş. İrem, tabii ki, inşaAllah. Seni çok çok çok seviyorum, inşaAllah.
“Selam benim canım Hocam, nasılsınız?” Elhamdülillah, Allah’a hamdolsun. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, sizi çok seviyorum elhamdülillah, siz benim yakışıklı prensimsiniz.” MaşaAllah, ne güzel iltifat. “Sizi elhamdülillah o kadar çok seviyorum ki, sizi izlerken bazen ekrana girip sarılmak istiyorum” diyor. Bir şey olmaz televizyona sarılmaktan. “Sizi çok sevdiğimi belirtmek istiyorum, inşaAllah. Allah’a emanet olun. Bir an önce Türk İslam Birliği kurulsun, siz de manevi liderimiz olun, inşaAllah.” Liderlik değil de, bana köy evi gibi bir ev olsa ama iyi güneş görecek. Domates, biber falan da ekeceğim, birkaç tane de kuzu olsun, tamamdır başka bir şey istemiyorum. Bizim çok güzel seçkin manevi liderlerimiz var. Lider sorunu yok, inanç sorunu var, irade ve azim, kararlılık sorunu var. O konuda iyiyimdir inşaAllah, Allah’ın izniyle. “Dualarda buluşmak dileğiyle, saygı ve sevgilerimle.” Zeliha Hanım yazmış, Ankara’dan. Bilmukabele sevgilerimizi ifade ediyoruz.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Programınızı sürekli takip ediyorum. Hz. Mehdi (a.s)’ın bekar kalacağı ve çocukları olmayacağına dair hadisler sahih midir? Bu konuyla ilgili bilgi alabilir miyim sizden?” Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerin hepsi doğru. 1300 seneye, 1400 seneye bu hadis gelmez yoksa. Ama nereden anlarız tam doğru olduğunu? Tahakkuk ettiğinde. Hz. Mehdi (a.s) çıktığında bakacağız ki, çocuğu yok, hadis doğru demek ki. Ama şu an doğru olduğu kanaatindeyim. “Ayrıca İstanbul’daki adresinizi öğrenebilir miyim? Sizinle görüşmek istiyorum. Eminim siz de benimle görüşmek isteyeceksiniz. Hayırlı Ramazanlar.” ‘Adnan Oktar - İstanbul’ de, gelir benim adresim, inşaAllah. Hakikaten geldi bir kere, samimi olarak söylüyorum. Yurtdışından yazmışlar, ‘Adnan Oktar- İstanbul’ o kadar başka bir şey yok.
Başbakanımızın açıklamasını göndermişler. Başbakan, samimi bir insan ama her önüne gelen ondan bir şey isterse, bu olmaz. “Selamun Aleyküm Başbakanım. Ben iş bulamadım, bana iş bulun”, “benim bir sorunum var, şunu halleder misiniz?”, “falanca hastaneye gidecek, ona bir iş ayarlayabilir misin?”, “hukuki bir sorunum var, bunu halledebilir misin?” Başbakan zaten acayip yoğun gündemi olan bir insan. Ben de düşünüyorum, çok çok zor. Başbakan’ın herkese ilgi alaka göstermesi, herkesle hemhal olması çok zor olur. Yapacağımız şey, manevi destektir, yardımcı olacağız. Anormal bir atak olursa, bütün gücümüzle yanında olacağımızı hissettirmek. Mazlum bir Anadolu delikanlısı, Anadolu insanıdır Başbakanımız. Yani iyi niyetle bakmak lazım. Bir de dünya dengeleri de çok zor. İti var kopuğu var, bilmem neyi var. Amerikası var, Rusyası var, Çini var. Hepsinin arasında denge tutmak çok zor, kolay iş değil. PKK çakallık yapıyor, cins tipler var, herkes geliyor, gidiyor. Bence iyi gidiyor. Kolay iş değil. Başbakan’a küsmek, darılmak da doğru değil. Çok da iyi yapıyor. Kimseyle pek alakası olmuyor, çok da iyi yapıyor. Mecburen öyle olacak. Adamlar zaten dedikodu için malzeme alıyorlar. Farz edelim birine yardımcı olduğunu düşünelim, adamı işe aldı diyelim. Yer yerinden oynar. Zaten konu arıyor adamlar, ne gerek kardeşim? Herkes kendi işini kendi görsün meşru zeminde, hukuki zeminde. Mesela, ben acayip haksızlıklara uğruyorum, Başbakan’a gidip de ben “bu işi hallet” demem. Meşru zeminde çare arıyoruz, inşaAllah.
Mert Öner. Mert, Türkiye’nin hep gizli kahramanları olmuştur, sana söyleyeyim. Ama insanlar kusursuz olmaz, eksiksiz olmaz, hatasız olmaz. Ama bu millete büyük hizmet etmiş, adı sanı duyulmayan çok gizli kahramanlar oldu. Çok acayip çileler çektiler, kaybolup gittiler, inşaAllah cennete gitmişlerdir.
Muharrem, “Merhaba Hocam, ‘Atatürk mason’ diyorlar. ‘Hayır o inanan biridir, bunu Adnan Oktar söylüyor’ dediğimde, ‘Adnan Oktar da mason’ diyorlar. Hocam kısa bir cevap bekliyoruz, inşaAllah” Muharrem. Atatürk mason locasını kapatan adam. Abdülhamit kapatamadı. Hiçbir Başbakan, kimse kapatamadı. O kapattı Mason locasını. Ben tabii fikir özgürlüğünden yanayım. Ama tabii Türkiye’nin o şartlar içerisinde onu yapması gerekiyordu. Masonluk çünkü risk teşkil ediyordu o dönemde, gereğini yaptı. Atatürk mason falan da değil. Türkiye’ye masonluğu öğreten adam benim. Ateist Siyonizm’in ne olduğunu, Tapınak Şövalyelerini öğreten benim. Bakın internete, kitaplarıma bakın. Başka bu konuda yayın yapan yok benim dışında. Ben öğrettim, ben anlattım, dünyaya da öğreten benim. Benim masonluğuma gelince, şartlı masonum. Şöyle olur, 33 derece mason olmayı kabul ediyorum; bütün masonlar Muhammedi olacaklar, namaz kılacaklar. Söz bir Allah bir, mason olacağım, 33 dereceden mason olacağım. O mason kıyafetlerini de getirsinler giyeyim, inşaAllah. Ama şartım bu. Mesela, masonlar geldi burada, hep beraber namaz kıldık, ne güzel. “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” diyorlar. Can kardeşim, çok güzel. Mason olmasından iftihar ederim, güzel. Tekris merasimine hazırım, inşaAllah. 33 derece de beni kurtarmaz, daha onun üst dereceleri var, o dereceden, inşaAllah. Getirsinler, mahsursuzsa mason kıyafetleri, yakışacak bir şeyse giyerim, inşaAllah. Ama hepsi Muhammedi olacak. Dünyaya barışı, kardeşliği getireceğiz, silahları kaldıracağız, kavgayı kaldıracağız, anarşi ve terörü kaldıracağız, herkes birbirini sevecek, dünyayı bayram yerine çevireceğiz, o zaman söz bir Allah bir, mason olacağım. Onun dışında yok, öbür türlü kabul edemeyiz, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Kıymetli Hocam” sizler kıymetlisiniz, maşaAllah. “Hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ın detaylı olarak tarif edilmesine ne gerek var diye düşünür, bu rivayetlerden şüphe ederdim. Ama sonra baktım ki Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Veysel Karani (r.a.)’i de detaylı tarif etmiş. Hz. Ömer (r.a) diyor ki; “Ben Allah’ın Resulü (s.a.v.)’in şöyle derken işittim; ‘Size Yemen’den yardımcı, birlikler arasından Murat kabilesinin Karen koluna mensup, Üveys Bin Emir adında biri gelecek. Önceleri onda sedef hastalığı vardı ve iyileşip, bir dirhem miktarı yeri hariç o lekelerden kurtuldu. Onun annesi vardı ve annesine karşı çok itaatkardır.’” Rivayet böyle devam ediyor. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.), sedef hastalığına kadar tarif ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’da da muazzam detay vardır. Münafıkları o kahrediyor. Münafıkları böyle cayır cayır yakmak için Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)’ı öyle tarif etmiş ki, her damlası münafıkları cayır cayır yakacak gibi. Yani inkarı mümkün değil. “Kaşları kavisli, alnında bir iz var, kaşları yüksekçe birbirinden ayrıdır, kaşları yüksektir, gözleri yeşil” diyor, ayn-ül hadra Hızır’dan geliyor, yeşil. Ne ızdırap münafıklar için. “Burnu küçük ve kalkıktır” diyor. “Yanağında bir ben vardır” diyor. “Sakalı vardır” diyor ama sakalını tarif ediyor; “yanlardan ince, alttan da düzeltilmiştir, düzgün bir sakalı vardır” diyor. Kevsec, meczum, cezm edilmiş. Kevsec; yanlardan ince, meczum; cezm edilmiş, alttan da düzeltilmiş yani alt kısmı düzeltilmiş. Sırtında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mührü var, ben yani, kalp hizasında büyük bir ben. “Göğsünde, sağ tarafında yaprak büyüklüğünde bir ben vardır” diyor. Yani genişçe, yaprak nasıl büyük. Ama eti andıran bir ben, koyuluk şeklinde. Bazı insanlarda cilt lekeleri olur büyük. Beyazdır ciltleri, bazı yerlerinde koyu bir leke olur, “sağ göğsünde büyük bir leke vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın, detaylara bakın. “Sağ bacağında da bir leke daha vardır” diyor, ben yani bir nevi ben. “Omuzları geniş, karnı da geniş, uylukları da geniş, bacakları da geniş, alnı geniş, boydan boya geniş tamamı geniş. Hz. Mehdi (a.s) büyük kafalı, büyük alınlı, geniş göğüslü, geniş karınlı, bacakları geniş, uylukları geniş.” Bakın, muazzam detay. “Yürürken bacaklarını dışarı dışarı atar” diyor. Bakın, yürüyüşünü bile tarif etmiş. Münafıkların kaçacağı, göçeceği hiçbir yer bırakmamış Resulullah (s.a.v.). “Çocuğu olmayacak, doğumu evde olacak, doğumu gizli olacak” diyor. “Malı mülkü olmayacak, üstüne kayıtlı hiçbir malı olmayacak” diyor. Münafık nereye kaçsın? “Beyazdır cildi” diyor, kırmızıya çalan beyaz, güneş yanığı beyaz. “Yüzü nurludur parlar yüzü. Saçları siyahtır, yüzünün nuru alnına ve başına doğru yayılır” diyor. Ey münafıklar! İşiniz zor, işiniz zor. Hangi birini yalanlayacaksınız? Rahman Suresi’nde var ya; “Allah’ın hangi nimetlerini yalanlayacaksınız” diyor Cenab-ı Allah. Hangisini yalanlayacaksınız? “Onun çıkacağı yıl, çıktığı gün büyük bir ateş olacak İstanbul’da, çok büyük bir ateş olacak” diyor, “büyük bir duman sütunu olacak, gök gürlemesi gibi ses duyulacak” diyor. İstanbul’un tarihinde ilk defa böyle bir olay oldu. Gemi patladığında, yer ve gök birbirine karıştı. Hatta diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) münafıkları köşeye sıkıştırmak için, detay veriyor; “’Gündüz oldu’ diyeceksiniz” diyor. Gazetelere bakın, herkes “gündüz oldu” diyorlar bütün gazetelerde. Kıyamet koptu zannediyorlar. “Uyuyan uyanacak, ayakta olan oturacak. Gök gürültüsü gibi sesler çıkaracak, günlerce devam edecek. Bunu gördüğünüz zaman Al-i Muhammed’in kurtuluşu için artık sevinin, çünkü kutsal beldeye Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” diyor. Gün hesabıyla gün. “Kabe’ye baskın olacak” diyor. Kabe’nin tarihinde ilk defa Kabe’ye baskın oldu. Kabe’nin 3 bin yıllık, 4 bin yıllık tarihinde yok. İlk defa baskın oldu ve hac engellendi. Dünya kuruldu kurulalı ilk defa Fırat’ın suyu kurudu, ilk defa, bir kere oldu. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametlerindendir. Hocam ne diyor? “Büyük alametler çıkmadı ki” diyor. Yine bir Hoca Efendi var, o da diyor. Büyük alameti Peygamberimiz (s.a.v.) saymış. Tek tek saymış ve tamamı çıkmış, birer birer. Bakın, birer birer sayıyoruz, bir tane eksiği yok. Çıkmayan hangisi onu bir söyleyin bakalım. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, kesildi mi kesilmedi mi? “Kesildi” diyoruz. “15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak” diyor. Binlerce yıldan beri ilk defa olan bir şey. 15 gün arayla, Ramazan Ayı’nda Ay ve Güneş tutulmaları oldu. “İki ucu parlak kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). 2 bin yıldan beri böyle bir şey yok. Tarihte yok hiç, ilk defa oluyor. İki ucu da parlak ve “çok parlaktır” diyor. İmam Rabbani’de söylüyor, “diğer yıldızların ters istikametine gider” diyor. Aynısıyla oldu mu? Oldu. Hani çıkmamıştı büyük alametler. “Bu sayılmaz” diyor, bu sayılmaz o sayılmaz. 30 sene içerisinde tamamı olmuş. Dünyanın 4 bin yıllık, 5 bin yıllık tarihinde böyle bir olay yok. 30 sene içerisinde bütün alametler olmuş, tamamı olmuş. Başka da Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alameti yok, hepsi olmuş. Kuyruklu yıldızlar, tamam. “İki kuyruklu yıldız” diyor, ikisi de çıktı. “Ay ve Güneş tutulmaları” diyor, o da oldu. Kabe baskını, o da oldu. Irak’ın işgali, o da oldu. “Afganistan işgal olacak” diyor, o da oldu. “Azerbaycan işgal olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), o da oldu. “Dünyanın yüzde 99’u dinsiz olacak” diyor, o da oldu. “Zulüm ve acı her tarafı saracak” diyor, o da oldu. Nereye kaçacaksınız, nereye kaçacaksınız? Resulullah (s.a.v.) öyle sağlama bağlamış ki elhamdülillah, Allah öyle güzel sağlama bağlamış ki Resulullah (s.a.v.) vesilesiyle. Allah’a hamdolsun kaçacak hiçbir yerleri yok, inşaAllah.
Bir Hoca Efendi daha vardı, sempatik iyi bir insan, o da “büyük alametler çıkmadı ki” diyor. Hoca Efendi, saydıklarımız ne? Fotoğraflarla ispat ediyorum işte, olmuş. Gazeteler yazdı, herkes gördü. Kuyruklu yıldız çıktı, gördün. Kabe baskını oldu, gördün. “O sayılmaz, bir daha olması gerekir” diyorlar. Vehameti ve fevkaladeliği milletimiz görsün. Bir kısmı diyor ki; “şahs-ı manevidir, görülmez” diyor. Bir kısmı; “ruhtur, görünmez” diyor. Bir kısmı; “öldü, başkasının ruhuna girdi” diyor. Kaçmak için bu hallere girmenin ne alemi var. Mehdiyet böğürttüre böğürttüre, bağırttıra bağırttıra hakim olacak, Allah’ın izniyle. Hiç kurtuluşları yok. PKK’nın böyle kudurmasının nedeni de o. Bazı eşhasın da kudurmasının nedeni o. Münafıklar artık trevora girdiler, domuz gibi şişmeye başladılar sıkıntıdan.
O filmi seyredelim.
VTR: Müslüman Aleminin Şu An İçinde Bulunduğu Durum, Deccalin Çıktığının En Büyük Delillerinden Biridir.
ADNAN OKTAR:Kısa bir ara verelim, sonra bir saat daha sohbete devam edebiliriz, inşaAllah, evelAllah. Belki biraz daha artırabiliriz.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Uludağ Sözlük, bu değerli kardeşlerimiz bir açıklama yapmışlar. Muhterem Hocam, siz gür sesinizle okuyun, inşaAllah.
SUNUCU:Emredersiniz Hocam, inşaAllah. “Sayın Adnan Oktar’dan özür ile yazarlarımıza ve kamuoyuna açıklama.”
ADNAN OKTAR:Yani benden özür diliyorlarmış, öyle mi?
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Estağfirullah, biz kardeşlerimizi canımız gibi görüyoruz. Olur, insanlık hali. Müslümanlarda öfke olmaz.
SUNUCU:“Uludağ Sözlük, internette düşünce ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunan bir özgürlük platformudur. Uludağ Sözlük yönetimi olarak bizler, ifade özgürlüğünün insan haklarının en temel öğelerinden biri olduğuna, her insanın dilediği gibi düşünmeye ve düşüncesini ifade etmekte hür olduğuna inanmaktayız. Bu demokratik ve özgürlükçü bakış açımız…”
ADNAN OKTAR:Biz kısaca anlatalım. “Sayın Adnan Oktar aleyhinde yazılmış hukuka aykırı yazılar istem dışı bir şekilde maalesef sitemizde yer almıştır. Bu nedenle Sayın Adnan Oktar’dan özür diliyoruz” diyor. Estağfirullah, onlar bizim canımız kardeşlerimiz. “Bu hukuka aykırı yazıların varlığını öğrenir öğrenmez, sitemizden çıkarttığımızı da kendisine belirtiriz. Özellikle, Sayın Adnan Oktar’ın sayıları binleri aşan internet sitelerinin hiçbir yerinde tek bir kelime dahi saygı dışı ifade bulunmamasının, takdire şayan bir durum olduğunu da belirtir, Uludağ Sözlük’teki sözünü ettiğimiz yazılardan dolayı kendisinden bir kez daha özür diliyoruz” diyor. Uzunca bir yazı. Kardeşlerimize sevgilerimiz, selamlarımızı ifade ediyoruz.
Hocam buyrun.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Başbakan Erdoğan’ın dünkü açıklamasıyla ilgili bir haber vardı Hocam. AK Parti’nin 10. yıldönümünde yaptığı konuşmada PKK’nın şehit ettiği askerlerimize Allah’tan rahmet diledikten sonra konuşmuş. Konuşmasında şunları söylemiş Hocam; “Kimse bu ülkeye ameliyat yapamaz. Yerel özerklik olmaz, bunları geçin. Bu ülkede yerel yönetimlerin özerkliği dışında hiçbir şekilde özerklik olamaz, konuşulamaz. Bizim kitabımızda böyle bir şey yok. Bu can bu bedenle oldukça bu konu konuşulamaz” demiş.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, bak ne delikanlıca ifade. Başbakanımızdan biz böyle candan, delikanlıca, net açıklamalar yapmasını daha önce de istirham etmiştik. Başbakanımız da delikanlıca, gürül gürül güzel cevaplar veriyor. Milletçe yanındayız, hak yolda Allah muvaffak etsin. Kim yamukluk yapıyorsa, kanunla, hukukla gereğini yapsın. Başbakanımızın kılına dokundurtmayız. Bir siyasi çıkarımız mı var, yok. Her şey bizim aleyhimize Türkiye’de, birçok şey. Hangi şeyde dava açsam, kaybediyorum. Kim bana dava açsa, kazanıyor. En haklı olan bir olayda bile, haksız konuma geliyoruz. Vız gelir, tırıs gider. Ben olumlu bakarım olaylara. Benim için şahsi bir sorun yok. Hiçbir çıkarım da olmadı şu ana kadar, hiçbir bağlantım da olmadı. Ama hak yolda olan, doğru yolda olan insanlara destek olmak, Müslümanlığın bir gereğidir. “Başbakanımız yapsın gerekli faaliyetleri, biz de oturup seyredelim” demeyiz. Moral yönden, manevi yönden destek oluruz, duayla destek oluruz. Ben “acayip bir durum olursa, ben buradayım” dedim. Söylesinler acayip bir şey varsa. Ama hak bakın, gayet güzel konuşmuş. Hani Türkiye’yi bölecekti Başbakan? Hani başka türlüydü? Bakın, çok net konuşuyor işte, delikanlıca konuşuyor. Şahsi bir şey de zaten istenmez Başbakan’dan. Kardeşim, Türkiye 70 milyonun üstünde. Herkesin bir derdi, sorunu oluyor. Herkes, “Selamun Aleyküm Başbakan’ım, benim böyle bir konum var” ne olur o insan? Dışarıdan ayrı bastırıyorlar, sokaktan ayrı bastırıyorlar, PKK ayrı, herkes bir laf ediyor, çok zor olur. Gecesini gündüzüne katıyor. Bayağı yorucu bir faaliyet içerisinde. Bizim yapacağımız, manen destek olmak, dua ile destek olmak. Ordumuzun da yanındayız, devletimizin de yanındayız. Kim yamukluk yaparsa, bizleri karşısında bulur. Ama sevgiyle, şefkatle, merhametle. Bizde sertlik olmaz, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlilikleriyle ilgili ayetleri bana gönderin. Münafıklara o çok ızdırap veriyor. Ben o ayetleri açıklayayım. Bir ızgaradan çok hoşlanıyorum, bir fasıldan çok hoşlanıyorum, münafık kızdırmaktan çok hoşlanıyorum. Güzel olan her şeyden çok hoşlanırım. Revaniyi çok severim, Darwinistleri ezmeyi çok severim, bir de badem ezmesi, evelAllah. Hiçbir şey yapmadıklarında, “acaba bana ne oldu?” diyorum. Allah vermesin. Münafıklar hareketlendiğinde, bana o filmdeki gibi ardinal geliyor. Adrenalin yerine ardinal diyor da bir filmde; hoşuma gitmişti. Yani faydalıdır, güzeldir, şevklendirir. Münafıkların solucan gibi kıvranması, çok heyecan vericidir. Münafıkları çok kızdıracak bir film daha yayınlatacağım. Şeyh Efendilerin, Hoca Efendilerin bana olan sevgilerini ifade eden bir filmimiz vardı. Şimdi çok kapsamlı bir film daha hazırlatıyorum. Büyük alimlerin, büyük Hoca Efendilerin benimle ilgili, bizimle ilgili sevgi dolu, muhabbet dolu güzel sözlerini ifade eden bir film daha hazırlatıyoruz. Şimdi filmi seyredelim, diğeri de hazır olunca onu da gösterteceğim, inşaAllah.
VTR: Kıymetli Şeyhlerimiz ve Hocalarımızın Sayın Adnan Oktar ve Eserleri Hakkındaki Görüşleri.
ADNAN OKTAR:Dün Neml Suresi’ne baktım, Kuran’da aslında ayetlerin birçoğu ahir zamanı anlatıyor. Bu çok acayip bir olay. Çok kapsamlı olarak ahir zamanı anlatıyor. Şimdi Neml Suresi’nden de sizlere örnekler vereceğim, inşaAllah. Hocam sen devam et.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Ramazan ayı için, Dubai’de Ortadoğu’nun en büyük alış veriş merkezi olan Dubai Mall’da sizin kitaplarınızın standı kuruldu Hocam. Resimleri de var, onları da gösterebilirim. Bu şekilde, alış veriş merkezindeki stand. Dubai’de, Dubai Mall.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Dubai’de?
BETÜL HANIM:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, münafıkların bir yerlerine inecek bu gidişle. İmam-ı Sadık’tan, “kadınları sevmek, peygamberlerin ahlakındandır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), hadis. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “İyi bilin ki içinizden en hayırlınız, eşlerine karşı en şefkatli, muhabbetli olanınızdır”, şefkat ve muhabbet.
Neml Suresi’nden okuyalım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ta sin”, Ta Sin; taht Süleyman’a mı acaba bakıyor? Çünkü cinlerle bağlantıda “Ta Sin”’in şifre yönü var. Taht-ı Süleyman’a bakıyor olabilir. Ben biraz kapalı söyleyeyim, siz artık ne anlıyorsanız anlayın. “Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan Kitab'ın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir.” Hz. Mehdi (a.s) nedir aynı zamanda? Hidayete vesile olan, değil mi? Hz. Mehdi (a.s) kelimesi zaten; hidayete vesile olan ve Allah’tan bir müjde. İşari manası olarak söylüyorum. Bak, “Bunlar Kuran'ın ve apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.” Bir Kuran’ın ayetleri var. Bir de apaçık olan kitabın ayetleri var. Kaderin ayetlerine de bakıyor buradaki ifade; “Bunlar Kuran'ın ve apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.” Kaderdeki olaylar da Allah’ın ayetleridir, ona da işaret ediyor. “Müminler için bir hidayet ve bir müjdedir” Hz. Mehdi (a.s) nedir? Hidayet ve müjdedir, hidayete vesile olan bir müjdedir. “Ki onlar namazı dosdoğru kılarlar.” Tam Kuran’da tarif edildiği gibi. “Zekatı verirler. Onlar ahirete kesin bilgiyle iman ederler.” İnsanların birçoğu ahirete kesin bilgiyle iman edemez. Mesela münafıklar kesin bilgiyle iman etmedikleri için, münafık oluyorlar.
Bakın zaten burada, “Ta, Sin” taht; Hz. Süleyman (a.s)’a baktığını düşünüyoruz, Allahualem, anlamlarından bir tanesi olarak söylüyorum. Zaten 27. ayete baktığımızda, 26. ayete baktığımızda, 16. ayete baktığımızda, 15. ayete baktığımızda birçok harikalar görüyoruz.
14. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Vicdanları kabul ettiği halde” diyor. Münafıklara bakıyor ayet, inşaAllah, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen bozguncuların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.” Münafıklar Kuran’dan pek hoşlanmazlar ama hurafe ve put adamlar, put kitaplar, put inançlar, olduğunda, hemen oraya giderler. “Allah böyle diyor” dersen ,“benim putum da böyle diyor” der. Dikkat edin münafığın silahı hep puttur, şirktir. Kuran’dan konuşamaz.
15. ayette Allah; “Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik.” Hz. Davut (a.s) ve Hz. Süleyman (a.s) her ikisi de Kuran’da Hz. Mehdi (a.s)’a işareten hayatlarından bahsedilir. “Bir ilim verdik”, Hz. Mehdi (a.s)’ı da Allah, bir gecede özel hallerle donatıyor. “’Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamdolsun’ dediler.” Çünkü onlara daha ayrı bir seçkinlik veriliyor. “Süleyman’ın cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı.” “Bu mektubumla git onu kendilerine bırak. Sonra onlardan uzaklaş. Böylelikle bir bak neye başvuracaklar.” Tebliğde anlatımdan sonra, o insanın düşünmesi için ona vakit vermenin önemine Kuran dikkat çekiyor.
30. ayette; “Gerçek şu ki bu Süleyman’dandır. Şüphesiz Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlamaktadır”. Bir şeye başlarken Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlamak; ona bereket getirir, güzellik gerektirir, inşaAllah. “Bana karşı büyüklük göstermeyin.” Münafıkların, küfrün ana belası ne? Gurur, büyüklük hissi. Mütevazi insanlar hep sevilirler. Güzel huylu insanlar hep sevilirler, iyi niyetli insanlar hep sevilirler. Enaniyet yapanlar, pislik adamlardır.
Bakın orada bir hanım var; Sebe Melikesi, devlet başkanı olmuş. Demek ki, kadından yönetici oluyormuş.
“Büyük bir tahtı var” diyor, 23’de, Taht-ı Süleyman.
“Ki onlar göklerde ver yerde saklı olanı ortaya çıkaran” cinlerde de Allah’ın dilemesi ile göklerde ve yerde olanı saklı olanı, bulma özellikleri vardır. Bir belge, bir evrak herhangi bir şeyi eğer lazım ise, Allah’tan dua ile cini vesile ederek bazı insanlar isteyebiliyorlar. Tabii hepsini rahat rahat anlatamıyorum.
“Dedi ki, ‘onun tahtını değişikliğe uğratın.’” Allah Allah, tahttan ne kadar çok bahsediyor Kuran. “Bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi yoksa bulamayanlardan mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona, ‘senin tahtın böyle miydi’ denildi. Dedi ki, ‘tıpkı kendisi’” Üç boyutlu, net görüntü oluşmuş. Etrafındaki insanlarla beraber, görüntüsüyle beraber.
“Bize ondan önce ilim verilmişti, biz Müslümanlardan olmuştuk”
“Ona: ‘Köşke gir’ denildi.” Hz. Süleyman “köşke gir” diyor. Bu hanım, Sebe’den gelen bir Hanım. Yeni tanışıyorlar Hz. Süleyman (a.s)’la. Hz. Süleyman (a.s) sırtını dönüp konuşmamazlık yapmıyor. Bazı kardeşlerimiz diyor ya “niye hanımlarla konuşuyorsun?” Yüz yüze konuşuyor. “Onu görünce derin bir su sandı”, Hz. Süleyman (a.s) “gir” diyor, derin bir su gibi gösteriyor, kadına şaka yapıyor. Gir demek ne demektir? “Suya gir” diyor. Onu havuz olarak düşündüğünü düşünerek söylüyor, şaka yapıyor, yüz yüze konuşuyor, “derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı.” Bakın Kuran, özel detay veriyor; “(eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir."“Saydam camdan olma düzeltilmiş” özel şekil verilmiş, “bir köşk-zemindir." Ve alttan da su gibi ışıklandırılmış. Su görünümü veriliyor yani dalgalandırma görünümü veriliyor veyahut ona benzer teknikler kullanılıyor, kadın net olarak su zannediyor ve derin zannediyor.“Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; artık ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.’” Bakın Hz. Süleyman (a.s)’ı sevmiş, Hz. Süleyman (a.s)’dan ayrılmak istemiyor. Sevginin önemini görüyor musunuz? Orada şaka yapıyor kadına, gönlünü alıyor. Köşk zeminde ona bir teknoloji harikası sunuyor. Hz. Süleyman (a.s) zamanında elektrik vardı, Firavun devrinde elektrik vardı. Koskoca ampuller var, fotoğrafları var ampullerin de. Birkaç çeşit yoldan elektrik elde ediyorlardı, elektrik geniş çapta kullanılıyordu aydınlatmada. Ama saraya ait bir özellikti, halk için kullanılmıyordu. Sarayın özel konforuydu. Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayında da var. Aslında bu konuda anlatacağımız tabii çok şeyler var.
Resulullah (s.a.v.) şöyle diyor: “Sizin sürdüğünüz şu dünya hayatında (iki şey) Bana hoş göründü: kadınlar ve güzel koku. Bununla beraber namaz kılmak gözümün nurudur.” İki şeyi çok sevdim” diyor; biri kadınlar, biri güzel koku, bir de namaz kılmak, “bununla beraber namaz kılmak gözümün nurudur” bütün ehl-i sünnet kaynaklarında var bu hadisler. “Resulullah (s.a.v.)ikindi namazından sonra eşlerini teker teker ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar, geceyi ise genellikle sırayla bir hanımının yanında geçirirdi. Geceyi geçireceği eve diğer eşleri de gelir, hep birlikte sohbet ederlerdi.” Hanımlarıyla sohbet ediyor.
“Enes (r.a)’dan rivayet edilir, Peygamber (s.a.v.)’in 9 ile 11 hanımı varken”, bazen 9 bazen 11, cariyeler hariç, azatlı cariyeler hariç, annelerimiz, maşaAllah, “günün belli saatlerinde bütün hanımlarını dolaşır hepsiyle sohbet ederdi” diyor. Hz. Enes (r.a)’da, “Peygamberimizin (s.a.v.)’in son derece sağlıklı ve çok güçlü olduğunu” söylüyor. Münafıkların belini çatlatan, onları böğürten bir durum, acayip bunalıyorlar. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in meşru olan cariyelerinden başka en az otuz tane daha ücretsiz olarak kendini Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hibe eden cariyeleri vardı” diyor. O kavmin en güzelleri annelerimiz. “Ya Resulullah ben sana kendimi hibe ettim” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.) de aldım gitti” diyor. Müşriklerin, münafıkların ve küfrün en çok üstünde durduğu konular bunlardır; Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlara olan sevgisidir. Münafıklar, sürekli bu konuyu kapatmak isterler veyahut kendi aralarında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in aleyhinde kullanırlar. Müşrikler, yine bu hadislerden ve Peygamber (s.a.v.) ile ilgili ayetlerden utanıyorlar, hiçbir şekilde gündeme getirmek istemiyorlar. İslam’a savaş açan gayri Müslimlerden bir kısım tayfa da, bu ayetleri kullanıyor İslam’a saldırmak için. O bizim iftihar ettiğimiz ayetler, salak herifler, ahmak herifler. Helal olsun dedeme binlercesi, on binlercesi, helal olsun, iftihar ediyoruz.
“Bir gün Resulullah (s.a.v.)’in eşi Ümmü Habibe, kız kardeşinin teşvik ve ısrarı üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)’e geliyor. “Kız kardeşimle nikahlanmak ister miydin?” diyor. ‘Bunu sen mi arzu ediyorsun?’ diye soruyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ümmü Habibe cevaben: “Yeryüzünün bütün kadınları içinde en çok kız kardeşimle birlikte, seninle müşterek yaşamayı tercih ederim” diyor. Buhari 67/27’de, Sahih Buhari’de. Ne olacaktı orada herhangi bir insanla eşleşseydi? Sonsuza kadar Nur Peygamber (s.a.v.) ile beraber. Ne kadar güzel, şu an cennette birlikteler, inşaAllah.
“Meymune, Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşi Meymune, annelerimizden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in diğer eşi Zeyneb’in üvey kız kardeşi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in halasının kızı olan Zeyneb, yeğeni olan Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı şefkatli bir muhabbet besliyordu ve gizliden gizliye de bir nezirde bulunmuş ve Allah’a şükür ve hamd maksadıyla şayet bir gün Resulullah (s.a.v.) kendisiyle nikahlanacak olursa, iki ay boyunca oruç tutacağına yemin etmişti. Beklediği bu haberi aldığı gün, haberi kendisine ulaştıran kimseye o sırada üzerinde ne kadar ziynet varsa hepsini çıkarıp vermiştir.” Helal olsun annemize, ne güzel onun sevgisi, muhabbeti. “Resulullah (s.a.v.)’in onunla nikahlanmak istediğine dair haber kendisine ulaşır ulaşmaz, daha bu haberi kendisine getirene cevabını vermeden, hemen doğrulup Allah’a şükür namazı kılmıştır.
Zeyneb, Peygamberimiz (s.a.v.)’e olan sevgisinden otuz beş yaşına kadar kimseyle evlenmemiştir.” Helal olsun benim anneme, helal olsun. Benim kızlarım olacaktı, hepsini nikahlaması için Peygamberimiz (s.a.v.)’e yalvarırdım, ayağına kapanır yalvarırdım. Eğer benim kızım da kabul etmezse, Allah adına yemin ediyorum, evlatlıktan reddederdim. Ömür boyu da muhalif olurdum.
“Bir gün Resulullah (s.a.v.) Zeyd’i ziyarete gitti, onu evde bulamadı. Zeyneb evdeydi ve yaklaşık otuz altı yaşında olmasına rağmen güzel bir insandı” diyor. “Zeyd Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelip, Zeyneb’i boşayabileceğini isterse Peygamberimiz (s.a.v.)’in onunla evlenmesini teklif ediyor, hatta teklifi defalarca tekrarlıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bu teklife karşı çıkıyor, boşanmasına izin vermiyor, bunun üzerine ayet iniyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Zeyneb annemizle evleniyor.” Münafıkların canını, bağrını yakan konulardır bunlar. Hz. Süleyman (a.s)’ın da yedi yüz cariyesi, üç yüz tane hanımı vardı. Hıristiyanlar iftihar eder Hz. Süleyman (a.s) ile. Tevrat’ta geçiyor. Museviler iftihar eder, eğer iftihar etmiyorsa zaten, eğer onu çirkin görüyorsa, Hıristiyan veya Musevi olamaz. Müslüman da eğer onu çirkin görüyorsa, Müslüman olamaz. Çünkü onlara Allah’ın bir lütfuydu, ona Allah’ın bir ikramıydı. Münafıklar kabul etmese de böyle. “Bazı kişiler Resulullah (s.a.v.)’e gelerek, ‘Safiye’nin’, Safiye annemizin, ‘Kureyza ve Nadir Yahudilerinin başkanı olan Huvey’in en güzel kızının olduğunu” bakın Musevi annemiz, Musevi kökenli. Var ya bizim tipler nasıl görüşüyorsun, nasıl konuşuyorsun diyorlar, annemiz Musevi asıllı. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in onu cariye olarak almasının daha uygun olacağını söylediler. Peygamberimiz (s.a.v.) bunun üzerine Dihye’ye başka bir cariye seçtirerek, Safiye’yi hürriyetine kavuşturup, kendisine nikahladı.” Helal olsun, helal olsun benim Mübarek Peygamberime. Ne güzel bir müjde, ne güzel bir olay. Yobazlardan bunları duyamazsınız. Yobazların iki korktuğu konu vardır; biri Mehdiyet, bir de Resulullah (s.a.v.)’in evlilikleri. Kem küm o kokmuş ağızlarını bir eğer, büker, ondan sonra o pis kokan kafalarıyla, bu konulardan utanç duyuyorlar, haşa.
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.), deve üzerinde bir yerden gelirken, çocukları görürse onları devesine alır ve sevindirirdi” diyor. Çocukların çok hoşuna gider, onlar için bir lüks deveye binmek. Peygamberimiz (s.a.v.) devesine alıp, onları deveyle gezdiriyor. “Çocukları sevdiği için, rastladığı her yerde selam verir, böylece hem çocukları sevindirir, hem de eğitirdi. Bir gün Halid Bin Said isimli sahabe, yanına aldığı küçük kızıyla beraber Peygamberimiz (s.a.v.)’i ziyarete gitmişti. Kızı Habeşistan’da dünyaya geldiği için, ona Habeş diliyle ‘güzel kız’ diye hitap etmiş, onu yanına almış, kızın kendisiyle şakalaşmasına, iki kürek kemiği arasındaki Peygamberlik mührü ile oynamasına izin vermişti.” Peygamberlik Mührünü merak etmiş, patisiyle oynuyormuş. “Efendimiz (s.a.v.) elindeki meyveleri en küçük çocuklara verir” eline meyve geçtiğinde, hemen oturup kendi yemiyor, büyüklere de vermiyor, ne yapıyor? En küçük çocuklara veriyor. Büyük bir insanın çikolata yemesiyle, bir çocuğun aldığı lezzet ayrıdır. Onların gözleri parlar, onları sevindirmek ayrı. Bir çocuğa küçük bir şeftali versen, nasıl iştahlı yediğini bilirsiniz.
“Onları sever, okşar ve öperdi. Bir gün yine çocukları severken bir Bedevi gelmiş ‘Siz çocukları böyle sever misiniz? Benim on torunum var. Daha bir tanesini kucağıma alıp, sevmedim’” demişti. Böyle ekabir tipler vardır, hala da vardır, muhatap bile olmaz çocuklarıyla, kimsenin çocuğuyla muhatap olmaz. Televizyona da çıkıyor bazen suratlarından düşen bin parça, hiç kimseye sevgi göstermez. Yani ahırdan sığır çıkartmışsın gibi, böğürtü gibi konuşuyor. “Resul-u Ekrem (s.a.v.); ‘O halde Allah seni şefkat duygusundan mahrum etmiş”’ diyor. Ne büyük felaket, Allah vermesin. “Resulullah (s.a.v.)’in kızı Zeyneb’ten olma torunu Ümame küçüktü. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında bulunuyordu. Peygamber (s.a.v.) torununu bir şeylerle oyalayıp namaza durmuştu. Başını secdeye koyunca küçük çocuk koşarak geldi ve Resulullah (s.a.v.)’ın sırtına bindi.” Namazda sırtına biniyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namazın geri kalan kısmını torunuyla tamamladı. Kalktıkça düşmesin diye onu bir eliyle omzunda tutuyor, secde ettikçe bırakıyordu” diyor. Çocuğun neşesini, keyfini bozmuyor. Namazına devam ediyor, Resulullah (s.a.v.)’ın mükemmel ustalığıyla, çocuğu hiç incitmeden onun yine sırtında kalmasını, oynamasını, devam etmesini sağlıyor, maşaAllah.
Ey münafıkun ve münafıkat hazır olun, ayet okuyorum. Münafıklar deve gibi şişmiştir şimdi.
Elif Akgül; “Selamun Aleyküm Canım Hocam. Yakışıklıların yakışıklısı” diyor maşaAllah. Ve Aleyna Aleyküm Selam Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İnşaAllah imanımın artmasına vesile olan bu akşam, bir inci tanesi kadar berrak ve parlak olan Hocam. Ben sizden en önemli olanı, Allah’ın rızasını kazanmam için, duanızı istiyorum Hocam inşaAllah. Lütfen bunu benden esirgemeyin.” Estağfirullah. Allah’ın rızasını kazanman için, Allah ömrünü uzatsın. Allah’ın rızası için seni hep görevlendirsin ve hep Allah’ın rızasının en çoğunu aramayı sana nasip etsin, Elif. Çünkü Allah’ın rızasını aramak ayrıdır, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak ayrıdır. Doğrusu odur, en çoğunu aramak. Sizi Allah rızası için çok seviyorum, nasıl seviyorum tarif edemem. Allah’a emanet olun, talebeniz olma duasıyla”, Elif Akgül. MaşaAllah, elhamdülillah. Ben de Elif’i tanımıyorum ama onu çok seviyorum.
Ey münafıkun ve münafıkat süre verdim hazır olmuşsunuzdur. Ahzab Suresi’nin 50. ayeti; “Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini” bak 1, “ Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri” cariyeleri “sağ elinin malik olduğu ile ” yani azatlı cariyeleri de hepsi “seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını” amcanın kızını değil, kızlarını hepsini “halanın kızlarını” kızını değil, kızlarının tamamını “dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık” elhamdülillah, ne güzel. Bunu münafıklardan ve yobaz takımından bu ayetleri duyamazsınız, utanıyorlar. Pis kokmuş kafalarından utanacaklarına, bu ayetten utanıyorlar, haşa. “Bir de, kendisini peygambere hibe eden” Allah rızası için seninim diyor Peygamber (s.a.v.)’e, “ve peygamberin kendisini almak istediği” Peygamber (s.a.v.)’in de beğendiği “mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın” diyor. Münafıkların azını set çekilmiş oluyor. Çünkü münafıklar sürekli fitne çıkarıp dedikodu çıkarıyorlar, o zamanın alçakları. Takva görünümünde, kokmuş domuz eti gibi mahluklar, sürekli Peygamber (s.a.v.)’in evliliği ile ilgili sözler ediyorlardı, bunalmışlardı. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Bu ayette şuna dikkat etmek lazım; “-mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere-” dediği şu maddeler; yoksa “Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini” bu müminlere de helaldir, bir tek Peygamber (s.a.v.)’e has değildir. O devirde cariyeler, azatlı cariyeler müminlere de helaldi. Sadece Peygamber (s.a.v.)’e helal olan ayetin kısmı şu; “amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık.” Yani onlardan sadece bir kişiyle evlenebiliyor Müslüman, Peygamberimiz (s.a.v.) hepsiyle evlenebiliyor. Helal kılmış Cenab-ı Allah, inşaAllah. Yobaz takımı bu ayetlerden hoşlanmaz, söyleyemezler. Peygamberimiz (s.a.v.) çok evliydi, çok fazla hanımı vardı, genç ve güzeldi hanımları. Peygamberimiz (s.a.v.)’de çok sağlıklı ve bayağı güçlüydü elhamdülillah, helal olsun dedeme. Bu kokmuş mahluklar gibi, sapık kafalı adamlar gibi, bir ruh halinden Allah onu beri kılmıştı ve mükemmel bir karakterde yaratmıştı, mükemmel bir güçte, mükemmel bir görünümde, mükemmel bir yakışıklılıkta, mükemmel bir etkileyicilikteydi, dünya güzeliydi. Ahzab Suresi’nde münafıkların ciğerini yakan, çok daha önemli hususlar var. Peygamberimiz (s.a.v.) vefatına kadar, son derece güçlü ve sağlıklıydı. Adilik yapmasınlar, sahtekarlık yapmasınlar. Ruhen ve bedenen mükemmel bir güç ve kudrete sahipti, son anlarına kadar son derece sağlıklıydı. Hastalandığı için, hastalandığında insan zaten mecburen bir zayıflık haline düşer, o ayrı. Ama onun dışında, 63 yaşında vefat etmiştir Resulullah (s.a.v.), acayip görkemli ve güzeldi. Bir parça kilo almıştı Mübarek (s.a.v.) Efendimiz, biraz daha irileşmişti. Allah diyor “üstündeki ağır yükü almadık mı?” Sonra kilo vermiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Biraz kalbine de sıkıntı gelmişti, Allah “kalbini yarıp kalbini ferahlatmadık mı?” diyor ayette, İnşirah Suresi’nde.
MaşaAllah ne kadar çok mektup gelmiş.
Tahrim Suresi. “Ey Peygamber” diyor Cenab-ı Allah “eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını” eşleriyle beraber olmasını “niçin haram kılıyorsun?” diyor Allah. Peygamberimiz (s.a.v.)’i biraz rahatsız etmişlerdi o dönemde. Peygamber (s.a.v.)’de bir süre bazı hanımlarından, uzak durmuştu. “Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” “Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: ‘Bunu sana kim haber verdi?’” Peygamberimiz (s.a.v.)’e sorulacak soru mu bu? Gayb bilgisini Allah sürekli bildiriyor, Cebrail (a.s) sürekli bilgi akıtıyor, Cenab-ı Allah’tan aldığı bilgiyi. “O da: ‘Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi’" diyor. “Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız” bazen kadınlar ekip olurlar kendi aralarında. “Artık Allah, onun Mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da” münafık olanlar değil, sahtekar olanlar değil “mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.” Hz. Mehdi (a.s)’ın da biliyorsunuz, Cebrail (a.s.) ve Mikail (a.s.) destekçisi, üç bin melek de yardım edecek Hz. Mehdi (a.s)’a. “Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir” diyor. Dullar ayrı bakireler ayrı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliklerinden utananlar, küfür ahlakı içinde olan, münafık tiyniyetli insanlardır, aşağılık insanlardır, bunu bileceğiz. Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ki: Ahzap Suresi, 51, “Onlardan” hanımlarından, cariyelerinden, azatlı cariyelerinden “dilediğini geri bırakır” istersen onlarla beraber olmazsın “dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin” kendi evinde, yanında tutabilirsin, “ayrıldıklarından, istek duyduklarına ” yani istediklerine, özlediklerine “(dönmende) senin için bir sakınca yoktur.” Münafıklar bunu da dillerine dolamışlardı, Allah o konuda Peygamberimiz (s.a.v.)’i rahatlatıyor. Münafıkların en çok Peygamberimiz (s.a.v.)’in aleyhine kullandığı konu buydu, şu anda da münafıkların yine kafalarına taktığı konu budur. “Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına” bir kere gözleri aydınlanıyor eşlerinin ve hüzne kapılmamaları, bir mucize meydana geliyor, kalplerine ferahlık geliyor hanımlarının. Ne kıskançlık duyuyorlar, ne kalplerinde Peygamber (s.a.v.)’e karşı bir burkuntu oluyor, ne sevgilerinde bir sarsılma oluyor. Ne oluyor onun yerine? Gözleri aydınlanıyor, hüzün üstlerinden kaldırılıyor, mucize meydana geliyor. “Ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına” mesela kısacık bir sohbet bile etsen, kısacık bir sevgi bile göstersen “kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur” diyor Allah. “Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir” diyor Allah, Mülayim. “Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz.” Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar çok evleniyor ki görüyor, helal olsun dedeme, ‘aldım gitti’ diyor. Sürekli sahabe annelerimiz geliyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.) ile evlenmek istiyorlar. Çok fazla evlilik olunca Cenab-ı Allah; “Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile-”, ey münafıkun ve münafıkat iyi dinleyin, ifadeye dikkat edin! Görmeden güzellikleri nasıl hoşuna gitsin Peygamberimiz (s.a.v.)’in? ‘Bakmazdı’ diyorlar ‘mübarek.’ Bakmadan nasıl görsün Peygamber (s.a.v.)? “Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- ” bir kadın geliyor, güzelliği hoşuna gidiyor, ondan sonra evlenmek istiyor. Bakın “güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak” diyor Cenab-ı Allah, “sağ elinin malik olduğu (cariyeler)başka.” Azatlı cariyeler, kendini hibe eden kadınlar. Sadece nikahı yasaklıyor Cenab-ı Allah. “Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir.” Burada da bir hikmet var, evlendiğinde miras hukuku devreye giriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in malını Allah gecinden versin tabii o devir için düşünüyoruz, tabii Allah’ın uzun uzun bereketli ömürler vermesini dilerdik, vefatından sonra mal taksimi olacağı için, çok fazla hanımı olduğunda mal çok küçülmüş oluyor. Az nikahlısı olsun diye Cenab-ı Allah, mal da onlara yetecek kadar dağılsın diye Allahualem, o hikmetle Allah, nikahla evlenmeyi durduruyor ama istediğin kadar cariye al diyor istediği kadar azatlı cariye, istediği kadar kendini hibe etmiş kadın. Çünkü hibe edenler, mehir istemiyorlar, miras hakları yok, mirastan bir talepleri olmuyor. “Ben seninim” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) de “aldım gitti” diyor, elhamdülillah, maşaAllah. Cariyelerde de, azatlı cariyelerde de, hibe edenlerde de aynıdır. Ama nikahlı olduğunda, nikah hukuku ayrıdır. Nikahta mehir vardır, boşanmada mehir vardır, evlenmede mehir vardır ve mal taksiminde Allah gecinden versin, bir vefat olduğunda, eşler ve çocuklar arasında mal bölünüyor. Ama hibe eden, onlarda öyle bir talep olmuyor. Resulullah (s.a.v.)’ın sevgisi onlara yetiyor. Onlara da yetiyor da ama Allah öyle dediği için, yoksa Peygamberimiz (s.a.v.)’in malı için evlenmiyorlar. Zaten diyor Cenab-ı Allah Kuran ayetinde var; “eğer dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız”, hanımlarının bir kısmı Peygamberimiz (s.a.v.)’i rahatsız ediyorlar, mal mülk buna benzer şeylerle, “Gelin sizi güzellikle boşayayım” diyor ama Allah’ı Resulünü ve ahret yolunu istiyorsanız, tamam, inşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’ı bu konuda çok zora sokmak istemiştir münafıklar ve tek yüklendikleri konu budur. Aşağı yukarı tek konudur. Ahir zamanda da münafıkların tek yükleneceği konu budur, bu konular çevresinde döneceklerdir. Münafıkların sistemi hasetlik üstünedir. Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a)’in şehit edilmesinde de bu konu vardır, onların yakışıklılıkları, güzellikleri, zenginlikleri ve çok eşli olmalarıdır. Başka hiçbir nedeni yok. Aynı yobaz, aynı kahpe zihniyet, ahir zamanda da yine ortaya çıkacaktır. Hatta Resulullah (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederken, rengi soluyor. Aynı şekilde münafıkların azgınlık göstereceği ahir zamanda söyleniyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) yamandır. Yaman ki, ne yaman. “Önüne dağlar çıksa, dağları ezer” diyor. Münafık değil yüz bin hidrojen bombasıyla gelse, ne kadar it kopuk çakal takımını böyle kurumuş köpek kafası gibi ezer, Hz. Mehdi (a.s). İt ürüyecek kervan yürüyecek Hz. Mehdi (a.s) döneminde. Hz. Mehdi (a.s)’ın kervanı, itler ürerken, böyle bazen uyuz köpekler olur havlarlar kervana kenardan ama kervan ilerler, gücüyle, zenginliğiyle, ihtişamıyla ilerler. Hz. Mehdi (a.s)’ın kervanı da öyle gidiyor şu an. Biz de talebeleriyiz, naçiz talebeleri, kapıcıları. Biz de elimizden geldiği kadar, o kervana hizmet etmeye çalışıyoruz, inşaAllah. Münafıklar, Hz. Mehdi (a.s) konusunda darlanacaklardır. Çünkü keyifleri kaçacak, rahatları kaçacağı için ne yapacaklar? Mehdiyet’i durdurmaya çalışacaklar. Durur mu? Kardeşim düşünün bir ateş yanıyor, ateşe bol bol oksijen, etkisi bu olur. Daha da parlar, daha güçlenir, daha güzelleşir, inşaAllah. Mehdiyet damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, her işi şefkatlidir. Ezmesi ilimle, bilimle, sevgiyle ve utandırarak olur. Mehdiyet’te şiddet yoktur. Biz de talebeleriyiz, onun için bizde de şiddet olmaz. Bütün silahlar kalkacak Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. İsa Mesih (a.s) dönemimde bütün silahlar kalkacak, silahlar yok eriyor hepsi, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...