BETÜL HANIM: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Ramazan Sohbetleri programına hoş geldiniz. Konuklarımız Tanya Hanım, Elisa Hanım ve Carolina Hanım. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlamak isteriz? Sende yazılar var. Ama Fikret Bila’nın bir yazısı varmış herhalde. Sen süratlice onlardan oku bana.
BETÜL HANIM: Tamam, inşaAllah Hocam. Başbakan Erdoğan bir ekiple birlikte Somali’ye gitti, onunla ilgili detaylı bilgi vardı. Ajda Pekkan’la Nihat Doğan gibi sanatçılar da bulunmuş bu ekipte.
ADNAN OKTAR: Tamam, çok güzel olmuş, hayırlı olmuş inşaAllah.
BETÜL HANIM: Bir de sizin bahsetmiş olduğunuz gibi, yıllardır PKK’nın Güneydoğu’da kahvehane gibi halkın toplandığı yerlerde materyalist-Darwinist propaganda yaptığını anlatıyordunuz Hocam, hep anlatıyorsunuz. Bu konu daha yeni kabul edilip dile getirilmeye başlandı. Nitekim bugün Güneri Civaoğlu’nun da içlerinde bulunduğu bazı köşe yazarları Hakkari kırsalında, Şırnak’ta PKK’nın ikna kampları kurduğunu, örgüt mensuplarının halkı grup grup o kamplara götürerek bilinçlendirme konuşmaları yaptıklarını, karşı çıkanları sindirdiklerini ve buraları tamamen kendi fikirlerinin hakim olduğu kurtarılmış bölge yapmayı planladıklarını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, “bilinçlendiriyor”, “propaganda yapıyor.” Ne konuda bilinçlendirme yapıyor, neyin propagandasını yapıyorlar; onu anlatmıyorlar. “İkna odaları”. Hangi konuda ikna ediyorlar? Ne konuda ikna ediyorlar? Ne anlatıyorlar? Niye demiyorsunuz; “komünist propaganda yapıyorlar, Darwinist-materyalist propaganda yapıyorlar, diyalektik felsefeyi anlatıyorlar” niye demiyorsunuz? Lafı ne dolandırıyorsunuz oturup? “İkna odası”. Neyin ikna odası? Olur mu öyle şey? “Propaganda yapıyor” diyor. Propagandayı açık açık söyle. Marksist-Leninist felsefe anlatılıyor. Komünizmin zaten bu gereğidir. Şimdi Hakkâri’de engellersen Yunanistan’da anlatır. Yunanistan’da engellersen gider Bulgaristan’da anlatır, Amerika’da anlatır, Libya’da anlatır. Bütün dünyayı kullanır terör. Sırf Kandil Dağı’nı kullanmaz. Kandil’i bombaladığınızı farz edelim. Yani Kandil’in yok olduğunu, haritadan silindiğini düşünelim. PKK orada zaten durmaz. Komünist gerilla yönteminde bombalanan bir alanda gerilla durmaz, komünistler durmazlar, yani gerilla tekniğine göre durmazlar. Potansiyel, tahmin eder nerede olacağını ve araziye yayılırlar. Defalarca Kandil bombalandı. Zaten orada onlar bir apartman, bir tesis, bir fabrika falan kurmuyorlar. Bombalanacak arazi sadece taş ve topraktan oluşan arazidir. Yıkılan yer, taş ve topraktan ibaret olan yerler yıkılır. Onların orada müstahkem mevkileri, ağır silahları falan yok. Şimdi mesela bombardıman yapılır ama mesela tank vardır, tankı tahrif eder; uçak vardır, uçağı tahrif eder; yollar köprüler vardır. Adamın yola ihtiyacı yok ki zaten, patikadan geçiyor o zaten. Öyle bir konusu yok. Dolayısıyla bombalanacak bir hedef yok. Adamlar araziye yayılmış, on binlerce kilometre araziye yayılmış durumdalar. İnternetten, telefondan, ulakla falan haberleşiyorlar, kendi aralarında konuşuyorlar. Komünizme karşı yöntem bombalama olmaz, özellikle gerilla savaşında, komünist gerilla savaşında. Bunlarda elli yıllık, altmış yıllık tecrübe var, gerilla savaş tecrübesi var. Onu kullanıyorlar. Gerilla yöntemine karşı, yani komünistlerin yaptığı bu gerilla yöntemine karşı şu ana karşı hiçbir devlet başarılı olamamıştır. Başarılı olan bir devlet yok. Çünkü anti-komünist propaganda yapmıyorlar. Yani bilimsel propaganda yapılmıyor. “PKK ikna kampları kurdu.” Nereye kurmuş? “Hakkâri, Silopi…” Her evde kurabilir yahut yüzlerce, binlerce evde kurabilir. Yani onun için kampa ihtiyacı yok ki. Arazide dağa gider adam, kayaların üstüne oturur; kamp kurulmuş olur. Gerilla yönteminde budur yöntem. Adam gidip kayaların üzerine oturdu mu al sana kamp. Yanında da şişe suyu varsa, bir de bir ekmek götürürse yanına, kamp kurulmuş oluyor işte. Kamp bu, “kamp” denilen şey budur. “Kamp” deyince böyle; “tesisler var, air-conditionla ısıtılıyor, sıcak su - soğuk su sistemleri var, ondan sonra hastanesi, kreşleri var...” Öyle bir bina, öyle bir yer yok yani oralarda. Dolayısıyla bombalanacak bir yer yok. Adamlar bombardıman başladığında mağaraya giriyorlar, o kadar. Orada on binlerce mağara var. Yeraltına da yapmışlar adamlar. Yeraltında örümcek ağı gibi oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya gizli geçitler var yerin altında. Bombalama yaparken onlar orada altta saz çalıyorlar, bombalamanın bitmesini bekliyorlar. Zaten diyorlar adamlar; bombalama yapılırken sıkılıyoruz diyorlarmış, bombalama yapılırken beklemekten aşağıda. Konu bu. Ama anti-komünist propaganda yaptığında, anti-Darwinist propaganda yaptığında adamın inancını, beynindeki şeytanı yok etmiş oluyorsun. Bizim adamın bedeniyle alıp veremediğimiz yok ki. Kafasındaki şeytanla alıp veremediğimiz var bizim. Kafasındaki şeytanı nasıl göndeririz? İnancını değiştirerek gönderebiliriz. İnanç için ne yaparsın? Adam ikna odası yaptıysa sen de karşı ikna odası yapman gerekmiyor mu? Sen karşı iknada ne anlatacaksın ve o adam ikna odasında ne anlatıyor; bir kere onu ortaya koyalım. O ikna odasında adam Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist sistemi anlatıyor. Sen kurduğunda ne anlatacaksın biliyor musun? Anti-Darwinist, anti-Marksist, anti-Leninist felsefi eğitim vereceksin ve Yaratılışı anlatacaksın ve Kuran hakikatleri anlatacaksın. Başka da çözümü yoktur.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani bakın burada yapılan demagojiye dikkat ederseniz hemen anlaşılır. “İkna odası”. Kimse bilmiyor halbuki ikna odasında ne anlatıldığını. Anlatsana ikna odasında ne anlatıldığını! Ne korkuyorsunuz komünist lafını söylemeye? Stalinist işte adamlar, Leninist-Stalinist. Söyleyemiyorlar. En fazla “faşist” diyebiliyorlar. Bilmiyor musunuz siz komünizmin ne olduğunu? Komünistlere laf dokundurtmamak için onlara “faşist” diyorlar. Adam faşist olsa söyler, “faşistim” der. “Komünistim” diyor adam. Faşizm ayrı, komünizm ayrı. Faşist olsa adam gamalı haçlar koyar, faşist olduğunu söyler, Hitler’e hayran olduğunu söyler. Bunlar; “komünist, Leninist’iz” diyorlar. Sırf komünizme karşı sempatiden dolayı komünist olduklarını birçok kişi söyleyemiyor. En fazla “faşist” diyebiliyorlar. Nerenin faşisti? Adam diyor ki; “proletarya diktatörlüğünü kuracağız” diyor, “halkların mücadelesini veriyoruz” diyor, “işçi ve köylü sınıfının temsilcisiyiz” diyor, “komünist partisini kurduk” diyor, “parti bütün bölgeye hakim” diyor, “başında da bir önder var” diyor. “Sistem diyalektik olarak işliyor dünyada” diyor, “Darwin’in dedikleri doğru” diyor, “Darwinizm, materyalizm dünyanın bir gerçeğidir” diyor “ve komünizm de bilimsel, gerçek bir ideolojidir” diyor, “biz de” diyor, “modern komünizmi uyguluyoruz” diyor. Eğer fikrine güveniyorsan, inancına güveniyorsan adamı cayır cayır fikren ezmen gerekiyor. Fikrine güvenmiyorsan tabiî ki yalpalayacaksın. Ne diyeceksin? “İkna odası” diyeceksin. Neyin iknası? “Söyleyemem.” “Söyle” ısrar edince; “faşist bunlar” diyorsun. Böyle faşizm olur mu? Niye demagoji yapıyorsunuz? Nerenin faşizmi? O zaman Stalin de faşist, Lenin de faşist, Che de faşist; hepsi faşist. Faşizmle komünizm ayrımını yapamıyor musunuz? Hayır, olsa ayrı. Faşizm de zaten materyalist-Darwinist sistemin bir koludur, o ayrı. Onlar Türkiye’yi faşist olarak görüyorlar, kendilerinin komünist olduklarını iddia ediyorlar. Faşizmin ve komünizmin yanlışlığının akılcı bir üslupla anlatılması gerekiyor. Şimdi benim dediğime eninde sonunda gelecekler. Bak yavaş yavaş gelmeye başladılar. Ben dedim ki bak; “her yerde komünist telkin yapılıyor” dedim, “kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda; her yerde yapılıyor.” Aylar sonra “doğruymuş” dediler. Aylar sonra, hatta yıllar sonra “doğruymuş” dediler. Şimdi adını koyamıyorlar, ağızlarına alamıyorlar. Çünkü komünizme karşı sempatisi olduğu için birçok yazarın, söyleyemiyorlar. Bunu da söyleyecekler, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Dünyanın ve benim tatlı, yakışıklı, sevimli, sevgi dolu Hocam’a selam olsun inşaAllah” diyor. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım Hocam o kadar güzel konuşuyorsunuz ki sizi dinlerken ruhuma sakinlik, ferahlık, şevk, saymakla bitmeyecek kadar rahatlık geliyor. İnanmayacaksınız ama yolda, nerede olursam olayım sesinizi duyduğum zaman sevincimden hep gülümserim, acayip rahatlık bulurum. Hele bir de görürken o yüzü ve o gözleri, maşaAllah, Rabbim sizde o kadar güzel tecelli ediyor ki sizi sevmemek mümkün değil. Ben sizin aşığınızım. Sizi Yaratan’a kurban olurum. Rabbim sizin, talebelerinizin gücünü, ilmini daha da arttırsın, başımızdan eksik etmesin inşaAllah. Bana dua eder misiniz? Sizlere çok ihtiyacım var. Bir de o güzel gözlerinizle bana ekrandan bakar mısınız?” diyor. “Sizden her şeyin güzelini öğrendim. Sizi çooook ama çook seviyorum. Ben Azerbaycan’dan” ah severim ben onları, maşaAllah “sizin için, Allah rızası için her an canını vermeye razı olan Aygun”. Aygun Hanım. Evet, “canım Hocam” diyor, maşaAllah. Allah’ın tecellisi olarak aşk, Allah’a duyulan aşkı kastediyor tabii orada. MaşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adnan Ağabeyim men sene çok severem.” Belli ki Azerbaycan. “Hörmetle vukar” en son, “Azerbaycan tariksine baksanız görürsünüz ki…” Uzun bir yazı yazmış, maşaAllah.
Evet, maşaAllah. “Canım Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Hoşsohbet Hocam” diyor. “Hatice Annemiz gibi olmak isterim” diyor, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımına benzemek yahut Hz. Meryem’e benzemek tabii ki Müslüman hanımlar için bir idealdir, inşaAllah.
“Lütfen içinizden okuyun. Selamun Aleyküm benim dünya yakışıklısı ve çok sevgili ve çook sevdiğim yakışıklı Hocam” diyor. “Sizi görünce çok mutlu oluyorum her defa. Hocam zaten çook yakışıklısınız. Tam samimi söylüyorum. Aksini söyleyen kıskançlığından söyler. Siz dünyanın en yakışıklısısınız, maşaAllah.” Öyle demeyelim de, yakışıklılarındanız, inşaAllah. Ne var bunda gizli olacak? “Sizi olağanüstü çok seviyorum. Canım Hocam, saçlarınız çok yakışmış, maşaAllah. Azerbaycan’dan”. İsmini vermem, o ayrı mesele. Bir hanım kardeşimiz.
Bu Azerbaycan nedir böyle? MaşaAllah, bütün Azerbaycan ayaklanmış.
BETÜL HANIM: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, Hocam buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Fatih Altaylı; “Hükümetin Kürt sorununu çözememesinin nedenlerinden biri de Kürtlerin ne istediklerini net olarak ortaya koymamalarıdır. Eğer Kürtler; ‘biz bunları istiyoruz’ diye net bir listeyle oraya çıksalardı, Sayın Erdoğan gibi risk alabilen bir lider de bu taleplere karşılık verebilirdi” demiş. Ayrıca, geçmişte Osmanlı’nın bölünmesini amaçlayan pek çok konferansta da Kürt milliyetçilerinin isteklerini net olarak ortaya koyamadıklarını, dolayısıyla Kürtlerin Osmanlı dağıtılırken de fırsatı kaçırıp, bir şey elde edemediklerini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı?
BETÜL HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Bir kere, genel kültürü çok zayıf bir insan. Ne Marksizm’i biliyor, ne faşizmi biliyor. “Ne istediğinizi söyler misiniz rica edeyim?” diyor. Ne söyleyecek işte? Komünist olmak istiyor, bölgeyi komünist yapmak istiyor, komünist devlet kurmak istiyor, ağır silahlarla donanmak istiyor, bölgeye hakim olmak istiyor, proletarya diktatörlüğünü kurmak istiyor; bu. Karmaşık bir şey yok. Ve bunu yaparken de tek silahın terör olduğuna inanıyor. Çünkü Leninizm’in, Marksizm’in gereği budur. Süleyman Demirel’in sözü aklıma geldi. Komünistler sokakta yürüyüş yapıyordu o zamanlar sürekli, her gün. “Efendim” dediler, “sürekli komünistler yürüyor, ne diyorsunuz?” dediler. “Yollar yürümekle aşınmaz” dedi. O güzel bir sözü; ikinci bir güzel, ilginç, biraz da komik -zaten komik oluyor sözleri genellikle- komünistlere diyor ki; “ne istediğinizi söyleyin, biz yapalım” diyor. Yine öyle bir devlet adamı daha vardı, aynı şeyi söyleyen; “ne istediğinizi söyleyin, biz yapalım.” Komünizmi istiyor, sen yapabilecek misin? Şimdi diyor ki Fatih Altaylı da; “Tayyip Erdoğan’dan isteseler, o yapar” diyor. Komünizmi istiyor; yapacak mı Tayyip Erdoğan? Yapamayacak. “Biz de zorla yaptırırız” diyor adamlar, bu kadar açık.
BETÜL HANIM: Ertuğrul Özkök Türkiye’de en çok içki tüketen yerlerin başında Güneydoğu’nun geldiğini söyleyerek, Güneydoğu’daki Kürtlerin, Kuzey Irak’taki Kürtlerden çok daha fazla içki tükettiklerini yazmış Hocam. Ayrıca Kürt vatandaşlarımızın şarap içtiklerini de belirterek, Tekel’in 80’li yıllarda en fazla içki dağıttığı ilin Bingöl olduğunu da iddia etmiş.
ADNAN OKTAR: Hıristiyan vatandaşlar vardır veyahut inancı zayıftır veyahut kendi inancına göre şarabı helal görür, içiyordur adam. Yani o neyi değiştirir? Mühim olan Güneydoğu dindardır, güzel huyludur. İçki her yerde içiliyor, İstanbul’da da içiliyor, oluk oluk içiliyor ama velisi de evliyası da İstanbul’da, inşaAllah. Bediüzzaman’ın zamanında da içki içiliyordu Güneydoğu’da. Rakı her zaman içilir, içki içilir; ama evliyalar yurdudur, inşaAllah. Her zaman olmuştur. Mühim olan Güneydoğu halkı, oradaki kardeşlerimiz dünya iyisidir, dünya iyisi. Mesela Urfa türküleri dinledim dün, dünyanın hiçbir yerinde öyle o tatlılık, güzellik yoktur, o muhabbet yoktur, o candanlık. Mesela arkadaşlar kendi aralarında toplanmışlar, aşkla söylüyorlar mesela, bayağı coşkuyla söylüyorlar. Birbirlerine olan sevgileri çok güzel, arkadaşlıkları güzel; oradaki coşku, o müzikteki ahenk çok güzel. Allah aşkıyla kalpleri dolu olan insanlar. Misafirperverler, herkes birbirini ağırlıyor, ikramda bulunuyor, saygıda kusur etmiyorlar, nezaketli insanlar. Dünyanın en güzel ahlaklı insanları Türkiye’dedir, maşaAllah. Öğretmen onlar, maşaAllah. Güneydoğu bizim canımız, maşaAllah. Bir ara bir Urfa türküsü dinleteceğim inşaAllah, kısa birkaç tane, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Tamam dinleriz inşaAllah, çok iyi olur, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Filmimiz var mı? İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Hanefi mezhebinin kurucusu, mezhep imamımız. Evet, izleyelim.
VTR: Büyük Mezhep İmamı İmam-ı Azam Ebu Hanife (699-767) / 1. Bölüm
VTR: Büyük Mezhep İmamı İmam-ı Azam Ebu Hanife (699-767) / 2. Bölüm
BETÜL HANIM: Ahmet Hakan, AK Parti’nin son on yıl içinde Milli Görüş hareketini tamamen ortadan kaldırdığını, dolayısıyla bununla birlikte Fatih Erbakan’ın istikbalinin de bittiğini yazmış. Ayrıca Milli Gazete’nin de silinip gittiğini, Vakit Gazetesi’nin ise hiç kimse tarafından ciddiye bile alınmadığını da belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, arkadaş yanlış düşünüyor. Bizim milletimiz akılcı bir millettir, mantıkla hareket ederler. AK Parti’yi iktidara getiren milletimizin bakış açısı Bediüzzaman’ın bakış açısıdır. Bediüzzaman ne diyor? “Merkez sağ; daima iktidar yapın” diyor, “merkez sağı. Çünkü merkez sağı iktidar yaptığınızda dine sempatisi olan, dine biraz yakından bağlantısı olan, dine sempati ihtimali olan kişileri de çevrenize almış olursunuz” diyor. “Ama tek başına dindar bir parti kurarsanız bölünme meydana gelir” diyor. “O zaman milletleşme olur, kutuplaşma olur. Yani, ‘dindarlar bir yana, dinsizler bir yana’ gibi algılanacağı için bu çok büyük zarar verebilir” diyor Bediüzzaman, “olumsuz etki yapabilir” diyor. Mesela “falanca partiye gelmeyen İslamiyet’le alakası yoktur” desen, adamı otomatik olarak dinin dışına itmiş oluyorsun. “Ve bir zıtlaşma, kutuplaşmaya sebep olur” diyor Bediüzzaman. “O yüzden böyle bir dindar partinin iktidara gelmesi için faaliyet yapmak doğru olmaz” diyor, “genel olarak orta sağın desteklenmesinde isabet vardır” diyor. Bu mantık, Adnan Menderes döneminden beri devam ediyor. Demokrat Parti döneminde de devam etti, Adalet Partisi döneminde de devam etti, Anavatan döneminde devam etti, AK Parti döneminde devam ediyor. Bu, Bediüzzaman’ın sözünün uygulanmasıdır. Yani akılcılığın gereğidir. Bu zeminde de din, İslamiyet, İttihat-ı İslam, Türk-İslam Birliği muazzam ivme kazandı ve gelişmiş oldu. Aksi olsaydı ciddi bir bölünme meydana gelebilirdi, çok büyük bir sorun meydana gelebilirdi. Onun için Bediüzzaman bu konuyu hiçbir zaman için kabul etmemiştir. Yani dindar görünümlü bir partinin siyaset yapmasını kabul etmemiştir.
Fakat şimdi diyor ki (Ahmet Hakan); “Vakit, kimsenin ciddiye almadığı...” Vakit gazetesi, Türkiye’ye çok ciddi yön veren bir gazetedir. Yani Hürriyet, Milliyet, Radikal’in toplamından, hatta Zaman gazetesinin de toplamından, hepsinden daha çok büyük etkiye sahiptir. Atom bombası da küçüktür ama koskoca bir şehri etkiler.
Milli Gazete, Erbakan Hocamız’a karşı vefasızlık ettiler. Çok ciddi bir vefasızlık yaptılar. Yani buna nasıl cesaret ettiler, nasıl içerinden geldi, nasıl vicdanları kaldırdı ben daha hala anlayabilmiş değilim. Resmini yayınlamıyor! Milli Gazete’den kaldırdılar, yok! Baktık, yazıları da yok, adı da yok. Numan Kurtulmuş Hoca’yı gördüler, Numan Kurtulmuş kendi kurduğu partiyi bitirdi. Ben dedim; “0,0 oy alır o” dedim, sıfır virgüllü oy aldı hakikaten. Ve Saadet Partisi’ni de, vefayı bilmeyen bir parti görünümüne soktu. Halbuki Milli Selamet Partisi’yle başlayan bu hareketin en önemli özelliği vefa ve sadakattir. Vefa nereye gitti? Siz nasıl yaparsınız, Erbakan Hocamız’ın resimlerini, ismini internetten çıkarıyorsunuz? Milli Gazete’den nasıl çıkarırsınız resmini? Ben bunu söyledikten sonra apar topar yeniden koydular. Çok utanç verici şeyler bunlar. Utansınlar bu yaptıkları olaydan dolayı. Israrla üzerine gidince, internete de koydular yeniden. Israrla üzerine gidince, Milli Gazete’de de yayınlamaya başladılar hem resmini hem ismini hem de yazılarını. Elhamdülillah, Allah razı olsun, sonra oradaki delege kardeşlerimiz oy birliğiyle, oy çokluğuyla, ezici çoklukla Erbakan Hocamız’ı başa getirdiler, partinin başına getirdiler ve anlı şanlı vefat etti Hocamız.
Milli Gazete, milletten özür dilemeleri lazım, Allah’tan af dilemeleri lazım. O zaman Allah yeniden o bereketi verir.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vakit gazetesi de Türkiye’deki delikanlı gazetelerin en önemlilerindendir, yani nasıl söyleyeyim, bayağı delikanlı gazetedir ve son derece de etkili. Herkes ciddiye alıyor. Ben mesela çok ciddiye alıyorum, arkadaşlarım ciddiye alıyor, profesörler, doçentler, herkes ciddiye alıyor. Türk siyasetine ciddi yön veriyor ve AK Parti’nin iktidardaki konumunu en ziyade güçlendiren, AK Parti’nin hareket kabiliyetini kıvraklaştıran, milletin manevi moral desteğini sağlayan en önemli dayanaktır Vakit gazetesi. Herkes bilir. Yani asıl onun desteğidir, en önemli şey de odur. Mesela -Allah muhafaza- Vakit gazetesi bir desteğini çekmiş olsa çok değişir dengeler. O zaman anlayabilirler. Çok değişir. O laf.
Ama Milli Gazete az da olsa sayısı, yine de mübarek bir mayadan geliyor, Osmanlı gibi mübarek bir mayadan geliyor. Yeniden güçlenir, yeniden açılır ama özür mahiyetinde yazılar yayınlamaları lazım.
Ayrıca oğlu Fatih Erbakan da tecrübesiz genç, o daha yeni yetişiyor. Niye silinsin? Yani zaten iddiası yok ki silinsin. Daha dur bakalım. Belki beş yıl sonra, belki on yıl sonra olgunlaşacak. Partinin başına geçer, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: AK Parti’nin iktidarı zaten Milli Görüş’ün iktidarıdır, Erbakan Hocamız’ın ruhaniyetinin iktidarıdır. AK Parti’deki ana kadro zaten Erbakan Hocamız’ın yetiştirdiği talebeleri değil mi? Kim iktidar olmuş oluyor? Erbakan Hocamız iktidar olmuş oluyor. Milletin ruhundaki o asil mayanın bir tezahürüdür. Hep sağdan gider millet. Adnan Menderes döneminden devam eden o eğilim; değişmemiştir o, bloktur o, hiç değişmez. “Ve hep de böyle olacak” diyor Bediüzzaman, “Hz. Mehdi (a.s.) zamanına kadar da böyle olacak” diyor. Aslında CHP’ye bunu söylemek istemezdim ama söyleyeyim. -Çünkü CHP’lileri de ben çok seviyorum.- “Sürekli sağ iktidar olacak” diyor Bediüzzaman. Dediği olur Bediüzzaman’ın; aksi mümkün değil. Şevkleri kırılmasın diye söylemiyorum. “İmkansız” diyor Bediüzzaman. Uygun bir dille çok net konuşmuş. Bir de gördüğünü söylüyor. “Sürekli iktidar olacak” diyor, “merkez sağ.” İnşaAllah.
BETÜL HANIM: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vakit Gazetesi devletin her kesimi tarafından çok dikkatle takip edilen, kapatılması için çok uğraşılan bir gazetedir. Kaç defa kapatılmaya gayret edildi. Vakit’i taradılar, silah sıktılar, uzun namlulu silahlarla taradılar, bombalamaya kalktılar; Vakit delikanlıca hizmetine devam ediyor. Ve çok mühimdir Vakit’in etkisi. Ama Milli Gazete tabii ki böyle gitmeyecek. Sonunda yine bir toparlanma ve güzelleşme olacaktır, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Yeni Asya gazetesinden Ali Ferşadoğlu Ağabey; “2007’de baş gösteren ekonomik kriz, 11 Eylül olayları, Norveç’teki katliam, Londra’daki ayaklanmalar gibi dünyayı karmaşa içinde bırakan tüm olayların tek bir şeyin habercisi olduğunu, bunun da Üstad Said Nursi’nin dediği gibi, İslam dininin dünyaya hakimiyeti olduğunu belirtmiş. Ancak yazısında açık bir dille Mehdiyet’ten bahsetmemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: “İttihad-ı İslam olacak” dedikten sonra o, “Mehdiyet olacak” demektir zaten. İttihad-ı İslam varsa, Türk-İslam Birliği oluştuysa başında biri olmuş oluyor. Başındaki kişiye “Hz. Mehdi (a.s.)” derler. Onlar biliyorlardır da fakat kitle psikolojisiyle hareket ediyorlar. Genellikle bir kısım Nur talebelerinin içerisinde “şahs-ı manevi” diyenlere çok saygı duyulur. “Hah” derler, “sen hakiki Nur talebesisin.” Ama “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” dersen külahları değişirler. İttihad-ı İslam lafını da pek duymak istemezler. Ama şu an mecburen ağızlarına almaya başladılar. Eskiden hiç söylemiyorlardı, hiç! Birçoğu söylemiyordu. Söyleyenler vardı da birçoğu hiç söylemiyordu. Söyleye söyleye, söyleye söyleye en sonunda İttihad-ı İslam’dan bahsetmeye başladılar. Bakın Yeni Asya’ya, diğer gazetelere de bakın, on yıl öncesine bakın, demiyorlardı; beş yıl öncesine bakın, demiyorlardı. Ne zamanki ben yoğunlaşmaya başladım bu konuya, herkes aynı şeyi söylemeye başladı. Eninde sonunda dediklerimi yapıyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı da yakında söylerler, evelAllah, inşaAllah. Mühim olan İttihad-ı İslam’ı söylüyor olmaları zaten. Hz. Mehdi (a.s.) kolay; İttihad-ı İslam varsa zaten Hz. Mehdi (a.s.) mecburen vardır. Yani, bir insanın kolunu görmüşsün, bacağını, gövdesini görmüşsün, boynunu görmüşsün; “daha başını göremedik” diyorsun. Başsız zaten vücut olmaz, değil mi? Vücut yaşamaz zaten. İlla ki baş olacaktır. Onun için orada bir sorun çıkmaz.
BETÜL HANIM: Tamam Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir ara verelim, sonra yine devam ederiz.
BETÜL HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben yine senden haberleri alayım.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Fatih Koca, Türk müziğindeki bazı meşhur şarkıların beşeri bir aşkı değil; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e duyulan manevi aşkı anlattığını söylemiş. Yaptıkları akademik çalışma ile çeşitli kaynaklardan teyit ettikleri bilgilere göre bu şarkılardan bazıları şunlar Hocam: Yesârî Asım Ersoy’un “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır”, Sadettin Kaynak’ın “Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece”, Hacı Arif Bey’in “Vücut İklimimin Sultanı Sensin”, Semahat Özdenses’in “Dün Gece Mehtaba Dalıp Seni Andım”.
ADNAN OKTAR: O zaman bu şarkıları yarın dinleyelim.
BETÜL HANIM: İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur, inşaAllah. Tamam, inşaAllah. Birçok şarkıyı da o niyetle dinlersek yine aynı olur inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben buraya saz getirteyim, bir de iyi bir sanatçı getirtelim. Yanık sesli böyle Urfa’lı bir sanatçı getirtelim, ona söyletelim inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, seni dinliyorum.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Mısır’daki devrik lider Hüsnü Mübarek’in özel şoförüyle röportaj yapmışlar Hocam. Bu röportajda, Mübarek’in Kuran’ı sadece cenazede dinlediğini, bunun dışında Kuran dinlemeye tahammül edemediğini, sürekli İslam’a küfür ettiğini de söylemiş. İslam’ı tenzih ederim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte Darwinist, materyalist, komünist. Hep bu süfyanın etkisiyle. Hepsi süfyaniler bunlar: Kaddafi, Fas-Tunus-Cezayir’in ekip, Mısır’ın ekip, Filistin’de hep komünistler hakimdiler. Daha yeni yeni gerilemeye başladılar. Yani bölge hep komünistlerin kontrolündeydi. Adı konulmamış komünizm vardı. Dolayısıyla bundan sonra da iyi olacak inşaAllah. Daha güzelleşir, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Hocam, dün gece sahurda, Fox TV’de Ömer Çelakıl’ın ‘Ramazan’ın Şifreleri’ adlı televizyon programında dinozorlara ait bulunan yumurta fosilleriyle ilgili olarak evrim propagandası yapıldı; ‘dinozorların evrimi’, ‘dinozorlar nasıl bir evrim geçirmiş olabilirler?’, ‘dinozorların atası tavuklar’ gibi. Çelakıl ilerleyen dakikalarda, ‘tabii ben Yaratılışı kabul ediyorum’ gibi bir ifade kullandı.” Ne yapsın çocuk? Çocuğa dayatmışlardır, “bunu anlatacaksın” demilerdir. “Ne yapsın?” değil tabii, istese anlatmaz ama o zaman da programdan gönderirler. Orada kalıp yine de faydalı olmayı düşünüyor olabilir. “İslam’a, Kuran’a faydalı oluyorum” diye düşünüyordur. Yani orayı bırakmanın akılcı olmayacağını düşünmüştür. Onu zora sokmak için özellikle yapmış da olabilirler. Bazen öyle “dindarları evrim propagandisti gibi kullanırsak daha Müslümanlar’a Darwinizmi iyi anlatabiliriz, daha iyi propagandasını yaparız” gibi düşünüyor olabilirler. Böyle şeylerde Müslümanlar’ın bu ihtimali de göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Bak, “istemeye istemeye anlattım” diyor burada özetle çocuk. Yani istemeye istemeye anlattığını açıkça göstermiş oluyor. Ve bu Fox TV’ye yakışmamış. Bir insana inanmadığı bir şeyi, kabul etmediği bir şeyi, inanıyormuş gibi anlattırmaya kalkmak yakışık alır bir şey değil; samimiyetsiz bir tavır, çok çirkin bir tavır. Fakat biz bu konuyu tabii daha çok gündemde tutalım. Çok manidardır. Yani böyle dindar bir insana, böyle dürüst bir insana inanmadığı bir şeyi “inanıyormuş gibi anlat” diye dayatmaları hiç yakışık alır bir şey değil. Çünkü Çelakıl’ın yapacağı bir şey değil bu. Darwinizme inanmaz Çelakıl. Kesinlikle biliyor Darwinizmin geçersiz olduğunu; bayağı akıllı bir insan, kültürlü, görgülü bir insan ve dürüst bir insan. Burada yaptıkları çok yakışıksız olmuş, çok ayıp olmuş.
BETÜL HANIM: Yiğit Bulut, içkilerini yudumlayarak Bebek sahillerinde Ortadoğu analizi yapan bazı gazetecileri, Esad, Hizbullah ve İran’ın Türkiye’nin karşısında olduğu ve Türkiye’ye karşı bir blok varmış görünümü vermeye çalıştıklarını söyleyerek, bu oyuna karşı hükümeti dikkatli olmaya davet etmiş. Ayrıca bu insanların iddialarının aksine, Suriye’nin Türkiye’yle birleşmeye hazır olduğunu, bölge ülkelerinin de Osmanlı ruhunun devamı olarak Türkiye’yle birleşeceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm Ortadoğu coğrafyasını da kapsayacağını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak bu çocuk da çok dürüst insan, çok efendi insan, helal olsun. Çok candan ve güzel konuşmuş, halisane konuşmuş. Dedikleri de doğru. Genellikle hep isabetli konuşuyor, çok doğru konuşuyor, çok candan bir insan. Allah samimiyetini arttırsın, hidayetini arttırsın. Allah şerirlerin şerrinden, kötülüklerinden onu korusun. Bayağı güzel bir anlatım yapmış, helal olsun, maşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Nasılsınız? İyisiniz inşaAllah. Her zamanki gibi filinta gibi yakışıklısınız Hocam. Bütün Ehl-i İslam sizinle gurur duyuyor. Hocam karizmatik kişiliğinizle Darwinist ve materyalist çevrelere aslanlar gibi meydan okuyorsunuz, inşaAllah. Gerek yazdığınız birbirinden değerli eserlerinizle çok kısa bir zamanda Müslüman alemi dışında Yahudi ve Hıristiyan kardeşlerimize yol gösterici, aynı zamanda bizzat mütevazılığınızla da önemli fikirlerinizi aktarıyorsunuz. Bunun için Allah razı olsun diyoruz. Aslan Hocam, Cübbeli’yi de inşaAllah yaptığı doğruluk taşımayan konuşmalarda çoğu kez uyarma nezaketi gösterdiniz ve bir nebze olsun kendisini düzeltti inşaAllah. Seyyid Muhammed Hocam, son bir not; burcunuz ne?” Kova burcundanım. 2 Şubat; 2/2. “Burcunuzun özelliklerini taşıyor musunuz? Burçların dinimizde yeri var mıdır? Açıklarsanız çok sevinirim inşaAllah. Hocam ayrıca aslanlar gibi yakışıklısınız. Bunu neye borçlusunuz? Selamun Aleyküm.” Tabii ki Cenab-ı Allah öyle yaratıyor. “Büşra Altun; Tokat, Niksar.” Bütün Tokat’a buradan selam, Niksarlılara selam. Hepsini çok seviyoruz, maşaAllah. Burç, yani ortalı konuşuyorlar, o herkeste olur. Mesela diyorlar ki benim burcumdaki insanlara, “lider ruhlu olurlar” diyorlar. Doğru, lider olan da var ama lider olmayan da var. O belirleyici bir şey değil. Bir kısım burçlar için diyor ki; “biraz cimridirler” diyor. İnsanların çoğunda cimrilik yönü vardır. Mesela “bu insanlar” diyor, “paradan, maldan hoşlanırlar” diyor. İnsanların büyük bölümü hoşlanır. Oradan da bir benzerlik oluşuyor, “tıpa tıp tutturdular” diyorlar. İnanmayın, öyle bir şey yok. Ne boncuk yarılır, nazarı ortadan kaldırır; ne de burçların iddia edildiği gibi öyle insanlara etkisi vardır. Öyle bir konu yok. Ama işte çocuksu bir inançla ona inanıyorlar.
BETÜL HANIM: Bugün Hollanda’nın Breda şehrinde, Yeni Cami çıkışında Selami Doğu ve Murat Öztürk isimli kardeşlerimiz, halka sizin eserlerinizden ücretsiz kitap, DVD, broşür, poster dağıtımı yapmışlar Hocam. Halkın çok büyük bir ilgisi varmış, maşaAllah. Herkes sizi çok seviyor ve kitaplarınızı da okuyormuş. Kardeşlerimiz de size selamlarını iletmişler Hocam ve “dualarınızı bizden esirgemeyin” demişler. Selami ve Murat kardeşlerimiz Hollanda konferanslarını da organize etmişlerdi. Bunun dışında da her türlü faaliyetin içinde oluyorlar ve bize her konuda çok büyük destek oluyorlar, Allah razı olsun. Resimleri de var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam. Evet, maşaAllah. Bunlar can, bunlar güzel insanlar maşaAllah, mübarek insanlar.
Salih Girgin. Salih, boşver, öyle işlerle uğraşma.
“Selamun Aleyküm Hocam. Allah’ın emriyle siz Türk-İslam Birliği’ni çok etkili anlatıyorsunuz. Huzurlu günler çok yakın inşaAllah. Sezgin Aktaş”. İnşaAllah.
Erkan; “Selamun Aleyküm sevgili Hocam. En son ABD Başkanı Barack Obama, Esad’ın görevden çekilmesini istedi. Açıklar mısınız?” Biz onlardan bir ay önce istedik çekilmesini. Ama eninde sonunda gider o da, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, son günlerde tartışma yaratan beş yıldızlı hotellerdeki lüks iftarlar ve bu iftarların da İslam’ın ramazan ruhuna uymadığı, bunun için yapılan tepki iftarları hakkında ne düşündüğünüzü öğrenmek isterim. Darwinist-materyalist kökenli olan bir deccaliyet düzeni olan kapitalizm belasından kurtulmak için neler yapılabilir? Sizin bu konuda herhangi bir yayınınız var mı? Yılmaz Okur”. Ben, vahşi kapitalizmi kitaplarımda çok anlattım. Darwinizm-materyalizmin ortaya çıkardığı bir sistemdir. Çok kapsamlı, hem kitaplarımda hem de internetteki sitelerimde bulabilirsin.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beş yıldızlı otellerde dansöz oynatmak serbest, içkili toplantılar yapmak serbest, alem yapmak serbest; Müslümanlar iftar yaptı mı “olmaz”. Nerede yapacaklar? “Çadırlarda, yerin altında, toprak evlerde.” Yok, beş yıldızlı otellerde yapacağız. Allah diyor; “dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir” diyor. Elbisenin en güzelini biz giyeceğiz, ben giyeceğim, Müslümanlar giyecek. En güzel arabalara Müslümanlar binecekler. İnananlar, en güzel otellerde en güzel yemekleri onlar yiyecekler, en güzel hayatı onlar yaşayacaklar, ahirette de cenneti yaşayacaklar inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Müslümanlar’ın bir hırkası olacak, üstü başı pejmürde olacak, böyle vahşi bakışlı olacak; izbe evlerde, karanlık evlerde tek bir ampul sarkacak, bir lambayla aydınlanacaklar. Ramazan olacak, ağzı leş gibi kokacak.” Ve “çok makbul” diyor, “bu, bayağı. Misk-i amber gibidir o” diyor. Temizlemek, ağzının mis gibi olması zor bir şey mi? Nerede rezil ve pis şey varsa onu Müslümanlar’a layık görüyorlar. Müslümanlar şık ve güzel otellerde, şık ve güzel kıyafetlerle, şık ve güzel yiyeceklerle iftarlarını yapacaklar.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam’dır Müslüman aleminin kurtuluşu. Biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, Türk-İslam Birliği’ni. O zaman bütün bela, fitne ortadan kalkar. Ne açlık kalır, ne anarşi kalır, ne PKK kalır, ne terörist kalır, ne it kopuk kalır, ne iddia edilen Ergenekon terör örgütü kalır; hiçbir şey kalmaz. Fitne kökünden hallolur. Herkes biliyor biteceğini. Net kesin çözümdür. Bıçak gibi keser atar ve arkasından da bir daha fitne ne yeryüzüne gelir, ne dünyada insanlar bu fitneyi yaşarlar. Konu biter. Hz. İsa (a.s.)’dan sonra tabii bozulma var.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar sakın böyle şeylere yaklaşmasınlar. İkna da olmasınlar bu tip şeylerde. En berbat kıyafetleri giymek, en berbat şekilde... Böyle bir konu yok. En kültürlü, en kaliteli, en şık, en nezih, en nezaketli, en sevgi dolu, en güzel düşünen, en yardımsever, en güzel huylu olacaklar. Her şeyin en güzelini almaya onlar layıktır, güzel insanlar layıktır, iyi insanlar layıktır. Darwinistler, materyalistler; “bize kalsın” diyorlar. Yok, biz de; “Müslümanlar’a kalsın” diyoruz. “Darwinist, materyalist zengin olmasın” demiyorum ben. Onlar da olsun. Ama Müslüman’ın zengin olmasından niye rahatsız oluyorsunuz? Güzel yaşamasından niye rahatsız oluyorsunuz?
“Son zamanlarda sık sık dil getirilen ‘Kürtler ayrılmak istiyor, ayrı devlet istiyorlar” söylemlerini ben bir Kürt olarak kabul etmiyorum. Bu düşünceler Müslüman Kürtlere ait değildir. Bu ayrılma meselesi ateist-komünist çevrelerce toplumun bilinçaltına empoze edilmeye çalışılıyor. Bir Kürt olarak, ayrılmayı değil; tam aksine beni, ailemi ve soydaşlarımı mutlu eden İttihad-ı İslam’dır. Biz İttihad-ı İslam istiyoruz. Muammer”. Helal olsun, helal olsun! Güneydoğu’daki bütün canlarım, koç yiğitlerim zaten bunu isterler. Selahaddin Eyyubi’nin evlatları bunu ister, Bediüzzaman evlatları bunu ister. Tabii ki bunu istiyorlar. Hiçbir aklı başında Kürt, komünizmi istemez. Zorla, silahla, dayatmayla, tehditle orada fitne çıkarıyorlar. Olay bu, başka bir şey yok.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ömer Çelakıl’ın programında, Fox TV’de hazırladığı videoyu göstermiştim. Bu açıklama videoda geçiyordu. Videodan sonra Ömer Çelakıl bu tarz evrimle ilgili açıklamalar bakımından alınıyor. ‘Tabii ben evrime inanmıyorum ve izlememiştim. Evrim bilimsel değil bence’ diye açıklama yaptı. Daha çocuk ne desin? Çok ayıp onun programında o çocuğa böyle bir şey dayatması Fox TV’nin. Herkes ayıplasın. Çok çirkin bir tavır olmuş. Herkes mail göndersin, yazı göndersin Fox TV’yi ayıplasınlar. Ömer Çelakıl, helal olsun çocuğa, maşaAllah. O çok dürüst, efendi bir insandır.
Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmedi” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde belki de beni kesecek Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. Yani; “o kadar ben Mehdiyet’ten uzağım” diyor “ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı o kadar anlayamayacak konumdayım” diyor. Onun videosunu yayınlasana sen.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, İslam’ı kabul etmeyen herkesi geberteceğini iddia ediyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, kendisini de kesip doğrayabileceğini iddia ediyor.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bütün dünyayı kırıp geçireceğini iddia ediyor.
ADNAN OKTAR: Bir kere Hz. Mehdi (a.s.)’ı yanlış anlamışsın sen. Şefkat insanı, sevgi insanı, barış insanı, merhamet insanını adam doğrayan kasap gibi görüyorsun sen. Bir kere bu kafayla senin zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıman mümkün değil. Sen bunu zaten fiilen görmüş oluyorsun, Allah da göstermiş oluyor, kendin de bunu ikrar etmiş oluyorsun. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğinde Cübbeli’den nefret edeceğini söylüyor. “Öyle şiddetli nefret eder ki” diyor, “beni öldürmeye kalkar” diyor, “o kadar nefret eder” diyor ve o kadar bozuk olduğunu söylüyor. Bu vaziyette sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl tanıyacaksın? Hz. Mehdi (a.s.) gibi şefkat insanını kasap gibi göstermeye kalkıyorsun haşa, kan dökücü göstermeye kalkıyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “kan akıtmaz, damla kan akıtmaz. Burunları dahi kanamaz insanların” diyor. Sen doğramaktan bahsediyorsun. Demek ki sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyamayacaksın. “Ben görsem de Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyamam” diyorsun. O zaman “bilmem kaç yıl geldi, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı göremedim. O zaman Hz. Mehdi (a.s.) gelmemiştir” diyemezsin sen. Bediüzzaman ne diyor? “İmanın nuruyla tanınır” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Göreceği vakit de gelecek inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Müslümanlar’la gayri Müslimler birlikte yaşayamaz” yahut “İslam’ı yaşamayanlar birlikte yaşayamaz”. Bu nerede görülmüş? Mekke müşriklerinin içinde yaşamıyor muydu Resulullah (s.a.v.)? Sahabeler Museviler’le, Hıristiyanlar’la iç içe yaşamıyorlar mıydı? Hıristiyanlar geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp altlarına sermiyor muydu? Niçin beraber yaşanmasın? Hayrettin Karaman müceddid, müçtehid ayarında bir insan. O söyledi mi itibar ederler ve o zaman biz İslam’ı anlatırken müşkül durumda kalıyoruz. Dolayısıyla Hocamız’ın o sözünü ivedilikle düzeltmesi lazım. Aksi fitne oluyor bakın, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hz. Mehdi (a.s.), Allah’ın ilhamıyla insanları çok iyi tanıyacaktır. Aldığı kararlarda şahit getirmeyecektir. “İmam Mehdi (a.s.), İlahi bilgiye uygun olarak hükmedecektir. İnsanları kendi gerçekleriyle ve kendi iç halleriyle tanıyacaktır. Hz. Davud Peygamber (a.s.) ve Hz. Süleyman Peygamber (a.s.)’ın kararları gibi, onun hükümlerine de şahit gerekmeyecektir.” Bihar-ül Envar, Cilt 18’de.
ADNAN OKTAR: Bihar-ül Envar. Peygamberimiz (s.a.v.)’den südur eden hadisler, hepsi doğru. Tahakkuk ettiğinde tam doğru olduğunu insanlar anlamış olacaklar, inşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin bu meyanda yine sözleri vardı. Onun için Cübbeli’yi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımada bir uzman gibi görmesinler, bilirkişi gibi görmesinler. Kendisinin bu konuda yetersiz olduğunu söylüyor, kendisi söylüyor. Buyrun, dinleyelim.
VTR: Cübbeli, zorluklara karşı dayanıksız olduğunu anlatıyor.
VTR: Cübbeli, cemaatine; “en bozuğunuz benim” diyor.
ADNAN OKTAR: Kendini biliyor o, hayatını da biliyor, inanç yapısını da biliyor. Öyle laf olsun diye söylediği bir söz değil. Doğru söylüyor yani. Onun için, hakikaten ne Mehdiyet’i anlayacak kafada, ne Hz. Mehdi (a.s.)’ı kavrayacak durumda, ne de görse tanıyacak durumda. Onun için, peşinden gidenler olaya daha akılcı baksınlar, Kuran’ın gözüyle, hadisin gözüyle, imanın nuruyla baksınlar. Yoksa Allah esirgesin, manen çok büyük bir zararın içine girerler. Küçük de olsa bir çevre bunu takip ediyor. Ben doğrusunu söylüyorum. Akılcı baksınlar. Vicdanlarıyla baksınlar. Cübbeli dedi diye, Allah’ın hükmü gibi görmesinler onu.
BETÜL HANIM: Hz. Mehdi (a.s.) delalet ve sapkınlık kalelerini yıkacak, insanların tek Allah’a iman etmelerine vesile olacaktır. “Dünyayı fitne ve düşmanlık sardığında, her yer zulüm, fesat ve yağmayla dolduğunda, delalet ve inhiraf (doğru yoldan saptıran) kalelerini yıkmak, karanlık ve taş kalpleri tevhid (Allah’ın birliği, tekliği), insaniyet ve adalet nuruyla aydınlatmak için Allah büyük ıslahatçısını gönderecektir.” El-Mehdiyy-il Mev'ud.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah, inşaAllah. MaşaAllah.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adnan ağabeyim, men sene çok severem ve her zaman seni izlerem. Sizi zevkle düşünerim. Kuran okuduğum zaman men manalar aşikar ediyorum. Sizi bütün Azerbaycan seviyor. Men buna şahidim. Yanınızdaki iki bayrak meni çok sevindirir. İnanın ki men sizi tanimiyirdim. Kendi bayrağımızı orada gördüğüm zaman meni çokça celbetti ve herkese tovsiye edirem. A9 kanalına basmaga men isterem. Siz bütün Müslüman ülkelerin bayraklarını asasınız.” Sığar mı? Sığmaz herhalde. Görünmez, çok zor olur. Çünkü şimdi Türk devletlerinin, İslam aleminin bütün hepsinin bayrağını asarsak bütün odayı doldursak yine sığmaz, Allahualem.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, uzun güzel bir yazı yazmış kardeşimiz.
BETÜL HANIM: Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda ilim sahibi bazı kişilerin toplumda zalimliğiyle bilinen insanlarla samimi dostluklar kuracaklarını bildirmiş. “İşte o anda, emri bil maruf nehyi anil münker (iyiliği emredip, kötülükten men etme) terk edilecek, zina çoğalacak, çok kan dökülecek, alimler zalim kimselerle samimi olacaklar, devlet idarecilerinin kapılarına çok gelip gidecekler.”
ADNAN OKTAR: “Alimler, zalim kimselerle ahbap olacaklar.” Evet, bak biz bunları işte görüyoruz şu an. “Devlet kapılarına çok gidip gelecekler” diyor, maşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitirelim.
BETÜL HANIM: Nasıl uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, haydi bakalım, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...