BETÜL HANIM: İyi geceler Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. A9 TV, Pop Radyo Ankara ve Harun Yahya TV sitemizden yayınlanmakta olan, Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hocam buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle. Bugün birçok gazetede Kaddafi’nin 42 yıllık diktatörlüğünün, sona erdiğine dair haberler yer alıyordu. El Cezire; “Kaddafi’nin karargahının düştüğünü” duyurdu. NATO askeri sözcüsü de; “Kaddafi’nin nerede olduğunu bilmediklerini ve kendisini hedef olarak görmediklerini, ülkeyi terk etmesinin sorun olmayacağını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mahallenin delisi gibi bir şey. Gariban, ne yapıyorsa yapsın, bıraksınlar gitsin. Oturup onu korkutmaları falan gereksiz, ne yapıyorsa yapsın. Yani oturup çocuklarına falan zulmetmeyin, yani doğru olmaz. Olmuş bir kere artık, yani oturup onu irdelemek biraz, gereksiz gibi. Deli yani, dengesiz. Şimdi oturup onu cezalandırmaya kalkmak, boş versinler, iyi yapıyorlar işte, bıraksınlar ne yapıyorsa yapsın. Bir zarar gelmez ondan artık yani bir şey olmaz.
Evet, başka ne var?
BETÜL HANIM: Hocam bugün birçok gazetede, Dışişleri Bakanımız, Libya ziyaretiyle ilgili, haberler de yer alıyordu. Sayın Davutoğlu; “Libya’ya bundan sonra aylık ziyaretlerde bulunacağını” ifade ederek, “Türk halkının Libyalı kardeşlerimizle beraber olduğunu” vurgulamış ve “inşaAllah önümüzdeki Ramazan Bayramı, en güzel Ramazan Bayramı olarak birlik ve beraberlik içinde kutlanır” şeklinde konuşmuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu, Libya artık, Türk İslam Birliği’nin bir parçası oldu. Benim ne demek istediğimi ileriki günlerde anlayacaksınız. Suriye’de aynı şekilde olacak, inşaAllah Mısır’da. Bu olayların böyle gelişeceğini Bediüzzaman önceden bildiriyor. Bakın, diyor ki: “İstikbal, yalnız ve yalnız İslamiyet’in olacak.” Yani ne komünizmin ne faşizmin ne şunun ne bunun. “Hakim, Kuran-ı Kerim’e uygun olan imani gerçekler olacak.” Yani Kuran-ı Kerim’e uygun olan gerçekler dünyaya hakim olacak diyor. “Ey bu Emevi Camisi’ndeki kardeşlerim gibi İslam aleminin bu büyük camisinde olan kardeşlerim” yani bütün dünya Müslümanlarına sesleniyor, “siz de ibret alın. Bu kırk beş senedeki bu dehşetli olaylardan ibret alın. Tam aklınızı başınıza alın. Ey düşünen ve akıl sahibi ve kendini bilgili telakki edenler.” Bakın yani, asıl akil olanlar, yönetici konumunda olanlar, bayağı dava adamı, devlet adamı olanlar, “sözün kısası, biz Kuran talebesi olan Müslümanlar”, bakın, dikkat edin “Kuran talebesi” diyor. Bu özel bir izah. “Kuran talebesi.” Şuyuz, buyuz demiyor, “biz Kuran talebesiyiz” diyor. Kuran’ın yeterliliğini vurguluyor. Çok hayati bir üsluptur bu “Kuran talebesi” denmesi. Bakın Kuran’ın yeterliliğini söylüyor. Çünkü müşrikler, Kuran’ın yeterli olduğunu kabul etmezler. Münafıklar kabul etmezler. Münafıklar oradan harekete geçerler, yani Kuran’ın yetersizliğini iddia ederek Müslümanlara alçakça ve kahpece saldırırlar. “Doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayıran delile uyuyoruz”; bakın “doğruyu yanlıştan.” Doğruyu yanlışı, hakkı batılı, biz nereden anlıyoruz? Kuran’dan anlıyoruz. “Akıl ve fikir kalbimizle imani gerçeklere inanıyoruz” Bakın “akıl, fikir ve kalbimizle.” Bir kere aklımızı kullanıyoruz diyor. “Fikir sahibiyiz ve vicdani kanaatimizle kalbimizle imani gerçeklere inanıyoruz.” Kuran’ın hakikatlerine, imani olan her türlü delile inanıyoruz. Başka dinlerin bazı insanları gibi, rahipleri taklit için, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayıran delilleri bir kenara bırakmıyoruz.” Yani “net delile uyuyoruz, şirk tavrı göstermiyoruz diyor. “Onun için akıl”, bakın “akıl ve İlim” bütün bilim dalları, yani biyoloji, felsefenin dalları da bunun içine dahil ama özellikle fizik, kimya, antropoloji, astronomi hepsi, “ilim ve fennin”, ilim ve fen, işte benim saydıklarım, “hükmedeceği gelecekte” işte o devirdeyiz. Şu an bilim hükmediyor dünyaya. Yani akıl, ilim ve fen hakim. Biz tebliğde neyi kullanıyoruz? Akıl, ilim ve fen. Kitaplarımızda hep bilimsel deliller kullanıyoruz. Ne diyor Bediüzzaman? “Onun için akıl, ilim ve fennin hükmedeceği gelecekte”, kendisinden sonraki zamanı söylüyor, “gelecekte, elbette akla uygun delillere dayanan” biz ne yapıyoruz, akla uygun delil veriyor muyuz, vermiyor muyuz? Cüppeli gibi hurafe mi anlatıyoruz, akla uygun delil mi veriyoruz? Akla uygun delil veriyoruz. “Ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kuran hükmedecek.” Bütün Kuran’ın delillerini; akılla, insanlara, inandırıp kanaat getirttiriyoruz ve ispat ediyoruz, inşaAllah. “Hem de İslamiyet güneşinin görülmesine, (ortaya çıkmasına)” yani İttihad-ı İslam’ın olmasına, Türk İslam Birliği’nin olmasına “ve insanlığı aydınlatmasına engel olan perdeler” işte, Libya’da Kaddafi, Mısır’da Firavun, Suriye’de sırık, çeşit çeşit adamlar. Bakın, “insanlığı aydınlatmasına engel olan perdeler, açılmaya başlamışlar.” Mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Çünkü halkı hiç yerine koyuyor, insanlığı hiç yerine koyuyor, milletimizi. Ahmak kafalarıyla milleti aşağılamaya kalkıyorlar, adam yerine koymuyorlar, bir avuç bunak, kendini dünyanın en akıllısı zannediyor. Ahmak, tarif de edemiyorsun ahmaklığını. Yolda yürümekten aciz avanaklar, iki lafı bir araya getiremiyorlar, sürekli başlarını belaya sokan avanaklar kendilerini dünyanın en akıllısı zannedip, bir araya gelip, toplanıp geğirerek yemek yiyorlar, hem de Türkiye’yi nasıl idare edeceklerini, nasıl ezeceklerini, üç milyon kişiyi nasıl katledeceklerini haşa, nasıl şehit edeceklerini, böyle pislik düşünüyorlar, bir de milletin parasıyla, milletin verdiği parayla, milleti adam yerine koymuyorlar. “İşte bu ahmakların, bu avanakların, perdeleri açılmaya başlamışlar” diyor. “Artık çekiliyorlar” diyor, önümüzden çekiliyorlar. “ Ve o, engel olanlar, çekilmeye başlıyorlar.” Ne zaman? Ahir zamanda. Gördüğünü söylüyor. Kaddafi gidiyor, Firavun gidiyor, sırık gidiyor, hepsi gidiyor. Bakın “ve engel olanlar, çekilmeye başlıyor.” Mesela süfyaniyet gidiyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütü gidiyor, “çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel, o tan vaktinin işaretleri görüldü.” Yani Mehdiyet’in alametleri, o güneşin çıkışının alametleri görüldü. “71’de gerçek aydınlanma başladı veya başlayacak. Eğer bu yalancı fecrde olsa, otuz, kırk sene sonra gerçek aydınlık çıkacak.” 71’e 30 ekle, ne yapar? 1371. 1401, değil mi? Evet. “1401’de Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor, hicri 1400, 1980’de. 80, 90 arası faaliyete başlayacak diyor. 30, 40 sene sonra. “Gerçek aydınlık çıkacak. Evet, İslamiyet gerçeklerinin geçmişteki memleketlerin tamamen istilası” bakın, “evet İslamiyet’in gerçeklerinin, hakikatlerinin, geçmişteki memleketlerinin tamamen istilasına sekiz dehşetli mani engel oldu. Birinci, ikinci, üçüncü maniler ecnebilerin” yani yabancıların cahilliği, bir kısmının “ ve o zamanda vahşetleri.” İşte İtalyanların Trablusgarp’ta, orada burada yaptığı vahşetler, Mısır’da İngilizlerin yaptığı vahşetler, Almanların yaptığı vahşetler, yani o bölgede. “O zamanda vahşetleri ve dinlerini taassuplarıdır.” Yani çok koyulardı. Mesela bir şefkat gözüyle bakmıyorlardı o zaman gayri Müslimler, çok katıydılar. “Bu üç mani, bilim ve medeniyetin, ahlaki güzellikleriyle kırıldı, dağılmaya başlıyor.” Internet çıktı, medeniyet gelişti, demokrasi gelişti, “medeniyetin ahlaki güzellikleriyle”, mesela insanlar artık zulme karşı, adaletsizliğe karşı, dengesiz tavırlara karşı artık değiştiler “kırıldı” diyor. Çünkü basın üstüne gidiyor, sivil toplum örgütleri üstüne gidiyor, artık kırıldı, “ve dağılmaya başlıyor. Şu anda da dağılmaya başladı biliyorsunuz. Hiçbir haksızlığa insanlar tahammül etmiyor. Ama bunu kaç sene öncesinden söylüyor Bediüzzaman? Elli sene, altmış sene, yetmiş sene öncesinden bildiriyor, inşaAllah. “Dördüncü, beşinci maniler, papazların, ruhani reislerin başkanları ve zorbalıkları ve ecnebilerin körü körüne onları taklit etmeleridir.” Eskiden çok koyu taassup vardı diyor. “Rahipler bir şey dediğinde körü körüne onu yaparlardı” diyor. “Bu ikinci mani dahi, hürriyet fikri ve gerçekleri araştırma eğiliminin insanoğlunda başlamasıyla sona ermeye başlıyor.” Artık internet olduğu için, televizyonlar olduğu için, insanlar gerçekleri sürekli araştırdığı için, artık taassup da yapamıyorlar, yani hurafe de ortaya koyamıyorlar. “Altıncı, yedinci mâniler: Bizdeki istibdad (baskı) ve şeriatın muhalefetinden gelen sû-i (kötü) ahlâkımız mümânaat (engel) ediyordular.” Yani İslam’a karşı olmalarından ve istibdaddan dolayı, baskı rejiminden dolayı. O zaman Abdülhamit döneminden sonra baskı rejimleri vardı. Abdülhamit döneminde de vardı baskı rejimi. Çünkü Bediüzzaman’ı aldı, tımarhaneye koydu. Anormal bir hareket. Severim ama anormal bir hareket yaptı, inşaAllah. Abdülhamit’i insan olarak severim ama koyu istibdad uyguladı. Halbuki demokrasiyi savunması gerekiyordu, bir de Bediüzzaman gibi kıymetli bir alimin değerini bilmesi gerekiyordu. “Kötü ahlakımız engel oluyordu” diyor, fakat bunun değişeceğini söylüyor bu zamanlarda. “Bir şahıstaki münferid istibdat (ferdi baskı) kuvveti şimdi zevâl bulması (sona ermesi)”, yani o zamanki istibdad rejiminin bitmesi “cemaat ve komitenin dehşetli istibdatlarının (baskılarının) otuz-kırk sene sonra zevâl bulmasına (sona ermesine) işaret etmekle” yani ‘artık otuz-kırk sene sonra hürriyet yayılmaya başlayacak, demokrasi yayılmaya başlayacak’ diyor. Dediği gibi aynısıyla oldu. Bediüzzaman’ın bir kerametidir bu. “Ve hamiyet-i İslâmiyenin şiddetli feveraniyle (coşmasıyla) ve sû-i (kötü) ahlâkın çirkin neticeleri görülmesiyle...” İşte PKK’nın yaptıkları, uyuşturucudan insanlar ölüyor, Afganistan’da insanları şehit ediyorlar, Irak’ta zulüm görüyorlar, Libya’da Kaddafi psikopatlık yaptı, Suriye’de o sırık millete müthiş azap çektiriyor, “kötü ahlakın çirkin neticelerinin görülmesiyle bu iki mâni de sona eriyor.” Yani ‘İnsanlar artık İslam’ın gerekliliğine tam kanaatleri geliyor’ diyor. “Zevâl buluyor (sona ermeye başlamış) ve bulmaya başlamış. İnşâAllah tam zevâl bulacak (sona erecek).” Ne zamana vakit veriyor? Tam, Hz. Mehdi (a.s)’ın devrini söylüyor. Bakın “71’den 30-40 sene sonra” diyor. Bunu Abdülhamit döneminde söylüyor. 71’den sonraki hayata bakıyorum diyor. Önce gidiyor 71’e, tayyi mekan tayyi zaman. Önce o vakte gidiyor, 71’e. 1371’e gidiyor. 1371’den sonraki hayata bakıyor. “30-40 sene sonrası” diyor. Abdülhamit döneminden çıkmış zaten. Abdülhamit dönemindeyken, direkt 1371’leri yaşıyor, “o dönemki hayattan ileriki hayatı anlatmaya başladı” diyor. Hz. Hızır (a.s) özellikleri. Yani zamanın içinde durmuyor. Bir o zamanda bir o zamanda bir o zamanda. ‘Görmediğimi yazmadım’ demiş Bediüzzaman, yeminle söylüyor; ‘Görmediğim bir şeyi yazmadım’ diyor.
“Sekizinci mani: Yeni ilimlerin bazı sağlam meselelerinin, İslâmiyetin gerçeklerinin görünen anlamlarına karşıt ve mualif zannedilerek, geçmiş zamandaki istilasına bir derece sed çekmiş.” Mesela Cenab-ı Allah ayette diyor ki; “Ben, maddeyi, kainatı boşluktan yarattım” yani “hiçlikten yarattım.” Adamlar, “öyle olur mu?” haşa “hurafe, yoktan var olur mu?” diyorlardı. Baktılar Big Bang Teorisi’ne, “bütün kainat sıfır hacimdeki bir şeyden oldu” diyorlar. “Muhterem, nedir bu sıfır hacim?” diyoruz. Sıfır hacim nedir biliyor musun? Buna (boşluğa) derler sıfır hacim. Hiçbir şey yok demektir yani. Sıfır hacmin anlamı budur. Sıfır hacimdeki bir şeyden oldu. Kuran’ın dediği doğru muymuş? Doğruymuş. Hani hurafeydi? “Evet, hakikati araştıran bazı Müslümanların bu yolda telifleri var.” Mesela bizler, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak, araştırmalar yapıyoruz. Bakın, diyor ki; “Hakikati araştıran bazı Müslümanların bu yolda telifleri var.” Bu zamanı söylüyor. “Bu sekizinci dehşetli engelin altüst olacağına dair alametler görünüyor.” Yani ‘Darwinizmin, materyalizmin yıkılacağı, Kuran hakikatlerinin ispat edileceğine dair alametler görünüyor’ diyor. “Evet, şimdi olmasa da” ‘benim zamanımda olmayacak’ diyor Bediüzzaman. “otuz-kırk sene sonra” 71’de, “fen ve gerçek bilim” yani biyoloji, paleontoloji, arkeoloji, hepsi, “gerçek bilim ve medeniyetin güzellikleri”, modernlikleri, her türlü teknik imkan; internet, aklınıza gelen her şey, süsleme sanatları, “medeniyetin güzellikleri, bu üç kuvveti tam hazırlayıp” yeni fennin gerçekleri, bilimin gerçekleri, Kuran’ın gerçekleri, bunu da sanatla, güzellikle birleştirerek, “bu üç kuvveti tam hazırlayıp, ihtiyaç duyulan maddî manevî tüm ihtiyaçlarını verip, o sekiz manileri mağlûp edip dağıtmak için”, işte Darwinizm, materyalizm, ateizm hepsi, “dağıtmak için doğruyu arama eğilimini ve insafı ve insan sevgisini, o sekiz düşman taifesinin sekiz cephesine göndermiş.” Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. Mehdi (a.s)’ın özellikleri ne? Doğruyu arama eğiliminde, insaflı ve insan sevgisiyle dolu. Müthiş bir insan sevgisiyle dolu, “o sekiz düşman taifesinin sekiz cephesine göndermiş. Şimdi onları kaçırmaya başlamış. İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Yarım asır ne demek? 2000’ler, 2000’lerde darmadağın olacak’ diyor. Yani ‘Hz. Mehdi (a.s), 2000’lerde onların tozunu dumanına katacak’ diyor Bediüzzaman. Ne zamandan bunu bildiriyor? Abdülhamit devrinden bildiriyor. Bütün dedikleri oluyor muymuş? Bakın, bütün dünyada istibdad kalkıyor, bütün İslam ülkeleri. Hızır (a.s) ayağını bir yere vurdu, Libya’daki istibdad gitti. Mısır’a gitti ayağını bir vurdu, Mısır’daki Firavun’un sistemi gitti. Atıyla şöyle bir gezinmesi yetiyor mübareğin, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir özelliği olarak Bediüzzaman; “Evet, meşhurdur ki, ‘En kesin fazîlet odur ki, düşmanları dahi o fazîletin tasdikine tanıklık etsin.’” Hz. Mehdi (a.s)a mecbur olacaklar, “hakikaten üstünmüş maşaAllah” diyecekler. Bakın “düşmanlarına dedirttirecek Allah, düşmanları tasdik edecekler faziletini” diyor. “En meşhurdur ki, en kesin fazilet odur ki” diyor, “en yüksek fazilet budur” diyor. En sükseli, en güzel fazilet odur ki “düşmanları dahi o faziletin tasdikine tanıklık etsin.” “Helal olsun”, “bu kadar”, “maşaAllah” diyecekler. Üstad bu sözünü (1327) 1911 yılında, Şam’da Emevi Cami’nde verdiği hutbesinde söylemiş. Burada Üstad İslam aleminin hicri 1371’den yani miladi, 1951’den sonra geleceğine yönelik izahlar yapmıştır. Üstad’ın Hutbe-i Şami’de verdiği tarihlerin hepsi Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur zamanı olan hicri 1400 içindedir. Yarım asır sonra dediği de; 1371’e 50 eklersen, 2001 yılı yapıyor. ‘2001 yılından sonra tozlarını dumanlarına katacak’ diyor Bediüzzaman. Dedikleri doğru muymuş? Evet.
Ahmet kardeşimiz, Sinop’tan: “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Seyyid Muhammed tamam ama o ilaveyi kaldıracaksın, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam, siz 2 Mart’ta şöyle demiştiniz: “Türkiye’nin kontrolü olmadığı için Arap ülkeleri birbirine girdi, her yer birbirine girdi. Türkiye’nin ağabeyliği için dünya yalvarıyor adeta. NATO’nun ne işi var Libya’da? Müslüman ülke Türkiye’nin gitmesi gerekiyor. Bütün mesele Türkiye’nin bunu kabul etmesinde, inşaAllah.” İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ve Başbakanımız bir telefon görüşmesi yapmışlar. Ahmedinejad’da bu sefer Suriye için tam sizin söylediğiniz yönde konuşmuş. “ABD, İngiltere ve Batılı ülkeler bu işe karışmasın. Bu bizim sorunumuz. Bu işi biz birlikte yapalım. Doğru yolu Esad’a biz gösterelim. Ülkelerimizin katılımıyla ortak bir arabulucu grubu kuralım ve Suriye sorununu ABD’siz çözelim” şeklinde konuşmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sırık üst perdeden gidiyor, artistlik yapıyor. Diyor ki: “Türkiye bize akıl verebilir, görüşülebilir ama fazla da konuşmasına gerek yok” gibi bir üslup kullanıyor. Üst perdeden ve artistik bir havası var. Dostane sıcak bir üslubu yok. “Türkiye tabiî ki bizim ağabeyimizdir, İran bizim kardeşimizdir toplanalım, beraber karar verelim” demiyor. “Bizim kimsenin aklına ihtiyacımız yok, siz söyleyin ama sizin söylediğiniz ayrı konu, anlatırsınız iyi olur, değişiklik olur, konuşmuş olursunuz. Ama kararı ben veririm” diyor sırık. Karar veriyorsun ama mahvediyorsun Müslümanları. Zorla “Esat” haşa “Allah’tır” dedirttiriyorsun. Bir kere orduya gücün yetmiyor, orduya derin devlet hakim. Sen orada zürafa yavrusu gibi geziyorsun. Boş boş ortalarda kuş gibi bakınarak geziniyorsun. Mahvediyorlar orada Müslümanları. Genç kızların, kadınların ırzına geçiliyor. Dinsiz imansız Suriye ordusu. Büyük bölümü Allahsız, Kitapsız, hepsini Marksist, Leninist, komünist yetiştirmişler. Darwinizm beyinlerini pişirmiş. Müslümanlığa karşı müthiş bir nefret var içlerinde adamların, kindarlar. Milletin parasıyla besleniyorlar. Maaş alıyorlar, bayağı da yüksek maaş alıyorlar, her türlü imkânları var, ordu evleri var, yiyip içiyorlar, milletin dinine imanına mukaddesatına köpek gibi saldırıyorlar eşek herifler. Filmleri var onların, gösterin. Zorla, Esat’a haşa Allah dedirttiriyorlar Müslümanlara, döverek. Bunun bundan haberi yok değil ki, o orada oturmuş, gayet sakin. Adamın kafasına kan da gitmiyor, tansiyonu kaça düştü bilemiyorum da, ya kafasına şeker gitmiyor, anlamıyorum. Bütün Suriye perişan vaziyette, Müslümanları havadan, karadan denizden her yerden bombalıyorlar. Suriye ordusu eğer kabadayılık yapacaksan git, İsrail’e yap bakalım göreyim kabadayılığını. Bunların kabadayılığı Müslümanlara, artistlikleri Müslümanlara. Müslüman hanımlara, genç kızlara, delikanlılara kabadayılık yapma dediğinde, her türlü adiliği yapıyorlar, her türlü çakallığı yapıyorlar. Bunların kendi milletine kabadayılığı. Ordunun özelliği nedir? Dış güce, dışarıya karşıdır değil mi? Ben zaten İsrail’e saldırsınlar demiyorum, tabii ki kardeş olacaklar, tabii ki dostluk içinde yaşayacaklar. Ama tırsak, korkaklar ve zafiyet içinde güçsüz adamlar. Fakat Müslümanlar dilsiz tabii, vurana dilsiz, sövene dilsiz. Sakinler, mazlumlar bir şey dedikleri yok. Sürekli postallarla çiğniyorlar, sokaklarda arabalarda orada burada sille tokat dövmeler, işkenceler, delik deşik etmeler. İsrail ordusunu gördüklerinde, bacakları ayrılıp yere düşüyorlar. Eğer delikanlıysan git, Amerika’ya kafa tut bakalım, git İsrail’e kafa tut. İt gibi tir tir titriyorsun korkudan. Müslüman olduğunda, dayılanıyorsun. Müslümanların parasıyla besleniyorsunuz siz. Müslümanlar size vergi veriyor, siz onunla palazlanıyorsunuz. Sığır gibi olmuşlar, domuz gibi şişmişler. Sürekli Müslümanların dinlerine, imanlarına, mukaddesatlarına hakaret ediyorlar. İran’la Türkiye tamam birleşsin ama şimdi Esat’ın konuşacak durumu da yok. Derin devlet hakim olmuş Suriye’ye, çakallar hakim olmuş. Bu dese ki; “durdurun bu savaşı” dese, onun boynunu koparırlar, anında. Öyle olacak gibi değil. İran’la Türkiye, askeri bir güç oluşturup, birlikte Suriye’ye girmeleri lazım, Suriye’nin kabulü dâhilinde. Ortak bir askeri güç oluşturup girmeleri lazım. Başka türlü olacak gibi değil. Bu çete çakallarla başka türlü baş edilmez. Suriye derin devleti, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir kolu. Aynı kafada, aynı şeyler. Yedi başlı canavarın, bir kafası orada işte.
Kaddafi de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün beslemesidir. Onlar yetiştirdiler o çakalı. Libya’da gidip onu yetiştirdiler. Bu çakallığı, zulmü onlardan öğrendi. Ama bakın Allah tepesine geçirdi sistemini. Onun için burada yapılacak şey; Türk ordusu delikanlıdır, dindar, yiğit bir ordudur. Yani materyalizme, Darwinizme karşıdır. Hepsi dindardır. Bakın şehit cenazelerinde, hepsi sünnete uygun cenaze namazlarını kılarlar. Genel Kurmay başkanlarından tut, bütün kuvvet komutanları, albaylar, yarbaylar tamamı cenaze namazlarını sünnete uygun kılarlar. Bu Allah’a olan derin imanlarındandır, derin sevgilerindendir. Mehmetçiğin tamamı dindardır. Ve mütevazidir bizim ordumuz, mazlumdur. Bırakın, girsinler oraya, temizlesinler. Kan dökmez bizim ordumuz. Sesi sedası yeter, yeri göğü, Şam caddelerini bir inletsinler; “her şey vatan için” diye, konu biter. Bir tümen göndereceksin, konu biter. İnim inim inletirler, herkes hizaya girer. İşin doğrusu İran ordusuna bile gerek yok ama illa şey yapıyorlarsa, sembolik anlamda göndersinler onlar da. Türkiye onun hakkını verir, öyle bir konu olmaz. Oraları bir hizaya şekle sokup, Suriye ile Türkiye’yi birleştirmek lazım. Yöneticilerin hemen değişmesi için, demokratik bir seçim, bütün partiler girsin Suriye’de, iktidara gelsin hangi parti ise halkın istediği parti, Türkiye ile ittifak, pasaportları vizeleri kaldırıyorsun, sınır kapısını açacaksın, Şam’da akşam Şam tatlısı yemeğe gideriz o zaman. Bu kadar kolay, inşaAllah. Öbür türlü on binlerce şehide mal olur. Suriye’de o sırığın takımı gidecek. Onun kurtuluşu yok, söyleyeyim. Bir bildiğim var ki, söylüyorum. Onun için, nezaketiyle aklı başına alsın, zürafa yavrusu gibi debelenmesine gerek yok. Korkuyorsa, Türkiye’den bir heyet çağırsın, mesela onlara gizlice söylesin, “bu adamlar çakal, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle işbirliği halindeler, derin devlet de etrafı sarmış vaziyette, ben bunlardan çekiniyorum” desin. Bizim dışişleri bakanımız delikanlı, yiğit evelAllah tek başına söker, öyle bir konu olmaz. Orada gereken tedbiri alır Türkiye, gereken şeyi yapar. Dolayısıyla Libya’da olan olaylar olmadan, Suriye’nin bu konuda aklı başında tavır göstertmesi lazım. Ben olacakları söyleyeyim. Hz. Hızır (a.s)’ın girdiği bir yerde, sırığın direnmesi mümkün değildir. Babası Süfyan, klasik hadislerde belirtilen adamdır.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Uygun görürseniz, o video vardı, nasıl zulüm yaptıklarıyla ilgili.
ADNAN OKTAR: Bakın zorla “Esad’tan başka ilah yok” dedirtiyorlar. Allah’tan başka ilah yoktur, orada “Esad’tan başka ilah yoktur” dedirttiriyorlar, inşaAllah. Esad ve Mahir, kardeşi. O da psikopat. Adamları öldürmüşler, hoşuna gitmiş, yataktan don gömlek kalkmış, kendi telefonuyla onları videoya çekiyor. Hoşuna gitmiş, hatıra olarak saklamak üzere, manyak, klasik psikopat. Aynı Saddam’ın oğulları gibi, bunlar da manyaklar. Onlar da öyle manyaktı. Yani inanmıyorlar tepeleneceklerine, sistemin gideceğine inanmıyorlar. İnanmış adam artık orada o psikopat sistemin gideceğine, gayet sakin kuş gibi oturuyor adam, boş gözlerle bakıyor. Ahmedinejad aklı başında bir insan, Türkiye ile iyi bir iş birliği yaparak, gerekirse Esad’ı Ankara’ya çağırıp veyahut Tahran’a çağırabilirler veya neresiyse, bu konuları konuşup, aklı başında hareket etmeleri için ve çözüm için bir plan ortaya koyabilirler, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Bugün Diyarbakır’daki terör saldırısında dört askerimiz yaralanmış Hocam. Ayrıca bölgede Ramazan Bayramı sonrasında bir kara operasyonu yapılması planlanıyormuş. Bu nedenle sınıra son yılların en büyük askeri sevkiyatı yapılıyormuş.
ADNAN OKTAR: Kara operasyonu, deniz operasyonu, bunlar tabii netice almak için yapılan operasyonlar ama komünist gerilla yönetiminde klasik savaşlar gibi değildir. Mesela klasik savaşlarda iki ordu vardır. Orduların karargâhları bellidir. Tankların yeri bellidir, topların yeri bellidir, şehirler bellidir, köprüler, yollar, stratejik noktalar bellidir. Başka yere de gidemez zaten, genelkurmay bellidir, her yer bellidir. Birbirlerini bombalarlar karşılıklı, savaş hukukuna uyarak. Komünist gerilla yönteminde, bu sistemin tamamının dışında. Yani bunlarda hedef yok. Deniyor ki mesela, “inlerine gireceğiz.” Adam ininden kaçıyor. Artık hayvan mı diyeyim, kaçıyor. Durmaz o ininde yani dağılır, her yere kaçar. Libya’ya kadar kaçar. Uçsuz bucaksız coğrafya, her yere kaçarlar. Durmaz orada o. Ortamın sakinleşmesini bekler. Bombardıman biter, bilmem ne biter, ondan sonra onlar yine aynı yere gelirler. Yani böyle köpek sürüleri olur değil mi insanı görünce kaçar köpek sürüsü, insanlar çekilince geri gelirler. Onun gibidir. Komünist gerilla yönteminde, öyle belirli bir hedef yoktur. Mesela yollar, köprüler, elektrik tesisleri, santraller, barajlar bilmem neler yani öyle tahrip edildiğinde onlara zarar verecek bir yapı yok orada. Çok ilkel, briketten falan yapılmış uydurma, kartondan, suntadan yapılmış, kötü kötü barakalar var. Oraya atılan bombanın değeri, mesela 1 trilyon değerinde bomba atılıyor, orası 1 milyon bile etmez. Pis pis briketlerden kerpiçlerden yapılmış, amonyak kokan leş gibi yerler. Adamlar orada durmuyorlar, durmazlar. Bombardıman yapılırken beklemez. Hiç alakasız yerlere kaçıyorlar. O yüzden çözüm; fikri çalışmadır. Bunu, ben kimseden duymuyorum henüz yani bu bir mucize hayret edilecek şey. Kardeşim mesela Amerika; radikal örgütler var. Onlara karşı yine kendince fikri bir çalışma yapmayı keşfetmiş. Yine Müslümanların aklı başında olanlarını, onlarla konuşturuyorlar. Radikal unsurların yanlış yönlerini onlara tarif ettiriyorlar. Mesela bakın fikri bir mücadeledir bu. Zayıf bir şey tabii ama çok flu bir çalışma yapıyorlar. Öyle gerçek anlamda yapmıyorlar. Zaten gerçek anlamda yapsalar İslam hâkim olur, konu da biter. Burada da adamlar komünistler, karşılarında karşıt bir görüş olmadığı için, karşı bir inanç olmadığı için, bilimsel ortaya konan bir anlatım olmadığı için, alabildiğine rahat, komünist propaganda yapabiliyorlar. Ve adamlar hiç kuşku duymadan inanıyorlar buna da. Çünkü karşıtı yok. Mesela Darwinizmi anlatıyor, karşıtı var mı? Yok. TRT’ye bakıyor, TRT’de zaten Darwinizmi anlatıyor, materyalizmi anlatıyor. O zaman diyor adam Darwinizm doğru mu? “Doğru.” Materyalizm doğru mu? “Doğru. Dünya o zaman diyalektik kanunlarına tabi mi” diyor? “Tabi. O zaman biz neyi anlatıyoruz, diyalektik felsefeyi anlatmıyor muyuz? Anlatıyoruz. Tarih de diyalektik olarak düşünüyor” diyor, “kapitalizm yıkılıyor yerine komünizm geliyor. Komünizmin gelmesi için çatışma gerekir” diyor, değil mi? “Kapitalizm malını mülkünü korumak için asker oluşturur, devlet oluşturur, mahkeme oluşturur seninle çatışır” diyor. “Buna karşı sen ne yapacaksın? Komünist şiddet kullanacaksın. Bu kadar basit” diyor. “Komünist şiddet kullanırken de acımasız olacaksın, gerilla yöntemleri kullanacaksın” diyor. Sistem böyle işliyor. Sistemin tamamının yanlışlığı anlatıldığında, adamın beynindeki o inancı almış olursun. İnancını aldığında, o beden artık terörist olamaz, gücü yetmez. Ama ne yapıyorlar, psikolojik karşı harekat olarak? “Utanmanız yok mu, acımasızlık yapıyorsunuz, zulüm yaptınız, bu mübarek günde bu yapılır mı, Müslümanlığa yakışıyor mu bu?” Adam dinsiz imansız zaten Allahsız, kitapsız. Allah’ı inkar ediyor, “Marksist, Leninistim” diyor zaten. Haşa “Allah yok” diyor adam, sen diyorsun ki, “dine uygun mu bu yaptığın, mübarek günde bu olur mu?” diyorsun. Çok yanlış bir strateji izleniyor. Israrla anlamazdan geliyorlar. Darwinizm, materyalizm yıkıldığında, Marksist Leninist düşünce yıkıldığında, PKK diye bir konu kalmaz. İnancı kalmamış oluyor. Anlaşılıncaya kadar anlatacağız.
MaşaAllah, maşaAllah ne kadar çok mesaj gelmiş, maşaAllah. Azerbaycan bitmiş Allahualem. Azerbaycan’da kardeşlerimiz çok güzel faaliyet yapmışlar, maşaAllah.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Bir haber vardı, Risale haber yazarlarından Abdurrahman Iraz kardeşimiz, önceki akşam iftarda Sungur Ağabey ile berabermiş. Sungur Ağabey o kadar enerjik ve şevkliymiş ki, Abdurrahman Iraz kendisiyle ilgili şu gözlemlerini aktarmış. “Sungur Ağabey, ani bir felç hastalığı geçirip hastaneye kaldırılınca, doktorlarıyla konuşmuştum. ‘Artık Sungur Ağabeyin eskisi gibi olmayacağını, sağ tarafının tamamen felç olacağını, hatta her şeye hazırlıklı olmamız gerektiğini’ söylemişlerdi. Sungur Ağabey’in şekeri tavanda, 83 yaşında, sağ tarafı felç. Ancak ramazanın başından beri Sungur Ağabey gündüzleri oruç, geceleri de sabahlara kadar da evrak, eskar ve ibadetle geçiriyor. Ben ve benim gibi birçok kişi bu genç halimize rağmen, Sungur Ağabeye ayak uyduramıyoruz, uyduramıyorlar. Üstadımız’ın Sungur Ağabey’e söylediği bir söz var. Yıllarca onu anlamlandıramamış ve manalandıramamıştım ama artık çok iyi anlamlandırıyorum. O söz de şu idi; “Sungur sen hasta olmayacaksın.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten doktorlar, misket gibi iri kolesterol blokları oluşmuş beyninde falan her yerinde, “net mucize” diyor doktorlar, doktorlar, “mümkün değil yaşaması” diyorlar ama hiçbir şeyi yok, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam Libya’da askerlerin halka yaptıkları zulümle ilgili bir video vardı. Kaddafi’nin askerleri yapıyor bu zulmü. Masum halka yaptıkları zulümde; “Başkan bizim efendimizdir” diye bağırıyorlarmış, Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte deccaliyetin, süfyaniyetin klasik uygulamalarıdır. Klasik süfyan uygulaması. Allahsız, kitapsızlık, zalimlik, psikopatlık, halkı hiç yerine koymak, kendini beğenmek, Darwinist-materyalist düşüncenin içinde beyinleri pişmiş, gaddarlığı Darwinizmin bir gereği olarak makul görüyorlar. Leninizm’in şiddet anlayışını çok makul görüyorlar ve emir komuta zinciri içerisinde, hayvana dönüyorlar.
“Hocam biz Amasya Merzifon’da, Sultan Babamızın talebelerinden Mustafa Üstün Hoca Efendi’nin öğrencileriyiz.” MaşaAllah. “Sizleri tanımamıza ve sevmemize vesile olan Mustafa Hocamız’dan Allah razı olsun, inşaAllah. Mustafa Üstün Hocamız’ın Merzifon’da güzel, küçük, şirin bir dergahı var Hocam. Burada Türk İslam Birliği’nin bir an önce oluşması, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) zuhuru için, ümmet-i Muhammed’in dünya ve ahret saadeti için dua etmekteyiz. Sizleri çok seviyoruz” diyor; Hasan Bilgin, Selçuk Yalçın, Abdullah Bilgin, Recep Tanrıverdi, Fuat Kurt, Buğra Ardahan, Tahsin Çorumlu, Necmi Tanrıverdi, Remzi Ardahan, Bahattin Pektaş. Demin bir dergah resmi vardı, o mu o? Göreyim, ne güzel yer orası. Çok güzel yapmışlar, maşaAllah, ışıklandırması da çok güzel. Çok zarif hoş bir yer olmuş. Bizim kitaplar da bolca var orada gördüğüm kadarıyla. MaşaAllah, ellerine sağlık, Allah razı olsun. Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Yakışmış, çok güzel olmuş dev bir Türk İslam Birliği haritası. Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Allah hepimize samimiyet, sağlık, sıhhat, güzellik versin. Çok sevindirici. Allah o güzel dergahların, o güzel evlerin, güzel yerlerin sayısını arttırsın, inşaAllah.
“Hocam ben Mehmet Ali Kara.” Boş verin o hoca şu hocanın konuşmaları önemli değil. Sadece hakkı anlatmak lazım. Benim yöntemim odur. Şu yanlış, bu yanlış diye uğraşmıyorum. Sadece Darwinizm’de, ana hatlarıyla açıklıyorum, konu kökünden halloluyor. Mesela Yaratılışı ispat eden 350 milyon fosil var, bitti. Bir tane ara geçiş fosili yok, Darwinistlerin dediği gibi yani o Darwinizm’i anlatacak tek bir tane yok, yine bitti. Proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi imkansız, yine bitti. Konu kapanmıştır, inşaAllah. Bir de yobaz takımıyla uğraşmaya gerek yok. Onlar milletin eğlencesi. Oturup kaale almaya gerek yok. Onlar bitmez. Eğer biz yobaz takımını hedef alır da, onlarla uğraşmaya kalkarsak, yobaz takımı it sürüsü gibidir. Onların hurafeleri, ucu bucağı yoktur. Adam deli, işi gücü yok, sürekli hurafe çıkarıyor, sürekli uydurma çıkartmış. “Peygamberimiz (s.a.v.) dedi, Peygamberimiz (s.a.v.)’den duyduk” diyor. Hurafenin çirkin, berbat bir denizi bunlar. Allah adına sürekli yalan söyleyen, utanmayan, yüzlerine teneke çakılmış, arsız tipler. Dolayısıyla oturup bunları isim isim kaale alırsak, çok gereksiz bir iş yapmış oluruz.
“Selam.” Ve Aleyküm Selam Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Aslan Hocam, dünyada Allah’tan istediğim, İslam dünyaya hakim olsun ve sizin talebeniz olmak. Sizi çok seviyorum. Hocam vesilenizle İslam dinini sevdim ve çok kötü alışkanlığımdan kurtuldum. Aslan Hocam, duanızı eksik etmeyin.” Acayip bir tip, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm canım Adnan Hocam. Biz Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde oturuyoruz.” Çemiş diye yerel dilde benim bildiğim kuru üzüme, çekirdekli iri siyah kuru üzüme diyorlardı. Bütün Tuncelilere selam, Tunceliler aydındır, delikanlıdır bütün milletimiz gibi, inşaAllah. “Dört arkadaşımız 25, 17, 18 yaşlarındaymış. Hocam, Hz. Mehdi (a.s) ‘ın talebesi olmak istiyoruz, inşaAllah ama çevremizdeki insanlar bize bu konularda ne gerek var diyorlar” diyor. Tabii ki şeytan insanların kulağına fısıldar. “Ne gerek var” diyecektir. “Daha uzak tarihlerde, uzak zamanlarda” yahut geçmişte yahut “boş verin böyle şeyleri, siz mi kurtaracaksınız”, “böyle gelmiş böyle gider”, abuk sabuk, ipsiz sapsız konuşurlar. Kaale almayacaksınız. Ben de akademiye ilk geldiğimde, bana da diyorlardı; “evlen, işine gücüne bak, okulunu bitir, ne işin var senin koskoca dünyayı sen mi değiştireceksin, diyanet işleri var, zaten diyanet işleri gerekeni yapar, böyle şeyler tehlikelidir, seni öldürürler, asarlar, keserler”, buna benzer yüzlerce konuşma oluyordu, hiç birini kaale almam ve gayet güzel, Allah yolunda, Kitap yolunda, Kuran yolunda gayret ettik. Bakın, Mehdiyet’in geldiği safhaya bakın. İttihad-ı İslam’ın geldiği safhayı bakın. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olmak için uğraşmadık. Ben kendimi, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi ilan ettim ve aldığımız yola bakın, maşaAllah. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olmak için belirli bir yere müracaat edecek olsak, ben müracaat ederdim. Kendi kendinizi Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi ilan edeceksiniz. Kendi kendinizi Hz. İsa (a.s)‘ın talebesi ilan edeceksiniz. Kendi kendinizi Hz. Muhammed (s.a.v.)‘in talebesi ilan edeceksiniz ve hizmet edeceksiniz, inşaAllah.
Hocam buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle. Hindistan’ın ünlü şarkıcısı Thajudheen Vakadara elinde Malayalam dilinde “İslam Terörü Lanetler” belgeseliyle resimde görülüyor. Yasama meclisinin üyesi olan Şirun Muyin Kuti de yine aynı şekilde “İslam Terörü Lanetler” belgeseli ile görülüyor. İki kişi de Hindistan’da meşhur olan kişiler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, süper, çok iyi, maşaAllah. Her yerde tanınan, bilenen insanlar, kitaplarımıza karşı müthiş bir teveccüh, müthiş bir ilgi gösteriyorlar, bu çok şahane.
BETÜL HANIM: Arılarla ilgili bilgi vermek istiyordum. Arılar neden çiçeklerden polen toplarlar, bunun bilgisi. Arılar polenleri suyla karıştırıp yavruları beslemek için toplarlar, resimlerinde de gözüktüğü gibi. Polen toplayacak bir bal arısı uçuşa çıkmadan önce enerji toplayabilmek için kursağını bir miktar bal ile doldurur. Arı çiçeğin üstüne konduğunda, burada bulunan polenleri çenesini ve ön ayaklarını kullanarak kazır ve onları yapışkan hala getirmek için de kursağındaki bal ile ıslatır.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu böyle.
BETÜL HANIM: Arı uçarken bir yandan da arka bacağında bulunan fırçasıyla, vücuduna ve arka bacağına yapışmış olan polenleri bir araya toplar ve bacağının dış kısmında bulunan polen sepetçiğine doğru iter. Bu şekilde de en sonunda burada irice ve yoğun bir çiçek tozu topağı oluşur ve arının polen kesesi dolar. Arı polenlerin düşmemesi için, ara sıra bacağıyla sepetçiğin dış tarafından vurarak, polenleri sepete iyice yerleştirir ve kovana doğru yola çıkar. Kovana vardığında, polenleri özel olarak ayrılmış olan polen hücrelerinden birine yerleştirir.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler bunlar. Bunların kulaklarını ısırmak lazım, maşaAllah. Uyanıklığa bak sen uyanıklığa. Bir de torbalar ful dolu, az da değil. Nasıl olsa bol çiçek tozu, doldur da doldur. Ondan sonra alıp eve mutlu bir şekilde dönüyorlar.
Videolarımızdan neler var? Hay maşaAllah, Başbuğ Alparslan Türkeş’in hayatı, rahmetliyi dinleyelim.
VTR: Alparslan Türkeş
ADNAN OKTAR: Başbuğ’un bazı konuşmaları, bazı tavırları yanlış anlaşıldı. Başbuğ ledün ilmini kullanan bir insandı. Davayı riske sokacak şeylerde, itinalı bir dil kullanıyordu. O kullandığı itinalı dili de, bazen yanlış anlaşılıyordu. Ben onu söyleyeyim de, sonra gerekirse açarım demek istediğimi. Yoksa Türk İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı ilke edinmişti, ideali buydu. Ama o devirler iddia edilen Ergenekon terör örgütünün azgın olduğu devirler olduğu için, üslubunu ledüni bir dile bazen çeviriyordu. O yüzden de bazen yanlış anlaşılıyordu. Demek istediğimi anlayan anlar, inşaAllah. Yoksa davasından asla taviz veren bir insan değildir Başbuğ, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Mehmet Altan bir ilahiyatçı dostunun kendisine söylediği; “Biz dünyaya Müslüman olan ve Müslüman olmayan ayırımı üzerinden bakarız. Dine insan üzerinden bakmayız” sözünden yola çıkarak, bir yazı yazmış. Yazısında; “Bu bakış açısının maalesef Müslüman ülkelerin çoğuna hakim olduğunu, bu nedenle içinde bulundukları kötü durum için öz eleştiri yapmak yerine, hep Müslüman olmayan insanları suçladıklarını” söylemiş. “Halbuki Müslümanların başkalarını suçlamak yerine ‘biz neden buradayız’ sorusunu kendilerine sorarak, Müslümanca bir öz eleştiri yapmaya büyük ihtiyacının olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Mehmet Altan. Neden bu durumdalar? Çünkü şirk yaygın İslam aleminde, olay bu. Yani Allah bela verdiğinde, parçaladığında, Müslümanların mülklerini yıktığında, nedenini Kuran’da çok net açıklıyor. Yani ne zaman hakim olduklarını, ne zaman iyi olduklarını, ne zaman güç kazandıklarını ve ne zaman yıkıldıklarını net ölçü ile açıklamış. “Bana şirk koştuğunuzda, dünyayı başınıza yıkarım” diyor Allah. “Bana şirk koşmayıp, Kuran’a tabi olduğunuzda da, sizi hakim ederim” diyor. Kuran’ı terk ettikleri için, ayette de geçiyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendi diliyle, bir tane şikayeti var zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in, başka da yok, tek bir şikayeti var. Şeytandan Allah’a sığınırım “Ya Rabbi! Benim ümmetim Kuran’ı terk edilmiş bir Kitap olarak bıraktılar” diyor. Arkasından felaket geldi işte, İslam alemi paramparça oldu. Şirk koşulmadığında, Kuran’ın yeterliliği kabul edildiğinde, ama sadece Kuran’ın yeterliliği kabul edildiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsir ettiği tarzda Kuran kabul edildiğinde, dünya hakimiyeti oluyor, çok net. Kum gibi müşrik kaynıyor, kum gibi münafık kaynıyor ortalıkta. Onların dedeleri, yıktılar İslam alemini, torunları devam ettiriyor. Bu tabii bir ırk, mezhep, genetik yolla geçen bir şey değil. Hepsi şeytana tabi olduğu için, o anlamda bir yapılanma oluyor. Geçmişte Ebu Leheb’ler, Ebu Cehil’ler ne ise, asrımızdaki münafıklar da aynı. Onlar da Kuran’a düşmandı, bunlar da Kuran’a düşman, onlar da Kuran’ı değiştirmek istiyordu, bunlar da Kuran’ı değiştiriyorlar, aynı kafa.
Başka bir filmimiz var mı? Tamam, onu da seyredelim.
VTR: KOMÜNİZMİN VAZGEÇİLMEZ İÇGÜDÜSÜ; TERÖR
ADNAN OKTAR: Senin başka anlatacakların var mı?
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, sizin “Örümcek Mucizesi” adlı kitabınızdan istifade edilerek hazırlanmış bir site vardı. Örümceklerin çok az kimse tarafından bilinen şaşırtıcı ve hayranlık verici özelliklerini anlatan ve insanları yaratılış üzerine düşünmeye yönelten bir site, kitabınızdan hazırlanmış bir site. Kardeşlerimiz bu siteye girdiği zaman örümcek hakkında detaylı bilgiye sahip olabiliyorlar. Örümceğin detaylı özellikleri iman hakikati olarak anlatılmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Örümcek hakikaten çok harika bir hayvan. Daha önce de anlatmıştım, bahçede geziniyordum, çok tüylü gibi bir örümceğe rastladım. Cins, değişik bir şey geldi bana, tarantula var ya onu andırıyor adeta. Elimde çubukla hafifçe kenarından ittim. Bir anda üzerinde bütün yavruları dağılmaya başladı yüzlerce. Ne kadar kerata varsa doluşmuşlar annesinin üzerine, gezintiye çıkmışlar. Bacaklarına falan her yere doluşmuşlar, kafasının tepesine. Bir de canları da tatlı tabii herhalde sakat gördüler olayı, bir anda pır diye kaçıştılar. Normal bir örümcek çıktı altından. Annesinin başına bela olmuş keratalar, kendileri gezmiyorlar da, annesine o görevi deruhte ettiriyorlar. Örümcek baştan sona harika bir hayvandır. Anında ipliğinden aşağıya sarkması, asansör gibi aşağı inmesi, bir durum olduğunda da hemen ipini yiyerek yukarı çıkması. Ne zaman yersin, toplamada da o hız olmaz. Bence bilimsel incelenmesi lazım, bana pek inandırıcı gelmiyor. O süratle yiyemez örümcek onu. Nasıl olsun böyle bir şey? Jet gibi çıkıyor yukarıya doğru, acayip hızlı çıkıyor. Yeme işlemi vakit alan bir şeydir, bir de sertleşmiş bir şey. Hadi diyelim, yediğini düşünelim, yine vakit alır o. Olacak iş değil bu, bir gariplik var, bir acayiplik var. Mesela en dip noktada ıslak, sıvı halde ama oradan çıkar çıkmaz, katı halde. Solüsyon bile olsa, zamk bile olsa, çıkar çıkmaz donmuyor, incecik de olsa donmuyor. Belirli bir süre yaş kalıyor. Bu çıkar çıkmaz, anında donuyor. İçindeki madde nedir? Çok acayip. Bu kadar güçlü olması, kurşungeçirmez yelek yapımında kullanılıyor örümcek ipinin maddesi. Bilim kendisi bulamadı ama örümcek bulmuş bilimden önce. Aslında tek tek incelense, çok acayip varlıklar, çok şaşırtacaklar. İnsan aklından çok çok üstün bir akla sahipler. O ağ örme tekniği, o paralel ağ çekmesi, o düzgünlük, o matematik mükemmellik, hayret edilecek bir şey. O küçücük veletler, keratalar daha çıkar çıkmaz, hepsi biliyorlar. Anında, onlar da kendilerine bir dükkan açıyorlar. Aynı sistem, aynı yöntem, çok hayret verici. Onları bölüm bölüm, parça parça yarından itibaren bir inceleyelim. Hem arıyı, hem örümceği ve diğer bu harika canlıları inceleyelim. Bakın insan aklından, çok daha yüksek bir akla sahiptir, bu çok şaşırtıcı. “İnsan yapabilir mi?” diyorum, “yapamaz” diyorlar. Adam yapıyor.
Buyrun.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Birleşik Arap Emirlikleri’nde, İngilizce olarak basılan Gulf Today isimli gazetede, ramazan boyunca sizin makaleleriniz yayınlanıyor. Makale başlıklarından birkaç tanesi şu şekilde; “Allah sevgisi manevi güç verir, iman edenler birbirini sevmeli ve korumalıdır, zorluklar karşısında sabır göstermek, ahiretteki kurtuluş için bağışlanma dilemenin önemi.” Aynı zamanda bu makaleden görüntüleri de göstermek istiyorum, inşaAllah. Her gün yayınlanıyor bu şekilde, maşaAllah. Gulf Today isimde İngilizce Arap Emirlikleri’nde basılan bir gazete, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bunlar küçük küçük, küçük küçük, çok büyük bir neticeye sebep oldu. Bu gün Pakistan’da üniversite gençlerinin büyük bir çoğunluğu bizim kitaplarımızdan haberdarlar ve okuyorlar. Hindistan’da çok geniş çaplı okuyorlar, Çin’de müthiş yaygın. Çin’de en etkili biziz, maşaAllah. Ama Avrupa’da silindir Allah’ın izniyle, Amerika’da çok çok güzel. Amerikan ordusunda bile İslam’ı, İslam’ın güzelliklerini anlatabiliyoruz, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliklerini anlatabiliyoruz. Bu da tabii çok güzel bir şey. Demokrasi açısından, fikir özgürlüğü açısından, hayret verici ve hoş bir durum. Özgürlük çok önemlidir, çok hayatidir. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Allah bu ümmete nasip ediyor. Yoksa Amerikan ordusunda, en büyük tesiste İslam’ı Kuran’ı tebliğ etmek, olacak iş değil normalde ama Allah dileyince oluyor, maşaAllah. Gerçi Vatan Gazetesi şöyle bir hopladı ama çok heyecanlandı. Şimdi bakın diyorum, onları çok daha heyecanlandıracak bir şey olacak. Ama olduktan sonra haber vereceğim şimdi haset ederler, inşaAllah. Sürpriz, ben sürprizleri severim, inşaAllah.
Seni dinliyorum.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Oral Çalışlar Somali’ye gitmiş. Yazısında da; “Başkent Mogadişu’nun her yerinde bölgedeki çatışmalardan kaçan insanların kaldığı çadırlar olduğunu, Türkiye’den gelen yardım ekiplerinin koşuşturup durduğunu, ancak şartların korkunçluğu nedeniyle, bu çabaların halkın dertlerine derman olmadığını, her gün açlıktan insanların öldüğünü, her yerin mezarlık haline geldiğini ve Türkiye’den gelen yardımların çok küçük bir topluluğa yettiğini de” belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Elli kere söyledik; Türk İslam Birliği olmadan, bir şey olmaz. “Taşıma su ile değirmen dönmez” derler. Oradan buradan SMS atın, bir lira, iki lira, üç lira gönderin, orada milyonlarca insan var, hangi birisine yetecek o. Ve bir tek o değil ki, diğer ülkeler de öyle. Açlık, sefalet, perişanlık çok yaygın İslam ülkelerinde. İttihad-ı İslam olduğunda; israf edilen para, israf edilen zenginlik, en güzel şekilde kanalize edileceği için, İslam alemine yettiği gibi Hıristiyan alemine de, Musevilere de yardım etmemize sebep olacaktır. Herkesin huzur, refah içinde olmasına, zengin ve kalkınmış olmasına vesile olacaktır, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Son günlerde şehit olan Uzman Çavuş Hakan Çil’in eşi ve ailesi, cenaze töreninde, tam sizin söylediğiniz gibi dik duruş sergilemiş, maşaAllah. Eşi; “ağlamam, benim eşim kahraman” demiş. Ağabeyi İsmail Çil ise; “ağlamayacağız, dimdik ayakta duracağız, başımızı dik tutacağız, vatanımız sağ olsun, bayrağımız sağ olsun” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama işte bütün şehit ailelerin de böyle olması lazım. Mesela bu gerçek şehit ailesi, güzel. Onlar da gerçek şehit ailesi ama şehit ailesinin bir adabı da; o yiğitliği, o delikanlılığı sergilemektir ki, komünist çeteler yaptıkları çirkinliğin etkisini alamadıklarını, netice alamadıklarını görsünler, inşaAllah. Hocam siz bir şey anlatıyor musunuz, yoksa ben mi anlatayım?
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, siz anlatın tabii ki de.
ADNAN OKTAR: Tamam senin haberini dinleyeyim.
BETÜL HANIM: Yiğit Bulut; “Fatih Altaylı’nın eskiden hiç inanmazken nihayet Türkiye’nin büyüyerek bir dünya devleti olacağı konusunu kabul ettiğini ve yazılarında dile getirmeye başladığını” yazmış. Fatih Altaylı ise bu yazıya cevaben; “Türkiye’nin bölge ülkeleri ile birleşerek büyüyeceğini konusunu yıllardır gündeme getirdiği, sadece Murat Bardakçı’nın kendisine ‘ne işimiz var, başımıza bela mı alacağız’ diye karşı çıktığını, nitekim bu konuda da haklı olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi iki yönden hata var. Bir; nerede bunu söylemiş? Dersin ki “şu tarihli yazımda, ben Türk İslam Birliğini savundum, İttihad-ı İslam’ı savundum, buyurun bakın” desin. Yok öyle bir yazı yok. Ben uğraşa uğraşa, uğraşa uğruşa buna bir yol açtım, vesile oldum, bu sözleri konuşur hale geldi. Bardakçı’nın sözüyle vazgeçtim diyor. Şimdi bu ne demek? Hani kabul etmiştin, değil mi? Sen Bardakçı’yı dinleme, bizim sözümüzü dinle, Kuran’ın sözünü dinle, Allah’ın sözünü dinle, kendini toparla, Bardakçı’nın da sana uyduğunu göreceksin. Sen bizim sözümüzü dinle, doğrunun peşinden git, Kuran’a uy, İttihad-ı İslam‘ı iste, Türk İslam Birliği’ni iste, netice güzel olacak.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Yusuf Suresi’ni açmışsın. Hz. Yusuf (a.s)’a diyorlar ki, 44. ayette, “Dediler ki: ‘(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz.”’ Çünkü Hz. Yusuf (a.s), çok güzel şerh eden bir insan, çok güzel yorumlayan bir insan, yani tefsir gücü yüksek. “O zindandan kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: ‘Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin’ dedi.” Daha önce önem vermiyorlar ama orada Hz. Yusuf (a.s)’ın çok akıllı ve önemli bir kişi olduğunu bildiği için, gidip buluyor. "Yusuf, ey doğru sözlü” Peygamberimiz (s.a.v.)’in lakabı neydi? “Muhammed-ül Emin; doğru sözlü olan, emin olan insan.” Hz. Yusuf (a.s) ‘a ne diyorlar? Ona da “doğru sözlü” diyorlar. Peygamberlerdeki kişilik, hep aynı. “Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar." Mesela ahir zaman hadislerini bize en mükemmel, Hz. Mehdi (a.s) açıklayacaktır. İnsanlar kavrayamayacak, anlayamayacaklardır. O şerh ettikçe, o açıkladıkça, o harikayı anlayacağız. Bizler onun öncüsü olarak, bildiğimiz kadarıyla açıklıyoruz ama esas Hz. Mehdi (a.s) açıklayacaktır, inşaAllah, ona işaret var burada da. Yusuf; Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatan bir sembol gibi düşünebiliriz. Çünkü Hz. Yusuf (a.s) bir peygamber ve Cenab-ı Allah, ondan örnek almamızı ve ayette Yusuf Suresi’nde çok güzel hikmetler olduğunu Allah bize söylüyor ve onlardan istifade etmemiz gerektiğini söylüyor. Hz. Süleyman (a.s)’dan bahsedildiğinde bileceğiz ki, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediliyor, ahir zamana işarettir. Çünkü sırf geçmişte olan olayları bilelim diye Allah anlatmıyor. Oradaki Cenab-ı Allah’ın kastı; oradan ibret alıp, öğrenmemizdir. “ey doğru (sözlü insan). Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği” ahir zamana bir işaret var. Normalde inek, hayvan eti yemez. Ama ahir zamanda şimdi, sığırların beslenmesinde, geniş çaplı hayvan yemi kullanılıyor. Bunlarda hayvan yemi yerine ne kullanılıyor? Hayvan eti kullanılıyor, kanı ve kemiği ve eti, hayvan yemi yerine, protein kaynağı olarak o kullanılıyor ahir zamanda. Demek ki olay, ahir zamana bakıyor. Hayvanlar alenen et yiyorlar, sığırlara et yediriyorlar fenni yem olarak. Fenni yemin içinde geniş çapta var. “yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver” yediler, iki bin yedi, kırk yedi. Kırk yedinci ayet; “Dedi ki: ‘Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın.”’ En iyi ekini muhafaza etme metodunun, başağıyla muhafaza etmek olduğunu, bu sene anladılar. Gazetelerde yazdı, ekini muhafaza etmenin en güzel yolunun, başağıyla muhafaza etmek olduğunu. Bakın ayet ne diyor; “yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın." Muhafaza etmek için. Bozulmadan kalıyor, küflenmiyor, gücünü kaybetmiyor, gayet kaliteli olarak kalıyor, temiz muhafaza olmuş olarak kalıyor. Kırk yedinci ayette, yedi yıldan bahsediyor. “Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir” Kaçta başladı? 2007’de başladı. Kaçta bitecek? 2014’te bitecek ekonomik kriz, inşaAllah. Ona bakıyor, bakın yedi yıl, yedi yıllık periyotlar halinde. O zaman da yedi yıl sürmüş kriz, şimdi de yedi yıl sürüyor. Ben önce “kriz yedi yıl sürecek” dedim, adamlar; “ne alakası var öyle bir şey yok, altı aya biter” dediler. Koçlar falan çıktılar; “en fazla bir yıl” dediler, Rahmi Koç’un ekip ve o da dahil. Avrupa’da dediler; “bir yılın içinde biter en fazla”. “Yok hemşerim dedim, yedi yıl sürecek” dedim direttiler. En sonunda IMF çıktı, resmi açıklama yaptı dedi ki; “ekonomik kriz, yedi yıl sürecek.” Nereden anladın? Ben söyledim, başka var mı kaynağın? Yok. Bilimsel başka hiçbir kaynak yok, benim dışımda açıkladıkları bir kaynak yok. Biliyorlar yedi yıl süreceğini, benim sözümün doğru olduğunu anladılar. Ve yedi yıl bakın, cayır cayır gidiyor. Ekonomik kriz dalgalanarak devam ediyor. Bu sene yeniden ekonomik kriz başladı. Yeniden güçlendi, dalga arttı.
Ne yapıyoruz? Vaktimiz dolmuş, bitirelim, inşaAllah.
Ses kasetleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...