SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Konuklarımız Melissa Hanım ve Emily Hanım. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım, ne konuşalım Hocam?
BETÜL HANIM: Nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Şura Suresi, 21; şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor; “Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)?” “Allah’ın söylemediği helalleri, Allah’ın söylemediği haramları kendi kendilerine ortaya koydular” diyor Allah. Allah bu yaptıkları eylemin anormalliğini söylüyor. Bak; “Yoksa onların bir takım ortakları mı var?” Yani Allah gibi gördükleri -haşa- şirk koştukları varlıklar mı var? “Allah’ın izin vermediği şeyleri,” Allah’ın söylemediği; şu helaldir, şu haramdır demediği şeyleri, “dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)?” İşte yobazlığın nasıl oluştuğunu Allah Kuran’da açıklıyor, bu 21. ayette yobazlığın bütün detayları vurgulanmış oluyor. “Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi.” Allah, “belalarını verirdim” diyor “Gerçekten zalimler için bir acı azap vardır” diyor Allah, zalimlik olarak söylüyor böyle bir şeyi. Hatta diyor ki Allah; “Kendilerinin bir şey yaptıklarını zannederler” diyor, yani böyle “takva olduklarını, dini iyi uyguladıklarını, hatta herkesten daha iyi uyguladıklarını zannederler” diyor Allah, “ama müşriktirler” diyor.
Evet, şimdi buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle. Hocam, maşaAllah tüm dünyanın kilitlendiği sorunlarda sizin öne sürdüğünüz çözümler kısa süre içinde dünya basınında yer alıyor. Siz kısa bir süre önce Suriye’deki olayların durması için tek çözümün Türkiye ve İran’ın bir barış gücü oluşturarak Suriye’ye girmesi olduğunu ve sadece Türk ordusunun burada görülmesiyle bile sorunun hallolacağını söylemiştiniz. Dün de The Guardian Gazetesi’ndeki bir makalede; “Suriye’deki isyancıların batı müdahalesini istemediği, Beşar Esad’ı durduracak tek çözümün ise Araplardan ve Türklerden oluşan önleyici gücün Suriye’ye girmesi olduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Türk-İslam Birliği gücünün, yani Hz. Mehdi (a.s) gücünün, İttihad-ı İslam gücünün. Sabah akşam anlatıyoruz işte, demek ki Arap baharı değil Hz. Mehdi (a.s) baharıymış. Bunu anlamaya başladılar yavaş yavaş. Ne şahane. Şimdi anlatıyorum, dediklerim aynısıyla olacak. Efendim, 2021’de de Allah’ın izniyle görüşeceğiz; aynı yakışıklılıkla ağabeyinizi yine göreceksiniz, Allah’ın izniyle ve yine dediğimin olduğunu göreceğiz. Şaşıracaksınız çünkü bir kere, iki kere, on kere demedim, binlerce kere söyledim ve bunun üstüne de olacak, hayret edeceksiniz. Bakalım, Cübbeli, Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah görür, o da çok şaşıracak. İnşaAllah, Allah bütün Müslümanların ömrünü uzun etsin, hayırlısıyla.
Evet, buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Suriye’de artan zulümle ilgili tekrar yeni bir video var, uygun görürseniz onu gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Görelim.
BETÜL HANIM: İnşaAllah.
-VTR- Suriye’deki zulümlerle ilgili görüntüler
ADNAN OKTAR: Hocam sizi dinliyorum.
BETÜL HANIM: Tabii, estağfirullah. Hocam, Milliyet’ten Nuray Mert; “Son günlerde İslam Barış Gücü adlı sorunlu bir kavramın gündeme geldiğini belirterek, “Müslüman ülkeler nasıl yekvücut olarak örgütlenecekler? Kim, ne adına bir ülkeye müdahale edecek ve böyle bir olayın meşrutiyeti nereden gelecek?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Bak, yavaş yavaş kendileri neyin ne olduğunu, çözümün ne olduğunu, böyle bir birliğin başının olması gerektiğini, bir yetkili merciin olacağını yavaş yavaş anlamaya başlamışlar. Evet, ne diyor?
BETÜL HANIM: Böyle bir oluşumun İslam aleminin çıkarlarını korumak adına dış ülkelerin müdahalesinin demokrasiyi tamamen rafa kaldıracağını ve İslam emperyalizmini gündeme getireceğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Yok, yok, öyle bir şey olmaz. Yani barış, kardeşlik, sevgi, savaşları durdurma, silahları yeryüzünden kaldırma, kanın damla dahi akmaması, insanların burnunun dahi kanamaması; Mehdiyet yani. Yoksa Müslümanlar birleşsin, dünyayı birbirine katsın, öyle bir konu yok. Zaten Allah öyle bir şeye müsaade etmez. Allah Mehdiyet’in yolunu açmıştır, kader ona göre açıktır. Kaderde bazı yollar kapalıdır, bazı yollar açıktır; sadece Mehdiyet’in yolu açıktır. Mehdiyet sadece ilerleyecek gibi kader dizayn edilmiştir. Diğer yönde uğraşsalar da öyle bir şey olmaz zaten, o yolu Allah kapatmıştır. Sadece Mehdiyet’in yönü açıktır, orada bir gelişme olacaktır ve oluyor dikkat ederseniz. Arap baharı dediler, halbuki Mehdiyet baharıydı. Bediüzzaman açıklıyor, “cennet asa bir baharda geleceksiniz siz” diyor, bu bahar dedikleri olayı açıklıyor zaten. 70 sene önce söylüyor, “Cennet-asa bir baharda geleceksiniz,” “cenneti andıran bir baharda geleceksiniz” diyor. “Biz acele ettik, kışta geldik; siz baharda geleceksiniz” diyor. Ve yobaz takımına “ey canlı cenazeler” diyor, yani böyle “hortlaklar” diyor, ona yakın bir tabir kullanıyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ın önünden çekilin, Mehdiyet’in önünden çekilin, yeni neslin önünden çekilin, İttihad-ı İslam geliyor” diyor özetle, anlatım bu. Kader bazı yerlerde kapalıdır, bazı yerlerde açıktır; insanlar istese de onu yapamaz. Mesela kan dökecek şekilde bir İslam Birliği mümkün değildir, imkansızdır. Ama barışı ve kardeşliği, sevgiyi, dostluğu hakim edecek İslam Birliği’nin, yani Mehdiyet’in yolu tamamen açıktır. Açık neden? Çünkü olmuş bitmiş bir olay. Yani bir kaset düşünün, kasetin başındayız ama biraz sonra kasetin sonunu seyredeceğiz. Biraz vakit geçer, bir saat sonra ortasına gelirsin, bir buçuk saat sonra da kaset biter. Kasetin bitişi 1545’te. 1545’te kaset bitiyor, kıyamet kopacak, inşaAllah. 1506’ya kadar da canlı, neşeli, aktif bir İslam hakimiyeti var, inşaAllah. Bak, beni durdurmaya çalıştılar, yani bin kere durdururlardı isteselerdi, Allah’ın gariban bir kuluyum, herhangi bir insanım. Birçok kişi ayaklandı, o devirde masonlar da ataktaydı. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün zaten ana, baş listesindeyiz; var güçleriyle uğraştılar, yapmadık komplo, yapmadık oyun bırakmadılar. Hepsini kastetmiyorum tabii bunların içinde, bunların içindeki belirli güçleri kastediyorum. Kimi iftira attı gazetesiyle, kimi komplo yaptı, kimi tuzak kurdu, kimi bilmem başka bir şey yaptı, karmakarışık. Gazeteler daha çok aleyhimize yayınla kamuoyunu yönlendirmeye çalıştılar. Ama ne propaganda! Sürekli manşetten haberler; sürekli, nefes aldırmadan. Televizyonlar öyle. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Allah’a çok şükür, emin adımlarla çok mükemmel yürüdük. Darwinizmi, materyalizmi dünya çapında pes ettirdik; sırtını yere getirdik, tuşa geldiler. İman hakikatlerini mükemmel anlattık. Şimdi Avrupa’da, Amerika’da artık Müslümanlar göğüslerini gere gere Müslümanız diyorlar. Eskiden kendilerini gizliyorlardı, tedirgin oluyorlardı. Şu an atak bir İslam anlayışı oldu, herkesin kendine güveni geldi. Çünkü iman hakikatlerini o kadar mükemmel anlattık ki, yani anlatılmadık, açıklayamayacakları hiçbir konu kalmadı. Mesela bir tartışma oluyor, “gir şu siteye, bak” diyorlar; Harun Yahya sitesine adres veriyorlar, “git oradan bak,” konu bitiyor. Mesela adam Darwinizmle ilgili tartışma yapıyor, “Darwinizmle ilgili bir site var, git oraya bak” diyor, konu bitiyor. Bize karşı olanlar bile sürekli bizim kitaplarımızı tavsiye etmek durumunda kalıyor. Çünkü başka yapabilecekleri bir şey yok, yani başka bir şeyle tebliğ yapamazlar. Çok zor. Onun için bizim kitaplarımızın olmadığı hiçbir cemaat, hiçbir topluluk yok. Mesela bazı cemaatler yasaklıyor, başındaki kişi yasaklıyor ama taban olduğu gibi okuyor. Yani örnek de verebilirim ama vermeyeceğim, biliniyor. Cayır cayır okuyorlar. İnternete giriyorlar, kitapları alıyorlar, birbirlerine hediye ediyorlar. Çünkü kitap satışından ve internetten indirilişe bakıyoruz, yani yüz binlerce kitap indiriliyor, çok kısa süre içerisinde. Bir yılda 14 milyon, 15 milyon kitap indiriliyor; sırf bir yılda, yani sırf belirli bir kitap grubu olarak. Bu bizim başarımızı gösteriyor, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Niye? Kaderde olduğu için, Allah öyle yaratıyor. Güç verdi mi, Allah yarattı mı konu bitiyor. Yani bu bizlerin şahsi başarımız değil, kaderde Allah böyle yarattığı için oluyor. Mesela normalde yine durdurabilmeleri lazım, bak beni yine durduramayacaklar, göreceksiniz. Meydan okuyorum adamlara, “elinizden geleni ardınıza koymayın” diyorum, hiç bir şey yapamıyorlar. Yine galip geliyoruz, yine galip geliyoruz, yine galip geliyoruz. İçimizden de münafık ayarladılar, kaç defa; yani üç kere büyük münafık organize çalışması oldu. İçimizde bir takım münafıkları, iddia edilen Ergenekon terör örgütü de dahil bazı işte kuruluşlar diyelim, bazı kişiler, bunları parayla, menfaatle bana karşı ve arkadaşlarıma karşı kışkırttı ve organize etti. Ne oldu? Rezil rüsva oldular, kendi aralarında dağılıp gittiler ve hiçbir faydaları olmadı. Çok büyük zarar vereceklerini zannettiler, hiçbir zarar veremediler. Elhamdülillah, bayağı başarılı olarak yolumuza devam ettik; daha şevklendik, daha heyecanlandık. Münafıkları aramıza ajan olarak soktular, muhbir olarak soktular, muhbirlik yaptırdılar onlara, yine bir şey olmadı. Çünkü bizim gönlümüz temiz, vicdanımız da temiz; kalbimiz aydınlık, kafamız aydınlık. Meşru yolda, güzel şeylerin peşinde, hayır peşinde koşuyoruz. Dolayısıyla ruhumuz da, kafamız da berrak. Gönlümüz de huzurlu olduğu için yolumuz sürekli aydınlık oluyor, elhamdülillah, maşaAllah. Hep bereket, hep iyilik, maşaAllah. Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Ali Bulaç ‘İslam Gücü’ konusunu bugün de yazarak; “İslam’a göre müminlerin birbiriyle kardeş olduklarını, kardeşler arasında bir ayrılık olduğunda kendilerini dış güçlere kadar koyamayacaklarını ve Allah’ın azabına müstahak olacaklarını” söylemiş. “Müslüman kardeşler arasında bir diğerine haksızlık yaptığında Kuran ve sünnet, derhal Müslümanlardan oluşan bir hakem gücün konuya müdahale etmesini emreder” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ali Bulaç büyük bir alimdir. Bir de genel kültürü vardır Ali Bulaç’ın, iyi yönü odur. Yani klasik medrese alimi değildir; hem medrese alimidir, çok iyi Arapça bilgisi vardır, hadis, fıkıh bilgisi vardır ama mükemmel de genel kültüre sahiptir. Yani dünyayı takip eder, o yönden güzel. O Mehdiyet’in farkında, nezaketiyle anlatıyor Mehdiyet’i. İttihad-ı İslam’ı savunan herkes zaten mecburen Mehdiyet’i savunur, yani ikinci bir yolu olmaz. Cübbeli’nin İttihad-ı İslam’dan bahsetmemesinin nedeni; İttihad-ı İslam’ı söylerse eşittir Mehdiyet anlamına geleceği için söyleyemiyor. Ama Ali Bulaç rahat, samimi söylüyor. Evet, dinliyoruz.
BETÜL HANIM: Tabii Hocam, estağfirullah. Hüseyin Gülerce Hocamız, önceki gün namaza duran komutanlarımızın kendisinde meydana getirdiği sevinci kaleme alan bir yazı yazmıştı. Ahmet Hakan bu yazıya cevaben, sağ kesimde klasik olarak hep alnı secde gören komutan özlemi olduğunu belirterek, kendisi için bunun hiç mi hiç önemli olmadığını söylemiş. “Önemli olan din, inanç ve özgürlüğüne saygı duyan komutandır” diyerek, “bunun için komutanların namaz kılmasına gerek yok, üstelik alnı secde gören komutanların darbe yapmayacaklarına dair bir garanti mi var” diyerek askere yönelik böyle bir talebin gereksizliği üzerinde durmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Canım, istese de istemese de, bizim askerimiz dindardır. Allah’tan korkar, Allah’ı sever, ahlakı yüksektir, soyludur. Osmanlı’dan gelen bir güzel ahlak, Osmanlı’nın verdiği bir İslam ahlakı geleneksel olarak ordumuzda hep devam etmiştir. Peygamber ocağı diye bilinir zaten ordumuz. Asildir Türk Ordusu ve üslubu, adabı da güzeldir; nezaketi çok güzeldir, yani as-üs ilişkileri çok güzeldir. Nerede ne konuşacaklarını bilirler. Adap, edep, nezaket, hepsi adeta bir tarikat terbiyesi gibidir; çok nezih bir üslup vardır, çok güzeldir. Ordumuzun içinde olanlar bilirler bu güzelliği.
Evet, buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Tabii Hocam, estağfirullah. İngiltere Londra’dan yeni resimler vardı Hocam, otobüs resimleri. “Allah vardır” şeklindeki yazılar.
ADNAN OKTAR: Evet, sevenlerimiz sürekli fotoğraf çekip çekip gönderiyorlar, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Evet, maşaAllah, yeni resimler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok hoşlarına gitmiş demek ki.
BETÜL HANIM: Elhamdülillah. Burası Londra.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Londra Allah Allah diye inliyor, maşaAllah. Dağ taş Allah diye inliyor, maşaAllah. MaşaAllah, çok güzel. İngilizlerin yorumlarını aldık, acayip hoşlarına gitmiş, şimdi onları da yayınlayacağız. Binlerce kişiyle röportaj yapıldı, hepsinin çok hoşuna gitmiş, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Video da var Hocam, onu da gösterebilirim, uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
-VTR- Londra’daki otobüslerdeki “Allah vardır” resimlerinden görüntüler
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Londra’nın dağı taşı nur doldu, maşaAllah.
Efendim, yeni filmimiz var mı? Azerbaycan’ın işgaliyle ilgili video, seyredelim.
-VTR- Azerbaycan’ın İşgali, Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru, çünkü Ermeniler derken bütün Ermeniler değil, oradaki faşist it kopuk takımı, kan döken Ermeni mafya, kan dökücü katilleri kastediyor. Yoksa Ermeniler mazlum insanlar, yani yaşlı Ermeni dedeler vardır, anneler vardır; kan görse bayılır onlar yani, değil mi? Mesela birinin eli kesilse bayılır yani, o kadar kandan çekinirler ama onlar psikopat, biz onları kastediyoruz. Ahir zamanda demek ki bunlar da olacakmış, Allah’ın takdiri o, hadislerde bunu görüyoruz. O da Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti, ama sonunda huzurlu güzel bir dünya olacak. İşte Allah emeksiz yemek meydana getirmiyor, bir emek vereceğiz, inşaAllah; vesile ediyor Allah, inşaAllah. Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Geçen gün Bursa’da sizin kitaplarınızı ve A9 tanıtım broşürlerini dağıtarak çalışmalarda bulunan kardeşlerimizi sayarken, resimlerin arasında beyaz kıyafetli küçük bir kız kardeşimizden bahsetmiştik. Gece 12’ye kadar broşür dağıtan bir kız kardeşimiz, çok sevimli kendisi. Yayında mutlaka “Nursena, Hocamızı seviyormuş” diye söylememizi istemişti. Onun resmini gösterirken bir yanlışlık oldu, o yüzden tekrar göstermek istiyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam.
BETÜL HANIM: Resmi bu, kendisi bu. Demiş ki; “Nursena Hocamızı seviyormuş”
ADNAN OKTAR: Nursena’yı Hocası çok ama çok çok fazla seviyor. O dünya tatlısı bir şey, maşaAllah.
Bak, diyor ki, Araf Suresi 60; “Kavminin önde gelenleri,” o devrin gazetecileri, o devrin iti-kopuğu, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün, karşıtı olan o zamanki adamlar, “kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler.” Yani “sen şaşırmışsın, bir kere doğru yolda değilsin” diyorlar, “bir de sapmışsın, sapkınsın sen” diyorlar; yani “doğru yolda giden bir Müslüman değilsin” diyorlar. Ahir zaman da Hz. Mehdi (a.s)’a ne diyecekler? “Sen de şaşırmışsın ve sapmışsın, sapkınsın, doğru yolda değilsin” diyecekler. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Geçmişte de Peygamberimiz (s.a.v)’e söylüyorlar aynısını. “O: "Ey kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi.” Hz. Nuh (a.s) için bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de de bu tarz iftiralar etmişlerdi, Hz. Nuh (a.s) için de bu şekilde iftira ettiler. “Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna) gönderdik.” Peygamber olarak. “Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin."” “Ben sizden bunu istiyorum, Allah’a kulluk etmenizi istiyorum.” “Allah böyle istiyor” diyor. “Sizin O’ndan başka İlahınız yoktur.” “Allah birdir” diyor. “Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.” “Cehenneme düşmenizden, kıyametin azabından, kıyamette oluşacak azaptan çekiniyorum sizin için” diyor. “Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum,” yani hak olan Allah’ın hükümlerini bildiriyorum, “size öğüt veriyorum ve sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum.” “Allah bana vahiyle bildiriyor, ben de size bildiriyorum” diyor. “Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir gelmesine mi şaştınız?” Her seferinde şaşırıyorlar, yani yeni bir elçi geldiğinde, yeni bir uyarıcı geldiğinde, tebliğci geldiğinde her seferinde şaşırıyorlar. “Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.” Deccal bir kavim, deccalin de biliyorsunuz gözü kördür. “Biz de onunla gemide birlikte olanları,” Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte olanları Allah kurtaracak, inşaAllah. “Ad halkına da kardeşleri Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak mısınız?" dedi.” Bak, hep la ilahe illaAllah’tan bahsediyorlar, yani “Allah birdir” diyorlar, Allah’ın varlığını önce anlatıyorlar sonra Allah’tan korkmayı söylüyorlar. “Kavmin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki”, yani hep her zaman kavmin ileri gelenleri hem enaniyetli, hem ekabir, hem bilmiş, hem de fitneci oluyorlar çoğu zaman ama inkar edenler, o bölüm, yoksa iman edenler de olur tabii. “Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz.” Muhakkak bir delilikle suçlamışlardır mücahitleri, Allah yolunda mücadele eden her Peygamberi, her elçiyi, her veliyi mutlaka, aşağı yukarı. Bediüzzaman Said Nursi’yi de biliyorsunuz delilikle suçlamışlardı. Akıl hastası diyerekten Bediüzzaman Said Nursi’yi tımarhaneye kapatmışlardı. Sonra hem akıl sağlığının yerinde olduğuna dair, hem de mükemmel, dahi olduğuna dair rapor verildi ve bu şekilde çıktı. Bak, “Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz.” Küfür sıkıştı mı ne yapıyormuş? Delilik iftirası atıyor, “sen delisin” diyorlar “Ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” “Hem delisin, hem yalancısın” diyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a ne diyecekler? Aynısını. Çünkü Allah’ın kanunu bu, hep yapmışlardır. Bütün peygamberlere bu yapılmış. “(Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur."” Bak, o iddiayı bozmuş oluyor, “Akıl yetersizliği yoktur.” Mesela ahir zamanda nasıl yapılır? Rapor alırsın, bozarsın. Mesela Bediüzzaman nasıl yaptı? Rapor aldı, bozdu. Sonra ne dedi? “Bende, akıl yetersizliği yoktur” dedi. “Ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim” dedi, “bir tebliğci, bir Mehdi’yim” diyor, inşaAllah. “Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” Yani “güvenilir bir öğütçüyüm ben” diyor, “dürüst, samimi, iyi niyetli bir insanım” diyor. Zaten anlaşılıyor hemen. Evet, buyrun Hocam.
BETÜL HANIM:Estağfirullah Hocam. Hüseyin Gülerce Hocamız, önceki gün namaza duran komutanlarımızın kendisinde meydana getirdiği sevinci kaleme alan bir yazı yazmıştı. Ahmet Hakan bu yazıya cevaben, sağ kesimde klasik olarak hep alnı secde gören komutan özlemini olduğunu belirterek, kendisi için bunun hiç mi hiç önemli olmadığını söylemiş Hocam.
Güneri Civaoğlu’yla ilgili bir haber vardı Hocam. Güneri Civaoğlu, PKK ile ilgili gerçekleri daha yeni yeni anlamaya başladığını anlatan bir yazı yazmış. Demokratik özerklik formülünde PKK militanların büyük bir bölümünün çıkarılacak genel afla dağdan indirerek, Kürt yönetiminin güvenlik güçlerinin oluşturulması ve Kandil’deki yöneticilerin de bu güçlerin komutasına getirilmesinin planlandığını ve PKK’nın barış şartının özel Kürdistan kurmak olduğunu yazmış. Büyük resmin yavaş yavaş ortaya çıktığını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, yıllardan beri söylediğimi daha yeni görmüşler ama yine de iyi, görmüş olması çok iyi. Yıllardan beri bu tehlikeye dikkat çekiyoruz, anlatıyoruz. “Daha yeni fark ettim” diyor. Ama diğer anlattıklarımızı çok iyi kavramaları lazım, yani Darwinist-Leninist propagandanın Güneydoğu’da yoğun olarak devam ettiği, buna karşı anti-ateist, anti-Leninist, anti-Darwinist karşı propagandanın bilimsel metotlar kullanılarak, bütün ilmi imkanlar kullanılarak, bilimsel imkanlar kullanılarak bu propagandanın yok hükmünde olmasını sağlamak önemlidir diye söyledik, söylemeye de devam ediyoruz.
BETÜL HANIM: Londra’daki otobüs ilanlarıyla ilgili halkın yorumlarından birkaç örnek verebilir miyim, izninizle?
ADNAN OKTAR:Evet.
BETÜL HANIM: Hale el Eyyübi, Londra Tıp ve Estetik Kliniği’nin direktörü şöyle demiş; “Harun Yahya, verdiği ‘Allah vardır’ mesajıyla milyonlarca Londralıyı derinden etkiledi. Peter Thompson, gazeteci şöyle demiş; “Bir Hıristiyan olarak Harun Yahya’nın Allah’ın varlığı konusundaki İslami açıklamalarını daha önce duymamıştım. Bu çok yaratıcı bir kampanya olmuş ve üzerinde daha fazla araştırma yapılmasını hak ediyor” demiş. Fas kökenli bir iş kadını şöyle demiş; “Harun Yahya’nın İslam’ı en güzel şekilde temsil etmek ve Allah’ın varlığı konusundaki hayat kurtarıcı bir bilgiyi sunmak üzerine Londra’nın otobüslerini seçmiş olmasından çok büyük memnuniyet duyuyorum” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah. Onları video olarak da yayınlayalım. Londra halkı ne diyor, fikirleri nedir, görüşleri nedir, onları yayınlayalım, inşaAllah.
Kardeşlerimiz diyor ki, bir arkadaşımız; “Hocam, Kuran’dan yaptığınız açıklamalar tam mutabık değil.” Peygamberimiz (s.a.v)’in zamanında bir olay anlatıldığında, bir şey anlatıldığında onun, o ayetin hayata yönelik, hayata uygulanan yönüne bakılır. Ayeti hayata uygulamamızı istiyor Allah. Hayata uyguladığımız yönünü ben açıklıyorum. Yoksa, mesela; “Ebu Leheb’in eli kurusun” diyor Cenab-ı Allah. Dese ki; “bu Ebu Leheb’in elinin kurumasıyla ilgili ayettir, Ebu Leheb’i anlatıyor,” bu tamam, birinci anlamı bu. Peki, asıl gaye bu mu? Asıl gaye, bizim buradan alacağımız ders ve bunun hayata uygulanmasıdır. Ben alacağımız ders ve hayata uygulamasını anlatıyorum. Yoksa zahiri anlamı açık zaten, okuduğumuzda açık. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’e diyor ki Cenab-ı Allah; Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “Biz, göğsünü yarıp-genişletmedik mi?” Şimdi bu Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kalbinin ferahlaması, kalbinin rahatlamasıyla ilgili bir ayet. Tamam, bir tek anlamı bu mu bunun? Hayata yönelik bunun bir anlamı yok mu? Yani ahir zamana yönelik, bize yönelik, uygulamaya yönelik ve bizden sonraki hayata yönelik bir anlamı yok mu? Var. İşte biz bunu anlatıyoruz. O kısmı zaten açık, tefsirlerde anlatıyor. İlk anlamı açıktır onun. Hayata uygulanmasının anlamının anlatılması, çok önemlidir. Yani düz anlamın önemli olduğu gibi, hayata uygulanması da çok önemlidir. Ben hayata uygulanan, pratiğe uygulanan yönünü anlatıyorum.
Mesela, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığırım; “İncire ve zeytine andolsun, Sina dağına, ve şu emin beldeye (güvenilir şehre). Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” Şimdi, “İncire ve zeytine andolsun.” Allah, incire ve zeytine yemin ediyor; birinci anlamı açık, bu. “Tamam” mı diyeceğiz yani? “Bu, bu kadardır” mı diyeceğiz? Hayata yönelik bir ders var burada, bizim anlamamız gereken bir hikmet var. Ben o hikmetin üzerinde duruyorum. Kuran’ın işaret ettiği manaların üstünde duruyorum. Mesela, “incire ve zeytine andolsun.” Zeytinlik dağı, Hz. İsa (a.s)’ın faaliyet yaptığı bir yerdir, İsrail’de. Arkasından da, “Sina Dağı,” Sina Dağı’na dikkat çekiliyor. Demek ki bu bölgede bir şeyler olacak. Sina bölgesinde, bu zeytinlik dağında bir şey var, buna dikkat çekilmiş oluyor. Ayrıca incir ve zeytine de dikkat çekilmiş oluyor. Onlardaki bazı hikmetlerin ortaya çıkacağı, bazı şifa yönlerinin ortaya çıkacağına dikkat çekilmiş oluyor. Mesela zeytin ve zeytinyağı, insan vücuduna en uygun olan yağdır. Mesela bir yönü olarak, en ideal yağdır. Doymuş ve doymamış yağ asitlerinin oranı açısından mükemmeldir. Omega-3 açısından mükemmeldir, diğer omega çeşitleri açısından mükemmeldir. Allah en mükemmel dengeyle yaratmıştır zeytinyağını. Mesela ona da bir işaret var. İncir de vücut için çok faydalı bir yiyecektir. Bir kısım faydaları bulunmuştur ama bir kısım faydaları daha bilinmiyor. Ama bir bölgeye de dikkat çekilmiş oluyor. Mesela Zeytinlik Dağı’na da dikkat çekilmiş oluyor ve Sina Dağı’na da dikkat çekilmiş oluyor. “Ve şu emin beldeye,” şimdi biz emin belde deyince ne anlarız? Medine olarak alabiliriz, o dönem için, Peygamberimiz (s.a.v) zamanı için; Mekke, Medine. Ama ahir zaman için, Hz. Mehdi (a.s)’ın bulunduğu şehir. Yani iman açısından güvenilir belde, İstanbul ve Türkiye; buna bakıyor. Mesela bu bir yorum ve şerhtir ve işarettir. Ve ‘emin belde’, demek ki Mehdiyet döneminde beldeler emin olacak. Nereden anlıyoruz? Hadislerden anlıyoruz, bütün beldeler emin olacak. İslam beldeleri emin beldeler olacak, emin yerler olacak. “Ve şu emin beldeye,” İslam aleminin hakim olduğu beldeye; bu anlam çıkıyor, ahir zamana uygulamasında. “Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık” altın oranla, mesela altın orana dikkat çekilmiş oluyor. İnsan olabilecek en güzel biçimdedir, bu mucizedir. Mesela gözü biraz yana gittiğinde olmuyor, alnı üstüne doğru gittiğinde olmuyor. Dudağı biraz yukarıda ya da biraz aşağıda olduğunda müthiş bir biçim bozukluğu oluyor. Olabilecek en mükemmel biçimde yaratılmıştır insan. Estetik açısından, bir de altın oranla yaratıldığı için estetik harikasıdır. “Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” Deccal olması insanın; yani Allah, ruhen-bedenen düzgünken ruh olarak deccalliğe, şeytanlığa dönebileceğini söylüyor. Yani çok rezil bir konuma düşebileceğini, aşağıların aşağısına, şeytan seviyesine girebileceğini söylüyor. “Aşağıların aşağısı” nedir aynı zamanda? Cehennemde gayya kuyusudur, en aşağı derecedir. Şeytanın ve münafıkların atıldığı yer. Mesela ona da işaret etmiş oluyor. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.” “İman edip,” demek ki en önemli olan neymiş? İman hakikatleri. Yani fıkıh bilgisinin daha önünde, iman etmek. Demek ki neye dikkat edecek? İnsanın önce iman etmesinin üstünde durulacak. İman hakikatleri, tahkiki iman, ayne’l yakin, hakke’l yakin iman. Bir Müslüman neye dikkat edecek o zaman? Önce iman edecek. Bak, “ancak iman edip,” önce iman edip iman hakikatlerini, Allah’ın sanatını görecek; Darwinizmin, materyalizmin yanlışlığını görecek, Allah’ın kainatta yarattığı bütün harikaları inceleyecek; atomun yapısını, elektronların yapısını, protonları, hücrenin yapısını, kromozomları, altın oranı, bitkileri, çiçekleri, her şeyi inceleyecek; beynin yapısını inceleyecek, Kuran’daki mucizeleri görecek, derin bir imana sahip olacak. Önce bu, “iman edip” Sonra “salih amellerde” bak sonra salih, sonra iman ettiği için ne oluyor? Samimi oluyor, salih oluyor, samimi olmak. İkinci aşama, samimi olma. Samimiyet önce geliyor, önce neye dikkat edecekmiş o zaman, imandan sonra? Samimiyet. Samimiyetten sonra ne? Amel. İşte orada fıkıh devreye giriyor. Önce iman, sonra samimiyet, çok samimi olmak, sonra fıkıh; yani helaller, haramlar. “... bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.” “Kesintisiz sevap vereceğim” diyor Allah. “Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?” Darwinizm, materyalizm, deccaliyet; Allah buna dikkat çekiyor. Demek ki dini yalanlatacaklar olacak, deccaller çıkacak. Ahir zamanda en büyük fitne, dünya tarihinin en büyük fitnesi ne, şu ana kadar görülmüş en büyük fitne ne? Hadise göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in, Müslim’de ve diğer hadis kitaplarındaki açıklamalarına göre bütün dünyayı dinsiz yapan Darwinizm ve materyalizmdir, yani deccaliyet. “Hangi şey sana dini yalantabilir?” Darwinizm yalanlatıyor insanlar ve binde 999’unun -ki bunu Muhammed Raşit Erol Hazretleri söylüyor- “Binde 999’unu dinsiz yapan, materyalizm ve Darwinizm. “Allah hükmedenlerin hakimi değil mi?” Dünyaya hükmeden birçok insanlar var, devletler var. Ama diyor ki Allah, “Ben, hepsinin hakimiyim.” O zaman asıl hakimiyet, ne gerekiyormuş demek ki? Allah’ın hakimiyeti esasmış. O zaman ne anlama geliyor? Bütün dünyanın Kuran’a göre hareket etmesi ve bütün dünyada Allah’ın hükümlerinin, Allah’ın ahlakının hakim olması. Şimdi Tin Suresi’ne baktığımızda biz bunu görüyoruz, hayata uygulamasında. Düz anlamı zaten mealinde yazıyor. Mealini okursan, düz anlamını anlamış olursun zaten. Ama ben hayata uygulanışını anlatıyorum, yani hiç yapılmamış tefsirler yapıyorum ben. Varsa benzer, bana göstersinler. Ve bütün anlattıklarım da doğru, ilk defa yapılan tefsirlerdir ve o anda yapıyorum ben, önemli olan bu; ben daha önceden bir çalışma yapmıyorum. Allah, o anda kalbime neyi ilham ederse onu anlatıyorum. Benim her zaman yöntemim budur. İlk defa karşılaşıyorum ve hiç görülmemiş açıklamalar yapıyorum. Ve hepsi de doğru. Yanlışsa mutlaka söylemeleri lazım, “şu şu şu yanlış” desinler. Zahir anlamı, kardeşim zaten zahir anlamı, adı üstünde meal okursan zaten zahir anlamını öğrenirsin. Hayata uygulanması çok önemlidir, inşaAllah. Zahir anlamı önemlidir, fakat hayata uygulanması, Allah’ın asıl amacı odur. Hayata uygulamadır, inşaAllah. Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Bir sözünüz vardı, onu söylemek istiyorum, inşaAllah. Demiştiniz ki; “yobaza küfür çok iyi sahip çıkar, küfre de yobaz çok iyi sahip çıkar. Onların gizli beraberlikleri çok anormal, çok şeytanidir. Bunlar gizli, karanlık, izbe yerlerde buluşur, strateji belirlerler.”
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela insan hiç ummuyor, yobaza küfrün karşı olacağını düşünüyor. Öyle değildir, küfürle yobaz içi içedir. Müthiş bir ittifak vardır, müthiş şeytani bir bağlantı vardır. Ahlaksızlıklarda, pisliklerde gizli şeytani bir ittifak aralarında oluşur. Bu çok şaşırtıcıdır mesela, bilinmeyen bir şeydir bu ama vardır.
Hücre zarı mucizesi, onu bir seyredelim.
-VTR- Hücre Zarı Mucizesi
ADNAN OKTAR: Şimdi hayranlarımdan gelen mektupları okuyayım. “Canımın ta içi Hocam, sizi çok çok seviyorum. Mücahit, dindar, hoş sohbet, yakışıklı, kaliteli, Allah aşkıyla sevdiğim Hocam” diyor Ayşe Arslanoğlu. Soyadı da bize benziyor, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, sizi tanıyalı çok huzurluyum, inşaAllah. Hocam bir rüya gördüm, Bediüzzaman Hazretleri’ni gördüm, uyandım Hocam. Sizleri takip etmeye devam ediyoruz, inşaAllah. Abdullah.”
Bak, bak, bak! Metin Koçkaya. Koçyiğit Metin, Allah aşkına rica ediyorum, selamı tam yazın. Bak, bak! ‘Slmyk.’ Oldu mu şimdi bu? Her şeyi yazıyorsun kerata. ‘Selam’, bir ibadettir, Allah’ın isimlerindendir ‘Selam’, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v)’in selam verdiği gibi selam versene; “Selamun Aleyküm” desene. Olmaz, öyle demeyeceksin, selamı tam yazacaksın. “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Adnan Hocam. Hocam bugün Cuma 17:30’da Almanya’dan İstanbul’a uçacağım, inşaAllah. Bu benim 4. yazım, cevap hiç gelmedi. Lütfen, lütfeni de şöyle anladık, ‘ltf’. Ama iyi de bir yerde, buralarda olur; ‘ltf’, lütfen, iyi mürekkepten, zamandan istifade. “Eğer mümkünse sizi ziyaret edecektim. Bana bir tel ya da adres verebilirseniz. Tşk.” Bak, bak, bak! Tembel Metin, ben bunu anladım yani, olmaz. Allah aşkına şu internetçi ağzını kullanmayın. Bir de bir gülme şekli var, ne? ‘Puhaha’, bu nasıl gülmeyse, hadi ‘ha ha’yı anladım da ‘puhaha’ nedir? Ama Allah aşkına şu internetçi üslubunu bırakın. Bambaşka bir alem o, internet ağzı falan, nedir bu, ne gerek var? Normal hayat vardır.
“Sessiz okuyun lütfen Hocam.” Artık geç kaldık bir kere. “Kalbim, ruhum Hocam, cennet kokulu canım Hocam. Sizi çok özledim” diyor. Güzel. Bak, maşaAllah; “Hocam, sizin sevginizden migrenim geçti” diyor, inşaAllah. “Allah sevgisinden, size olan sevgimden migrenim vardı, geçti” diyor. “Kamil imanlı olmak, İttihad-ı İslam için çalışmak, size layık olmak istiyorum, inşaAllah. Bana dua edin Hocam lütfen. Rabbime her an dua ediyorum; hem dünyada, hem ahirette sizinle olabilmek için, inşaAllah. Son nefesime kadar çalışacağım, inşaAllah. Ben sizi Allah aşkıyla seviyorum, inşaAllah. Sizi ve cenneti özledim, inşaAllah. Bana ekrandan bakarak bir şeyler söyleyin” diyor. Nasıl oluyor o, ekrana bakacağım? Dur bakayım; sevimli Aygün, ben de seni çok çok seviyorum ve ekrana da bakıyorum, inşaAllah. Yani kastedilen odur herhalde.
“Çok değerli Adnan Hocam, Selamun Aleyküm. Çok kısa bir mesajım olacak. Belki sohbetlerde unutulan veya farkına varılmayan, lakin sizin de zamanında dikkatini çektiğiniz bir alamet var ki, şüphesiz bu tespihin boncukları misali gerçekleşen alametlerin arasında yer almaktadır. Sayfanızdan alıntı yaparak sizin yazdığınız yazılardan dikkatimi çeken bir hususu belirtmek istiyorum” diyor. “Nuaym bin Hammad, Fiten’inde sahih bir senetle Müslim’den nakille Hz. Ali (k.v)’den tahric etti. Resulullah (s.a.v) ferman etti ki; ‘Fitneler dörttür, bolluk fitnesi, darlık fitnesi, keza bir fitne ve altın madeninin zikri.’ Sonra da Peygamber (s.a.v)’in soyundan Muhammed Hz. Mehdi (a.s) çıkar. Allah onun eliyle insanların işini ıslah eder.” “Hocam, bu ahir zamanda altının bu kadar kıymet kazanması, sürekli altının gündemde olmasına mı işaret ediyor?” diyor. Olabilir, tabii yani altın hakikaten şu an ana gündem, yani herkes altına yatırım yapıyor. Dolar, euro, şu bu falan hiçbir şeyi o kadar güvenli bulmuyorlar, altını güvenli buluyorlar. Altının ahir zaman da çok zikredileceğinden bahsediyor hadis, o yönüyle de Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olarak önemli. Hadislerde bu alenen belirtilmiş. Hakikaten her gün, işte “altın güvenilir oldu,” “altın şöyle oldu, altın böyle oldu,” “altına hücum var,” şu, bu falan, böyle altın madeninin önemi sürekli vurgulanıyor.
“Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, bayramınız mübarek olsun. Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. Bir talebeniz olarak Diyarbakır’da yaklaşık 600 A9 broşürü dağıttım inşaAllah canım Hocam. Bizlere dua edin, sizleri çok seven Yusuf kardeşiniz” diyor. Bütün Diyarbakır’a selam. Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt Bediüzzaman’ın, Selahaddin Eyyubilerin torunlarının olduğu yerler maşaAllah. Seyyid yatağıdır oralar, hep seyyid duludur maşaAllah. Bütün Anadolumuz gibi oralar da çok mübarektir, çok güzeldir. İnsanları da, efendim, görünümü de, tabiat olarak görünümü çok mükemmeldir inşaAllah.
“Selamun Aleyküm” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Nur Muhammed Adnan Hocam, güzel mübarek canım Hocam. Bediüzzaman Hazretleri’nin İsevi Ruhaniler ile ittifak edeceğini, bu ifade keyfi bir yorum değil de doğrudan Kuran ile birebir örtüşen bir emir olduğunu görüyoruz. Bunun tam tersi olması gerektiğini savunan insanlar maalesef çok. Yine maalesef Müslümanların çoğunluğu dindar olmakla, yani şekil olarak dine uymakla takva olduğunu düşünüyor veya öyle olacağını zannediyor. Buna zaten taklidi iman deniyor. Derin olmayan insanları kin ve nefret konularına yönlendirmek çok kolaydır. Hakiki imana sahip olan bir insan nasıl olur da kendisinin cennete gitmek, belli kimselerin de cehenneme gitmek üzere yaratıldığını düşünür, kendisini cennet tarafının sahibi olarak görür? İnsanlar cehennemde yanmasın diye mücadele etmek gerekirken,” tabii bir kısım insanlar cennete, cehenneme göre yaratılmışlardır, doğrudur ama yani insanlar cennete gitsin diye gayret edilmesi lazım. Yani onları cehenneme düşürmek için uğraşmak ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır; kardeşimiz onu demek istiyor. “Birilerini cehennemin dibine gönderen bir Müslümanlık anlayışı nasıl olabilir? Bunun bozulmuş bazı yanlış düşüncedeki Yahudilerin kendilerini üstün kavim olarak görmelerinden ne farkı vardır? Müslüman anne-babadan doğmaksa imanı veren, o zaman bunda kişinin ne sorumluluğu olurdu ki? Müslümanlar içinde yobazlık, geri kafalılık çok daha önce ve çok daha önemli olarak insani olma anlayışını kaybetmişlik kök salmış. Darwin’i belki hiç bilmeyen, umursamayan, inanmayan Müslümanlar sanki ondan özel ders almış gibi bir ahlaka sahip durumdalar. İnşaAllah, bu marazları izale edeceksiniz, çok sevgili Hocam. Ellerinizden öper, saygılar sunarım. Oradaki güzel insanların yakında birilerini utandıracak kadar imanlı müminler olması duasıyla.” Bu sevimlileri kastediyor. Ama ikisi de acayip tatlılar, insan bakmaya doyamıyor. Çok şeker. “İnşaAllah biz de Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a talebe oluruz, yakın oluruz. Olmasak da onların Veysel Karani’si oluruz. Esselamun Aleyküm Arslan Hocam” diyor, değerli bir kardeşimiz. Çok güzel bu yorumlar, kardeşlerimizin. “Selamun Aleyküm Arslan Muhammed Seyyid Adnan Hocam. Ali Demiröz, Konya/Çumra ilçesinden Hocamıza sevgilerimle. Hocam hep düşünüp, bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum ama adını koyamıyordum. Allah sizden razı olsun, vesilenizle aklımız açıldı, kalbimiz rahatladı. Olayları daha iyi görmeye başladık, elhamdülillah. Bu şiiri de İttihad-ı İslam’ın bir an önce olması için dua ile yazdım. Size ulaştırmak istedim. Bizlere müjde veren, içimizi rahatlatan aslan Hocam’ın ellerinden öperim. Osman Derin.” “Daha önce defalarca Hocam mail attım, ancak geri dönen olmadı. Deccal ve Hz. Mehdi (a.s) hakkında bazı araştırmalarım var. Bu bilgileri ek halinde Adnan Oktar Bey’e göndermek istemekteyim. Bu adrese mail atsam iletebilir misiniz? Saygılarımla, Utku Şen.” Utku’nun yazılarını getirin, isteyin. MaşaAllah, maşaAllah, nedir kardeşim bu böyle? Mücahidan büyük bir şevkle gayret içerisinde, maşaAllah. Azerbaycan yıkılıyor, maşaAllah, şahane. Vay, vay, vay, vay, maşaAllah. “Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, siz birçok kereler 2012’ye dikkat çektiniz. Siz bir şeye dikkat çektiyseniz mutlaka bir sebebi vardır. Çünkü bu hep böyle oldu, maşaAllah. Bizlere 2012 tarihinde ne gibi olaylar beklememiz gerektiğini biraz anlatabilir misiniz, inşaAllah Hocam? Bir de cinleri hangi tarihlerde görmeye başlayacağız, inşaAllah? Bir de Hocam, İbrahim Ağabey canlı yayında cinlerle olan bir görüşmesini anlattığı sırada, cinlerin padişahının sürekli size selam göndermesini, hürmet ve saygı gösterdiğini, hatta sizin üzüm takdim ettiğinizi anlatmıştı. Bunu biraz açar mısınız, mümkün olur mu, inşaAllah? Siz daha iyi bilirsiniz. Saygılar, hürmetler, talebeniz.” İskoçya’dan bir kardeşimiz yazmış. Evet, cin konusunda uzman bir hanım var. O, “Hocamız şu an sohbette” demiş. Hakikaten doğru söyledi. Aman aman dedim, dikkatli olalım. Yani hakikaten evdeki arkadaşlarımın hepsini söyledi. Hatta güldük bayağı. “Hocamızı cinlerin padişahıyla bir sohbette gördüm” diyor. “Hocamız cinlere eliyle üzüm yediriyordu” diyor, inşaAllah. Benim haberim yok, inşaAllah. Öyle bir tayyi mekan, tayyi zaman olmuş olarak söylüyor, inşaAllah. Ama bu hanım hakikaten uzman. Çünkü mesela benim evdeki arkadaşlarımı söyledi. An olarak söyledi. Acayip şaşırdım. Hatta sayı olarak da söyledi. Şunlar şunlar var gibisinden. Aman dedim ben. Çünkü mümkün değil bilmesi. Fakat benim öyle bir yeteneğimin olduğunu söyledi. Hakikaten haberim yok benim öyle bir şeyden. Yani cinlerin padişahı ile toplantı yaptığımı, onlarla görüştüğümü, hatta onlara bizzat elimle üzüm yedirdiğimi, hatta onun da hoşuna gitmiş. Yani tevazum olarak belirtiyor. Mesela bu hanım evde otururken masanın üzerine cinler canlı olarak denizatı bırakmışlar. Küçük denizatları var ya, bizim vakfın ambleminden olan, Bilim Araştırma Vakfı’nın deniz atı. Normal canlı deniz atı. Normalde imkansız böyle bir şey. Islak olarak, canlı olarak bırakmışlar. Herhalde şaka yapıyorlar. “Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Göz bebeğimiz Muhammed Adnan Hocam. Dün inşaAllah mesajımı okundunuz, o kadar mutlu oldum ki, anlatamam, elhamdülillah. Yalnız ben telefon numaramı vermeme rağmen kardeşlerim beni aramadılar. Hocam bir gün bile sizi görmesem kendimde bir eksiklik hissediyorum. Hocam dün ve bugün bulunduğum yerdeki, şirkette çalışan kardeşlerimize Hz. Mehdi (a.s), deccaliyet, Türk-İslam Birliği, iman hakikatlerini anlattım, inşaAllah. Bazıları, ‘bu konulardan başka bir konu bilmiyor musun sen?’ diyerek sıkıldıklarını söylediler. Ama önemli değil, inşaAllah. Çünkü biz anlatmakla mükellefiz Hocam. Anlamıyorum, dünyada bu kadar zulüm varken; Müslümanların canına, malına, ırzına sürekli saldırı varken, bunlar başka konuları anlatmamızı istiyorlar; mesela araba, futbol veya siyaset. Biz boş şeylerle fazla vakit kaybetmekten Allah’a sığınırız. Ama Allah’a hamd olsun, Allah bizi size yöneltti Hocam. Yine söylüyorum inşaAllah; canımız yolunuza, Allah yoluna feda olsun, size gelen bize gelsin.” Misafirleri kastediyor herhalde. Yoksa Allah esirgesin, yani felaket anlamında olmaz. Çünkü Allah hiç kimseye felaket göstermesin. “Ben sizsiz yaşayamam. Çünkü siz çok kıymetlisiniz” diyor. Canım öyle demeyelim de, Peygamberimiz (s.a.v) de vefat etti, biz arslan gibi mücadele ediyoruz. Öyle demeyelim de, ‘Allah size hayırlı, uzun ömürler versin’ diyelim. Allah hepimize hayırlı, uzun ömür versin, inşaAllah. “Çünkü sizin kıymetiniz ahirette daha iyi anlaşılacak, inşaAllah.” İnşaAllah, öyle olur. “Allah’a emanet olun Hocam. Sizlerle tanışma istediğimi tekrarlıyorum, inşaAllah.” Çocukla neden görüşmediniz siz? O yukardaki vatandaşlara söyleyin, görüşsünler. “Sayın Hocam, ben Avusturya Sydney’de yaşıyorum. Sizin sohbetlerinizi ve Mahmut Hocam’ın sohbetlerini dinliyorum.” MaşaAllah. “İnşaAllah iki küçük çocuğum var. Namazıma başladım, inşaAllah. Çok huzurlu hissediyorum Hocam. Hocam sizce Somali’deki kuraklığın Ramazan’a denk gelmesi tesadüf müdür? Eşim diyor ki; ‘Adnan Hoca masonları ortaya çıkaran kişidir.’ Hocam buralarda ateist çok, buraya da bir el atsanız” diyor. Aynur Cabadağ. Evet, Aynur Hanım. Tamam, oraya da manevi bir el atalım, inşaAllah. Avustralya, Sydney, çok iyi olur. Ama bizle bağlantı halinde olun, bize yardımcı olun, biz de orada konferans verelim, değil mi? Orada bir arkadaş grubu oluşturalım. Aynur Hanım siz bize yardımcı olursanız, bağlantıda olursanız kısa sürede yaparız, inşaAllah. Kardeşimiz bir rüyasını anlatmış, Hülya Hanım. Fakat ben rüya tabiri pek bilmem. Ama sevgilerimi iletiyorum Hülya Hanım’a. “Sayın Hocam, benim adım Yılmaz. İstanbul’dan soruyorum, aklıma takılan bir soru var. Neden Türkçe ayet okuyorsunuz?’’ diyor Doğuhan. Şimdi Fransızca söylesem anlamazlar, Arapça söylesem anlamazlar. Türkiye’deyiz, kardeşlerimiz Türk, anadilimiz Türkçe, Türkçe söylüyorum. Normal olan budur, inşaAllah. Yani meali Arapça okursam anlamazlar kardeşlerimiz, inşaAllah. Ayrıca benim Arapçam yok. Arapça bilmem ben. “Saygıdeğer Adnan Hocam, geçen hafta internet portalında yeni bir Hollywood filminin Eylül ayında gösterime gireceğinin ve isminin Yeşil Adamlar olduğunu okudum. İçinde yaşadığımız zaman babında çok manidar olduğunu, bu konu hakkında naçizane fikir alabilir miyim? Ayrıca sizin şahsınızın ve herkesin Ramazan bayramını kutlarım. Levent Ergül. Saygılarımla.” Evet, Hz. Hızır (a.s)’ın ekibi genellikle yeşil adamlardan oluşur. Yani filmde de görüyoruz; sarıya kaçan açık yeşil, bazen koyu yeşil. İncil’de de geçer, “flu görünümlü atlı” diye, inşaAllah. Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam. Libya’ya ait son resimler vardı. İzninizle onları göstermek istiyordum. Libya’da yaşanan zulümle ilgili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?” diye bir şiir vardı. Onun tam karşılığı bunlar. İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunun ne kadar hayati ve ne kadar önemli olduğunu Allah her gün insanlara gösteriyor. Bak, her yer kan, her yer kan. Hz. Mehdi (a.s) devrinde damla kan yok; damla, inşaAllah.
‘Elektronların Muhteşem Dünyası’, onu bir seyredelim.
-VTR- Elektronların Muhteşem Dünyası
ADNAN OKTAR: Şahane anlatımlar. Ben şimdi düşündüm de, iman hakikatlerini ahir zamanda bu kadar mükemmel anlatan hiçbir faaliyet yok. Bediüzzaman’ın anlatımları var ama Bediüzzaman yazı olarak anlatıyor ama biz resimliyoruz, film haline getiriyoruz ve bilimsel, bol delille, bol fotoğrafla insanların tam kavrayacağı gibi muhteşem bir anlatımla anlatıyoruz ve tahkiki iman mükemmel gelişiyor. Taklidi iman yerine hakke’l yakin, ilme’l yakin bir iman oluşmuş oluyor; en önemli konu bu, iman meselesi. Sonra samimiyet, sonra fıkıhtır. Biz bu iki konu üzerinde çok duruyoruz; iman ve samimiyet. Çünkü fıkıh çok kolay, alırsın bir ilmihali okursun, tamam. Cübbeli ne yapıyor? Doğrudan fıkıhı esas alıyor. Peki iman ne olacak, tahkiki iman ne olacak, değil mi? Taklidi iman olmaz. Tahkiki, hakke’l yakin, ilme’l yakin iman gerekir ve samimiyet gerekiyor. Bunu hedefleyeceği yerde, doğrudan fıkıh ile başlayarak hata yapıyor. Güçlü bir imanı olmayan insana fıkıh olur mu? Derin imanı olmayan bir insana fıkıh olur mu? Samimiyeti kavramamış bir insana fıkıh olur mu? Bediüzzaman bu konuya çok dikkat çekmiştir, önce iman hakikatleri demiştir. Bizim yöntemimiz de bu, inşaAllah. Evet, Buyrun Hocam.
BETÜL HANIM: Estağfirullah Hocam, izninizle. Avustralya’da birçok konferanslarımız olmuştu, iki hafta boyunca Yeni Zelanda’da ve Avustralya’da. Geçen ay Sydney Üniversitesi’ndeki konferanstan bir resim var. Aynı zamanda Avustralya’da birçok başka konferans da oldu bunların dışında, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah. Sdyney Üniversitesi...
ADNAN OKTAR: Mesture hanım kardeşlerimiz, müminler, müminat, hepsi orada, maşaAllah. Allah şevklerini artırsın, heyecanlarını artırsın, inşaAllah.
Rahmetli Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nden biraz okuyalım. Ne güzel Osmanlıcası var Bediüzzaman’ın, maşaAllah. Kardeşim, ne zengin kelime hazinesidir bu. Allah Allah! Yani mesela bizim bir ise kelime hazinemiz, Bediüzzaman’ın abartmıyorum en az ellidir. Muazzam bir kelime hazinesi var ve muhteşem bir ahenkle anlatıyor. “Dördüncü Suâlinizin Meâli” diyor Bediüzzaman, “ahir zamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm deccali öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle dîn-i hakka girerler.” İslam’a girerler. “Halbuki rivayetlerde gelmiştir ki: "Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz." Böyle umumiyetle îmana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler? Elcevap: Hadîs-i Sahihde rivâyet edilen: "Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın geleceğini ve Şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, deccali öldüreceğini" îmanı zaif olanlar istib'ad ediyorlar.” Zayıf imanlılar. “Onlar hakikatı îzah edilse, hiç istib'ad yeri kalmaz." Şöyle ki: O hadisin ve süfyan ve Hz. Mehdî (a.s) hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mânâ budur ki: Âhir Zamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak: Birincisi: Nifak (münafıklık) perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, süfyan namında müthiş bir şahıs(deccal), ehl-i nifakın (münafıkların) başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.Ona karşı Al-i Beyt-i nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan,” yani Peygamberimiz (s.a.v)’in soyundan gelen, “ehl-i velayet,” veli olan, “ve ehl-i kemalin,” yani kemali insanların, mütekamil insanların “başına geçecek Al-i Beyt’ten,” seyyid olan, “Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranio süfyanın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır.” İşte bu son aşamadayız şu an. Dördüncü aşama. “İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne,” Darwinizm ve materyalizm. Bak, “maddiyyun ve tabiiyyun” diyor. Tabiiyyun; Darwinizm, maddiyyun; materyalizm. “... felsefesinden tevellüt eden (doğan) bir cereyan-ı nemrudâne,” firavun cereyanı, yani deccali bir cereyan, “gittikçe,” yani ilerledikçe, “ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla,” materyalist felsefe vasıtasıyla, “intişar ederek,” gelişerek, “kuvvet bulup, Ulûhiyeti (Allah’ı) inkâr edecek bir dereceye gelir.” Şu anda da öyle oldu. Dünyanın yüzde 99’unu dinsiz yaptılar. “Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir. Öyle de, Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.”Mesela PKK’nın bütün mensupları çok enaniyetli oluyorlar. Hepsi nemrut hükmünde oluyor. Her biri ayrı bir deccal oluyor. Diyorlar ki; “Abdullah Öcalan’ı çıkarsak, ona villa versek, yağlasak, ballasak, adama rica etsek, PKK ile konuşur, arayı bağlar, biz de kurtuluruz.” Hani mafya babasına gider bazı kişiler, şey yaparlar; “ya şunu hallet, para verelim” falan gibisinden, “öyle bir şey yapalım, o da mafya babası gibi gider, halleder” diyorlar. Bazı öyle tipler vardır. “Halbuki her biri ayrı bir firavundur” diyor Bediüzzaman, “her biri ayrı bir deccaldir” diyor, yani “onun etkisiz hale gelmesi hiçbir şey değiştirmez” diyor Bediüzzaman. Onun için Abdullah Öcalan’ı yağlamakla ballamakla bir yere varamazlar. “Hepsi firavun” diyor Bediüzzaman, hepsi deccal hükmündedir. Çünkü o olmazsa bir başkasını başa geçirirler, o olmazsa başkasını. Binlerce adam başa geçirebilirler.“Allah’ı inkâr eden o cereyan efratları,” yani o materyalist, Darwinizm, Leninist olanlar, terörist olanlar, “birer küçük nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.” “Kendilerini haşa birer Allah gibi görürler” diyor. Zaten “ben tanrı oldum” diyor Abdullah Öcalan. PKK’lılara sorun “biz de Tanrıyız” diyorlar. “Kendilerine ilahlık atfederler” diyor Bediüzzaman.“Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise, daha ileri gidip,” onlardan daha azgınlaşarak, “cebbârâne,” yani zor kullanarak, “surî hükümetini,” yani hakim olduğu hükümetini, “bir nevi rububiyet tasavvur edip,” Allah gibi görerek, “ulûhiyetini ilân eder.” “Kendini Allah gibi görür” diyor.“Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın Allahlık dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur. İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda,” yani dünyaya tam yüzde 99’una hakim olduğu bir zamanda, “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek,” saflaşacak İslam’a karşı, Müslümanlığa benzeyecek. Demek ki Hıristiyanlarla boğuşma yokmuş. Onlara şefkatle yaklaşıp, İslam’a yaklaştırmak varmış.“Hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak ve tahrifat,” “tahrif olan İncil hükümleri de gidecek” diyor.“Hakaik-i İslâmiye ile birleşecek,” “Hıristiyanlık aynı İslamiyet gibi olacak” diyor.“Mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılâp edecektir.” Yani sanki İslamiyet. “La ilahe illaAllah” diyorlar, namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar, tam İslamiyet’e benziyor.“Ve Kur’ân’a iktida ederek,” Kuran’a bağlanarak, tamamen Kuran’a bağlanarak, “o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak. Dini hakku iltihat neticesinde azimle kuvvet bulacaktır.” Demek ki Hıristiyanlarla ittifak edeceğiz, düşman olmayacağız. Deccal bize ne diyor? Hıristiyanlara düşman olun, onlarla savaşın. “Yahudilerle savaşın, Müslümanlarla savaşın, Alevilerle savaşın; Şiilerle, Caferilerle, Vahabilerle savaşın” diyor deccal. Biz ne diyoruz? “Birleşeceğiz” diyoruz. “İttifak edeceğiz, dinsizliğe karşı, Allahsızlığa karşı mücadele edeceğiz” diyoruz. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken,” yani Hıristiyanlar ayrı, Museviler ayrı, Müslümanlar ayrı iken, “mağlup olan İsevilik ve İslamiyet,” Müslümanlar da mağlup oluyor o durumda, İseviler de mağlup oluyor. Şu an dindar Hıristiyanlar her yerde eziliyorlar. Dindar Müslümanlar da her yerde eziliyor, dünyanın her yerinde. İttihat neticesinde, birleşme neticesinde, “dinsizlik cereyanına,” yani Darwinimze, materyalizme, Leninizme, “galebe edip dağıtacak istidatinde iken,” yani rahatça dağıtabilecek, rahatça ezebilecek gibi göründüğü bir sırada, “alemi semavatta,” semavat aleminde, “cismi beşerisi ile bulunan,” yani beşeri cismi, yani kendi bedeni; cism-i beşerisi demek; beşeri olan cismi, insani olan cismi, yani eti-kemiği, “eti ile, kemiği ile semavatta bulunan şahsı Hz. İsa (a.s),” Hz. İsa (a.s)’ın bizzat kendi, “o dini hak cereyanının başına geçeceğini,” yani bu Müslümanlığa dönen Hıristiyanlık cereyanının başına geçeceğini, “bir muhbir-i sadık,” Peygamber Efendimiz (s.a.v), “bir Kadir-i Külli Şey’in,” yani Cenab-ı Allah’ın Kuran’daki vaadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; Madem Kadir-i Külli Şey va’detmiş elbette yapacaktır.” diyor. Evet her vakit semavatta melaikeleri yere gönderen, bazı vakitte insan suretinde vaz’eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine (insan şekline) temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselamı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi (güzel sonucu) için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa (a.s), belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, O Hakîm'in hikmetinden uzak değil... belki O'nun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek” diyor. “Hazret-i Hz. İsa (a.s) Aleyhisselam geldiği vakit, herkes onun hakiki Hz. İsa (a.s) olduğunu bilmek lâzım değildir”diyor. İlk geldiğinde bilmek mecburiyeti yoktur. Çünkü uyur halde bırakılacaktır, uyku halinde; kendi kıyafetiyle, orijinal kıyafeti, orijinal ayakkabısı, üzerindeki beylik eşyaları ile, Allah aynı şekilde, alındığı boyuttan dünya boyutuna bırakıyor. Kalktığında o da kendini bilmiyor zaten. Uyandırıldığında kendisini bilmeyecek. Çevresindekiler de bilmiyor. Ama şüphelenecekler, “herhalde o” diyecekler. “Herkes onun hakiki Hz. İsa (a.s) olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havası nur-u imanı ile,” yakın talebeleri, has talebeleri, “nur-u imanı ile,” imandan kaynaklanan nur ile, “onu tanır. Yoksa bedahat derecesinde herkes onu başlangıçta tanıyamayacaktır.” Şu anda da onun için tanıyamıyorlar. İngiltere’nin caddelerinde geziyor, fark edemiyorlar; New York’ta geziyor, fark edemiyorlar; Kudüs‘te geziyor, fark edemiyorlar. Talebeleri de yaman, maşaAllah. Allah sayılarını artırsın. Cayır cayır faaliyet yapıyor, maşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) bir yandan, o bir yandan; Hz. Mehdi (a.s) bir yandan, o bir yandan, evelAllah. Biz de Hz. Mehdi (a.s) talebeleri olarak burada, “Vur bozkurtum vur tilkiye, vur kurtulsun Türkiye” diyoruz, inşaAllah. İlimle, fenle vuruyoruz İnşaAllah.
Protein sentezini anlatalım. Protein seslendirmeli var, onu da yayımlayalım. Yani proteinlerle ilgili geniş bir bilgi verelim. Çünkü protein, deccaliyetin belini böğürtü ile parçalayan, deccali böğürten bir şeydir. Protein ile kalpten vuruldular. Orada debeleniyorlar, çok zavallı hale geldiler. “Proteini uzaylılar yaptı” diyorlar. Bunaldılar, köşeye sıkıştılar, kaçacak yerleri de kalmadı. Üzerlerine gittik, “kim yaptı?” dedik, “söyleyin bakayım” dedik. “Uzaylılar yaptı ağabey” diyorlar. “Uzaylıları kim yaptı?” diyoruz, “bize müsaade” diyorlar. Evet, buyurun dinleyelim.
-VTR- Protein Sentezi
ADNAN OKTAR: Darwinstler Allahualem dümdüzdür. Şu protein olayı var ya, adamların asıl konusu bu. Yani burada kelimenin tam anlamıyla tuş oluyorlar. Bilimin gelişmesi bunları mefluç hale getirdi. Nedir mefluç? Felçli, inşaAllah. Evet, biz de onlara sürekli DNA’dan, RNA’dan bahsederek devam edeceğiz.
Hay MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. “Selamun Aleyküm. Nasılsınız canımın içi Muhammed Adnan Hocam? Bu isimden hoşlandığınız için size bu isimle sesleniyorum. Sizi çok çok seviyorum. Umarım siz de beni çok seviyorsunuz. Ve siz de beni çok sevdiğinizi söylediğinizde benim hayatıma rengarenklik katılıyor. Cenab-ı Hak biliyor. Onun için mesajımda bu güzel sözleri gönderiyorum. Size bir resim gönderiyorum. Yorumlarsanız çok sevinirim.” İnşaAllah. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
“Kuran-ı Kerim’in açık bir kitap olduğu ve tafsilatının yalnız Yüce Allah’a ait olduğu ayetlerde sabit olduğu halde yazılan bunca tefsire bunları yazan alimlere ve bu tefsilerden faydalanan Müslümanlara ne diyeceğiz? Kuran-ı Kerim’de tafsilatı mübah kılan ayetler var mıdır? Aydınlatır mısınız?” Tamam, güzel, doğru zaten. Kuran’ı asıl anlama, mesela “namaz kılın” ayeti vardır, onu fatihler bize bildirir, delil olarak bildirirler, biz de ona uyarız. Ama mesela Yusuf Suresi var, mesela Kehf Suresi var, Kehf Suresi ahir zamana işaret eden bir suredir. Mesela Zülkarneyn bahsi ahir zamana bahseder. Yusuf Suresi yine Hz. Yusuf (a.s)’un hapsedilmesi, başa geçmesi, lider olması, yine Mehdiyet’ten bahseder. Hz. Süleyman (a.s) ile ilgili kıssa, Süleyman bahsi yine dünya hakimiyeti olarak Mehdiyet devrine bakan ayetlerdir. Bu ayetlerin tahakkuku 1400 sene sonra olmuştur, 1400 sene sonra olacak ve oluyor şu an. Yani Süleyman kıssasında ihtişamlı bir hakimiyetten bahsediyor Allah. Bunun bir anlamı var, hayata geçirilişi var. İşte bu ayetlerin benzerinin hayata geçirilmesi, zaten hadisinde işareti ile ahir zaman da olacaktır. “Yere” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), “arza, 5 kişi malik olmuştur.” Biri kim?
BERİL HANIM: Hz. Süleyman (a.s) var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka?
BERİL HANIM: Zülkarneyn var, müminlerden.
ADNAN OKTAR: Tamam.
BERİL HANIM: Nemrut ve Buhtunnasır var.
ADNAN OKTAR: Hah! Nemrut ve Buhtunnasır. Beşinci olarak benim evlatlarımdan…
BERİL HANIM: Hz. Mehdi (a.s)...
ADNAN OKTAR: “Muhammed Hz. Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. Şimdi ne demek istiyor burada Cenab-ı Allah? Zülkarneyn Kıssası ve Süleyman Kıssası’nda Mehdiyet anlatılıyor. Anlamı bu. Dolayısıyla o yönde şerh, ahir zamanda yapılabiliyor aslında. Gerçek anlamı ile. Mesela maddenin yoktan yaratılması ahir zamanda anlaşıldı. Yani Allah, “yoktan yarattım” diyordu, adamlar inanmıyordu. Big Bang Teorisi’nden sonra, “ha tamam, doğruymuş” dediler. “Hakikaten kainat yoktan yaratıldı” dediler. Kuran’ın ihbarının doğru olduğunu anlamış oldular. Ahir zamanda anlaşıldı. Yeryüzünün bulutlarla kaplı olduğunu, dumanlarla kaplı olduğunu söylüyor Allah Kuran’da. Adamlar inanmıyordu, kainat böyle nasıl olur” falan diyorlardı. “Ondan sonra herkes boğulur” falan gibi, ona benzer bir şey düşünüyorlardı. Sonra baktılar o da doğru. Kuran’ın dediğinin doğru olduğunu anladılar. Kuran’da anlatılan birçok bilimsel gerçek, ahir zamanda, bu yüzyılda, hatta son elli yılda anlaşılmış oldu, inşaAllah. O zaman Elmalılı tefsiri vardı, o devirde Müslümanlar ondan istifade eder. Her devirde Allah müfessirler göndermiştir. Her devirde müceddidler, müçtehidler göndermiştir. Zaten hadislerde belirtiyor Cenab-ı Allah, “her yüz yılbaşında, her yüzyılda bir müceddid ve müçtehid, din yenileyicisi gönderecektir” diyor Cenab-ı Allah. Ahir zamanda da müceddidler ve müçtehidler gönderiyor Allah, din yenileyicisi gönderiyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı gönderiyor mesela. Biz de Hz. Mehdi (a.s) öncüsüyüz. Ben mesela Hz. Mehdi (a.s) öncüsüyüm. Hz. Mehdi (a.s)’a yer hazır eden bir insanım. Benim tefsirim ile 400 yıl önceki tefsir aynı olmaz. 200 yüzyıl önceki tefsir aynı olmaz. O 400 yıl önceki insanlara uygun olarak, Allah o devirin müceddidlerini, müçtehidlerini tefsir yaptırır. Ondan istifade ederler. İmam Rabbani mesela kendi devrine uygun tefsir yapıyor, Abdulkadir Geylani kendi devrine uygun yapıyor. Hz. Muhammed Mehdi (a.s) da kendi asrına uygun Kuran’ı tefsir edecektir. En büyük müfessirdir Hz. Mehdi (a.s). En büyük müceddid ve en büyük müçtehidtir. Biz de onun talebesiyiz. Talebede de o kokudan bulunur, değil mi? Gül bahçesine giren gül kokar, inşaAllah. Bizde de tabii ki bir gül kokusu oluyor, inşaAllah. Dolayısıyla geçmişteki Müslümanların bu konuları bilmemiş olması onlara bir şey kaybettirmez. Çünkü orada ana hususları bilmiş oluyorlar. Mühim olan o. Yani helalleri, haramları, Allah’ın ahkama ait bildirdiklerini yerine getirmiş oluyorlar. Ama bazı mucizeleri onlar görmemiş olabilir. Onların gördüğü mucizeleri de biz görmemiş olabiliriz, bir kısmını. Yani çünkü onlarda da fiili mucizeler oluyor, harikalar demeyim de. Kerametler görüyorlar mesela. Abdulkadir Geylani zamanındaki kerametleri görüyorlar, İmam Rabbani’nin kerametlerini görüyorlar. Biz de onları görmedik. Ama ahir zamanda biz Kuran’ın mucizelerini görüyoruz, onlar o devrin imkanları ile onu göremediler. Ama biz bu devrin imkanları ile bunu görüyoruz, inşaAllah. “Kuran-ı Kerim’in tahsiratını mübah kılan ayetler var mıdır, aydınlatır mısınız?” diyor. Bediüzzman’ın bu konuda çok geniş açıklaması vardır. “Kuran’ın dalları vardır, kolları vardır. Her asra ayrı bakar, her olaya ayrı bakar” diyor. Yani “katmanları vardır, katları vardır” diyor. Mesela Kuran’da Yusuf Suresi’ne de bakarsanız, Yusuf Suresi’nde de bu konu ile ilgili bilgi vardır. Bak, açtık Yusuf Suresi çıktı, maşaAllah.
Mesela Yusuf Suresi’nde, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Elif, Lam, Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir. Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.” Ne kullanmamız gerekiyormuş, Kuran’ı anlamak için? Aklımızı kullanmamız gerekiyormuş. Aklı olmayan anlayabiliyor muymuş? Anlayamıyor. “Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.” Bak, “en güzel kıssaları,” kıssa ne demek? Kıssadan ne alınır? Hisse alınır, değil mi? Kıssadan hisse derler. Kıssanın anlatılmasının amacı nedir? Orada insan kendi yeteneğini göre, kendi kabiliyetine göre; aklının, imanının gücüne göre, Allah’ın yaratmasıyla oradan bir hikmet, oradan bir derinlik, bir incelik çıkartır. Kıssanın amacı budur zaten. “En güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.” Ve Yusuf Suresi böylece başlıyor. Uzun uzun Cenab-ı Allah Yusuf Suresi’ni anlatıyor. Bak, diyor ki sonunda Allah, 111. Ayette; “Andolsun, onların kıssalarında,” yani Yusuf Suresi’nde, diğer Hz. Süleyman (a.s) kıssasında ve Zülkarneyn kıssalarında, “temiz akıl sahipleri için,” aklı şirkle, pislikle, yobazlıkla kirlenmeyenler için, “ibretler vardır.” Allah, “onlara özel ibretler çıkaracağı, özel bilgiler vereceğim” diyor. İbret ne demek? Ondan çıkarılan dersler. Hayata yönelik, hayatın içinde kullanılacak, hayata anlam katan, hayatı güçlendiren, hayattaki birçok olayı bize çözen ibretler vardır. “(Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması',” her şeyin ama; bu asrın, geçen asrın, diğer asrın, “her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması'.” Demek ki açıklama zamanı gelince Allah açıklıyor. “Ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” “Hidayete vesile olur” diyor. Yani “derin imana, tahkiki imana vesile olur” diyor. “Ve Allah’tan size bir rahmettir” diyor. “Allah size ayetlerini gösterecek” diyor Kuran’da, “ileride Allah size ayetlerini gösterecek, siz de görüp bileceksiniz” diyor. Hemen değil ama. Bize Allah ayetlerini gösteriyor, zamanı geldikçe. Biz de görüp biliyoruz, görüp bilince de aktarıyoruz, inşaAllah.
“Esselamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Adnan Hocam, sizi yaklaşık 10 yıldır takip ediyorum.” MaşaAllah. “Ve Allah ömür verdiği sürece takip edeceğim, inşaAllah. Eşim ve ben sizi çok seviyoruz. Bebekleri çok sevdiğinizi bildiğim için size bebeğimin resmini gönderiyorum. İsmi Ayça.” Geldi mi onun resmi?
BETÜL HANIM: Gelmedi, gelmedi Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, herhalde gönderirler. “Ona dua ederseniz sevinirim. Allah’a emanet olun. Aysun Alır.” İsmi Ayça, minik Ayça’yı gördüğümüzde, ona sevgimizi sunarız. Allah ona sağlık, sıhhat, güzellik versin. Allah hayırlısıyla uzun ömür versin, inşaAllah.
“Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, biraz önce cinlerin padişahının size olan saygısı ve hürmeti ile ilgili bir sorumu okumuştunuz. Cinlerin o bayan arkadaşınızın masasının üzerine canlı ve hala ıslak olan bir denizatı koyduklarını söylediniz. Siz bu olayı daha önce de anlatmıştınız. Hatırladığım kadarıyla o olay Ankara’da meydana gelmişti. Ama acaba Bilim Araştırma Vakfı’nın amblemi olan denizatını getirmelerindeki hikmet ne olabilir acaba? Siz daha iyi bilirsiniz. Saygılar, hürmetler.” Yani bilemem. Cin alemi biraz değişik bir alem, inşaAllah.
“MaşaAllah sayın Adnan Bey. Sizi bu saatte görmek ve dinlemek beni çok mutlu etti. Ceyhan Atsay. İnsanları aydınlatmanız çok güzel. Ve de güzel muhabbetler dinlemek beni her zaman mutlu etmiştir. Allah sizin yaptıklarınızı hem bu dünyada, hem de ahirette mükafatlandırsın, inşaAllah.”
Fırat, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri ile Tevrat’taki bazı açıklamaların aynı olduğunu söylüyor. Doğru. Onları daha sonra daha detaylı anlatırız, inşaAllah. Efendim, video film seyredelim. Big Bang’deki Muhteşem Denge, onu seyredelim. Hadi bakalım.
-VTR- Big Bang’deki Muhteşem Denge
ADNAN OKTAR: Buyrun, Hocamdan biraz Kuran tilaveti dinleyelim, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Hocam, Fetih Suresi’nin son ayetinde, 29’uncu ayetinde Allah, Hz. Muhammed (s.a.v) ile birlikte olan müminlerin Tevrat’taki ve İncil’deki vasıflarını anlatıyor. Buyuruyor Allah, diyor ki; Euzubillahimineşşeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahim. “Muhammedür rasulüllah -Muhammed Allah’ın elçisidir,” “vellezine meahu esiddaü alel küffari ruhamaü beynehüm terahüm rukkean süccedey yebtegune fadlem minellahi ve ridvana -onunla birlikte olanlar kafirlere karşı zorluk, kendi aralarında merhametlidirler, onları rüku edenler ve secde edenler olarak görürsün, onlar Allah’tan bir fazlı ve hoşnutluğu arayıp, isterler.” “Simahüm fi vücuhihim min eseris sücud -belirtileri secde izlerinden yüzlerindedir.” “Zalike meselühüm fit tevrati -işte bu Tevrat’taki vasıflarıdır,” “ve meselühüm fil incil -İncil’deki vasıfları ise,” “ke zer'in ahrace sat'ehu fe azerahu festagleza festeva ala sukihi yu'cibüz zürraa li yegiyza bihimül küffar -sanki bir ekin filizini çıkarmış, derken onunla kuvvetlenmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerine doğrulup boy atmış ki bu ekincilerin hoşuna gider, Allah bu örnekle kafirleri öfkelendirmesi içindir.” İnşaAllah. “Veadellahüllezine amenu ve amilus salihati minhüm magfiratev ve ecran aziym -Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve üstün bir ecir vadetmiştir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah görüyor musun Hocamızdaki ilmi, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah, vesilenizle Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Böyle çarşaflı talebelerim de var, müteseddir, inşaAllah. Allah sağlık, sıhhat, bereket, güzellik versin. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe kılsın, inşaAllah; Hz. İsa (a.s)’a talebe kılsın. Hayırlısıyla Allah ömrünü uzun etsin. Onlar, ne güzel bütün hakimiyetlerin hepsini görecekler, son vakte kadar görürler. Çünkü yaklaşık 70 yıllık, 60-70 yıllık falan bir vakit var. Yani bütün devrelerin hepsini görecekler, inşaAllah. Son bozulma vaktini de görebilirler, yani onlar bozulma vaktine yetişecekler, ufaklıklar, inşaAllah. Ama hakimiyeti tam görmüş olacaklar, maşaAllah.
Hocam, ne ilim, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Estağfirullah Hocam, vesilenizle. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Arapça şahane, şahane, ruhlara gıda, inşaAllah. Bir ayet daha okuyalım o zaman.
MÜZEYYEN HANIM: Okuyayım Hocam, inşaAllah. Nisa Suresi, 157’nci ayette, Allah Hz. İsa (a.s)’ı ref ettiğini yani göğe aldığını ve bu konuda da insanların zanna düşeceğini belirtiyor. Buyuruyor Allah, diyor ki; Euzubillahimineşşeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahim. “Ve kavlihim inna katelnel mesıha ıysebne meryeme raulellah - Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)” “Ve ma kateluhü ve ma salebuhü ve lakin şübbihe lehüm -Oysa onu öldürmediler ve asmadılar ama onlara bir benzeri gösterildi. “Ve innellezınahtelefu fıhi le fı şekkim minh -gerçekte onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. “Ma lehüm bihı min ılmin illettibaaz zann -onların zanna uymaktan başka buna ilişkin başka hiçbir bilgileri yoktur.” “Ve ma kateluhü yekıyna -onu kesin olarak öldürmediler.” Bir sonraki ayette, Nisa Suresi 158’nci ayette, Allah şöyle buyuruyor; “Ber rafeahüllahü ileyh -hayır Allah onu kendine yükseltti.” “Ve kanellahü azızen hakıma -Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Ma kateluhu” diyor Allah; katletmediler ve asmadılar. “Salebuhu.” Ne anlama geliyor?
MÜZEYYEN HANIM: “Asmadılar” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: ‘Salebuhu’, o kelimenin kökeni nasıl biliyor musun?
MÜZEYYEN HANIM: “Ve ma salebuhu”, ‘salebe’ kökünden geliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir hoca daha var burada, maşaAllah; o da Arapçayı su gibi bilir, Kuran’ı, maşaAllah. Allah ilminizi, feyzinizi arttırsın.
MÜZEYYEN HANIM: Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah böyle müteseddir, büyük bir talebe grubum var, maşaAllah, Arapçayı çok iyi bilen. Kuran’ı ezberden bilen, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Allah razı olsun Hocam, vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım, ne edelim, devam edelim, inşaAllah. ‘Kateluhu’, ‘katletmek’ten geliyor, değil mi?
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne güzel anlatıyor Cenab-ı Allah, maşaAllah. Elhamdülillah, şahane. Hocam, bir ayet daha oku.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah, okuyayım Hocam. Hocam, hakimiyet ayeti okuyayım, Nur Suresi 55. ayet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kafirun ve kafirat, münafikun ve münafıkat iyi dinlesinler, mümin ve müminat da aşkla, şevkle şu an dinliyorlar zaten.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah. Euzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahim. “Vaadallahullezine amenü minkum ve amilüs salihati leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezine min kablihim -Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir, onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak,”
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Hz. Mehdi (a.s) devri değil mi, inşaAllah?
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah. “Ve leyumekkinenne lehum dinehumullezirteda lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emna -kendileri için seçip beğendikleri dinlerini kendileri için yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” “Ya’budüneni la yuşriküne bi şey’a -onlar yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” “Ve men kefere ba’de zalike fe ulaike humul fasikun -kim bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıktır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, tüylerim diken diken oldu. MaşaAllah, elhamdülillah. İmam Mesih (a.s) ve İmam Hz. Mehdi (a.s) zamanı, zamanımız inşaAllah. Bak, Nur Suresi 55’nci ayeti tahakkuk ediyor işte. Adam diyor ki bana, “Hocam işte…” Daha önce hakim olmamış ki Kuran, yeni oluyor işte. İslam, dünya hakimi oluyor. Nur Suresi’nin 55’nci ayeti 21. yüzyılda tahakkuk ediyor işte. Olmamış daha önce. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da olmadı, ilerde dünya hakimiyeti oluyor. Bak, “daha önce nasıl yaptıysam” diyor Allah, Hz. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn. Açıklıyor işte Kuran, Allah açıklıyor. Bakıyoruz Kuran’da, Hz. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn dünya hakimi olmuş. “Sizi de hakim edeceğim, onları hakim ettiğim gibi” diyor. Bunun tahakkuku nedir? Hz. Mehdi (a.s) işte.
MÜZEYYEN HANIM: Hocam, diğer hakimiyet ayetlerini de okuyabilirim uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, cezbeye gelecektim demin, Allah Allah dedim, maşaAllah. Buyrun.
MÜZEYYEN HANIM: MaşaAllah Hocam. Enbiya Suresi, 105’nci ayette Allah buyuruyor. Bismillahirrahmanirrahim. “Ve le kad ketabna fiz zeburi mim ba'diz zikri ennel erda yerisüha ıbadiyas salihun - Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazmıştık” diyor Allah. Mücadele Suresi, 21’nci ayette buyuruyor Allah, Euzubillahi mineşşeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahim; “Ketaballahu leağlibenne ene ve rusuliy innallahe kaviyyun 'aziyzun - Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de."
ADNAN OKTAR: Allah Allah! MaşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: “Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır” diyor Allah. Saff Suresi, 8’nci ayette Allah buyuruyor, Euzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahim, Yuriydune liyutfiu nurallahi biefvahihim vallahu mutimmu nurihi velev kerihelkafirune - Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.”
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Tamamen, Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak bunlar, inşaAllah. Din her yönüyle hakim olacak bütün dünyaya. Ayet ayet Kuran, adım adım İslam! Bütün dünya bayram yeri gibi olacak, inşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah Hocam. Bir ayet daha var, Saff Suresi 9’ncu ayette buyuruyor Allah, Euzubillahimineşşeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahim, “Huvelleziy ersele resulehu bilhuda ve diynilhakkı liyuzhirehu 'aleddiyni kullihi velev kerihelmuşrikune -Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çırpınsa da, hoplasa da, zıplasa da, değil mi? Bak, “müşrikler” dediği kim biliyor musun? Sırf “Allah üçtür” diyenler değil, yobaz takımı da. Çünkü onlar da şirk koşuyor. Çünkü bak yobazlara dikkat edersen, İttihad-ı İslam’ı hiçbir şekilde istemiyor yobaz takımı. Müşrikin ve müşrikat, münafıkun ve münafıkat, bunlar da istemiyorlar. “Bunlara rağmen, onlar hoş görmese de, istemese de hakim edeceğim” diyor Allah. Durdurabiliyorlar mı? Yok. EvelAllah, biz de yani buldozer gibi ilerliyoruz, Allah’ın izniyle.
MÜZEYYEN HANIM: Elhamdülillah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Delikanlı alemi coşmuş durumda yani, maşaAllah, elhamdülillah.
“A9 TV’yi kablolu yayında izleyemiyoruz. Acil çözüm bekliyoruz. Levent Yılmaz.” Levent, şimdi sen öyle bir şey söylemişsin ki, ağabeyin böyle sanki merkez bankası gibi, dolarlar gürül gürül akıyor, biz de yani böyle kenarda o paraları alıp çöpe atıyoruz gibi. Yok, kablolu yayın tamam talep ettik ama adamlara soruyoruz, “amca” diyorlar veyahut “ağabey” diyorlar, işte “şu kadar paraya mal olur” diyorlar. “O zaman biz bir düşünelim” diyoruz, değil mi? Biz de ne yapacağız, biz de ne yapalım? Bol bol ağaç ekeceğiz, onlar meyve verecek, meyveleri toplayıp halde satacağız falan, inşaAllah. Onlar da olacak, onlar da olacak, inşaAllah. Karasal yayın diyorlar, hepsini yapacağız. Mesela radyoya ihtiyaç var, daha radyo kurmadık. Karasal yayınlar, bunlar hep parayla oluyor. Hastalığı olan bana yazıyor, paraya ihtiyacı olan bana yazıyor, “Hocam karasal yayına geçin” diyor, “Digitürk’e geçin,” işte bilmem şunu yapın, bunu yapın. Geçenlerde, “Paris’te büyük bir müze açın” diyordu bir tanesi. Allah’ım ya Rabbim, ben ne diyeyim bunlara. Tabii, inşaAllah olsun, Allah’ın izniyle de.
“Sokaktaki adam,” ismini yazmamışsın Recep, niye yazmıyorsun? Recep Kutay Eyüpoğlu ismi, “sokaktaki adam,” ben ne bileyim sokaktaki adam, sanki gidip kulağından tutacağız. Diyecek ki; “Hocam nereden öğrendin?” Bilirim, bilirim. Bizim de öyle bileceğimiz bazı imkanlarımız oluyor. Sokaktaki adam, Recep Kutay Eyüpoğlu. “Hocam, Çırağan Sarayı’nda ihtişamlı iftar yemeği verdiniz” diyor. “Ne diyeyim, nasıl diyeyim? Hz. Mehdi (a.s)’ı muştuluyorsunuz” diyor. Yani “müjdeliyorsunuz” diyor; “sabah, akşam” diyor. Elhamdülillah. Hz. Mehdi (a.s) geldiği vakitte gözlerinizi bu parıltılardan alabilecek misiniz?” diyor. Yani bu iftar yemeği, lüks Çırağan Sarayı’nda verdik ya, vazgeçebilecek misin? Daha alasını yapacağız, daha büyüğünü. Som altından kaplayacağız böyle, evelAllah, Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayını yeniden kuracağız, mescitleri altınla kaplayacağız, evelAllah, ağabeyine bırak o işleri, gerisine karışma sen. Çırağan Sarayı sana gecekondu kalacak, gecekondu; söz bir Allah bir. Dünyayı ihya edeceğiz, ihya. Her yeri böyle sanat eserleriyle dolduracağız. O ne ya, Çırağan Sarayı’na dönüp bakmayacaksın bile. Allah, “dünyada sizin, ahirette yalnızca sizin” diyor. Tabii ki Müslümanlar lüks yerlerde yemek yiyecekler, en klas arabalara binecekler, en klas kıyafetleri giyecekler, en güzel sözleri duyacaklar, en güzel kokuları kullanacaklar. Hayatın en güzeli onlara aittir, Müslümanlara. Ahirette de sadece Müslümanlara ait olacaktır, inşaAllah. Hani bir hırka bir lokma, Hz. Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, onlar öyle zannediyorlar. Böyle leş gibi ortamlar olacak, ampuller sarkacak kablonun altında böyle. Yer altında millet oturacak, bodrum katlarda sürünecekler falan. Öyle değil. Mehdiyet zenginlik ve ihtişamdır. Zenginlik zibil gibi akacak, zibil. Adama mal verecek Hz. Mehdi (a.s), adam malı olduğu halde mal isteyecek, yani o kadar çok mal olacak ki. Adam, “ben açgözlü müyüm, bu ümmetin en açgözlüsü ben miyim, bana yakışmaz” diyecek. Çünkü mal varken almış oluyor, bol böyle. Geri vermek istiyor, diyor ki hazine; “biz verdiğimiz malı geri almayız. Tamam, kalsın” diyorlar. Zibil gibi akacak mal. Bütün sokaklar meyve ağaçlarıyla dolduracağız. Böyle beton meton, sırf şey olmayacak. Osmanlı dönemindeki o ihtişamın, o güzelliğin bin mislini daha yapacağız, inşaAllah. Caddeler, sokaklar her yeri bayram yerine çevireceğiz. Gençlik coşacak, neşe ve sevinç içinde olacaklar. Herkesin evi muhteşem ve bahçeli, çok güzel evler olacak. Gecekondularda ne işi var benim vatandaşımın. Olabilecek en güzel hayatı yaşatacağız, Allah’ın izniyle, Mehdi talebeleri olarak, inşaAllah. Öyle izbe evler, bilmem neler, onların hepsini yıkacağız, Allah’ın izniyle. Ferah ferah, geniş böyle, geniş otobanlar, geniş evler; istedikleri gibi yiyip içebilecekleri muhteşem bir ortam meydana getireceğiz, inşaAllah. Birbirlerine misafirliğe gidecekler, birbirlerini evlerine davet edecekler, ikramlarda bulunacaklar. Her gün, her yerde düğün olacak, her yerde eğlenecekler, sevinç içinde yaşatacağız. Damla kan akıtmayacağız, inşaAllah. Bütün silahları kaldıracağız. Silahlanma yok, bütün silahlara yapılan harcama… Açlık var ya Afrika’da, Afrika Paris’i geçecek; öyle bir hale getireceğiz, inşaAllah. Yani diyecekler; “burası neresi?” Şaşıracaksınız, inşaAllah. Para kana akıtılıyor, insan kanına akıtılıyor para. İnsanı güldürmeye, insanları mutlu etmeye, insanları neşe içinde yaşatmaya para harcanacak, inşaAllah. Şeytan deli. Kardeşim, niye adam asılsın, kesilsin? Bombaya niye para verelim, deli miyiz biz? Ne zorumuz var? Niye adam asmaya, kesmeye para verelim yani, değil mi? İnsanları mutlu etmeye vereceğiz parayı, inşaAllah. Dünyadaki gelirlerin yüzde ellisinden çoğu silaha yatırılıyor. Niye verelim silaha?
“Acil” diyor, tamam. Selamun Aleyküm Adnan Hocam, sizi Allah için çok seviyorum, sizi takip ediyorum ve kitaplarınızdan istifade ediyorum.” MaşaAllah. “Bunu önce kendiniz okuyun, sonra istediğinizi söyleyebilirsiniz, inşaAllah. Hocam, Amsterdam Hollanda’da yaşıyorum. Bundan üç hafta önce yeğenime sizi tanıttım. Daha 15 yaşında, maşaAllah. İman hakikatlerinden, Türk-İslam Birliği’nden biraz bahsettim, maşaAllah. Siz vesile oldunuz, maşaAllah. Bir hafta önce yeğenim burada bir pazarı gezerken iki bayan yaklaştı; biri Türk, biri Hollandalı. Dünyadaki zulümlerden bahsettiler ve daha başka şeylerden. Bir de sormuşlar, “neden oruç tutulur?” Yeğenim de sormuş sizin A9’la ilginiz var mı diye. O Türk bayan da güzel bir şey söylemiş. Yeğenim etkilenmiş, hemen beni telefonla aradı, durumu anlattı.” Ondan sonra, uzun bir konu anlatmış. İyi, güzel, maşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Nasılsınız canımın içi Muhammed Adnan Hocam” diyor. Elhamdülillah. “Selam, ben Samir.” Bak, yine Azerbaycan’dan. Bu Azerbaycan lehçesini Allah aşkına anlayamıyorum, tam olarak çıkaramıyorum biraz tercüme dip yazarsanız çok iyi olur, Hüseyinzade Samir kardeş. İnşaAllah, çok ağır bir Azerbaycan lehçesi olmuş ama çok sevimli tabii. Ben çok seviyorum lehçeyi ama daha iyi olur, çünkü bir kısmını anlayamıyorum.
“Benim canımın içi Seyyid Muhammed Adnan Hocam, canım Hocam sizi çok seviyorum. Bir tane sevgili Hocam, sizi görmeyi çok istiyorum, inşaAllah. Canım ağabeyim, sizden, imanımın, ilmimin, cehdimin artması için dua istiyorum. Sizsiz bir günüm olmasın, inşaAllah. Çok çok yakışıklı, nur gibisiniz, maşaAllah. Bakü’den Ulviye.” Yine Azerbaycan, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Size İstanbul’dan, şehitlerin mekanından yazıyorum. İnsanların yüreğindeki vatan ve millet sevgisini yüceltmek için gösterdiğiniz çabalar için teşekkür ediyorum. Ayrıca sizi izledikten sonra içimde insan sevgisi, hoşgörü arttı diye düşünüyorum, inşaAllah. Saygı ve sevgilerle, Ali.”
“Selamun Aleyküm canım Hocam, Allah’ım, ya Rabbim! Özel, ne var zaten, özel olup da normal bir yazı yazıyorsun. “Değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam,” aşağı yukarı birbirine yakın soruların bir kısmı. Bir kısmı yine Tevrat’tan bağlantıyla anlatmış. Yine Azerbaycan’dan kardeşlerimiz var. Neyse bunlara cevap veririz. Hocam sen ne anlatacaksın?
BETÜL HANIM: Bir site tanıtımı var, bir de sevimli bir baykuş var.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
BETÜL HANIM: İzninizle, inşaAllah. Baykuşun sevimliliği, kendini sevdirtiyor. Bir de internet siteniz vardı Hocam, onu tanıtmak istiyorum, inşaAllah; Türkislambirliginedogru.com. Bu internet sitesine giren kardeşlerimiz, Türk-İslam Birliği ile ilgili her türlü bilgiye ulaşacaklar, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin kurulmasına vesile olacak olan tüm dünyadaki gelişmeleri takip edebilecekler. Bazı kardeşlerimiz neden Türk-İslam Birliği diye soruyorlar, nasıl olacak diyorlar. Tüm sorularınızın cevabını bu siteden alabilirler, inşaAllah. Örneğin Türk-İslam Birliği’nin ekonomisi, buraya girdiklerinde detaylı olarak bilgi sahibi olabilirler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam biz ilminizden istifade edelim sizin, devam edin siz.
BETÜL HANIM: Estağfirullah, tabii ki Hocam, inşaAllah. Hocam Birleşmiş Milletler’in basına sızan Mavi Marmara raporunun ardından, Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu, İsrail’le diplomatik ilişkilerin değişeceğini bildiren bir basın toplantısı yaptı. Türkiye’nin İsrail’e uygulayacağı yaptırımlar şöyle; Türk-İsrail diplomatik ilişkileri ikinci katip düzeyine indirilmesi, büyükelçimizin hemen Türkiye’ye dönmesi, Türkiye ile İsrail arasında askeri anlaşmaların tümünün askıya alınması, Doğu Akdeniz’e seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacağı. Ayrıca Türkiye, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu tanımadığını da açıkladı.
ADNAN OKTAR: Hocam nasıl yorumluyorsunuz diyorsun?
BETÜL HANIM: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İsrail aslında özür dilese konu biter. Yani bu kadar uzatacak bir şey yok. Onlarla bir daha bir görüşmek lazım. Tazminat ödeyecekler, bu zaten normal, verilmesi gereken bir şey. Onların zaten dinine göre de var, Tevrat’ta da var, tazminat ödenmesi gerekiyor. Özür dileyecekler, dili mi kopar ya, ne olur özür dilese? “Özür diliyorum” diyecek, bu kadar. Biz nezakettir bu, güzel bir şey. Onu bir konuşalım, İsrail’le aramızın açılmasına gerek yok, inşaAllah. İsrail’i Türk-İslam Birliği içine alacağız, inşaAllah. Bayağı rahat edecekler. En güzel en iyi günlerini Türk-İslam Birliği içinde yaşayacaklar, inşaAllah. Huzur içinde olacaklar, o rahatsızlıkları, gerginlikleri tamamen gidecek. Çünkü Muhammed Hz. Mehdi (a.s) ile Moşiah aynı kişidir. Yani Şiloh Moşiah, Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s) hepsi aynıdır. İmam Mehdi (a.s) onları son derece rahat, güzel bir hayata sevk edecektir. Bölgede rahat yaşayacaklar, o duvarlar muvarlar falan, hepsi yıkılacak. Müslümanlarla iç içe, kardeş gibi çok güzel yaşayacaklar, inşaAllah.
Zeliha kardeşimiz, “Kuran’ı ezberlemeyi çok istiyorum Hocam” diyor. Çok iyi olur, inşaAllah. “Hocam, sessiz okuyun diyenler artmaya başladı benden sonra” diyor. Gerek yok, ne var?
MaşaAllah, “Hocam Güngören’de A9 TV tanıtımı broşürü ve kitaplarınızı dağıttık” diyor. Bu gece Sakarya, Adapazarı’nda yine A9 broşürlerini dağıttım, inşaAllah” diyor. “Allah yolumuzu açık etsin” diyor, Muharrem kardeşimiz.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Daha önce bir sohbetinizde zaman kavramından bahsetmiş ve ‘şu an bizler 2012 yılını yaşarken başka bir toplum başka bir alemde örneğin 1400’lü yılları yaşıyor olabilir’ biçiminde bir açıklamanız olmuştu. Bu konuyu bir kez daha açıklayabilirseniz çok sevinirim. Rabbim vekiliniz olsun, inşaAllah.” Tabii, şu an Allah Katı’nda, Peygamberimiz (s.a.v) şu an Mekke’ye giriyor, Müslümanlarla beraber; şu an, canlı yaşanıyor şu an. Hz. Musa (a.s)’a deniz şu an yarıldı, Hz. Mehdi (a.s)’a şu an Peygamberimiz (s.a.v)’in kılıcı kuşatılıyor, Peygamberimiz (s.a.v)’in hırkasını giydi şu an, şu an Hz. Mehdi (a.s) vefat etti, Hz. İsa (a.s) vefat etti aynı anda, Hz. Musa (a.s) vefat etti, Hz. İbrahim (a.s) şu an daha yeni doğdu. Yani şu an Allah Katı’nda hazır şu an.
“Selamun Aleyküm güzeller güzeli Muhammed Adnan Hocam, Hocam ben çok sinirli birisiyim. Lakin sizi dinler ve izlersem kendime geliyorum, Allah sizden razı olsun” diyor. “Gerçekten siz insanlara bir şifasınız” diyor, Erkan kardeş.
BETÜL HANIM: Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hz. İsa (a.s) Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanına mı defnedilecek?” Evet, vefat ettiğinde. Hz. İsa (a.s) zaten bütün dünyayı gezecek, Peygamber (s.a.v)’in hadisi var. Herkes tanıyacak ve Kuran ayeti var, o çok önemlidir; “Ehl-i Kitap’tan sana inanmayacak hiç kimseyi bırakmayacağım” diyor, “hepsi iman edecek” diyor. Bütün dünya tanıyıp görecek Hz. İsa (a.s)’ı. Bütün dünyayı da gezecek. Yani adım adım; Hollanda, Danimarka, Türkiye, İsveç, İran, bütün dünyayı gezecek, hepsini. Halkla görüşecek, hem televizyona çıkacak, görülecek, hem internetten göreceksiniz, hem yüz yüze görülecek, bütün dünyayı gezecek. Yani onun mühim vasıflarından birisidir dünyayı gezmesi. Karış karış dünyayı gezecek ve iman etmedik hiç kimse kalmayacak Hz. İsa (a.s)’a. Herkes iman edecek, ayet var, Kuran ayeti var. Sonunda vefat edecek, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanında yeri hazır zaten, boş. Peygamberimiz (s.a.v), “benim yanıma gömün” dedi, Hz. İsa (a.s)’ı. Peygamberimiz (s.av)’in emri olduğu için, inşaAllah oraya gömeceğiz, Allah’ın izniyle, inşaAllah gömülecek. İşte o devirde sağ olan kim ise, inşaAllah.
Gençler coşmuşlar, her yerden mesaj geliyor, maşaAllah. Avrupa çok yoğun, maşaAllah, Almanya’dan çok fazla yoğun. “Konya’dan yazıyorum” diyor Murat Avşan, “Mevlana diyarından” diyor. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) bizlere güzellikler sunacak” diyor, inşaAllah. “Hocam, insanlar neden ‘Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, sonra gelecek’ gibi Hz. Mehdi (a.s)’den uzak durmaya çalışıyorlar. Bu denli karşı çıkıyorlar Hocam’ diyor, bunda bir harikalık yok mu, neden böyle yapıyorlar Hocam? Hz. Mehdi (a.s) bunca güzellikleri sunacağı halde, bu çok şaşırtıcı” diyor. Evet, biz de şaşırıyoruz ama öyle. Bütün televizyon kanallarında Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek diye gece-gündüz konuşuyorlar. Göstersene o hocaefendilerin bir kısmını.
-Video-
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bu videoya şeyi de ekleyin, bu Berzenci’nin kitabında, diyor ya; “nerden çıkarttınız?” falan diyor. Sen nerden çıkarttın, biz hadisten çıkartıyoruz, sen nerden çıkarttın? Senin açıklayacağın bir şey yok; delilin yok. Sen kendi aklına, mantığına göre konuşuyorsun ama hadislerde bak diyor ki; Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinin yaklaştığını gösterecek işaretler, büyük alametler. Şimdi bak bundan konuşalım. Bunu kim söylüyor? Berzenci söylüyor. Büyük müceddid, büyük alim Suyuti’den istifade ederek açıklamış. Peygamberimiz (s.a.v), “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının bir büyük alametleri var, bir de küçük alametleri var” diyor. Büyük alametler ne? Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları, üst üste, on beş gün arayla. Oldu mu, olmadı mı?
YASEMİN HANIM: Oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hoca’nın bundan haberi var mı? Yok. Kabe’de baskın; Kabe’nin tarihinde ilk defa oldu. Hac yolu engellenerek, Kabe’ye baskın yapıldı. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametlerinden. Oldu mu? Oldu. Fırat’ın suyunun kesilmesi; Fırat’ın Dünya kuruldu kurulalı ilk defa tarihinde suyu kesildi. Keban barajının kanalları kapatıldı. Bütün Fırat suyunun havzası kurudu. Fırat’ın su havzası kurudu diye de bütün gazeteler yazdı. İlk defa oldu. Oldu mu? Oldu. Bu Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. İki uçlu kuyruklu yıldızın çıkışı, Hz. Mehdi (a.s)’ın büyük alametlerinden. Ve çok aydınlık bir yıldız bu, bunun çıkışı. Bu da oldu. “Bir başka kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, bu da oldu. Yani yüze yakın alamet var tamamı oldu. Ne kadar sürede? Otuz yılda, otuz yılın içinde hepsi oldu. Hocaefendi bundan bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Olmadı o zaman. Mantık olmaz.
“Çok değerli canım Adnan Hocam, Ramazan bayramınızı tebrik ederim. Hocam, A9 ne demektir, açıklayabilir misiniz? Selam ve dua ile, Murat Altıparmak, Antalya.” Herkes bana bunu soruyor. Tamam, ben açıklayayım. ‘A’, Allah’ın ismi o, başı ‘A’dır. Benim ismimin başı ‘A’, mesela. Alfabedeki ilk harftir ‘A’. Hz. Ali’nin isminin ilk harfidir, değil mi? İlmin ki, alimdir yani; alimin ilk harfidir. O yönden güzel. ‘9’ da, Hz. Ali (a.s) eliyle bir dokuz harfi yapıyor, ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’den bahsedilirken. 9 harfi yapıyor, o kadar; başka bir şey demiyor. İnşaAllah, Hz. Ali A9 TV’ye de işaret etmiştir. İnşaAllah, ona da bir işarettir. Çünkü başka bir şey söylemiyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan soruyorlar, 9 işareti yapıyor. Kuran’da çok geçer 9, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s)’ın 9 hasleti vardır; inşaAllah, ona da işaret ediyordur. Talebeleri olarak biz de, o hasletler inşaAllah bizde de vardır. Efendim, masonik yorumuna gelince, bir kısmı masonlara da benzetiyor. Benziyor doğru. A harfi, masonlukta pergeli ifade eder. O yuvarlak da sonsuzluğu ve dünya hakimiyetini anlatır. Demek ki Allah masonların da kalbine de hissi kalben vukuyla hissettirmiş ki ileride A9 TV çıkacak ve masonluğu, İslam’a, Kuran’a devredecek ve onların Müslüman olmasına vesile olacak. Ben de öyle yorumluyorum, inşaAllah. Diyor ki, “firavunun şeyinde de var.” Demek ki firavun, kendi sistemini yıkacak sistemi o zamanlar hissetmiş demek ki. Deccaliyeti yıkacak sistemi hissetmiş ki, onun öncülerini hissetmiş ki, A9’u işaret etmiş. Bu da çok güzel, hakikaten benziyor, baktım bayağı benziyor. Yani hikmet nazarıyla bakarsak birçok şey çıkar tabii.
“Ömer Yılmaz, Rize Güneysu’dan. Selam ediyor, ellerimizden öpüyormuş. Biz de onların ellerinden öpüyoruz, inşaAllah. Bütün Rize’ye, bütün Karadeniz’e selam; Karadenizliler aslandır, aslan. Türkiye’nin çimentosudur; bütün Türkiye öyledir, onlar da öyledir, maşaAllah. Muhabbete doyulmaz da, ne yapalım biz. Bugün bitirelim, yani muhabbet bayağı olmuş, maşaAllah.
BETÜL HANIM: MaşaAllah, elhamdülillah.
YASEMİN HANIM: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: “Hakkın habibinin sevgili dostu, yemen çöllerinde Veysel Karani” diyor, maşaAllah. Tamam, bitiriyoruz, hadi bakalım, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...