BETÜL HANIM: Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ölüm ile ilgili sözlerinden bazıları var, onları okumak istiyordum izninizle, inşaAllah. “Lezzetleri kesip-yıkan ölümden çokça bahsedin. Müminin hediyesi ölümdür. Ölüm her Müslüman için kefarettir.” “ Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlar, işte akıllılar bunlardır." “Hz. Âişe (r.a) Hz. Resûlullah’a, ‘Ey Allah’ın Resûlü, şehitlerle beraber haşredilecek birisi var mıdır?’ diye sorduğunda Hz. Peygamber (s.a.v) cevap olarak şöyle dedi: ‘Evet, yirmi dört saatte yirmi defa ölümü anan bir kimse’.”
ADNAN OKTAR: Ölümü anmak insanı olgunlaştırır. Daha sevgi dolu, daha şefkatli, daha derin düşünen, daha dünya hırslarından arınmış, daha affedici olur tabii. O çok önemlidir. Çünkü ölümü düşünmeyenler genellikle hoppa, böyle hafif akıllı, zayıf mizaçlı, özenti, çabuk olayların etkisinde kalan, insanlara çok değer veren, haşa Allah’tan daha çok önemli gören, hasta insanlar oluyor. Ama ölümü düşünen insanlar derin düşünürler, daha olgun, daha iyi olurlar, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Haberler vardı, onlarla başlamak istiyorum izninizle. Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Müslümanlar’ın düşmanlarının ve şeytanın teşvikiyle yüzlerce fırkaya, hizbe cemaate ayrıldıklarını ve birbirleriyle çekişerek kardeşliklerini zedelediklerini, halbuki öncelikle olarak yapılması gerekenin Müslümanlar arasında ittihat ve beraberlik olduğunu ve başlarında bir iman-ı kebir olması gerektiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Çok mübarektir Hocam, işte ittihad-ı İslam’ı sürekli söylüyor. Hiçbir sebep yok aksinin olması için. Müslümanlar’ın şefkatle dostça birbirleriyle arkadaş olabilmesi lazım. Hocamız uzun uzun anlatmış, okudum ben bugün Hocamız’ın yazısını. Mesela “Nur talebesiyse bir Nakşi’ye destek olması lazım, Nakşi ise Nur talebesine destek olması lazım” diyor. Doğru, hakikaten birbirlerinden ayrılar, birbirlerine karşı soğuklar. Çok zordur bir Nur talebesinin gidip bir Nakşi ile ahbap olması, bir Nakşi’nin Nur talebesiyle ahbap olması güçtür. Çok nadir rastlanır. Halbuki hepsi kendisini ihvan kabul edip çok candan dost, arkadaş olması lazım. Ama bu ne kadar söylenirse söylensin ne yapılırsa yapılsın, Hz. Mehdi (a.s) olmadan olmaz. Hiç kimse bu kardeşliği bu dostluğu Hz. Mehdi (a.s) olmadan elde edemez. Altmış yıldan beri uğraşıyor Müslümanlar ittihad-I İslam için; hatta ta Bediüzzaman zamanında, Abdülhamit döneminden beri uğraşılıyor, olmuyor. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) iledir. Çünkü ona çok güçlü bir elektrik gerekiyor. Resulullah (s.a.v.) zamanında nasıl Peygamberimiz (s.a.v.) çok güçlü bir elektrik verdi, bir anda dost kardeş oldularsa, Hz. Mehdi (a.s) de öyle. Tabii Resulullah (s.a.v.) ile kıyas olmaz, ama onun gibi çok güçlü bir elektrik vererek bu sistemi hareketli hale getirecektir. Yoksa istediği kadar konuşsunlar, alimler bir araya gelip sohbet etsinler, temennilerde bulunsunlar, çay içsinler, hiçbir şey değişmez. Hz. Mehdi (a.s)’ın hayati önemini burada yavaş yavaş görmeye başladırlar, çünkü deli bir aşk gerekir, deli bir coşku gerekir. Bir heyecan, ama çok şiddetli bir heyecan gerekir. O durduk yere olmaz. ‘Biz toplantı yaptık, toplantı sonucunda böyle bir karar aldık’ yok kimse etkilenmez. İlla ki Rahmani, çok önemli olan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından bildirilen bu kişinin zuhur etmesi, o zaman çok etkili olur, inşaAllah.
Hayrettir bu konu Allah’ın hikmeti; mesela bakın alimler, hocalar, köşe yazarları yazıyor, ‘Müslümanlar birbirini sevmeli, kardeş olmalı’ diye. Allah’ın hikmeti hiç kimsenin gücü yetmiyor, yapamıyorlar. Bu görevi Allah Hz. Mehdi (a.s)’ye vermiş, Müslümanlar’ı Allah başka türlü birleştirmiyor, illa ki o. Allah’ın kastettiği Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. İllaki Hz. İsa Mesih, illa ki o, olmadan olmuyor. Niye üstünde duruyorsunuz, diyorlar. Görüyorsunuz işte, Müslümanlar birleşemiyor Hz. Mehdi (a.s) olmadan, İsa Mesih (a.s) olmadan deccal tepelenemiyor. Demek ki bir mecburiyet, Resulullah (s.a.v.) bir şey söylüyorsa, bir bildiği vardır.
BETÜL HANIM: Hüseyin Gülerce Hocamız, BDP‘nin ve teröre destek verenlerin asıl sorununun toplumu tanımamalarından kaynaklandığını söylemiş. Lenin ve Mao’yu savunan solcuların Rusya’da, Çin’de olduğu gibi Anadolu’da yaşayan işçileri ve köylülerimizi de halk isyanına ikna edebileceklerini sandıklarını belirterek, halbuki manevi değerleri bizimki kadar sağlam kalmış dünyada hiçbir millet yoktur diyerek, Türk milletinin bu sol yöntemlerden etkilenmeyeceğini belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama Bediüzzaman öyle demiyor; “ikna ve telkin kabiliyeti tevessü’ ettikçe bu taun da tevessü eder gelişir.” diyor. “Buna karşı ancak Kuran-ı mucizül beyanın çelik duvarlarıyla karşılık verilebilir, iman hakikatleriyle karşılık verilebilir ve en önemli konu Darwinizm’in, materyalizmin yok edilmesidir” diyor. Risale-i Nur’dan cevap verilmesi lazım, hadislerden cevap verilmesi lazım, mantıkla olmaz. “Bizim millet dayanır.” Dayanır da Güneydoğu dayanamadı işte görüyorsunuz. PKK bölgede geniş çaplı hakimiyetini sürdürüyor. Tamam bizim milletin mayası mükemmeldir, güçlüdür ama eğitim ve anlatım şart. Coşkulu bir eğitim, samimi bir eğitim, samimi bir yaklaşım çok hayatidir. Eğer Risale-i Nur’a bakarlarsa oradaki çözüm çok nettir. Çözümü kendi kafalarına göre yapmaları olmaz. O zaman bak her kafadan bir ses çıkıyor ve hiçbir şekilde netice alınamaz. “Bizim milletimiz dayanır bekleyin” dersen kurda kuzuyu teslim etmiş olursun, olmaz. Dayanıyor olmuş olsaydı, 12 Eylül’de her taraf komünistler tarafından işgal edilmişti. Demek ki dayanamıyormuş. Bediüzzaman diyor; “bu cereyan-ı Nemrudane, gittikçe felsefe-i maddiye vasıtasıyla” yani materyalist, Darwinist felsefe vasıtasıyla “tevessü eder, gelişir” diyor. “Ancak Kuran’ın çelik duvarıyla karşı konabilir, başka türlü durdurulamaz” diyor. Onun için anlamazdan gelmenin alemi yok, inşaAllah.
VTR - Bediüzzaman’ın havf damarı ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR: Bakın Bediüzzaman asrı çok güzel teşhis etmiş. Şimdi önemli bir konu var. Dünyanın kurtuluşunda, bölgenin kurtuluşunda, Türkiye’nin kurtuluşunda Bediüzzaman, Hz. Hızır (a.s) gibi önemli bir insandır. Bakın benim bir bildiğim var ki söylüyorum, mühim bir insandır. Söylediklerini anlamazlıktan gelip, böyle modernize ederek, değiştirerek bir yere varılmaz. Dediklerinin titizlikle uygulanması gerekiyor. Dedikleri doğru. Bak diyor ki Bediüzzaman: “O hadisin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki: ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı (akımı) kuvvet bulacak:” Buldu mu bulmadı mı? Buldu, doğru. “Birisi: Nifak perdesi altında (inkarcı olduğu halde Müslüman gibi görünerek) Risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v.)'in elçiliğini ve yolunu) inkar edecek süfyan namında (adında) müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın (münafık karakterli kimselerin) başına geçecek.” Bu oldu mu olmadı mı? Oldu, herkes gördü ve Müslüman alemini mahvetti. Bak Hafız Esad’ın oğlu daha hala devam ediyor o kuş kafalı. Babasının yaptığı melanetleri devam ettiriyor. “Şeriat-ı İslamiyenin (islam dininin) tahribine (yıkılmasına) çalışacaktır. Ona karşı Al-i beyt-i nebevinin silsile-i nuranisine (Peygamberimiz (s.a.v.)'in nurani soyuna) bağlanan,” silsile ne demek? Ara bağlantılar. “Ehl-i velayet (velilerin)...” veli olan, yani Allah’ın sevdiği temiz bir kul. “... ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin)...” yani kemalli, iyi insanların. “... başına geçecek.” Lider olacak. “Al-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani (nurlu bir şahıs) o süfyanın şahs-ı manevisi olan...” bakın orada onun fikir sistemini dağıtıyor. Bediüzzaman burada şahs-ı manevi olduğunu da söylüyor. Mesela bak burada şahıs yok, var demiyor, burada fikir sistemi var diyor. Fikir sistemini şahıs dağıtıyor talebeleriyle. “... o süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafikaneyi (münafıklık akımını) yok edip dağıtacaktır.” Manen. Şu an bu oluyor. Türkiye’de de bu oldu. Süfyaniyetin ne hale geldiğini hep beraber gördük mü? Bütün Türkiye görüyor, milletin ağzı, dudağı kurudu. Hayretler içinde kaldı. Süfyaniyet çatır çatır yıkıldı. Rezil rüsva oldu ve acayip aşağılandılar. Allah rezil rüsva etti. İki paralık etti Allah, Süfyan ve komitesini. İddia edilen Ergenekon terör örgütü derdest, perişan vaziyette. Hafız Esad’ın meydana getirdiği bu Süfyan cereyanı Hz. Mehdi (a.s) baharıyla bütün İslam aleminde yerle bir oldu mu? Oldu. Her yerde rezil rüsva oldular mı? Oldu. Karga bak, kafesin içinden ötüyor. Kara kargayı koydular Mısır’ın Firavun’unu Allah rezil rüsva etti. Oradan karga gibi ötüyor, inşaAllah.
Ayrıca diyor ki Bediüzzaman: "Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet” ölçü ne imiş? ‘Hıristiyanlar’la Müslümanlar ittifak etmezse yenilirsiniz, ayrı ayrıyken mağlup olursunuz’ diyor. “İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde (birleşme neticesinde), dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken...” zaten aklın yolu birdir. İnsan düşünüyor, Hıristiyan alemiyle Müslüman alemi birleşse deccaliyetin d’si kalmaz, darmadağın olur. Allahsızlık, Kitapsızlık kalır mı dünyada? Ne Darwinizm, ne materyalizm, ne komünizmin hiçbir şey kalmaz. Ayrı ayrı oldukları için mağlup oluyorlar. “... alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam (Hz. İsa (a.s.)’ın şahsı), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in vaadine istinad ederek haber vermiştir.” ‘Hem Kuran’da vardır, hem hadiste vardır’ diyor Bediüzzaman, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi. Ben inanamıyorum, diyor. Allah’a da inanamıyorsun sen, ahirete de inanamıyorsun, inanamıyorsan niye Müslümanım diyorsun sen o zaman? İnanamıyorum desin, saygı duyarız, bir şey olmaz, korkma. Samimiyetsizliğe gerek yok, ben Peygamberin (s.a.v.) dediklerine inanamıyorum diyebilir. İnanamıyorsa inanmıyordur. Yani bu ilk defa olan bir şey değil ki, her zaman karşılaşılan bir şey. Ben Müslümanım deyip de Kuran’ın ve İslam’ın temel prensiplerini yok sayma yönünde tavırlar yaparsa olmaz. “Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Şey vaat etmiş elbette yapacaktır.” Burada Allah’ın ilahi planını anlatıyor Bediüzzaman, kaderde olacak olayları anlatıyor. Dediklerini tek tek ispat etmiş mi Bediüzaman? Ne dediyse çıktı mı çıkmadı mı? Çıktı. Diyor ki Bediüzzaman: “Biri Cengiz fitnesine bakar, biri Hülagu fitnesine bakar; fakat ikisi birleşirse miladi 1971 olur” diyor. “Eğer şimdiki tohumların mahsülü ıslah olmazsa yirmi sene sonra tokatları dehşetli olacaktır” diyor, miladi 1971’de haber veriyor. 28 Şubat’ı tarih vererek söylüyor, 28 Şubat’ta bu olacak diyor, ayetle açıklıyor. Hepsini söylüyor, ben şu tarihte öleceğim, mezarım da şu tarihte yıkılacaktır diyor, onu da söylüyor mezarım yıkılacak diyor. Adnan Menderes’in asılacağını da söylüyor. ‘Hükümeti yıkacaklar, asacaklar onu’ diyor. Hepsini biliyor. Hepsini bilen bunu mu bilmiyor? Evet diyorlar her şeyi bildi. Bunu da bildi işte. Ayrıca bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor, bakın burada çok ayrı bir olay var. Peygamber (s.a.v.) söylüyor, onunkini tasdik ediyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediğini tasdik ediyor.
“Birtanecik Hocam. Akşam programlarının tekrarını izlemek için bilgisayar başına oturduğum vakit hala tekrarlar yayınlamamış oluyor.” Sıkı bir ekip kuralım olsun. “Acaba biraz daha erken konabilir mi yayına tekrarlar?” diyor. Doğru, geç konuyor. İmkanımız var arkadaşlar, eğer vakti iyi kullanırsak olur. “Sizi çok çok çok seviyorum. Sizi ne zaman göreceğim ben, inşaAllah. Yoksa Hz. Veysel Karani gibi mi geçecek benim ömrüm, hayatım acaba? Ahirette mi Hocam’a kavuşacağım?” Diyor. Yok niye, dünyaya görüşürüz. Uçaklar var, arabalar var, her şey var görüşürüz, inşaAllah.
Bilal Yavuz beni evlendirmek istiyor. “Seyyid Hocam inşaAllah evlenirsiniz ve Muhammed adında hayırlı bir evlat versin Allah (c.c.)” diyor. İlk defa hayırlı bir vesile başladı. Yarın bir kız aramaya çıkalım biz, inşaAllah. “Hoca Efendiyle hiç görüştünüz mü? Varsa anılarınız bize anlatır mısınız? Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu gibi dava adamları hakkında ne düşünüyorsunuz?” Onlar mücahid, mübarek, muhterem insanlar. “Üstad Sezai Karakoç şiir ve yazılarında Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)‘ı ve birliği bekliyor” diyor. Çok değerli, çok muhterem yazarlarımız, şairlerimiz. Allah rahmet etsin. İnşaAllah Allah rahmetini sunsun hepsine.
“Selamun Aleyküm yakışıklı biricik Adnan Hocam. Sizi çok seviyoruz. Allah muvaffak kılsın. Canımızsınız. Pınar Oğuz” Aksaray’dan yazmış. “Güzeller güzeli Hocamız” diyor, maşaAllah ne güzel sevgisi. “Selamun Aleyküm. Hocam ben sizi çok sevirem. Her zaman sizin programlarını izliyirem. Allah sizden razı olsun. Azerbaycan’dan Tahir Veliyev.” MaşaAllah. Böyle kısa oldu mu çıkarıyorum ama uzun oldu mu çok zor. “Değerli Seyyid Haydar Muhammed Adnan Hocam.” Allah Allah ismimde bir gelişme daha oldu çok güzel. ‘Ali Haydar Murtaza’ Hz. Ali’nin lakabı, Keremullahi Veche.
BETÜL HANIM: Bir kardeşimiz size şöyle bir mesaj göndermiş. “Selamun Aleyküm Hz. Ali Efendimiz gibi ilimle, fenle, sevgiyle, döne döne cehd eden nur yüzlü sultanım.”
ADNAN OKTAR : Müslümanlar’ın birbirini coşkuyla, delice sevmesi çok önemlidir. Bunu bize Mehdiyet verecektir. Yoksa ne alaka Suriye ile adam niye birleşmek istesin? Adam nefret ediyor Arap gördü mü. O da Türk’ten nefret ediyor. Bayağı var yani öyle tipler. Osmanlı döneminden kalma bir nefret oluyor. Pakistan deyince adam A falan diyor. Mısır; zaten hiç yanaşmak istemiyorlar, İranlıları zaten ‘pırasa gibi doğramak lazım’ diyorlar. Bu belayı bu fitneyi ancak Hz. Mehdi (a.s) kaldırabilir. Mesela bak Türkiye’ye şimdi füze sistemi kuruluyor. Kardeşim Hz. Mehdi (a.s) olsa füze sistemi ne alaka? İran’a karşı kuruluyor. İran, Hz. Mehdi (a.s) varken kime füze kullanabilir, nereye füze kullanır? Öyle bir şey olmaz. Bak Hz. Mehdi (a.s)’ın nasıl ihtiyaç olduğunu burada da görüyoruz. Milyarlarca dolar para harcanıp, füze savunma sistemi kurulacak şimdi Türkiye’ye; bölgeyi korumak için. Bir tek Türkiye’yi değil, bütün bölgeyi korumak için. Kime karşı? Müslüman İran’a karşı. Buyurun. Hani Müslümanlar kardeşti? Hani şahs-ı manevi hallediyordu? Demek ki Hz. Mehdi (a.s) acil ihtiyaçmış. Gördük mü ihtiyaç olduğunu? Hz. Mehdi (a.s.) olsa kardeşim ne alaka, nerenin füzesi, savunma sistemi? Ona verilecek para ile fakire, fukaraya çok güzel yiyecek dağıtılır. Buzdolabı dağıtırsın, çamaşır makinesi dağıtırsın, araba dağıtırsın, ilaç dağıtırsın, ev yaparsın. Füzeler, bir de konuşlandırılmış roketler, her biri kim bilir kaç trilyonluk. İran da hazırlık yapıyor. Hz. Mehdi (a.s) olmuş olsa konu kökünden hallolur-biter. Onun için şahs-ı maneviciler akıllarını başlarına alsınlar, Bediüzzaman’ın sözünün ne kadar önemli olduğunu görmeye çalışsınlar. Bizi sevenler bu konuyu çok iyi gündeme getirsinler, bakın bu kadar Hoca efendi atağa geçti. Anti-Mehdi bir hareket başlattılar. Kardeşlerimiz de bu güzelliği görüp Mehdiyet’i savunan bir tavır içinde olsunlar. Her yerde anlatsınlar, bıkıp usanmasınlar. Bak ben bıkıp usanmıyorum, anlatıyorum, adım adım çözülüyor. Böyledir. Mermer bile üstüne sürekli su damladığında oyuluyor. Mermeri bile oyar, tekrar çok önemlidir. Sürekli tekrar edeceksin.
Şimdi onu da ayrıca belirteyim. Bazı hoca efendiler hicret etmiştir. Mesela Fethullah Hocamız hicret etmiştir. O firar değil, o kaçmak değil. O korkaklık değildir o. O hicreti daha iyi hizmet etmek için orada Amerika’ya gitmiştir. Orada faaliyet yapıyor. Onun elinden gelen o, o sistem içinde. Yani oturup sürekli kusur bulmaya falan gerek yok. Olmasaydı daha mı iyi olurdu? Yok. Olması faydalı mı, zararlı mı? Faydalı. Güzel, gayet de güzel. Çünkü bizim bildiğimiz, bilmediğimiz çok faydaları oluyor. Yani aydın, kaliteli gençler yetiştiriyorlar, okumaya, kültüre önem veriyorlar. Güzel, inşaAllah. Tabii tam bizim istediğimiz gibi olmuyor. Onu da biz yapalım, değil mi? Onların elinden gelen o kadar. Mesela adam camiye kadar adamı getiriyor, “niye namaz kıldırmıyorsun?” diyor. “Namazı da sen kıldır” diyor. “Ben camiye kadar getirdim” diyor. Fethullah Hocamız camiye kadar getiriyor. İşte namazı da biz kıldıralım, inşaAllah. Oturup sürekli kusur aramaya gerek yok, inşaAllah.
“Mübarek Muhammed Adnan Hocam, Selam olsun size.” Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam sizi önceleri çok tanımıyordum ama bu A9 TV açıldığından beri kopamaz oldum sohbetlerinizden. Ben yirmi yaşındayım Hocam, adım Emre. Kastamonu’dan yazıyorum siz Hocam. Hocam sayenizde Hz. Mehdi (a.s)’ı daha çok tanımış oldum. Her gün o günü anmakla, istemekle geçiyor Adnan Hocam. Her gün, her saat, her dakika, her an Allah’ımaza Hz. Mehdi (a.s) göstermesi için, ona koşa koşa gidebilmek için, beni ona ulaştırması için yalvarıyorum. Mübarek Hocam, Allah rızası için bana dua edin Hocam ne olur Hz. Mehdi (a.s) ‘nin talebesi olayım, koşarak gideyim ona. Dualarım sizinle Hocam. İyi ki varsınız.” Ben de dua ediyorum Hz. Mehdi (a.s)’nin talebesi olmak için. O da dua etsin, inşallah. Dualar boşa gitmez. Beni izleyenler bir bildiğim olduğunu anlıyorlardır, inşaAllah. Bu delilik normal mi? Allah aşkıyla delirdim, elhamdülillah. Bir şey biliyorum yani, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s) de atakta, Hz. Hızır (a.s) da atakta, Hz. Mehdi (a.s) de atakta. Söylediklerim binin üstünde biliyorsunuz. Her dediğim doğru çıktı mı çıkmadı mı? Hatta dün bizim çocuklardan iki tanesini uyarmıştım şöyle yaparsınız şöyle olur diye. Bütün dediklerim iki gün sonra çıktı. Hocam dediler elhamdülillah, maşaAllah. Hayret ettiler. Ve beş husus saydım beşi de oldu. Şu şöyle olur, bu böyle olur hepsini saydım. İki gün sonra dediğim oldu, elhamdülillah, maşaAllah. “Sayın Adnan Hocam, ben elimden geldiğince kitaplarınızı okuyor, programlarınızı izliyorum, inşaAllah. On dört yaşındayım.” Sen bir köftesin o zaman. “Farkınızın farkındayım Hocam” güzel bir söz “ve sizin talebeniz olmak istiyorum, inşaAllah. Size nasıl ulaşabilirim Hocam. Ayber Ömer Çebi.” Nasıl ulaşabilirsin? Uçak, araba istediğinle gelirsin. Acayip sevimli bir şey anladığım kadarıyla. Kardeşlerimiz espirilerimizden örnekler vermişler. Espirinin hası zaten kıl olanıdır, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Hocam az önce mesajını okuduğumuz kardeşimizin bir faaliyeti olmuş. O mesajı okuduktan sonra resimlerini göstermek istiyordum izninizle. Mesajında şöyle söylüyor kardeşimiz, “Dün Eyüp Sultan’da kardeşim Rıdvan Aydın ile dokuz yüz tane A9 broşürü dağıttık. Bu vesile ile Müslüman kardeşlerimizle bayramlaştık, inşaAllah. Dua buyurun, Allah sohbetinizden ayırmasın Gavz Hazretleri’nin de buyurduğu gibi ‘hizmet nimettir’ hele bu hizmet Hz. Mehdi (a.s) ve Türk-İslam Birliği yolunda ise çok daha büyük bir nimettir. Allah’a emanet olun canım Hocam” Hilal Aydın göndermiş.
ADNAN OKTAR: Helal olsu Hilal’e, aferim, maşaAllah. İki kardeş birbirlerini çok güzel koruyup kollasınlar, hizmete devam, maşaAllah. Her ikisini de çok seviyorum. Allah dünyalarını, ahretlerini aydınlık etsin, her ikisine de hidayet versin, güzellik versin, ilimlerini arttırsın, feyzlerini arttırsın. İnşirah önemlidir. Allah bütün milletimize de bu nimetleri, bu güzellikleri nasip etsin, inşaAllah.
Kardeşim memleketimiz çok güzel, insanlarımız çok güzel, fakat birlik ve beraberliğin deli aşk şeklinde olması gerekiyor, kenardan köşeden olmaz. Mesela şu İran’a karşı füzesavar sistemi benim kafamı karıştırdı kardeşim. İran da daha hala hayalet Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor, hayalet olan. Kardeşim sen hayaletle ortaya çıkarsan adamlar çekinir, çünkü hayaletin ne yapacağı belli olur mu? Füze sistemi de kurar, bilmem başka ne sistemi de kuracaktır mecburen, çünkü hayaletten bahsediyorsun sen, “kuyunun içinde bekliyor, bin küsür seneden beri kuyunun içinde.” diyorsun. Yahut belirli bir vakit. “Kuyunun içinden çıkacak Müslümanlar’a lider olacak ve sel gibi kan akıtacak” diyorsun. Şimdi bu normal bir ifade değil. Adam çıkar der ki, “Kuyudan çıktı hayalet gibi, ben gördüm” der. Zaten söylüyor Ahmedinejad. “Işık şeklinde belirdi” diyor. Yapmasın Allah aşkına. Aklı başında bir insan, ben onu çok seviyorum. “Işık şeklinde belirdi, gördüm” diyor. “Birleşmiş Milletler toplantısında gördüm” diyor. “Işık şeklindeydi” diyor. Şimdi “bana ışık ‘dünyayı yerle bir et’ dedi” derse, ne yapacağız biz? “Işık ‘Türkiye’ye saldır’” derse ne yapacağız, hayalet, değil mi?. “Hz. Mehdi (a.s) dedi, biz de yaptık” mı diyecekler? Yapmasınlar bunu. Çok büyük zarar veriyorlar İslamiyet’e. Bu hayalet iddiasını bir kere kaldırmaları gerekiyor. Ehli Sünnet’in Hz. Mehdi (a.s) açıklaması, doğru olan odur. Anadan babadan doğan, makul, sevgi dolu bir insandır Hz. Mehdi (a.s). Kana karşıdır. Ha bire kan dolu filmler göstertiyorlar, bütün Avrupa’da yayınlanıyor. Sel gibi kan akıtıyor Hz. Mehdi (a.s), öyle bir film yapmışlar. Hz. Mehdi (a.s) değil o, deccal o sizin bahsettiğiniz. Deccal kan akıtır, sel gibi kan akıtır. Deccaliyetten çekindiği için Türkiye de füzesavar sistemi kuruyor şimdi, kurduruyor. Avrupa’da buna göre tabii çekiniyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olsunlar bu bela kalksın, yoksa bu hoş bir durum değil. Müslümanlar hayalete tabi olmayacak, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacaklar. Olur mu öyle şey? “Kuyunun içinden adam çıktı, geldi” diyecekler. “Buna tabi olun. Işık şeklinde” diyecekler. “Gördüm, bana böyle dedi” diyor. Ne yapacağız adama peki, ne diyelim? “’Oluk gibi kan akıtın’ dedi” diyecek. Ne diyeceğiz. Böyle bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s) merhamet insanı, şefkat insanı, dostluk insanı, kardeşlik insanı. Kanı, irini ortadan kaldıran bir varlıktır. Kan yok Hz. Mehdi (a.s) devrinde.
Hormonların vücuttaki işleyişi, kardeşim bu çok acayip bir olay. Adrenalin salgılanıyor, adam bir anda herküle dönüyor anında adrenalin salgılanınca. Müthiş bir koşma gücü, müthiş bir kaldırma gücü. Anne, arabayı şak kaldırıyor kadın, çocuğu ezilecek diye adrenalinin etkisiyle. Arabayı kaldırmış kadın o dehşetli heyecandan. Normalde kaldıramaz. Müthiş bir güç, müthiş bir değişiklik. Bütün vücudu değiştiriyor adrenalin. Mesela büyüme hormonu, normal duruyor çocuk, testosteron hormonu veriliyor, hemen sakalı, bıyığı çıkıyor, delikanlı oluyor. Omuzlar genişliyor, bambaşka bir şey oluyor. Kadınlarda da hemen değişiklik meydana geliyor. Nereden bilirsin ne yapacağını? Çok büyük mucize bu. Sadece şu hormon olayını insanlar anlasa, net iman ederler, çok acayip.
VTR - Hormonların Vücuttaki İşleyişi.
ADNAN OKTAR: Şahane bir ders oldu, şahane sohbet oldu, bayağı iyi oldu, inşaAllah. Şu Cübbeli’ye biraz Hz. Mehdi (a.s) ‘den bahsettireyim. Zamanında ortalığı inletiyordu Hz. Mehdi (a.s) geldi diye. Mehmet Talu Hocamız, “Yedi sekiz sene önce Hz. Mehdi (a.s) otuz yaşında diyordu”, o filmi gösterin.
VTR - Mehmet Talu Hoca; Cübbeli’nin 7-8 Sene Öncesine Kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın 30 Yaşlarından Olduğunu Söylediğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hoca Efendi çok güzel açıkladı, anlattı, maşaAllah.
“Merhaba Hocam. Haddim olmadan size bir şey soracağım. Bir bayanın başı açık olması haram değil mi ve neden programınızda sürekli başı açık bayanlar bulunuyor? Bizim de günaha girmemize sebep olmuyor musunuz? Mesajımı okursanız sevinirim.” diyor Mustafa Emre. Niye günaha giresin? Sokakta, okula gittiğinde herkesin başı açık kerata, okuldaki arkadaşlarının, genç kızların, herkesin başı açık. Otobüse biniyorsun bütün milletin başı açık, değil mi? Yolda giderken ne yapıyorsun, bakmadan mı yürüyorsun? Herkese bakıyorsun kerata. Ayrıca Mustafa Emre konuşturma beni şimdi, internette nerelere girdiğini bir söylersem... Bizim milletimizin yüzde yetmişinin başı açık, herkesin başı açık, çok fazla başı açık insan var. Sahil kentleri olsun, her yerde herkesle konuşuyorsun, öyle bir şey yok. Bir de bütün televizyon kanallarında hanımların başı açık, hatta dekolte de giyiniyorlar, değil mi? Bütün kanallar öyle. STV’de de var, Samanyolu’nda, gördüm yani, bıraksınlar, inşaAllah. Bir de ne alaka? Bakkala gidiyorsun, başı açık hanımlar var. Kasaba gidiyorsun, okula gidiyorsun, dolmuşa, otobüse biniyorsun, her yerde başı açık hanımlarla yüz yüzesin. Bakmıyor musun kerata? Bakıyorsun. Kıskanıyorum Hocam de, bunu kabul ederim, inşaAllah. Allah’ın size sunduğu nimetleri kıskanıyorum de, bunu kabul ederim. Yani bunu düşünmüş olabilirsin.
“Selamun Aleyküm Arslan Hocam. Kimse füze kullanmayacak diyorsunuz tamam ama bu İsrail bacak kadar boyuyla onca füze ve kimyasal silah satın alıp geliştiriyor. Yani şimdi bu adamlar bu füzeleri sallamadan rahat duracaklar mı? Yoksa dengeyi sağlayıp caydırıcı olmak için bizim daha tesirli silahlar yapmamız gerekmez mi? Mehmet Yenilmez” Mehmet sen Allah’ın izniyle yenilmezsin hakikaten. Bak Hz. Mehdi (a.s) İsrail’e de geliyor. Ermenistan’a da geliyor. Hz. Mehdi (a.s) hem Hıristiyanlar’a Mehdi’dir, hem Müslümanlar’a Mehdi’dir, hem Museviler’e Mehdi’dir. Hıristiyanlar’a İncil’in orijinaliyle, Museviler’e Tevrat’ın orijinaliyle, Müslümanlar’a da Kuran’la, Kuran ahlakıyla hükmedecektir, inşaAllah. Dolayısıyla Şiloh, Kral Mesih devletin kendisidir zaten İsrail için. Bir Musevi inancında; ben sordum hahamlara, buraya geldi hahamlar. Hem de Sanhedrin hahamları, Sanhedrin Mahkemesi’nin Başkanı falan, onlar geldiler, ekip. “Devlet mi daha üstün, Kral Mesih mi, Moşiyah mı?” dedim. “Kral Moşiyah devletin kendisi o” dediler, inşaAllah. Bitti. Hz. Mehdi (a.s)’ye tabi oldukları zaman konu kapanmış oluyor, inşaAllah. Devlet olarak görüyorlar Moşiyah Mehdi’yi. Devletten daha üstün görüyorlar, inşaAllah. İran’da da öyledir. İran anayasası Hz. Mehdi (a.s) gelinceye kadar geçerlidir, Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar geçerlidir. Onlar bir hayaletten bahsediyorlar, o tehlikeli.
Ömer Faruk, Hüseyin Eryılmaz, Hakan Raşit Döver. Hakan Allah sakalını mübarek etsin, sakal bırakmış Hakan, inşaAllah. Ta liseden beri sakallıyım, maşaAllah. Lise bitti, hemen lise bitiminden bir hafta önce bırakmıştım zaten sakalı, ondan sonra hiç kesmedim. Bir tek Bayrampaşa’da ziyaretimizde, “Hoş geldin Hocam, şu sakalları bir alacağız Allah’ın izniyle” dediler. Kardeşim meydan muharebesi verdim. Doktoru çağırdım, “Cildimde alerji var, beni bu işten bir kurtar doktorum” dedim. “Yok vallahi yapabileceğim bir şey yok Hocam” dedi. Adama söyledim, “Bunun bir yolu var, şu sakal kalsın yapmayın” dedim. “Yok Hocam” dediler. İyi bakalım hadi bismillahirrahmanirrahim dedik, sakallar bir tek o zaman gitti. Onun dışında hiç kesmedim, maşaAllah. İyi, güzel bir şeydir sakal, Müslüman’a yakışır. Resullullah (s.a.v.) sakallıydı, Hz. Musa (a.s) sakallıydı, Hz. İbrahim (a.s), bütün Peygamberler sakallıdır. Sakalsız yoktur hiç, inşaAllah. Kuran’da da var ya Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun (a.s)’da, saçıma, sakalıma yapışma, diyor. Demek ki yapışılacak kadar sakal bırakmamak gerekiyormuş, Kuran ona işaret ediyor, maşaAllah. Resullullah (s.a.v.) sürekli düzeltiyor sakallarını, inşaAllah. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’nin sakalları cezm edilmiş diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Meczum, cezm edilmiş, düzeltilmiş. Bakın çok fazla kardeşimiz Rusya’dan yazmış, Risale-i Nur talebeleri, maşaAllah.
“Nur yüzlü, adaletli, açık sözlü, karizmatik, Adnan Hocam. Az önce yazmayı unuttum Hocam, kabul ederseniz talebeniz olmak istiyorum Hocam” diyor. Ah canım benim, tabiî ki ol. Ama ben de senin taleben olacağım o şartla, inşaAllah. Ben de ilminden istifade edeceğim, inşaAllah.
Şu Adnan Oktar Beyefendi ilginç geliyor, ama neyse kabul edelim. Adnan Bey fena değil, hoş bir şey. “Selamun Aleyküm Sayın Adnan Oktar Beyefendi. Geçmişte materyalizmle, evrim teorisiyle ilgili yapmış olduğunuz çalışmaları okumakta, izlemekte ve beğenmekteyim. Dünyada zehrini salmakta olan materyalizmi güzel ülkemizde maalesef ki yavaş yavaş yayılmakta olduğunu görmekteyim. Bu konudaki çalışmalarınızla ülkemizde insanların ulaşabileceği en önemli gerek televizyon, radyo, gerek dergi kitap ve gazete gibi, kitlelere hitap eden organlarla insanlara bunların mantıksızlığını, hatalarını ve mantıksal çöküşünü anlatmanızı ve özellikle son derece bu konuya önem vermenizi istirham ediyorum. Dualarımla, Ömer Faruk.” Ömer Faruk, işte var gücümüzle yıllardan beri onun için gayret ediyoruz. Ama biliyorsun bunlar çok masraflı, çok pahalı şeyler. Bütün gücümüzle yaptığımız halde şu an bu kadar elde edebiliyoruz. Mesela Anadolu’daki televizyonlarda yayın yapıyorduk ama çok pahalıya mal olduğu için yapamıyoruz. A9’dan yapabiliyoruz. Gönlümüz ister ki karasaldan da yayın yapalım, radyo yayını yapalım karasal, büyük gazeteler çıkartalım, gönül ister. Ama zaman gelecek, bana inansın, bütün kanallar canlı yayın yapacaklar, bütün kanallar, tamamı. Bak sözümü bir yere yazsın. Tamamı canlı yayın yapacak. Bir tek Türkiye değil, bütün dünya kanalları canlı yayın yapacaklar. Hz. Mehdi (a.s) sohbet edecek, Hz. İsa Mesih (a.s) sohbet edecek. Biz de kenardan inşaAllah belki birkaç kelime de biz söyleriz, ama bu sözümü unutmayın. Hocam demişti diyeceksiniz, inşaAllah. Allah Allah, Allah Allah, Romanya’dan, Bulgaristan’dan kardeşlerimiz de yazmışlar maşaAllah.
Bediüzzaman’dan kurtulmaya çalışan ve başına böyle bir şeyin geleceğini tahmin etmeyip, son anda Mehdiyet’in bütün ihtişamının ortaya çıkmasıyla kaçmaya çalışıp-kaçamayan, paçalarından yakalanan takım, dikkatlice dinleyin. Ne diyor? “Kendimi o gelecek olan adam olduğumu iddia edemem.” Hz. Mehdi (a.s) olduğumu iddia edemem. “Hiçbir cihedte riyakatım yoktur. Fakat o ileride gelecek acib şahsın (Hz. Mehdi (a.s)’nin) bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." diyor. Bu kadar.
Kastamonu Lahikası, maşaAllah. “Bu zamanda” diyor, yetmiş sene önce bunu söylüyor. "Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki,” komünizm faşizm şu bu, “... her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi (Hz. Mehdi (a.s)) bu zamanda gelse, harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vazifeden feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum” (Kastamonu Lahikası, 57) ‘Hz. Mehdi (a.s) siyasete girmeyecek, sadece iman hakikatlerini anlatacak diye tahmin ediyorum’ diyor. Partiler üstü olacak diyor, inşaAllah. “... hakiki beklenilen o zat...” demek ki Hz. Mehdi (a.s) hakiki beklenilen o zatmış. Bak diyor ki, “Hem, yirmi seneden beri tahribkârâne eşedd-i zulüm altında o derece ahlâk bozulmuş ve metanet ve sadakat kaybolmuş ki,” metanet; metin olmak, sarsılmamak, paniğe kapılmama. “... ve sadakat...” hocasına, kardeşlerine, dine, imana, her şeyin başında Allah’a sadakat, “... kaybolmuş ki, ondan, belki de yirmiden birisine itimat edilmez.” ‘İnsanlar o kadar bozulmuştur’ diyor. ‘On kişi değil, yirmiden birine bile itimat edilmez, o kadar bozuk bir ortam var’ diyor. Hz. Mehdi (a.s)’a bilgi veriyor, ‘dikkatli ol’ diyor Hz. Mehdi (a.s)’a . “Bu acip hâlâta karşı (bu olağanüstü duruma karşı) çok fevkalâde sebat (sabır, kararlılık) ve metanet (sarsılmamak) ve sadakat (davadan ayrılmayacak azim) ve hamiyet-i İslâmiye lâzımdır;” İslamiyet’i koruma coşkusu, deli aşık coşkusu lazımdır, “... yoksa akîm kalır, zarar verir.” ‘Yapamazsınız yoksa’ diyor Bediüzzaman. Demek ki Mehdiyet neyle yürüyormuş? Sebat, sabırlı olmak, metanet, sadakat ve hamiyeti İslamiye; Hz. Mehdi (a.s)’ın dört vasfı.
“MaşaAllah benim karizmatik Hocam’a” diyor. Karizmatik, yeni bir özelliğim daha ortaya çıkmış oldu. “Karizmatik Hocam’a Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam Allah sizi başımızdan eksik etmesin, Allah’ın izniyle imanımız kuvvetlendi. Kızım size öğretmenim diyor. İsmi Berre.” Yiyeceğim ben onun minik burnunu. “Sizi çok seviyor, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in annesinin adı, diğeri de Nisa. Biz dua ediyoruz Türk-İslam Birliği için ve sizin için de. Siz de kızlarıma dua edin. Yanınızdaki bayanlar maşaAllah hem güzel, hem akıllı. Hepinizi seviyoruz. Mersin’den selam gönderiyoruz, Allah’a emanet olun Muhammed Adnan Hocam. Adnen cennetlerinde buluşuruz, inşaAllah.” diyor Ayşe Yurdabakan. Berre’nin de bize bir ara resmini göndersin de, burnunu nasıl ısıracağımı tespit edeyim. Tombul kollarını mı ısıracağım, burnunu mu ısıracağım bir bakayım. Furkan, özetle ben size örnek verdim, bir türlü ya anlamıyorsunuz, ya anlamazlıktan geliyorsunuz, bilemiyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) hanımlara bakıyor, beğeniyor, hoşuna gidiyor, aldım gitti diyor. Allah diyor ki ayette, “... güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de bundan sonra sana hanımlarla evlenmek yasak...” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Ama kendini hibe eden cariyeler, azatlı cariyeler, onlar müstesna” diyor. “İstediğin kadar al onlardan” diyor. Bakıp beğeniyor Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Süleyman (a.s) ta uzaklardan, belki on bin kilometre öteden Sebe Melikesi Belkıs’ı çağırdı. O kadar değildir de daha kısa. Kadın geldi. Önceden hazırlıklı Hz. Süleyman (a.s) şaka yapacak kadına, beğeniyor kadını, güzel buluyor. Gözlerinin içine baka baka, yüzüne baka baka diyor ki ‘bak burada havuz var, gir havuza’ diyor. Halbuki havuz yok, derin su gibi gözüken bir şey yapmış, mükemmel bir sistem, ışıklı, kristal camdan. Kadın ‘derin su zannetti’ diyor, bacaklarını açıyor, suya girmek istiyor basınca su olmadığını anlıyor. Hz. Süleyman (a.s) da gülüyor, hoşuna gidiyor, şakalaşıyor kadınla. Hz. Musa (a.s) Peygamber kızlarına bakmadı mı, onlar da ona baktılar. Peygamber kızları neye dikkat etmişler? Diyorlar ki ‘güçlü birisine benziyor’ güçlü, ‘ve güvenilir’ diyorlar. Konuşmadan, bakmadan güçlü ve güvenilir olduğunu nereden bilecek? Hz. Musa (a.s) onlara bakıyor, onlar da ona bakıyor. Ama orada hanzolar, küt herifler var, onlara bakmıyorlar, uzak duruyorlar. Demek ki güvenilirse, Allah’tan korkan sevgi dolu bir insansa, mümin ilhamla onu anlıyor ve onunla muhatap oluyor, olay bu. Yanlışsa yanlış deyin, söyleyin. Kaç defa söyledim, yok öyle bir ayet diyemiyorsunuz. Şimdi beni konuşturmasınlar.
Mehdiyet’te açık hanımlar da olacak, kapalı hanımlar da olacak, çarşaflı hanımlar da olacak, hepsi olacak, buna alışın, inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hepsi de yüzde yüz Müslüman’dır ayrıca. Burada iki tane kapalı hanım kardeşimiz var, ikisi de hafızdır, canım gibi seviyorum. Çarşaflı hanım arkadaşımız da var, inşaAllah. O da benim canımdır, çok severim ve çok da yakışıyor mesture olmak. Hepsi mümin, müttaki, ayırım yapılmaz. Ayırım yaptınız batırdınız çocukları, mahvettiniz kapalı hanımları. Okullara almadılar, yolda laf atmalar, bilmem neler falan iş çıkarttınız. Halbuki olgun davransaydınız, açığa da kapalıya da sevgi, saygı gösterseydiniz hiçbir şey olmayacaktı. Bölünme havası verince, tehlikeli olunca devlet tedirgin oldu, devlet kendini savundu. İş çıkarttınız yani, inşaAllah. Denizhan Çavuşlar, Denizhan şimdi senin konun uzun onu da anlatırız, inşaAllah.
Aslında bayağı darlanacak ama bir kısım tipler, kardeşim nereden vurursam şahane netice veriyor. Atatürk’ü bize dinsiz imansız gibi göstermeye kalkıyorlardı; bazıları hatta daha da ağır hakaretler ediyorlardı. Ben ortaya bir çıktım, bir anlattık Atatürk’ü, Atatürkçülerden ses yok, o sahte Atatürkçülerden. Unuttular, mümkün mertebe adını anmamaya çalışıyorlar artık. Baktılar ki Atatürk dindar, muttaki, namazında, Allah’a, Kitap’a hayran, İslam’a, Kuran’a hayran, ittihad-ı İslam’ı savunuyor, Türk-İslam Birliği’ni savunuyor, dediler böyle Atatürk bize yaramaz, istemiyoruz dediler. Bak Allah onları da oradan çökertti. Gerçek Atatürkçülüğü öğrettik insanlara, inşaAllah. Atatürk’ü anlatan videoları peş peşe yayınlayalım.
ADNAN OKTAR: Şahane oldu. Bak Atatürk’ün biz bu dindar yönünü, milliyetçi yönünü, Türk-İslam Birliği’ni savunan yönünü vurguladıktan sonra dikkat ettiyseniz, sahte Atatürkçüler bir daha Atatürk’ü ağızlarına almadılar. Çok acayiptir o. Gece gündüz Atatürk’ten bahsedenler çil yavrusu gibi dağıldılar. Atatürk’ün aleyhinde konuşan dindarlardan da vardı, onlar da “Hakikaten hata yapmışız, doğrusu, Atatürk hakikaten dindarmış” dediler, maşaAllah.
Hocam mükemmel tilavetiniz var. Allah deccallerin, şeytanların şerrinden, kötülüklerinden bütün Müslümanlar’ı ve seni de korusun. Şerirlerin şerrinden, çünkü münafikun ve münafikat, kafirun ve kafirat Müslümanlar’ın Kuran okumasından rahatsız olur, ıstırap duyarlar. Ayette de var; ‘onlar Kuran okurlarken gürültü çıkartın, bağırtı yapın’ inşaAllah. Buyurun bir ayet dinleyelim inşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Nasr Suresi’ni okuyayım, inşaAllah. Euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim.Kul e'ûzü bi-rabbin nâsi. “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.”Melik'in-nâsi. “İnsanların malikine.” İlâh'in-nasi. “İnsanların (gerçek) İlahına.”Min şerril ves'vas'il hannasi. “Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.” Ellezi yüvesvisü fi sudûr'in-nâsi. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);” Minel cinneti ven-nâs. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her han nastan Allah'a sığınırım)”.
ADNAN OKTAR: Evet ben de o manada sana bir şey söyledim. Çünkü bilmiyordum bu ayeti okuyacağını. Hannaslardan, cin ve insan şeytanların Müslümanlar’ın Kuran’ı anlatmasını, okumasını istemezler. Engel olmaya çalışırlar. Kendileri de bir şey yapmazlar. Yapana da engel olurlar. Böylece felaketi beklerler. Allah esirgesin. Bir ayet daha rica edelim.
YASEMİN HANIM: Kafirun Suresi’ni okuyayım Hocam, inşaAllah. Euzubillahiminesseytanirracim bismillahirrahmanirrahim.Kul yâ eyyühel kâfirûne. ““De ki: ‘Ey kafirler!”Lâ â'büdü mâ tâ'büdûne. “Ben sizin taptıklarınıza tapmam.” Ve lâ entüm âbidûne mâ â'büd. “Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.” Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim.”Ve lâ entüm âbidûne mâ â'büd. “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.”Leküm diniküm veliye diyn. “Sizin dininiz size, benim dinim bana."
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aynı zamanda müşrikun ve müşrikata yöneliktir. Müşrikinler kendi dinlerine dönemlerini ister Müslümanlar’ın. Yani Kuran’ı esas almayan hurafe dinine dönmesini ister, onlara da, müşriklere de aynı cevabı verecek Müslümanlar. “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize”. Kuran’ın anlattığı dine uyuyoruz biz, müşriklerin anlattığı hurafe dinine değil, inşaAllah.
Bakın Bediüzzaman diyor ki, “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması,” yani kendi bulunduğu zamanda bulunması, 70 sene önce “... ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın benim zamanımda çıkması imkansız’ diyor Bediüzzaman. ‘Mümkün değil’ diyor. “Ta âhir zamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek neslinin, cemaatinin temsil eden, temsilci olan, “... Hz. Mehdi (a.s.)’da...” net bak ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ diyor. “... ve cemaatindeki şahs-ı manevîde...” Hz. Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve cemaatindeki şahs-ı manevi var. “... ancak içtima edebilir.” ‘Başka türlü olmaz’ diyor. Nasıl olacakmış? Ne zaman geliyormuş Hz. Mehdi (a.s.)? ‘Ahir zamanda benden sonra gelecek’ diyor Bediüzzaman. “Al-i beyt- i Nebevi’nin cemaati nuraniyesini temsil edecek...” diyor ve kim olduğunu söylüyor. “... Hz. Mehdi (a.s.).” diyor. “O (Hazreti Mehdi (a.s)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir” diyor. Şimdi bunları sürekli gizledikleri için yaklaşık 50 yıldan beri gizledikleri için, böyle kalacak zannetmişlerdi. Fakat biz geceli gündüzlü gündeme getiriyoruz, anlatıyoruz. Gizlenmesi artık mümkün değil, inşaAllah.
“Allah size hidayet versin Adnan Bey.” Hepimize hidayet versin. “Bu duayı sadece yapmış olduğunuz birtakım hizmetler için ediyorum. Eğer gerçekten imanlı bir kişi iseniz, Allah korkusu ile yoğurulmuşsanız doğruyu konuşun.” Her zaman doğruyu konuşuyorum, ayetle açıklıyorum. “Hazreti Süleyman (a.s) Efendimiz’in o ayeti kerimede Belkıs’ın beşeriyetine bakacak dereceye inmemiştir.” Hz. Süleyman (a.s)’ın karşısında kim var? Beşeri cismiyle bir kadın yok mu? Kim var, hayal mi görüyor? Ona bakıyor, o kadına bakıyor? Şakayı yapan Hz. Süleyman (a.s) değil mi? Bu havuza gir diyen kim? Neden onu havuzun kenarına getiriyor, değil mi? Havuzun kenarına getirmesinin nedeni o, şakayı yapmak için. Havuzu önceden hazırlamış. Derin su zannediyor, kadın bacaklarını açıp içeri girmiyor mu? Girmeye çalışıyor, giremiyor ve şakası ile bütün güzelliğiyle ortaya çıkmış oluyor. “Yiğitseniz canlı yayında bunu okuyun; cevap verin yoksa olmaz.” diyor. Yiğitliğimizi ortaya koyduk, anlattık. Sen anlamazlıktan geliyorsun bunu. Bu bir insan, beşeri bir insan. Kilometrelerce yoldan gelen bir kadın, kadınla yalnız başına sarayda karşı karşıyalar. “Havuza gir” diyor Hz. Süleyman (a.s), ayet açık, gösteriyim ayeti. “Kadın da bacaklarını sıvadı” diyor Allah ayette. Derin su zannetti, diyor, ona göre sıvıyor. Fakat basınca, yani gireceğini zannedince giremiyor. Gülüyor Hz. Süleyman (a.s) da ona. Karşılıklı gülüyorlar, hoşlarına gidiyor, şaka bu. Ve kadın hayran oluyor Hz. Süleyman (a.s)’a ve iman ediyor. Kadının sevgisini kazanıyor. Ona yakın oluyor, ona şefkat gösteriyor, sevgi gösteriyor, onunla konuşuyor, onu insan yerine koyuyor. Yoksa böyle bazı arkadaşların dediği gibi ona sırtını çevirip o şekil bir tavır göstermiyor. O şekil olursa, işte bu hallere düşersiniz ve bu perişanlık olur. İslam alemindeki perişanlığın sebebi bu! Kuran’ı anlamazdan geliyorsunuz, Kuran çok açık anlatıyor. “Güzellikler ne kadar hoşuna gitse de sana bundan sonra kadınlarla evlenmek yasak” diyor Allah ayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, açık. Demek ki bakıyor, güzelliği hoşuna gidiyor evlenmek istiyor. Neden gizliyorsunuz veyahut gizlemeye çalışıyorsunuz? Nasıl Hz. Mehdi (a.s.)’ı gizleyemiyorsanız bunları da gizleyemezsiniz. Hz. Musa (a.s) Peygamber kızlarıyla görüşüyor. “Baba, güçlü bir erkek, güçlü bir insan. Görünümünden anladık” diyorlar. Bakıyorlar. O gördüğü Hz. Musa (a.s)’ın beşeriyeti değil mi? Neyi görüyorlar? Hayır, yanlış konuşuyorsam gel anlat, yani cevap ver.
“Selamun Aleyküm benim Aslan Hocam. Hocam zaten yakışıklı, genç, dinamik, müthişsiniz ama Allah’ım bugün daha bir coşkulu ve mükemmelsiniz, maşaAllah. Size Rabbimin verdiği bütün güzellikler helal olsun. Canım Hocam sizi çok ama çok seviyorum. Siz bize Allah’ın lütfusunuz. Rabbim size kavuştursun, tanıştırsın en kısa zamanda nasip etsin inşaAllah. Allah bütün insanlara barış ve kardeşlik Türk-İslam Birliği’ni yaşamayı nasip etsin inşaAllah. Aslanların aslanı canım Hocam, dualarınızla”. Şengül Say, İzmir’de. Bütün İzmir’e, bütün İzmirlilere selam. Dünya tatlısıdır İzmirliler, çok şeker, çok hoş insanlardır, maşaAllah.
“Atamızı gerçek olarak tanıttığınız için size minnettarız. Çünkü malumunuz bazı cemaat talebeleri Atatürk’ü tanıtırdı. Allah razı olsun” diyor Kürşat. Yanlış konuşuyorlar, onu da düzelttik. Ama benim çok ilginç bulduğum hatta komik bulduğum, çok koyu Atatürkçüler vardı nereye gittiniz, kayboldunuz keratalar? Çıtları çıkmıyor. Baktılar ki Atatürk onlara yarayacak gibi değil. Baktılar Atatürk milliyetçi, dindar, Türk- İslam Birliği’ni savunuyor. Camide hutbe okuyor, Kuran dağıtıyor, ilahiyat fakülteleri kuruyor, imam hatipleri kuruyor, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuruyor. “Bu Atatürk bize yaramaz. Hadi bize eyvAllah” dediler. Toz olup kayboldular. Şimdi arıyoruz kayıp ilanı ile. Hangi ayet?
BETÜL HANIM: 28. surede 25.ve 26. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. ‘Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir.’ dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: ‘Korkma’ dedi. ‘Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun’.”
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; “O (kadın)lardan biri dedi ki: ‘Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o.’” Tanımadan, bilmeden, konuşmadan nerden bilsin hayırlı olduğunu?
BETÜL HANIM: Neml Suresi 44. ayette Hz. Süleyman (a.s) ile ilgili var. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ona: ‘Köşke gir’ denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: ‘Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.’ Dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum’.”
ADNAN OKTAR: O sevgi, o ilgi, o alaka kalbini ferahlatıyor kadının. Hz. Süleyman (a.s)’ın yaptığı şaka da hoşuna gidiyor. “İslam dini ne güzel, Allah’a çok şükür Müslüman oldum” diyor. Yobazlık olsa Müslüman olur muydu o kadın? Gerçek İslam’la karşılaştığı için, Peygamber’le karşılaştığı için kalbine inşirah, ferahlık geliyor ve Müslüman oluyor. Bu yobaz takımının yüzünden binlerce, on binlerce, yüz binlerce kadın Müslümanlığa yanaşamıyor. Mesela biz elhamdülillah kimle konuştuysak hemen hemen hepsi Müslüman oldu, maşaAllah, elhamdülillah. Bak dinleyin yobaz takımı; Ahzab Suresi 50.ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık;” helal olsun benim mübarek Peygamber (s.a.v.)’ime. Allah cennette kat kar fazlasını versin. “...bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık).” Şimdi, bir kadın kendini hibe etmek istiyor. Peygamber (s.a.v.) görmüyor mu o kadını? Görüyor. Görüp beğenmeden alır mı? Yobazlar utanıyor bu ayeti okumaya. Haberiniz var mı bundan? Yobazların en çekindikleri ayettir. “Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.” Güçlük nedir biliyor musun? Münafikun ve münafıkatın, müşrikin ve müşrikatın alçakça Peygamber (s.a.v.)’e baskı yapması. Ayette kastedilen zorluk o. Ayet inince toz duman oldular. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin;” ‘İstersen yanında tutabilirsin, istersen de ayrılabilirsin’ diyor Allah. “... ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur.” ‘İstersen geri çağırırsın, yeniden onunla birlikte yaşayabilirsin’ diyor Allah. “Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına...” yani bundan müteessir olmamalarına “... ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur.” Çünkü Allah’ın rızası her şeyi aydınlatır. Ama cahiliye gözüyle bir kadın buna bakarsa felaket; iman gözüyle bakarsa güneş gibi. Ne olur? Kalbi aydınlanır, ferahlanır. ‘Cenab-ı Allah böyle dediyse bunda bir hayır bir güzellik var hepsini kabul ederim’ der. “Onların gözlerinin aydınlanıp...” bak, annelerimizin gözleri aydınlanıyor bu ayetten sonra, vahiyle bildirildiği için. “... hüzne kapılmamalarına...” artık hüzne de kapılmıyorlar. “... ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına” hoşnut oluyorlar, helal olsun benim annelerime. Dedemle evlendikleri için onlarla iftihar ediyorum, maşaAllah. Olması gerekeni yaptılar, çok güzel yaptılar, maşaAllah. “... hepsinin hoşnut olmalarınaen uygun olan budur, Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir.” Mülayimdir. “Bundan sonra” diyor Cenab-ı Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor. “... (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek...” yani onu bırakıp başka bir eş almak, “... güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz;” Buyurun yobaz arkadaşlar. Peygamberimiz (s.a.v) görmeden nasıl bilsin güzelliklerini? Bakın, “... güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz...” Peygamberimiz (s.a.v.) çok beğeniyor, ama Allah ‘nikahlamayacaksın’ diyor. “... ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir.” diyor Cenab-ı Allah. Çok fazla cariye almıştır Peygamberimiz (s.a.v), ondan sora. Yobazların ciğerine oturuyor. Birbirinden güzel annelerimizi almıştır. Helal olsun. Cennette şu an onlarla beraber, ne güzel, elhamdülillah. Allah hurilerle daha da arttırsın. Milyonlarca huri versin benim canım dedeme, biricik dedeme, güzeller güzeli nur dedeme, maşaAllah. Biraz üslubum haşin gibi geliyor ama biraz deli coşkusu var bende Peygamber sevgisinden, Allah aşkından kaynaklanan. Ben böyle bir insanım. Biz bir vuruş yapıyorsak mutlaka imani vuruştur. Sevgiyle, şefkatledir ve deli aşık coşkusuyladır, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm canım Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Yukarıda videoda Şeyh Hasan Hocamız’ın yanında oturan sakalları kızıl kahverengiye çalan ve mübarek bir kişiye benzeyen bu zat kimdir. Açıklarsanız inşaAllah.” Ben resmini görmeden bilemem tanımadığım bir kişiyi. Bizim tanıdığımız birisi mi bir bakalım, inşaAllah.
Denizhan bunu yarın anlatsam olur mu uzun bir konu bu? Hakkını helal et. Ama imtihan için şeytan gerekiyor. Şeytan olmadan nefis olmadan imtihan olmaz.
“… kızım çok mutlu oldu. Tepkisi şu oldu; ‘anne artık Allah beni seviyor’. Hocam, Allah sizden razı olsun. Sizi çok seviyoruz. Size talebe olmak için uğraşıyoruz. Bizi kabul edin” diyor, maşaAllah, Aysun Hanım. MaşaAllah, Azerbaycan’dan yağmış yine.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...