SUNUCU: Adnan Oktar ile sohbetler programımıza hoş geldiniz. Konuklarımız Gizem Hanım ve Taiys Hanım hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Haydi bakalım başlayalım.
SUNUCU: Estağfirullah. Kemal Burkay Hocam, BDP’nin özerklik talebini yeterli bulmadıklarını, eşitlik temelinde bir federasyon istediklerini, ancak ne özerkliğin ne de federasyonun devletin ve ülkenin bölünmesi anlamına gelmeyeceğini dolayısıyla...
ADNAN OKTAR: Şüphesiz, tabii bölünme anlamına gelir mi? Sadece iyi niyetle yapılmış ufak tefek bir operasyon, ne alakası var? Ne federasyonda öyle bir risk var, hedef var, ne özerk bölgede öyle bir risk var. Hiçbir şey yok, gayet şey makul. İran tarafındaki Kürtler, Irak'takiler birleşebilirler belki, bu da çok makul bir şey. Komünizm hakim de olabilir, belki modern bir düşünce olarak görüyorlardır, yani sakin olun, hiçbir şey yok diyorlar. Kardeşim durduk yere iş olmaya gerek yok. Türkiye'de biz fitne fucur istemiyoruz. Biz büyük Türkiye istiyoruz. Türk-İslam Birliği istiyoruz ve Kürt kardeşlerimizi de biz çok seviyoruz. Onların komünistlerin eline düşmesini istemiyoruz, bu kadar, karmaşık bir şey yok. Bizi sürekli bu konuda rahatsız etmenin bir alemi yok. Biz işte olay çıkartırız, diyorlar. Çıkart, bir şeyi değiştirmez bu. Anlatamadık heralde, orada büyük komünist bir devlet kurdurtmaya yönelik bir çalışma var. Buna müsaade etmeyiz, bu kadar. Yok yok bir şey yok, sakin olun falan, bugün o vatandaş da diyor ya, “ne sosyalizmi, komünizmi? Öyle bir şey yok, vazgeç dersiniz, siz rahat olun. Federasyon falan öyle bir şey de yok, bölünmede yok. Kafanızı hiç yormayın, sıkıntıya da girmeyin. Tıkır tıkır gider bu işler, bir şey olmaz, rahat olun” diyorlar. Zannettikleri gibi öyle saf insanlar yok karşılarında, bayağı akıllı insanlarız. Akıllarını başlarına alacaklar, inşaAllah. Bu düşünceden vazgeçmeleri gerekir. Büyük Türkiye,Türk-İslam Birliği çok hoş bir şey, çok güzel herkesin lehine. Ama o dedikleri o olmaz, o bölünmeye bir adımdır. Zaten onun arkasından, hemen arkasından bölünme gelecektir. Bölünmenin arkasından savaşlar gelecektir. Savaşların arkasından bölge kan gölüne dönecektir, başka bir şey olmaz. Ve komünizmin acımasız dişleri bölgede sürekli haraket halinde olacaktır. Buna aklı başında hiç kimse müsahade etmez. Dolayısıyla bizde müsahede etmeyeceğiz, inşaAllah. Buyrun.
SUNUCU: Sayın Davutoğlu İsrail’e hitaben şöyle bir konuşma yapmış Hocam. ''Ortadoğu’da ortaya çıkan devasa yapıyı fark edemiyorlar. Bu yapı Büyük Avrasya Konfederasyonu. Bu yapının ortaya çıkması ille de Türkiye’nin anayasal yapısının değişmesi anlamına gelmiyor. İfade edilen Türkiye Cumhuriyeti ve periferisinde olanların tek merkezden yönetildiği Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Hazar’ı kontrol edebilen merkez ve bağlılar modelidir.'' ifadelerini kullanmış. Yiğit Bulut da bu konuşmalardan yola çıkarak; gelecek on yıl içinde Türkiye’nin dünyanın en büyük güçlerinden biri olacağını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet doğru, burda güzel söylemiş. Gayet makul, gayet akılcı ve insancıl. Hiç kimsenin aleyhine değil, herkesin lehine. İsrail'in lehine, Azarbeycan'ın lehine, Rusya'nın lehine, Amerika'nın lehine. Ekonomik krizi bir kere ortadan kaldırır Türk İslam Birliği. Büyük bir ekonomik katkı yapar ama çok çok büyük bir ekonomik katkı yapar. Dünya barışının hemen tesis olmasını sağlar. Fitne fücur, anarşi kalmaz, son derece rahat ederler. Mevcut gerilim tamamen ortadan kalkar. Türk-İslam Birliği’ni teknik olarak akılcı değerlendirsinler, hemen bu gerçeği göreceklerdir, inşaAllah. Buyrun.
SUNUCU: Ali Bulaç Hocamız, İsrail 'in özür dilememesinin kökeninde dini sebeplerin yattığını belirten bir yazı yazmış. İsrail'in kendisini Tanrı tarafından seçilmiş kavmin devleti olarak gördüğünü, bu devletin yurtdaşlarının da Tanrı'nın çocukları olarak kabul edildiğini, dolayısıyla diğer bütün halklara üstün olduklarına inandıkları için, hiçbir şekilde özür dilemeyeceklerini söylemiş. “Bu kadar çok Filistinli’yi rahatlıkla öldüren devlet, sadece dokuz Türk'ü öldürdüğü için neden özür dilesin?'' diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Aslında İsrail ikna edilebilir. Ben şimdi yine davet ettin Türkiye'ye, SAŞ milletveliklerinden, LİKUD’tan, ondan sonra böyle o partinin ileri gelenlerinden bir heyet davet ettin. Onlar hazırlık yapıyorlar önümüzdeki günlerde gelecekler. Makul bir şey, özür dilemek bir nezakettir, güzellik bir şeydir özür dilemek. Aşağılayıcı küçük düşürücü bir şey değil, çok makul ve tazminat da hem İslam'da vardır, hem Musevilik'te vardır. Bedel; çok çok makul, her ikisi de çok makuldur. Şehit ettikleri kişiler, Musevi dinine göre zaten Ben-i Nuh'lar, yani Müslüman, Müslüman dininden. Onların inancına göre de biz Müslüman’ız. İsrail'in inancına göre, biz küfür milleti değiliz. Hıristiyanlar’ı müşrik olarak görüyorlar, küfür içinde görüyorlar; teslis inancından dolayı Museviler. Ama tek Allah'a inandığımız için biz ve Ben-i Nuh'un kaideleri olarak bildikleri bütün inançlara tam uyduğumuz için, bizi Müslim olarak, Müslüman olarak görüyorlar. Dolayısıyla oradaki olay, o kardeşlerimizin şehit edilmesi olayı, Tevrat'a göre zaten suç, suç işlediler. Özür dilenmesi de son derece makul. Bize göre suçtur ama onlar tabii suç olarak görmüyor olabilir. Bu bir inanç, onula iddalaşamayız. Fakat özür dilemeleri son derece makul olan bir şey, aşağılayıcı, küçük düşürücü, mağdur edici bir yönü yok bunun. Ben zannediyorum bu olur, bu özür dileme olur, tazminat da olur. Her ikisinin de olacağına inanıyorum. Niçin küçük düşürsün, ne alakası var? Evet. “Hocam bitirmeyin, geri gelin başladığınız saaten” 'diyor. “MaşaAllah, çok doğalsınız, Allah daim etsin.” diyor Oğuzhan kardeşimiz. Bu gün öğlen bırakıp gimiştim ya, onu yazmışlar. Evet, maşaAllah. Erkan Telli, Nuray Say. “O, dünyanın iyisi, biricik merhamet sahibi, sevgi insanı, canım Hocam o. Kopamazsın, ayrılamazsın bağlandın mı bir kez ona. O tertemiz nurla donatılmış. Allah onu bu insanlığa, Allah'ım dünya ve ahirette bizi ondan ayırma. Rabbim her şeye kadirsin sen elhamdülillah. Can Muhammed, canım Ahmet Seyyin Arslan Hocamın soyadının baş harfleri, inşaAllah. Onu çok seviyoruz, dualarınızla.” Şengül Say, Nuray Say İzmir'den. İzmir'in güzel insanlarına selam. Evet, “soyadının başharfleri” diyor, evet, maşaAllah. ''Selam. Sizlere nece ulaşamak olar, mailıma yaz.'' İsim çok çok hoş bir isim, Ziyafet Hummetov, Azerbaycan, maşaAllah. Gündüz hakikaten çok acayip izleyen vardı ama gece on çok iyi bence. Muazzam, binlerce mail geldi, maşaAllah. Hocam buyrun sizden güzel bilgiler geliyor.
BETÜL HANIM: Yiğit Bulut yine Türk-İslam Birliği ve Büyük Türkiye ile ilgili bir yazı yazmış. Çevremizdeki ülkelerin halklarını kucaklayan, farklı etnik kökenli insanları tek bir çatı altında toplayan, tek kimlikli ancak çok kültürlü, Avrupa Birliği’ne alternatif, Türkiye liderliğinde büyük bir yapı oluşturulması gerektiğini söylemiş. Rusya, İran, Suriye, Gürcistan gibi tüm çevre ülkelerle sınırların kalktığı ortak bir eğitim ve tarım politikası geliştirilmesi gerektiğini belirterek, “bu yapının oluşturulması özellikle içinde bulunduğumuz dönemde çok çok acil hale gelmiştir” demiş.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabiî ki, maşaAllah. Kardeşim aklın yolu bir. Makul olan budur, aksi acayip. Fakat herkes kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda bu konuyu sürekli ısrarla söylesin. Israrlı telkin konuyu bitirir. Israrlı anlatım yolları açar, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Diyarbakır’dan bir kardeşimiz size şu mesajı yazmış. “Selamun Aleyküm değerli Hocam. Ben Diyarbakır’dan Erdinç. Dünyanın dört bir yanında İslam dinine olan hizmetinizi takdir ediyorum. Özellikle Güneydoğu’da yaşadığımız terörle ilgili tespitlerinize katılıyorum. Gerçekten de buradaki insanlarımız dindar imanlı insanlar ama dinsizler saf insanlarımızı çok çabuk kandırabiliyorlar. Gerçekten de komünist ve Darwinistler’e karşı birlik olunmalı. Biz de bu saf insanlarımız uyansız, gerçekleri görsün diye elimizden gelen çabayı gösteriyoruz, inşaAllah. Burada broşür dağıttık, tamirciye, manava, bakkala, hızarcıya, şerbetçiye kadar gittik, onlar da hakikati bilsin diye. Hocam Allah yar ve yardımcınız olsun. Erdinç Akcan.” Aynı zamanda broşür dağıtırken resimleri de var kardeşimizin Diyarbakır’da, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, koç yiğitmiş o demek ki, maşaAllah. Allah şevkini, heyecanını arttırsın, şerirlerin şerrinden muhafaza etsin, kalbine inşirah versin, güzellik versin, hayırlar, bereketler üzerine olsun, inşaAllah. Tabii ya, Diyarbakır, Urfa, Siirt; güzel insanların en yoğun olduğu yerler buralar; bütün Anadolu’muz gibi. Fakat misafirperverlik, sıcakkanlılık, sevecenlik, dostluk, arkadaşlık çok çok güzeldir Güneydoğu’da. Dünyanın en iyi insanlarıdır Güneydoğu’daki insanlar, bütün Anadolu’muz gibi. Onun için oradaki o mükemmel, muhteşem kültürü biz dünyaya yayacağız, inşaAllah. Oraya komünizmin ‘k’ sini bile yaklaştırmayız, bunu unutacaklar, inşaAllah.
BETÜL HANIM: Mehmet Şevket Eygi Hocamız İslam dinini ticarete ve zenginleşmeye vesile kılanları eleştiren bir yazı yazmış Hocam. İslam dinindeki çalışmaların menfaatsiz ve ihlasla yapılması gerektiğini belirterek, Kuran’ın nurunu yayarken telif ücreti almak, zengin olmak, mal mülk edinmenin kabul edilemeyeceğini, gerçek abidlerin, gerçek din alimlerinin yaptıklarının mükafatını ahirette Allah’tan beklediklerini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Bizim yeni anlattığımız bir konuydu. Hocamız da yeniden bunu teyid eden konuşma yapmış. Helal olsun, atasına rahmet, maşaAllah, süper, çok güzel. Hocamız bir tanedir.
MaşaAllah, kalemimin üst tarafında tura var. Çok şahane görüyor musun? Burada da Fatih Sultan Mehmet’in kabartması var, şahane. Böyle kültürümüzü yansıtan kalemler, defterler olursa çok çok güzel olur; bardaklarda, şunda bunda, bayağı güzel küçük küçük güzel şeyleri ifade eden desenler, çıkartmalar çok güzel olur. Özellikle Osmanlı kültürünü ifade eden, inşaAllah. Bazı güzellikler görüyoruz ama sayısı artarsa çok çok güzel olur, inşaAllah.
Beril Hocam, ilminizden istifade edelim. Sizin genel kültürünüzden de istifade ederiz biz, sizden iman hakikatleri de dinleyelim. Ayet ezberiniz de oluyor, hem ayet ezberi hem genel kültürünüzden istifade etsek iyi olur. Hocam da alimdir.
GİZEM HANIM: MaşaAllah, vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun bir ayet okuyun.
BERİL HANIM: Münafıklar için Allah buyuruyor, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine: ‘İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiğinde: ‘Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler.” Allah da onların kalplerinde hastalık bulunduğunu ve daha da arttıracağını söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Hocam sizdeki haberleri bana bir sayın bakalım.
BETÜL HANIM: İnşaAllah Hocam. Dışişleri Bakanı ve AK Parti hükümeti Gazze’yi korumak ve desteklemek için risk altına girmeleri ve İsrail ile arayı açmayı göze alma konusunda eleştiriliyorlarmış Hocam. Yazarların bir kısmı bu şekilde dış işleri bakanı ve AK Parti hükümetini eleştiriyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Bu konuda da kilitlenecektir, bu konuda da çözüm olmaz. Bu konuyu çözecek olan da Hz. Mehdi (a.s)’dır. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunda İsrail de huzura kavuşacaktır, uçsuz bucaksız bir rahatlık içerisinde olacaktır, zenginleşecektir. Filistin tam özgürlüğüne ve güce kavuşacaktır ve bütün bölge cennet gibi olacaktır. Ne kavga, ne gürültü, ne anarşi, ne terör, ne şu, ne bu. Dindarların alabildiğine rahat olduğu, çok huzurlu yaşadığı güzel bir gün olacaktır. Yoksa şu anki kilitlenme, bu katlamalı devam eder. Bu çözülecek bir şey gibi pek görünmüyor. Ama yine de uğraşacağız, inşaAllah özür dilemeleri için aracı olacağız. Tazminat için de aracı olacağız, inşaAllah. Fakat Filistin’le olan çekişme, bu olaylar öyle duracak gibi, herhangi bir şekle şemaile girecek gibi pek görülmüyor. Ancak Hz. Mehdi (a.s)’ın manevi kılıcıyla ortadan kalkacak. Onların beklediği Shiloh Mehdi ile bizim Mehdi’miz aynı. Bir tane vardır ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s). İsa Mesih (a.s) de ona yardımcı olarak geliyor, yani vezir olarak. “Vezirlerin en gözdesidir” diyor zaten hadiste, Hz. İsa Mesih (a.s) için.
Bediüzzaman diyor ki: “Evet, bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaî (sosyal hayat) ve şeriat için, hem hukuk-u âmme (amme hukuku için, genel hukuk için) ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.” Yani ‘fıkhi çalışmalarından, hepsinden daha önemlidir’ diyor Bediüzzaman; tahkiki iman üzerine yapılacak çalışmalar. Bakın, “en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.” Yani ‘imanı muhafaza ve tecdid, onu güçlendirme ve bunun için yapılacak faaliyet en önemlisidir’ diyor Hz. Mehdi (a.s)’nin. Şu an bizim yaptığımız faaliyet bu yöndeki faaliyettir, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak. Televizyonlarda, radyolarda yaptığımız ağırlıklı faaliyet bu. Cübbeli ne üstüne yapıyor? Fıkıh artı hurafe. Biz ne üzerine yapıyoruz? Ağırlıklı iman hakikatleri. Allah’a iman, meleklere iman, kitaplara iman, cennete, cehenneme insanların tam anlamıyla kanaat getirmesi. “Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.” Bakın diyor ki; “şeriat (fıkıh), hayat-ı içtimaiye (sosyal hayat) ve siyasiye daireleri (siyaset)” normal siyaset, “... daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.” ‘En önemlisi iman hakikatleridir’ diyor. Mesela PKK’nın azmasının nedeni imansız olmaları. İmanlı olsa olur mu? Olmaz. “Rivayat-ı hadîsiyede (Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen hadislerde) tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir (Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde belirtilen) tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet...” Sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu konuda hadisler belirtmesi, bu konuda vurgular yapmasındaki asıl hedef, asıl amaç; “imanî hakaikteki tecdid itibariyledir...” ‘İman hakikatleri ile insanların imanlarının güçlenmesiyle ilgilidir’ Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zamandaki hadisleri’ diyor. ‘Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili konulardaki hadislerde bu vurgulanmıştır’ diyor. ‘Yoksa fıkhi konularının açıklanması değildir, asıl konu budur’ diyor. “Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında...” Umum-u efkar insanların, sosyal çevrelerin, bütün insanların, “... hayatperest insanların...” eğlenceyi, dünyayı putlaştıran insanların nazarında, “... nazarında zahiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye...” içtimai hayatın Müslümanca yaşanması, “... ve siyaset-i diniye (din ile siyasetin uygulanması) cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.” ‘Bir kısım dinin siyasetle hakim olacağını düşünüyor’ diyor. ‘Bir kısım sosyal hayata çok önem veriyor’ diyor. İslam’ın içtimai hayatın; nasıl tespih yapılır, nasıl misvak kullanılır, ne kıyafet giyilir, bunların üzerinde duruyorlar ve o şekilde mana veriyorlar’ diyor. “Hem bu üç vezaifi birden...” yani hem sosyal hayat, hem siyaset, hem iman hakikatleri “... bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması (kendi zamanında bulunması) ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (yok etmemesi) pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’nin kendi devrinde gelmesinin imkansız olduğunu söylüyor Bediüzzaman. ‘Bu üç görevin bir arada olması mümkün değil’ diyor. “ Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m.) (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden...” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunu, seyyidleri temsil eden, temsilci. Yani sınıf mümessili nasıl oluyor, sınıf temsilcisi nasıl oluyor veyahut hükümet sözcüsü nasıl oluyor, temsilci. “... temsil eden Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı ma’evide...” Hz. Mehdi (a.s) var, cemaati var ve cemaatinde meydana gelen şahs-ı manevi var. “... ancak içtima edebilir.” ‘Bu üç görevi bir anda topluca yapacak olan ancak Hz. Mehdi (a.s)’dır, bizim yapabileceğimiz bir şey değil’ diyor. “Bu asırda, Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki Risale-i Nur'un hakikatına ve şakirdlerinin şahs-ı manevîsine, hakaik-i imaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış.” diyor ve devam ediyor.
Hay maşaAllah, ismim iyice gelişti, çok güzel oldu. “Sayın mübarek Ahmet, Muhammed, Mahmut Adnan Oktar Hocam.” Bu hakikaten şimdi şahane olmuş. “Hocam ben Manisa’dan Erkan Telli. Köyüme ‘Kıyamet Alametleri’ kitabınızı dağıttım. Kızımın yazıldığı okula vermek için kitaplar aldım ama okula kitapları vermem tabii pek mümkün olmuyor. Öğrencilere tek tek dağıtacağım. Mahkumlara kitap siparişi sözü verdim, inşaAllah. Bu sözümü de yerine getireceğim sizin sayenizde. Kadir kardeşim de yardımcı oluyor.” diyor Erkan Telli, maşaAllah. Cezaevlerinde özellikle çok iyi olur. Çünkü cezaevlerinde insanlar sıkılıyorlar, boş zamanları oluyor. İmanı kitaplar onlara çok müthiş inşirah verir, kalplerini açar, çok büyük ferahlık. Bayağı iyi olur, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam. A9’u ailemizle beraber devamlı izliyoruz. Hz. Mehdi (a.s) konusunda size katılmayanların imanından şüphe ederiz” diyor. Yani İttihad-ı İslam’ı istemiyorsa bir insan tabii ki imanında şüphe ederiz. “Bu konuyu sırf sizin dikkatinize sunmak için yazıyorum. Azerbaycan lehçesi de ben düzeltiyorum; “çaktırmak” diyor, çok sevimli acayip güzel bir üslup. Sürekli tercüme ediyorum.
Ölüp gitmiş insanlarla ilgili ne gerek var, Allah aşkına. Bir Kuran’a tabiyiz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine tabiyiz. Böyle işlere pek girmeyelim, bunlar gereksiz. Geçmişte olan olaylar, biz görmedik de olayları, nasıl olduğunu bilmiyoruz, şahidimiz yok, ispatımız da yok, ne olduğunu bilmiyoruz. Biz Kuran, sahih hadisler, o kadar. Ehl-i Sünnete uyarız ve bütün mezhepleri de severiz. Geçmişte olan olaylar, olabilir o tip olaylar. Allah Hz. Ali (a.s)’ı şehit edenleri cehennemine koysun, sonsuz azap etsin. Biz şimdi oturup işte şu kişi şöyledir, bu kişi şöyledir diye onun hesabına girmeyelim, İttihad-ı İslam’ı düşünelim, Türk-İslam Birliği’ni düşünelim. Bize ahirette sorulacak soru; Kuran'a uyduk mu uymadık mı, bu. Biz Kuran'da ittifak edelim. Tartışılacak konulara girersek İttihad-ı İslam kıyamete kadar olmaz, bir kere bu konuda ittifak edeceğiz. Geçmişi unutacağız, Kuran'a tabi olacağız, tamam. Sünnet ve Kuran, o kadar, inşaAllah. Onunla baş olunur mu? O zaman hiç kimse kimseyle birleşemeyiz. Ne İsrail ile birleşebiliriz, ne Arap kardeşlerimizle birleşebiliriz. Araplar’la da birleşemeyiz, onlarla da çok olay oldu. İran'la da birleşemeyiz, Yunanistan'la da birleşemeyiz, Rusya ile de birleşemeyiz. Bunları bırakacağız, geçmişi unutacağız. Af gözüyle bakıp şefkatle birbirimize sevgi duyacağız, inşaAllah.
“Selam gönlümün sultanı, biricik Hocam. Sizi çok seviyorum Hocam. Size Allah’ın tecellisi olarak aşığım. Size hayranım, Allah’a deli aşık olmanıza, Allah’a teslimiyetinize, Allah’a sevginize hayranım Hocam. Sizi izleyince huzur doluyor kalbime. Size aşk gözüyle bakmamak mümkün bile değil, inşaAllah. Doyamıyorum size Hocam. Siz benim için çok değerlisiniz, çok kıymetlisiniz. Kim bilir belki de Resulullah (s.a.v.) gibi kokuyorsunuzdur, inşaAllah. Hocam yemin ederim ki şu an gel deseniz gelirim yanınıza. Bu benim için dünya nimetlerinden daha hayırlı ve daha sevimli, inşaAllah. Her şeyim Allah rızası için feda olsun. Sizinle ebediyen birlikte olmayı Allah’tan çok istiyorum Hocam. Benim için dua edin Hocam.” diyor, Firuze. Bu da Azerbaycan’ın sevimlilerinden, tatlılarından, dünya tatlısı. Ben bu sevimlileri görmedim, hepsi böyle çok sevgi dolular, maşaAllah.
“Hocam hoş geldin ben Kayseri’den Oğuzhan Türkbeyi. Bu saate kadar bekledik, geldiniz çok şükür Hocam. Personelde olan bazı arkadaşlar mailleri vermiyorlar size” diyor. ‘Personel’ çok şahane laf bu. “Hocam siz Hz. Mehdi (a.s) ile görüşüyor musunuz? Lütfen cevap verin. Cevabı duymak istiyorum.” diyor. Ne diyeyim şimdi ben bu Oğuzhan’a? Oğuzhan görsem, duysam haber vermez miyim? Ben Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim, talebesi olmak bana yetiyor şimdilik, inşaAllah. “Allah yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun, inşaAllah.” diyor Kayhan Gezer. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ben gece izleyebiliyorum canlı canlı sizi” diyor. Çok güzel ifade. “Bayramım şimdi bayramım şimdi, bayram edelim yar ile şimdi, hamdü senalar hamdü senalar, yar ile bayram kıldı bu gönlüm.” maşaAllah.
BETÜL HANIM: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabelerinden Ebu Hüreyre (r.a.)’a kurtuluşa erebilmesi için ahir zamanda gelecek olan topluluğa uymasını tavsiye etmiştir: "’Ey Ebu Hüreyre! Sen, insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun!’" Ebu Hüreyre (radiyallâhu anh) dedi ki ‘Yâ Resulellah! Onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım!’ Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Onlar benim ümmetimden, âhir zamanda gelecek bir topluluktur ki; kıyamet gününde, tıpkı Peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklardır. İnsanlar, durumları gösterilip de onları gördükleri zaman, onların Peygamberler olduklarını sanacaklar. Tâ ki ben; 'Ümmetimdir, ümmetimdir!..' deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar... Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgâr misâli geçip gidecekler, nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak!"
ADNAN OKTAR: İşte Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri, Hz. İsa Mesih (a.s) ve talebeleri, ahir zaman talebeleri onlar, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) “sizden elli kişinin aldığı sevabı bir kişi alacak, ahir zamanda çünkü ahir zamanda fitne çok şiddetlidir. Bir de onlar beni görmeden iman ettiler, siz beni görerek iman ettiniz onlar görmeden iman ettiler. Bir de fitne çok şiddetli olacak o yüzden elli kişinin sevabını alacaklardır” diyor, bir kişi, maşaAllah.
“Fakat biz Risale-i Nur şakirtleri ise vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil keyfiyete bakmak...” ‘Kaiteye bakın. Sayı önemli değil kaliteye bakın’ diyor, Hz. Mehdi (a.s) cemaatinin özelliğidir bu. “... hem çoktan beri sukut-u ahlâka (ahlakın sukut bulması, ahlakın çökmesi) ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap altında...” ahreti değil de dünyayı tercih eden sebepler altında, “... Risale-i Nur'un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması...” decaliyetin, tuyan ve delaletin gücünün kırılması “... ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mü’min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) ahir zaman ile ilgili (Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili) ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş (meydana gelmiş, vukuat bulmuş) ve vukuat devam etmiş” diyor bakın, dikkat edin “... ve inşaAllah daha edecek” diyor. Yetmiş sene önce söylüyor ‘ve daha devam edecek’ diyor. Ay, güneş tutulmaları, kuyruklu yıldızın çıkışı, alametler, sürekli devam edecek bu alametler, diyor. “Hem öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz. Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” diyor. Ne zamanmış? ‘Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde;’ internetin, televizyonların, radyoların genişlediği bir dönemde. Risale-i Nur’un asıl sahipleri kimmiş? “Yani...” diyor bak açıklık getiriyor; “yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir...” gelmiş demiyor, gelir. “... o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir...” sayıyı arttıracaklar diyor. Neredeymiş Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde? “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” diyor. Bir insan kabirden hayatı seyredemez. Bediüzzaman’a has bir özellik kabirdekileri görmek, kabirden seyretmek, gelecekteki olayları Allah’ın bildirmesiyle bilmek, Cenab-ı Allah izniyle bu harikalar ona mahsustur. Bazı veli şahıslarda bu oluyor. Ruhaniyetiyle devam ediyor, ruhaniyetiyle de görünür de bazen. Anlatmıştım ya bir kere, Bediüzzaman’ı rüyamda gördüm. Yalnız olduğunu söyledi. Bana acayip dokundu, müthiş kızdırdı. Üstadımızı nasıl yalnız bırakırlar gibi düşündüm. Rüyamda işim gücüm de vardı hepsini bıraktım, Üstadın arkasından hemen ben de bindim otobüse. O ilerledi. Ben de hemen yanına giderim diye düşünüyordum, sonra uyandım. Ama yalnız bıraktıklarını söyledi. Hakikaten birçok kişi Bediüzzaman'ı bıraktılar. Zaman Gazetesi de, o da Bediüzzaman'ı bıraktı. Yakışmadı Zaman'a. Ne olur, üç beş tane kişi belki homurdanacaktır. Niye bırakılsın Üstad? Ölüm yıl dönümünde sürmanşetten verin, doğumunda sürmanşetten verin, bir sayfayı Bediüzzaman'a ayırın. Berekettir, güzelliktir okuyalım, ne olur? Yani buz gibi soğuk olmak mı gerekiyor? Ne getirecek bu bize, ne faydası olacak? Hayır, dese ki "taktiktir, maktiktir" ona da benzemiyor, bir şey de değil. Hiç bir çıkarımız olmuyor bundan, bir faydası yok. Ne gerek buna?
“İnşaAllah bir şeyler yapmaya çalışacağım ama sizi dinlemeden çok zor Hocam. Dua edin, inşaAllah. Allah bize İttihad-ı İslam’ı nasip etsin.” Enes, Kayseri. Herhalde Enes yemek yiyecek yiyemiyor, ders yapacak yapamıyor, onikiden sonra artık. “Türk-İslam Birliği’ni isteyirik, inşaAllah. Muhammed Adnan Hocam Allah’ın selamı olsun size. Gözel Hocam. Müşrikler, münafıklar, kafirler istemese de Allah’ın izniyle inşaAllah İslam dünyaya hakim olacak. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) dünyaya hakim olacaklar, inşaAllah. Asr-ı saadet devrini sabırsızlıkla gözleyirik. Allah müminleri kucaklayıcıdır, inşaAllah. Allah’a emanet olun.” Diyor, Sevil Aslan. Ne güzel Azerbaycan lehçesi.
“Selamun Aleyküm Hocam. İslam’ın beş şartı ile cennete girilir mi?” Girilmez. Sen İttihad-ı İslam’ı istemezsen, İttihad-ı İslam için cihad yapmazsan; namazını kıl otur aşağıya, hacca da git. Orada da mal mülk alıyorlar, geziyorlar cübbe mübbe eşya alıyorlar, tespih alıp dön gel. Kelime-i şahadet zaten kolay. İttihad-ı İslam en büyük farz-ı vazifedir. Müslüman mücahid olacak, inşaAllah. “Selamun Aleykum Seyyid Adnan Oktar Hocam. Sizi izlemekle mutlu oluyoruz. Yine ekranı yakıyorsunuz maşaAllah.” Yakmadan kasıt herhalde yakışıklılığın hat safhası. Allah (c.c.) gayretinizi, gücünüzü arttırsın, muvaffak eylesin. Bir sorum olacak sayın Hocam. Hadiste geçen ‘ümmet-i Muhammediye’nin ömrü 1400’ü aşacaktır fakat 1500’ü aşmayacaktır’ sayın Hocam bu hadise göre Muhammed ümmetinin ömrü 68 yıl kalmıştır. Bizden sonraki nesile çocuk yapmamalarını tavsiye etmeli miyiz? Çünkü 68 yıl sonra dünyada İslam ümmeti kalmayacaktır. Bilginizi rica ediyoruz. Allah’a emanet olun. Saygılar” Selehattin Can. Ama o devirde çok sevap alacaklar. Orada mesela ima ile namaz kılacaklar, gözleri ile. Ondan da sevap alacaklar. Onlar da imtihan oluyorlar. Biz nasıl deccalla imtihan olduysak onlar da o azgına avane ile imtihan olacaklar. Ama sonradan Allah hepsinin canını alacak müminlerin, muttaki olanların canını alacak.
“Selamun Aleyküm Canım Hocam. MaşaAllah ışık hızıyla hareket ediyorsunuz. Bugün öğle vakti de gelmiştiniz. Artık size yetişemiyoruz ama gece sohbetleri daha tesirli oluyor. Siz ve biz kalıyoruz, dünya yok oluyor. Allah için her cehdi yapacakmışız gibi geliyor. Hoş güneş doğup dünya aydınlanınca bir an ne yapacaktır diyoruz ama sizi dinledikçe bu ne yapacaktık halimizi de aşacağız, inşaAllah.“
“Canım Hocam. Siz imanımızın artmasına vesile olan ne şahane Hoca’sınız. Siz Allah yolunda hizmet vesilesi ne muhteşem Can’sınız.” Diyor bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. İman hakikatleri filmlerimizi yayınlayalım.
VTR: Atomun Büyüklüğü – Big Bang’deki muhteşem denge – Bitkiler yeraltı sularından nasıl faydalanırlar – Allah’ın simetri sanatı – Kutup ışıkları Aurora – Işık yayan mantarlar – Işıklı Bakteriler – Işıklı Denizanalarının Olağanüstü Savunma taktiği –
BETÜL HANIM: Hocam, İngiltere’de on iki bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilecek “İnsanlık için Barış” konferansında sizin konferansa hitaben bir konuşma yapmanızı istirham ediyorlar, inşaAllah. Bu konferans Mimhac-ul Kuran vakfı kurucusu Şeyhulislam Dr. Muhammed Tahir Ul Kadri tarafından düzenleniyor. Kendisi sizden konferansa hitap etmenizi özellikle rica etmiş Hocam, inşaAllah. Şeyhülislamların ve on iki bin kişinin katılacağı bu konferansa ve tüm insanlara hitaben rica etmişler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyhülislam Dr. Muhammed Tahir Ul Kadri Beyefendi’yi tebrik ediyorum. Allah yolunu açık etsin, Allah ilmini, irfanını arttırsın, basiretini ve ferasetini arttırsın. Çok güzel, barış Müslüman’ın en önemli özelliği. Allah bize "İslam" adını koyuyor, İslam barış demektir inşaAllah. Dünyayı savaştan, terörden, anarşiden korumak, belalardan korumak Müslümanlar’ın vasfı, özelliğidir. Deccal, deccaliyet insanları kana boğmak, ızdıraba, acıya boğmak ister. Müslümanlar da barış ve saadet içerisinde, huzur içerisinde, sevinç içinde insanların yaşamasını ister. Biz kardeşlerimizi bu yönde tebrik ediyoruz, 12 bin kişilik bir topluluk çok güzel. Bir de seçkin güzide bir topluluk. Şeyhulislam Dr. Muhammed Tahir Ul Kadri Beyefendi de uzun zamandan beri bu yönde faaliyetler yapan bir insan olarak duyduk. Allah etkisini arttırsın, Allah güzellik meydana getirsin. Kuran'ın sevgi ve barış dinini anlattığını insanlara anlatıyoruz fakat bir kısım insanlar İslam'ın kan dini olduğunu, terör dini olduğunu iddia ediyorlar. Bu şeytanın onlara iğvasıdır, şeytan onlara onu o şekilde gösteriyor. Müşrikler onlara öyle gösteriyor. Müşriklerin etkisine kapılarak Kuran’ın tertemiz ruhunu, tertemiz anlatımını, Kuran'ın sevgi dolu koruyucu, affedici anlatımını bir kenara bırakarak müşriklerin ruhuna, deccallerin ruhuna eğilim gösteriyorlar, bu çok yanlıştır. Tuğyan ve dalalet daima hakkı batıl olarak göstertir, batılı da hak olarak göstertir. Onun için Müslümanlığın sevgiyi anlatışını, barışı ve kardeşliği anlatışını bütün dünyaya yaymaya devam edeceğiz. Şeyhulislam Dr. Muhammed Tahir Ul Kadri Beyefendi’yi de tekrar tekrar tebrik ediyorum. Talebelerini de tebrik ediyorum. Allah muvaffak etsin, Allah yollarını açık etsin. İnşaAllah bölgede Türk-İslam Birliği kurulduğunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla oluşan bütün topluluklar Türk-İslam Birliği’nin içerisine katılacaktır. İsrail, Ermenistan, Litvanya, Estonya; hepsi. Bütün Asya ülkeleri Türk-İslam Birliği içerisinde olacaklardır, inşaAllah. Böylece güzel bir blog daha oluşmuş olacak. Fitne, fücur, ızdırap, acılar ortadan kalkmış olacak. Ve en önemli olaylardan bir tanesi silahlar ortadan kalkacak, yeryüzünde bütün silahları kaldıracağız, inşaAllah. Kan döken, insanlara acı veren bütün silahlar kalkacak onun yerine ev eşyalar, mobilyalar, güzel şeyler imal edeceğiz, güzel binalar yapacağız. Boş işlere vakit ayırmayacağız, inşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’in dediği gibi damla kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak, insanların burnu dahi kanamayacak. Böyle mutlu, güzel günlere doğru gideceğiz. Terör ve anarşiyi artık tarih kitaplarında okuyacağız. Eskiden böyle zalim insanlar varmış, terör varmış, anarşi varmış diye okuyacağız. Bu güzel günlerin arifesindeyiz. İnşaAllah ömrü vefa edenler on yıla kadar, on beş yıla kadar bu güzelliği bütün ihtişamıyla, bütün güzelliğiyle görecekler. Resulullah (s.a.v.) ne dediyse çıkar, Muhbir-i Sadıktır. Cenab-ı Allah Kuran’da Nur Suresi’nin elli beşinde ayetinde İslam ahlakının hakim olacağını söylüyor. Çok açık bir beyandır bu ve birçok Kuran ayetinde de bu böyledir. İnşaAllah bu müjdeleri hep birlikte göreceğiz. Toplantıyı düzenleyen heyete selamlarımızı, saygılarımızı iletiyoruz. Şeyh Efendi Şeyhulislam Dr. Muhammed Tahir Ul Kadri Beyefendi’yi de tekrar tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin, saygılar sunuyoruz.
“Muhterem Adnan Hocam. Sizi ailece çok seviyoruz. Annem çok ısrar ediyor, rüyasında Hz. İsa (a.s) gökten yere indiğini görmüş ve sizin yorumlamanızı çok istiyor. Adnan Hocam şimdiden çok teşekkür ederim. Allah başarılarınızı daim etsin.” Cem Çelik ve annesi Nurten Çelik. Siz ne sevimli ailesiniz böyle, ne iyi ailesiniz. Hz. İsa Mesih (a.s.) dünyada, inşaAllah. Bütün Hıristiyan aleminin çok sevdiği, Müslümanlar’ın da çok sevdiği mübarek bir Peygamberdir Hz. İsa (a.s). Dünya tatlısıdır, dünya gözüyle herkes görecek inşaAllah Hz. İsa (a.s)’ı. Bakın çok şaşırtıcı ama 10 yıl içinde dediğimi bütün insanlar görecek. Ne şahane iş. Adam mesela hiç ummuyor, dediğim doğru olacak. Bizzat İstanbul’da da bulunuyorum, olayın başında bulunuyorum. Adım adım, adım adım dediklerimin doğru olacağını görecekler. Büyük olaylar olacak. Ama açıkça da söyleyeyim biz de gittikçe dikkat çekmeye başlayacağız. Onu da söyleyeyim. Hz. Mehdi (a.s) talebesi olacak, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak biz de çok dikkat çekmeye başlayacağız. Dünya çapında, gittikçe dünyada daha da tanınmaya başlayacağız onu da söyleyeyim. Hz. Mehdi (a.s)’nin talebeleri de namlıdır, onları az zannetmeyin, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) “sizden elli kişinin aldığı sevabı alırlar” diyor. Onun için biz de yeri göğü inleteceğiz evelAllah. Toprağın altında da boş durmam. Şehit etseler geri döner yine devam ederim, inşaAllah, Allah’ın izniyle.
“Seyid Ahmet Mahmut Arslan Adnan Hocam.” Çok güzel maşaAllah. “Dua edin, dua istiyorum.” diyor inşaAllah dua ediyoruz kardeşimize. Pınar Pınarbaş, ne güzel isim. “Hocam şu acizi talebeniz olarak kabul ederseniz, hizmetinize dahil ederseniz çok sevinirim. Gül kokan ellerinizi hürmetle öper, sevgilerimi sunarım. Selamların en güzeliyle, dualarınızdan almak ümidiyle.” Berlin’den Pınar, maşaAllah.
“Hocam Nur TV’de kendisine ‘nur dede’ diyen biri Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia ediyor. Böyle kişilerin halis Müslümanları kaçırmaması için bunlara karşı nasıl önlemler alıyorsunuz? Atila Hakan Atalay.” Bu Nur TV nedir? Şu başına bal kabağı gibi bir şey geçiren biri vardı, İskender Everesoğlu, o mu? Ya ne istiyorsunuz garibimden Allah aşkına. Zavallı adamcağız, ileri yaşın etkisiyle bazen olur öyle şeyler. Garibanın teki o, oturup onunla uğraşmaya gerek yok. Onun Kuran tefsiri ile ilgili internet sitesi var, çok güzel, her mealden almış. O bir hizmettir, ona baksınlar. Garibim kendi kendine cezbe halinde onları söylüyor olabilir. Onu kale almaya gerek yok. Bir gücü de yok, kimsenin de kaale aldığı bir insan da değil, o yönden pek ilgilenmeye gerek yok. Allah hidayet versin, Allah şifa versin deyip geçin.
“Sayın Mübarek ağzından nurlar, ballar dökülen Hocam. Siz anlattıkça bizler huzurlu oluyoruz. Ben Süleymanlıyım.” Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Tüylerim diken diken oldu. Süleymanlılar çok hoş insanlardır, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin talebeleri. Onlara Süleymanlı deniyor. “Bütün Süleymanlı kardeşlerime size yardımcı ve talebe olmalarını istiyorum. Beni talebeniz olarak kabul eder misiniz?” Erkan Telli. Biz Süleymanlı kardeşlerimizin talebesiyiz, inşaAllah.
Aferin, aferin maşaAllah Murat Çelik. “Arslanlan Arslanı Muhammed Mehdi Hocam.” Olmadı beni şeye düşürdün burada. Bak şöyle de “Selamun Aleyküm Arslanlar Arslanı Muhammed Adnan Hocam” de. Ne gerek var bunu yapıyorsun Murat? Bana iyilik mi yapıyorsun güya, ne yapmış oluyorsun? Kendine de zarar veriyorsun. İş mi bu, ifade mi bu yani şimdi? Sen bana Hz. Mehdi (a.s) dersen dinden imandan çıkarsın. Çünkü Hz. Mehdi (a.s) cennetlik, açık hadisler var, “cennetin kuşudur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), cennetin tavusudur diyor. “Ben, Hamza, Hasan, Hüseyin, Cafer” sayıyor Peygamberimiz (s.a.v.), “biz cennet ehlinin seyyidleriyiz” diyor. Şimdi bunu diyebilirmisin bana, cennete gideceksin diyebilir misin bana? Diyemezsin. Bunu nasıl diyorsun o zaman? Hz. Mehdi (a.s) gibisiniz de, talebesi gibisiniz de, böyle denmez. “Mübarek ellerinizden öpüyorum.” Ben de senin ellerinden öpüyorum ama Allah aşkına bir daha böyle yazma. “Hocam ben şunu öğrenmek istiyorum. Biz Ankara’da arkadaşlarla Türk-İslam Birliği için hem kitap dağıtıyoruz, hem de A9 broşürlerini dağıtıyoruz. Bize şimdi bahsettiğiniz elli kat sevap olacak.” Peygamberimiz (s.a.v.) samimi olarak İslam’a, Kuran’a ahir zamanda hizmet edenleri, Mehdiyet’e hizmet edenlerin, İttihad-ı İslam’a hizmet edenlerin sahabelerin elli katı sevap alacağını söylüyor. Ama senin bu saftirik ifadene şaştım. Kaç defa uyardım ben sizi, değil mi? Böyle bu şekilde Mehdilik iddia etmeyin diye. Bana iltifat mı etmiş oluyorsun? Yok. Ne kendine sevabı var, ne bana bir faydası var. Zararlı bir ifade yani, öyle denmez. En fazla “Hz. Mehdi (a.s) gibisiniz” denir, inşaAllah. Yahut “Hz. Mehdi (a.s) talebesisiniz, inşaAllah” denir. Bu şekilde denmez, inşaAllah. Daha yeni anlattım, ya adam Mehdilik iddia ediyor diye, sapkın diyorsunuz, oturup aynı hatayı kendiniz yapıyorsunuz. Olmaz.
“Mustafa Muhammed Mahmut Ahmet Adnan Arslan Hocam” diyor. Güzel. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismini duyunca ben eriyorum. Çok hoşuma gidiyor. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa, şahane maşaAllah. “Baharım Canım Hocam. Önümüzdeki günlerde eski sohbet grubum Altınoluk Cemaati bayan grubuna, eski hizmet yerim Saadet Partisi ve Milli Gençlik Vakfı Hanım Komisyonları ve bazı hanım toplantılarını katılarak Türk-İslam Birliği’ni anlatacağım, inşaAllah. Bunun tesirli olması için dua buyurunuz Canım Hocam. Bunları size söylüyorum ki nefsim daha gayretli olsun. Bazen nefsim sessiz sedasız durup evde tespih çekip başka bir iş yapmamak geliyor içimden.” Cübbeli mantığına kayıyorum bazen diyor. “Ama doğrusunu yapacağım, mücadele yapacağım” diyor. Aferin.
BETÜL HANIM: Bir site vardı kardeşimizin hazırladığı, inşaAllah. Onunla ilgili bilgi vermek istiyordum. www.KralMesih.Com Bu siteyi Tarık Özten isimli kardeşimiz hazırladı. Bu kardeşimiz çok yoğun olarak internette faaliyet yapıyor. Birçok yeni site hazırladı. KralMesih.Com sitesi de hazırladığı internet siteleri arasında yer alıyor. KralMesih.Com sitesinde Museviler’in Kral Mesih’in gelişini heyecan içinde beklemeleri ve onun çıkış alametlerini takip etmelerine dair bilgiler bulunuyor. Site ismini tekrar etmek istiyorum. www.Kralmesih.com Siteye girdiklerinde kardeşlerimiz sizin röportajlarınızdan kesitleri izleyebilirler, videolardan kesitler var maşaAllah, diğer sitelere yönleniyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bediüzzaman diyor ki: “Ümmetin beklediği, âhirzaman da gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki...” şimdi bakın tam net açıklık getiriyor, “... bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat...” Ne zaman geliyormuş? “... sonra gelecek o mübarek zat...” mübarek zat, şahs-ı manevi değil zat, yani Hz. Mehdi (a.s.). “... Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Yani televizyonlardan, radyolardan okuyarak gizledikleri hakikatleri, Risale-i Nur’dan anlatmadıkları gerçekleri insanlara bağıra bağıra anlatacak, değil mi? “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad...” bakın Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliklerini sayıyor. “... kuvvetli itikad...” Neymiş Hz. Mehdi (a.s)’nin birinci özelliği? Çok güçlü bir imanı var. İki, “... ihlas (samimiyet)...” üç, “... sadakatle olduğu halde...” müthiş bir sadakai var davasına “... ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. ” ‘İttihad-ı İslam’ın oluşması lazım’ diyor bunun için.
“O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi İttihad-ı İslâm’a bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip...” Hıristiyanlar’la ittifak ederek, Cübbeli iyi duysun, “... İsevî ruhanîleriyle ittifak edip...” Hıristiyanlarla ittifak ederek, “... din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir.” diyor.
“Selamun Aleyküm Canımız Sultanımız. Sizi çok seviyoruz, inşaAllah. Duanıza talibim.” Yasemin isimli hanım kardeşimiz yazmış. “Allah’ın Selamı Rahmeti ve Bereketi mazlumların sesi olan Sultanımızın üzerine olsun. Hurafecilerin, yobazların ve zalimlerin saltanatını yıkacak olanlara selam olsun. Nazenin bir gül olan can Can Hocam. Sizleri sevmek bir nasip işidir. Sizlere talebe olmak ise yürek işidir. Sizlere hizmet etmek rahmani dünyada aşkla koşmak demektir. İnşaAllah, maşaAllah. Sizleri çok seven ve o nurlu ellerinizi öpmekten nasiplenen talebeleriniz.” Diyarbakır’dan bir kardeşimiz ve eşi yazmış maşaAllah. Diyarbakır nur şehridir, maşaAllah.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Öncelikle Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar şahsınıza bağlılığımı belirtiyorum. Yıllardır gönlümde fırtınalar koparan ve hutbelerde minberlerde anlatılmayan bütün konuları A9’da sizden ve talebelerinizden dinledim. Allah gücünüzü arttırsın. Sohbetinizin tesirini en kısa zamanda tecelli ettirsin. Ümmet-i Muhammed’e ve tüm insanlara mutluluk getirecek Türk-İslam Birliği’ni en kısa zamanda nasip etsin. Ali-i İmran Suresi 100 ve 110, Şuara 13, Bakara 120, Tövbe 28-30-31, Enbiya 105.” Hikmet kardeşimiz Pendik’ten yazmış. Bu ayetleri tefsir etmemizi rica ediyor, inşaAllah.
Biraz Şeyh Nazım Hocamız’ı dinleyelim. Dünya tatlısıdır Hocamız.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Fatih Cami imamına Cübbeli’yi anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Topbaş Cemaati’nin manevi lideri olan Şeyh Musa Topbaş Hocamızın hayatını anlatan bir video var, onu seyredelim, inşaAllah. Çok muhterem, çok mübarek, çok değerli bir insandır maşaAllah Musa Topbaş Hocamız. Onun hayatını bilmekte fayda var, inşaAllah.
VTR: Topbaş Cemaati’nin manevi lideri olan Şeyh Musa Topbaş Hocamızın hayatı
ADNAN OKTAR: Rahmetli çok sevimli, değil mi? MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız gibi çok tatlı siması, maşaAllah.
BETÜL HANIM: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) ve bazı Peygamberler’den üstün olduğunu söylüyor. İbn-i Şirn’den nakil edilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) Ebubekir ve Ömer (r.a.)’dan üstündür. Ebubekir (r.a.) dediler ki; ‘O Ebubekir ve Ömer’den de mi üstün olacak?’ ‘Bazı peygamberlerden bile üstün olacaktır’ diye cevap verdi.” Berzenci, Kıyamet Alametleri’nde geçiyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
BETÜL HANIM: Bir başka hadiste de şöyle bildiriliyor Hocam. “Sayıları Bedir ashabı 313 kişi kadardır. Evvelkiler onları (Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaatini) geçemediği gibi sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları Talut ile nehri geçenler kadardır.” Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdi-el Ahir Zaman, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “1 Mayıs’taki kanlı Taksim olayları, 2011 yılında gerçekleşen büyük olaylar Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleridir, Afganistan” bunları bir dinleyelim.
VTR: 1 Mayıs’taki kanlı Taksim olayları ve gerçekleşen büyük olaylar
ADNAN OKTAR: Kardeşlerimizin tefsir etmemizi istediği ayetler genellikle Hıristiyanlıkla ve Musevilerle ilgili ayetler. Ama şunu bilecek kardeşlerimiz; Allah bizden Hıristiyan ve Yahudilere düşman olmamızı istemiyor. Onlara en güzel şekilde hitap etmemizi istiyor. “En güzel tarzın dışında onlarla mücadele etmeyin” diyor Allah. Ve “Allah’ın varlığını ve birliğini onlara anlatın, Allah’ın bir olduğunu onlara anlatın” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti uygulaması da bu şekilde. Biz tabii ki dinin yanlış yönlerine uymak zorunda değiliz. O zaman zaten insan dinden çıkar. Ama o kişiye karşı şefkat gösterilmesi, nezaketli, güzel bir dil kullanılması, güzel örnek olunması dini bir vasfıdır, İslam’ın bir vasfıdır. Bir de kardeşimiz şunu bilecek Hıristiyan bir kadınla evlenilebiliyor, yemeği yenilebiliyor; Kuran ayeti var. Biz onlara şefkatle, nezaketle ve akılcı yaklaşmakla mükellefiz. Yoksa onları aşağılamak, onları darlandırmakla mükellef değiliz. Biz hak olan dini hükümünlerine, İslami hükümlerine uyarız. Yanlış yönlerine uymayız ama doğru olan yönleriyle ittifak ederiz. Mesela, Ehl-i Kitap; Hıristiyanlar ve Museviler neye inanıyorlar? Geçmiş Peygamberler’e inanıyorlar; ittifak halindeyiz. Hıristiyanlar ve Museviler cennete ve cehenneme inanıyorlar; ittifak halindeyiz. Birçok Hıristiyan ve zaten Musevilerin hemen hemen tamamı Allah’ın birliğine inanıyorlar; ittifak halindeyiz. Yine Hıristiyan ve Museviler kadere inanıyorlar; ittifak halindeyiz. Allah’ın meleklerine inanıyorlar; ittifak halindeyiz. Ama şirk olan bir husus olduğunda, mesela teslis inancında, bunda ittifakımız yok. Bu ayetler muhatap olmayacağımız yönlerle ilgili bizleri uyarıyor. Onlar da onlara inanç olarak ittifak halinde olmayın, tabi olmayın yani o yanlış olan imani konulara yanaşmayın, doğru olanlara yanaşın; bu anlamdadır. Yoksa hak olan konularda onlara karşı tavır anlamında değildir. Zaten Kuran bizden akıllı davranmamızı, akılcı hareket etmemizi ister.
Mesela Al-i İmran Suresi 100 ve 101. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.” Şimdi “... boyun eğme...” ne demek? Onun inancına tamamen tabi olma. Mesela teslis inancına dönmüş oluyorsun. O zaman dinini kaybedersin. Ama mesela diyor ki Hıristiyan “ben ahirete inanıyorum”. Tamam, güzel, ben de inanıyorum. İttifak halindeyiz onda. “Ben Hz. İbrahim (a.s.)’ı seviyorum” diyor, ben de seviyorum, çok güzel, ittifak halindeyiz. “Allah birdir” diyor, tamam güzel, doğru, ittifak halindeyiz. Ama şirk olan bir husus olursa, yanlış olan bir husus olursa onda ittifak etmeyiz. Kuran’ın ifade ettiği anlam budur.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Şuara Suresi 13. “O: ‘Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin’ diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı).” Hepsinde aynı şey, bütün peygamberlere aynı din geliyor. “... bir şeriat kıldı.” diyor, hepsi İslam dinidir. “Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi.” Biz müşriklere ne diyoruz? Gelin, Kuran’a uyun. Müşrikler ne diyor? “Yok biz hurafeye uyacağız, uydurmalara uyacağız.” Kuran’ı kabul ediyor mu? Etmiyor. “Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.” ‘Samimi olarak İslam’a yöneleni hidayete erdirir’ diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah.
Şimdi biraz Cübbeli’den dinleyelim.
VTR: Mahmud Efendi ve Cübbeli, İslam’ın dünya hakiyeti için dua ediyor - Cübbeli kıyametin yakın olduğunu anlatıyor ve diğer...
ADNAN OKTAR: Evet, adeta ezberledik Cübbeli’nin anlattıklarını, çok iyi oldu. İnsanlar da çok iyi ezberlemiş oldular. Hafızalara iyice oturması önemli, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa, öylece korkup-sakının. Ve siz ancak Müslüman olmaktan başka bir din üzerinde ölmeyin.” Allah, ‘mutlaka Müslüman olarak ölün’ diyor. “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp-ayrılmayın.” Hepinizden kastı kim? Pakistan’daki Müslümanlar, Türkiye’deki Müslümanlar, Libya’dakiler, Fas, Tunus, Cezayir. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlar’a Allah bakın emrediyor. “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” Kuran’a sımsıkı sarılın, bakın “Dağılıp ayrılmayın.” Adamlar dağılıp-ayrılma değil, dağılıp-ayrılmanın kitabını yazmışlar. Bakın, hem dağılmışlar, hem ayrılmışlar; Allah’ın iki tane emrini yapmıyorlar, dağılma da olmuş, ayrılma da olmuş. Paramparça olmuşlar ve birbirlerinden haberleri bile yok. Bakın halbuki diyor ki; ‘Hepiniz topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, kardeş olun, birlikte olun.’ “Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmalar idiniz.” Birbirleri ile savaşıyor, değil mi? Şu anda da birçok Müslüman ülke birbirlerine düşman. “O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimeti ile kardeşler olarak sabahladınız.” Müminler neymiş? Kardeş. “Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı.” Cehenneme düşecekken, belanın içerisine düşecekken, anarşinin, terörün içine gidecekken, “... sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” Şimdi bu adamlar, ‘ya bu ayetleri geç’ diyorlar. Peki ne kalıyor geriye, ne istiyorsunuz yani? ‘Sabaha kadar evde zikir yapalım’ diyorlar. Ulan sen evde zikir yaparken, Afganistan’da çocukların ırzına geçiliyor, Müslümanlar’ı doğruyorlar. Sen zikri Allah’ın dinini yayarken yapacaksın. Cihad yaparken, tebliğ yaparken yapacaksın. Evin içerisine girip, evden çıkmayarak, yan gelip yatarak olmaz. Acil olan cihad var. Cihad demek, cehd etmek, gayret etmek, bunu yapacaksın.
Bakın Al-i İmran Suresi, 104. “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun.” ‘Tebliğ yapan bir ekip olsun’ diyor Allah.“Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” diyor. Müslümanların hepsinin bunu yapması gerekiyor işte. “Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” ‘Öbürleri kurtuluşa eremiyor’ diyor Allah. Bakın, “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan...” parçalanıp; apaçık belge Kuran gelmiş. Parçalanma var mı? en şiddetlisini yapmışlar, parçalanmışlar. Ayrılma var mı? Ayrılma da var. Bakın, “... ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.” Yok, biz anlaşmazlığa düşeceğiz, diyorlar. Mezhep ayrılıkları var, cemaat ayrılıkları var, anlaşmazlığa düşüyorlar. Parçalanma da var, param parça olmuş İslam alemi. “İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Diyor Cenab-ı Allah. İşte Müslümanların başına gelen belanın nedeni bu. Allah ne diyor? “İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Allah o yüzden azap veriyor. İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu anlatan yüzlece ayetten birkaç tanesini okudum.
VTR: Kamuflaj, insan vücudunda her saniye, hücre birleşmesi
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.“Canım Hocam bu hâliniz çok güzel. Sizi çok seviyorum. Ellerinizden öpüyorum” diyor, Satıhan isimli bir hanım. Demek ki bu model de kalmamız gerekiyor, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, ben Halil Hollanda’da doğup büyüdüm, dolayısı ile Hollandacam iyidir. Kitaplarınızı Hollandaca’ya çevirmek istiyorum. Siteden e-mail yollamıştım ama daha cevap gelmedi Hocam. İstirham etsem benimle irtibata geçebilirler mi Hocam? Vesselam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Bu koç yiğitle bağlantıya geçin. Bak Hollandaca‘ya çevirmek istiyormuş. Çok iyi olur, inşaAllah.
Tastik-i gayb-i, Bediüzzaman’ın ünlü eserlerinden bir tanesi. Çok şahane bir dili vardır Bediüzzaman’ın, ifadelerini çok beğeniyorum. Bak diyor ki: “Ben kasemle temin ederim ki, Risale-i Nur'u senadan maksadım, Kur'an'ın hakîkatlerini ve îmanın rükünlerini teyid ve ispat ve neşirdir. Hâlık-ı Rahîmime yüz binler şükür olsun ki, beni kendime beğendirmemiş, nefsimin ayıplarını ve kusurlarını bana göstermiş; ve o nefs-i emmareyi başkalara beğendirmek arzusu kalmamış. Kabir kapısında bekleyen bir adamın arkasındaki fanî dünyaya riyakarane bakması, acınacak bir hamakattir ve dehşet verici bir hasarettir. İşte bu halet-i rûhiye ile, yalnız hakâik-ı îmaniyenin tercümanı olan Risale-i Nur'un, doğru ve hak olduğunu latif ve münasebetiyle söyleyeceğim. Şöyle ki; hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyakatim olmadığı halde, bana verilen ‘Bediüzzaman’ lâkabı benim değildi. Belki Risale-i Nur’un mânevî bir ismiydi; zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış. Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş. Demek, Süryanice bedi’ mânâsında ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen Celcelûtiye ismi, işârî bir tarzda, bid’at zamanında çıkan Bediülbeyan ve Bediüzzaman olan Risale-i Nur’un hem ibare, hem mânâ, hem isim noktalarıyla bedîliğine münasebetdarlığı ihsas etmesine ve bu isim bir parça ona da bakmasına ve bu ismin müsemmâsında Risale-i Nur çok yer işgal ettiği için hak kazanmış olmasını tahmin ediyorum." diyor Bediüzzaman. Ne güzel bir üslup, maşaAllah.
“Benim için medar-ı fahr ve gurur olacak bir liyakatım ve istihkakım olmadığını kasemle itiraf ediyorum. Ben çekirdek gibi çürüdüm ve kurudum. Bütün kıymet ve hayat ve şeref o çekirdekten çıkan şecere-i Risâle-i Nur ve mu'cize-i maneviye-i Kur'aniyeye geçmiş biliyorum. Ve öyle itikad ettiğimden i'caz-ı Kur'anî hesabına izhar ederim.” diyor. Bediüzzaman’ın üslubu çok güzel bir üslup.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...