SUNUCU: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hocam, buyurun.
SUNUCU: Estağfirullah. Hocam radyo programı olmuştu, onunla ilgili bilgi vermek istiyorum. Dün Oktar kardeşimizin bir radyo röportajı oldu. Ganada Peace Fm isimli Hıristiyan bir radyo ile röportaj esnasında; kitap ehline bakış açısı, Darwinizm, ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın ve Hz. İsa (a.s)’ın geldiği, İslam terörü lanetler konularını anlatmış. Çok iyi geçmiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar hemen hemen her gün bir röportaj yapıyor, maşaAllah. Hocam, buyurun.
SUNUCU: Estafirullah. Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız, İsrail hükümetinin kendi dinine ve şeriatına aykırı birçok büyük günah işlediğini, Hazreti Musa (a.s)’ın getirdiği dine uygun davranmadığını, aslında bu hükümette itaat etmenin dinen mümkün olmadığını hatırlattıktan sonra, İsrail ile başetmenin zorluklarından bahsetmiş. Ancak bu konuda Müslümanları ümitlendirecek hususlar; beklenen Hz. Mehdi (a.s)'nin gelmesi ve İslam dünyasında Hz. Mehdi (a.s)'nin hakimiyetinde bir Altınçağ başlaması olduğunu belirterek, “bugün yapılan aksi gürültülere ve propagandalara fazla kulak asmayın'' demiş.
ADNAN OKTAR: Ne mübarek insan, ne güzel.Kalbi açık bir insan, bak,Mehdiyet’in kokusunu aldı, maşaAllah. Bu kaçıncı? Yani bir ay içerisinde bu kadar sık hiç olmamıştır. Mehmet Şevket Eygi Hocamız yılda bir kere falan Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederdi, çok nadir bir veya iki kere. Bu ay defalarca bahsetti. Sürekli Hz. Mehdi (a.s) konusunu gündeme getiriyor. Bir manevi rabıta kurmuş olmasa, bir manevi hal olmasa Hocamız böyle bir ısrar içinde olmaz. Hakikaten İsrail ile Türkiye’nin bağlantısında bir kilitlenme oldu. Şimdi hakikaten çözülecek gibi görünmüyor. Onlardan özür dilemeleri bekleniyor, birçok şartlar var.Onlar da hayati görüyorlar, özetle; özür dileriz ama diğer şartları kabul etmeyiz gibisinden. Çözümün yine Hz. Mehdi (a.s)’da olduğu gözüküyor. Yani Şiloh, onların Şiloh dediği, Kral Mesih dediği, bizim de Hz. Mehdi (a.s) dediğimiz o mübarek zat. Hz. Mehdi (a.s) tek bir konuşmasıyla bitirir işi. Hem İsrail'in çok lehine olur hem Müslümanların çok lehine olur, yani herkes razı olur Hz. Mehdi (a.s)'ın verdiği karardan. Ama şu an hem kilitlenmeye hem savaş ruhuna doğru gidiyor, yani bir çatışma ruhuna doğru gidiyor. Mehdiyet buna müsaade etmeyecek. Yani çatışmaya müsaade etmeyecek, göreceksiniz. Yani normalde ancak bu savaşla hallolur gibi görülüyor, yani öyle bir akışı var, çatışmaya giden bir akışı var ama Mehdiyet devrededir, böyle bir şey olmayacak, inşaAllah. Yani İsrail'de çok memnun olacak alınan neticeden, bütün Müslüman kardeşlerimiz de çok memnun olacak; Arap alemi, Türklük alemi, herkes memnun olacak. Pratik, güzel, net bir çözüm sunacaktır. Her tarafı tam rahatlatan, her tarafa tam gönül huzuru veren güzel bir karar alacaktır Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.
İsrail'den şimdi misafirlerim gelecek, bizim çocuklar da İsrail'e gidecekler. İran'la da görüşeceğiz, İsrail'le de görüşeceğiz. İsrail parlamentosunda bazı milletvekilleriyle de görüşeceğiz, onlar buraya gelecekler. Biz Türkiye ile İsrail arasındaki sorunun hemen en güzel şekilde hallolmasını istiyoruz. Dostça, kardeşçe hallolunmasını istiyoruz. Tırmandırıcı bir tavra karşı tabii tavır alıyoruz; bunu hiçbir şekilde kabul etmeyiz. Osmanlı döneminde nasıl dostsak, nasıl Peygamberimiz (s.a.v) zamanında dostça, insani dostluk anlamında bir şefkat varsa, şu anda da insani bir dostluk ve insani bir şefkat olacaktır. İsrail gazetelerinde benim demecim yayınlandı dün, ben; “Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında Museviler ile Müslümanların arası çok iyiydi. Osmanlı döneminde de biz zaten sahip çıktık. Şimdi de hiçbir şey olmayacaktır, yatışacaktır” dedim. Onu önemli bir haber olarak İsrail gazeteleri almış. Ama tabii oturup seyretme durumunda olmayacağız, hiçbir zaman için oturup seyretmeyiz, son dakikaya kadar da beklemeyiz. Mutlaka sulh yoluna, iyilik güzellik yoluna gidilmesi için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz. Barış, savaşa karşı olma, demokrasi, özgürlük, akılcılık, bilim, sevgi ve şefkat ruhu mutlaka hakim olması gereken gerçekler, inşaAllah.
Buyurun, tekellüm buyurun.
SUNUCU: Estağfirullah. İçlerinde Mehmet Ali Birand'ın bulunduğu bir grup yazar son zamanlarda sürekli ordu aleyhine yazılar yazıyorlar. Türk ordusunun destansı kahramanlıklarının, fedakarlıklarının, disiplinli ve güçlü oluşunun tamamen içi boş bir imajdan ibaret olduğunu, vatan sevgisiyle ölüme giden Mehmetçik kavramının bizim hayalimizden başka bir şey olmadığını; ordunun aslında disiplinsiz, hoyrat, silahını bırakıp kaçan, kendi askerini vuran insanlardan ibaret olduğunu yazıyorlar Hocam. Hürriyet gazetesindeki yazarlardan alıntılı.
ADNAN OKTAR: Sakin olsunlar. Orduyu güya moral yönden olumsuz etkileyeceklerini düşünüyorlar. Orduda bir kere şahs-ı manevi hakimiyeti vardır, bölgenin en büyük ordusudur Türk ordusu. Kahpeliğe, kalleşliğe karşı yiğitçe, merdane ve delikanlıca savaşan bir orduya, “niye sen de kalleşlik yapmıyorsun onlar gibi” mantığıyla yaklaşanlar var. Türk ordusu demokrasiden ayrılmıyor, hukuktan ayrılmıyor, kanundan ayrılmıyor, kalleşliğe karşı. Karşı taraf hukuk tanımıyor, kanun tanımıyor, kalleş ve kahpe. Ne yapsın Mehmetçik, ne yapsın polis? Tabii ki telefat oluyor, şehitler veriyoruz. Askeri araçlarda olsun, diğer malzemelerde olsun, bir kayıp oluyor. Helal olsun, sorun değil, inşaAllah. İllegal bir savaş yok, mertçe bir mücadele var, delikanlıca mücadele var. Açık açık, göğsünü gere gere gidiyor Mehmetçik, yani sinsi ve gizli bir tavrı yok. Dolayısıyla Türk ordusunun eleştirilmesi demek, Türk Milleti’nin eleştirilmesi demektir. Milletimizin bir parçası; şimdi adam benim kolumu eleştirirse beni eleştirmiş olur. Türk ordusu nedir? Türk Milleti’nin bir koludur, değil mi? Yumruğudur Türk Milleti’nin. Türk Milleti’ni eleştirmiş oluyorlar. Bizim öyle bir sorunumuz yok. Bayağı delikanlıyız, bayağı yiğidiz yani, öyle onların dediği gibi bir sorunumuz yok. Bayağı da yetenekliyiz. Sadece legal ve meşru davranıyoruz. Merdane ve delikanlıca davranıyoruz; olay başka bir şey yok. Her orduda aksaklık olur. Her yerde aksaklık olur. Yani dünyadaki bütün ordularda, savaşlarda aksaklıklar, eksiklikler, yanlışlıklar olur. Oraya hakim olan ruh, o delikanlı ruh önemlidir. Bizim milletimiz yiğittir; Karadeniz’e git, boydan boya delikanlı doludur; Anadolu, delikanlı doludur; İzmir’e git, efeler diyarı; Antalya, delikanlılarla dolu; Edirne delikanlıdır; Güneydoğu delikanlıdır; her taraf delikanlı dolu. Dolayısıyla, Mehmetçiği bizim milletimiz orduya sunuyor. Bizim milletimiz, tamamı Mehmetçik’tir zaten. Hepsi Muhammedi’dir. Dolayısıyla arkadaşlar hata yapıyorlar. Orduyla milleti ayırmak çok acayip olur. Ordu nerden oluşuyor? Milletten oluşuyor. Ordu, millet, ikisi bir bütündür zaten. Onu ayırmak, “o şöyledir, o böyledir” demek çok mantıksız olur. Konuşmalarının yersiz olduğunu kendileri de biliyorlar ama laf olsun diye konuşuyorlar, gördüğüm kadarıyla. Evet, buyurun.
SUNUCU: Estağfirullah. Az önce sizin söz etmiş olduğunuz gibi İsrail’de çıkan haberle ilgili, ben de detayını vermek istiyorum. Haberi paylaşmak istiyorum. İsrail’de İngilizce, İbranice, Fransızca ve Rusça yayın yapan bağımsız haber sitesi Arutz Sheva, sizinle yapılan röportajı yayınlamıştı dün. Bu röportajda İsrail ile Türkiye arasındaki son olaylar hakkında şöyle diyorsunuz; “İsrail’le, Peygamberimiz (s.a.v)’in dönemine kadar dayanan çok eski bir dostluğumuz var. Bu dostluk aynı zamanda Osmanlı zamanından kalan bir gelenektir. Şu anki anlaşmazlıklar ise geçicidir.” Röportajda sizin İstanbul’da yaşadığınız ve İsrail’den gelen, içlerinde bakan düzeyinde katılımcıların olduğu heyetlere çok kez ev sahipliği yaptığınız da belirtilmiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi İsrail`den bir heyet çağırdık, inşaAllah; Likut’tan ve Şas partisinden. Onları bekliyoruz. Bir de, biz de gidip İsrail parlamentosunda parlamenterlerle görüşeceğiz, inşaAllah. Bu kargaşanın, bu huzursuzluğun, kalkması için gayret edeceğiz. Ama Mehmet Şevket Eygi Hocamız çok şahane söylemiş. Hz. Mehdi (a.s)’ın tek bir sözü, tek bir cümlesiyle bütün bu sıkıntılar çözülür. Bir manevi işaret almasa, büyük bir müjde almasa, bir görüm almasa o mübarek insan bunları söylemez. Bir bildiği var, inşaAllah.
Şii; onlarda biliyorsunuz itikadi konudur Mehdi konusu. Yani iman meselesidir. Hatta İran’da, İran anayasasının 1. maddesi, “bu anayasa Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar geçerlidir. Hz. Mehdi (a.s) çıktıktan sonra bu anayasa geçerli değildir” diyor, inşaAllah. Muhammed Mehdi Muntazır -ki ebcedi bile 1980 tarihini veriyor. Muhammed Mehdi Muntazır kelimesinin ebcedi 1980 tarihini veriyor. Buyurun.
SUNUCU: Estağfirullah Hocam. Devletin Öcalan ile görüşüp görüşmediği konusunda, Sayın Sadullah Ergin bir açıklama yaparak; “99’da Öcalan`ın yakalanıp İmralı’ya götürüldüğünden beri devletin ilgili birimlerinin ihtiyaç duydukları zeminde Öcalan ile görüşme yaptıklarını, yine ihtiyaç duyarlarsa ülkenin geleceği ve güvenliği adına görüşebileceklerini, ancak bu konunun tamamen AK Parti’nin dışında bir olay olduğunu belirtmiş. Mehmet Yılmaz da bu konuşma üzerine, hükümetten emir ve izin almadan, İmralı’yla görüşme yapabilen kişilerin varlığının bir tür derin devlet gibi göründüklerini belirterek bu durumun endişe verici olduğunu söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben epeyden beridir duyarım hep böyle, “Abdullah Öcalan’la devlet görüştü, anlaştılar, anlaşmak üzereler,” işte, “Abdullah Öcalan devlete şöyle dedi, böyle dedi.” Böyle bir konu yok, devlet hiçbir zaman için Abdullah Öcalan`ı resmi muhatap olarak almaz. Bu, tamamen hayali, boş laflardır. Hiçbir zaman için de bir gerçekliği yoktur. Sadece Abdullah Öcalan biraz sıkıldı orada, kapalı bir yer olduğu için, bir an önce dışarıya çıkmak istiyor. “Beni bırakırsanız, sizlere bir kolaylık sağlarım” diyor, yani cici başkan havası vermeye çalışıyor, iyi başkan havası… “Bu azgınları üstünüzden çekerim.” Racon kesiyor, mafya babası gibi. “Ben bu kavgayı sona erdireceğim ama siz de bana bir güzellik yapın, beni bir bırakın şöyle. Güzel bir villaya geçeyim, işime-gücüme bakayım, bu savaşı ben durdururum” diyor. Buna da inananlar var. İnanılır gibi değil tabii bu da, çok şaşırtıcı. Komünist bir savaş, bir insanın rahatı için, hapisteki bir insanın rahatı için durmaz. Komünizm, Abdullah Öcalan’ın rahatı için durmaz. Komünizm şeytani bir cereyandır ve başlamıştır. Ancak Mehdiyet durdurabilir. Onun dışında deccaliyeti durduracak tavır, imkan yok. Kader öyle değil. Kaderde Hz. Mehdi (a.s) durduracak. Şu an tabii adamlar bir yokladılar önce yani, Abdullah Öcalan’la olur mu falan diye. Biz kükreyince, baktılar ki pek bir adım atacakları gibi değil. Aslında Güneydoğu’yu vermek isteyen bayağı bir adam vardı. Biz, “kardeşim bak, çok dikkatli bakıyoruz size” dedik, yani bayağı dikkatli bakıyoruz. Hipnotize oldular adeta dikkatimizden ve çark ettiler. Yani Güneydoğu’yu vermeye niyetli adamlar vardı. Çok eskiden beri vardı, hatta 20 sene önce de vardı böyle tipler. Yani diyor ki adam, “eninde sonunda zaten vereceğiz; başında verelim, bu kadar başımız belaya girmeden.” “Yok hemşerim” dedik yani, “böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Bırak bunları” dedik. “Çok keskin bir dikkatle izliyoruz” dedik. İzlendiğini anlayınca, birçok çakal densizlik yapmaktan vazgeçti. Dikkat ederseniz, bunu görürsünüz, inşaAllah. Abdullah Öcalan’ın da yapacağı hiçbir şey yoktur, komünist hareket Abdullah Öcalan’la bağlantılı değildir. Adamlarda lider sorunu yok; yüz tane, iki yüz tane, bin tane lider çıkarır adamlar. Öyle bir konu olmaz. Komünist partisi vardır ve komünist partinin ideolojisi vardır. Parti de önemli değildir aslında, ideoloji önemlidir. İdeoloji partiyi meydana getiriyor. İdeoloji durduğu müddetçe parti olacaktır, parti olduğu müddetçe de lider olur yani, sorun değil. Önderlik diyor onlar; önder mutlaka çıkar onlarda, öyle bir konu olmaz. İdeoloji yok oldu mu, parti de yok olur, önder de yok olur. Bütün mesele ideolojinin yok olmasıdır. İdeoloji de ancak bilimsel çalışmayla ortadan kalkar. Sevgi dolu, şefkat dolu, akılcı, demokrat bir bilimsel çalışma. Böyle abus suratlı, hakaret eden, tehdit eden değil; nezaketli, akıllı, samimi, tamamen bilimsel delillere dayalı, şakır şakır delillerini ortaya koyan bir üslupla konu kökünden hallolur. Onun dışında mümkünü yok, imkansız. Hocam ne yapıyoruz?
SUNUCU: İzmir’den size bir mesaj var Hocam, inşaAllah. Hüseyin Furkan adlı kardeşimiz şöyle bir mesaj göndermiş size; “Selam, İzmir’de 08-18 Eylül arasında gerçekleşecek olan İzmir Fuarı, her sene on binlerce insanın katılımıyla gerçekleşiyor. Bu sene A9 standımız açılacak, broşür ve kitap tanıtımı ve sinevizyon ile A9 tanıtım videolarının gösterimi ile yoğun bir çalışma gerçekleştirilecek. Canlı yayında Hocamıza mesaj olarak iletebilirsek seviniriz. Ayrıca Hocamız canlı yayında bu konudan bahsederse, o kısmı da yine tanıtım olarak döndürebiliriz. Ekte de bir resim bulunmakta” demişler, fuarla ilgili. 8-18 Eylül’de, İzmir Fuarı’nda.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam. İzmir Fuarı iyi olur tabii, kalabalık bir fuar. İzmirliler de dünya tatlısı, çok güzel insanlardır. Şen, neşeli, sevecen, demokrat, aydın. Yobazlıktan hiç hoşlanmaz İzmir halkı. O yönden çok iyidir, bütün milletimiz gibi. Bir de çok güzeldir İzmirliler; Allah’ın hikmeti, bayağı güzel insanlar.
“Esselamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Biz sizi çok sevirik. Allah sizden ve sizin kadronuzdan razı olsun, inşaAllah. Benim bir sualim var; Kuran’da bazı surelerinin evvelinde bazı harfler gelir; mesela Bakara Suresi’nde, “Elif, Lam, Mim” gibi. Bunu nece tefsir edebilersiniz? Evvelceden çok teşekkür edirem. Sağolun, Allah’a emanet olun. Sualimin cevabını seslendireseniz. Yayında sizi izlemek nasibim her zaman olmuyor. İnternetten yalnız nahar vakti izleyebilirem. Aygun Bayramova.” Çok şahane Azerice, çok şahane. Azeriler dünya tatlısıdır. İran’ın büyük bir bölümü Azeri’dir. Delikanlıdır. Hiç bozulmamışlardır yani ahlaken, kişilik olarak. Uzun süre komünizmin etkisi altında kalmışlardır. Fakat benliklerinden, asaletlerinden, güzelliklerinden ve saygın tavırlarından hiçbir kayba uğramamışlardır. Çok hoş kaldılar, maşaAllah. Allah sevimliliklerini devam ettirsin.
“Ben Mustafa Şen.” Mersin Toros Devlet Hastanesi’nde görev alıyormuş kardeşimiz. Muhammed Berke Şen diye bir oğlu varmış, bu sevimli rahatsızmış. Daha önce de söyledim, otistik çocukları devlet ailelere bırakmasın. Doğrudan devletin kontrolüne geçsin otistik çocuklar. Çok zor, anneler babalar onu nasıl yapsın bu hayat pahalılığında? Bayağı zor. Çok eziyet olur, ailelere de eziyet olur, çocuğa da eziyet olur. Bir kanun çıkartılsa, biz dilekçe olarak da verelim bakanlığa, otistik çocukları her yerde devlet baksın, hastanelerde ücretsiz bakım olsun. Yani “ne yapıyorsanız yapın” diyemeyiz. Mesela Mersin Otizm ve Spor Kulübü diye bir yer varmış, devlet bu kulübün masrafını karşılasın. Oraya herkes otistik çocuğunu götürsün, nasıl sigorta, şu bu karşılıyorsa bu tarzda karşılansın. Dolayısıyla kardeşlerimiz bu konuda mutazarrır olmasın, zor duruma düşmesinler, inşaAllah. Buyurun Hocam.
SUNUCU: Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin, insanların sabahın erken saatlerinde gözaltına alınmaları, insanların gözaltındayken kollarına girilerek, başlarından basılarak arabalara bindirilmeleri, uzun tutukluluk ve yargılama süreleri gibi tasvip etmedikleri bir takım yanlış hukuki uygulamaların düzeltilmesi için yeni bir çalışma başlattıklarını açıklamış.
ADNAN OKTAR:Bak, bu çok güzel. Hakikaten hukuktan, yargıdan, bazı yönlerinden hemen hemen herkes bizar; bozukluklar var, çok ciddi bozukluklar var. Hakimler de memnun değil, savcılar da memnun değil, mağdur olan insanlar da memnun değil. Hep beraber milletçe bunu düzeltelim, inşaAllah.
MaşaAllah, maşaAllah yine Azerbaycan yıkılıyor, maşaAllah. “Allah aşkıyla sevdiğim Muhammed Adnan Hocam. Hakikaten siz varken daha etkili izliyoruz bu videoları. Fakat ne ekranda, ne de yanınızda olsam da size doyacağımı sanmıyorum. O yüzden tevekkül ediyorum, sizi çok çok seviyorum, bir tanecik Hocam” diyor. Çok tatlı bir hanım kardeşimiz. Tanımıyorum, görmedim ama çok şeker birisi olduğu anlaşılıyor, inşaAllah.
“Yaklaşık iki aydır Adnan Hocam’a ulaşmaya çalışıyorum fakat hiçbir şekilde maillerime cevap vermiyorsunuz. Kendisine bir dosya sunmak istiyorum” diyor Utku Şen. Bunları elektronik seçiyorsunuz, bak, çocuğa daha hala rastgelmemiş. Öyle yapmayalım, biraz da inceleyerek bakın, inşaAllah.
“Merhabalar, ben size bir şey sormak istiyorum ve inşaAllah bu sorumun cevabını alırım. Siz, “Hz. Mehdi (a.s) değilim ama olabilirim” diyorsunuz. Bunu birçok şeye dayanarak diyorsunuz. Ancak, ‘yaşı 30 ila 40 arasında olduğu halde gönderilecektir Hz. Mehdi (a.s.).’ ‘Benim evlatlarımdan, kırk yaşlarındadır.’ (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar, Sayfa 41) Bu özellik size uymuyor. İnşaAllah, bunu açıklarsanız” diyor Özcan. İşte tamam, bak, ispatladık gitti. Gece gündüz yemin ediyorum Mehdilik iddia etmiyorum diye, sen konuyu kökünden halletmiş oldun işte, tamamdır. Yalnız tabii yanlış bilgi aklında kalmasın diye açıklayayım. Hz. Mehdi (a.s) çıktığında otuzla kırk yaşında, 1980’lerde. Bediüzzaman “hicri 1400’de çıkacak” diyor, Hz. Mehdi (a.s) için. Hadislerden de 1400’de çıkacağı anlaşılıyor ama bir tane, iki tane hadisten değil, belki 20 tane hadis. Bediüzzaman da en az 4-5 yerde söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın 1980’lerde çıkacağını. Şu an o zaman yaşının ilerlemiş olduğunu anlıyoruz. Çünkü 40 yıllık mücadelesi var Hz. Mehdi (a.s)’ın, iman hakikatleri yönünden. “İman hakikatlerine ağırlık verecek” diyor. Yani “en mühim mesele iman hakikatleridir” diyor, kırk yıllık mücadelesinde. “Ondan sonra İttihad-ı İslam ve diğer konulardaki faaliyetleri olacak” diyor, inşaAllah. Yani bunu ben söylerken kendi kafamdan söylemiyorum, isterseniz teker teker ispat ederim; çok net, çok açık. Fakat “Hz. Mehdi (a.s) evlatlarımdandır, ileri yaşlarda olduğu halde genç görünecektir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Çok fazla hadis var. Şii kaynaklarında da çok fazla vardır. Şii kaynaklarında elhamdülillah Sünni kaynaklarından daha fazladır. Çok kapsamlı anlatmış Peygamber Efendimiz (s.a.v). “İki kere gaybeti vardır” diyor; gaybet-i suhra, gaybet-i kübra. “Bir kısa süreli kayboluşu vardır, bir uzun süreli kayboluşu” diyor. Muhtemelen ya hapse koyacaklar yahut kendi gizlenecek. İki kere kayboluşu var ama bir kuyuda, bir mağarada hayalet gibi kaybolması anlamında değil. O tip bir şey yok, hayalet Mehdi yok İslam’da. Yani o, Mehdi’yi tam yok etme demektir. Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul etmeme, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini engelleme faaliyeti olmuş olur. Hayalet Mehdi yok. Anneden-babadan doğma, seyyid olan, Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden Muhammed Mehdi (a.s) vardır. Çok açık nettir, inşaAllah. Özcan umarım anlamışsındır, inşaAllah. Ama benim Mehdilik iddiam falan yok, onu söyleyeyim. Fakat doğru, hemen hemen alametlerin tamamı var üzerimde. Ben delikanlı adamım, oturup lafı değiştirmem böyle; rica ederim, ne demek falan demem. Doğru, benziyorum. Ama gece-gündüz cehenneme gideceğim diye korkuyorum Allah’tan. Ben deli miyim, oturup Mehdilikiddiasında bulunayım? Bulunuyorsa zaten Hz. Mehdi (a.s) değildir ve dinsizdir ayrıca; dinle, imanla da alakası kalmaz adamın. Çünkü “ben cennetliğim” diyorsa adam, o zaman nedir? İmtihanın bitmiş. Niye geldin o zaman sen dünyaya? Olur mu öyle şey?
“Çok sevgili Seyyid Ahmet, Nur Muhammed Aslan Adnan Hocam.” Allah Allah, şahane bir isim. “Çok sevgili Seyyid Ahmet,” Seyyid Ahmet, çok güzel; Nur Muhammed, bir de şeddeli ve şiir gibi olmuş, çok güzel. “Aslan Adnan Hocam,” çok güzel, “bu yılın başlarında yine bu konuyla ilgili yazmıştım ve size görüşümün hangi yol olduğunu söylemiştim. ‘Resulüm biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.’ (Enbiya Suresi, 107) Kuran’ın her yerinde kendisi övülmektedir. Ve ayette ‘ama (kör)’ diye söz edilen sahabe, Peygamber (s.a.v)’in akrabası, Hatice validemizin dayıoğlu olduğu gözden kaçmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in samimiyeti bulunan bir kimsedir. Ayette ‘ama (kör)’ denilmesi kimden bahsedildiğini vurgulamaktadır diye düşünüyorum. Acziyeti bir olan insana, Peygamber (s.a.v)’in kötü davrandığını düşünmek suizan olur. Aşağıda bu ayeti Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e hitap ettiğini tasdik eden kendi araştırmalarımla ulaşabildim. Rivayet belirttim. Bu konudaki doğru tespitleri siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Açıklamanızı istirham ederim.” Niye Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in zelleleri var. Olabilir, Peygamberimiz (s.a.v)’in hiç böyle zellesi yoktur diye bir şey yok. Kuran’da geçiyor bu. Birçok Peygamberin zellesi vardır. Ama adam gelmiştir Peygamberimiz (s.a.v) bir şekilde o anki içtihadıyla, o andaki vicdani kanaatiyle başka bir kişiye acil gördüğü için onunla görüşmemiş olabilir. Ama vahiy ile Allah onu düzeltiyor. “Bu bir zelledir, bir hatadır. Bunu düzelt” diyor. Böyle de olabilir. Bu Peygamberimiz (s.a.v)’in makamını aşağıya indirmez. Peygamberimiz (s.a.v) mübarek, muhterem ve müberradır. Fakat insandır aynı zamanda Peygamber (s.a.v). Zellesi olabilir Peygamberlerin. Bunu makul görmek lazım, inşaAllah. Ama yine de bilmiyorum, o konuyu kardeşimizin sözünden hareketle değerlendiriyorum. Ama ayeti bir inceleyeyim. Siyakına, sibakına bakalım ve ayetin iniş sebebine de bakalım, inşaAllah. Daha net anlarız. Bana siyakını sibabını göndersinler, esbab-ı nüzulünü göndersin arkadaşlar, bir bakayım. Ama benim canım dedem, canım Peygamberimiz (s.a.v) dünya tatlısı, her şeyin en iyisini en güzelini yapmak ister. Ama insandır, ufak tefek böyle zelleleri olabilir. O, onun tatlılığını, güzelliğini, onun cennetteki güzel makamını ortadan kaldırmıyor. Hz. Adem (a.s) mesela, Allah’ın yapma dediği şeyi yaptı. Peygamber zellesidir o. Cennette, Ulu’l Azm Peygamberdir o. Onun yüceliğini, değerini ortadan kaldırmıyor ki o. Allah’ın yapma dediği şeyi Hz. Adem (a.s) da yaptı, Havva da yaptı. İkisi de yaptılar Allah’ın yasakladığı bir şeyi. Olabilir. İnşaAllah.
PKK ile ilgili yeni video varmış, seyredelim.
-VTR- PKK Ateist ve Komünist Bir Örgütlenmedir
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Abese Suresi 1 ve 2. ayet; "Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi." "Bu ayetler İbni Ümmi Mektûm hakkında inmiştir. Bu mesele şöyle olmuştur. Nebi (s.a.v); Utbe bin Rabia, Ebu Cehil bin Hişam, Abbas bin Abdulmuttalib, Übey bin Umeyye bin Halef ile konuşuyor, onları Allah’a davet ediyor, onların Müslüman olmalarını umuyordu. Bu arada İbni Ümmi Mektûm, Resulullah (s.a.v)'a geldi. Amâ olduğu için Resulullah (s.a.v)’ın başkalarıyla meşgul olduğunu bilmiyordu. Bir kaç defa, "Ey Allah’ın Resulü, Allah’ın sana öğrettiğinden bana öğret" dedi. Bu istediğini tekrarlıyordu. Sözünü kestiği için Resulullah (s.a.v)’ın yüzünde hoşnutsuzluk alameti belirdi ve Resulullah (s.a.v) kendi kendine şöyle dedi; "Şu Kureyş'in ileri gelenleri şöyle derler: ‘O'na uyanlar ancak körlerdir, sefil kimselerdir ve kölelerdir.’" Bundan dolayı Resulullah (s.a.v) yüzünü kırıştırdı ve İbni Ümmi Mektûm'a sırtını çevirip kendileriyle konuştuğu kimselere yönünü çevirdi. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayeti indirdi. Bu olaydan sonra Resulullah (s.a.v) ona ikram ederdi ve her gördüğü yerde şöyle derdi;...” Bak, dünya tatlısı Peygamberimiz (s.a.v)'i görüyor musun? “"Merhaba kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı kimse, var mı bir ihtiyacın?" derdi. Çıktığı ilk gazvede onu Medine'ye vali olarak bırakmıştı.” Bak, hayır olmuş, inşaAllah. Vali olmuş, maşaAllah.
“Muhammed bin Abdurrahman, Ebu Amr Muhammed bin Ahmed bin Hamedan'dan o da Ebû Ya'lâ'dan, o Yahya bin Said'den, O da Übeyd'den, Übeyd'in şöyle dediğini rivayet etti. "Bu rivayet benim Hz. Ayşe (r.a)'den naklen Hişâm bin Urve'ye okumuş olduğumdur." Hz. Ayşe (r.a) şöyle dedi; "Abese Suresi, 81. Ayeti amâ olan İbni Ümmi Mektûm hakkında nazil oldu. O Resulullah (s.a.v)'a geldi ve şöyle dedi; 'Ey Allah'ın Resulü! Beni irşad et.' O esnada Resulullah (s.a.v)'ın yanında müşriklerin büyüklerinden bazı şahıslar vardı. Resulullah (s.a.v) İbni Ümmi Mektûm'a sırtını döndü, diğerlerine yüzünü çevirdi. Bundan dolayı bu ayet indi."
Bu hadisi Hakim, Sahih’inde, Ali b. İsa el-Hıyerî'den, o Attabî'den, o da Sa'd b. Yahya'dan rivayet etmiştir.” “Tirmizî'nin Saîd ibn Yahya kanalıyla Hz. Aişe'den rivayetinde o şöyle anlatıyor: "Yüzünü asıp çevirdi" (Abese Sûresi) A'mâ olan İbn Ümmi Mektûm hakkında nazil olmuştur. Rasûlullah (s.a.v)'e gelip.."”
İşte aynısı tekrar ediyor. Yani böyle bir olay olmuş. Dünya tatlısı Peygamberimiz (s.a.v) de onun gönlünü almış daha sonra. Yani Peygamberimiz(s.a.v) orda o adamları daha önemli görmüş o anda, içtihadıyla. Cenab-ı Allah (c.c) onu beğenmemiş, uyarmış Peygamberimiz (s.a.v)'i, olay bu, inşaAllah. “Her gördüğünde ona; ‘Merhaba! Ey kendisi yüzünden Rabbimin azarına uğradığım’ diye iltifat ederdi” diyor. “Onu iki kere Medine'de halife olarak bırakmıştı.” Bak, çok önemli; halifelik yaptırmış Medine'de. “Bunu, "Peygamber (s.a.v)'in şanına layık görmeyip yanındakilerden birisi yüzünü ekşitti. Ayetler onu anlatmaktadır" diyenler de olmuştur.” Öyle de olabilir, öyle de olabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hiçbir şekilde şanına, güzelliğine, tatlılığına halel getiremez onlar, inşaAllah. Allah, Peygamberimiz (s.a.v)’in dünyada, ahirette günahlarının bağışlandığını söylüyor, inşaAllah. “Habibim” diyor, inşaAllah. Dünya tatlısıdır benim dedem, inşaAllah. Dünya ahiret güzelidir. Allah nurundan yarattı bütün kainatı, maşaAllah.
“Tirmizî'nin Saîd ibn Yahya kanalıyla Hz. Aişe'den rivayetinde o şöyle anlatıyor: "Yüzünü asıp çevirdi" (Abese Suresi) A'mâ olan İbn Ümmi Mektûm hakkında nazil olmuştur. Rasûlullah (s.a.v)'a gelip, "Ey Allah'ın elçisi beni irşad et" demeye başlamış. Rasûlullah (s.a.v)'ın yanında da müşriklerin büyükleri (ileri gelenlerimden birisi varmış. Rasûl-i Ekrem îbn Ümmi Mektûm'dan yüz çevirip diğerine yönelmiş İbn Ümmi Mektûm: "Söylediğimde bir sakınca mı var?" diye sormuş da Hz. Peygamber (s.a.v): "Hayır" buyurmuş ve işte bunun hakkında nazil olmuş” diyor. Başka rivayet de bu şekilde. “Avfî kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v), Utbe ibn Rabîa, Ebu Cehl ibn Hişâm ve Abbâs ibn Abdülmuttalib'le konuşurken -onlara fazla ilgi gösteriyor ve iman etmelerini hırsla istiyordu.” Yani mutlaka iman etmelerini istiyor. “O esnada Abdullah ibn Ümmü Mektûm adındaki kör bir adam gelip onlarla birlikte yürüdü. Hz. Peygamber (s.a.v), onlarla alçak sesle (veya onlara özel olarak) konuşuyordu. Abdullah ise Hz. Peygamber (s.a.v)'in yanında, O'ndan Kur'ân'dan bir şeyler okumasını istiyor ve: "Ey Allah'ın elçisi, Allah'ın sana öğrettiğinden sen de bana öğret" diyordu. Rasûlullah (s.a.v) ondan uzaklaşıp yüzünü astı, geri döndü ve onun sözünden hoşlanmadı, öbürlerine yöneldi. Konuşmasını bitirip de ailesine doğru gitmek üzere ayrıldığında Allah Tealâ onun görme gücünü kaldırdı ve başını önüne eğdirdi, sonra da, "yüzünü asıp çevirdi, kendisine a'mâ geldi diye. Ne bilirsin belki de o temizlenecekti. Yahut öğüt alacaktı da bu kendisine fayda verecekti" âyetini indirdi. Onun hakkında bu âyetler inince Hz. Peygamber (s.a.v) kendisine ikramda bulundu, onunla konuştu, "ihtiyacın var mı? Bir şey istiyor musun?" dedi. Onun yanından ayrılırken de tekrar, "bir ihtiyacın var mı?" diye sordu. Bu, Allah Tealâ'nın: "Ama kendini müstağni gören, işte sen onu karşına alıyorsun. Halbuki onun temizlenmesinden sana ne" âyetlerinin indirilmesi üzerineydi. İbn Kesîr de bu rivayeti İbn Cerîr'den rivayetle verdikten sonra ğarib ve münker olduğunu ve isnadı hakkında konuşulduğunu (isnadının zayıf olduğunu) da ilâve eder. Mukatil'in de içlerinde bulunduğu bir cemaat Abdullah ibn Ümmi Mektûm'un Hz. Peygamber (s.a.v)'e iman etmek üzere geldiği, Hz. Peygamber (s.a.v)'in ise onunla meşgul olmak yerine ondan yüz çevirerek konuşmakta olduğu Kureyş müşrikleriyle meşgul olmayı tercih ettiği ve bu âyet-i kerimelerin bunun üzerine nazil olduğu görüşündedirler.” Yani çeşitli rivayetler var gördüğünüz gibi ama tabii en doğrusunu Allah bilir. Ama her iki türlü de var. Yanındaki kişilerden birisine hitap etti bu ayet şeklinde de var, “Peygamberimiz (s.a.v)’e yönelik değildi” diyor ama öbür rivayetlerde çok detaylı olarak, “Peygamberimiz (s.a.v)’e yöneliktir” diyorlar, inşaAllah. Eğer öyleyse bile bir zelle olmuş olur, Peygamber zellesi olur. Ki çok nezaketli, güzel bir şekilde o zellesini düzeltecek bir üslup kullandığını görüyoruz, inşaAllah; nur Peygamberimiz (s.a.v).
“Sultanım, sizi görmeyi çok istiyorum. Ne zaman davet ederseniz, ümitle bekliyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun, inşaAllah.” Telefon numarasını vermiş bir kardeşimiz, gelmek istiyorsa buyursun gelsin.
Evet, sen bir şey mi diyeceksin Hocam?
SUNUCU:Estağfirullah Hocam. Haber var, onunla devam edebilirim. Bir kardeşimizin resmi vardı, göndermişler onu göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam’a gitmiş bizim kardeşler, videosunu da çekmişler, konuşmuşlar, ellerinden öpmüşler. Dünya tatlısı. Daha da dinçleşmiş, iyi olmuş, elhamdülillah. Çok dua edin Şeyh Nazım Hocam’a. “Onun yanında hanımlar var mı?” demiş, “estağfirullah sultanım” demiş; yine demiş, “yanında hanımlar var mı?” demiş, yine “estağfirullah sultanım” demiş; bir daha demiş, yine “estağfirullah sultanım” demiş, ısrar edince; “siz daha iyi bilirsiniz efendim” demiş. “Delikanlılarla uğraşmayı bıraksın, hep hanımlardan yapsın cemaati” demiş. “Onlar daha güzel huylu olurlar, daha bereketli olurlar, daha faydalı olurlar” mealinde bir konuşma yapmış, yani “daha iyi anlarlar İslam’ı, Kuran’ı daha iyi anlarlar, İslam’a daha güzel hizmetler ederler” demiş. “Onlara ağırlık versin” demiş. Ben sultanımın ellerinden öpüyorum, maşaAllah. Dünya tatlısı, dünyadaki en şeker şeyh efendidir, en tatlı şeyh efendidir, maşaAllah. Mürşidimdir, sultanımızdır, inşaAllah. Ellerinden, ayaklarından öpüyorum muhterem Hocamız’ın, maşaAllah. Allah bereketli, uzun ömür versin; sağlıklı, sıhhatli. O tatlılığını Allah daha da artırsın. Çok şeker, çok tatlı, inşaAllah. Çok nüktedan, çok hikmetli, güzel konuşuyor. Tatlı tatlı onlarla şakalaşıyor, konuşuyor böyle, güzel güzel sözler ediyor. Hep şakaya boğmuş; çok güzel, hikmetli, hayırlı konuşmuş. Amerika’dan misafirlerimiz vardı, onları götürmüştük, onlarla da tatlı tatlı şakalaşmış. Herhalde dünyanın en tatlı insanı Allahualem, gördüğüm kadarıyla; gördüğüm insanlardan başka yok, göremiyorum yani. Ama yoğun dua edin şeyhime, inşaAllah; Allah 100’ü aştırsın. Daha 80 küsur, daha genç; Bismillah, daha dur bakalım, inşaAllah.
Şu Cübbeli’nin cingir cingir sesinden bir güzel imani konular dinleyelim, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetsin yine, bir şey olmaz, direnç kazanırız, inşaAllah. Birkaç tane konuşmasını dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin anlattıklarının hepsinin faydalı olanlarını kullanacağız, inşaAllah.
Müslüman temiz olacak, çok çok temiz olacak; ruhu, bedeni, elbisesi, evi, her yeri. Ama öylesine bir temizlik değil, jilet gibi böyle, ayna gibi tertemiz olacak, inşaAllah. Mis gibi olacak. Oruç tuttuğunda da, yorgunluğunda da, her zaman o temizliği, o nezafeti, o hoşluğu üzerinde olacak. Bazı kardeşlerimiz oluyor, mesela oruç tutuyor, rezalet, Allah vermesin. Allah su vermiş, imkan vermiş, değil mi? Müslüman’ın ağzı mis gibi olur, eli yüzü mis gibi olur, değil mi? Güzel duş al, temizlen, ağzını sık sık çalkala, değil mi? Allah imkan vermiş, acz vermiş ama imkan da vermiş.
“Canım Hocam, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni ben de çok severim. Acaba bayanlar hakkında söylediğini ben de üzerime alayım mı? Çok hoşuma gitti de, beni de cemaatinize katar mısınız, inşaAllah?” diyor. Şeref duyarım. Ama ne tatlı bir insan, mesela bak çok sürpriz bir şey, üç kere tekrarlamış; “Cemaatinde hanımlar var mı?” demiş, sonra da; “hep hanımlardan olsun cemaati” demiş. “Onlar bereketli olur, güzel huylu olurlar” demiş, “daha imanlı olurlar” demiş, ona benzer güzel bir konuşma yapmış. Hakikaten çok mübarek, müberra varlıktır kadınlar, yani dünya tatlısıdırlar. İman etti mi çok güçlü iman eder, bir daha da bırakmaz, ölümüne iman eder kadınlar. Acayip delikanlıdır kadınlar. Fedakarlık, mesela erkekler öyle değildir, bir bölümü mesela azimli değildir, sabredemez. Mesela çok sabırlıdır kadınlar; azmeder, sadakati çok şiddetlidir, acayip sadık olurlar. Sokakçı değildir Müslüman kadınlar, evcimen olurlar. Kitap okusun, bilgisini artırsın, kültürünü artırsın, spor yapsın, yani evden daha çok zevk alırlar. Kendi aralarında neşeli olsun, konuşsun. Tabii çıkmaz değil, çıkar da ama daha çok evden zevk alıyorlar. Allah fıtratını öyle yaratmış, Kuran’da da ona işaret var. Ama kadının gıdası sevgidir; sevgiyle açılır. Ne kadar sevgi sunarsan çiçek gibi açar da açar, açar da açar, ferahlar o. Onu güzelleştirir. Sevgiyi kıstın mı yazık o güzelim varlık böyle sararır, solar, bitkinleşir; Allah vermesin, öldürürsün onu. Yani bambaşka bir şey olur, Allah esirgesin. Allah aşkı, Allah aşkından kaynaklanan insan sevgisi, kadının gıdası bu. Yemesin, içmesin, sevgiyi görsün; yani onun gıdası sevgidir. Yemek olmasa da istemez ama sevgisiz yaşayamaz kadınlar, inşaAllah.
Murat Barış Coşkun, “Uzun süredir size yazamadım, ama hep ekranda görmek nasip oluyor, inşaAllah. Güneş gibi karanlıklara doğuyorsunuz muhterem Hocam. Biz de yanınızdayız, inşaAllah” diyor. “Selamun Aleykum Muhammed..” Ama Peygamberimiz (s.a.v)’in lakabı o, olmaz o. Emin olan insan diyebilirsin, değil mi? Peygamberimiz (s.a.v)’in lakabı o, Peygamberimiz (s.a.v)’de güzel duruyor ama Müslüman için aynı anlama gelen başka bir söz olsa daha güzel olur, inşaAllah. Yani vicdanen ben öyle düşünüyorum. “Kuran’daki el kesme ya da kırbaçlama ayetlerini nasıl anlamalıyız? Sizi çok seven talebeniz” diyor Murat Barış Coşkun. “Kuran’da el kesme ya da kırbaçlama,” bunlar caydırıcı ayetlerdir. Yani o devirde, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında, sahabe zamanında hiç kimse hırsızlık yapmadı, hiç kimse. Kimin eli kesilmiş? Çok çok çok nadirdir, yani bir veya iki vaka, üç vaka en fazla, inşaAllah. Kırbaçlama da çok çok çok nadirdir. Caydırıcı ayetlerdir, yani küçük düşürmeye yönelik ayetlerdir. Zaten mümin, Müslüman ihtiyacı olduğunda söylüyor, ne istiyorsa alıyor. Mesela diyor ki; “şu çok güzelmiş” diyor, mesela farz edelim sürahi, “çok güzel” dedi, zaten Müslüman, “Allah razı olsun, senin olsun kardeşim” diyor, öyle bir hırs yok ki Müslüman’da, yani çalınacak ne ortam var? “Mal zibil gibi akacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Adam niye hırsızlık yapsın? Aklında bozukluk varsa, kriptomansa, o zaten bir hastalık, hastaya tedavi uygulanır, hastaya zaten ceza verilmez. İhtiyacı varsa zaten alıyor, yani ne istedi de elde edememiş ki Müslüman? Yiyecekse yiyecek, kıyafetse kıyafet. Müslüman bir şey isteyip de vermeme yok ki, mal-mülk istediğinde hemen alır Müslüman. Müslümanlıkta böyledir. Yani bir şeye imrendi mi, “al senin olsun” diyeceksin, böyledir. Öyle bir olay olmaz zaten; aç, açık kimse kalmaz, niye hırsızlık olsun? Sadece caydırmaya yönelik bir hükmü vardır, pratikte uygulanan bir ceza değil. Kırbaç da öyle, pratikte uygulanmaz. Olacak iş mi, dört kişi birden adamı zina halinde yakalayacak, yani teknik olarak mümkün mü bu? Ayet diyor ki; “Pencereden girmeyin.” Gizliden giremezsin, kapıyı çalacaksın; kapıyı çaldın mı adam zaten üstünü başını düzeltip kapıyı açacak, “ne var, buyurun hemşerim” diyecek. Orada nasıl dört kişi birden zina halinde yakalasın da kırbaçlansın adam? Küçük düşürmeye ve caydırmaya yönelik tehdit unsuru olarak ayetler. Böyle şeriat uygulanan, tarihte bana adamlar gösterin; yani çok çok çok nadirdir, milyonda bir, çok nadirdir. Dolayısıyla, İslam’ın sistemi zaten onu kökünden kaldırıyor, öyle bir olay olmuyor, öyle bir yapı yok. Yani mesela düşünün, bir çocuk bir yiyeceğe imreniyor, bir oyuncağa imreniyor; hemen alır, verirsin. Ne güzel, hemen sevindirirsin. Veyahut bir genç kız, “ne güzel kıyafetmiş” diyor, “al, senin olsun” dersin, değil mi? Ne güzel. ”Hediyem olsun sana.” Bu kadar. Bu böyledir yani inşaAllah. Ne yapacak dünya malını, ahirete götüremez ki bir insan, mezara da götüremez, değil mi? Niye olmasın? Zaten Müslümanlıkta zibil gibi zenginlik oluyor, müthiş bir zenginlik oluyor. Silaha para vermiyorsun; tanka, topa, uçağa para vermiyorsun; yiyeceğe, içeceğe, üste-başa gidiyor. O zaman da mal çok fazla oluyor. Peygamberimiz diyor (s.a.v); “Adam gelecek Hz. Mehdi (a.s)’a, malı olduğu halde mal isteyecek.” Yani gözlerine inanamayacak mal çokluğundan. “Buyurun hemşerim” diyecekler, “hazineye git, versin” diyorlar, hazineden alıyor. Adam kucağında taşıyamayacak kadar alıp götürüyor, “Yahu Muhammed ümmetinde en açgözlü ben miyim” diye, adam mahcup oluyor, geri getiriyor. Hazine, “biz verdiğimiz malı geri almayız arkadaş” diyor. “Tamam bu senin, ne yapıyorsan yap, dağıt” diyor. Bu durumda hırsızlık olur mu? Niye olsun hırsızlık? Ama şimdi adamlar, yani görüyorsunuz vaziyeti, tek tek anlatmayayım. Tabii.
Moteo Toksa, Kıbrıs Lefkoşe’den yazıyor. “Esselamun Aleykum, Rabbimizin selamı sizin ve bütün müminlerin üzerine olsun. Sevgili Adnan Oktar Hocam, Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzüne gelişini sabırsızlıkla ve heyecanla bekliyoruz. İzniniz olursa bir sual sormak istiyorum. Hz. İsa (a.s)’ın geçmişteki gibi yardımcıları, havarileri olacak mıdır? Aklımdaki bu soruyu aydınlatırsanız beni çok memnun edersiniz. Vesselam. Sizleri çok seviyoruz” diyor. Moteo kardeş, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, evet, havas, seçkin talebeleri olacak ama yani şey değil, yanlış anlaşılmasın, hani diyorlar ki; “eski havarilere yeniden ruh verilecek, canlanacak,” o değil yani. Onlar vefat etti, talebeleri. Hz. İsa (a.s) vefat etmedi, Allah Katı’ndadır. Cismiyle, bedeniyle ve ruhuyla başka boyuta alındı. Hemen, hemen şöyle; boyut denen şey; bir milim değil, milimetrenin yüz binde, milyonda biri değil, değişik bir şeydir boyut, hemen iç içeyiz. O boyuttan buraya geliyor, dünyaya geliyor, başka bir boyuttan. Geldiğinde uyku halinde gelecek. Yani geldi daha doğrusu, işin doğrusu. Uyur halde, diyecekler; “bu kimdir? Üstü başı falan…” “Siz kimsiniz?” diyecekler; o Aramice konuşur, bilmez. O zaman diyecekler; “hafızasını kaybetmiş bir insan herhalde” diyecekler, yani hafızasını kaybettiğini düşünecekler önce, sonra yüzüne bakınca görünüş, olayın şekli, “bu Hz. İsa (a.s) olmasın” diyecekler. “Hz. İsa (a.s) mı acaba?” diyecekler. Bir de bakacaklar; zekası, üslubu, aklı, konuşması… Kısa sürede yabancı dilleri öğreniyor, şakır şakır İngilizce, Türkçe; hepsini bilecek, yabancı dillerin çoğunu bilecek. Kuran’ı ezberliyor, bir okuyuşta Kuran’ı ezberler. Bak, abartmıyorum yalnız, dikkat edin; Kuran’ı böyle okuyor bir kere ama tek bir kere okuduğunda su gibi ezberler. Tevrat’ı, İncil’i hepsini bilecek, inşaAllah. Diyecekler; “Bu Allahualem o.” “Havas ve seçkinleri” diyor, havas ve yakın talebeleri; mukarreb, yani yakın olanlar havas, “Allahualem o” diyecekler. Ama mazlum; mesela yerde oturur yemek yer, sohbet eder, konuşur, uyur. Tabii insan; mesela hasta da olur, grip olur, nezle olur mesela; “Allahualem o” diyecekler, bakacaklar mesela sürekli Hıristiyan alemini Müslümanlığı davet ediyor, hakikaten başarılı, “Allahualem o” diyecekler. Hz. Mehdi (a.s)’da da öyledir, Hz. Mehdi (a.s) yavaş yavaş, yavaş yavaş intişar edecek, sonra; “buna masonlar destek oldu; Yahudiler, siyonistler de destek oldu, Amerika destek oldu, Rusya destek oldu, Çin’i de bir şekilde bağlamışlar, hepimize hayırlı, uğurlu olsun” diyecekler, inşaAllah. Hani bu şeytan takımı. Yani; “planlamışlar zaten, ortalık da boştu, komünizm de ezilmişti, ekonomik kriz de var zaten, Müslümanların da üstüne gittiler, ezdiler onları da, Müslümanlar da işte Arap baharı diye bir olay organize ettiler,” “onu da Mehdi baharına çevirdiler, bir tane bu şahsı da ayarlamışlar, o da uyanık” diyecekler yahut artık kendilerine göre ne diyecekse bir şey diyecekler, “başa getirdiler onu” diyecekler, “hepimize hayırlı, uğurlu olsun” diyecekler, “adamlar bayağı kurnazmış” diyecekler. İblis takımının yöntemi bu olacaktır. Müslümanlar da; “hay maşaAllah koç yiğidimize” diyecekler, “Allahualem o” diyecekler. Bak, iblis takımının ne diyeceğini de söylüyorum. Yobaz takımının ne diyeceğini de söyleyeyim. Yobaz takımı da diyecek, yani aynı üslup onlarda da olacak; “masonları ayarlamış” diyecekler, “Yahudileri ayarlamış, Hıristiyan alemini ayarlamış, George Bush filan hepsini ayarlamışlar; Rusya’yı da, Putin’i de ayarlamışlar” diyecekler, “Obama’yı da ayarlamışlar; tamam, olacağı buydu” diyecekler, “şimdi adama karşı gelirsek, bize kim bilir ne yapar” diyecekler, “en iyisi ses çıkartmayalım, ne diyorsa he diyelim” gibisinden; yobaz takımı da öyle bir şeyler diyecekler. Nasıl olsa İslam’a, Kuran’a bir şey diyemeyeceklerine göre, çünkü Hz. Mehdi (a.s) Kuran’a göre hareket edecek. İtiraz da edemiyorlar. Bütün ulemayı, alimleri toplayacak, meclis haline getirecek; büyük, 300-500 kişilik büyük bir ulema meclisi de kuracak Mehdi (a.s), onlara da danışıyor. İtiraz edecek halleri de yok. Yani nasıl itiraz etsin? Danışıyor da aynı zamanda. Ama ulema zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın aksini yapmaz, onu söyleyeyim. Dediğine, “doğru söylüyorsun” diyecekler, "Allah razı olsun." Belki teknik bazı şeyler varsa, yanlışlık, onu uyarabilirler. Mesela “şurada bir şey var efendim” derler, “şurada, işte Arapçada şu kelime, şu anlama gelir.” Çünkü Hz. Mehdi (a.s) Arapça bilmiyor. Ulemanın yardımı olacağını Bediüzzaman söylüyor; “bütün ulemanın ve bütün evliyaların iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Yani bu olay net, açıkça söyleyeyim; olacak, olacak diyorum, herkesin gözü önünde; bütün Türkiye’nin, dünyanın gözü önünde Mehdiyet’i cayır cayır göreceksiniz.
Sami Coşkun, bu bizim komşumuzmuş. Adres vermiş; Dereboyu Caddesi. “Değerli dostum Sayın Harun Yahya. Görüşmeyeli uzun zaman oldu. İlkeli tavrınız, inançlı yapınız, güvenilir olmanız, ilişkilerinizin dostça olması, vatana ve millete hayırlara vesile olmanız dileğim ile. Görüşmek dileği ile” diyor. Sami Coşkun, tanıyorumdur ama… Sami Coşkun, komşulardan biri herhalde, çünkü evi bize yakın. Görsem tanırım ama ismini çıkaramadım.
Çağatay Yılmaz, “Hocam, hizmetlerinizi çok takdir ediyorum. Sizin için burada neler yapabilirim? Saygılarımla” diyor Çağatay. Tamam, kardeşlerinle görüş.
Enes Koca. “Hocam, hiç Arapça konuşmuyorsunuz” diyor, “Kusura bakmayın lütfen” diyor. Enes, Arapça bilmiyorum ben, nasıl konuşacağım? Yani, namaz surelerini biliyorum; az ezberden bildiğim. Ama Arapça bilmiyorum ben. Ama şimdi burada oturup Arapça, hadi diyelim ezberlesek, yapabiliriz de, yani birkaç kelime; ben milletime hava mı atacağım yani? Onlara, milletime sükse mi yapacağım? “Bak, siz Arapça bilmiyorsunuz, ben biliyorum, siz cahilsiniz.” Benim milletim Arapça bilmiyor, benim milletim Türk; Türkçe biliyor, ben de Türkçe anlatıyorum. Niye Arapça konuşayım yani? Anlamaz ki. Arabistan’da olsam tamam, inşaAllah. Bilsem çok hoşuma gider, Arapçayı ben çok seviyorum lisan olarak, şahane. Bak kardeşlerimiz Arapça ayet okuyorlar, nefis, çok çok güzel, maşaAllah.
Levent, haset etme, haset etme kerata, inşaAllah. Zenginliğe haset ederler, gençliğe haset ederler, güce-iktidara haset ederler, mükemmel anlatıma haset ederler, kitaplara haset ederler, sizin güzelliğinize haset ederler, sizin beni sevmenize haset ederler. Nedir bu böyle? Seviyorlar beni işte, daha ne istiyorsunuz keratalar. Çatlayın da patlayın, artık ne diyeyim yani. Hem de aşkla, Allah aşkıyla seviyorlar; yüzlerce, binlerce yani, maşaAllah. Birbirinden güzel hanımlar hakikaten seviyorlar, Allah razı olsun. Ben de onları çok seviyorum. Sen sevgisiz yaşayabiliyorsun, ben yaşayamıyorum sevgisiz. Allah esirgesin ölürüm ben sevgisiz. Sevgi benim ruhum, ben Allah aşığıyım, Allah’ın deli aşığıyım. Bu delice aşkımın sebebi de Allah aşkıdır, inşaAllah. Bak, geceli-gündüzlü, kerata, bir benim ömrüme bak, bir de senin ömrüne bak. Benim bütün ömrüm delikanlılıkla geçti. Hapishaneler, karakollar, bilmem neler, tımarhaneler. Zerre miktar yıldım mı? Yüzlerce kere tehdit aldım, yedi el kurşun sıktılar üzerime, yeni geldiğimde İstanbul’a. Asla ve kesinlikle vazgeçmedim. Vazgeçer miyim? Asla. Her gün deli aşkım daha artıyor, coşkum daha artıyor. Bak, dün bir saatlik uykuyla geldim, bir saatlik uykuyla, dünkü röportaja. Bir gün evvel üç saat uyudum. Vakit yok. Yoğun faaliyet var, maşaAllah.
Dedeme çekmişim, dedeme. Resulullah (s.a.v), o da hanımları çok seviyordu, ben de çok seviyorum. Hz. Süleyman (a.s)’ın 300 tane hanımı, 700 tane cariyesi vardı. “Ya Rabbi, senin aşkından bu sevgim” diyor, “Allah aşkı” diyor. Bu, saf şehvet değildir bu, Allah aşkı bu, Allah aşkı. Mesela Hz. Süleyman (a.s), Kuran’da Sebe Melikesi’nin ordusuna diyor ya; ”gelirsem aşağılarım sizi, perişan ederim” diyor. Hüdhüd’ü de diyor işte, şöyle yaparım, böyle yaparım diyor, açıklıyor ayette. Ama Allah karakterini bize bir gösteriyor Hz. Süleyman (a.s)’ın. Mesela oradaki ifadelerde zannedersin asar, keser, yıkar, biçer gibi görünüyor. Karınca ezmiyor, karınca. Karıncaları görünce gülüyor onlara, şakalaşıyor karıncalarla. Ordu duruyor; karıncalar geçiyor, ondan sonra ordusu geçiyor. Karıncaya kıyamıyor. O kadar naif, o kadar sevgi dolu, o kadar şefkatli bir insan. Ama kahredici bir ordusu var, kahredici güce sahip. Tabii ki delikanlıca hükmünü koyuyor; “Gelirsem gereğini yaparım” diyor. Uygulamaya yönelik mi? Değil. Güç, iktidar gösterisi, inşaAllah. Ama gerekirse yapar. Ama yapmıyor. Şefkat insanı. Allah onu özellikle söylüyor. Karınca, dişi karınca, “aman, Hz. Süleyman (a.s) geliyor” diyor. Gülüyor Hz. Süleyman (a.s), karıncanın sesini duyuyor, onun konuşmasını. Bunlardan görüyoruz ki, hayvanların kendi aralarında bir konuşma dili var. Ve eğer insan beyninin kullanılmayan kıvrımları eğer kullanılırsa demek ki hayvanların konuşmalarını da duyacağız, anlayacağız. Beynin büyük bir bölümü kullanılmıyor. Kim bilir belki manna mı etki ediyor? Kuran’da geçer, manna vardır. Hz. Musa (a.s)’ın kavminin yediği bir şey, güzel bir madde, öyle diyeyim, yiyecek. Hz. Musa (a.s) orada biliyorsunuz altını eritti, sonra altını toz haline getirdi. Denize savrulacak şekilde toz. Yani altına öyle bir şey olmaz. Altının vasfını değiştirdi. Bir ilim, biliniyor yani şu an. Tapınak şövalyeleri de biliyorlar. Bana da getirdiler. Tapınak şövalyeleri çok fazla hediye getirdiler, içinde bir şişe manna da vardı. Göstereyim. Eğer manna toz halinde olursa şişenin içinde, camdan geçip dışarıya çıkıyor. Toz halinde iken. Suyla olduğunda içinde duruyor, yani çıkmıyor. Su onu muhafaza ediyor. Eğer suyu çıkartırsan, sadece toz olarak mannayı koyarsan, şişenin dışına çıkıyor manna. Camdan dışarıya çıkıyor. Yani o kadar latif bir madde, o kadar ince bir madde. Çok az alındığında mannadan, beyinde müthiş bir değişiklik meydana getiriyor, insan beyninde. Fakat tehlikeli. Yani aklı zayıf olanlarda, imanı zayıf olanlarda delirtir, Allah esirgesin. O yönüyle çok tehlikelidir. Ama çok az, aklı başında olan birisi aldığında, beyninin vasfı gelişiyor. Beynindeki yapıda, mesela farz edelim yüzde 20’sini kullanıyorsa, yüzde 60’ı kullanılır hale geliyor beyninin. Yani birçok şeyi görmeye başlıyor. Birçok şeyi daha iyi hissetmeye, insanların göremediği sesleri duymaya başlıyor. Mesela farz edelim hayvanların konuşmasını duyabiliyor. Yani birçok ilginç özellikleri olabiliyor. Yani bu bir sır bilgidir. Fakat bende sır durmaz biliyorsunuz. Mannadan hiç kullanmadım, onu söyleyeyim. Yani almadım fakat var, yani şişede duruyor, inşaAllah. Mannaya ihtiyacımız yok evelAllah, inşaAllah. Bilen bilir bizi, inşaAllah. Allah dilemesi ile, Allah’ın yaratması ile. Güç veren, konuşturan Allah’tır.
Alkol de çok zararlıdır. Aman ha kardeşlerimiz hiç böyle bir şey yapmasınlar. Çok azı bile tehlikelidir. Karaciğeri batırır, beyni batırır. Beyin hücrelerini hemen tahrip etmeye başlar. Hatta bak dudağa bir parça alkol sürsen, bembeyaz olur dudak. O üstteki hücre tabakasını öldürmesinden kaynaklanıyor. Tabaka ölüyor, onun için beyazlık meydana geliyor. Yani hücre için direkt zehir etkisi yapar ve toksik, güçlü zehirler içerisinde geçer. Alın zehir kitaplarını, zehiri anlatan kitaplarda, alkol olarak ayrı bir madde içerisinde geçer. Güçlü zehirlerin içerisinde. Alenen zehirdir alkol. Onun için sakın ha, işte, “yok kafayı çektik, bilmem ne yaptık” falan böyle. Öyle bir şey yok, kafayı parçalar. Kafayı çekmeye bırakmaz yani. Karaciğeri de parçalar, mahveder Allah esirgesin. Tansiyonu aniden yükseltir. Çok sakat iştir. Mutluluk falan da vermez. Beyaz üzüm suyu tavsiye ederim bir kadeh. Kafalarının açılmalarını istiyorlarsa, beyaz üzüm suyu çok iyidir, inşaAllah. Bir kadeh aldılar mı güzel, beyaz peynirle beraber, dedikleri tarz olur, inşaAllah. O da yetmiyorsa, bir çorba kaşığı dut pekmezi, inşaAllah. O kadar. Sakın ha sakın, alkol hem haram hem zararlı, inşaAllah. Mesela domuz eti, öldürücü trişin taşıyor. Kardeşim ne gerek var, mis gibi kuzu eti varken, koyun eti varken. Kasaba gittim, görünüşü bile çok korkunç. Allah vermesin. İnsanı itiyor böyle, çok garip bir rengi var. Çok kalın bir yağ. Hakikaten insanı tiksindiriyor görünüşü, çok kötü. Yani olacak gibi değil. Bir de yağının molekül halkası çok geniş, kükürtlü molekül halkası var. Amerikalı askerler Kore’de savaşırlarken, kalp enfarktüsünden çok fazla ölümler oldu o devirde. Çok fazla. Peşpeşe enfarktüsten öldü askerler. Türk askerlerinde yok. Çok nadir. “Buyurun inceleyelim” dedi bilim adamları, doktorlar geldi, orada bilim adamları araştırdılar. Tak, domuz eti. Yoğun olarak domuz eti tükettikleri için, kalp damarları çok nazenin, incecik, bir milim. Kazık gibi yağ tıkıyor. Sonunda da, Allah esirgesin kalp enfarktüsü geçirip ölüyorlar. Onun için Allah bir şeyi haram etti mi, doğrudur. Yani bir hayır var, inşaAllah. Mesela zinayı haram ediyor. Kadından zevk alamazsın, ölürsün. Allah cinsel gücü yok eder, tutkuyu yok eder, aşkı yok eder o zaman. Kadın bir et-kemik yığınına dönüşür, mahvolursun Allah esirgesin. Zinada duvar haline gelir kadın. Zina etmeyen erkekte kadına karşı müthiş bir iştiyak, müthiş bir sevgi, müthiş bir tutku olur; helale yönelik, helaline karşı. Özel bir güç verir Allah. Bütün Peygamberler çok güçlüdür o yüzden. Yani akıl almaz bir aşk, akıl almaz bir tutku olur kadınlara karşı. Sevgi olur. Yani bu saf şehvet tarzında değil. Şehvet de vardır içinde tabii ama yüzde 99’u tutku, Allah aşkıdır, inşaAllah. Anlayın diye söylüyorum, inşaAllah. Mesela kumar, haram; hep kaybediyorlar, hep üzülüyorlar. Kazanan da üzülüyor, çünkü arkadaşının bütün parasını alıyor. Ne oluyor? Adam düşman oluyor arkadaşıyla. Allah diyor ki; “aranızda düşmanlık olur’’ diyor. İçki, kumar, fal okları, Allah yasaklıyor. Bereket, güzellik var yasaklanmasında. Dostluk devam ediyor o zaman, arkadaşlık devam ediyor. Adamın bütün parasını pulunu alıyorsun. Adam nefret ediyor, kinleniyor. Alan da aşağılandığını düşünüyor, küçük düştüğünü düşünüyor, değil mi? Helali ile kazansana. Zaten sürekli kaybediyorlar. Çoluğuna, çocuğuna alacağı güzel hediyeleri, bilmem neleri hepsini bırakıp, oraya yatırıyor. Veyahut dünyanın parasını içkiye yatırıyor. Bunlar kalktı mı güzel hayat oluyor, hoş hayat oluyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Hocam. Misafirlerim gider gitmez hemen bilgisayarı açtım. Sizi görünce yüreğim coştu. Öyle ferahladım ki, adeta uçtum. Ey Allah’a delice aşık canım Hocam, iyi ki varsınız. Sizi çok seviyoruz” diyor bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. Ben de sizleri çok seviyorum, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Nasılsınız, iyi misiniz?” Elhamdülillah iyiyim. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Gönderdiğim mailler neden canlı yayında iletilmiyor? Kaç tane yolladım. Birini dinlemek nasip olmadı. İnşaAllah bu sefer nasip olur. Hocam ben sizi çok seviyorum. İsmim Mustafa Polat. Siz, hem kalbiniz hem yüzünüz çok güzel bir insansınız, maşaAllah. Bir türlü görüşmek nasip olmadı. İnşaAllah nasip olur. Görüşmek ümidiyle, selamlar.” Bu çocuğun niye maillerini getirmiyorsunuz? Bak, hep yönetimden şikayet var çocuklardan, inşaAllah.
Bizim milletimiz fakir, çoluğu çocuğu hasta olanlar var, şizofren olanlar var, bunlara yazık. Bunları kendi haline bırakmak... Allah aşkına ben, mesela benim şahsım adına kardeşim, beş tane şirketim varsa iki tane olsun. Yeter ki benim milletim rahat olsun. Ne zorumuz kardeşim? Bir ekmek yiyeceğimize yarım yeriz, değil mi? Bu şizofren, işte bilmem otistik falan, bunları ailelere bırakmak, ne yapıyorsanız yapın demek olmaz. Onlara hastaneler kurulsun, devlet bedava bunlara baksın. Zaten fakir bu adamlar, ne bilsin öyle bir şey olacağını. Allah onu öyle imtihan olarak veriyor. Ama onu böyle zor bir imtihanın içine sokmak olmaz. Onlara bir kolaylık, onlara bir ferahlık meydana getirelim. Hepimiz alalım bu sorumluluğu. Mesela çok güzel insanlarımız oluyor, genç kızlarımız oluyor, hepsi güzel ama Allah imtihan olarak bazılarını sakat yaratıyor. Hadi bakalım bunu da sen bak dersek aileye, bu olmaz. Yazık yani rahat olsunlar. Ne gerek var. Kanser mesela, kanserli adamdan para alınır mı? Allah razı olsun, bunu söyledik, hükümet güzel bir tedbir aldı. Bunu ısrarla söyledim, sonunda uygulamaya geçirdi hükümet. Teşekkür ediyorum, maşaAllah. Destek oluyorlar, o konuda kanun çıkardılar.
SUNUCU:Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Üstüne gitmek lazım, çok faydalı oluyor, inşaAllah. Manna ile ilgili bir videomuz varmış. Onu bir seyredelim. Görsünler mannanın ne olduğunu kardeşlerimiz.
-Video- Manna
ADNAN OKTAR:Bu gördüğünüz altından elde ediliyor, saf altından. Görüyor musun, altını ne hale getirmişler? Beyaz toz haline gelmiş. Adeta nişasta gibi, havalarda uçuyor. Toz halinde olduğunda da şişenin içinde durmuyor, dışarı çıkıyor. Bakın, şimdi şaşıracaksınız, bir şey daha söyleyeceğim; mannanın içindeki sıvı, yani manna bulunan sıvı döküldüğünde… Şişeyi ilk önce tartıyoruz, sıvıyı başka bir kaba alıp tarttığımızda ne oluyor bil bakayım? Manna hafifletiyor ağırlığını. Yani çok ciddi farklılık oluşuyor, mannadan dolayı. Aynı ağırlıkta olmuyor. Bunu deneyerek yapabiliriz, göstererek. Saf altından, som altından yapılmış bu manna, şimdi gelecek olan. Hz. Musa (a.s) biliyorsunuz altını toz haline getirip, denize savuruyor. Toz halinde, inşaAllah. Mannada bir şeyler var ama kimseye tavsiye etmem tabii. Öyle bir sorumluluğu almam ben.
(Çay takımı için) Şu güzelliğe bak, maşaAllah. İnşaAllah cennette Allah asıllarını nasip etsin, inşaAllah. Bunu yapan Allah; şimdi fabrikada yapıldı zannediyorsunuz ama buraya getiren de Allah, bize içiren de Allah. Ben dedim, içeride kendime çay yapayım. Ben yapmadım, Allah yaptı. Beni vesile etti Allah. Oradaki alet edevatı vesile eder. Doğrudan Allah yapar. Cennette araçlar yok. Çay istersin, anında olur. İçersin tükenmez, içersin tükenmez. İstersen anında gider, havadan gider oturur. Cennette her şey canlı, hepsi konuşur. Mesela fincanla konuşabilirsin. Söz dinler, yani tamamı söz dinler. Mesela geç geri git dersin, gider; hiç ortalığı kırıp yıkmadan. Tamamı şuurlu, her yer şuurlu; yani yiyecekler, her şey, hayvanlar. Hepsinde Allah’ın ruhu olduğu için, hepsi şuurludur.
“Aman canım Hocam. Hemen gitmeyiniz. Ben daha yeni geldim’’ diyor başka bir kardeşimiz, maşaAllah.
“Hocam bir insan hem Hz. Mehdi (as)’ın, hem Hz. İsa (as)’ın talebesi olabilir mi?” Tabii ki. Yani zaten öyle olacak, inşaAllah. Yani Hz. İsa (as)’ın talebesi olup da Hz. Mehdi (as)’ın talebesi olmaması mümkün değil. İki kardeş onlar. Kehf Suresi’nde ona dikkat çekiyor, işaret vardır; Ashab-ı Kehf ve Rakim Ehli’nden bahsedilir. İki ayrı gruptan bahsedilir ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım, “yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakim’i şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” diyor yaklaşık, inşaAllah.
“İyilik, güzellik, esenlik, barışıklık dileklerimle selamlarımı iletirim. İnsanların arasını düzeltme çabanızda başarılar dilerim. Bildiğiniz gibi İbrahim Suresi’nin 4 numaralı ayetinde,” şeytandan Allah’a sığınırım, “‘Dini ilkelerin tastamam belli edebilmesi için illaki her toplumun konuştuğu dil ile’ buyrulmaktadır. Arapça değil. Bir başka deyişle; Türkiye’de, dini öğretimde Türkçe dilinin kullanılması daha doğru değil midir?” Tabii ki, Allah Allah; Türkçe biliyorsa Türkçe söylenir. Yani mesela Fransa’da olsak, Fransızca konuşurduk. Zaten arkadaşlarımız İngiltere’ye gidiyorlar, İngilizce konuşuyor adamlar. Şimdi Türkçe konuşsa kimse anlamaz. Bunu söylemeye gerek var mı? Zaten açık.
Cudi Kitapçıoğlu, “Size yazı göndererek çok değerli vaktinizi alıyorsam lütfen beni uyarınız. Size hiç gücenmem. Çünkü ben hiç kimseye haksızlık yapmak istemem.” Estağfirullah, yazı göndermek zaten bizim sizden istirhamımız. Siz lütfediyorsunuz, kerem buyuruyorsunuz, yazı gönderiyorsunuz. Biz iftihar ederiz yani, niçin rahatsız olalım? Gayet güzel. “İyilik, güzellik, esenlik dileklerimi sunuyorum” diyor kardeşimiz, maşaAllah.
Şeyh Nazım Hocam’ın hayatını yayınlayalım. Hah, bak mannam geldi. Bakın şu, saf altından elde ediliyor bu, inşaAllah. Üstünde Tapınak şövalyelerinin işareti var. Saf altından, yani 24 ayar altından elde ediliyor. İşte kastedilen manna bu. Eğer su olmazsa camdan dışarıya çıkıyor. Böyle garip madde yani, inşaAllah.
Şeyh Nazım Hocam’ın hayatını anlatan filmi seyrediyor muyuz? Hadi bakalım, Bismillah.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Hayatı
ADNAN OKTAR:Dünya tatlısıdır bizim tatlı şeyhimiz, maşaAllah. Allah hayırlı, uzun ömür versin.
Selamun Aleykum Sayın Adnan Oktar Bey, size bir sorum olacaktı ve bu soruyu yayında cevaplayamazsanız bile lütfen maille cevaplayın, çünkü daha önce de size mail göndermiştim, ancak cevap alamadım. Efendim, geçenlerde youtube’da bir yayınınızı izliyordum, Mısır’da görülen yeşil at konusunu işliyordunuz. Siz de Nasa’nın oyununa kandınız ve gerçek sandınız. Buna inanmadım gerçekten. Mavi ışın projesini duydunuz mu, duymadıysanız kesinlikle araştırmanızı tavsiye ediyorum. Biliyorsunuz, illüminati yani şeytanın askerleri bizden teknoloji olarak otuz sene, belki daha çok ilerideler. Rusya’da Hz. İsa (a.s) hologramına bakmanızı tavsiye ediyorum. Keza aynı şekilde Kabe’ye inen melek günlerce TV’lerde tartışıldı fakat kimse gerçekleri söylemedi. Uydudan ya da uçaktan, binadan vs. gibi yerlerden yansıtılan hologramdır bunlar efendim. Her insanın inancına göre, bekledikleri lidere göre görüntüler aktarmaktadırlar. Ama genel olarak ufoları yansıtmaktadırlar, amaçları bizi 2012’ye hazırlamak. Gün gelecek o yansıttıkları şeylere sahte ufo baskını yapacaklar ya da ilahi bir kişilik indirip deccal ile dünyayı ele geçirecekler. Cevaplarınızı bekliyorum, inşaAllah. Yok, yani orada abartıyorsun işin doğrusu. Şimdi mesela o Hz. Hızır (a.s)’ın görüntüsü olarak söylediğimiz o bulanık görünümlü, atlı görüntüyü -ki İncil’de de öyle geçer, gösterdik, ne oldu? İnsanlar olabilir dediler yani. Bu bizim hangi inancımızı değiştirdi, hangi Hıristiyan’ın, bizim Hristiyan olmamızı sağlayacak şekilde faaliyetine sebep oldu. Veyahut hangi din mensubunun inancında bir değişikliğe sebep oldu. Hz. İsa (a.s)’ın hologram olarak görüntüsü oluşmuş olsa desek, yani farz-i misal, bunun ne mahsuru var, kime ne etkisi olacak? Ama en sonunda söylediği, bu uzaylılar gelecek, o hikaye, öyle bir şey yok. 2012’de Mehdiyet atağa geçecektir; daha canlı, daha aktif. Ve Allah ‘Hadi’ ismiyle dünyada tecelli edecektir, insanlar dalalete düşmeyecekler. Yani iman tırmanmaya başlayacak, olay bu. Her yerde Allah’tan bahsedilecek; Hz. Mehdi (a.s)’dan, Hz. İsa (a.s)’dan bahsedilecek; insanların beyninde bir açılma olacak. İnsanların üzerindeki büyü bozulmuş olacak, o hipnoz kalkacak, olaylar bunlar. Dolayısıyla öyle ufo baskını bilmem şu, bu falan, öyle olaylar yok. Deccal daha dünyayı nasıl ele geçirsin, deccal ne yapacak bunun üzerine? Dünyanın yüzde doksan dokuzu dinsiz, deccal bunun üstüne daha ne yapsın? Deccalin geldiğini görüyor, gördüğü halde, daha hala, “deccal mi geldi?” diyorsun. Deccal zaten kan dökecek, bir milyarın üstünde insanın kanı döküldü, az mı bir milyar? İnsanların yüzde doksan dokuzu da dinsiz oldu, dolayısıyla deccal yapacağını yaptı zaten. Zaman Hz. Mehdi (a.s) zamanı artık, inşaAllah.
Bugün bu kadarla bitirelim, yarın devam ederiz inşaAllah.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...